Öfke kıskançlık, nefret ve gücenme duyguları, insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapmaktadır.

58679376_1271215216380914_7457664363894145024_n[1]

 

Yapılan araştırmalara göre, insanların yüzde ellisi ile yetmişi arasındaki bir bölümünün kafasındaki olumsuz düşüncenin bedenleri ve duygularına yaptığı zararlardan dolayı hasta oldukları tespit edilmiştir

Kendinize, sağlığınıza zarar verecek kötü duygulardan hangilerinin sizde olup olmadığını sorun ve bu duruma bir an önce son verin. Kötü duygular, bu duyguları beslediğiniz kişilere hiçbir zaman zarar vermez. Tersine yalnızca ve yalnızca size zarar verirler. Duygusal hastalıklar enerjinizi tüketir, verimliliğinizi azaltır ve fiziksel sağlığınızı bozar. Böylece mutluluğunuzu engeller

Günümüzde, düşüncenin sağlık üzerine olan etkilerini herkes biliyor. Artık bir insanın nefret duygusu yüzünden kendini hasta edebileceğinin farkındayız. Bir insan suçluluk duygusu nedeniyle bir çok psikolojik rahatsızlığa yakalanabilir. Fakat insanlar düşüncelerini olumlu yönde değiştirdiklerinde sağlıklarının düzelebileceğini biliyorlar

Öfke kıskançlık, nefret ve gücenme duyguları, insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu duyguların panzehiri ise, zihnimizi iyi düşünceler, bağışlayıcılık sevgi ve ağırbaşlılıkla doldurmaktır.

Norman Vincent Peale

Farkındalığınızı Arttıracak 10 Muhteşem Teknik

farkındalık
1- Bir seferde sadece bir şey yapın.
Suyun saf olmasının nedeni sadece su olmasıdır. Bir kaç şeyi aynı anda yapabiliriz ama bunu yaparken sadece birinin farkında olabiliriz. O halde televizyon izlerken telefonunuzda mesajlaşıp aynı anda evdeki arkadaşınızla konuşmayın. Sadece birini seçin ve konsantre olun.
2- Bir iş yaparken o işe konsantre olun, düşünerek ve yavaşça yapın.
Bir iş yaparken yavaş ve konsantre olmuş şekilde yapmak önemlidir. Bu egzersiz sayesinde o işteki farkındalığınız artacaktır.
3- Az ama öz yapın.
Bir günde pek çok şey yapabiliriz. Ama sadece bir kaçına konsantre olabiliriz. Günlük programınızı azaltıp daha çok konsantre olabileceğiniz faaliyetler seçebilirsiniz.
4- Yapacağınız işler arasına zaman koyun.
Bir iş bittikten hemen sonra diğerine geçmeyin. Molalar verin. Bu sayede kafanız o işteyken diğerine geçmiş olmazsınız. Hem de yoğunluk duygusundan kurtulup anın içinde kalabilirsiniz.
5- Anı yaşamak için kendinize 5 dakika zaman ayırın.
En azından 5 dakika hiç bir yorum yapmadan etrafınızı izleyin ve şimdiye konsantre olun.
6- An’a konsantre olun. Şimdiyi fark edin…
Şu anı düşünün geçmişe veya geleceğe odaklanmayın. Sonuçta geçmişi değiştiremez ve geleceği bilemeyiz.
7- Birisi ile konuşurken konuşulanlara konsantre olun.
İnsanlar sohbet ederken çoğunlukla sizi dinlemezler kafaları hep başka yerdedir. Bu sizin için de geçerli. O anlatırken dikkatinizi vererek dinlerseniz çok güzel bir farkındalık yaşamış olursunuz.
8- Her sabah 5 dakika nefes farkındalığı yapın.
Sabah kalktığınızda 5 dakika kadar nefesinizi takip edin. Bu egzersizi her sabah yapmaya çalışın
9- Yemeğinizi yavaş ve tadını fark ederek yiyin.
Bir elmanın tadını tarif etmeye çalışın şimdi. Elmayı ısırdıktan sonraki tadını bu egzersiz sizin farkındalığınızı arttıracaktır.
10- Yavaş ve anda kalarak yaşayın, hayatın tadını çıkarın.
En önemlisi bu… Sakin ve yavaş hareket edin, telaşı bırakın ve hayatın tadını çıkarın.
bilgierdemdir.com’dan alıntıdır.

Vücudumuz hangi saatte ne yapıyor?

59295571_1273348229500946_7473077305007407104_n[1]
▪️Biyolojik Saat nedir ?
Biyolojik saat, insan vücudundaki hormonların ne zaman salgılanacağı gibi metabolik işlemleri düzenler . Bazı günler bu saati aktif hale getiririz. İşe gitmek için, okula başlarken uyanmak için beden saatimizin alarmını kurarız. Bir kaç gün içinde bedenin kendi saatini kurduğunu ve saat çalmadan çok kısa bir süre önce hatta birkaç dakika önce uyandığımızı görürüz. Akşamlarıysa hep aynı saatte uykumuz gelmeye başlar. Bedenimizin kendi doğal saati devrededir artık. Bize, ne kadar uyuyacağımızı, ne zaman uyanacağımızı ve ne zaman uyumamız gerektiğini söyler.
▪️Peki nerede bu Biyolojik Saat ?
İnsanlarda Epifiz adı verilen nohut büyüklüğünde bir bezin içindedir .Gözümüzden gelen ışık sinirleri vasıtasıyla bu merkeze ulaşır Suprchiasmatic Nucleus (SCN) adı verilen hücre topluluğu saat protoinlerini salglayarak Biyolojik Saat’e komuta eder .
▪️Bir günlük periyotta neler oluyor ?
06.00: Kortizon salgılanmaya başlar ve organizma uyanır. Metabolizma hareketlenerek günün aktiviteleri için gerekli enerji ve proteini hizmete sunar.
07.00: Vücut hâlâ zayıf safhadadır. Beden tüm gücünü daha toplayamadığından spor yapmak önerilmiyor. Sabah erken saatlerde yapılan yorucu sporlar kalbe ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmesine yol açıyor. Bu nedenle spor yapmaktan kaçının. Aksi halde, kalbe ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmiş olur. Sindirim organları bu saatte iyi çalışır, güne iyi hazırlanmak için güzel bir kahvaltı edin.
08.00: Bezler fazla miktarda hormon salgıladığından, bu saat seks için en iyi zamandır. Nikotinin sağlığa en fazla zarar verdiği saattir. Kahvaltı sonrası içilen sabah sigarası damarları her zamankinden fazla daraltır.
09.00: Vücut dinçtir ve kuvvetli olduğu saattir. İğne olacaksanız veya röntgen çektirecekseniz en uygun zamandır.
10.00: Verimlilik en üst düzeyde, organizma harekete hazırdır. Vücut en yüksek ısısına ulaşmıştır, kısa süre bellek ise yaratıcı ve dinamiktir. Ancak 10.00-12.00 arası enfarktüse sık rastlanır.
11.00: Vücudumuzun tam formunda olduğu saattir. Kalp ve dolaşım o kadar zindedir ki muayenelerde kalpte bir bozukluk varsa gözden kaçırılabilir. Ayrıca bu saatte zihnimiz hızlı çalışır ve özellikle hesap işleri zorlanmadan yapılabilir.
12.00: Dikkat azalır, uyku basar. Vücudun dinlenme ihtiyacı kendini gösterir. Midedeki asit fazlalaşır, beyindeki kan azalır. İstatistiklere göre, öğle uykusu uyuyabilen kişilerde enfarktüse % 30 daha az rastlandığı görülür.
13.00: Vücudun formdan düştüğü saattir. Verimlilik gün ortalamasının yüzde 20 altındadır. Bütün organlar en alt düzeyde çalışırken safra, öğleyin yenilen yemekleri hazmettirmek için iş başındadır.
14.00: Tansiyon ve hormon düzeyi düştüğünden bitkinlik hissedilir. Dişçi fobisi olanlar bu saatte randevu almalıdır. Çünkü bu saatte acı daha az hissedilir.
15.00: Enerji geri gelmiştir, bellek tam formundadır. Sabaha göre az olmakla birlikte beden, ikinci verimliliğe yaklaşır.
16.00 : Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumdadır. Mide asidini önleyici ilaçların etkisi bu saatte daha verimlidir.
17.00: Organların faaliyeti üst düzeydedir. Bedenin kuvveti artar. Böbrekler, mesane çok çalışır. Bu saatlerde midedeki asit miktarı fazlalaşır.
18.00: Akşam yemeği için en iyi saattir. Pankreas bu saatte özellikle aktiftir. Karaciğer alkole karşı her zamankinden daha dayanıklıdır.
19.00: Tansiyon ve nabız tembelleşir. Bu nedenle, tansiyonu düşüren ilaçlar konusunda dikkatli olunmalıdır. Sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaçların tesir derecesi de fazladır.
20.00: Karaciğerdeki yağ düzeyi düşer ve kullanılmış kan kalbe tekrar her zamankinden fazla akar. Alerjisi olanlar ve astımlıların ilaçlarını almaları için en iyi zamandır. Bu saatte antibiyotiklerin etkisi de artar.
21.00: Sindirim organlarının günlük görevi sona erer. Yemek aktivitelerine dikkat, yenen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır.
22.00: Bu saatte akyuvarların çok aktif olduğu zamandır. Ayrıca, sayıca azaltılması gereken ilaçlar için çok uygundur. Bu ilaçlar yanlış zamanda alındığı zaman enfeksiyon tehlikesi artar. Sigara içenler de son sigaralarını içmelidir çünkü vücut nikotin ve benzeri zehirleri daha zor atar.
23.00: Tam dinlenme saatidir. Organizma tüm gün aktif bir şekilde faaliyette olan stres hormonu salgılamasını durdurur. Sakinleşmek ve gevşemek için en uygun anlar başlar. Tansiyon ve vücudun ısısı düşer.
24.00: Uyuduğumuz sırada deri hücreleri durmaksızın çalışır. ilk rüya safhası bu zamanda başlar.
01.00: Vücut kendini uykuya programlar. Verimliliğimiz en alt düzeye düşüp, dikkat azaldığından bu saatte çalışanların hata yapma olasılığı, iş ve trafik kazaları artar
02.00: Görme duyusu ve refleksler zayıflar. Bu nedenle trafik kazalarının çoğu bu saatte olur. Vücut soğuğa karşı aşırı hassastır.
03.00: Melatonin hormonunun salgılanması tembelleştirir, kararsız yapar. Bedensel ve ruhsal olarak karanlık bir safhadır. Melankolik hissedişte artış görülür ve intihar vakalarına çokça rastlanır.
04.00: Stres hormonundan enerji kazanılır. Enfarktüslerin görülme oranı 04.00 – 06.00 arasında özellikle fazlalaşır. Çünkü tansiyon oldukça fazla yükselir, kalp damarları çabuk gerilir.
05.00: Bu saatte vücuttaki erkeklik hormonu çok fazla salgılanır. Stres hormonu gündüz değerinin 6 katına çıkar. Hareketlilik artar ve kaybolan enerji geri gelir.
▪️Biyolojik Saat’i bozan olaylar :
1. Uzun uçak yolculuğunda biyolojik saatlerin düzeni bozulur, bundan dolayı yorgunluk, uykusuzluk gibi sorunlar ortaya çıkabilir .
2. Gece vardiyaları.
3. Kutup ve uzay yolculukları.
4 . Geceleri ışıkların kapatılmaması ya da yeterince karartılmaması.
5. Gece istirahatini ve uyku düzenini bozan eğitimler, gürültüler, yaşam tarzı vs.
▪️Bozulmasının Etkileri :
1. Uykusuzluk.
2. Stres hormonlarının artışı.
3. Melatonin salgısının baskılanması .
4. RAS (Retiküler aktive edici sistem) etkilenmesi.
5. Mevsimsel Affektif Bozukluk .
6. Diyabet ve obezite gibi metabolik bozukluklar .
▪️Biyolojik Ritme uygun yaşamanın faydaları .
1. Bağışıklık Sisteminiz kuvvetlenir.
2. Yorgunluk hissetmezsiniz.
3. Hormonlarınız daha dengeli olur.
4. Depresyon’a karşı dirençli olursunuz.
Kaynaklar
1.‪http://www.bodytr.com/‬
2 .‪https://tr.wikipedia.org‬
3. ‪http://indigodergisi.com/‬
4.‪http://www.bilgiustam.com/‬
ortadunya.com’dan alıntıdır.

Evrenin en büyük gücüne sahip olduğunuzu biliyor musunuz?

59320205_1276199335882502_294016392884125696_n[1]
Bu güç düşüncedir.
Yaşamınızı yöneten şey aslında düşünme biçiminizdir.
Düşünme biçiminiz sizi başarıdan başarıya ya da tam bir başarısızlığa götürebilir; size sevgi ve mutluluk ya da yalnızlık ve sefil bir yaşam verebilir.
1. Her şey Düşünceyle Başlar
Kendimiz için yarattığımız dünyadan hoşlanmıyorsak, hoşlanabileceğimiz yeni olaylar başlatabilecek bir dünya yaratma hakkı bize verilmiştir. Düşünce hem yönetici hem üreticidir. Hayatın erkek boyutu, hepimizin içindeki bilinçli ve yönetici düşüncedir. Dişi boyutu ise bilinçaltından gelen alıcı ve yaratıcı yollardır.
2. Kendini Yönetmenin Yolu
Bilinçaltı, bedenin yapıcısı olarak bilinir. Bedenin fonksiyonlarının otomatik olarak yürümesini sağlar. Bilinç emirleri verir, bilinçaltı da uygular. Bilinç; bilinçaltına direktifler verir. Bilinçaltı yalnızca emirler alıp bunları mantıki kıyaslamayla ( kurala dayalı çıkarımla ) yargılayarak yerine getirdiği için gönüllü hizmetkar adını alır. İnsanlar, gereksiz sınırlamaları kabul ederek kendilerini hipnotize ederler. İnsanlar kendileri için kurallar, yasalar koyuyorlar, sonrada bunların esiri olup mutsuz oluyorlar.
3. İste ve Sahip Ol
Aklımızdan geçen şeyler ergeç ortaya çıkar. Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine bağlı olarak eyleme dönüşür. Bilinçli olarak yeni bir hayata başlamaya karar versek de bilinçaltına yeni düşünce biçimimizi işlemedikçe o, bir hafta, bir ay, bir yıl önce verdiğimiz emirleri yerine getirmeyi sürdürür.
4. Kendiniz Olma Cesaretini Gösterin
İnsan kendisini küçümser ve sürekli başkalarıyla karşılaştırır.Yalnız bir insan dünyada ne yapabilir.? Çok şey. Büyük işler başarabilir. İnsan bilinçli olarak düşünebildiği, güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı her şeyi yapabilir. Evren sınır koymaz; biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi. Bir insan kendini arıyorsa kaybettiği yere bakmalıdır. Acaba hiç tanımış mıdır kendisini? Hayatımıza hakim olmanın yolu bilincimizi kullanmaktan geçer. Yönetimi yürüten bilinçtir. Deneyimlemek istediğimiz şeylerin kalıbını hazırlayarak düşünce çeşitlerini seçiyoruz. Bilinç, hayatla nasıl ilişki kuracağımıza karar verir, ifade yollarını seçer.
5. Amaçlara Ulaşmak İçin 5 İlke
İnançla başlayıp başarıyla son bulan beş basamak şöyle sıralanabilir:
1. Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.
2. Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz.
3. Düşüncelerinizi kendinize saklayın.
4. Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.
5. Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın.
6. Sınırsız Fikir Kaynağını Kullanma
Hepimizin içinde, derinlerde yüzyılların bilgeliği yatar. Asla tüketilemeyecek, sonsuz bir yaratıcı fikirler kaynağı saklıdır içimizde. Yaratıcılığı geliştirmek için dört kural :
1. Düşüncelerinizi bir noktada yoğunlaştırın.
2. Derinlemesine düşünmek aceleye gelmez.
3. Fikirler geldiğinde hazır olun .
4. Şimdi fikirlerinizi kullanmaya hazırsınız.
7. Yaratıcı İmgelemin Gücü
Yaratıcı imgelemeyi anlayarak ve uygulayarak tüm hayatınızı yeniden düzenleyebilirsiniz. Yaratıcı imgeleme sayesinde kişinin kendisiyle ve yaşadığı dünya ile ilgili inancını, dolayısıyla bu inancın ürünlerini değiştirmek mümkündür. Yaratıcı imgeleme ısrarla kullanılırsa, fikrin olduğu her yerde başarı da vardır. Hepimiz mucit olamayız. Fakat yaratıcı imgeleme bir çok yerde, hayatın basit şeylerinde de kullanılabilir.
8. Kendine Güven Nasıl Oluşur
Hepimiz kendine güvenin gerekliliğini biliyoruz. Bugün bir çok kulüp, dernek, birlik faaliyet göstermekte. Bunların hepsi bireyin güven duygusunu geliştirmek ihtiyacından kaynaklanıyor. Kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olan korkulardan biri başarısızlık korkusudur. Her insan başarılı olmak ister. Onaylanmama korkusu ise yalnızca çocuklara ait bir sorun değildir; her yaşta insan bu korkuyu yaşayabilir. İşte, evde, okulda, nerede olursa olsun yaptığımız her şeyde hayatı, ifade ettiğimizi ve bu hayatın sonsuz ve mükemmel olduğunu anlamalıyız. İfade ettiğimiz bu hayat tüm hayatla birdir; bundan dolayı insanla Tanrı arasında veya insanla insan arasında ayrım yoktur.
9. İlk Adım Karar Vermek
Bilinçaltı sürekli olarak bilinçten gelen emirleri yerine getirir. Bilinçaltı, bilinç tarafından inanılan her emre yanıt verir. Kararsızlık olursa, her dakika fikir değiştirilirse, bilinçaltı karmaşaya düşer. Kesin kararlar vermeyi öğrenmeliyiz. İnsana seçme hakkı verilmiştir. Kullanıp kullanmamak kendisine bağlıdır. Unuttuğumuz bir ismi hatırlamak için kendimizi zorladıkça işimiz daha da güçleşir; bir an için rahatlayıp gevşersek birden hatırlayıveririz. Karar verirken de aynı şey geçerlidir.
10. Kendini Yönetme Refah Getirir
Her insanın kendine has bir refah, zenginlik ölçüsü vardır. Bu yüzden, para kazanmak refah bilincinin yan ürünlerinden biri olmasına rağmen, refah sahibi olmak ilahi büyük bir servete sahip olmak demek değildir. Gerçek refah içsel hakimiyetle başlar ki bu yaşamın har alanında zenginlik getirir. Para pis bir sözcük değildir. Kötü olan para değildir. Para zenginliğin kanıtıdır, takas için kullandığımız semboldür. İhtiyaç duyduğumuz şeyleri takas etmek yerine para kullanıyoruz. Demek ki para kötü dersek giyecekler, yiyecekler, yaşadığımız ev de kötü demektir. Kötü olan parayı çok fazla sevmek onu tüm iyiliklerin kaynağından önde tutmaktır. Ekonomik sistemi yermek kimseyi bir yere ulaştırmaz. Neye direnirseniz o da size direnir. Fikir birliğine varırsak hayata uyum sağlarız. Sevgi ve zenginlik birbirini tamamlar.

11. İşler Kötü Gittiğinde Ne Yapmalı
Hepimizin hayatında her şeyin kötüye gittiği zamanlar vardır; planlar ters gider, umutla beklenen kararlar gerçekleşmez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını aksatır. Böyle zamanlarda hepimiz dayanacak bir şeyler ararız, güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız. İşler ters gittiğinde gerçeği kanıtlama ve hayatımızdaki gücü gösterme fırsatına sahip oluruz. Var olan koşullara neyin neden olduğu gerçekten önemli değil. Samanlık yanıyorsa yangını neyin başlattığının ne önemi var. Sorulması gereken soru “Yangını söndürmek için ne yapmalıyım” olmalı. İnandığımız, kabullendiğimiz ve güvenle beklediğimiz her şeye sahip oluruz. Bu hayat tarafından doldurulmak üzere elimizde tuttuğumuz kalıptır. Bu büyük yaşam yasasını açıklamanın bir çok yolu var. Bu ektiğini biçmek, neden-sonuç ve benzer benzerini çeker yasaları olarak da adlandırılabilir.
12. Zamanın Efendisi Olun
Zaman insanların sonsuzluk ölçüsüdür. Şimdiye kadar zamanla ilgili doğal olarak kabul ettiğimiz her şey insan düşüncesinin ürünüdür; görecelidir. Bilinçaltının düşündüğümüz gibi bir zaman kavramı yoktur. Hayatımızı yönetmesine izin verdiğimiz zaman programları kendi düşüncemizin ürünüdür. Evrensel bilinçaltında zaman ve yer yoktur. Bilinçaltı geçmiş veya gelecek diye bir şey bilmez. Hep şimdiki zamanda çalışır. Özne zihin denen bilinçaltı tamamıyla bilince bağlıdır. Tek akıl vardır; o da Düşüncenin evrensel havuzunun bireysel kullanımıdır. Bilinçaltına emirler verirken, onun zaman ve yerden habersiz olduğunu hatırlayalım. Onu koşullandıran bizleriz.
13. İyi Bir Bellek İçin Dört İlke
1) Dur-Bak-Dinle
2) Öğrenme süreci fikirlerin birleştirilmesine bağlıdır.
3) Sizin için çalışmasını istiyorsanız belleğinize güvenin.
4) Kendini yönetme, kesin sonuçlar getiren kesin bir eylemdir.
Net bir belleğe yaklaşımımızda dikkatsiz hiçbir şey olmamalı. Bizi etkileyen şeyler kolayca hatırlanır. Dikkat edersek, bilinçaltına kesin direktif verirsek, hatırlamak istediğimiz her şeyi hatırlarız. İyi bellek denen, çağırılmayı bekleyen bilgiyi hatırlama yeteneğine her yaşta sahip olunabilir.
14. Sakinleştirici Haplar Almadan Rahatlama
Bugün çoğu televizyon reklamı, rahatlama veya gerilimden kurtulma ile ilgilidir. İnsan reklamlara inansa, gerilimden kaynaklanan başağrılarının ancak ilaçlarla yok edilebilecek kaçınılmaz bir dert olduğu sonucuna varırdı. İşyerinde yoğun bir günden sonra kendini tükenmiş hisseden bir çok insan bir bara koşturur ya da birkaç kadeh içki içmek için aceleyle eve gider; bunun kendilerini rahatlatacağını düşünürler. Fakat içki uyarıcıdır. Önce uyarır sonra aptallaştırır. Hepimiz hayatın dış kenarında çok hızlı hareket etmenin sonucu olan karmaşanın esaretine düşeriz sonra içimize dönmek, sakinleşmek ve asla karmaşaya düşmeyen, acele içinde olamayan ve rahatsız olmayan iç huzurunu yaşamak isteriz. Bu var oluşumuzun gerçeğidir. Onu anlamamızı bekler yalnızca.
15. Endişelenmeyi Bırak, Yaşamaya Bak
Endişe, zihinden dolaşan ince bir korku akıntısıdır, ne kadar uzun süre akarsa o kadar derin izler bırakır. Endişe her bakımdan bir sorun yaratıcıdır. Endişenin üstesinden gelmenin ilk adımı,endişenin hiçbir şey kazandırmadığını, sahibine zarar verdiğini en büyük arzularımızın gerçekleşmesine engel olduğunu, uzun vadede hayatımıza olumsuz etkileri olacağını kabul etmektir. Bu gerçekleri kabul ettik mi endişe alışkanlığından kurtulmanın gerekliliğini anlamaya başlarız.
16. Korku Sizi Yenmesin Siz Korkunuzu Yenin
Korku insanlığın bir numaralı düşmanıdır. Korku bir duygudur. Makul veya akılcı değildir. Her zaman için korkulacak bir şey vardır ve bu şey hakkında gerçek olmayan duygular geliştiririz. Düşmanınızın kim ya da ne olduğu hiç önemli değil, onun en güçlü silahı sizin korkunuzdur. Bu düşmandan korkmaya başladığınız an sizden güçlü duruma geçer. “Korkaklar bin kez ölür” derler. Her korku küçük bir ölümdür. Temelde her korku bir ölüm korkusudur. Ölümden korkmaktan kurtulursak hayatla korkusuzca yüz yüze gelebiliriz. Ölüme “son düşman” denir; aslında o yenmemiz gereken ilk düşmandır.
17. Evet, Sigarayı Bırakabilirsiniz
Yapıcı ve yıkıcı alışkanlıklar vardır. Bilinçaltı ince eleyip sık dokumaz. Asla yargıda bulunmaz. Verdiğimiz emirleri harfi harfine yerine getirir. Biz emirleri veririz, bilinçaltı yerine getirmek için çalışır. Evet sigarayı bırakabilirsiniz; diğer herhangi bir alışkanlığınızı da yenebilirsiniz. Bu tamamen bilinçaltına verdiğiniz direktiflere bağlıdır. Kişi sigaradan kurtulmak istediğinde, bunun gerçekleşmesi için gerekli her şey yapılacaktır.
18. Uykusuzluk Hastalığını Yenebilirsiniz!
Herhangi bir şeye dikkati yöneltmenin zihni uyanık tuttuğu bulunmuş; çoğu zaman uykun içinde geçerli bu. Uykunun mutlaka gerekli olmadığına, bedenimizin uyumadan da ihtiyacı olan dinlenmeyi sağlayabileceğine ikna olursak bizi uyumaktan alıkoyan endişenin hakkından gelebiliriz. Aklın kendini yönetme gücü sayesinde, sonuç olarak bilinçaltının uyku fonksiyonuyla ilgilenmesini sağlayan emirleri zihninize verebilirsiniz. Bir daha uyanık olarak yatakta yattığınızda kendi kendinize şunları söyleyin. “Şimdi uyuyacağım-Tüm bedenim gevşemiş durumda. Aklım dingin. Ben huzurluyum. Şimdi uykuya hazırım.”
19. Cesaretsizliğin Çaresi
Hepimiz ara sıra cesaretimizi yitiririz. Hayatın gerekli bir parçası olmamasına rağmen kimse ona karşı bağışıklı değildir. Cesaretini yitiren insan yalnız olmadığını, herkesin şu yada bu şekilde düş kırıklığına uğradığını anlamalıdır. Cesaretinizi yitirdiğinizi hissettiğiniz an, oturun ve önünüze bir parça kağıt koyun. Özel bir probleminiz varsa tüm ayrıntılarıyla kağıdın bir yüzüne yazın. Sonra, öbür yüzüne mümkün olan tüm çözümleri yazın. Sonra, başka bir kağıt alın ve hayatınızdaki cesaret verici her şeyi yazın. Kazançlarınız, arkadaşlarınız, yetenekleriniz v.s. Artık bitti deyinceye kadar yazın bunları kağıda. Hayatınızdaki cesaret kırıcı şeylerin tümünü de kağıdın öbür yüzüne yazın. Hepsini boşaltın. Bunu yaptıktan sonra, cesaret kırıcı şeyleri sıraladığınız taraftakileri birer birer çizin ve “Bununla işim bitti. Hakkımdaki gerçek bu değil” deyin. Şimdi tüm dikkatinizi hayatınızdaki cesaret verici şeylere yoğunlaştırın. Dikkatimizi verdiğimiz şeyler gelişir, büyür. Dikkatimizi iyiye, olumluya ve doğruya yöneltirsek yaşadıklarımız bunlar olur.
20. Kendini İyi Yönetmek Sürekli Huzurdur
Her erkeğin ve kadının amacı olan gerçek huzur bir sükunet halidir; rahatsızlık endişe, sıkıntı ve heyecanlardan sıyrılmaktır; hayat ve çevremizdekilerle uyum içinde olmaktır. Yaratıcı olmak için hayatla uzlaşmak gerekir. Her durumda dayanabileceğimiz iyi bir şey bulalım. Eski düşman direnci saf dışı etmenin en iyi yoludur bu. Her durumda olumlu karşılık vermeye çalışın. İyiyi bulun. Eleştiri veya suçlamada bulunmayın.
Kendinizin farkına varın. Şifalanın..
(Jack Ensign Addington – Yüzde Yüz Düşünce Gücü)
Kaynak:
http://www.yasamaugrasi.com/…/jack-ensign-addington-yuzde-y…

Bilinçaltı sizin bilginiz dışında yüklenmiş bir bilgisayar programı gibidir.

bilinçaltı anette inselberg

 

Bilinçaltı sizin bilginiz dışında yüklenmiş bir bilgisayar programı gibidir.
Bilinçaltınız öğrendiğiniz her bilgiyi, her yemini, inandığınız her şeyi depolar ve içinde barındırır. Görevi içinde barındırdıklarıyla hayatınızı ince işçilikle şekillendirmek yapılandırmaktır.
Madem bilinaçltımızın hayatımızı inşa derken hangi kalıbı, şablonu kullandığını bilemiyoruz öyleyse önce bunu keşfetmek ve planı ortaya çıkarmak için uğraşmalıyız.
Modeli ortaya çıkarınca onun üzerinde düzeltmeler yapmamız mümkün olabilir. Kendi hayatımızın inşaasında farklı gözemlerle üretilebilecek yeni çözümler olacaktır.
Bilinçaltımızın ilginç bir özelliği vardır, bu da onu kolaylıkla kandırabileceğimizdir.Yani bilinçaltımız gerçekten yaşadığınız olaylarla, yaşadığınızı hayal ettiğiniz olayları birbirinden ayırt edemez.
Yıllar önce üç ayrı basketbol takımı üzerinde bir deney yapılmıştı. Takımlardan biri normal antrenmalarını uygulamaya devam ederken diğer takım bu süre boyunca hiç antrenman yapmamış, üçüncü takım ise hiç antrenman yapmamış ancak meditasyon yolu ile yaptıklarını hayal edip gözlerinin önüne getirdiler.
Sonuçlar oldukça şaşırtıcı çıktı. Hiç anternman yapayan takım hiçbir gelişme göstermedi, anternman yapan takım ile antrenman yaptıgını hayal eden takım oyucuları aynı gelişmeyi gösterdi.
Kısacası eğer bilinaçltınızı daha sağlıklı,daha mutlu, daha güçlü hatta daha zengin olmaya başladığınıza ikna ederseniz tüm bunlar gerçek olacak çünkü bilinçaltınız hayatınızı bu yönde şekillendirmeye başlayacaktır.
Ancak bilinçaltınızla yapacağınız konuşma sözlerden ibaret olmamalıdır. Ona söyleyeceğiniz her kelimeye kalpten inanmalısınız.
Samimiyetiniz bilinaçltınızı da inandırır.
Bilinaçltınızı istediğiniz hayatı yaratmaya yönlendirmede en etkili yollardan biri de meditatif bir yaklaşımla “görüntü oluşturma “ tekniğidir (imgeleme).
Görüntü oluşturmak, gerçekten olmasını arzu ettiğiniz şey olmuş gibi gözünüzde canlandırmak, onu her ayrıntısıyla canlandırmaktır.
Bunu yaparken gözünüzde bir resim canlandırmak zorunda değilsiniz.
Tekniğin adında görüntü geçiyor olsa da aslında görüntüyle değl de hislerle daha çok bağlantılıdır. Önemli olan hayal ettiğiniz şeyi kalben derinlerde samimiyetle hissetmeniz, gerçek olduguna inanmanızdır. Bilinçaltınızı inandıracak olan da çizdiğiniz resim değil derinden hissettiğinizdir.
GÖRÜNTÜ OLUŞTURMA (VİZUALİZASYON TEKNİĞİ )
Bu deneyim için bir süre gözlerinizi kapatın. Arzu ettiğiniz şey üzerine yoğunlaşın ve ona sahip oldugunuzu düşünün. Gerçek olan hayalinizi gözünüzde canlandırın veya hissetmeye çalışın. Onun varlığı size ne hissettiriyor.?
Bunu düşünün. Sizi ne kadar heyecanlandırıyor? Mutlu ediyor? Rahatlatıyor? Zihninizde herhangi bir görüntü canlanmıyorsa bile onu hissetmeniz yeterlidir.
Görüntü oluşturabilmek için hislerinize odaklanın. O anın gerçek olduğunu,ona sahip olduğunuzu farzedin.
Bilinçaltınızın olumlu değişiminize ikna etmek için uygulayacağınız tekniklerde onu, karşınızdaki bir kişiymiş gibi düşünmek işinize yarayabilir.
Natalie Reid

Renklerin Frekansı

anette inselberg renklerin frekansı
Pek çoğunuzun bildiği gibi spiritüel öğretilerde renklerin hatırı sayılır bir önemi var.
Çakraların, meridyenlerin, 5 elementin, ellerimizde oluşturduğumuz Çi enerjisinin kendine has renkleri var. Tüm bu renkler kendine has titreşimler yaymaktadır.
Yazılarımızda hep her şeyin enerji ve titreşimlerden ibaret olduğunu yazdık. Bahsi geçen bu enerji ışık hızında yer alan bir enerji ve hızla hareket ederken de değişik frekanslarda yol alıyor.
İnsan gözü ise belli bir frekans aralığını görebiliyor ki bu da 400 nm ile 700 nm arası (kırmızıdan mora). Her canlının ise görüş frekansı ayrıdır.
Örneğin kuşlar ve böcekler bizim göremediğimiz ultraviyole (morötesi) rengini görebilirler.
Farklı renkleri görebilme becerimiz farklı titreşimleri ayırt edebilmemizden kaynaklanıyor.
Her ne kadar bazı renklerin diğer renklerden daha yüksek titreşimleri olsa da (mor kırmızıdan daha yüksek mesela), sizin ihtiyaç duyduğunuz anda doğru rengi seçebilmeniz önem taşır.
Bu da size hangi renkte giyinmenizde, odanızı hangi renge boyayacağınızda, mevsimsel yiyecek seçimlerinde yardımcı olur.
Örneğin mavi bir gömlek giydiğinizde yapacağınız sunum iletişim için daha doğru titreşimler yayar.
Bunun tam tersi siyah giyinirseniz istemediğiniz bir ortamda diğer insanların negatif enerjilerini kendinizden uzak tutarsınız.
Odanızı sarıya veya kavuniçiye boyamayın derler.
Nedeni, mide çakrasını titreştirdiği için kilo almanıza neden olmasıdır. Mesela beyaz ışık imgeleyerek şifa gücünüzü artırırsınız.
Titreşimler aynı zamanda hafızayla da alakalıdır. Aynı suda olduğu gibi renklerin de hafızası vardır.
Bazı insanların belli renkteki yiyeceklere ya da cisimlere alerjisi olması geçmişte yaşadığı bir travmayı temsil etmesiyle alakalı olabilir.
Örneğin küçükken tacize uğrayan birinin tam bu esnada göz göze geldiği tavan rengi, onun hayatı boyunca korkacağı bir renk travması yaratabilir. Bu yüzden o renkteki yiyeceklerden bile uzak durabilir. Bunun nedeni aynı titreşimlerin tekrarlanmasıdır.
Size mutluluk hissini tekrarlatan, sizi o güzel anlara tekrar taşıyan renkler de olabilir. İlle de pembe, kırmızı gibi renkler olmak zorunda da değil.
Renklerin içinde bir tarih yatar. Herkesin hayatı boyunca kendi dünyasında yarattığı renkler olacaktır.
Bu renkler sosyal hayatınıza ve modunuza göre sürekli değişkenlik taşıyacaktır.
Modumuz kendi aura rengimizi değiştireceği gibi, hangi moddaysak ona göre etrafımızdaki renkleri algılama şeklimiz de değişir.
Her şey titreştiği anda dışarıya enerji yayar ve dışarıdan bunu algılamanın pek çok yolu vardır.
Renk de bunlardan biridir; çünkü titreşimler renk olarak açığa çıkabilir.
Aura görebilen insanlar, ya da bu amaçla icat edilmiş cihazlar sizin o andaki titreşimlerinize göre değişken auranızı görebilir. Bunu hayvanlar ve bebek yaştaki çocuklar doğal olarak yaparlar.
Sürekli gittiğim çay bahçesinde sürüyle sokak köpeği vardır. Hepsi yüzlerce insanın gün boyu gelip gittiği yerde miskin miskin yatar.
Derken yüz kişinin içinde bir kişi vardır ki o daha çay bahçesine gelmeden hepsi birden onu görünce havlamaya ve saldırı moduna geçmeye başlar.
O insan, o anda ne titreşimler yayıyor da hayvanlar sezgileriyle bunu anlıyor bilemeyiz, ama masum biri olmadığından şüphe duyabiliriz.
Sesle başlayıp termal ısı dalgalarıyla yol alan enerji ısındıkça kızılötesindeki (infrared) radyant ısı dalgalarına dönüşerek gözle görülebilir bir ışık spektrumuna dönüşür. Bu spektrumdaki renklerin saniyedeki titreşimleri ise:
Kırmızı – 15 trilyon
Kavuniçi – 20 trilyon
Sarı – 28 trilyon
Yeşil – 35 trilyon
Mavi – 50 trilyon
İndigo – 60 trilyon
Mor – 75 trilyon
Bu 7 değişken titreşim, gözle görülebilen ışık spekrumunu oluşturur. Bunun ötesinde gözle görülemeyen ultraviyole titreşimleri yer alır. Bunu radyoaktif çalışmalar, x-ray, röntgen gibi şeyler takip eder.
Kırmızının uyarıcı titreşimleri vardır. Kanı çağrıştırması açısından genelde rahatsız edici şekilde halk dilinde yer alır.
Sarı güneşi çağrıştırdığı için sevinç ve neşeyi; yeşil doğa titreşimleriyle huzur ve sakinliği; mavi gökyüzü ile melankolik titreşimleri çeker.
Her renk, sahip olduğu dalga boyuna göre, kendine has özel titreşimler yayar.
Bu titreşimler sahip oldukları hız, yön ve frekansa göre ilgili sinirleri uyarırlar.
▫️ Kırmızı: Bloke olmuş enerjinin aktif hale getirilmesi, canlandırılması, kuvvetlendirilmesini ve serbest bırakılmasını, ve kollajen üretimini hızlandırır.
En uzun dalgaboyuna sahiptir ve en derinlere nüfuz eder. Römatoid artirit, karaciğer uyarıcı, pigmentasyon ve dolaşımda şifa amaçlı kullanılır. 650-780 nm titreşimleriyle kök çakrayı temsil eder.
▫️ Kavuniçi: Kırmızıdan biraz daha nazikçe hareket eder. Enerjiyi adım adım oluşturur, kilitleri açar ve neşe saçar. Bu rengi sevenler daha dışa dönüktür ve yaratıcıdır.
Dalak, kuru ciltler, sinüsler, kas sarkmalarında şifa amaçlı kullanılır. Dalağı ve yemeyi temsil eder. 570-650 nm – sakral çakra…
▫️ Sarı: Güçlendirici özelliğe sahiptir. Sinirleri güçlendirir, mide gazı, egzama, lenf drenajı, cilt problemleri, aşırı yorgunluk gibi durumlarda kullanılır. 510-700nm – solar plexus…
▫️ Yeşil: Dengeler, sakinleştirir, fiziksel ve zihinsel dengeyi kurar, derin huzur ve dinginlik sağlar.
Akne tedavisinde, kalp ve kalp kası, yanıklar, morluklar ve pigmentasyon için kullanılır. 475-510nm – kalp…
▫️ Mavi: İltihap gidericidir. Önleme ve kontrol etmede etkilidir.
Uyku problemlerinde, güneş yanıklarında, diş rahatsızlıklarında, kaşıntılarda, larenjit gibi durumlarda kullanılır. Hiperaktif durumları kontrol altına alır. 445-475nm – boğaz…
▫️ İndigo: Konsantrasyonu artırır. Detoks etkisi vardır. Sakinleştiricidir. Lenfatik sistemi güçlendirir, kasları dengeler, kanamayı durdurur, damarları büzer, yüksek seviyede titreşim yayar; gözler, kulaklar, burun, sinüsler, boğaz, ciğerler ve migren üzerinde etkilidir. 400-445nm – alın…
▫️ Mor: İlham verici, enerjiyi daha üst titreşimlere taşıyan, ruhsal çalışmaları güçlendiren, sinirleri gevşeten, ağrıları dindiren özelliğe sahiptir.
Sinir ağrılarında, lenf drenajı, akne tedavisi, kas gevşetici, romatizma ve siyatik tedavisinde, iltihap giderici olarak kullanılır.
Renk Terapisi ya da kromaterapi eski Mısırlılara dek dayanan bir geçmişe sahip.
Avrupa’da pek çok ülkede alternatif terapinin içinde yer almış durumda. Belki bir başka yazıda da bundan bahsederiz.
Renkli günler sizin olsun.
Ersin İpek
Kaynak: kuraldisi.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu görüntüler, diğer nöronlarla yeni bir bağlantı kuran nöronların, hızlandırılmış bir kaydıdır.

 

Bu görüntüler, diğer nöronlarla yeni bir bağlantı kuran nöronların, hızlandırılmış bir kaydıdır.
İşte düşüncelerimiz böyle görünüyor…
Pierre Franckh’ın “Rezonans Kanunu” kitabından bu konuyla ilgili bir alıntı:
Beyin üzerinde yapılan araştırmalar bizleri bir kez daha şaşırtıyor. Zira bilim adamları beynin değiştirilebilir olduğunu keşfettiler.
Beyin, iştigal ettiğimiz etkinlik doğrultusunda şekil alıyor.
Bu değişim sadece teorik anlamda değil, fiziksel olarak gerçekleşiyor. Beynimizde olan bu değişim, meşgul olduğumuz düşünceler ve edindiğimiz tecrübelere göre gerçekleşiyor.
Yapılan bir dizi deneyde, deneklerin daha önce yapmadıkları faaliyetlerde bulunmaları sağlanmış ve bunun sonucunda beyinlerinde, bu faaliyetler için kullanılan bölgelerde, tıpkı sürekli çalıştırılan bir kasta olduğu gibi, büyüme gözlemlenirken, beynin kullanılmayan diğer bölümlerinde ise bir küçülme gözlemlenmiştir.
Beyin, bu bölgelerde gerçekten de hacim kaybetmişti.
Bununla eş zamanlı olarak, kullanılan diğer tarafta yeni sinapslar oluşmuş, buradaki enerji akışı hızlanmış ve yeni otomatik düşünce zincirleri faaliyete geçmişti.
Demek ki, beynimiz, belli bir süre yeni bir şeyle meşgul olur ve yeni şeyler düşünürsek, ağ bağlantılarını tamamen değiştirme ve sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar kurma yeteneğine sahiptir.
Yeni eylemler, düşünceler ve inançlar kısa bir süre sonra güçlü birer gerçeğe dönüşecektir.
Beynimiz kendini buna göre ayarlar.
Belirli bir süre, belli bir şey düşündüğümüz, bir müddet belli bir işle uğraştığımız zaman, beynimizin ilgili bölümü büyür.
Beynin bir müddet nadasa bırakılan, yani kullanılmayan kısmı ise küçülür.
İlgili bölgelerdeki sinir hücreleri (nöronlar), yeni elektriksel sinyallerin ve böylece yeni bilgilerin daha hızlı ve kolay taşınabilmesi için işlevlerini değiştirir.
Bilim, beynin bu şaşırtıcı kendini tamamen değiştirebilme yeteneği için bir isim buldu bile: Plastisite
Burada bizim için büyüleyici olan asıl nokta, yaşamımızda her an yeni oluşumlar meydana getirebileceğimiz gerçeğidir.
Beynimiz, düşüncelerimizden etkilenerek, onlar doğrultusunda yeni sinir hücreleri ve ağ bağlantılarını tamamen yeniler.
Ruhumuzu eğiterek geleceğimize istediğimiz şekilde yön verebiliriz.
Demek ki, belli bir süre yeni şeyler düşünürsek, beynimizin kullanılmayan kısımlarını geliştirebiliriz ve böylece geleceğimiz de tamamen farklı gelişebilir.
Yeni düşünme biçimimiz ve eylemlerimiz sayesinde beynimizde yeni sinir hücrelerini faaliyete geçirebiliriz.
Sinir hücrelerinin (nöronların) fonksiyonları değişebileceği, beyinde yeni bağlantılar oluşturabileceği gibi, beynin kullanılmayan -mesela, endişe ve olumsuz düşüncelerle ilgili kısımları- gitgide küçülerek, önemini yitirebilir.
Hayatımıza yepyeni bir yön verebiliriz.
Düşüncelerimizi belirli bir süre “istenilen” tarafa yönlendirirsek, inançlarımızı bile tam anlamıyla değiştirebiliriz.
İnançlarımız değiştiği anda, yaşam tarzımız da değişecektir.
Tabii ki beynimizin kendini değiştirmek için biraz zamana ihtiyacı var. Sinir hücreleri bilinçli olarak uyarıldıkları zaman, komşu hücreyle bağlantı kurar, hem de birkaç dakika içinde. Sinir hücreleri “küçük caddeler” inşa eder. Ama bu caddeler ulaşıma elverişli hale gelene kadar, yani bilgi alışverişi mümkün olana kadar, bir gün geçmektedir.
Max Plank Enstitüsü’nün neurobiyologları, sinir hücrelerimizin, yeni yapılandırılmış kontak noktaları vasıtasıyla bilgi iletişimi yapabilmek için yirmi dört saate ihtiyaç duyduklarını keşfetmiştir.
Öğrendiğimiz yeni bilgilerin yerleşmesi zaman alır.
İlk sekiz saat içinde beynimizde ilk önce küçük dallar oluşur. Bunu takip eden saatlerde bu yapılandırmanın devam edip etmeyeceğine ve kalıcı olup olmayacağına karar verilir.
Eğer yeni edindiğimiz bilgilerin kalıcı olmasını istiyorsak, onu tekrarlamalıyız.
Bu, bir öğrenme sürecidir ve sadece sık sık tekrar yaparak bilgilerin beynimize yerleşmesini sağlayabiliriz.
“Yapa yapa usta olunur”.
Affirmasyonları ve olumlu inanç cümlelerini neden oldukça sık tekrarlamamız gerektiğini bu cümle ile de açıklayabiliriz.
İstemediğimiz inançlarımızdan kurtulmanın yegâne yolu, arzu edilen yeni inançlarla istikrarlı bir şekilde meşgul olmaktır.
Bütün istek cümlelerinin ve afirmasyonların hizmet ettikleri tek bir amaç vardı: Rezonans alanımızın yeniden programlanması.
Yapılması gereken şey, eski olumsuz inanç kalıplarını, yaşamımız üzerindeki etkileri ile birlikte devreden çıkarmak ve olumlu yeni rezonans alanları oluşturmaktır.

 

Dolunayda Yolunuzu Tıkayan Karmik Anlaşmaları İptal Etme Testi Ve Ritüeli

anette inselberg her şey değişir kitabımdan

Geçmiş hayatlarınızdan, atalarınızdan ya da bu hayattan getirdiğiniz karmik anlaşmalarınızı iptal etmek için bir ritüel paylaşmak istiyorum.

Bu fotoğrafa baktığınızda hangi şekli görüyorsanız onunla ilgili uygulamayı yapmanız gerekmektedir. Bu fotoğrafa baktığınızda kadın mı, çiçek mi yoksa arp mı görüyorsunuz?

Eğer kadın görüyorsanız: Atalarınızdan özellikle anne tarafından getirdiğiniz karmik sözleşmeleriniz var. Ve bunlar sizin hayatta istediğiniz yola sapmanıza blokajlar oluşturuyor.

Bu akşam bir bardak su alın ve “atalarımdan getirdiğim, artık işime yaramayan tüm karmik sözleşmeleri iptal ediyorum, iptal ediyorum, iptal ediyorum” deyin ve sudan üç yudum için. Bu ritüeli beş gün boyunca tekrarlayın. Yolunuzun açıldığını fark edeceksiniz.

Eğer çiçek görüyorsanız: Geçmiş yaşamlarınızdan getirdiğiniz ve sizi geride tutan anlaşmalarınız var demektir. Ve bu anlaşmalar istemediğiniz kararlar almanıza sebep oluyor.

Bu gece bir bardak su alın ve “geçmiş yaşamlarımdan getirdiğim ve artık işime yaramayan tüm anlaşmalarımı iptal ediyorum, iptal ediyorum ve iptal ediyorum” deyin ve sudan üç yudum için. Bu ritüeli üç gün boyunca tekrarlayın. Yolunuzun açıldığını fark edeceksiniz.

Eğer arp görüyorsanız: Bu hayatta bilinçaltınıza kaydettiğiniz olumsuz anıların etkisinde olduğunuzu gösterir. Bu da hayatınızda tıkanıklıklar yaşamanıza sebep olur. Bu gece bir bardak su alın ve “hayatımda tıkanıklara sebep olan tüm bilinçaltı kayıtlarımı iptal ediyorum, iptal ediyorum ve iptal ediyorum” deyin ve sudan üç yudum için. Ve bu ritüeli yedi gün boyunca tekrar edin. Yolunuzun açıldığını fark edeceksiniz.

Şifa olsun…

Anette İnselberg / Her Şey Değişir Kitabımdan

Not 1: Bardakta kalan suyu saksıya dökün
Not 2: Üç şekli de gördüyseniz üç ritüeli de yapın

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnanç, insanın yapma gücünü harekete geçirir…

60223612_1282732905229145_7022039914258628608_n[1]

Sayenizde ” Her Şey Değişir ” kitabımda hem 8. baskıya geçildi hem de Remzi kitapevinde 34. sıradan çok satanlara girdi… Yehhuuuuu :)

8. baskı

19 Mayıs Pazar Dolunayında Sevgi Ve Şans Tetikleniyor… Buna Uygun Kolye ve Bileklikler İçin Sip. Tel. Aslı 0541 242 23 24

anette inselberg el vedüd şans

 

Bahar tüm enerjisiyle, coşkusuyla yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladı. Bu coşkuya ek olarak gökyüzü şans ve sevgiyi destekliyor. O zaman bize düşen tabi ki bu temalı takıları takmak…

Çok yakın arkadaşlarım olan Murat ve Aslı çiftinin 19 mayıs dolunayıyla ilgili küçük notunu ve güzel tasarımlarını sizlerle paylaşıyorum.

Paylaşması benden, seçmek sizden…

Kucak dolusu sevgilerimle,

Anette İnselberg

 

Merhabalar,
Takip ettiğimiz astroloji yazarlarından ve websitelerinde okuduğumuz kadarıyla 19 mayıs 2019 Pazar günü yaşanacak Akrep Dolunayı özellikle Sevgi teması üzerine etkileşimler yaşatacak ve içinde bulunduğumuz gökyüzü evresi de Şans enerjilerini tetiklemeye çalışıyor.
Bunun üzerine dedik ki iki kolye ve iki bileklik hazırlayalım.
Modellerimizin birincisi yonca sembolünü kullandığımız kolyeler ve bileklikler, şansınız açık olsun…
Ve istedik ki, El-Vedud esmasından yola çıkarak yaptığımız tasarımımızla hazırladığımız kolye ve bileklikler sizlere Sevgi’nin en güzel şeklini gönlünüzden dilediğinizce yaşatsın…
Bildiğiniz gibi El-Vedud esması ‘’Çok seven ve Sevilmeye çok layık olan’’ anlamındadır.

Gümüş kolyeler altın kaplama ve rodyum kaplama olarak hazırlanabiliyor. Ayrıca yonca kolyede yeşim boncuk kullandık…

Bileklikler gümüş üzerine altın kaplama ve rodyum kaplama olarak siyah ya da kırmızı ipte hazırlanabiliyor.

Gümüş Kolyelerin Fiyatı 110.-₺
Gümüş Bilekliklerin fiyatı 75.-₺
Fiyatlara KDV Kargo Dahil.

Murat ve Aslı…

http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluk bir seçimdir

anette inselberg mutluluk bir seçimdir

 

Mutluluk bir seçimdir

Bugün size, Nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor’ın 90 saniye kuralından bahsetmek istiyorum

Yaşadığımız her duygunun bedenimizde kalma süresi 90 saniye. Yani, korku, öfke, üzüntü gibi her duygunun ömrü bilimsel olarak sadece ve sadece 90 saniyecik. 90 saniyeden sonrası artık bizim kendi seçimimiz! Ya mutlu olacağız ya da mutsuz. O yüzden, olumsuz bir duygu durumundayken, kendinize söylediklerinize dikkat edin. Kafanızda olumsuz senaryolar yazmayın ve olumlu dil kalıpları kullanmaya özen gösterin. Mutluluğu seçtiğiniz bir hayatınız olsun olsun ❤️

Kaynak: seldasusal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yapabileceğin düşündüğün kadardır…

anette inselberg

 

Yapabileceğin düşündüğün kadardır…
Bir laboratuvara büyük bir akvaryum koyuluyor.
İçine bir büyük balık ve çok sayıda küçük balık atılıyor.
Doğal olarak, büyük balık acıktıkça küçük balıkları yiyor.
Bu durum sonrasında, akvaryumun tam ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor ve böylece akvaryum ikiye ayrılmış oluyor…
Bu işlem sonrasında, büyük balık bir tarafa, küçük balıklar da cam bölmenin diğer tarafına yerleştiriliyor…
Büyük balık acıktığında, cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapmasına rağmen cam bölmeyi geçemiyor… Büyük balığın bu mücadelesi tam 28 saat sürüyor…
28. saat sonunda büyük balık artık cam bölmenin diğer tarafına geçme mücadelesine son veriyor… Bir müddet sonra, cam bölme kaldırılıyor…
Sonuç çok ilginçtir!…
Küçük balıklar, büyük balığın etrafında dolaşıp duruyorlar fakat büyük balık, onları yemek için hiçbir girişimde bulunmuyor… Bu durum, büyük balığın çaresizliği öğrendiğinin ispatıdır… Sonuçta; büyük balık, etrafında dolaşan çok sayıda küçük balık olmasına rağmen açlıktan ölüyor!…
Burada büyük balık yiyememeyi, yapamamayı, mücadele etmemeyi yani çaresizliği öğrenmiş oluyor…
Psikolojide buna “ Öğrenilmiş Çaresizlik” diyoruz…
Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.
Bu rahatsızlığı olan kişi, daha önce yaşadığı olumsuzluklarla tekrar karşılaşmaktan kaçınmak için çaba sarfetmez.
Dr. Seligman’a göre, bireyin olumsuz olaylara maruz kalmasıyla gelişen öğrenilmiş çaresizlik duygusu; motivasyonsuzluk, uyumsuzluk, pasiflik, depresyon, umutsuzluk, eylemlerin sebepleri ve sonuçlarıyla ilgili bir bağ kuramama gibi sorunlara neden olmaktadır.
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK (Learned Helplessness)
Dr. Seligman ve çalışma arkadaşları tarafından bulunan bir psikoloji terimi olan öğrenilmiş çaresizlik, hayvanların ya da insanların, karşılaştıkları olumsuz olaylar üzerinde kontrollerinin olmadığını düşündükleri durumlarda ortaya çıkan apati (duygusuzluk) durumuna denir.
Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edemeyeceğini öğrenmesinden sonra, davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.
Alıntı.

Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.

anette inselberg dur sessizce dur

 

Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa: Yapılacak ilk devrim, insanin kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir. Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa.

Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir. Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin. Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle.

Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al. Hiç bir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git…”

Susanna Tamarro

Kaynak: Filiz Kılıçarslan yaşam öğretileri sayfası

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu”

anette inselberg sadoko ve kağıttan bin turna

 

Küçük Japon kız Sadako, 6 Ağustos 1945′ te Hiroşima’ya atom bombası atıldığında 2 yaşındaydı. 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış ve hastaneye yatırılmıştı. Ama durumu ümitsizdi.
Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kız hayat doluydu. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyordu. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadındı.
Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamıştı. Kadın ölmeden hemen önce “Benim için çok geç ama, bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kağıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul” demiş ve son nefesini vermişti.
Küçük Japon kız çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kağıttan turna kuşları yapmaya başlamıştı. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda öyle hızlı yapıyordu ki,1000 tane turna kuşu yapması işten bile değildi.
Ama sağlığı da hızla bozuluyordu. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış; dünyanın dört bir yanından insanlar küçük kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamıştı.
Ama ne yazık ki küçük Japon kız, haberler basında çıktığında artık elini kıpırdatamaz hale gelmişti. Hayattaki son saatlerini 644. kuşu yaparak geçirdi. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişlerdi. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyordu. Postacılar aylarca kağıttan turna kuşu taşıdılar hastaneye.😔
Sayısı milyonlara ulaşan o turna kuşları Japonya’da bir müzede sergileniyor…
İşte bu hikaye Japonya’da 1943-1955 yılları arasında yaşayan Sadako Sasaki’nin hikayesidir. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömdüler.
Turna kuşu, o zamandan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesidir ve o gün bugündür dünyanın her yanından insanlar rengarenk kağıtçıklardan binlerce turna kuşu yapıp, 6 Ağustos’ta Japonya’ya; Sadako’nun heykeline konsun diye, turnalar barışa uçsun diye, nükleere karşı kanat çırpsın diye, nükleer silahsızlanma olsun diye, çocuklar ölmesin diye, şiddet bağımlısı dünya iyileşsin diye uçururlar.
Küçük kızın hayatı “Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu” adıyla 1977 yılında Eleanor Coerr tarafından kaleme alınmıştır.