Beni Seviyo Musun…

GÜÇLÜ BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN MUTLAKA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN 8 Lİ

1) SAĞLIKLI BESLENMEK
Öncelikle sağlıklı beslenmek gerekir. Bu konuyu sık sık vurguladığımızdan detaylara burada yer vermiyoruz. Kısaca beslenmemizde düşük glisemik indeksli ve doğal besinlere yer vermeli, özellikle şeker, trans yağ, tahıllar ve işlenmiş gıdalardan uzak durmalıyız.
2) KİMYASALLARDAN UZAK DURMAK
Çamaşır suyu gibi agresif ve koku yayan tüm kimyasal deterjanlardan uzak durmalıyız. Şampuanlar, diş macunları, çamaşır yumuşatıcıları, parfüm, saç boyası, makyaj malzemesi dâhil kozmetikler bu kimyasallara dâhildir. Bunların yerine karbonat, sirke, arap sabunu, beyaz/zeytinyağlı sabun rahatlıkla kullanılabilir. Saç boyası için de doğal kına tercih edilebilir.
3) ELEKTROMANYETİK ALANLARDAN UZAK DURMAK
Elektromanyetik kirlilik yaratan tüm cihazlardan ve ortamlardan uzak durmalıyız. Cep telefonları, Wi-Fi internet bağlantıları, saç kurutma makinaları bunlara dâhildir. En azından gece yatak odamıza bunları sokmamalıyız.
4) DÜZENLİ UYKU UYUMAK
Düzenli uyku uyumalıyız. Uyumadan önce odalarımız havalandırılmalı ve yatağımız sıcak olmalıdır. Canan Karatay, yatağımıza gerçek yün battaniye serip üzerine pamuklu çarşaf sermemizi önermektedir.
Uykularımız esnasında odamız zifiri karanlık olmalıdır. Gerekirse göz bandı kullanılmalıdır. Bunun sebebi, kansere karşı koruyucu olan melatonin hormonunun zifiri karanlıkta salgılanıyor olmasıdır. Çocuklarımızı karanlıkta uyumaya alıştırmalı, karanlıktan korkan çocukların uyuyana kadar ışıkta, uyuduktan sonra karanlıkta uyumasını sağlamalıyız. Prizlerde gece boyunca yanan, ufak şirin ışıkları kullanmamamız, yine bu sebeple önemlidir.
5) BOL OKSİJEN TEMİZ HAVA ALMAK
Evimizi sık sık havalandırmalı, evin badanasının, mobilyasının, mutfaktaki ocağın ürettiği kirli havanın dışarı çıkmasını sağlamalıyız. Unutulmamalı ki, evimizin havası, dışarının havasından çoğu zaman daha kirlidir. Varsa, alerjik öksürük, rinit, astım gibi hastalıklara sebep olan ve karaciğerimiz için zehirli badana küflerinden kesinlikle kurtulmalıyız.
6) AÇIK HAVADA YÜRÜYÜŞ YAPMAK
Her gün mutlaka en az 20 dakika normal tempomuzda ve açık havada yürümeliyiz.
7) STRESTEN UZAK DURMAK
Kendimizi stresten mümkün olabildiğince uzak tutmalıyız. Stres, bağışıklık sistemini çok çabuk düşüren önemli bir etkendir. Bu hayat koşullarında bazı stresleri engellemek mümkün olmasa da, stresle başa çıkma stratejileri geliştirebiliriz. Kendimize hobiler edinip, sevdiğimiz müzikleri dinleyerek mutlu olduğumuz anları çoğaltmalıyız.
8) BAZI KAN DEĞERLERİNİ İDEAL ÖLÇÜSÜNDE TUTMAK
Tüm bu önlemlerle birlikte, bağışıklık sistemini güçlü tutmak adına Prof.Dr.Canan Karatay’ın üzerinde önemle durduğu doğru vücut değerleri şöyledir:
* İnsülin (açlık): 5’in altında olmalı
* D Vitamini: 80 hatta 100 ng/ml’nin üstünde olmalı. Canan Hoca Kanser gibi ciddi hastalıkları olanların 150 ng/ml üstüne çıkması gerektiğini söyler.
* B12 Vitamini: 800-1000 pg/ml aralığında, hatta kanser gibi hastalıkları olanların 1000 pg/ml’nin de üzerinde olması gerektiğini belirtir.

Demir, magnezyum, potasyum, sodyum gibi vücudumuzun dengesi için önemli minerallerin de dengeli olmasıyla birlikte bağışıklık sistemimiz güçlü ve sağlıklı bir şekilde bizi hastalıklara karşı koruyacaktır.

Çevremizde hastalık yapıcı her etkene karşı durmak mümkün değildir. Ancak bağışıklık sistemimizi güçlü tuttuğumuz sürece, mümkün olduğunca hastalanmaz, hasta olsak dahi hafif atlatabiliri

kaynak: sağlıkla kal Fatoş Pabuccu Tuncay

Piet Mondrian’ın Çizimleri Elbiselerde Yastıklarda Tırnaklarda…

 

 

Neoplastizm  (beyaz zemin üzerine enine ve boyuna siyah çizgilerden ve 3 ana renkten oluşur) stilinin yaratıcısı Hollandalı ressam Piet Mondrian’ın resimleri moda dünyasının farklı alanlarında zaman zaman karşımıza çıkıyor. Yves Saint Laurent’den Nike’a kadar birçok farklı marka bugüne kadar Mondrian resimlerini ürünleri üzerinde yorumladılar. Doluluk boşluk dengesiyle, renkleriyle ve yarattığı grafik etkiyle her nereye uygulanırsa uygulansın başarılı sonuçlar veren Mondrian tarzının moda endüstrisindeki örneklerini sizler için derledik. Ayakkabıdan çantaya, ojeden çoraba, elbiseden bikiniye Mondrian…

Doğal Yöntemlerle Gut Hastalığına Elveda Deyin

Doğal Yöntemlerle Gut Hastalığına Elveda Deyin

 

Gut hastalığı artritin çok ağrılı bir çeşididir ve ürik asidin kanda birikmesinden dolayı meydana gelir. Bu ürün ise pürin adı verilen maddelerin parçalanmasından meydana gelir, pürin de vücudun bütün dokularında ve kırmızı et, karaciğer, fasulye ve kurutulmuş bezelye gibi yiyeceklerin içinde bulunabilir.

Sağlıklı bir insanda, ürik asit kanda böbrekler tarafından filtrelenerek çözülür ve vücuttan ürin olarak atılır.

Fakat, böbrekler fonksiyonunu yerine getiremediğinde ve etkili bir şekilde ürik asidi dışarı atamadığında, bu madde kristalleşir ve eklemlerde birikerek gut hastalığını oluşturur.

Bu kronik hastalık eklemleri etkilemektedir ve bundan muzdarip olan kişilerin yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu sebepten ötürü, gut hastalığına sahip olan kişiler acıyı ve iltihabı azaltmak için sürekli bir tedavi arayışı içindedirler.

Gut hastalığı ile ilgili önemli noktalar

Genelde, gut hastalığından muzdarip olan kişilerin ilk semptomları hastalık ayak baş parmağını etkilemeye başladığında görülmeye başlar. Bu parmak narin, kırmızı, sıcak ve şişkin bir hale gelecektir.

gut-eklemleri

Ayrıca, vücudun şu bölgelerinde de acı ve iltihap gün geçtikçe artacaktır ve yayılacaktır:

  • Ayak kemeri
  • Bilekler
  • Topuklar
  • Dizler
  • Bilekler
  • Parmaklar
  • Dirsekler

Bu hastalığın ilk aşamasında, gut hastalığının atakları günler geçtikçe artabilir ya da hasta tarafından hiç farkedilmeyebilir. Zaman geçtikçe, semptomlar daha gözle görülür bir hale gelecektir ve acılar daha uzun sürmeye başlayacaktır, bunları kontrol etmek için ise tedavi gerekmektedir.

Eğer aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse gut hastalığından muzdarip olmanız daha muhtemel bir durumdur:

  • Erkek iseniz.
  • Ailenizde gut hastalığına dair bir geçmiş var ise.
  • Obez veya fazla kiloluysanız.
  • Alkol tüketiminiz var ise.
  • Pürin bakımından yüksek yiyecekleri tüketiyorsanız.
  • Çevreden dolayı kurşun elementine maruz kalıyorsanız.
  • Eğer organ nakli yaptırdıysanız.
  • Diüretik, aspirin, siklosporin veya levodopa gibi ilaçlar kullanıyorsanız.
  • Niyasin alıyorsanız.

Gut hastalığını teşhis etmek zor olabilir çünkü semptomları diğer sağlık sorunlarına çok benzemektedir. Bu problemin varlığını kesinleştirmek için, doktorunuz ürik asit kristallerin varlığına karar vermek için iltihaplanmış eklemlerden bir sıvı örneği almalıdır.

Gut hastalığı için doğal reçeteler

Doktor hastaya gut hastalığı teşhisi koyduğunda, verdiği tedavi, ibuprofen gibi steroid yapısında olmayan anti enflamatuvar ilaçları (NSAIDs) ve prednizon ve kolkisin gibi kortikosteroidleri de içermektedir.

İlaçlar acıyı yatıştırabilir ve ileride oluşabilecek acıları, yanmaları önleyip hastanın yaşam kalitesini arttırabilir. Buna rağmen, bu ilaçlar her gün tüketilmek için önerilmemektedir, çünkü uzun vadede sağlığınızda yan etkilere yol açabilirler.

Bu risklerden kaçınmak için, sağlığınıza etki etmeden bu hastalıkla savaşmak için bazı doğal tedaviler de bulunmaktadır.

gut tedaviler

Bu kez, özellikle gut hastalığını tedavi etmek için anti-enflamatuvar ve acı rahatlatıcı özellikleri bir arada taşıyan bir doğal tedaviyi sizinle paylaşıyor olacağız. Sonuçlar da ilaç kullanmaya çok benzer, fakat vücudunuzun diğer kısımlarında ilaçlardan ötürü oluşabilecek yan etkileri düşünüp endişelenmek zorunda kalmayacaksınız.

Malzemeler

  • 1 bardak vişne suyu
  • 1 adet ananas
  • 1-2 yemek kaşığı kimyon
  • 2.5 cm zencefil kökü ya da 1 ½ çay kaşığı toz zencefil
  • Bal

Nasıl Yapılır?

  • Ananasın sapını ayırıp soyun. İdeal olarak, içinin posasını kullanmalısınız fakat ayrıca bromelayin içeren sapın da faydalarından yararlanabilirsiniz.
  • Ananası büyük parçalara bölün ve blenderden geçirip püre haline getirin.
  • Vişne suyunu, kimyonu ve zencefili ekleyin.
  • Karışımı bir bardağa koyun ve üzerini kapatın.
  • Bunu buzdolabına koyun ve 10 gün boyunca beklemeye bırakın.
  • Önerilen süre geçtiğinde, karışıma zencefilin ve kimyonun tadını güzelleştirmek için küçük bir miktar bal ekleyebilirsiniz (isteğe göre).
  • Bu harika içecek üzeri düzgünce kapalı olduğu sürece 1 ay boyunca buzdolabında kalabilir.
  • Gut hastalığını tedavi için en iyi sonuçları almak istiyorsanız her gün içmelisiniz.

Mucizevi besin değerleri ve içeriği sayesinde bu içecek çeşitli türlerdeki artrit ve kaslar ve eklemlerle ilgili ağrılara da çok iyi gelmektedir. Bu içeceği her gün tüketmek vücudunuza çok sağlıklı bir besin kaynağı olacaktır.

kaynak: sağlığa bir adım

Anladım ki insanlar: Susanı korkak. Görmezden geleni aptal.

Anladım ki insanlar: Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar… Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!

Şems-i Tebrizi

Günümüzde 25-40 yaş arasındaki nesil neden büyümeyi reddediyor?

 

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor. Oysa anne-babaları o yaştayken bunların birçoğunu yapmıştı. İngiliz yazar Marianne Power da bu neslin bir örneği olduğunu kabul ediyor. Power’ın DailyMail okurları için kaleme aldığı yazısını Uplifers için derledik:

Geçenlerde babamla yemek yedik. Beni en sevdiği restorana götürdü ve birden, şimdiye kadar özenle uzak durduğu tarzda bir konuşma yapmaya başladı. Kendimi aile kurmaya hazır hissediyor muydum? Para biriktiriyor muydum? Birgün bir ev sahibi olmayı düşünüyor muydum? Kariyerimin bir sonraki adımını planlıyor muydum?

Bu soruları düşünce onun yüzüne boş gözlerle baktım ve tüm dünyadaki ergenlerin en çok kullandığı o cümleyi kurdum: “Bilmem

Ancak tek bir sorun vardı; o da artık ergen olmadığım. 34 yaşındaydım.

Babam benim yaşımdayken altı yaşındaki kardeşimi ve sekiz yaşındaki beni okula götürüyor, oradan işe gidiyordu. Bir evi vardı. Kısacası, o dönem orta halli bir ailenin sahip olduğu her şeye sahipti.

Ben ise kız kardeşimle birlikte kirada oturuyordum ve açıkçası kenarda hiçbir yatırımım yoktu. Evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda düşüncelerim ise sadece birer düşünceden ibaretti ve 23 yaşımdaki düşüncelerimden farksızdı. Benim kariyer planım, babamın dediği gibi bu hafta sonunu idare edecek kadardı. “Bunlara kafa yormayı düşünüyor musun? Artık 20 yaşında olmadığının farkındasın değil mi” diye sordu.

Açıkçası bundan pek de emin değildim. Birçok açıdan bir yetişkindim; vergilerimi ödüyordum, oy kullanıyordum, bazı kuruluşlara bağış yapıyordum ancak umutsuzca yaşımı inkar ediyordum.

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor

 

Hayatımın eşini bulacağımı, hayatımın düzene gireceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bu yüzden 10 yıl önce nasılsa, o şekilde davranmaya devam ettim. Paramı biriktirmek yerine hepsini geldiği gibi harcadım. Arkadaşlarımla bir gece daha dışarı çıkmak için kendimi zorladım. Bir an bile ev almayı düşünmek yerine kiralık evlere paramı harcadım. Hala büyümemiştim. Sorumsuz ve ergen miydim? Evet.

Geçenlerde yalnız olmadığımı ve benim gibi insanlara verilen bir isim olduğunu fark ettim: Peter Pan jenerasyonu. 25-40 yaş arasında olup da uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşayan ve evlilik, ev alma, çocuk sahibi olma gibi sorumluluklardan kaçan bir nesil… Bu konu üzerine çalışan Kent Üniversitesi’nden sosyolog Profesör Frank Furedi “Bugün toplumumuz, ergenlik çağında takılıp kalmış kayıp oğlanlar ve kızlarla dolu” diyor. Bu kişiler genellikle 30 yaşına kadar aileleriyle yaşıyor, evlilikten mümkün olduğunca kaçıyor ve hayatlarına 20’li yaşlarındaymış gibi devam ediyor.

Peter Pan jenerasyonunun ne kadar yaygın olduğunu anlamak için sadece istatistiklere bakmak bile yeterli. Örneğin 1970’lerde erkekler ortalama 24, kadınlar ise 22 yaşında evleniyordu. Bugün ise bu sayı erkeklerde 32, kadınlarda 30’a çıkmış durumda. Son dönemde yapılan çalışmaklar, günümüzde 30’lu yaşlarının sonlarında veya 40 yaşında evlenen kadınların sayısının, 10 yıl öncesinin iki katı kadar fazla olduğunu gösteriyor. Öte yandan birçoğumuz evliliği tümden reddediyoruz. İngiltere’deki istatistiklere bakıldığında 50 yaş altındaki kadınların yarısından fazlasının hiç evlenmediği görülüyor.

Benzer veriler ev alma konusunda da geçerli. 80’li yıllarda ilk defa ev sahibi olanların yaş ortalaması 29 iken günümüzde bu yaş ortalaması 38’e çıkmış durumda. 2025’te ise bu sayının 41’e kadar yükselmesi bekleniyor.

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor.

Peki tüm bu değişiklikler neden kaynaklanıyor? Neden günümüzde 25-40 yaş arasındakiler uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşıyor?

Bunun sorumlusu olarak ilk başta ekonomik gelişmeleri gösterebilirsiniz. Artık ev almak eskiye göre çok daha zor. Örneğin İngiltere’de 20-34 yaş arasındaki 3 milyon kişi ailesiyle yaşıyor. Bu sayı 1997 ile 2011 yılları arasında yüzde 20 artış kaydederek 3 milyona çıktı.

Ancak Profesör Furedi, yetişkinlerin bu “ergenleşmesi” sorunu için ekonomik gelişmeleri suçlayamayacağımızı söylüyor ve bu durumu şöyle açıklıyor:

Geçmiş yüzyılda da birçok ekonomik sıkıntı yaşandı ancak asıl mesele, bu jenerasyonun kendi içinde sıkışıp kalmış olması. Ekonomik zorluklarla karşılaşıldığında, parasız kalırsın. Bugün ise insanlar sadece bahaneler buluyor. İnsanlar kendilerini yetişkin olarak görmekten korkuyorlar. Yetişkin olmanın iyi bir şey getirmediğini düşünüyorlar. Tüm kültürel değerlerimiz gençlikle ilişkili ve bundan uzaklaştıkça, daha gergin bir hale geliyoruz.

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini, Simpsons gibi çizgi filmlerin bu kadar meşhur olmasını, bilgisayar oyunu oynayan yetişkinlerin sayısının artmasını da hep yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor ve şöyle devam ediyor:

İnsanlar çocukça davranışlarını kaygısız olmakla eşdeğer görüyor. Oysa bunların hepsi korkudan kaynaklanıyor. Günümüzde insanların gelecekten ve risk almaktan korktuğu bir kültürün içindeyiz. İnsanlar incinmekten korktukları için başkalarına söz vermekten kaçınıyor. Bunu eve çıkmak veya biriyle hayatınızı birleştirmek için düşünebilirsiniz.

Belki de şehirdeki tüm eğlence mekanlarını gezip, ışıkların yüzümüzdeki çizgileri saklayacağını, genç işi kıyafetlerimizin bizleri 20’li yaşlarda göstereceğini düşünüyoruz. Belki artık büyümenin vakti gelmiştir. Şu yaz ayları geçsin, belki büyürüz…

kaynak: uplifers

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Yazarını araştırmama rağmen bulamadım ama,kesinlikle çok yararlı bulduğum bir  yazı mutlaka okumanızı tavsiye ederim…

large (37)

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Enerji durağanlaştığında dağınıklık yığılır, dağınıklık büyüdükçe de enerji durağanlaşır.

DAĞINIKLIK TIKALI ENERJİDİR
Dağınıklığın karşılığı olan “Clutter” sözcüğü, Ortaçağ İngilizcesindeki donma, pıhtılaşma anlamındaki “clotter” kelimesinden gelmektedir. Arttıkça sizi içine alması, yolunuzu tıkaması da aynı şeye işaret eder.
Dağınıklık arttığı oranda mekana düşük seviyeli enerjiler de çekilmiş olur.
Benzer benzeri çeker, prensibi burada da geçerlidir.
large (33)Bunu her insan bilir; Sokakta yürürken birinin bir kenara bir izmarit veya boş bir sigara paketi attığını görürsünüz. Ertesi gün aynı yerden geçerken bir de bakarsınız, izmaritin/paketin yanında daha başka atıklar da birikmiş. Çok geçmeden burada bir çöp tepesi oluşur. Dağınıklık evlerde de aynı şekilde çoğalır. Başta az bir şeyle başlar, derken büyüdükçe büyür, çevresindeki durağan enerji de ona bağlı olarak çoğalır ve yaşamınız üzerindeki durağanlaştırıcı etkisini hissettirir.
İnsan yaşamında yeni bir sayfa açmak istediği zamanlarda, ya da sıkıntı bastığında kendini, evindeki veya odasındaki dağınıklığı toparlarken ya da bazı eşyaların yerlerini değiştirirken bulabilir.
Fakat insanların büyük çoğunluğu dağınıklıklarıyla yaşamaya alışabilmektedirler. Tıkalı enerji son derece yapışkandır ve gerçekten silkelenip bir şeyler yapmak için esaslı bir çaba gerekir.

DAĞINIKLIK NEDİR?
Oxford sözlüğünde “düzensizce birikmiş nesne kalabalığı” olarak tanımlanan dağınıklık, dört sınıfta ele alınıyor:
* Kullanmadığınız ya da sevmediğiniz nesneler
* Dağınık ya da düzensiz eşya
* Çok küçük bir alanda çok fazla eşya
* Tamamlanmadan yarım bırakılmış her şey

KULLANMADIĞINIZ YADA SEVMEDİĞİNİZ NESNELER
İnsan sahip olduğu her şeye görünmeyen kılcal enerji damarlarıyla bağlanır. O eşyaya verilen değer, yüklenen anlam, onun hakkındaki düşünce ve duygular eşya ile insan arasında bir alışveriş meydana getirir. Pozitif anlamda kullanılan, yararlı olan, bir fonksiyon gören veya sevilen nesneler olumlu enerjinin yayılmasında yararlı olabilir. Bunun tersine evdeki kullanılmayan, bozuk, sevilmeyen, kurtulunmak isteyip de atılmayan, başkasına ait olan, bir kenarda unutulan her şey, enerjinin durağanlaşmasına yol açar.
Sizin için bir anlam ifade etmeyen, önemi olmayan, kullanılmayan şeylerden kurtulunduğunda insan kendini bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak da hafiflemiş hissedecektir.

DAĞINIK YA DA DÜZENSİZ EŞYA
Sadece sevilen ve kullanılan eşyaları evde tuttuğumuzu varsayalım, eğer bu eşyalar dağınık duruyorlarsa, mekan dağınık sıfatını korur, aradığımızı bulmamız zorlaşır.
Neyin nerede olduğunu bildiğinizde yaşam kolaylaşır.
Örneğin hepimiz evimizde yatağımızın nerede olduğunu biliriz. İnsanın yatağıyla arasındaki enerji bağı dolaysız ve açıktır. Bir de ev anahtarınızı veya şemsiyenizi veya başka bir şeyi düşünelim. Yeri genellikle tam olarak biliyor muyuz, yoksa zihinsel olarak ortalığı ayağa kaldırdığımız oluyor mu? Ya yanıtlamamız gereken mektup, ya da zarfa koyup atılmayı bekleyen bir mektup? Bazen haftalar sonra gazetelerin arasından elimize geçebilir.
Neyin nerede olduğunu bilmekten kaynaklanan huzur ve açıklık, bu durumlarda stres ve karmaşaya dönüşür.
Cüzdanımız veya çantamız o an için önemli gelen ama birkaç gün sonra işlevini yitiren telefon, adres ve not kağıtlarıyla, gerekli gereksiz broşürlerle dolup taşıverir.
Ya ani bir itilimle otomatik olarak alınan veya toplanan şeyler…
Eve getirir, “Şimdilik şuraya koyayım da sonra kaldırırım.” deriz. Ancak koyduğumuz yerde kalır. Kimi zaman aylarca kimi zaman yıllarca kalabilirler. Akla geldikçe veya gördükçe zihnimizin bir köşesinde belli belirsiz bir bıkkınlık yaratırlar.
Burada önerilen elbette abartılı bir titizlik veya düzenlilik hastalığı değildir.

large (29)KÜÇÜK BİR ALANDA ÇOK FAZLA EŞYA
Kimi zaman sorun yerden kaynaklanabilir. Aile büyür veya eşyalar çoğalır ama mekan aynı kalır. Dağınıklık zamanla evde nefes almakta güçlük yaratan bir hal alabilir. Çözüm büyük bir yere taşınmak ya da evde ciddi bir ayıklama yapmaktır.

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER
Dağınıklığın bu türünü görmek daha zor, bilmezden gelmek daha kolaydır. Ancak sonuçları birçok alana yayılır. Tamamlanmadan bırakılmış her şey fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanda dağınıklık ve tıkanıklık yaratır.
Evinizdeki veya çekmecenizdeki ele alınmamış şeyler, yaşamınızda ele almadan bıraktığımız şeyleri yansıtır ve sürekli olarak enerjimizi çeker. Kırık çekmecenin tamiri, bozuk bir saatin veya aracın onarımı, damlayan musluğun contasının değiştirilmesi gibi ufak tefek tamiratlar bile mekanın enerji akışında önemli roller görür. Ve mantal alanda da ümit ve uyanıklık hallerine ulaşmada yararlı olabilir.
Dikilecek düğmeler, aranması gereken telefonlar, koparılması gereken ilişkiler ve diğer her tür belirsizlik, dönüp yüzleşmediğimiz sürece ilerlememize engel olur. Eğer istenirse insandaki tevil ve savunma mekanizmaları bunları gayet güzel bastırıp kamufle edebilir, ama bunu yapmak için daima enerji tüketir. Bitmeyen her iş yaşam enerjimizden çalar, adeta bir enerji vampiri gibi bizi sömürür.

DAĞINIKLIK BİZİ NASIL ETKİLER?
Çoğu insan dağınıklıktan nasıl etkilendiğini bilmez. Dağınıklığıyla yaşamaktan memnunluk bile duyabilir. Dağınıklığın etkisi ancak ondan kurtulunduğunda duyulacak rahatlama ve huzur ile anlaşılabilir.

DAĞINIKLIK KENDİNİZİ YORGUN VE UYUŞUK HİSSETMENİZE NEDEN OLUR
Çoğu dağınık insan ortalığı toparlamaya hali olmadığını söyler. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Oysa yorgunluğun nedeni dağınıklığın çevresindeki durağanlaşmış enerjidir.

DAĞINIKLIK SİZİ GEÇMİŞE BAĞLI KILAR
Bütün boş alanlarımız dağınıklıkla dolarsa yaşamımıza girecek hiçbir yeniliğe yer kalmaz. Düşüncelerimiz geçmişe takılıp kalır. Bakışlar ileriye bakmaktan çok geriye çevrilir. Sorunlarla yüzleşip daha iyi bir gelecek yaratmak yerine, geçmişi suçlarız.

DAĞINIKLIK BEDENDE DE TIKANIKLIKLARA YOL AÇAR
Dağınıklık aşırı bir hale geldiğinde evinizin enerjisi tıkanır. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. Dağınık kişilerde kabızlık ve hazım bozuklukları, ciltte donukluk ve bozulmalar gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanır.

DAĞINIKLIK KİLONUZU ETKİLER
Yapılan gözlemler, aşırı kilolu insanların genellikle dağınık insanlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir bayanın dediği gibi;
“Evinizi ıvır zıvırdan arındırdığınızda bedeninizi abur cuburla doldurmak da size artık doğru gelmiyor.”

DAĞINIKLIK ERTELEMEYE YOL AÇAR
Dağınıklık içinde yüzüyorsanız, işlerinizi yarına erteleme eğiliminiz olabilir. Dağınıklık enerjinin hareket yeteneğini azaltarak herhangi bir şeye girişmenizi zorlaştırır.

large (34)DAĞINIKLIK UYUMSUZLUĞA YOL AÇAR
Dağınıklık aileler, ev ve iş arkadaşları arasındaki tartışmaların nedenlerinden biri olabilir. Eğer siz gırtlağınıza kadar dağınıklığa gömülmüş olarak yaşıyor ya da çalışıyorsanız ama çevrenizdekiler sizin gibi değilse onların yaşama biçimi sizi engellemez ama sizinki onları kuşkusuz engeller.

DAĞINIKLIK YILGINLIK YARATIR
Dağınıklık enerjinizi aşağı çekerek kendinizi yılgın, depresif hissetmenize neden olur.
Depresyon türlerinin çoğu Yüksek Benliğinizin sizi, başka bir şey yapmanızın zamanı gelmiş olduğu için yapageldiğiniz şeye devam etmekten alıkoymasından kaynaklanır.

DAĞINIKLIK BAGAJ FAZLASI YARATIR
Eviniz aşırı dağınıksa, büyük olasılıkla yolculuğa çıkarken de yanınıza çok eşya alıyorsunuzdur. Dağınıklık bağımlıları “GEREKİRSE” diye peşlerinden sürükledikleri eşya için fazla bagaj ücreti ödemek durumunda kalırlar. Tatilden dönüldüğünde valizlerden bir yığın hiç giyilmemiş temiz ama buruşuk kıyafetler çıkar.
İnsan duygusal ve zihinsel açıdan da fazla bagaj taşımaya eğilimlidir.

DAĞINIKLIK FAZLADAN TEMİZLİĞE NEDEN OLUR
Dağınık bir alanı temizlemek iki kat daha fazla zaman alır. Ne kadar dağınıksanız o kadar çok toz ve kir birikir, enerji o kadar durağanlaşır, temizlik yapmak isteği de azalır.
Yaşadığımız evin odalarını tek tek dolaşıp dağınıklık yaratan gereksiz ve kullanılmayan giyecek ve eşyaları gözlemleyip bunların evimizdeki fazlalık ve dağınıklıktaki payını ve işgal ettikleri alanı yüzdeye vurduğunuzda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olacaktır.
Uzmanlar ortalama büyüklükteki bir evin odalara göre dağılımını şu şekilde yapmaktadırlar:
* Koridorlar yüzde 5
* Oturma odası yüzde 10 – 15
* Mutfak yüzde 30 – 40
* Yatak odası yüzde 40
* Banyo yüzde 15 – 20
* Kiler, depo, tavan arası, bodrum, kömürlük vs. yüzte 100 -200
Toplam : 220 – 250 Oda başına düşen ortalama dağınıklık yüzde 35 – 45 arasıdır.
Evinize ödediğiniz kira, elektrik, ısınma vs. masrafların neredeyse yarıya yakını boşuna hammallığı yapılan şeylere ödenmektedir. Bu alanları pozitif yönde sağlıklı işlerde kullanmak varken olumsuz enerjilerin çoğalmasında kullanmaktayız.

İNSAN NEDEN DAĞINIK YAŞAR?
Dağınıklığın altında görünenden çok daha derin nedenler yatmaktadır.
Çok meşgulüm, vaktim yok, benim için önemli değil, herkes kendi eşyasını toplasa ortalık dağılmaz? vs. gibi açıklamalar birer bahaneden öteye gitmez.

Lazım Olur Diye Saklamak
İnsanların başlıca biriktirme nedenleri budur. “Nasıl atayım ki” diye yakınırlar, “günü gelir lazım olur”. Bu noktada gerçekten ihtiyacımız olan şeylerle, olmayan şeyleri tüm bağımlılıklarımızı bir kenara atarak ayırdetmek gerekir.
Lazım olur diye eşya saklamak geleceğe güvensizlik işaretidir. Unutmayalım ki düşüncelerimizle kendi geleceğimizi biz yaratırız.
Uzmanların konu ile ilgili rastladıkları gerçek vakalardan birkaç örnek:
* Balık sevmeyen bir adamın tavar arasında on beş yıl boyunca saklanmış beş akvaryum.
* Yirmi yıl boyunca bahçede biriktirilmiş boş şişeler, yağ kapları, kavanozlar, yumurta kutuları.
* Geçmiş yıllara ait onlarca telefon rehberi.
Evimizi bu gözle araştıracak olursak bu listeye ilave edeceğimiz pek çok şey olacaktır.

KİMLİK
Sahip olduklarımıza sıkı sıkı tutunmamızın başka bir nedeni de kimliğimizin onlara bağlı olduğunu hissetmemizdir. Eşkoşmalar da diyebileceğimiz eşyayla olan aşırı bağlar insanın kendi hakkındaki yüzeysel fikrini ve imajını koruma çabalarından biridir. Bazı şeylerle öylesine özdeşleşmişizdir ki, onu attığımızda kendimizden bir parçayı koparırcasına bir hal yaşarız.
Çevremizdeki dağınıklığın görünmeyen nedeni, içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel dağınıklıktır.

DAHA ÇOĞUN DAHA İYİ OLDUĞU İNANCI
Bugün hepimizin evlerinde eksiksiz mutfak setlerimiz var. (Gazeteler bile veriyor) Küçük şeyleri doğramak için küçük bıçaklar, büyük şeyleri doğramak için büyük bıçaklar, sivri uçlu, küt uçlu, hafif, ağır, et bıçağı, balık bıçağı, sebze bıçağı, meyve bıçağı vs. Bu setlere sahip olmamıza rağmen ev hanımlarının çoğu tüm bu işleri bir bıçakla hallederler.
Beynimiz tam tekmil bir bıçak setine ihtiyacımız olduğuna reklam devleri tarafından yıkanmıştır.
Daha çoğun daha iyi olduğu düşüncesi, mallarını satmak isteyen üreticilerin kafamıza nakşettiği bir yalandır.

EVİNİZDEKİ DAĞINIKLIK ALANLARI:

Ana Giriş Kapısı
Evinizin kapısının dış tarafı dünyaya bakışınızı, iç tarafı da kendi yaşamınıza bakışınızı temsil eder. Tıpkı insanlar gibi enerji de bu kapıdan içeri girer çıkar. Giriş kısmındaki darlık ve dağınıklık evinize taze enerjilerin giriş çıkışını engeller. Burası temiz ve düzenli durması gereken en önemli alandır. Askıda duran ve kullanılmayan paltolar vs., yerlerde duran ayakkabı, çizmeler vs., gereksiz kuru veya plastik çiçekler, şemsiyeler, bozuk paralar, fişler, telefon, elektirik faturaları, broşürler, eski gazete dergiler vs.

large (36)Kapıların Arkası
Kanca ya da kapı tokmaklarına asılı şeyler (giysiler, gecelikler, havlular, çantalar) olduğu kadar bütünüyle açılmasını engelleyecek mobilya, eşya, sepet vs. şeyleri de kapsar. Kapılarınız ardına kadar açılmazsa evinizde enerji serbestçe dolaşamaz, giriştiğiniz her iş için daha fazla çaba harcamanız gerekir.

Koridor ve Holler
Buralardaki dağınıklık yaşam taşıyıcı enerjinin evin içinde akışına engel olmaktadır.

Mutfak
Mutfak dolaplarınızın içinde neler gizleniyor? Ya bitmeden alınan yiyecekler…
Bütün dolaplarınızda esaslı bir ayıklama ve temizliğe girişin. Derin dondurucunuzla buzdolabınızı da unatmayın.

Yatak Odaları
Yatak odaları genellikle evde yer bulamadığımız şeyleri koyduğumuz bir odadır. Yatak odalarındaki dağınıklık çocuklar ve yetişkinler için de olmaması gereken bir şeydir.
Yatak odası evdeki en önemli odadır. Çünkü nerede ve nasıl uyuduğunuz yaşamınızı büyük ölçüde etkiler. Yaşamınızın üçte birini yatak odasında geçirirsiniz. Bu nedenle yatak odasının düzenli ve sade olması çok önemlidir.
Yatak altlarına itilen ıvır zıvırlar uyku kalitesine bile önemli etkide bulunmaktadır.
Örneğin tuvalet masalarının üstleri de kullanılmayan pek çok boş parfüm vs. şişeriyle doludur. Enerjinin yumuşak ve uyumlu dolaşımı için yatak odalarındaki yüzeylerin olabildiğince temiz ve boş tutulması önerilmektedir.

Dolap Tepeleri
Dolap tepelerine saklanan ve tıkılan şeyler… Evinizde göz hizasından yukarılara yığılmış dağınıklık genellikle bunaltıcı bir etki yaratır, hatta baş ağrısı bile yapabilir.

Dolap İçleri
Çoğu insan sahip olduğu giysilerinin yüzde 20’sini giyer. Bundan kuşkusu olanlar bir ay boyunca bir test yapabilirler. Bu oran sadece giysiler değil, sahip olduğunuz çoğu şey ve yaşamdaki çoğu etkinliğe de uyarlanabilir.

ZİHİNSEL DAĞINIKLIĞI GİDERMEK

Tasalanmaya Son Verin
Endişe sallanan ata benzetilir. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin hiçbir yere gitmez. Endişe bütünüyle bir zaman israfıdır. Zihinde öylesine bir dağınıklık yaratır ki, hiçbir şeyi açıklıkla düşünemez olursunuz.
Endişelenmeyi bırakmayı öğrenmenin yolu, her şeyden önce dikkatinizi odakladığınız şeye güç kazandırdığınızı kavramaktan geçer. Bu nedenle bir konuda ne kadar endişe düşünceleri üretirsek, o şeyin ters gitme olasılığını da yükseltmiş oluruz.
“Korktuğum başıma geldi”
“Sakınılan göze çöp batar”
gibi sözler de bu mesajı insanlara vermek için söylenmiştir.
Endişe öyle derinlere işleyen bir alışkanlıktır ki, bundan kurtulmak için kendimizi bilinçli olarak eğitmemiz gerekir. Kendimizi endişe halinde fark ettiğimiz an durup düşünüp düşünceleri kontrol edip yönünü değiştirme egzersizleri yapmak gerekir. Bu konuda yakınlarımızdan yardım da isteyebiliriz.
Endişe ve tasa yaratan şeylerin listeleri çıkartılıp bunlar tek tek çözümlenebilir.

Eleştirmeye ve Yargılamaya Son Verin
Eleştiri ve yargılama insanda en büyük enerji kayıplarına neden olur. Biraz incelenirse, özellikle başkalarına yönelik eleştirileri ve yargılarımalarımızın altında merkez noktamızın kendi zevk ve alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca kendimizde olup da hoşumuza gitmeyen yönlerimizi değiştirmek yerine bu memnuniyetsizliğimizi başkalarını eleştirerek hafifletmeye çalışırız.
Aslına bakacak olursak hiç kimseyi eleştirip yargılayacak durumda değiliz. Çünki varlıkların gerçek ihtiyaç ve kapasitelerini bilmediğimiz için yapacağımız değerlendirmeler son derece isabetsiz olacaktır.

Dedikoduya Son Vermek
Başkalarının yüzlerine söyleyemediğimiz düşünce ve yargılarımızı, onların olmadığı ortamlarda dile getirmek, bundan da bir zevk duymak da zihnimizde fazlasıyla dağınıklık ve enerji kaybı yaratır. Başkaların yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi onların arkasından da söylememeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Ağlayıp Sızlanmaya, İsyan Etmeye Bir Son Vermeliyiz
Ağlayıp sızlamak, her şeyi ve herkesi suçlamak, problemlerin kaynağını ve sorumlusunu daima dışımızda aramak da düşüncelerimizide büyük dağınıklık yaratır.

Zihinsel Gevezeliğe Son Vermek
Psikologlar ortalama insanın aklından günde atmış bin düşünce geçtiğini tahmin ediyor. Ve ne yazık ki bu düşüncelerin % 95’i önceki günkü düşüncelerin aynısıdır. Bir önceki günküler ise daha önceki günki düşüncelerle aynıdır. Ve bu şekilde katlanarak sürüp gitmektedir.
Kısacası zihinsel faaliyetimizin büyük çoğunluğu verimsiz, tekrara ve alışkanlıklara dayalı, insanı hiçbir yere götürmeyen zihinsel gevezeliklerden ibarettir.

En son ne zaman farklı ve özgün bir düşünce ürettik?
Bizlere bunlar öğretilmiyor! Genellikle hepimiz belli düşünce kalıplarıyla yaşayıp, zihinlerimizi gündelik yaşamın yüzeysel akımlarıyla doldurmaktayız.

Eğerki gün içerisinde kendimizi tüm düşünce akımlarından uzak tutup çok değil beş on dakika ayırabilirsek, içsel gevezeliği dindirerek, şuurumuzu daha yüksek bir bilgeliğe açık hale getirip, yaşamımızda yol gösterici etkileri ayıklayıp seçebiliriz. Yaratıcılığımızı artırabiliriz.

large (31)Bu Gününün İşini Yarına Bırakmamak
“Bu günün işini yarına bırakma” sözünü yaşamımızda hayata geçirmeliyiz.
Örneğin size bir telefon numarası verecek arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Numara yanındadır ama ertesi gün arayıp vermeyi önerir veya siz onu daha sonra arayıp öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. O an bitmesi gereken bir iş ertesi güne uzamıştır ve başka aksaklıkları da beraberinde getirecektir. Ertesi gün o numarayı aramanız gerektiğinde arkadaşınızı bulamayabilirsiniz. Ve o numara ile ilgili iş ertesi günlerde unutulur. Zincirleme olarak pek çok problem yaşanabilir.
Ertelenen işin akılda tutulması büyük bir enerji kaybıdır.
Telefon numarasını hemen orada alın, yaşamınızda yapılacak işler listesi bir madde eksilmiş olsun.
Yerine getirilmemiş sözler de büyük bir enerji kaybına ve zihinsel dağınıklığa neden olur.
Bir arkadaşımızla hafta sonu için bir program yaparız, fakat günler geçtiğinde o gün bizim için öncelik sırası daha yüksek olan bir durumla karşılaşabiliriz. En doğrusu meseleyi fazla uzatmadan arkadaşımızı aramaktır. Bir bahane bulmak, yalan söylemek ya da isteksizce buluşmak buluşma gününün öncesi ve sonrası ciddi enerji kayıplarına neden olacaktır.

RUHSAL DAĞINIKLIĞI GİDERME
Fiziksel, duygusal ve zihinsel dağınıklığın varlığın gelişimine en önemli olumsuz etkisi üzerinde durarak konuyu toparlamaya çalışalım. Dağınıklığın yaşamımızdaki farklı görünümlerinin sonucunda varlığımız, yaşam amacının farkındalığını yitirir.
Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz özgün amacımızın yeniden yüzeye çıkıp anlaşılabilmesi için dağınıklıklarımızı temizlemeliyiz.
Hemen hemen tüm ruhsal ve felsefi bilgiler, içinde yaşadığımız çağın gezegenimiz tarihinde insan gelişimi bakımından en önemli zaman olduğu konusunda ortak bir noktada birleşmektedir. Dünyanın büyük bilgi kaynakları eskiden pek az insanın elindeydi. Çağımızda ise bu tam tersi durumdadır. İnsan istediği bilgilere küçük bir çaba ile ulaşabilir.
Bugün bulunduğumuz noktaya ulaşana dek varlığımızın yeryüzü okulunda teptiği sayısız yolları ve verdiği büyük mücadeleleri düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durumun değerini anlayabiliriz.
İçsel varlığımızın sesini duyabilecek hale geldiğimizde bütün gereksinimlerimiz karşılanır.
Kendimizde, çevremizde ve yaşamımızda daha uyumlu, esnek, huzurlu ve başarılı olmak istiyorsak, basamak basamak dağınıklıklarımızı düzene sokmalıyız. Bunun aslında hareket noktası zihin olmalıdır. Bu nedenle daha fiziksel ve elle tutulur çözümler çağımız insanları tarafından daha fazla ilgi bulabiliyor.
Odamızın dağınıklığı zihnimizin dağınıklığının bir yansımasıdır. Fakat yapay bir şekilde sadece odamızı toplayarak veya bir yardımcı tutup temizleterek zihnimizdeki çöplerden kurtulabilir miyiz?
Hayır.
İçinde bulunduğumuz ikilemlerden, yargılamalardan, şikayetlerden, hoşnutsuzluklardan, güvensizliklerden ve endişelerden kurtulabilir miyiz?
Hayır. Eğer bu kadar kolay olsaydı, şeklen uygulanan pek çok öğreti dünyayı pozitif bir küreye çevirmeye yeterli olurdu.
Şekil değil öz önemlidir.
Elbette başlangıç için fizik boyuttan başlayabiliriz, fakat bunu o seviye ile sınırlı tutmamak gerekir. Fizikten başlayıp mantal seviyeye doğru hareket edebiliriz.
Günlük yaşam dediğimiz, insana sıradan ve anlamsız gibi gelen yaşamlarımızın içinde fark edilip öğrenilmeyi bekleyen sayısız dersler ve deneyimler saklıdır. Yaşamın bu yönlerini görebilmenin yolu ise bakış açımızı değiştirmeden geçmektedir. Aynı şekilde bakıldığında her şey aynı görünür. Bakış açısı değiştiğinde yaşamın muhteşem akışı ve değişkenliği fark edilebilir.

Alıntı.