May All Your Dreams Come True…

Bende Bir Değişiklik Farkettin Mi?

Karabuğday’ın Faydaları…

Arkadaşlar Almanca, İngilizce Çeviriye Mi İhtiyacınız Var…Artık Kara Kara Düşünmeyin… KONUSUNDA UZAMAN İKİ ARKADAŞIMIZLA İLETİŞİME GEÇİP BU SORUNU ÇÖZEBİLİRSİNİZ…

ARKADAŞLAR,

KONULARINDA UZMAN İKİ ARKADAŞIMIZ;  iNGİLİZCE VE ALMANCA, YAZILI VE SÖZLÜ ÇEVİRİLERİNİZDE SİZE YARDIM ETMEKTEN MUTLULUK DUYACAKLARDIR…

SEVGİYLE BİLDİRİRİM…

ALMANCA İÇİN;

Hallo İch bin Nazan Dalgıç und in Hamburg/Deutschland geboren und aufgewachsen. Seit Jahren bin ich erfolgreiche Übersetzerin in den Sprachen Türkisch-Deutsch sowie auch in Deutsch-Türkisch und beherrsche beide Sprachen sehr gut, da quasi beide meine Muttersprachen sind.

Gesendet mit der kostenlosen WEB.DE

https://www.facebook.com/sener.aslan.9?fref=pb#!/nazan.dalkic

vE iNGİLİZCE İÇİNDE

“Tercumeye bir ton para verip sonra da saatlerce oturup bastan sona tekrar duzeltenlerden misiniz? Birakin İngilizceyi Turkcesi bile anlasilmiyor diyenlerden misiniz yoksa. İciniz rahat rahat İnglizce-Turkce / Turkce-İngilizce tercume yaptirmak istiyor ve kontrol dahi etmek istemiyorsaniz dogru yerdesiniz, lutfen bizi arayin. 15 yillik tibbi cihaz sektoru tecrubeli, her turlu sertifika, kullanim kilavuzu, egitim/kalite dokumanlari ve diger dokumanlar buyuk bir titizlikle tercume edilir. Deneyin, pisman olmayacaksiniz.”

Do you have to review and correct the translation again and again even you paid lots of money for it? Do you think even it’s Turkish is not understandable. İf you want to have a pure English-Turkish, Turkish-English translation and don’t need to check it, you’re at the right place, please call us. We can translate all kind of certificates, İFU’s, training/quality document and other document with a great care with 15 years Medical Device Experience. Try it, you will not regret!

bAŞVURU İÇİN: fferoglu@yahoo.com>

Eğer bir çocuk korku içinde yaşarsa, korkmayı öğrenir.

62177_10151449120319106_1363501048_n[1]

Eğer bir çocuk kavga ve gürültü içinde yaşarsa, kavgacılık öğrenir.

Eğer bir çocuk korku içinde yaşarsa, korkmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk daima ona acıyan insanlarla beraber yaşarsa, kendini zavallı hissetmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk kıskançlık içinde yaşarsa, nefret etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk cesaret ve heyecana değer verilen bir çevrede yaşarsa, kendine güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde yaşarsa, sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk kendisini adam yerine koyan bir çevrede yaşarsa, hayatta erişmek için çalışmaya değer bir amacı olmasını öğrenir.

Eğer bir çocuk dürüst hareket eden insanlar içinde yaşarsa, adaletin ne olduğunu öğrenir.

Eğer bir çocuk sözlerine güvenilir insanların içinde yaşarsa, hakikatin ne olduğunu öğrenir.

Eğer bir çocuk, açık kalpli, güler yüzlü ve anlayışlı insanların arasında yaşarsa, dünyanın gerçekten yaşamaya değer güzel bir yer olduğunu öğrenir…

Şifalı Çaylar…

Uzmanlar, çoğu ilacın temelinde bulunan bitkilerin çaylarının da birer şifa kaynağı olduğunu belirtiyor. Bitkilerle tedavinin her zaman için ilaç tedavisinden daha uzun süreceğini belirten uzmanlar, “Bitkiler hastalığa yakala…nmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmalı, basit hastalıklar bitki çayları, kompresler ve bitkilerden yapılmış yağlarla tedavi edilmeli. Ciddi hastalıklarda da doktorun verdiği tedaviye paralel olarak bitkilerden yararlanılabilir” dedi.

Doğada şifalı bir çok bitkiden şifalı çaylar elde edilebileceğini kaydeden uzmanlar, bitki çayı hazırlarken de şu tavsiyelerde bulundu: “Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman (zencefil, havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.”

Şifalı çay elde edilen şifalı bitkilerden bazıları şunlar:

Ihlamur: Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.

Yogi Çayı: Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.

Isırgan: Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.

Biberiye: Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.

Rezene: Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.

Hindiba: Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.

Nane: Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.

Kekik: Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.

Zencefil: Ayurveda ve Çin Tıbbı nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.

Adaçayı: Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.

Elma: Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.

 

Geçmişi Şifalandırma Çalışmasi

 

Önce aklınıza çocukluğunuzla ilgili gelen bir resim düşünün. O resim bir olayı temsil eder. Ve o resmin arkasında yatan, unutamadığınız, bugüne taşıdığınız bazı şeyler vardır. Bunu keşfedebilmek için, o resmin… içindeki siz olun yeniden. O çocuk neler söylüyor? Neler hissediyor?

Yeniden bir yaşayın. Sonra da şimdiki halinizle onun yanına gidin. Korktuğu, ürktüğü şey konusunda onun yanında olduğunuzu anlatın. Hatta, şimdiki halinizden bahsedin. Ona küçük olduğu için korktuğunu ve artık büyüdüğünü, korkmasının, tedirgin olmasının anlamsız olduğunu söyleyin. Sonra yeniden o olun. Ama bu sefer, ikna olmuş bir şekilde, şu anda korkmayan siz olarak, onun içinde belirin. O resmi gözünüzün önünde yeniden canlandırın. Emin olun ki, resim bile değişecektir 🙂 Unutmayın, geçmişin şifası, bugünün yaralarını sarar.

Ve sizi sizden başkası biraz zor şifalandırır. Sadece yönlendirir, konsantre olmanızı sağlar, ama olay sizde biter. sevgiler 🙂

Alıntı

Hayatınızdan ÇIKANLARA Sakın ÜZÜLMEYİN…Çürük Olan Meyve Ağaçtan Düşer…

70’li 80 ‘li- 90 lı yıllarda mı çocuktun? nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın? :)

 

1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.

2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.

3.- Bebek yatakları ve oyunc…aklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.

4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyi…cilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu…

5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.

6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu…

7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.

8,- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz …

9.- Okul öğlen bitiyordu… Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.

10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu.Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.

11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı – çünkü hep dışarda oynardık , aktif olarak …

12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk… aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.

13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız , Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!

14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!

15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.

16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoğa gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.

17.- Özgürlüğümüz , üzüntülerimiz , başarılarımız , görevlerimiz vardı …ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk. Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık??? Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik??? Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar – fakat- bizler çok güzel ve mutlu yaşadık!!!!!! değil mi????

Detoks Nedir? Ne İşe YARAR? Nerde Yaptırabilirsiniz? Kim İyi Yapar? Bölüm 1

Mirey Yuhay
The LifeCo Bodrum Detoks Merkezi
Detoks Uzmanı ve Program Yöneticisi
mirey.yuhay@thelifeco.com
(532) 793 89 73

Herkesin ağzında bir DETOKS lafıdır gidiyor. Ancak, çok az kişi gerçekten detoksun ne olduğunu, nasıl yaşandığını ve etkilerini biliyor. Aslında bu bizim modern toplumumuz için çok yeni birşey. Dolayısıyla şüpheyle, soru işaretiyle ve tedirginlikle karşılanması çok normal. Çünkü ilk defa yapacağınız bir uygulama. Nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorsunuz. Öncelikle kendim başta olmak üzere her zaman yeni birşeyi denemekte çok korkak davranmışımdır. Fakat alıştıktan sonra en uçlara giden de benimdir. Bu yüzden ilk önce sizlere hem kendim detoks ile nasıl tanıştığımı, detoksun ne olduğunu ve detoks sonrasında nelerin değiştiğini paylaşacağım yaşanmış deneyimlerin sonuçları olarak. Bilimsel bilgileri her yerde okuyabilirsiniz. Ben kendi hissiyatımla aktarmak istiyorum size konuyu.

Benim detoks ile tanışmam çok yüksek kilolara çıkmamla başladı. Hayatımda ilk defa 100 kilonun üzerine çıkmıştım. Ayaklarım artık vücudumu taşımıyor, rahat nefes alamıyordum ve çok mutsuzdum. İşimden ayrılmıştım. Son 5-6 senedir quantum fizik, nefes, koçluk, biyo enerji gibi konularda çalışmalarım da olmuştu ve bunlarla ilgili bir iş yapmak istiyordum. Fakat bir yandan da biraz soyut geliyordu. Daha somut elle tutulur gözle görülür sonuçları olan birşey olsa dedim ve evren tam istediğim şeyi bana getirdi: DETOKS.

İlk detoksumu Kasım 2006’da The LifeCo Bodrum’da 8 gün olarak yaptım. 5 kg verdim. Ardından 3 hafta Florida’da “Hippocrates Health Institute ” adlı çok ünlü (özellikle doğal yöntemlerle kanseri iyileştiren) bir merkezde ‘Hayat Değişimi Programına’ katıldım. Burada sağlıklı, dinç ve enerjik olmak için uygulanması gerekenleri hem deneyimlediğim, hem de eğitimini aldığım bir süreç yaşadım. 10 kg verdim. Tekrar bir detoks daha yaptım 5 kg daha verdim. Arada geçen ve sonrasındaki sürede de beslenme biçimimi değiştirerek 30 kilo daha verdim ve toplamda 50 kg vererek Bodrum’daki LifeCo Detoks Merkezi’nde Program Yöneticisi olarak tecrübelerimi ve bilgimi paylaşmaya başladım.

Peki nedir detoks?
Her ne kadar detoks yardımıyla verilen kilolardan bahsetsem de farkındaysanız verilen 50 kilonun sadece 10’un detoks ile verdim. Sonrasında yeme biçiminizi değiştirmediğiniz sürece asla formda kalamazsınız veya kilo vermeye devam edemezsiniz. Hangi yöntemle kilo vermiş olursanız olun hiç fark etmez. Dolayısıyla detoks bir kilo verme programı değil. Ancak, her ne vesileyle olursa olsun detoks ile tanıştıktan sonra kilo vermenin yanı sıra ne kadar derin faydaları olduğunu anlayacaksınız.

Detoks vücudu toksinlerden arındırmaktır. Bu sayede vücut hücre, doku ve organlara bakım onarım yapmaya ve kendini yenilemeye başlar.
Detoks bir hastalık tedavisi değildir. Ancak, vücuttaki gereksiz atıklar temizlendiğinde genel bir iyileşme hali yaşanır. Detoksta amaç hastalıklar oluşmadan kişiyi daha sağlıklı noktalara taşıyabilmektir.

The LifeCo Bodrum Detoks Merkezi Program Yöneticisi Mirey Yuhay, detoksla vücuttan atılan toksinlerin nereden alındığını, vücudun neden detoksa ihtiyaç duyduğunu ve detokstan sonra neler olacağını anlatıyor:

Toksinleri nereden alırız?

1- HAVA
Dışarı çıkarsınız soluduğunuz hava kirlidir, egsoza boğulmuştur. Ve dahası tüm dünyada oksijen oranı azalmıştır. Detoks en çok beslenme ile birlikte konuşulur. Halbuki yiyeceklerden önceki en önemli 3 gıdamız IŞIK (Güneş) – HAVA (oksijen, nefes) ve SU’dur. Biliyorsunuz güneş olmayan ülkelerde depresyon ve intihar oranı daha yüksektir. Havasız (nefessiz) sadece birkaç dakika yaşayabiliriz.

2- SU

Vücudumuzun %75’i sudur. Bu oranı da bu seviyede tutmamız gerekir. Genelde su yerine maalesef çay, kahve, asitli içecekler tüketiyoruz ve vücudumuz su kaybediyor. Yeterince su tüketmeyince vücuttan atılması gerekenler atılamıyor, içimizde kuruyup kalıyor. Aynen uzun süre yıkanmayan, sudan geçirilmeyen tabaklarda katılaşan yemek kalıntıları gibi…

3- YİYECEKLER
Yiyeceklere gelirsek, maalesef antibiyotikli ve hormonlu yemeye alıştık. Bu gereksiz büyüme hormonlarından dolayı artık kızlar 10 yaşında adet görmeye başladılar. Erkek çocukların göğüsleri çıkmaya başladı. Ne yersek O’yuz. Tadı tuzu olmayan ama rahat elde ettiğimiz yiyecekler bizi de aynı ruh ve beden haline taşıyor: Fiziksel olarak konforlu ancak içsel olarak tatsız tuzsuz.

Ambalajlı yiyecekler koruyucular, renklendiriciler, tatlandırıcılarla dolu.

Lifsiz yiyecekler, beyazlar (un, şeker, tuz) ve hayvansal proteinler (et, süt ürünleri) vücudumuzdan çok zor atılıyor. Vücuda yük bindiren yaptığımız diğer bir yanlış da protein ile karbonhidratı bir arada tüketmek. Hem çok büyük ağırlık yapıyor hem de sindirimi çok uzun sürüyor.

Şeker başlı başına bağımlılık yaratan bir madde. Yedikçe yiyesi geliyor insanın.

4- İLAÇLAR

Kullanılan ilaçlar kimyasal ve vücut bunların tamamını atamıyor.

5- EGZERSİZ

Hareketsizlik çağımızın en kötü alışkanlıklarından. Artık her şeyi yaptırıyoruz, yapmıyoruz. Günlük hayattaki hareketi kaybettik. İşyerlerimizde yan masamıza e-mail atıyoruz. Genellikle oturduğumuz yerden kalkmamıza gerek bırakmayan bir yaşam yaşamaya başladık. Bu yüzden hareket etmek için özellikle spor salonuna gitmek gerekiyor. Ancak, parasını ödememize rağmen yine de gitmiyoruz.

6- KİŞİSEL BAKIM ÜRÜNLERİ
Kişisel bakım ürünleri (şampuan, diş macunu, makyaj malzemeleri, traş kremleri, nemlendiriciler, vücut kremleri vs.) kimyasallar içeriyorlar ve bunlar cildimizdeki porlardan %60 oranında kana karışıyorlar. Bu da yıllar içinde toksik bir birikim yaratıyor.

7- EV BAKIM ÜRÜNLERİ
Deterjanlar, ev temizlik malzemeleri bunlar hep kimyasallarla dolu. Ev temizlik ürünleri dokunma ve koklama yoluyla yine vücudumuza nüfuz ediyor. Yıkanan bulaşıklardan bu kimyasal artıkları azar azar yiyoruz içiyoruz.

8- STRES

Günümüzde her an stres yaratacak durumlarla karşı karşıyayız. Stresli olduğunuzda vücut kasılır kalır ve atması gerekenleri atamaz tutar.

9- ELEKTROMANYETİK DALGALAR
Cep telefonları, bilgisayarlar, baz istasyonlarının ve diğer tüm elektrikli aletlerin yaydığı dalgaların etkisi altındayız görmesek de. Bir alışveriş merkezine gittiğinizde enerjinizin hemen tükendiğini hissedersiniz. Sebep bu dalgalardır. Bizim biyoenerji alanımıza girerek enerjimizin ve konsantrasyonumuzun düşmesine, uykusuzluğa ve strese sebep olurlar.

10- SİGARA, ALKOL, KAHVE, ÇAY
Bunların zararları zaten belli!

Neden Detoks?

Tüm bu toksin yaratan faktörler 50 yıl önce yoktu. Vücut, modernleşmenin getirdiği yüklerle boğuşmak durumunda kalıyor. Ancak, bu vücudun kendi doğal mekanizmalarıyla yapabileceğinden çok daha fazla bir yük. İşte bu sebeple ekstra bir detoks programına ihtiyaç duyuluyor. Bir detoks programında tüm bu noktalardan toksin girişini engelleyecek veya azaltacak çözümler var.

Detokstan Sonra Neler Olur?

Bir detoks programının en önemli amacı vücudunuzu toksinlerden temizleyerek enerjinizi yükseltmek ve beden-zihin-ruh üçlemesini en yüksek verimde kullanabilmenizi sağlamaktır. Bununla birlikte gelişen faydalar da şöyledir.

  • En başta vücudunuzun      performansını düşüren toksinler temizlenir.
  • Enerjiniz yükselir.
  • Kilo verilir. 7 günlük bir      programda genel ortalamada kadınlar 4-6 kg, erkekler ise 6-12 kg arası      verebilirler. Tabii ki verilecek kilo yaş, metabolizma, bulunulan kilo,      genetik gibi faktörlere de bağlıdır.
  • Uyku düzeni dengelenir. Sabah      daha erken, dinç ve kolayca kalkılabilir.
  • Kan temizlenir.
  • Kalınbağırsaklar büyük ölçüde      temizlenir. Dolayısı ile kabızlık, gaz, şişkinlik gibi sorunlar iyileşmeye      başlar.
  • Cilt güzelleşir, parlar.
  • Gözümüzün beyazı daha beyazlar,      daha canlı bakar.
  • Vücut şekillenir.
  • Gençleşilir, yaşlanma yavaşlar.
  • Güçlü bir fizik yapınız      olduğunu hissetmeye başlarsınız.
  • Vücudunuz esner. Eklemlerin      arasında birikmiş kristalize kalıntılar temizlenir.
  • Sindirim daha rahatlar.
  • Daha atik ve hareketli      olursunuz
  • Kolesterol sorununuz varsa      dengelenir.
  • Farkındalık, algılama ve      duyarlılık artar.
  • Zihin berraklaşır.

Bağışıklık sistemi güçlenir

http://www.thelifeco.com/

bÜTÜN BUNLARI BİR UZMANLA YAPMAK İSTEMEZMİSİNİZ.. BU KİM Mİ?MİREY YUHAY TABİ Kİ…

MİREY YUHAY KİMDİR ? Mirey Yuhay 25 Ağustos 1971’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Ekonomi öğrenimi gördükten sonra 1 sene  Amerika’nın Ivy League okullarından University of Pennsylvania’da çeşitli sertifika programlarına katıldı.  10 sene uluslararası ortaklı reklam ajanslarında (Pars McCann, Ogilvy&Mather, Güzel Sanatlar&Saatchi  vb.) Müşteri İlişkileri departmanlarında görev yaptıktan sonra 3 sene Turkcell’de Pazarlama İletişimi alanında Serdar Erener’in Alametifarika ajansı ile birlikte reklam çalışmalarında görev aldı.  Bunun yanı sıra 2000 yılından itibaren kişisel gelişim ve  quantum enerji çalışmaları ile ilgili çeşitli eğitimler aldı ve araştırmalarda bulundu; NLP, bioenerji, co-active coaching, transformal nefes vb. Daha sonra bu kişisel gelişim yolculuğunda 2006 yılında The LifeCo ile tanıştı. Amerika’da  West Palm Beach Florida’da Hippocrates Health Institute’de çiğ beslenme üzerine kurulu Life Change programına katılarak eğitimini almıştır.   The LifeCo’nun önerdiği yaşam reçetesi ile 50 kg verip Bodrum’a yerleşerek Bodrum The LifeCo’nun Sağlıklı Yaşam ve Arınma Danışmanı olarak 6 senedir görev yapmaktadır.

GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!.."

485144_427508727331172_994810855_n[1]

Bir üniversitenin kütüphanesinde oğlan kızın masasına yaklaşarak yavaşça sorar: “Yanınıza oturabilir miyim?” Kız, yüksek sesle yanıt verir: “GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!..” Kızın sözlerini herkes duymuş, başlarını kaldırmış, dik d…ik ayaktaki oğlana bakmaktadırlar… Oğlan çok utanır ve hiçbir şey diyemeden, şaşkın şaşkın kendi masasına geri döner…

Birkaç dakikasonra kız yerinden sessizce kalkar, oğlanın masasına yaklaşır ve onayavaşça şöyle der: “Ben psikoloji öğrencisiyim; demin,şaşıran bir erkeğin nasıl tepki vereceğini öğrenmek istemiştim; bu arada sizi de herkesin önünde biraz utandırdım sanırım, özür dilerim!”

Bu kez oğlan onu yüksek sesle yanıtlar: “BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!..” Oğlanın dediklerini de yine herkes duymuştur ve bu kez ayaktaki kıza dik dik bakmaktadırlar ki, oğlan şoka girmek üzere olan kızınkulağına yaklaşıp şöyle fısıldar: “Ben de hukuk öğrencisiyim: çevreye birini suçluymuş gibi nasıl gösterebilirim öğrenmek istemiştim, özür dilerim!”

Gez Evladım…Boyna Gez…

Ya Daha Ne Kadar Doldururcan :)

Göz renginize göre kişilik testi:

Göz renginize göre kişilik testi: Her renk her şeyi etkiler. Çünkü göz çok önemlidir. Ruhani tesirlerin dışa vurumudur. Tabii ki içeride olanı da göz nasıl etkiliyorsa renk de etkiler. Hepsinin metafizikte yeri var görmezden gelemeyiz. Bir insanı tanımak için en az 10 sene gerekir. Ama birtakım ipuçları var, gözün şekli gibi rengi de önemli. Bir sanatçının el biçimi farklı olduğu gibi gözün biçimi de kişinin karakteri hakkında ipucu verir. Aynı şey renklerde de geçerli.
Siyah gözlü insanlar çok heyecanlı tiplerdir. Fakat düzenlidir, verdiği sözü tutar, duygu yüklüdür, geçmişte olanları çabuk unutmaz, intikamcıdır, baskın karakterlidir.
Mavi gözlü insanlar maceracı, çok enerjik insan tipi, çok vericiler, karşılık beklemez, gerçekleri kolay kolay görmez, kafasını kuma gömer, karakteri hasetse niye bende yok diye baktığında nazara açıktır. Dikkatli olmak gerekir. Cama bakar camı kırar, ineğe bakar ineği çatlatır.
Yeşil gözlüler, kalp kırmaz, doğaya düşkün, bazen asabi olabilirler, iyi ortak olurlar.
Kahverengi gözlüler dedikoducudur, laf taşırlar, ortalığı karıştırırlar, gururludurlar, pire için yorgan yakar, sabit fikirlidirler. Dediğim dedik öttürdüğüm düdük hesabı, inatçıdırlar
alıntı

GÜL

487252_627862537229420_1334788233_n[1]
Ülkemizin her bölgesinde yabani olarak yetiştiği gibi kültüre edilerek park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirilen çok yıllık bir ağaçtır. Bir çok türü ve rengi vardır. Yaprakları düz katmerlidir. Ayrıca yağı için üretilen ko…kulu cinsi mevcuttur. Yaban gülünün yaprakları ve çiçeği daha seyrek olup beyaz ve pembe renktedir. Kültüre edilen gülde meyve oluşmaz, çiçeği için yetiştirilir. 1-3cm. büyüklüğündeki yaprakları yeşil, uç kısımları sivri, kenarları dişli, dalları dikenlidir. Önceleri tomurcuk halinde oluşan, daha sonra büyüdükçe açan tabak şeklinde çiçekleri vardır. Kendilerine has kokuları vardır. Kışın yapraklarını döker. Sıcak iklimlerde yaprakları dökülmez.
Kullanılan kısmı: Meyvesi, çiçeği, yaprakları, yağı. Etkisi: İshali kesmeye, boğaz ağrısı ve iltihabına, grip ve soğuk algınlığına, göğüs yumuşatmaya, adet kanamalarını düzene koymaya, mikrop öldürmeye, göz hastalıklarına, dudak ve el çatlaklarına, mide ağrısı, nefes darlığı, astım ve bronşite, basura, böbrek yolu iltihabına, dıştaki siğil ve yaralara, cilt güzelliğine iyi gelir.
Kullanılışı: Yağı parfüm sanayinde cilt güzelliği için kullanılır. Meyvesi, çiçeği ve yaprağı kaynatılarak suyu içilir. Çiçeklerinin şerbeti, usaresi çıkartılarak içilir. Çiçek ve yapraklarının lapası harici kullanılır. Çiçekleri dövülüp bala karıştırılarak yenilir.