Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya…

GGH Kapak Etudu 2 (1)

46 kişi birleştik  Timür Özkan’ın editörlüğünde 15 ülkeyi anlatan  bir kitap çıkarmaya karar verdik… Kitabın kapağı ekte, kendisi çok yakında tüm kitapçılarda… Ben de naçizane Srilanka gezimin anılarını paylaştım… Sakın kaçırmayın… Sevgi… Saygı…

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Tam gün doğarken uyandırıcam seni…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Halbuki bu suskunluk ilerde dönüşecek büyük bir savaşın ilk çığlığıdır…

ilişkilede ilk kırıkta hemen tamir etmeliyiz…

ilişkilerde bazen kaybetme korkusundan, bazen çekingenliğimizden, bazen aman büyütmeyeyim ne olacak ki dememizden dolayı canımız sıkıldığı ilk anda susarız… Halbuki bu suskunluk ilerde dönüşecek büyük bir savaşın ilk çığlığıdır… Siz siz olun daha ilk kırıkta meseleyi halletmeye bakın… Yoksa ne o güzellik kalır… Ne de tatlı anılar…

Hatta bazı şehirlerde bunu prensip haline getirmiş yöneticiler bile var… Hatta bu yönteme kırık cam teorisi bile deniyormuş… Bence denemeye değer… Sizce?

 

Olumsuzluklarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna New York Valisi Guiliani’nin cevabı:

“Yıkık  bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar.

Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.


Polis bu kararlılığıyla “Küçük müçük, bizim için hiç fark etmez; bu sokağın, metro istasyonunun veya mahallenin suç üreten bir bölge olmasına izin vermeyeceğiz. ” demiş.’Kırık Cam Teorisi’

ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti.


Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı.


Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı.

Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.


Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu.
Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.


“Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.


Anlaşılıyor, herhalde… İşe ilk kırılan camdan başlamak lazım. İlk kırılan cam bağımsızlık…


ve geciken adaletin adam sendeciliği oluyor.

İleti için Mehmet Tandoruğa Teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?

Kumdan bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsı…nız.

Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.

Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.

Küçük plastik kovanızla habire koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde!..

O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.

Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edilebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.

Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?

Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duş alırken bone tak abla.

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Acı çekmemek için, aşkı reddetmek gerekiyordu. ..

Acı çekmemek için, aşkı reddetmek gerekiyordu.
Bu da hayattaki kötülükleri görmemek için kendi gözlerini çıkarmak gibi bir şeydi.
Paulo Coelho

Kaybedecek neyin var? Hiçbir şey. ..

 

Yaşlı bir Zen rahibi hakkında bir hikaye duydum:

Ölüm döşeğindeymiş. Son günü gel…miş ve o akşam artık öleceğini ilan etmiş. O yüzden müritleri, havarileri ve arkadaşları gelmeye başlamış. Onu seven çok insan varmış ve hepsi gelmek istiyormuş. Çok uzaklarda olanlar bile gelmiş.

En eski müritlerinden biri ustasının ölmek üzere olduğunu duyunca hemen pazara koşmuş. Biri sormuş: “Usta kulübesinde ölüyor, sen neden pazara gidiyorsun?” Eski mürit yanıtlamış: “Ustamın özel bir çeşit pastayı çok sevdiğini biliyorum. Gidip ona o pastadan alacağım.” Pastayı bulmak hiç kolay olmamış ama akşam üstü bir şekilde bulmuş ve elinde pastayla kulübeye koşmuş.

Kulübede herkes endişeliymiş. Sanki Usta birini bekliyor gibiymiş.

Gözlerini açıp etrafı taradıktan sonra tekrar kapatıyormuş. Mürit, kulübeye gelince hemen sormuş: “Tamam, sonunda geldin. Pasta nerede?” Mürit pastayı çıkartmış. Usta pastayı sorduğu için de çok mutlu olmuş.

Ölmek üzere olan Usta pastayı eline almış… ancak eli titremiyormuş. Çok yaşlı olmasına rağmen elleri titremiyormuş. O yüzden biri sormuş: “Bu kadar yaşlısın ve ölmek üzeresin. Yakında son nefesini vereceksin ama ellerin bile titremiyor.”

Usta yanıtlamış: “Ben asla titremem çünkü korkum yok. Bedenim yaşlanmış olabilir ama ben hâlâ gencim ve bedenim geride kaldıktan sonra bile genç olarak kalacağım.”

Sonra pastadan bir lokma alıp çiğnemeye başlamış. O sırada biri sormuş: “Son sözün ne olacak, Usta? Yakında aramızdan ayrılacaksın. Neyi hatırlamamızı istersin?”

Usta gülümsemiş: “Ah, bu pasta çok lezzetli.”

‘Şu anda, burada yaşayan adam budur: Bu pasta çok lezzetli. Ölüm bile önemsiz. Bir sonraki an anlamsız. Bu anda, bu pasta çok lezzetli. Eğer bu anın içinde olabiliyorsan, şimdiyi bu an içinde her şeyiyle yaşayabiliyorsan ancak o zaman korkularından kurtulabilirsin..Korkularını geride bırakmanın zamanı geldi…

Deneyerek kaybedecek neyin var? Hiçbir şey.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kabınızı boşaltmadan size nasıl Zen öğretebilirim?

Bir üniversite profesörü, Zen hakkında bir şeyler öğrenmek için, Usta Nan-in’i z…iyaret eder. Fakat, onu dinlemek yerine durmadan kendisi konuşur; düşüncelerini anlatır. Bir süre sonra Nan-in, misafirine çay ikram eder. Fincanı ağzına kadar doldurduktan sonra, çay servisine devam eder. Çay taşar, tabağı doldurur, oradan da adamın pantolonuna ve yere dökülür.
Profesör haykırır:
– Görmüyor musun fincan dolu? Niye koymaya devam ediyorsun ki daha fazla çay almaz bu kap.
Buna karşılık Nan-in sükûnet içinde cevap verir: “Ve tıpkı bu fincan gibi siz de kendi fikir ve görüşlerinizle dolusunuz. Kabınızı boşaltmadan size nasıl Zen öğretebilirim?”Eğer boş bir yer yoksa yenilikler nasıl hayatımıza girebilir ki?
Kimbilir belki de bu sebepten, yenilikler giremediğinden, hep aynı kısır döngüler, sorunlar hayatımızda süregelir.

Ne dersiniz şartların, yeniliklerin oturup bize gelmesini beklemek yerine hayatımızda yer açıp, onları bizim davet etme zamanımız gelmedi mi sizce de?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Uzundere de dut pestili yapımı… Günün fotoları 16/08/2011

Hacer Aydın’a teşekkürlerimle…

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları…Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını…

Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem ya da ne zaman benden daha gen…ç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa “bu işin olurunu”, dedim ki:
Üniversiteyi bitirince hemen çalışmaya başlama.Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü.Maceraya çık, bedeli ne olursa olsun bunu yap.Çünkü…Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü.

Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü. Âşık mı olmadın on altı yaşında? Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda.

Maceraya mı çıkmadın yirminde? Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde. Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu.

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı.

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları.

Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını.

Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır.

Ece Temelkuran
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Fedakarlık üzerine …

Yaşlı bir çift, evliliklerinin altın yılını kutluyordu Kahvaltı yaparken, kadın …şöyle düşündü:
“Elli yıl boyunca hep kocamı düşündüm ve ekmeğin kabuklu bölümünü ona verdim Hiç olmazsa bugün bu tadı ben tatmak istiyorum”
Kadın bu düşünceyle ekmeğin kabuklu bölümüne yağ sürüp, öteki kısmını kocasına verdi
Düşündüğünün tersine, kocası bu durumdan çok mutlu oldu, karısının elini öptü ve şöyle dedi:
“Sevgilim, bana günün en büyük mutluluğunu verdin Elli yıl boyunca ekmeğin en çok sevdiğim yumuşak bölümünü yiyemedim Çok sevdiğini bildiğim için, o bölümün hep senin olmasını istedim!”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aaaah anneler…

 

 

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dile benden ne dilersen…

 

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aslında tüm yaralarımız içten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalırlar…

 

Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış.

Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar.

Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş.

Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsüdür bu…

Aslı Erdoğan-Mucizevi Mandarin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir şeye başlamak istiyorsan…ŞİMDİ BAŞLA… Elindekilerle başla…

Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; Şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.”
Aldous Huxley

 

Hiçbir zaman doğru ortamı ve uygun ruh halini bulamayacaksın… Eğer gerçekten başlamak istiyorsan ne duruyorsun?