NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?

anette inselberg neden köpekler daha az yaşar

 

Çok güzel bir anlatım. Sizlerle de paylaşmak istedim. Günaydınnnn ❤ ❤
NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?
İşte 6 yaşındaki bir çocuğun şaşırtıcı cevabı:
Bir veteriner olarak Belker isimli, 10 yaşındaki İrlanda cinsi bir kurt köpeğini muayene için çağrılmıştım.
Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa, ve küçük oğulları Shane olmak üzere köpeklerine çok bağlılardı, ve bir mucize umuyorlardı.
Belker’i muayene ettim ve kanser sebebiyle ölmek üzere olduğu teşhisini koydum. Aileye Belker için yapacak bir şey kalmadığını ve izinlerine istinaden evde uyutarak ötenazi uygulamayı teklif ettim.
Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra aile 6 yaşındaki oğulları Shane’in de uygulamayı görmesinin iyi olacağını söyledi. Shane’in bu tecrübeden bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyorlardı.
Ertesi gün yine boğazımdaki o tanıdık düğümlenme ve aile ile köpeğin etrafında toplandık. Küçük çocuk köpeğini son bir defa severek “Hoşçakal” derken o kadar sakindi ki, ne olup bittiğini anlamadığını düşündüm. Birkaç dakika içinde Belker sessiz bir şekilde hayata veda etmişti.
Küçük çocuk ilginç bir şekilde Belker’in gidişini herhangi bir zorluk yaşamadan kabul etmişti. Belker’e veda ettikten sonra aile ile oturmuş “köpeklerin neden insanlardan daha az yaşadığını” sorgularken küçük çocuk aniden “ben sebebini biliyorum” dedi. “İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar değil mi?” Küçük çocuk konuşmasına şaşkın bakışlarımız arasında devam etti “Köpekler zaten bunların tümünü bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yok ki!”
Küçük çocuğun konuşması üzerine düşünmeye başladım,
Basit yaşa
Koşulsuz sev
Derinden hisset
İyilikle ve içten konuş
Eğer köpekler birer öğretmen olsalardı bize neler öğretirlerdi?
Sevdiklerin eve geldiklerinde mutlaka koş ve karşıla
Hiçbir eğlence ve mutlu olma fırsatını kaçırma
Yüzüne vuran rüzgâr ve temiz havanın keyfini delicesine çıkar
Kısa uykulara dal
Kalkmadan önce germe hareketleri yap
Her fırsatta koş, zıpla ve oyna
İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver
Küçük bir havlama yeterli ise sakın ısırma
Sıcak günlerde küçük bir mola verip sırt üstü çimlere uzanmayı unutma
Çok sıcak günlerde bolca su iç ve gölgeye sığınmayı unutma
Mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et
Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar
Sadakatli ol
Asla olmadığın birisi gibi hareket etme
Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz
Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol
İşte köpeklerden öğrenebileceğimiz mutluluğun sırları!
Yazar: Bilinmiyor

Kaynak: Burcu Dereli Köşe Yazıları

Titreşim ve İlişkilerimizi Nasıl Etkilediği Gerçeği

ANETTE İNSELBERG İLETİŞİM

 

Titreşim ve İlişkilerimizi Nasıl Etkilediği Gerçeği
İki insan, aynı ya da birbirine yakın frekansta iseler ancak ortak bir şeylere sahip olur ya da yanyana gelebilirler.
Bunu kavramak o kadar önemli ki, son çümleyi tekrar okuyup üzerinde düşünmenizi isterim. Bunun dış görünüş, kültürel geçmiş, eğitim, deri rengi, mali durum, ülke, ilgi vs ile en ufak bir ilgisi yoktur.
“İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar…”
Toby Alexander
Herkes bir frekansa, yani titreşime sahiptir. Yani DNA’nın salınım oranı.
Bu titreşim 50 ile 150 Ghz arasında gezinir. Rezonans yüzünden, frekans son derece önemlidir. Bir titreşime (frekans) sahipsiniz ve yakın titreşimdeki diğer insanlarla, yerlerle, zamanla, olaylarla rezonansa girersiniz. Bu durum sizin diğerleriyle olan ilişkilerinizi nasıl etkiler?
İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar.
Örneğin, bir restorana girdiğinizde, belli bir masada insanların birlikte oturduğunu görürseniz, onların hepsinin yakın frekanslarda olduklarını fark edersiniz.
Bu yüzden arkadaşlar yan yana gelirler. Yine bu yüzden arkadaşlar ve eşler birbirlerinden ayrılırlar. Aralarından birinin frekansı yükselir; diğeri aynı kalırsa, ikinci kişi diğerinin hologramından düşer.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, diğerinin frekans aralığının dışına düştüğünden bağlantı kuramazlar.
Hiç düşündünüz mü, okuldan bazı arkadaşlarınız artık arkadaşınız değildir ve onlarla hiç bir bağlantınız yoktur?
Çünkü frekansınız değişmiştir ve literal anlamda onları “göremiyorsunuzdur” artık.
Düşünün bakalım dışarıdaki gerçekten tuhaf kombinasyon oluşturan çiftleri, asla yan yana gelmelerini hayal bile edemeyeceğiniz insanlar birliktedirler.
Birliktedirler çünkü aynı frekanstadırlar. Konuya frekans açısından bakarsanız kendinizin de neden artık bir takım insanlarla birlikte olmadığınızı görürsünüz ve ilişki “yürümüyorsa” kendinizi kötü hissetmek zorunda kalmazsınız.
Eğer frekansları uyumlu değilse 2 kişi yan yana duramaz. Aynı şekilde eğer rezone olmadığınız bir çevrede çalışıyorsanız, orada fazla kalamazsınız. Gerçekten de o çevre ve oradaki insanlarla aynı titreşimde salınmadığınızı hissedersiniz ve sonunda sizin oradan ayrılmanızı gerektirecek bir olay vuku bulur.
Eğer titreşim yasalarından haberdar değilseniz, bu hoş olmayan ve sıkıcı bir durum gibi gözükebilir.
Çoğu kişinin birlikte rezonansa giremediği kardeşleri ya da aile üyeleri vardır. Ve olan şey, bu durumun frekansla ilgili olduğundan haberdar olmayan anne-baba, büyükbaba-büyükanne gibi diğer aile fertlerinin “aileyi bir arada tutabilmek için” herkesi “geçinmeye” zorlamasıdır. Bu yüzden bir çok dram vardır ailelerde, frekans ve bilinçlilik hallerindeki düzey farklılığı yüzünden.
Bu durum her şeyi yönetenin frekans olduğunu gerçekten kanıtlıyor, genellikle danışanlarımdan bir tanesiyle ilk görüşme için iletişime geçmeye çalışırken oluyor bu.
Eğer danışanımın frekansı bana uyuyorsa internet’ten hemen bağlanıyorum ve harika bir iletişime geçiyoruz.
Eğer frekans uymuyorsa mutlaka teknik ya da internetle ilgili bir “sorun” oluyor – ki aslında titreşimimiz uymuyor. Sonra yaptığım bir iki terapiden sonra, bizi iletişime geçmekten alıkoyan blokajları kaldırıp ona titreşimini yükseltmesi için yardım ediyorum, bu işlem biter bitmez herhangi bir sorun olmadan internet üzerinden bağlanabiliyoruz.
Peki, titreşimimizi nasıl yükseltebiliriz?
3 temel yol var:
1) Enerji çalışmalarına katılın
Titreşiminizi düşüren enerji blokajlarını, ailenizden miras kalan karmik damgalarınızı kaldırmak, ruhunuzdan ve ruh düzeyinden daha yüksek frekans çekmeniz ve tutmanızı sağlayacak uykudaki DNA’yı aktive etmek için enerji çalışmalarına katılın. Bu çalışmalar aura temizliği, karma çalışmaları ile birlikte başlayabilir. Ve DNA aktivasyonları kendi üzerinizde nasıl çalışacağınızla ilgili genişlemiş bir bilgiyle birlikte devam edebilir.
2) Zihin bedenini kontrol eden egzersizler
Sadece koşulsuz sevgi, neşe, mutluluk, minnettarlık gibi güç veren duygusal yüksek frekanslı düşünceler içinde olarak zihin bedeninizi kontrolünüz altına alın.
Korku, anksiyete, umutsuzluk ve depresyon gibi durumlardan uzak durun. Bu durumların tümü düşük frekans taşıdığından, size düşük frekanstaki insan ve durumları çekerler.
3) Meditasyon / Yoga yapın
Mümkün olduğunca meditasyon, yoga ya da diğer teknikler yoluyla, teta, delta dalgaları gibi derin zihin hallerine girin. Bu gibi derin haller, sizin Tanrı kimliğinize ve kuantum fiziğinde “gözlemci” denen duruma en yakın olduğunuz, düşünce tezahüründe, enerji dalgalarının uzay / zaman atom-altı parçacıklarının içinde çöktüğü anlardır.
Umarım bu yazıyla rezonansa girmiş ve titreşimin yaşamımızın her halinde nasıl etkili olduğunu fark etmişsinizdir.
Toby Alexander tarafından kaleme alınmıştır.
Alıntıdır.

Not: Bu güzel yazıya şöyle eklemem olacak enerjiyi yükseltmek için, Reiki, Access bar, Sarkaç gibi seminerlerime katılabilir ve ” her şey değişir” kitabımı alabilirsiniz…. Anette İnselberg

NIETZSCHE- Amor Fati – Kaderini Sev

anette inselberg kaderini sev

(Kaderini sev, belki seninki en iyisidir.)
Güzel bir hafta olsun
Sevgiler
Burcu Dereli Ünder
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
“Ol” der Tanrı.
Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister.
“Ol” der Tanrı.
Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.
Ona da “Ol” der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan eser
burdan eser,
kaya bana mısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı….
Sırtında bir acı ile uyanır….
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır…”
— Nietzsche, Amor Fati (Kaderini sev)

Kaynak: BURCU DERELİ KÖŞE YAZILARI

CanlAr ilginize çok teşekkür ederim .

anette inselberg her şey değişir

CanlAr ilginize çok teşekkür ederim . Kitabımı beğendiğiniz ve işinize yaradığı için çok mutluyum. Bugün 13. Baskının haberi geldiği için çok mutluyum hepimize güzellikler getirsin inşAllah🍒💚💃🏻

Kitabımı tüm d&r larda , remzi kitapevinde, kitapyurdu.com ve d&r online sitelerinden temin edebilirsiniz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg

Sevgilimizle ve Eşimizle Aramızı Düzeltme Ritüeli

Uzun zamandır bu konuyla ilgili ççookkkk sorular gelmeye başladı bende şifa olmasını (kalbinizden geçenin olmasını ) dileyerek sizlere bu ritüeli hazırladım.
Bazen sevgilinizle ya da eşinizle işler tıkanır. Bazen bu durum kayınvalde yüzünden olur, bazen konu komşu ve arkadaş yüzünden, bazen de üçüncü şahışlar yüzünden, bazen de ilişkinin kendisinden dolayı… Hepsi üzücüdür. Hepsi de hayatın gerçeğidir. Evde ağlayıp üzülmektense çözüm odaklı olmak yapabileceğimiz tek şeydir.
Elinizden bir şey geliyorsa yapın. Eğer gelmiyorsa ve hala işler kötüye gidiyorsa duruma teslim olmaktan başka maalesef yapacak bir şey yoktur.
Parolamız 1: ‘’Allahım sana sığınıyorum sen iyisini, en güzelini bilirsin.’’
Parolamız 2: ‘’Allahım sana güveniyorum ve sana sığınıyorum lütfen bana bir yol göster. Yolumu aç. Şükürler olsun. Şükürler olsun. Şükürler olsun’’
Bu ritüeli üç çarşamba boyunca yapmalısınız.
Ritüel Malzemeleri:
Bir tutam karanfil
Bir tutam tuz
3 bardak su
3 kaşık şeker
Ritüelin Yapılışı
Birinci Aşama: Öncelikle ilişkinizdeki negatifi (nazarı) dönüştürmek için mutfak ocağında karanfil ve tuz yakmamız gerekiyor. Fotoğraftaki gibi ocağın üstüne tuz ve karanfil koyun ve ocağı açın.
Ve şu sözleri tekrarlayın: İlişkimde kimin gözü, nazarı, kötü bakışı, nefesi, kıskançlığı varsa düşünceleri bu karanfil ve tuz gibi çatır çatır çatlasın , patır patır patlasın inş Allah.
İkinci Aşama: Evde mevcut şeker ve suyu önünüze alın.
3 kaşık şekeri bir kaseye ve 3 bardak suyu başka bir kaseye dökün.

Bu kaselerin başında ayakta durun gözlerinizi kapayın iki elinizi kalp bölgenizin üzerinde birleştirin ve aşağıdaki sözleri üç kez tekrarlayın…
‘’Allahım eşimle/sevgilimle olan bu durum beni çok üzüyor. Bu adamı/kadını çok seviyorum. Lütfen bu kişi benim için şerse hayırlıya döndürüp barışmamıza vesile ol. Hayırlıysa hep ağız tadımızla bir arada olmayı nasip et. Senden başka sığınacak kapım yok. Bu ritüel vesile olsun. Bu kişiyle ağız tadımız yerine gelsin. Bana sahip çıksın. Ben de bundan sonra daha tatlı ve güler yüzlü olucam. Lütfen bize bir şans daha ver. Şükürler olsun. Şükürler olsun. Şükürler olsun’’
Üzerine okuduğunuz suyu ve şekeri eşinize/sevgilinize yaptığınız yiyecek ve içeceklerde kullanın. Beraber yiyin için. Evdeki herkes yiyip içebilir.
Şifa olsun,
Anette İnselberg/ Her Şey Değişir Kitabımdan

Not 1: Ritüeli üçlemek en iyisidir…
Not 2: Eşinize ya da sevgilinize yedirme içirme ihtimaliniz yoksa onun adına niyet edip siz yiyip için
Not 3: Aranızın açık olduğu arkadaşınız için de yapabilirsiniz
Not 4: Arta kalan karanfil ve tuzları toprağa gömersiniz.
Not 5: Suyu ve şekeri birlikte de ayrı ayrı da kullanabilirsiniz…
Not 6: Her şeyi yaptınız ve her şeyi denediniz gene olmadı mı? Ben o zaman şöyle düşünmeyi seviyorum. Kapıları çaldım çaldım açılmadı. Demek ki kapının arkasında fırtına var. Allah beni bundan koruyor. Şükürler olsun…
Parolamız : ‘’Allah beni koruyor. Şükürler olsun’’

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Dünyaya Sevmeyi Öğrenmeye Geldim…

anette inselberg sevmeyi öğrenmek

 

Bugün sekiz yaşındaki kızım uyumadan önce bana, “Anne, hayat bana bazen çok zor geliyor.” dedi.
“Mesela, şu an sana en zor gelen şey ne?” diye sordum.
Çarpım tablosunu ezberlemekmiş. 🙂
Kafamdan milyon düşünce aynı anda, itişe kakışa geçtiler.. İçimden dedim ki, “Şu an çok dikkatli seçmem gerekiyor sözlerimi.. bir durun.. beni panikletmeyin.”
Psikologlar tembihliyor, çocuğunuz korktuğunda veya endişelendiğinde ona ‘Korkacak bir şey yok ki…’ demeyin. Hem faydası olmaz, hem de onun duygularını hor görmüş, yok saymış olursunuz.
‘Sence dünyaya neden geliyoruz?’ diye sordum ona…
“Sevmeye” dedi.
Bütün kafamdaki kurgu alt üst oldu bir anda.. Çocukların düşünceleri, bizim içinde debelendiğimiz gündemle kirlenmediği için öyle saydam, öyle net, öyle tertemiz oluyor ki, kalakalıyorsunuz.
“Çok doğru, sevmeye geliyoruz”. dedim.
Ama bir şey daha var : “öğrenmeye” de geliyoruz.
Bak, ben bu yaşımda hala öğreniyorum. 100 yaşıma gelsem hala öğreneceğim şeyler olacak. Mesela, önceleri defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar hep izlesen ne hissedersin?
“Sıkılırım “ dedi.
Hah işte dedim, hayat da sen sıkılma diye, sana hep yeni şeyler öğretir. Yeni filmler izletir. Her yeni öğrendiğin bilgi sana yeni güzel bir kapı açar.
Tabii, her bilgi güzel kapılar açmıyor, kimi bilgiler de açtığın kapının karanlık tarafını gösterebiliyor sana, e o zaman da kendini korumayı, dikkatli olmayı filan öğrenirsin.
Bunu aklımdan geçirdim, ama söylemedim, hepsini bir anda yükleyip fındığımı şok etmenin de bir anlamı yok sonuçta…
Şimdi uyudu, ben de oturup düşünmeye başladım.
“Dünyaya neden geliyoruz? “ müthiş bir soru aslında.
Yazının tam burasında bir durun, ve kendinize sorun.
Kaldınız değil mi?
O kadar detayda boğuluyoruz ki, ana fikri unuttuk biz.
Her birimizin kendine sorması gereken soru bu.
Kendinize bir liste yapın. Hayat amacım nedir diye..
Ev sahibi olmak, arabayı değiştirmek, kredi kartlarını ödemek, çocuklarınızın okulunun taksitleri, seyahate gitmek, çok beğendiğiniz o mobilyayı, o çantayı, o saati, o tableti, o bilgisayar oyununu almak…
Göreceksiniz ki çoğu satın almakla, para harcamakla ilgili..
Veya terfi etmek, iş kurmak , vs…
Ödül kazanmak var mı hedeflerinizde?
Yeni bir keşif yapmak var mı?
İnsanlığa faydası olacak bir ilaç bulmak var mı mesela?
Unutulmayacak bir beste yapmak?
İnsanların içine işleyecek bir şiir yazmak?
Birilerinin hayatına ışık olmak?
Bir ağaç dikmek?
Sevgili Behiç Ak, bir röportajında , “ Ülkemizde yetişkinler, felsefe ve düşünceye dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmadılar. Bunun yerine yaşam tarzı ‘satın almaya’ çalışıyorlar. demiş, not almışım.
“Düşünerek ve emekle toplumsal olarak oluşturulabilecek bir şeyi, parayla kişisel olarak satın almaya çalışmak…” güzel ülkemin en büyük sorunlarından biri bu.
Her şey maddi güce endekslenince tek hedef başarı, başarının da tek odağı para haline geldi.
İstemiyoruz çoğumuz bu çarka girmeyi aslında, ama sanki korkunç kalabalık bir çevreyolunda, beşinci vitese takmış gidiyoruz topluca, ve vites küçültemiyoruz.
Sizi bilmem ama benim aklıma sık sık arabayı kenara çekip, kırlara doğru yürümek geliyor.
Bu toplumsal çılgınlığın tek ilacı, bana göre “doğa”. Yani zihnimdeki kaosu tek yatıştıracak şey benim için o.
Mesela kıpkırmızı gelinciklerle dolu bir tarlada gün batımı yürümek… Mesela, yemyeşil bir vadide, şırıl şırıl akan suyun sesini dinlemek… Kızacağım tek şey, sırtımı yasladığım ağacın tepesinde bet sesiyle öten karga kardeş olsun istiyorum.
O zaman işte, düşüncelerimin üstündeki bulutlar dağılıveriyor. Sakin, huzurlu ve verimli düşünebiliyorum. Kime niye kızdığımı, kimi niye sevdiğimi, kendimle kavgamı nasıl çözeceğimi, serin serin süzgeçten geçirebiliyorum.
Geri geri çekilip resme bir uzaktan bakın bence.
Niye geldiniz?
‘Sevmeye.’
‘Öğrenmeye.’
” Sevmeyi öğrenmeye.. ! ”
Sekiz yaşındayken 8 x 8 kaç diye sorduklarında hayat zordu.
Çaresi neydi peki? “Ezberle gitsin.”
Bugün bunca ölüm, bunca savaş, akıl almaz şiddet olayları hayatı zor kılıyorsa, sorun kendinize…
Çaresi ne ?
“Sevmeyi öğrenmek”
Ezberleyin gitsin : “Sevmeyi öğrenmek”.
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım – Hayykitap
Sayfa 213 ( Arabayı Kenara Çekebilmek )

Ve kendini bağışlamayı öğrenmek…

60482582_419110212276717_9216329952641679360_n[1]

Seni üzen bir hata mı yaptın? Telafi et

Seni üzen bir söz mü söyledin? Özür dile

Seni üzen bir davranışta mı bulundun? Bir daha yapma

Yas mı tutmak istiyorsun…Tut

Kendine ceza mı vermek istiyorsun… Ver

Ağlamak mı istiyorsun… Ağla

Ve tüm bunlardan sonra artık yoluna devam etme zamanı geldiğinde bunu anla ve yoluna devam et…

Kendini bağışlamayı öğren…

Bugünkü dileğim kendimizi bağışlamayı öğrenmek…

Şifa olsun,

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

21 Mayıs (bugün) 2019 dilek dileme zamanı: Merkür Güneş’in kalbinde!

107-hoe-je-geluk-kan-hebben1

Bir gezegenin Güneş’in kalbinde olması, Güneş ile bir gezegenin aynı burçta, aynı derecede, aynı dakikada yer alması demektir. Evrenin sizin isteklerinizi net bir şekilde duyacağına işarettir, bu saatler arasında ağzınızdan çıkana, ne düşündüğünüze dikkat!

Bu yağan şanstan yararlanmak için yapabileceğimiz bazı ritüeller var. Yapması bizden takdir Allah’tan…

Gökyüzünden Şans Yağan Bugünde Neler Yapmalıyız?

• Yardıma muhtaç öksüzlere, boşanmış kadınlara, evsizlere yardım etmek
• Yemek dağıtmak
• Borçlarınıza bir miktar ödeme yapmak (kolaylıkla bitmesine yardımcı olur)
• Ağzınızdan çıkan sözlere dikkat etmek (enerji çok yüksek olduğundan anında gerçekleşir)
• Dileklerinizi bir ağaç kabuğuna yazıp toprağa gömmek
• Çiçek ekmek, ağaç ekmek ama özellikle buğday (evdeki saksıya da olur) ekmek
• Kuşları buğdayla beslemek
• Sizden başka en az üç kişi için dua etmek
• Hazreti Fatma Ananın elini üstünüz de taşımak ve hediye etmek
• Başlatmak istediğiniz proje, aşk, iş, seminer, yolculuk varsa harekete geçmek

İyiliklerin yağdığı bu güzel günde hepimizin dualarının kabul olmasını dilerim…

Şifa olsun,

Anette İnselberg/ Her Şey Değişir Kitabımdan

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Reiki Bilmeyenlere Pratik Enerji Merkezlerini (Çakraları) Açma Çalışması

60716591_2715322745207076_1669245456271540224_n[1]

 

Reiki Bilmeyenlere Pratik Enerji Merkezlerini (Çakraları) Açma Çalışması

Çakraları açmak için tabi ki çeşitli yöntemler var. Ben burada olumlama yöntemini size aktarmaya çalışacağım cancanlar.
Öncelikle sessiz bir odaya geçin ve beyaz bir mum yakın. Rahatça uzanın
Ellerinizi kalp çakranızın üzerinde birleştirin (yeşil noktanın olduğu bölge) ve ellerinizi birbirine sürtün ve şu cümleleri söyleyin: Şimdi enerji merkezlerimi şifalayacağım böylece kendimden başlayarak bütünü şifalandıracağım. Şükürler olsun, şükürler olsun, şükürler olsun…
1. İki elinizi kırmızı bölgenin (kök çakra) üzerine koyun ve şu sözleri tekrarlayın: Yaşamayı seviyorum, dünyayı seviyorum, bedenimi seviyorum ve geleceğe güvenle bakıyorum…
2. İki elinizi turuncu bölgenin (göbek deliğinizin altı-sakral çakra-) üzerine koyun ve şu sözleri söyleyin: Neşeli ve hayat doluyum, yaratıcılığım arttı, olanı olduğu gibi kabul ediyorum, hayat beni her an destekliyor
3. İki elinizi sarı bölgeniz üzerine koyun (göbek deliğinin üstü-solar pleksus) ve şu sözleri söyleyin: Ben güçlüyüm, bolluk ve bereket içinde yaşıyorum
4. İki elinizi yeşil bölgenin (kalp çakrası) üzerine koyun ve şu sözleri söyleyin: sorumluluklarımı yeteri kadar üstleniyorum, bütün duygularımı seviyor ve kabul ediyorum, hayata güveniyorum
5. İki elinizi mavi bölgenin üzerine koyun (boğaz çakrası) ve şu sözleri söyleyin: Kendimi en iyi şekilde ifade ediyorum, insanlarla iletişimim harika, kendimle iletişimim harika
6. İki elinizi mor bölgenin üzerine (iki kaşın arası-üçüncü göz bölgesi) koyun ve şu sözleri söyleyin: tüm duygularımla varım, içimdeki sevgi her gün daha çok artıyor
7. İki elinizi tepenize koyun (tepe çakrası) ve şu sözleri söyleyin: Hepimiz biriz, yaşamaktan zevk alıyorum, her anıma şükürler olsun…
Bu sözleri söyledikten sonra biraz daha uzanın ve hazır hissettiğinizde kalkıp bir bardak su için.

Şifa olsun,
Anette İnselberg / Her Şey Değişir Kitabımdan

Not 1: Bu çalışmayı yedi gün arka arkaya yapmak daha iyi sonuç verir
Not 2: İstediğiniz zaman yapabilirsiniz
Not 3: Olumlamaları kendi sesinizi kaydedip çalışmayı yaparken dinleyebilirsiniz…
Not 4: Çalışma bitince mumu söndürün, her çalışmada aynı mumu kullanabilirsiniz.

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZİHNİNİZİN TUZAKLARINDAN KURTULMAK İÇİN

anette inselberg zihin

 

ZİHNİNİZİN TUZAKLARINDAN KURTULMAK İÇİN
Hayat gördüğümüz gibi mi yoksa hissettiğimiz gibi mi? Gerçek ne olursa olsun insanın buna zihni ile müdahale ettiği bir gerçek. İnsan, hayatı algılarken, yaşadığı olayları, çevresindeki insanları anlamaya çalışırken, var olmaya çalışırken birçok hata yapabiliyor. Doç. Dr. Şafak Nakajima, bize bu hataları yaptıran zihnin tuzaklarını sıraladı.
Ucuza seyahat için tüyolar
Bazı düşüncelerimiz bize çok doğru ve mantıklı görünseler de, aslında gerçeği temsil etmezler. Olumsuz duyguları tetikler; kendimizi kötü hissetmemize yol açarlar. Bu tür düşünceler, tuzaklarla doludurlar; ya da diğer bir değişle, tuzaklı düşüncelerdir.
Eğer tanımayı başarırsak, onları olumluları ile değiştirebilir ve zamanla daha dengeli, gerçekçi ve huzurlu hayatlar sürebiliriz. Gelin şimdi, bu düşünce tuzaklarından bazılarına, yakından bakalım:
FİLTRELEME:Bir konuda veya olayda, tüm olumlu unsurları atıp sadece olumsuzlara odaklanmaktır. Mükemmel bir sunum yaptığı halde, birinin yaptığı küçük bir eleştiri nedeniyle kendini kötü hissetmek, buna bir örnektir.
SİYAH-BEYAZ – KUTUPLU DÜŞÜNME:Her şey ya iyidir ya kötü; ya güzeldir ya çirkin; ya başarılıdır ya başarısız. Hayatın zıtlıklar değil, sayısız ara tonlardan oluştuğunu görememektir. Çok değer verilen bir kişinin tek bir hatası nedeniyle değersizleşmesi, kutuplu bir düşüncedir. O kişi ya muhteşemdir, ya da berbat birisi.
AŞIRI GENELLEME: Tek bir bulguya bakıp veya yeterince deneyim sahibi olmaksızın, bir konuda kesin sonuca varma eğilimidir. Bir iş görüşmesinde başarısız olunduğunda, artık işverenler tarafından asla beğenilmeyeceğine, hiç bir zaman iş bulamayacağına inanmak gibi.
ETİKETLEME:Kişinin, kendisinin veya başkalarının bir davranışına bakarak, onun kişiliği veya tutumu hakkında kesin hüküm vermesidir. Arkadaşlarıyla bir kez akşam yemeğine çıkan çocuklu yakınını, ‘’sorumsuz anne’’ olarak nitelendirmek veya annesine uğramak yerine eşiyle sinemaya gittiği için kendisini beş para etmez bir evlat olarak tanımlamak, etiketleme örnekleridir.
AKIL OKUMA: Karşısındaki zihninden geçenleri tahmin etmeye dayanan bir düşünce tuzağıdır. Duygu ve davranışlar, bu tahmine göre şekillenir. ‘’Onun yanında satıcıyla pazarlık ettim; benim basit bir insan olduğumu düşünüyor!’’
KİŞİSELLEŞTİRME: Etrafındaki olaylar veya kişilerle ilgili, kişisel bağlantılar kurulur. Örneğin, koridorda karşılaştığı iş arkadaşının keyifsiz görünmesinden, kendisinin onu kızdırdığı gibi bir sonuca ulaşır.
KONTROL YANILSAMASI: Kişi, başkalarının acı ve mutlulukların dan, kendisinin sorumlu olduğuna inanır. Bir doktor, ağır bir hastalık sonucu, her tür doğru tedaviye rağmen hastasının kaçınılmaz ölümünden kendisini sorumlu tutabilir. Kişi, aile toplantısında çok fazla gülüp eğlenilmemesini, kendisinin yeterince çaba sarf etmemesine bağlayabilir.
Bu listeye, ”HEP HAKLI ÇIKMAK,” ”başkalarının davranışlarını baskı yoluyla değiştireceğine inanmak” gibi, başka düşünce tuzakları da eklenebilir, elbette.
Onları öğrenip tanımak, haklı kanıt ve temelleri olup olmadığını sorgulamak, hayatta her şeyin göreceli olduğu gerçeğini kabullenip, siyah-beyaz keskinliğinde düşünmekten kaçınmak, başkalarının düşüncelerine kulak vermek, tuzaklı düşüncelerin kendimize ve başkalarına verdiği zararın üzerine düşünüp, bu zararları vermekten vazgeçmek için çaba göstermek, daha verimli ve mutlu hayatlar sürdürmemize yardımcı olacaktır.

Alıntıdır

Anksiyete Ve Acı Çekmeyi Sonlandıracak 8 Yol

 

fil-ve-3-rahip[1]

1. Doğru görüş
Adil olmanın en iyi yolu, kesinlikle yargılamamaktır. Bir şeyin iyi ya da kötü olup olmadığına karar vermek yerine, o şeyin doğasını tamamen anlamaya çalışmalısınız. Birçok insan yanlış şekilde davranır. Ancak onları yargılamak sizin haddinize mi? Acıya son vermek için yargılamaktan ziyade kapsamlı bir tutum geliştirmek gerekir. Başkalarının davranışlarını değerlendirmek, onaylamak veya kınamak size kalmış bir şey değildir. Onlar da aynı şeyi size yapma gücüne sahip değildir.
2. Doğru karar
Başarılı hedefler belirlemekle asil hedefler belirlemek arasında büyük bir fark vardır. Birincisi, bireysel övgü almak arzusundna kaynaklanır ki bu sonunda kendinizi boş hissetmenize neden olur. Zaferinizi alkışlarsınız ama bunun evrende herhangi bir amacı var mıdır? Öte yandan Budistler, insanları soylu amaçlarla hareket etmeye davet ederler. Bu acıyı sona erdirmenin bir yoludur, çünkü her zaman başkalarının da paylaşabileceği derin bir tatmin duygusuna bizi götürür. Kendinizi faydalı ve işe yarar hissetmek, çabalarınıza daha fazla anlam kazandırır.

3. Doğru konuşma
Kelimeler hayat verdiği gibi alır da. Sizi vezir de rezil de edebilir.Kelimeler temiz bir ruhtan geldiğinde, onlar dünya için bir merhem gibidir. Kelimeler anlayış, sevgi ve kardeşlik aktarır. teselli ve motive eder, yaşamın en büyük değerlerini yüceltir. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.
4. Doğru davranış
Başkalarına zarar vermeyin ve hiçbir şeyde aşırıya kaçmayın. Farklı kültürlerin neredeyse tüm etik kodlarında bir ilke vardır. Kimsenin hayatını tehdit etmemeli ve kimseyi öldürmemelisiniz. Dahası, bu sadece fiziksel şeyler için geçerli değildir, aynı zamanda semboliktir; maneviyatı da kapsar. Izdırabınıza son vermek için başkalarının acı çektirmemek önemlidir, çünkü bu büyük bir çelişki olacaktır. Aynı şekilde, her türlü aşırılık sağlığınıza zarar verir ve bundan kaçınılmalıdır. Uyum sağlamak için kendi yaşam tarzınızda dengeyi sürdürmekten daha iyi bir yol yoktur.
5. Doğru geçim
Kendi emeğiniz dışındaki şeylere dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmak doğru değildir. Böyle yaptığınızda, kişisel gurur duygunuz azalır ve değişir. İş insanı dönüştürür ve daha iyi kılar. Çalışmak; haysiyetinizi oluşturmanın, büyümenin ve başkalarına hizmet etmenin bir yoludur. Tembellik er ya da geç tatminsizliğe ve ızdıraba yol açar. Duraksama yaşarız ve en iyi erdemlerimizi ve yeteneklerimizi kaybederiz. Ancak bazen kelimeler yalan söylemek, incitmek veya küçültmek için de kullanılır. Sözleriyle başkalarına zarar veren kimse mutlu olamaz. Er ya da geç bu, geri teper ve yaralayıcı bir dil kullanan kişiye zarar verir.

6. Doğru çaba
Sürekli bir evrim yoluna girmediğiniz takdirde acınızı sonlandırmak mümkün değildir. Genel anlamda erdem, gökten düşüveren bir şey değildir, sabırlı bir çabanın meuvesidir. Erdemlerinizi büyütmek, kendinize olan sevginizi artıracaktır. Kendinizi tanıma ve büyüme sürecinde kendinizi gerçek bir insan olarak görmenizi sağlar. Eleştirilere ve hatalara açık olmanıza ve evrimleşme fırsatlarını görmenize izin verir.
7. Doğru farkındalık
Eğer acı çekmeye son vermek istiyorsanız, vücudunuzun gönderdiği mesajlara dikkat etmelisiniz. Bedenlerimiz herhangi bir dengesizlik konusunda bizi uyarır. Bizi zararlı olabilecek yaşam tarzlarına karşı uyarır. Aynı şekilde, nasıl davrandığınızdan haberdar olmanız iyi bir fikirdir. Kendinizi yargılamaya çalışmamalı veya kendinizi onaylamamalı veya cezalandırmamalısınız. Bunun yerine, kendinizi daha iyi tanımak için bir seyirci gibi davranarak kendinizi görmeniz önemlidir.

8. Aklı sakinleştirmeyi öğrenmek
Akıl, duygulara kapılıp giderse gücünü kaybeder. Ve eğer kendinizi kontrolsüz duygulara ya da tutkulara kendimizi bırakırsak, sonunda daha çok acı çekmemize neden olacak durumlara gireriz. Her insan, kafa karışıklığı, korku veya ızdırap dönemlerinde zihinlerini sakinleştirmelerine yardımcı olacak araçları bulmalıdır. En çok hata yaptığınız zaman, bu etkiler altında hareket ettiğiniz zamandır İşte bu yüzden bu duyguları kontrol etmeyi öğrenmek önemlidir.

KaYNAK: FİLOJİ

İSTEKLERİNİZİ SAĞ KULAĞA SÖYLEYİN

sağ kulak
Siz de birisinden sizin için bir şey yapmasını istiyorsunuz, öyleyse kişinin sağ kulağına yönelipte konuşmalısınız. Hiç dikkat ettiniz mi sağ kulağın ya da sol kulağın ne kadar etkili olduğuna?
Muhtemelen cevabınız hayır olacaktır. Genelde karşınızdaki kişinin yüzüne bakarak konuşursunuz. İtalyan bilim adamlarının yaptıkları son araştırma ile söylenenlerin sağ kulağa iletildiğinde daha etkili olduğu açıklanıyor. Bu araştırmaya göre sizde isteklerinizin yerine getirilmesini istiyorsanız karşınızdaki kişinin sağ kulağına konuşmalısınız. İtalya’da yapılan araştırmaya göre, üç farklı deneyde kişilerin sağ kulağına söylenenleri yerine getirmelerinde beklenen etkiyi gösterdiği anlaşıldı. Beyinin sol tarafının bilgiyi işlemede daha iyi olduğunun bilinmesi ile sağ kulaktan gelen bilgilerin değerlendirilmesi yönündeki gelişmeye dikkat çekildi. Yapılan ilk deneyde; 286 denek yüksek desibelli müzik dinletilirken birbirleriyle konuşmaları izlendi. Bu kişilerin %72’sinde, dinleyenin sağ tarafında etkileşim olduğu gözlendi.
İkinci deneyde; 160 denek ile anlamsız ifadelerle fısıldayarak konuşuldu ve deneklerin konuşulanları duyabilmek için sağ ve sol kulaklarını kullanmaları izlendi. Daha sonra her bir denekten duyabilecekleri ses tonu ile 1′er sigara istendi. Sonuçta deneklerin %de 58’inin sağ kulağını, %42’sinin ise sol kulağını kullandığı tespit edildi. Yapılan son deneyde ise; 176 denekten bir kısmının sağ, bir kısmının da sol kulağına yönelik konuşma ile sigara istendi ve sağ kulağına konuşulan kişilerin sol kulağına konuşulan kişilere göre daha fazla sigara ikram ettikleri belirlendi. Bu deneyler sonucunda ise, sağ kulaktan algılanan kelimelerin beyinin sol tarafında daha iyi işlem gördüğü kararını verdiler. Aynı şekilde, insanların telefon konuşmalarında ahizeyi sağ kulaklarına tutmaları da bu araştırmalarda dikkat çekici olduğuna işaret ediliyor.(Alıntı)

Pablo Neruda’dan İnsan İlişkilerine Derinden Etki Edecek 11 Söz

pablo_neruda_[1]

 

Gerçek ismi “Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto” dır. Sonradan ise “Pablo Neruda” adıyla 1920’de “Selva Austral” isimli edebiyat dergisinde yazmaya başlamıştır. Şili’de demir yolu işçisi, bir baba ve öğretmen bir annenin, çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesini çok küçükken kaybetti.13 yaşındayken yerel “La Mañana” gazetesindeki bazı makalelerle katkıda bulunmaya başladı. Şair, bu takma ismi Çek şair Jan Neruda’da anısına seçmişti Daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. İlk kitabı CrepuscuIario 1923 yılında yayınladı. Sonraki sene şairin en tanınmış ve pek çok dile çevrilmiş olan eserlerinden Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı (Veinte poemas de amor y una cancion desesperada) basıldı.
1.Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi gerçek mutluluğun kapısına.
2.Hayat yaşandığı kadardır. Ötesi ya hatıralarda bir iz ya da hayallerde bir umuttur.
3.Şu iflas etmiş dünyada, en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır.

4.Seni sevdiğimi anlayacaksın, sevmediğim zaman.

5.Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörü barındırmayanlar.

6.Biten bir aşkın hemen ardından bir başkasıyla başlayan şeyin adı, ilişki değil çelişkidir.
7.Sende bir şey var.. Bana derin derin nefes aldıran bir şey.
8.Bir kadın, söyleyecek çok şeyi olduğu halde susuyorsa, erkek artık tüm şansını kaybetmiştir..

9.Bazen dudakların bitiremediği sözleri, gözler tamamlar.
10.Yolun karanlığı olmaz, iyi bir arkadaşla yürüyene.
11.Ne yaşarsanız yaşayın, birine en son davranış şekliniz. Onda bıraktığınız tek fotoğraftır.

Zor İnsanlarla Daha Kolay Başa Çıkmak İçin 4 Tao Öğretisi

tao[1]

 

1. Mücadele etmek zorunda olmadan zor insanları kontrol etmeyi öğrenin

Taoculukta yaşam akan bir nehre benzetilir. Uyumun tadını çıkarmak için kendimizi direniş olmadan yönlendirmeliyiz.

Mücadele, çatışma ya da direniş gibi kavramlar, bu düşüncenin, cesaret ve esneklikle ilerlemeye teşvik ettiğimiz kavramın antitezi. Yani, örneğin, sürekli olarak zor insanlarla yüzleşmek için, tartışmaya girmeyi seçenler, sadece daha fazla cesaretlendirilir ve büyük ölçüde hüsrana uğrayacaktır.
“Savaşmamayı” tercih etmek pes etmek ya da boyun etmek anlamına gelmez her zaman. Değmeyecek insanlara güç vermemek ve şiddet yerine bilgeliği seçerek endişe yaratmak yerine sakin kalmak demektir.
2. Olumsuz duygularınızı boşaltın
Zor insanlar bazen tek bir söz ile bütün günümüzü mahvederler. Dedikleri ne kadar rahatsız edici olursa olsun bu bizi her zaman etkiler. Tao’ya göre ise ne kadar az tepki verirsek doğru yargıda bulunmak için o kadar alanımız olur.
Bu yüzden hayal kırıklığınızı ve olumsuz duygularınızı kontrol edin. Zor insan yapacağını yaptıktan sonra ona kadar sayın ve derin bir nefes alın. Kimsenin gününüzü mahvetmeye hakkı yok.
Zihniniz boş bir oda gibi kalmalı. Zehir bir pencereden girip diğerinden çıkmalı.
3. Tepki vermeyin, harekete geçin
bazen zor insanların kurbanı oluruz. Azar azar, bu öyle çok nefret, rahatsızlık ve hüsran biriktiririz ki en kötü şekilde tepki verme riskini üstleniriz. Bu iyi değil. Er ya da geç bu tepkiden pişman olur ve özellikle önceden belirlenmiş sınırlara sahip olmaktan pişman oluruz.
ao bize harekete geçmeyi öğütler. Peki bu ne demek? Bir şeylerin olmasını izlemek yerine gidişatı değiştirecek adımlar atmalıyız.
Kendimizi her zor insanla karşılaştığımızda onun yerine koyup “bu kolay olmamalı” demeliyiz.
Bu birçok şeyi anlamamızı sağlar. “İş arkadaşımın herkesle ilgili sorunları çözmesi, duyguları üzerinde çok az sabrı olması ve duyguları üzerinde çok az kontrol sahibi olması kolay olmamalı. “Erkek kardeşimin iş bulmasında, borç almasında ve aynı zamanda o kişiliğe sahip olmasında sıkıntı çekmesi kolay olmamalı”.
Başkalarının bakış açısını anlamak durumu kolaylaştırmaya yardımcı olur. Böylece yardım edebilir ve yapıcı eleştiri yapabiliriz.
4. Bambunun gücü

Bazen bu zor insanlar yüzünden sınıra dayanır ve aşağılanmış hissederiz. Bu zamanlarda Tao bambuyu görselleştirmeyi tavsiye eder.
Bambu da eğilir ve bazen kendisini kontrol etmek isteyen rüzgara kapılır ama hiçbir zaman kırılmaz. Çünkü bambu gücünü esnekliğinden alır.
Biz de bambu gibi olabiliriz. Sınıra ulaşmış hissettiğimiz zaman şiddet yerine kendi gücümüze başvurmalıyız. Başkalarının bizi olmadığımız zayıf insanlara dönüştürmelerine izin vermemeliyiz.
Sonuç olarak Tao bize yol gösterecek ve aydınlatacak bir sürü öğretiye sahip. Bugünün dünyasına daha bilge bakıp tepki vermemizi sağlayacak yollar var.
Bunları öğrenip mümkün oldukça uygulamaya çalışalım.

‘Aslında mutluluk sevmek gibidir. Hiçbir nedeni olmadan da mutlu olabilirsiniz.

58689393_1270711236431312_2666965998355087360_n[1]

 

Yaşlı bilge, biraz soluklanmak için bir köy meydanındaki kahveye girmiş.
Geçmiş bir masaya oturmuş, çayını içerken dinlemeye başlamış.
O sırada ahalinin konuşmalarına kulak misafiri olmuş.
Bir bakmış her biri ayrı ayrı dertlerden tasalardan bahseder, bin türlü mutsuzluk anlatırmış.
Sonunda dinlediklerine dayanamamış, seslenmiş,
‘Ey ahali, sözlerime kulak verin.’ Herkes susmuş, dönüp bu tanımadıklara adama bakmışlar. Bilge devam etmiş.
‘Aslında mutluluk sevmek gibidir. Hiçbir nedeni olmadan da mutlu olabilirsiniz. Ama mutlu olmak için pek çok gerekçeleriniz varsa; onlar olmayınca da mutsuzluğunuz olur. Mutluluğu hep bir takım gerekçelere bağlıyorsanız, ‘şöyle olursa, böyle olursa ancak o zaman mutlu olurum diye’ o zaman mutluluğu yakalamanız çok zor.
İnanın ki, mutsuz olmak için ne kadar çok neden bulabiliyorsanız, mutlu olmak içinde o kadar çok neden bulabilirsiniz. Hatta belki de çok daha fazlasını…
Ama etrafınıza baktığınızda sadece mutsuz olabileceklerinizi seçiyorsanız, o zaman her şeyi çok eksik görüyorsunuzdur. Ve kendi mutsuzluğunuzun kapılarını, siz kendi kendinize açıyorsunuzdur.
Şu koca evrende, yaratılmış her bir şeye bakıp bakıp da bu kadar mutsuz olmayı başarabilen birinin; mutlu olmayı aslında çok daha kolay başarabileceğini düşünürüm. Çünkü mutsuz olabilmenin, mutlu olmaktan daha zor olduğunu biliyorum.
Şimdi ben size soruyorum; bu kadar kolay mutsuz olmayı nasıl başarıyorsunuz? Asıl siz bana onu anlatın…!”
Alıntı.