Kendinizi affedene kadar bunu her gün tekrarlayın

Yaşadığım ve yaptığım her şeyi seviyorum.

Tüm yaşadıklarımı yaşanması gerektiği için yaşadım.

Yaşadığım ve yaptığım her şey için kendimi onaylıyorum.

Beni bir başkasının onaylamasına gerek yok.

Ben kendimi seviyor, beğeniyor ve onaylıyorum. …

Yaşadığım her şey benim kendi seçimim.

Ben tüm kararlarımı ve yaşadığım her şeyi onaylıyorum.

Ben , Kendimi onaylıyorum.

Ben kendimi affediyorum.

Ben kendimi tümüyle seviyor ve taktir ediyorum.

Hayatı seviyorum.

Yaşamayı seviyorum. -[Kendinizi affedene kadar bunu her gün tekrarlayın]- -ALINTI

Hz. Mevlana "Neyi arıyorsan sen O’sun" der…

Hz. Mevlana “Neyi arıyorsan sen O’sun” der…
gördüğünüz ilk üç kelime sizin aradığınızdır ve 2012’de aradığınızı bulacağınıza inanın 🙂

 

Teslimiyet, yüreğin bilgeliğidir.

Teslimiyet, yüreğin bilgeliğidir. Teslimiyet, pasif bir boyun eğme değildir. Teslimiyet, her zorluğa ruhsal gelişim ve genişleyen farkındalık olarak bakabilmektir. BİR NEHRİN KIYISINDA DOLAŞIRKEN, YADA BİR KÖPRÜDEN GEÇERKEN AKAN SUYUN NE KA…

DAR YUMUŞAK VE AYNI ZAMANDA GÜÇLÜ OLDUĞUNA HİÇ DİKKAT ETTİNİZ Mİ? Güçlü ve akışkan su, yerçekimine karşı mücadele vermediği gibi neyin içine konursa onun şekline uyum gösteriyor. Su her koşulda verebileceğimiz en zekice ve güçlü tepkinin ne olduğunu bize öğretiyor.Genellikle klasik öğretide bize inandığımız şey için mücadele etmemiz ve asla yılmamamız gerektiği öğretilir değil mi.? Oysa asıl öğrenmemiz gereken teslimiyettir

Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.

Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.
Unutma,
Sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir…!

Bob Marley

Şu meydanlar, caddeler, sokaklar ölmüş ruhlarıyla dolaşan insanlarla dolu…

Fotoğraf: Çekirdek İnanç

Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil,

Fotoğraf: YUSUF TOPALOGLU

İntikam Soğuk Yenen Bir Yemektir!

Mars’ın Akrep burcuna geçmesi ile birlikte, içindeki derin, dipsiz kuyunun içine atıp biriktirdiğin acıların, haksızlıkların o kuyudan kovayla yukarıya çekilip hatırlanması söz konusudur. Haksızlığı yapan, acıyı çektiren yaptıklarını unutturmuşken, sen tüm bunları bir anda hatırlayıverirsin.

Aşağıda burcuna göre ortaya çıkabilecek son iki yıllık birikimin intikam tablosu şöyle olacaktır:

Koç veya Yükselen Koç’san: Aşk, cinsellik, tutku, miras, borç ve finansal yaraları hatırlayacaksın.

Boğa veya Yükselen Boğa’ysan: İkili ilişkiler, ortaklıklar, açık düşmanlıklar ve rekabetle ilgili olumsuz deneyimler su yüzüne çıkacak.

İkizler veya Yükselen İkizler’sen: İş ortamı haksızlıkları, iş arkadaşı sorunları, sağlığına kast edenleri unutmadığını fark edeceksin.

Yengeç veya Yükselen Yengeç’sen: Aşk, bireysel özgürlüğün kısıtlanması, çocuk temalarındaki haksız davranışları hatırlayacaksın.

Aslan veya Yükselen Aslan’san: Aile, yuva kavramını etkileyen, evdeki huzurun kaçmasına sebep olan olaylarla yüzleşeceksin.

Başak veya Yükselen Başak’san: Sözlü tahrikler, gizli mektuplar, arkandan konuşulanlar, sen ilgilendiren dedikoduları hatırlayacaksın.

Terazi veya Yükselen Terazi’ysen: Borcunu iade etmeyenler, senin kazancına mani olanlar, finansal zorluklara girmene sebep olanlar şimdi aklına gelecek.

Akrep veya Yükselen Akrep’sen: Her hangi bir davranışı ile kalbini sıkıştıracak, seni derinden üzecek yaralar verenleri hatırlayacak, gelişimini engelleyenlerle yüzleşmek isteyeceksin!

Yay veya Yükselen Yay’san: Sana zarar vermiş ama bugüne kadar bunun farkına varmadığın insanların kim olduğunu öğreneceksin. Son iki yıldır bilmeden biriktirdiklerin öfkeye dönüşebilir!

Oğlak veya Yükselen Oğlak’san: Arkadaş, dost dediklerinden yediğin kazıklar, haksızlıklar bir anda karşında olacak! Zaten unutmayan hafızan tüm verileri bugün olmuş gibi taze karşına getirecek!

Kova veya Yükselen Kova’ysan: Kariyerine veya itibarına göz dikenler, seni işinden edenler, toplum önünde küçük düşürmeye çalışanlar şimdi yeniden hatırlanacak!

Balık veya Yükselen Balık’san: Umutla giriştiğin işlerde, umudunu keserek seni yolundan alıkoyanlar, İnancınla dalga geçenler, iyimserliğini küçümseyenleri hatırlayacaksın!

Her ne olursa olsun, intikam yıkıcı bir kavramdır ve içindeki bu duyguyu işe yarar bir yöne kanalize etmezsen, hayatını olumsuz etkileyecek şartlarla karşı karşıya kalıverirsin.

Akrep burcunun bir teması olan yıkıp yok edip yeniden dirilmektir. Mars Akrep’teyken bazı şeyler yıkılıp, yeniden inşa edilmelidir. Ancak intikamla yıkılan her şey geriye yanmış toprak gibi verimsiz bir arazi bırakır. O alana yeniden bir şeyler inşa etmek için uzun zaman geçmesi gerekir. Bu yüzden olaya farklı ir açıdan bakıp, kendi içindeki bazı kalıpları yıkıp o kalıpları verimli ve bir o kadar esneme payı olan yeni kalıplara dönüştürebilirsin.

Yukarıda intikam duygularının körükleneceği alanları sıraladım. Şimdi hem yükselenine, hem de burcuna göre olan temaları bir araya topla ve bu konulardaki hassasiyetini körükleyen şartları bir gözden geçir. Sana yapılanlar ve senin bu olayların gelişim ve sonlanma sürecindeki tutumunu iyice bir düşün.

Tüm bu olaylarla ilgili

• Başlangıç beklentin ne idi?

• Olumsuz kalıp ve düşüncelerin nelerdi?

• Olayın seyrini nasıl değiştirebilirdin?

• Bile bir düzeltme girişiminde bulunmadığın davranışların var mıydı?

• Bu olayları sürekli olarak yaşıyor musun?

Her olay bir şekilde bizim istediğimiz biçimde sonuçlanıyor. Bu yüzden çıkış noktasını da kendimizde aramamız gerekiyor. Tekrar tekrar aynı olayları yaşamamak için kendinde neleri değiştirmen gerekiyor? Bu konuya odaklan, değişimine odaklan.

Mars Akrep’teyken kendi canını yakmaktan korkmazsın. Bu yüzden şimdi neşteri eline al ve kendini değiştirecek operasyonlarda bulun. Şimdi acı eşiğin yüksek, özellikle yukarıda saydığım konularda daha da yüksek! Kendini değiştir!

Eğer bunu yapmak için enerjiye ihtiyacın varsa, kırmızı renge odaklanarak meditasyon yap! Sana değişimini hatırlatacak bir kırmızı ipi bileğine bağla! Kırmızı sebzeler ye! Her gece değişime hazır olduğunu kendine söyleyerek uyu! İntikam yerine Anka Kuşunu hatırla! Bazı özelliklerini yak ve küllerinden gökkuşağı renklerinde yeni özellikler yarat! Sana canlılık, güç ve mutluluk katan özellikler yarat!

23 Ağustos 2012’den 07 Ekim 2012’ye kadar Mars Akrep’te, zaman su gibi akıp gider! Elini Çabuk tut, çünkü bu etki bir daha yaklaşık 2 yıl sonra gelecek

 

Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.

Fotoğraf: Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.~Lukıanos~

 

Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.

~Lukıanos~

İşe git eve gel…Hep aynı sıkıcı hayat lan bu?

yA YAPABİLİRİM DİYEREK BAŞARI VE MUTLULUK ÜLKESİNE UÇARSINIZ…

……….ZAMAN…….

Çok zaman önceydi,

O kadar zaman önceydi ki…

Zaman diye birşey yoktu.

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. …

Derken zaman diye üç parçalı birşey icat etti insan. …

Bir parçasına dün dedi,

Diğer parçasına bugün, Öteki parçasına yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.

Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;

Ama, işin ilginç tarafı,

Tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.

Farkında olmadan rezil etti bu gününü….

Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu….

Bir türlü beceremedi.

Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü eline yüzüne bulaştırdı…

Mutsuz oldu insan.

Ve, Ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;

Ama BUGÜNÜ HİÇ YAŞAMADI….

Akıllı,şakadan bile öğüt alır…

Fotoğraf: & HAYAL &

Kader deyip geçme. Bak ne diyor Sırrın Sahibi,

Fotoğraf

Türkiye’de Yahudiler neden susar?


Türkiye’de Yahudiler neden susar?

M. Serdar Korucu

Nedir bir insanı yaşadığı toprağa bağlayan?
Orada doğmak…
Büyümek, yaşamak…
Ekmeğini kazanmak…
Ve ölmek mi?
Atalarının köklerinin bağlı olması mı?

Peki vatandaş olmak için neye ihtiyaç var?
Damarda akan “çoğunluk” kanına…
İnanılan aynı Tanrı’ya…
Konuşulan ortak dile…
Binlerce yıla uzanan “tek” tarihe mi?

Bunların hepsini birden sağlayamıyorsanız, işte o zaman “yarım
vatandaş” olursunuz bu ülkede. Sivil hayatta vali olamazsınız mesela,
askerde “önemli” mevkilere getirilmezsiniz. Size tam olarak güven
duymaz başkent. Her an bir ihanetinizi bekler içten içe. En zayıf
düştüğü anda sizin “kendiniz gibiler”in desteği ile kuracağınız
kumpası görür kabuslarında. Zaman zaman uyanır,
paranoyasından
sıyrılıp “açılım” yoluyla irtibat kurmaya çalışır. Ancak bu bir kısır
döngüdür sürüp giden. Bundan kurtulmanın yolu yok mudur? Vardır elbet.

Ne zaman silip atarsanız size ait “farklı” olanı, işte o zaman en
“has” adamları oluverirsiniz onların. “Yanlış” yoldan vazgeçmiş,
“doğru” yola girmişsinizdir. “Hoş görülecek”, idare edilecek değil
böbürlenecek birisinizdir artık.

Son dönemdeki “Yahudi açılımı” iddiaları bu gerçeği hatırlattı bir kez
daha. Var mı, yok mu hala bilmiyoruz aslında. Ne Kürt açılımı, ne de
sekteye uğrayan Ermenistan ile normalleşme süreci gibi açık seçikti
olup biten. Belki tesadüftü peş peşe gelen olaylar, belki de işleme
konan bir planın parçası. Ama bu tartışma bile gösterdi ki bu ülkede
azınlık olmak elde her an kullanıma hazır bir koz olmaktır. Hele
de
akrabalarınızın kurmuş olduğu bir ülkeniz varsa…

Mesela şarkı mı söylüyorsunuz, üstelik de başarılı mısınız? Ama
azınlıktan geldiğiniz anda durum değişiverir. Asla başarınız nedeniyle
gönderil(e)mezsiniz yurtdışına. Önce başkaları tarafından bu kararın
arkasında bir neden aranır. Ardından onlar susar, siz başlarsınız
benzer soruları sormaya: Bu ülkede o kadar “has” vatandaş şarkıcı
varken sistem neden sizi seçmiştir? “Acaba kullanılıyor muyum” diye
düşünmeden hemen dağıtıverirsiniz kaygı bulutlarını söyleyiverirsiniz
çoğunluğun duymak istediği sözleri. Sadakatinizi sonuna kadar belli
ederek, üstüne basa basa “Ben Türk’üm” diyerek…

Ya da işadamısınızdır mesela. İşinizde başarılısınızdır. Çok badireler
atlatmışsınızdır doğduğunuz, büyüdüğünüz, ekmek kazandığınız, emek
verdiğiniz topraklar
için. Ama gelin görün ki asla inandıramazsınız
kendinizin buraya ait olduğuna. Azcık geçmiş uygulamaları eleştirmeye
başlasanız hemen uyarırsınız kendinizi, savunmaya geçersiniz,
“Hitler’den kurtardı İnönü, Varlık Vergisi’ni de affettim böylece.
Eğer bizi Hitler’e verseydi sabun olacaktık.” diye. Yani ölümü görüp
sıtmaya razı olursunuz…

Bu da yetmez asla. “Benim gidecek başka ülkem yok” sözünü
tekrarlarsınız bir kez daha. “İsrail filan diyorlar, bırak şimdi.
Benim İsrail’de bir tane akrabam yok. Bizim vatanımız Türkiye’dir,
bitti.” diye yanıtlarsınız size sorulan soruları. Belki sağır kulaklar
bir gün duyar da ikna olur diye…

Ağzınızı açıp yahu “Trakya olaylarını neden aydınlatmıyorsunuz?”
demezsiniz mesela ya da Naziler’in emriyle kurulduğu iddia edilen
“Balat Fırınları” için konuşamazsınız. 2.
Dünya Savaşı döneminde
Boğaz’dan geçirilmedikleri için batan ve batırılan, aç susuz gelinen
ama “misafirperver” Türk limanlarında kötü muamele gören gemiler ise
söz konusu bile olmaz, olamaz.

Peki neden susarsınız bu konularda? Yaşamak için, sadece hayatta
kalmak için. Bunun için de hep bir temenni ile bitirirsiniz
sözlerinizi aslında her şeyi anlatan: İnşallah çocuklarım sulh içinde
yaşarlar