Eski Erkek Arkadaşım Nasıl Benden Önce Evlenir ???

Baktım Arzu sabahtan beri beni facebook’ta beş kere dürtüklemiş, on tane de mesaj atmış. Hayırdır deyip mesajlardan birini açtım. “Bak bak” diye veryansın eden mesajını okumaya başladım. “Görüyor musun sonunda olan oldu Veysel benden önce evleniyormuş.  Hem de şu sahte sarışın Emel’le. Zaten Serdar’da Gamze’yle evlenmişti. Ya kime dokunsam evleniyor ama benle değil benden sonra karşılarına çıkan ilk zibidiyle. Ne ya ben evliliğe hazırlama kurumu muyum” diye başlayan mesajı böyle uzayıp gidiyordu.

Valla Arzu gerçekten doğru söylüyordu. Kız kime el atsa onunla değil de bir sonrakiyle evleniyordu bu adamlar. Hepimiz bu duruma artık şaşmış kalmış vaziyetteydik ki Veysel sanırım bardağı taşıran son damla olmuştu. Ama bir arkadaş olarak üzerime düşen Arzu’ya bunları söylemek değildi tabi ki. Bana düşen olayı önemsiz gösterip arkadaşımın yerlere düşen öz güvenini toparlamaktı.

Arzu’ya face’ten hemen mesaj attım: Kızım ya isteyen evlenir, isteyen boşanır, isteyen çocuk yapar sana ne ki? Sen hem bize yüz kez benim artık Veysel’le işim olmaz, önüme diz çökse, yalvarsa ona dönem demiyor muydun, adam işte duymuş bu söylediklerini, yoluna devam etmiş.

Arzu’dan tabi ki hemen cevap geldi: Yaa Anette inanamıyorum senin afyon bugün patlamadı herhalde. Ben onları tabi ki laf olsun diye söylüyordum. Tamam Veysel’e karşı bir şey hissetmiyorum ama ona düşen gelip benim için uğraşması, çabalaması, benden vazgeçemediğini söylemesi olmalıydı! Hadi onları söylemedi uzun bir yas tutma dönemine girmeliydi! Yani nedir bu çakma sarışın bulmalar, hadi buldu, gönül eğlendirmek yerine evlenme teklifi etmeler falan. Bak sırf bana gıcıklık yapıyor olmasın diyerek dengesini ne kadar kaybetmiş olduğunu bir kere daha anlamamı sağladı…

Ya Arzu’cuğum diye geri mesaj atım hemen. Sana ne, olan olmuş biten bitmiş, yani gerçekten sana ne, niye sürekli adamın sayfasına girip girip casusluk yapıyorsun ki diye cevap yazdım….

Çünkü diye hemen cevabı düştü, bu bir gurur meselesi, bu bir onur meselesi. Bu ayaklar altına alınmış kadınlık gururumun çığlığıdır diye yazarken, herhalde bir an olsun aklı başına gelmiş olmalı ki, Anette ya sanırım egom tavan yaptı, gerçekten bana ne elalemin Veysel’inden derken ve ben tam rahatlamışken, egosu gene onu bir sarstı, bana ne ya, benim önce evlenmem lazım dı diye bu sefere tweetten mesajları düşmeye başladı.

Anladım ki bu kriz bugün geçmeyecekti. Arzu’nun sakinleşmesi için zamana ihtiyacı vardı ya da evlenmeyen eski bir erkek arkadaşa? O anda aklıma eski erkek arkadaşlarından Yusuf geldi. Yaa Arzu’cuğum dedim Yusuf bak hala evlenmedi, seviniyor musun bari dememe kalmadı, Anette ya sende hiç facebook güncellemelerini takip etmiyorsun galiba, Yusuf uzun süredir yelloz Emine’yle beraber deyince beni aldı bir gülme. Kızım sen hem eski erkek arkadaşlarını hem de onların yeni kız arkadaşlarını, yani pardon yeni yellozları da mı takip ediyorsun, sil hepsini gitsin bitsin, kafan rahat etsin o zaman diye karşı bir fikir ortaya atmaya çalıştımsa da Arzu gene veryansın etti. Silmem efendim niye silecekmişim, hiçbirini silmem, ben hepsi otursun beni beklesin istiyorum, önce ben evleneyim, mutlu olayım, çocuk yapayım sonra hepsi ne yaparsa yapsın. Benden önce bunları yapmaya hakları yoktu derken, herhalde son sözleri de kendine anlamsız gelmeye başlamış olmalı ki bir göz kırpma işareti geliverdi mesaj olarak.

Anette ya ben neler diyorum ve diliyorum böyle, ben niye böyle kötü biriyim, neden onların bu kadar çabuk, yani benden önce mutlu olmalarını kaldıramıyorum ki diye sordu içli içli…

Ne diyebilirdim ki, biz insanların zaaflarla dolu yaratıklar olduğunu söylemekten başka…

Sağlıcakla,

HAYAT FELSEFESİ

Hergün üç kişiye iltifat et…
Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret….
İnsanların doğum günlerini hatırla….
İnsanların gözlerini içine bak…
Sık sık “lütfen” de…
Bir müzik aleti çalmayı öğren…
Duşta şarkı söyle…
Değerli takılarını saklama kullan…
Her baharda çimen ek…
İlk önce sen ” merhaba “de…
Ucuz otomobil kullan ama sahip olabileceğin en iyi evi al…
Hak ettiğini düşündüğünde maaaşına zam iste…
Hiçbir zaman asla umudunu yitirme, mucizeleer her gün oluyor…
Jackson Brown

Bir güle bakarken, önce bir süre güle bak, birkaç dakika, sonra işlemi tersine çevirmeye başla; gül sana bakıyor. Gülün sana ne kadar çok enerji verebildiğini gördüğünde şaşıracaksın.

Bilincin dışarı doğru akıyor, bu bir gerçek, bir inanç sorunu değil. Bir nesneye baktığında, bilincin nesneye doğru akar.
Örneğin, bana bakıyorsun. Bunu yaptığında kendini unutursun, bana odaklanırsın. O zaman enerjin bana doğru akar, gözlerin bana doğru yönelir. Bu ilginin içten dışa dönmesidir. Bir çiçek görürsün ve büyülenirsin, çiçeğe odaklanırsın. Kendini unutursun, sadece çiçeğin güzelliğiyle ilgilenirsin.

Bunu biliyoruz, her an olur. Güzel bir kadın geçer ve birden enerjin onu izlemeye başlar. Işığın böyle dışarı doğru akışını biliriz. Bu hikayenin sadece yarısıdır. Işığın dışarı doğru her akışında, sen arka plana düşersin, kendine ilgisizleşirsin.
Aynı anda hem özne hem de nesne olabilmen ve bunun yanında kendini de görebilmen için ışığın geri dönmesi gerekir. O zaman kişisel farkındalık ortaya çıkar. Genelde, yalnızca bu yolun ortasında, yarı canlı, yarı ölü yaşarız, durum budur. Işık yavaş yavaş dışarı akmaya devam eder ve asla geri gelmez. Şunu görüyorsun, bunu görüyorsun, enerjiyi hiçbir şekilde gören kişiye döndürmeden sürekli görüyorsun. Gündüz dünyayı görüyorsun, gece rüyalar görüyorsun, sürekli nesnelere bağımlı kalmaya devam ediyorsun. Bu enerji israfıdır.

Taocu inanışa göre, enerjiyi geri döndürmenin gizli ilmini öğrenirsen, ilgin dışa döndüğünde kullandığın bu enerjiyi kaybetmek yerine çok daha belirgin bir hale getirebilirsin. Bu mümkün; konsantrasyon yöntemlerinin hepsinin bütün hüneri budur.

Bir gün, sadece bir aynanın önünde durarak küçük bir deney yap. Aynaya bakıyorsun, aynada kendi yüzün, aynada kendi gözlerin. Sonra bir an için bütün işlemi tersine çevir. Aynadaki yansımanın sana baktığını hissetmeye başla, sen yansımaya bakmıyorsun, yansıma sana bakıyor. Çok tuhaf bir boşlukta olacaksın. Taocu kitaplarda sözü edilmese de, bu bana herkesin kolaylıkla yapabileceği en basit deney gibi görünüyor. Sadece banyondaki aynanın önünde durarak, önce yansımaya bak: sen bakıyorsun ve yansıma senin nesnen. Bu ilginin dışa dönmesidir: aksettirilmiş yüze bakıyorsun, kendi yüzüne tabi ki ama bu yansıma senin dışında bir nesne. Sonra konumu tamamen değiştir, işlemi tersine çevir. Yansıma olduğunu hissetmeye başla ve yansıma sana bakıyor. Anında bir değişim olduğunu, büyük bir enerjinin sana doğru aktığını göreceksin. Bunu yalnızca birkaç dakikalığına dene, canlanacaksın ve çok büyük bir güç içine girmeye başlayacak. Korkabilirsin bile, çünkü bu hiç tanımadığın bir şey; tam bir enerji çemberini daha önce hiç görmedin.

Başlangıçta ürkütücü olabilir, çünkü bunu daha önce hiç yapmadın ve hiç bilmediğin bir şey; çılgınca gelecek. Sarsılabilirsin, içinde bir titreme yükselebilir ya da kafa karışıklığı hissedebilirsin, çünkü şimdiye kadar yönün hep dışarı doğru oldu. İçe yönelişin yavaş yavaş öğrenilmesi gerekir. Ancak çember tamamlanmıştır. Bunu birkaç gün yaptığın takdirde, gün boyunca kendini çok daha canlı hissettiğini görerek şaşıracaksın. Sadece birkaç dakika aynanın önünde durarak enerjinin geri dönmesini sağlıyorsun ve çember kapanıyor. Çember tamamlandığında büyük bir sessizlik vardır. Tamamlanmamış çember huzursuzluk yaratır. Çember kapandığında, huzur yaratır, seni merkeze getirir. Merkezde olmak, güçlü olmaktır, güç senin gücündür. Bu yalnızca bir deney; o zaman bunu birçok şekilde deneyebilirsin.
Bir güle bakarken, önce bir süre güle bak, birkaç dakika, sonra işlemi tersine çevirmeye başla; gül sana bakıyor. Gülün sana ne kadar çok enerji verebildiğini gördüğünde şaşıracaksın.

Aynı şey ağaçlarla, yıldızlarla ve insanlarla da yapılabilir. En iyisi bunu sevdiğin kadın ya da adamla yapmandır. Yalnızca birbirinizin gözlerine bakın. Önce diğer kişiye bakarak başla, sonra diğer kişinin enerjiyi sana geri gönderdiğini hissetmeye başla; armağan geri geliyor. Kendini yeniden dolmuş hissedeceksin, yıkanmış, banyo yapmış, yeni bir enerji çeşidinin tadını çıkardığını hissedeceksin. Bu alıştırmadan yenilenmiş, canlanmış olarak çıkacaksın.

OSHO