ŞİMDİ…BURADA OL…

Kestanenin Faydaları…


• Besleyici olmasından başka faydası saymakla bitecek gibi değil
• Kabuklarının suda kaynatılmasıyla hazırlanan ilaç ateş düşürüp sinirleri yatıştırıyor.
• Meyvesi kasları kuvvetlendiriyor, kan dolaşımını düzenliyor. Bedenin ve zihnin yorgunluğunu gideriyor, kansızlığa çare oluyor.
• Şeker, protein, yağ, sodyum ve potasyum içeriyor!.. Kestane birçok hastalıktan da koruyor insanoğlunu..
• Çocuk, genç ve yaşlılar için çok değerli bir enerji kaynağı, hatta yaşamı uzattığı da söyleniyor.
• Kestane, en çok potasyum düşüklüğünden yakınanlara öneriliyor. Çünkü 100 gramında 500 mg potasyum bulunuyor. Fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir ve sodyum mineralleri ile C, B1, B2 ve PP vitaminlerini içeriyor.
• Taze kestane limonun 100 gramı kadar C vitamini içerir. Kestane’nin 100 gramında 200 kalori bulunuyor.
• Kış mevsiminin olumsuz şartlarına fiziksel ve beyinsel yorgunluklara karşı paha biçilmez bir sağlık iksiridir.
• Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenliyor. Kan dolaşımını hızlandırıp varis ve basurların gelişimini önlüyor. • Balla karıştırılmış kestane püresi ise özellikle iştahsız çocuklara öneriliyor.

Şu ”Bey” Lafını Bi Kenara Bırakalım Canım…

Hiç Kendini Çok Yalnız Hissettiğin Oluyo Mu İsmail Abi?

Domatesli TeL Şehriye Çorbası…

MaLzemeLer : 

3 Bardak Su
3-4 adet adet orta boy domates ( rendeleyin )
Göz kararı maydanoz..
2 çay kaşığı tuz.. ( ne çok tuzlu ne çok tuzsuz oluyor yarım lt suda dilerseniz 2,5 olabilir )
3 kahve fincanı tel şehriye…

Yarım kahve fincanı zeytinyağ

Yapılışı :
Yarım kahve fincanı zeytinyağını tencerede eritin. Rendelenmiş domatesleri ekleyin beraber pişsinler.
Üzerine 3 bardak suyu katın tuzu biberi koyun.Su kaynayıncaya kadar bekleyin. Su kaynayınca 1 su bardağı tel şehriyeyi ekleyin kısık ateşte  şehriyeler yumuşayana kadar pişirin.Ve son olarak göz kararı belirlediğiniz maydanozları ekleyin.5 dakikaya daha kısık ateşte kaynatın.

BUNU OKUMAK SİZE İYİ GELECEK…

Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hal…e gelirse, Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa, O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız… İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar… Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler. Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler. Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler. Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar… Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar; ‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır. Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.
Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi. Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Sevdiklerinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur…’ Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar; ‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’ Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun; Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır

O’kuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın. “

 

 

 

“ Aradığın şey ‘O’ kitaplarda değil, aradığın şeyi O’kuyarak bulamazsın.
Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın.
Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın.
Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl O’yunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz.
O’kuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın. “
Şems-i Tebrizi

Claude Monet (1840-1926)

Bir bakkalın oğlu olarak Paris’te doğdu.Babasının işleri bozulunca 1845’te ailece Le Havre’a taşındılar.Monet 18 yaşındayken tanıştığı peyzaj ressamı Eugéne Boudin ile birlikte açık havada resim yaptı.Monet özellikle ışığın etkisiyle doğada oluşan farklı renklerden etkilendi. Başlıca teması peyzaj tasvirlerinden oluşan Fransız ressam Monetışığın etlikerini yansıtabilmek amacıyla aynı motifi günün farklı saatlerinde tuvallerine yansıtıyordu.1900 sıralarında Giverny’deki evinin bahçesinde ünlü nilüfer tablolarının ilklerini yarattı. Monet kendisine 1915’te 276 metrekare büyüklüğünde bir atölye yaptırdı ve burada 1916-26 yılları arasında büyük boyutlu göl peyzajlarını gerçekleştirdi.Geçirdiği göz ameliyatından sonra1923’ten başlayarak kontürleri daha iyi ayırt edebildiyse derenk algılarınımı önemli derecede bozulmuştu.Depresif bir adam haline gelmiş olan sanatçı1926’da 86 yaşında Giverny’deki evinde akciğer sklerozuna yenik düştü.

“Oscar-Claude Monet resim yeteneğini daha okulda göstermeye başladı. Le Havre’daki lisede derslerde sıkılan çocuk öğretmenlerinin karikatürlerini çiziyordu. Çok kısa zamanda sınıf arkadaşları arasında bir çok müşteri edindi. Claude okul dışında da başarılarını devam ettirdi ve karikatürleriyle ilk parasını kazandı.” Paris doğumlu Monet ‘sıradan’ bir ressam olmaktan kaçınır ve sanatının ilerleyen yıllarında ‘çirkin’ şeyleri sevmez. Aynı zamanda Monet zorunlu askerlikten kurtulmak için de Londra’ya gider. “Monet çoğunlukla aynı anda birden fazla resim üzerinde çalışırdı çünkü hızla değişen ışık oyunlarını yakalamak istiyordu. Böylece kolay fark edilemeyen küçük atmosfer değişikliklerini yansıtan birbirleriyle bağlantılı resimler dizisi oluştu. Bunu başarabilmek için resimleri üzerinde atölyede tekrar çalışıyordu ki bu durum izlenimciliğin dar anlamda tanımını aşan bir uygulamaydı.”.