Ne Fark Eder Ki Hastalığı…

Zamanın birinde iki kasaba bir yarışa girer. Her iki kasaba halkı da karşı tarafa kendilerinin daha zengin olduğunu göstermek isterler.

312329_10151198727421272_4362626_n[1]Kasabalardan birisinin halkı diğer tarafı etkileyebilmek için kasaba meydanına büyük ve ihtişamlı bir havuz yaptırır.
İhtişamı daha da artsın, zenginliğimizi ifade etsin diye de havuzu sütle doldurmak isterler.

Gece herkesin bir kova süt getirerek havuzun sabaha kadar süt ile doldurulması kararlaştırılır.
Kararlaştırıldığı gibi herkes gece kovalarını getirerek havuzu doldururlar.
Fakat gün ışıyıp sabah olduğunda havuz SÜT yerine SU ile doludur.
Araştırıldığında maalesef herkes aynı şeyi düşünmüş ve uygulamıştır:
“Nasıl olsa bu kadar insanın içinden ben süt yerine su döksem belli olmaz” diye düşünmüştür herkes.
Yani herkes havuza süt değil su getirmiştir.
Hikayemizdeki bu kasabalılar aslında en tehlikeli durumlardan biri olan “ne fark eder ki” düşüncesi ile hareket etmişlerdir.
Görüldüğü gibi küçük farklar büyük farklara rahatlıkla dönüşebilmektedir.
Siz de günlük hayatınızda da eğitim hayatınızda da “ne fark eder ki” hastalığına düşmeyin.
Herşey tabi ki FARK EDER. Bunun farkında olun.
Çünkü farkı yaratacak sizsiniz

http://fwmail.net/hikaye/ne-fark-eder-ki-hastaligi/

Yoksa siz kaybetmek için mi doğdunuz?Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.

539841_392618724129943_1514987853_n[1]
Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazıları ‘yokluğu anlaşılmaz’dır.
Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir. Bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de, ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.
Kazanmak gibi, kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip, kaybetmeyi kimlikleştirmek de mümkündür. Bu bağlamda ‘param yok’ demekle, ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik haline getirmek, -ki bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir- kaybetmeyi kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ hale getirir.
Hiç kimse durduk yerde kaybeden olamaz. Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, bazı şekillerde davranmak, bazı şeylere inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de, kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!
Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların, düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?
1- İç disiplin yetersizliği
Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücü zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek, bir amaca doğru harekete geçirememek bu insanların en büyük eksiğidir.
İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp, bu gücü bir amaca yöneltmektir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin, olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.
2- Zaman kullanım bilincinde zayıflık
Başarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır, farkı yapan bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri, bir zaman çerçevesine oturtup, yani ‘işleri takvime bağlayıp’ sonra da kendini o programına göre denetleyenler, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur.
Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler, zamanının değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, bir amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!
3- Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi
Bernard Show ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuç-ları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine, kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir.
Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için, başarısızlığı “Rüzgar karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi dış faktörlere bağlarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa, öğrenmeye zaman bulamaz.
4- ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık
Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise, ‘başka şartlarda olsa-lardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar, ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceğini anlatırken, bu tür erkekler ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar.
Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası, başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelme-yenlerin, dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”
5- Arabeskleşmeye yatkınlık
Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür.
Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar, söylemek yerine söylenmeye yatkın; anlatmaktan çok alınmaya eğilimlidir. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır. Eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur, ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.
6- Atalet ve tembelliğe yatkınlık
Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi de biliyorsunuz. Yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp, yapmanızı engelleyen birileri de yok.
O halde sizin içinizde olup, sizi durduran nedir? Atalet!
Atalet, miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hali, tembellik ve atalet psikolojisidir.
7- Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama
Bİr araştırma insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda, başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır.
Başarı korkusu, bazı kişiler-in başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini, ‘insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını’ düşünüp, başarıdan uzak durması demektir.
Önemli bir diğer grup ise, ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durmaktadır. Kısacası, başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan, hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!
8- Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık
Başarısız insanların beyninde, psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Beyinleri adeta şizofrenik bir ikiye bölünmüşlük halindedir. Bir tarafları inşa ederken, diğer tarafları imha eder. Bir tarafları ileri iterken, diğer tarafları geri çeker.
Neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığına sahiptirler. Kafası net olmayan insanların, eylemleri de net olmayacaktır. Nazımın bir deyişini biraz değiştirirsek, “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”
9- Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatmak
Azgelişmiş insanların, katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine, önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘azgelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunluk olduğu için, yaygınlıktan gelen rahatlığa sahiptirler. Kurnazlık, otoriter ve azgelişmiş toplumlarda yaygındır.
Ege Cansen’in deyişiyle ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense, kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile, daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.
10- Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak
Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır, başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemezler! Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter. Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine, kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir.
Başarı da, futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikayeleri’yle dolu. Başarısızların, yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil, başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!
Mümin Sekman / Milliyet

KİŞİSEL GELİŞİMİN EVRENSEL İLKELERİ

1457706_696687617032559_167107665_n[1]

1. Hedef “Neyi Düşünürseniz , O Olursunuz” “Yeryüzünde yürüyen herkese bir görev ve bir hedef verilmiştir. Başarıya ulaşan kişiler. Görevlerinin ne olduğunu anlamalarını sağlayan fırsatları yakalayabilenlerdir.” …

2. Geçmiş “Geçmişi Affedin” “İleriye doğru giden yolu bulabilmek için , önce , geçmişinizi affetmeniz gerekir.

3.Karakter “Sağlam Bir Karakter Geliştirin” “İmparatorluğunuzu kurmadan önce , karakterinizi inşa edin.”

4. Vizyon “Güçlü Bir Vizyonunuz Olsun” “Hayallerinize odaklanın, engellere değil.”

5.Sebat “Sebat Edin ve Sabırlı Olmayı Bilin” “Başarıya giden yol , onu seçtğiniz yerde ve o anda başlar. O yolda kalın.”

6.İletişim “İnsanlarla İyi İlişkiler Kurun” “Başarıya giden yol , yalnız yürümek isteyenleri reddeder.”

7.Cesaret “Cesur olun” “Cesaret, hayallerinizin ışığını diri tutan en önemli etkendir.”

8. Etkileşim “Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır” “Akıllı insanlarla yolculuk ederseniz, akıllı; sıradan insanlarla arkadaş olursanız , sıradan olursunuz.”

9. Örnek Olmak “Başkalarına Örnek Olun” “Uzun ömürlü dostlukları yanınıza çekmenin en güvenli yolu, onlara iyi bir örnek olmaktan geçer”

10. Perpektif “Doğru Bir Bakış Açısına Sahip Olun” “Sadece içinde bulunduğunuz anda değil, gelecekte de size yararlı olacak şeyleri görmelisiniz

Alıntı

Yüzü Güzel Olan Değil; Bahtı Güzel Olan Mutlu Olur…

Dinlemeyi Öğren…

539841_392618724129943_1514987853_n[1]Dinlemeyi öğren.
• Yaşlan ama paslanma.
• Özür dilemekten çekinme.
• Aynı hatayı ikinci kez yineleme.
• Mükemmeli ara, kusursuzu değil.
• İnsandaki iyiyi ortaya çıkarmayı bil.
• Büyük düşün, küçük zevklerin tadına var.
• Her şeyi bulduğundan daha iyi durumda bırak.
• Sürekli “Ben dürüstüm” diyenlerden kuşkulan.
• İlk kez tanıştığın insanlara önce işlerini sorma.
• Acıyı ve düş kırıklığını, yaşamın bir parçası gibi kabul et.
• Çocuklarını övgüye sahip olabilecekleri biçimde yetiştir.
• Çocuklarına sık sık onlara ne denli çok güvendiğini söyle.
• Kaybedecek bir şeyleri kalmamış insanlardan kendini koru.
• İnsanların her zaman gerçeği duymak istediklerini sanma.
• Köprüleri atma. Aynı nehri yine geçmek zorunda kalabilirsin.
• Başarılarının sana sağladığı iç huzuru sağlık ve sevgi ile ölç.
• Ailene “en iyisini vermek” yerine, “verebileceğinin en iyisini” ver.
• Duyurduğun ya da duyduğun haberlerin taraflı olduğunu unutma.
• Asıl savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al.
• Maddi durumun çok iyi olsa bile, bırak çocukların kendi harçlıklarını kendileri kazanabilsinler

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan…

Fotoğraf: Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan...Gidecek hiç bir yeri yokken sana sığınan değil.. Gidecek çok yeri olmasına rağmen senin yanında kalandır değerli olan…

“Madem ki alışkanlıklarımızın kölesiyiz, o zaman iyi alışkanlıklar edinelim.”

66445_410236079058434_188610189_n[1]“Madem ki alışkanlıklarımızın kölesiyiz, o zaman iyi alışkanlıklar edinelim.”

Aristo

Dokuz Canım Var, Bir Tane Bile Kız Arkadaşım Yok…

Ruhun jimnastiği şükretmektir….

Ruhun jimnastiği şükretmektir….

Leyla Hun

KADINLAR İÇİN YAŞLARA GÖRE İDEAL ERKEK

 İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 22)

Yakışıklı, sempatik, maddi durumu iyi, beni ilgiyle dinleyecek, espri anlayışı gelişmiş, gücü kuvveti yerinde, iyi giyinen, her konuda zevk sahibi, sürpriz yapmayı seven, romantik ve hayal gücü gelişmiş biri…

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 32)

İyi görünümlü, kafasında saçı olan, arabadan inerken kapımı açan, yemeğe gittiğimizde sandalyemi tutan, pahalı bir restorana götürecek kadar parası olan, konuşmaktan çok dinleyen, fıkra anlattığımda katıla katıla gülen, alışverişte paketlerimin hepsini zahmetsiz taşıyacak kadar gücü kuvveti yerinde, en az 1 kravata sahip, yaptığım yemekleri beğenen, doğum günü ve yıl dönümlerini unutmayan, haftada en az 1 kez romantik olabilen biri…

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 42)

Çok da çirkin değil, tamam kel olabilir, ben binmeden arabayı hareket ettirmeyen, işinde disiplinli, fırsat oldukça aksam yemeğine köşedeki köfteciye götüren, beni dinlerken başını sallayan, anlattığım fıkraların can alıcı yerlerini hatırlayan, evdeki eşyaların yerini değiştirmeme yardim edecek kadar gücü kuvveti yerinde, göbeğini kamufle edecek şekilde kıyafet seçen, çoğu hafta sonu traş olan biri…

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 52)

Burnunun ve kulağının içindeki kılları fazla uzun olmayan,  para isteme alışkanlığı edinmemiş, ben bir şey anlatırken uyuyakalmayan, aynı fıkrayı tekrar tekrar anlatmayan, hafta sonları poposunu koltuktan kaldırabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, aynı renk çorapları seçebilen, ve temiz iç çamaşırı giyen, televizyon karşısında akşam yemeğinden hoşlanan, adımı unutmayan, bazen tıraş olan biri…

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 62) Küçük çocukları ürkütmeyen, banyonun nerede olduğunu hatırlayan, bakımı fazla masraflı olmayan, mümkün olduğu kadar gürültüsüz horlayan, neye güldüğünü birden unutmayan, yardım almadan ayağa kalkabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, lapa yiyeceklerden hoşlanan, dişlerini nereye koyduğunu unutmayan biri…

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 72) Yaşayan ve arada bir nefes alan biri…

DÖRT EŞLİ KRAL!!!!!

<img class="alignleft" alt="Fotoğraf: .Bir çizgin yok diyorlar.. Doğrudur.. Belki de Nokta oldum her çizgiye..

kevseryeşiltaş..” src=”https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/c0.0.737.352.32621589561/p843x403/419635_10151366588488468_1073760579_n.jpg&#8221; width=”402″ height=”183″ />
Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez her şeyin en iyisini, en güzelini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edeceğininden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş. İkinci eşini de severmiş kral.Kendisine karşı… her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın.Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümdarlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral biririnci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.

Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayanlız kalmaktan korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yanlızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.

En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kensine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net “mümkün değil ” olmuş.

Hayatım boyunca seni sevdim.Senden benimle birlikte ölmeyi kabul edermisin, sorusuna üçüncü eşi de ” Hayır, hayat çok güzel.Sen ölünce ben yeniden evleneceğim,”diye yanıt vermiş.

Kral ikinci kez yıkılmış.

Her sorunumda her zaman yanında olan, bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun, talebine karşı ikinci eşinden; “Bu sorunun için hiçbir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım.” karşılığını almış.

Büyük bir hayal kırlıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş.

“Nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim…”

“Ah! diye inlemiş kral.”Keşke bir şansım daha olsaydı…

Yaşamda hepimiz 4 eşliyiz aslında;

Dördüncü eşimiz vücudumuz.
Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir.

Üçüncü eşimiz servetimiz ve statümüzdür.
Ölür ölmez başkasına yar olacaktır.

İkinci eş; ailemiz ve dostlarımızdır.
Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.

Birinci eşimiz ise ruhumuzdur.

Bizimle gelir.

UNUTMAYIN!!!…

Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü kılar.
Kazandıklarımız para değil, biriktirdiklerimiz sevgi bizi zengin yapar.
Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.

Başkalarına verdiğimiz öğütler değil,
Bizzat uyguladıklarımız bizi
insan yapar.

Kendi Kutup Yıldızını bul – Nüvide Gültunca Tulgar ‘ın kitabından..

Herkesin Saygısını Kazanmak İçin Ne Yapmalıyım?

Enerji Alanımızı Korumak: Eterik Kordon Bağları

Hani bir arkadaşınızla dertleşirsiniz, o size içini döker rahatlar ya… Sonra da size sarılır “Çok teşekkür ederim, ne kadar iyi geldi seninle konuşmak bilemezsin” der. Siz de mutlu mesut kalkarsınız oradan ama bir bakarsınız bir süre sonra kendinizi çok yorgun, enerjiniz tükenmiş hissediyorsunuzdur.

Eğer doktor, psikolog, yaşam koçu gibi mesleklerdeyseniz, ikili çalışmalarınızdan sonra karşınızdaki ile bağlarınızı kesmeniz çok önemli. Bu bağları kendiniz de kesebilirsiniz. Benim en sevdiğim yöntem, “Seni seviyorum ve seni kaynağına bırakıyorum. Seninle olan bağlarımı kesiyorum” diyerek sağ elimi vücudumun önünde, yukarıdan aşağıya indirmek.

Başka bir seçenek de, Başmelek Mikail’den kordon bağlarını kesmesini rica edip, güzel bir nefes almak…

‘Meleklerle Yaşamak El Kitabı Sayfa 36’

Mesnevi’den Hikayeler…

Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı ,

Yanında bir de çırak , gözleri biraz şaşı .

Şaşılık bir özürdür , ne bir suç , ne de bir kusur ,

Noksanını bilmemek , işte kabahat budur. …

Usta bir gün çırağa , dedi ” içeriye gir ”

Orada bir şişe vardı , al onu bana getir ”

Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin ,

” Burda iki şişe var , hangisini istersin ?

” Usta dedi , ” İyi bak , şişe çift değil , bir tek ,

Yanlış görmeyi bırak , gözünden perdeyi çek .”

” Beni aşağılama ” diye seslendi çırak ,

Burda iki şişe var , inanmazsan gel de bak

” Öyleyse dedi usta kır şişenin birini ,

Sonra getir bakalım buraya diğerini ”

Bir şişe kırılınca ikinci de kayboldu ,

Çırak bu işe şaştı , anlamadı ne oldu .

Bazı yanlış duygular insanı şaşı eder ,

Sonu gelmez arzular , kızgınlık ve öfkeler .

Bir tek olan şişeyi çırak görmüştü iki ,

Birinciyi kırınca ikinci uçup gitti.

Şaşı eder insanı aşırılık ve öfke ,

Ruhu dönemez olur , gerçeğe doğru yöne .

Garaz öne çıkınca altlarda kalır hüner ,

Perdeler yer değişir , gönülden göze iner.

Vicdanını karartıp rüşvet alırsa hakim ,

Farkedemez kim mazlum , göremez kimdir zalim .

Kırmak istemiyorsan içerdeki şişeyi ,

İyi anlamalısın çok önemli bir şeyi :

İki tane gözün var , biri semaya bakar ,

İkincinin bakışı hep yere doğru akar .

Kapat iştah ve istek , eleştri gözünü ,

İbret ve şükürle bak , iyi tanı özünü .

Nasihate kulak ver , iyi görürüm sanma ,

Hep gönül gözüyle bak , toprak gözüne kanma .

Madde gözü tembeldir , hep kolayını arar ,

Yanlış yola götürür , insanı kolay yollar .

Üşenme kaynağı bul , zor gelse de nefsine ,

Doğru yollarda ara , yokuş ve dik gelse de.

Bırak zannı şüpheyi , hedefin olsun gerçek ,

Varınca göreceksin , her zahmete değecek .

Asıl şaşılık budur , budur gözdeki mercek ,

Zannetmekle bilmenin farkını görememek .

Bulanıktan uzak dur ,her işin olsun berrak ,

Anca temiz bir kalptir yüzü ak çıkaracak .

Hele de vesveseye aman sakın kapılma ,

Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma .

Vehimden de uzak dur , doğru bilgi zannetme ,

Hele de evhamları ona buna iletme .

Doğru olsun her işin , doğrudan uzaklaşma ,

Doğru bil , doğru düşün , doğrudan asla şaşma .

* Mesnevi’den Hikayeler *

BEYNİNİZİ DAHA İYİ ÇALIŞTIRMANIN YOLLARI

1-İnsan beyninin ayaktayken ve açık havadayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir.Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız,
”volta atmayı”deneyebilirsiniz.

2-Yürüyerek kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor.Önemli kararlarınızı açık havada,kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz ?

3-Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor.Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4-Zihinsel jimnastik/antrenman yapın.Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın.

5-Rutinden kurtulun. Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6-Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin.

7.Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8-Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klasik müziğin zekaya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9-Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10-Bir konu hakkında düşünürken,nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek,beyin ve düşünce kapasitesini arttırır.

11-İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein’in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12-Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13-Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14-Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın.

15-Beynin en tehlikeli yanı ”ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır.Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir.Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile,bunu gerçekleştirmek için çalışır.Topluluk önünde konuşma yaparken ”acaba heyecanlanır mıyım ?” diye düşünürseniz,heyecanlanırsınız.

16-Beyni yoran monotonluktur.Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirebilirsiniz.

17-Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince,bu bilgilerden birini atar. Buna ”sihirli sayı” kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz ”servis dışı” olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken ”kafadan” değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kağıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

(ALINTI : Genç Beyin Sayfası