Gerçeği ararken…

 

Çağlar boyunca güneş, sadece gezegenimizi ısıtan bir gök cismi olmaktan öte, tapınılacak 

bir tanrı olmuş ve yeryüzündeki insanlar, tanımlayamadıkları bu gökyüzü cismini, doğaya etkilerinden yola çıkarak herşeyin yaratıcı gücü kabul etmişler. Ne de olsa tarladaki ekinlerin yeşermesine, iklimlerin düzenine ve hatta insanların dinlenme biçimi, güneş sayesinde düzenlenmişti; kısacası yaşamın temellerinden idi.

Düşünme becerimiz geliştikçe, güneşi tapınılacak bir tanrıdan ziyade gezegenimizin yakınında, içinde bulunduğumuz gezegen sistemin merkezi olan ve ısısını çevresine yayan bir yıldız olduğunu, dünyanın doğasını da bu ısıma yüzünden yaşanabilir hale geldiğini gördük.

Düşünme sistemimiz de giderek gelişti; özellikle Einstein, son yüzyılda büyükçe bir adım atarak, Görecelilik Teorisini oluşturdu. Yaşamının önemli bölümünü verdiği bu araştırmasının başlangıcını yine bir meslekdaşı olan Eddington sayesinde ispat edebildi. Bu teori, güneşin varlığının, aynı bölgede bulunan yıldızların gerçek konumlarını algılamamızı etkilediği temeli üzerine dayanıyordu. Eddington, aynı konumda güneş

tutulması sırasında ve gece çektiği fotoğrafları üst üste koyarak bu ispatı bilim dünyasına sundu. Evrendeki gök cisimleri, konumlarındaki ışığı bükerler ve bu yüzden bu gibi ölçümler, bu gök cisimlerinin kütleleri göz önünde bulundurularak yapılır.

Ego’muzun varlığı da, gökyüzündeki güneş gibidir. Bir dönem ona taparız; bizi var eden yaratıcı odur. Onun sayesinde herşeyi yapabiliriz, bizi diğerlerinden farklı kılan o’dur. O adeta içimizde ikinci -belki de daha üst- bir varlık gibidir. Ona methiyeler düzer, sanatımızla  egomuzun ne kadar da biricik olduğunu söyler dururuz.

Bir süre sonra, belki de hayal kırıklıklarımızla bu yarattığımızın bir ilüzyon olduğunu kavrar, aslında o kadar da biricik olmadığımızı fark ederiz. Çevremizde başka güneş sistemleri olduğu gibi, ego sahibi başka insanlar da vardır. Bazılarının güneşi daha parlak, bazılarınınki daha cılızdır. Sonra bu evrende sayısız gök cismi, sayısız da güneş olduğunu fark ederiz.

Ve düşünmeye devam ederiz… Ya bu güneşimiz, tıpkı gök cisimlerinde olduğu gibi gerçekleri eğip büküyorsa? Ya kendimizi algıladığımız halimiz, güneşimizin göz önünde olmadığı anda daha doğru ölçümlenebiliyorsa? Sanırım Einstein’ın yaptığı gibi, artık kendimizi doğru tanımak için değerlendirmemiz sırasında egomuzun etkilerini bertaraf etmemiz daha doğru sonuçlar verecektir. Yoksa o güneşin yarattığı bükülmeler, gerçekler yerine ilüzyonlara takılı kalmamıza yol açacak..

– cem gencer, istanbul, 6 mart 2011

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: