Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı.

<img class="alignleft" alt="Fotoğraf: Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı.

_____ Homeros _____” src=”https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/c64.0.403.403/p403x403/156301_10151369092729106_261258036_n.jpg&#8221; width=”335″ height=”255″ />

Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı.

_____  Homeros  _____

Ağrıyan Yerimize Nasıl Şifa Veririz…

1.Önce Allahtan gelen mucize şifa enerjisini sevgiyle aktaymaya niyet ediyorum diyoruz

2.Sonra  iki elimize birbirine sürtüyoruz

3.Tepe çakramıza avuçiçlerimizi yanyana koyuyor ve 2-3 dakika orada tutuyoruz

4.İki elimizi tekrar birbirine sürtüyoruz

5.Bu sefer ellerimizi yanyana ağrıyan yerin üstüne koyup bir kaç dakika bekletiyoruz…

 

Bülent GARDİYANOĞLU 2013 Antalya Hayata Yeniden Başlama Kampı Ders Notlarından Alınmıştır…

 

MUTLU OLMAK İSTERSENİZ….

 423096_379486112070600_1209326041_n[1]

1. Ufak şeyleri dert etmeyin.

2. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.

3. Huzurlu ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.

4. Olumlu ve olumsuz düşüncelerde kartopunun çığ gibi büyüme etkisini unutmayın. …

5. Sevgi kapasitenizi geliştirin.

6. Unutmayın; öldüğünüz zaman bile, hala yapılacak… bir dolu işiniz olacaktır.

7. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.

8. İyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

9. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.

10. İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.

11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.

12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.

13. Sevgi elini önce siz uzatın.

14. Kendinizle; dolayısıyla çevreyle barışık olun.

15. Gülümseyin.

16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.

17. Strese dayanma gücünüzü arttırın.

18. Haftada bir kez içten bir mektup yazın.

19. Temiz hava alın.

20. Zihninizde özel bir bölüm açın.

21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünerek geçirin.

22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.

23. Her gün kendinize sessiz bir zaman ayırın.

24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.

25. Karşınızdaki kişiyi anlamayı amaçlayın…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Anladım ki ben tüm renkleri seviyorum.

<img class="alignleft" alt="Fotoğraf: …

Çok küçükken bana; “en çok hangi rengi seversin?” diye sorduklarında “sarı” derdim “en çok sarı rengi seviyorum”. Yıllar yılı hep seçeneğim “sarı” oldu, öyle ya madem sarı rengi seviyorum ve özelleştiriyorum, ayrıştırıyorum diğerlerinden sarı rengi sevdiğimin pekiştirici kanıtları olmalıydı ve bunu herkese bir t-shirt rengi seçimiyle göstermeliydim ve yahut bir çanta, bir toka, herhangi bir nesne ile… Ancak büyüdükçe fark ettim ki kalıp bir şekilde özellikle ve en çok bir şeyi, bir rengi, bir düşünceyi, bir inancı benimsetme doğrultusunda soruyor insanlar bana en çok “anneni mi babanı mı seviyorsun?”, “en sevdiğin renk nedir?”, “en ama en sevdiğin yemek nedir?” diye ve kendileri gibi bir kalıba sığdırmaya çalışıyorlar beni de. Ve ben fark ettim ki bir kıyas yapmak istemiyorum ben her şeyden biraz ya da çokça seviyorum, her şeyin tadına varmak istiyorum, kıyas yapmadan, ayrım yapmadan, tanıyarak, görerek, öğrenerek, bilerek, bilincinde ve farkında olarak… Ve fark ettim ki ben sadece sarıyı değil yeşil rengi de seviyorum, ve turuncuyu… Ve maviyi… Ve geri kalan tüm renkleri… Anladım ki ben tüm renkleri seviyorum.” src=”https://fbcdn-sphotos-g-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/c0.0.403.403/p403x403/250756_522738274415016_1697613382_n.jpg&#8221; width=”358″ height=”277″ />

Çok küçükken bana; “en çok hangi rengi seversin?” diye sorduklarında “sarı” derdim “en çok sarı rengi seviyorum”. Yıllar yılı hep seçeneğim “sarı” oldu, öyle ya madem sarı rengi seviyorum ve özelleştiriyorum, ayrıştırıyorum diğerlerinde…n sarı rengi sevdiğimin pekiştirici kanıtları olmalıydı ve bunu herkese bir t-shirt rengi seçimiyle göstermeliydim ve yahut bir çanta, bir toka, herhangi bir nesne ile…

Ancak büyüdükçe fark ettim ki kalıp bir şekilde özellikle ve en çok bir şeyi, bir rengi, bir düşünceyi, bir inancı benimsetme doğrultusunda soruyor insanlar bana en çok “anneni mi babanı mı seviyorsun?”, “en sevdiğin renk nedir?”, “en ama en sevdiğin yemek nedir?” diye ve kendileri gibi bir kalıba sığdırmaya çalışıyorlar beni de.

Ve ben fark ettim ki bir kıyas yapmak istemiyorum ben her şeyden biraz ya da çokça seviyorum, her şeyin tadına varmak istiyorum, kıyas yapmadan, ayrım yapmadan, tanıyarak, görerek, öğrenerek, bilerek, bilincinde ve farkında olarak…

Ve fark ettim ki ben sadece sarıyı değil yeşil rengi de seviyorum, ve turuncuyu… Ve maviyi… Ve geri kalan tüm renkleri… Anladım ki ben tüm renkleri seviyorum.

Alıntı…

AFFETMEK İYİLEŞTİRİYOR*

<img class="alignleft" alt="Fotoğraf: *AFFETMEK İYİLEŞTİRİYOR*

Affetmek.

Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi

engeller.

Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.

Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk

denizinde boğar insanı.

Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.

Affetmek insanı derinleştirir.

Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi

gerekir.

Çünkü affetmek bir seçimdir.

Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.

Affetmek bir süreçtir.

Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.

Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.

Yani koşullu affetme yoktur.

Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi

olmasını beklemeyin.

Affetmek bir seçimdir.

Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.

Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme

sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık oluşturmayacaktır.

O acılar sizin acılarınız.

Affetmek kolay değildir.

Fakat özgürleşmek için gereklidir.

Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu

anlamına geleceğini sanır.

Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı

kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil.

Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.

Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.

Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.

Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.

Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.

Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.

Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek

değil.

Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe

çıkmaktır.

Affetmek artık acıyı hissetmemektir.

zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.

“Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.

İşte Bu yüzden AFFEDİN…” src=”https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/c69.0.403.403/p403x403/521615_486436741418574_1903237870_n.jpg&#8221; width=”363″ height=”252″ />
Affetmek.
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.
Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi  engeller.
… Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk  denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek insanı derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi  gerekir.
Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
Yani koşullu affetme yoktur.
Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi  olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir.
Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme  sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık oluşturmayacaktır.
O acılar sizin acılarınız.
Affetmek kolay değildir.
Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu  anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı  kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek  değil.
Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe  çıkmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.
zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
“Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.
İşte Bu yüzden AFFEDİN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir…

Söyleme bardak taşmasın, yüklenme keyifler kaçmasın…Kimse de demiyor ki onlar da haddini aşmasın!..

Bizim İçin Endişelenen Anne Babaya Ne Söylemeliyiz…

539841_392618724129943_1514987853_n[1]Anne ve babalarımız bütün hayatları boyunca bizim için endişe ederler, gerilirler, akıllarından korkunç senaryolar geçirirler. Fakat bilmezler ki, bu yaptıklarıyla bizi desteklemek yerine aşağı çekerler. Artık ailelerimizi karşımıza alıp bu cümleleri söylememizin zamanı geldi…

”Ben yaradanın bana verdiği ilahi koruma altında doğru yoldayım. Ve ilahi aşkla güvendeyim. Siz de öyle…”

Fakat diyorsanız ki ben bunları söyleyemem o zaman ”Ben güvendeyim ve benim için artık içiniz rahat olsun ” deyin. Hatta bunu sizin için endişe eden tüm aile bireylerinize, arkadaşlarınıza,sevgilinize de söyleyebilirsiniz. Böylelikle ortaya çıkaracağınız pozitif enerjiyle omzunuzdan büyük bir yük kalktığını kısa zamanda fark edeceksiniz.

Sevgiyle Kalın…

Bu sözler Bülent Gardiyanoğlunun 2013 Şubat Antalya Yeniden Hayata Başlangıc Kampı Ders Notlarından Alıntıdır…

Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır.”

20730_127764730716858_203371191_n[1]Sizin en hayırlınız, insanlara en faydalı olanınızdır.” Hadîs-i Şerif

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Günün kıssadan hissesi:Küfeyi Atma

 

Küfeyi Atma

Çin’in kırsal kesiminde yaşam savaşı veren bir aile vardı. Dede, baba, anne ve çocuktan oluşan bu aile oldukça sıkıntı çekiyordu.

Bir gün baba, yılların verdiği yorgunlukla bir köşede oturmaktan başka işe yaramayan dedeyi, pazar küfesine koyarak nehre doğru yola çıktı. Nehrin kenarında arkadaşlarıyla oynayan çocuk, babasına ne yaptığı sordu.

Baba “Büyük babanın bize yük olmaktan başka yaptığı bir şey yok. Onu bu küfe ile beraber nehre atmaya karar verdim” dedi.

Çocuk heyecanlanarak atıldı. “Aman baba, küfeyi atma. Çünkü bir gün gelip sen de yaşlandığında o küfe bana lazım olacak”

 

 

 Çin’in kırsal kesiminde yaşam savaşı veren bir aile vardı.
Dede, baba, anne ve çocuktan oluşan bu aile oldukça sıkıntı çekiyordu.   Bir gün baba, yılların verdiği yorgunlukla bir köşede oturmaktan başka …işe yaramayan dedeyi, pazar küfesine koyarak nehre doğru yola çıktı. Nehrin kenarında arkadaşlarıyla oynayan çocuk, babasına ne yaptığı sordu.
Baba “Büyük babanın bize yük olmaktan başka yaptığı bir şey yok. Onu bu küfe ile beraber nehre atmaya karar verdim” dedi.   Çocuk heyecanlanarak atıldı. “Aman baba, küfeyi atma. Çünkü bir gün gelip sen de yaşlandığında o küfe bana lazım olacak”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİNİZİ TÜKETEN SEYLER:

imagesCAEB5EVF

•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler

•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.

•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes.

•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.

•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.

•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje.

•Sevmediğiniz fakat “kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz

.•Her türlü dağınıklık.

•”Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.

•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.

•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.

•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. (hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)

• “Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.

•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.

•Tutamadığınız her türlü söz.

• “Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.

•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.

•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)

•Vermek istediğiniz kilolarınız.

•Cevaplamadığınız mailler.

•Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!”

•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler

•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.
•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes.
•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.
•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.
•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje.
•Sevmediğiniz fakat “kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz
.•Her türlü dağınıklık.
•”Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.
•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.
•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.
•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. (hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)
• “Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.
•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.
•Tutamadığınız her türlü söz.
• “Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.
•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.
•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)
•Vermek istediğiniz kilolarınız.
•Cevaplamadığınız mailler.
•Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!

Aşk sevdiğini özgürlüğü ile sevebilmekmiş…

<img class="alignleft" alt="Fotoğraf: Bir Kızılderili kabilesinin gözleri görmeyen büyücüsü gençleri başına toplar onlara iki kartalın hikayesini anlatırdı. Çadırların uzağında yanan ateşin iniltileri ve gecenin sessizliği dışında her şey ve herkes susardı, büyücü görmeyen gözlerini uzaklara gömüp, o heybetli sesiyle iki kartalın hikayesini anlatmaya başlardı.

Gökyüzünde gezen yalnız bir kartal varmış; dağların doruklarından havalandı mı, karanlık inene kadar, kanatları yorgun düşene kadar uçar sonra da yuvasına dönüp aşık olacağı bir kartalı hayal edermiş. Günlerden bir gün kartal yine bulutlarla raks edip, güneşin ışıklarıyla şarkılar söylerken çok güzel ve alımlı bir kartal gelmiş yanına. bakışmışlar bir süre. sonra akşama kadar beraber kanat çırpıp koklaşmışlar. çok mutlularmış. birbirlerine ait olduklarına inanmışlar. gel zaman git zaman kartallar uzaklara gidemedikleri ve artık özgür olamadıkları için üzülmeye başlamışlar. gün boyu dağların ardındaki o özlem duydukları özgür günlerini düşünür dururmuşlar. ve kartal dayanamayıp sevgilisine, güzeller güzeli kartala şöyle demiş ‘yıllarca birbirimizin hayalini kurduk. birbirimizi istedik. sen beni bulduğunda dünyanın en mutlu çifti olduğumuza inandık. fakat bir şeyi unuttuk; artık özgür değildik. aşk özgürleştiriyorsa aşktır. özgürlüğü öldüren aşk aşk değildir. ikimizin de aklı bulutların beyazında, dağların doruklarında ve gidilmemiş görülmemiş ovaların ve nehirlerin gizeminde. beraberiz ama mutlu değiliz. beraberiz ama kolumuz, kanadımız kökünden kırılmış gibi. aşk kanat çırparsa aşktır; kanadı kırık aşk kartala ölümdür. aşk dağların doruklarına konabiliyorsa aşktır; toprağa kök salmış aşk sevdiğini gömmektir ölmeden…’ kartallar sarılmışlar birbirlerine, gece boyu ağlamışlar, sevişmişler…sevişmişler, ağlamışlar…gün ağarmadan birbirlerin, ölene kadar bu aşkı özgürlükleri kadar seveceklerine dair söz vermişler ve vedalaşmışlar. köleleştiren aşkın bir sahibi vardır o da ızdıraptır!

hikayeyi dinleyen kabilenin gençleri, her bu hikayeyi dinlediklerinde biraz daha özgürleşirmişler ve bilirlermiş; aşk tenin tene, gözün göze, elin ele değmesi değilmiş, aşk tenin, gözün ve elin değmediğini sevebilmekmiş. aşk sevdiğini özgürlüğü ile sevebilmekmiş…” src=”https://fbcdn-sphotos-c-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/c0.0.403.403/p403x403/408373_582481451781836_1294141782_n.jpg&#8221; width=”335″ height=”275″ />Bir Kızılderili kabilesinin gözleri görmeyen büyücüsü gençleri başına toplar onlara iki kartalın hikayesini anlatırdı. Çadırların uzağında yanan ateşin iniltileri ve gecenin sessizliği dışında her şey ve herkes susardı, büyücü görmeyen gözl…erini uzaklara gömüp, o heybetli sesiyle iki kartalın hikayesini anlatmaya başlardı. Gökyüzünde gezen yalnız bir kartal varmış; dağların doruklarından havalandı mı, karanlık inene kadar, kanatları yorgun düşene kadar uçar sonra da yuvasına dönüp aşık olacağı bir kartalı hayal edermiş.

Günlerden bir gün kartal yine bulutlarla raks edip, güneşin ışıklarıyla şarkılar söylerken çok güzel ve alımlı bir kartal gelmiş yanına. bakışmışlar bir süre. sonra akşama kadar beraber kanat çırpıp koklaşmışlar. çok mutlularmış. birbirlerine ait olduklarına inanmışlar. gel zaman git zaman kartallar uzaklara gidemedikleri ve artık özgür olamadıkları için üzülmeye başlamışlar. gün boyu dağların ardındaki o özlem duydukları özgür günlerini düşünür dururmuşlar. ve kartal dayanamayıp sevgilisine, güzeller güzeli kartala şöyle demiş ‘yıllarca birbirimizin hayalini kurduk. birbirimizi istedik. sen beni bulduğunda dünyanın en mutlu çifti olduğumuza inandık. fakat bir şeyi unuttuk; artık özgür değildik. aşk özgürleştiriyorsa aşktır. özgürlüğü öldüren aşk aşk değildir. ikimizin de aklı bulutların beyazında, dağların doruklarında ve gidilmemiş görülmemiş ovaların ve nehirlerin gizeminde.

beraberiz ama mutlu değiliz. beraberiz ama kolumuz, kanadımız kökünden kırılmış gibi. aşk kanat çırparsa aşktır; kanadı kırık aşk kartala ölümdür. aşk dağların doruklarına konabiliyorsa aşktır; toprağa kök salmış aşk sevdiğini gömmektir ölmeden…’ kartallar sarılmışlar birbirlerine, gece boyu ağlamışlar, sevişmişler…sevişmişler, ağlamışlar…gün ağarmadan birbirlerin, ölene kadar bu aşkı özgürlükleri kadar seveceklerine dair söz vermişler ve vedalaşmışlar. köleleştiren aşkın bir sahibi vardır o da ızdıraptır! hikayeyi dinleyen kabilenin gençleri, her bu hikayeyi dinlediklerinde biraz daha özgürleşirmişler ve bilirlermiş; aşk tenin tene, gözün göze, elin ele değmesi değilmiş, aşk tenin, gözün ve elin değmediğini sevebilmekmiş. aşk sevdiğini özgürlüğü ile sevebilmekmiş…

Al Bunu Ye İŞte…Günün Fotosu 2…05/02/2013

Fotoğraf: güzellik!

Bir Şey Mi Diyon Arkadaş…Günün Fotosu…05/02/2013

:::: DEĞİŞİMİN İŞARETLERİ:::: (2013)

 

2013 yılı hoş gelsin. Bundan sonraki yıllarda dünyanın gidişatında büyük değişimlere şahit olacağız. İnsanlık tarihinde, türümüzde daha önce bu boyutta ve hızda yaşanmamış bir bilinç sıçramasının yaşanacağı bu evrimleşme sürecinin başlangıç evresinde yer aldığımız için “köprü insanlar” olarak çok şanslıyız. 1970’li yıllardan beri gelişime açık Homo sapienslerin bu süreçte bireysel olarak yaşadığı veya yaşayacağı bazı somut durumları paylaşmak istiyorum. Yaşadıklarınıza ve yaşayacaklarınıza bir anlam verebilesiniz diye. Bu belirtilerin hepsi olmasa da çoğu, zaman içinde sıkça yaşanır. Eski kimliğiniz artık size doyum vermez. Kim ve ne olduğunuzu sorgularsınız. Yalnızlık hissedersiniz. Toplum içinde kendinizi rol yaparken bulursunuz. Bu durum sizi rahatsız eder.

Bedensel ve zihinsel enerjinizde belirgin bir artış hissedersiniz. Bazen fiziksel olarak taşıyabileceğinizden daha fazlaymış gibi hissedebilirsiniz. Kendinizi takvim yaşınıza göre, hem enerji hem görünüm olarak daha genç hisseder; beden-zihin-ruh bağlantısını daha iyi kurabilmek için bedeninize gereken saygıyı gösterir ve egzersiz yapma arzusu duyarsınız. Ellerinizle ayaklarınızın ısısı yükselir. Kendiliğinden daha derin nefes almaya başladığınızı fark edersiniz, duruşunuz diklik kazanır. Bedeninizin esnekliği artar. Bedeninizde enerji tıkanması olan yerleri daha farkındalıkla hissedersiniz. Bu tıkanık/ağrıyan bölgelerde birikmiş duygulardan özgürleşmeniz gerektiğini bilirsiniz. İlaçlarla kendinizi iyileştirmeye çalışmak yerine bütünsel sağlık uygulamaları size daha çekici gelir. Beslenme tarzınız kendiliğinden daha sağlıklı hale gelir. Bedene zarar veren yiyeceklere ilginiz azalır. Bedeninizde değişimler yaşayabilirsiniz. Bütün bedeniniz ve zihniniz değişmektedir. Eski sorunlar aşıldıkça zihniniz ve bedeniniz de düzene girecektir. Sevgiye evet dedikçe vibrasyonunuz yükselir. Eskisine göre çok daha fazla sıvı tüketirsiniz. Yüksek sıvı tüketim süreci uzun süre devam eder. Duyularınızın duyarlılığı belirgin şekilde artar. Duyusal uyarılara hassaslaşırsınız.

Özellikle işitme, tat ve koku duyularınız keskinleşir. Yüksek seslere karşı duyarlılığınız artar. Bazen birisinin isminizi seslendiğini “duyarsınız.” Yanınızda birilerinin olduğunu hissedersiniz. Altıncı duyunuz açılır ve daha yüksek titreşimli enerjileri algılar hale gelirsiniz. Başkalarının göremediği titreşim boyutlarını gördüğünüz anlar artar. Burnunuza bir anda güzel kokular gelir ve kaybolur. Bazen hiçbir şey yemediğiniz halde damağınızda enfes bir tat hissedersiniz. Ama bu, bildiğiniz ve aşina olduğunuz bir tat değildir. Göz kenarıyla ışık topu, gölgeler, ışık huzmeleri, geometrik şekiller, birtakım ışık/gölge hareketleri görürsünüz. Gözünüzün kenarından gördüğünüz bu şekiller yeni düşünce frekanslarının beyninize giriş anlarıdır. Dünyayı yeni gözlerle görmeye başlarsınız. Farkındalığınız ve uyanışınız artar. Sevecen, her şeyle “bir ve bağlantıda” olduğunuzu hissedersiniz. Başkalarına yürekten yardım ve hizmet edersiniz. Bunun aslında “kendinize” yardım etmek olduğunu idrak edersiniz. Desteğe gerçekten ihtiyacı olan insanlar ile sizi manipüle etmeye çalışarak kullanmak isteyen insanların ayrımını kolaylıkla yaparsınız. Vicdanınız sizin pusulanızdır. Bazen eski dünyanızın size dayattıkları sizi karmaşaya düşürse de, bunun üstesinden kısa zamanda gelirsiniz. “Hayır” ve “Evet” sözcüklerini yerli yerinde kullanırsınız. Düşük frekanslı ayrımcı ve önyargılı yaklaşımlara “tahammülsüzlüğünüz” artar. Drama krallarını/kraliçelerini hayatınızdan uzaklaştırırsınız. Sürü bilincinden uzaklaşırsınız. Sevmenin “katlanmak” anlamına gelmediğini idrak edersiniz. Zamanınızın değerini bilirsiniz… İlham, yaratıcılık anlarınız artar. Daha önce düşünmediğiniz fikirler ardı ardına gelir. Bazen titreme ya da ter basması yaşayabilirsiniz.

Tek başına olmayı seçtiğiniz zamanlar çoğalır. Bu anları tercih edersiniz. Bu anlar yaratıcılık anlarınızın arttığı anlardır. Başınızın üzerinde bir basınç hissedersiniz. Sanki birisi parmağıyla bastırıyormuş gibi. Baş ağrısı, baş dönmesi hisseder, boyun ve bel ağrıları çeker, alerjilerinizde artış olur. Ama bunlar geçicidir. İlk dönemlerde uyku düzeniniz bozulur, sıkça uyanır veya uyumakta güçlük çekersiniz. Özellikle sabaha karşı 02:00 ila 04:00 saatleri arasında uyumakta zorlanırsınız. Bir süre sonra uyku düzeniniz doğal olarak ve kendiliğinden yeniden oluşur. Hiç nedensiz duygu değişimleri yaşarsınız. Bir an hiç nedensiz üzgün, bir an neşeli, bir an kızgın, bir an mutlu olursunuz, bir an depresyon yaşarsınız, bir an umursamazlık hissedersiniz. Bu hızlı değişimlere, duygu çalkantılarına bir anlam veremezsiniz. Bu, kalp çakranızın açılmasından dolayı yıllar boyu bastırılmış duygularınızın açığa çıkış sürecidir. Duygular kendiliğinden ortaya çıktığında onları kabul edin ve sevgiyle özgür bırakın. Duygularla barışma sürecidir bu. Hem kısa vadeli hem uzun vadeli unutkanlıklar artar. Bazen “kayıp zaman” anları yaşarsınız. Bu anlarda bulunduğunuz yerde değil başka bir yerdeymişsiniz gibi hissedersiniz. “Kayıp zaman” anlarında bulunduğunuz yerde ne yaptığınızı hatırlamazsınız.

Bazı anlar kısmen ya da tamamen bedeninizden ayrıymış gibi hissedersiniz. Eski sorunlar sizi yeniden ziyaret eder. Bazı anlarda kendinizi kaybolmuş hissedersiniz. Bu sorunlarla yüzleşmek, kucaklaşmak, çözüm üreterek özgürleşmek derin temizlik sürecidir bu ve geçilmesi gerekli bir süreçtir. Bu anlarda kendinizi “depresif” hissetseniz bile bu ruh halinden çabuk çıkarsınız. En uzun “depresyonunuz” üç günü geçmez. Başlangıç döneminde birçok kayıp yaşarsınız. İş, aile, mülk, para, ilişki vs. Bazen bu kayıplara tahammül etmekte zorlanırsınız ama kapasitenizin bütün bunları kaldırabildiğine zaman içinde tanık olursunuz. Parasal engeller, size ilk anda engel gibi gelse de bu durum içinizde, gelişiminize destek olacak konularda yapmak istediğiniz şeylerin önüne geçemez. Bunların geçici “durumlar” olduğunu “sezgisel” olarak bilirsiniz. Engele değil, aşmaya odaklanırsınız. Hayata güvendikçe parasal engelleri de yaşamaz hale gelirsiniz. Bolluk ve bereket bilinciniz artar. Gelişiminizin önündeki en büyük engelin “kibir” ve “eleştirilme korkusu” olduğunu idrak edersiniz ve kibir anlarınızı hemen yakalayarak kendinize “ayar” vermeye özen gösterirsiniz. Özeleştiri yapabildiğiniz için artık hayatınızda kibrin yeri yoktur. Kibir gittikçe doğallık, içtenlik, sıcaklık ve sevecenlik artar. Artık size hizmet etmeyen tepki ve davranış kalıplarınızdan, sizi sınırlayan inançlardan ve alışkanlıklarınızdan özgürleşme ihtiyacı duyar ve bu doğrultuda adım atarsınız. Bu adımları atmaya cesaretiniz olur.

Eskiyi temizleyip yeniye yer açarsınız. İstemeyerek çalıştığınız işler sizi hızla tüketir, kanınızı emer hale gelir. Ama korkuyla orada kalmak yerine cesaretle kendinize yeni imkânlar yaratmayı seçersiniz… ve kapılar açılır. Enerjinizi sizi geliştiren ve Bütün’e yararlı düşüncelere, duygulara, davranışlara ve seçimlere yöneltirsiniz. Hiç nedensiz huzur içinizi sıkça kaplar. Her şeyi kontrol etme ihtiyacı yerine kendinizi akışa bırakmaya başlarsınız. Kötü bir gün geçirdiğinizde kendinize moral verebilirsiniz. Farkındalığınız arttıkça, bilinciniz genişledikçe kendinize ve başkalarına karşı daha şefkatli olursunuz. Derin boyutta doğrudan size hitap eden işaretleri daha sıklıkla görmeye başlarsınız. Farkındalığınız arttığı için bu işaretler sizin için büyük anlam ifade etmeye başlar. Rakamlara merak salarsınız. Rakamların, sembollerin derin anlamlarıyla ilgilenmeye başlarsınız. Kendini tekrar eden rakamlar sıkça karşınıza çıkar ya da rüyalarınızda görürsünüz. Eş zamanlılık artar. Hayatınızda “anlamlı tesadüfler” olağanüstü boyutta sıklaşır. Doğru yolda olduğunuzda “tesadüfen” doğru insanlarla doğru zamanlarda karşılaşırsınız. Birbiriyle alakası yokmuş gibi görünen olaylar anlam kazanmaya başlar. Bu mesajların ardındaki mesajları algılamaya başlar, sezgilerinizin güvenirliliğine daha fazla güven duyarsınız. Dejavü (bir olayı daha önce de yaşamış gibi hissetmek) anlarını yaşarsınız. Üç boyutlu beden dışı deneyimler de yaşayabilirsiniz. İnsanlara, hayvanlara ve doğaya empatiyle yaklaşırsınız. Evcil hayvanlar size yaklaşır ve size sürünür. Bebekler size sıcak tepki verir. Her şeyle aranızdaki bağı daha güçlü hissedersiniz. Kendinizi gizlemek yerine duygularınızı insanlarla daha rahat paylaşırsınız. Ağlamak istediğinizde ağlar, gülmek istediğinizde gülersiniz. Kendinizle dalga geçme ve espri yapma yeteneğiniz artar.

Daha çok gülersiniz. Bir günbatımını seyretmek gibi sade anlardan büyük keyif alırsınız. Bu anlarda içinizi dinginlik ve huşu kaplar. Rüyalarınızı daha sık hatırlar ve sembollerin mesajlarını daha net algılarsınız. Hayatınıza giren her insanın hayatınızda sizin davetinizle yer aldığını bilirsiniz. Yüreğinizin derin arzularını takip etmek için kendinize izin verirsiniz. Yuvaya (öz’ünüze) dönüşte her “şimdi”yi kendinizin yarattığını bilirsiniz. Bazen de “Ben burada ne arıyorum? Eve gitmeliyim” duygusunu hissedersiniz. Kendi hayatınızın sorumluluğunu fiziksel, duygusal, zihinsel, ekonomik boyutlarda TÜMÜYLE üstlenirsiniz. “Suçlama” ve “mazeret”i hayatınızdan TÜMÜYLE çıkarırsınız. Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilecek güce ve özgüvene sahip olursunuz. Başka insanların hayatlarında olumlu farklar yaratırsınız. Bu 35. madde çok önemli. Suçlama ve mazeretten özgürleşmek. Her boyutta kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenmek ve başkalarına da yararlı bir hayat sürmek. Bu sorumluluğu üstlenmeksizin, sadece bu belirtilerden bazılarını yaşadığı için kendisine özel güçler atfeden akıl sağlığı pek yerinde olmayan insanlar da var. Ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ve bazı “spiritüel” gruplar bu tür insanlarla dolu. Ne kendine ne başkalarına hayrı dokunan benmerkezci “özel” (!) insanlar… Spiritüelim diye ortalıkta dolanıp, kendisiyle yüzleşmekten ödü patlayan insanlar… Ayağı yere basmayan insanlar… Bu deneyimleri yaşarken kişinin ayaklarının yere basması, hayatın ve hayatının sorumluluklarını taşıyabilme gücüne ve sevme yetisine sahip olması EN ÖNEMLİ kıstastır.

Elbette bu belirtilerden bazılarını herkes zaman zaman yaşamış veya yaşıyor olabilir. Önemli olan bunları gittikçe daha sıklıkla yaşıyor olmanız ve 35. maddeye uygun bir yaşam sürmeniz. Bedenimizin dünyanın yeni enerjisine “frekans uyumu” sürecinde, bazı insanlar “bana neler oluyor?” duygusuyla panikler ya da “deli” diye yaftalanacaklarından çekinerek deneyimlerini kimselere söylemezler. Yalnız olmadığınızı HATIRLAYIN! :::::::Dönüşüm İçin Dört Adım::::::::: Bilinç yükselmesi sürecinde enerjinin akışa ihtiyacı var. Bu akış için olanı olduğu gibi kabul etmeye, değer bilmeye, şefkate ve kendimize güvenmeye ihtiyacımız var. Kabul edin: Hayata “Evet” deyin. Olana “Hayır” demek dışarıya çıkmaya çalışan enerjiyi bastırmaya çalışmaktır. Enerji dışarı çıkıp, çözümlenmek tamamlanmak ve özgürleşmek istiyor. Değer bilin: Hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız durumlara teşekkür edin. Bana bu yönümü gösteren duruma, hastalığa, kişiye teşekkür ederim. Şefkat hissedin: Şefkat hissetmek bir düşünce kadar yakın. Sevecen bir düşünce şefkat duygularını açığa çıkarır. Kendinizi artı ve eksilerinizle kabul ederek “Seni seviyorum” deyin. Teşekkür etmenin ötesinde “üzüntümü kucaklıyorum, duygularımı kucaklıyorum” şefkatini verin kendinize. İçinizdeki şefkat duygusunun artışını hissediyor olacaksınız. Hayata güven duyun: Kendine güvenmek ve hayata güvenmek aynı şeydir. İşte bu uyanıştır. Her gün meditasyona zaman ayırın. Sezgilerinize güvenin. Yeni yıl dünyamıza neyi getireceğini bizim seçimlerimizle belirliyor. Yaşama… OLANA… EVET! Amaçlı ve anlamlı bir yaşam içinde sevgiyle hoşça olun.

Nil Gün