İnsan, neyse o olmayı reddeden tek yaratıktır…

14051565_1357267930957839_281881903230841716_n1

 

 

Antik zamanlarda yaşamış yaşlı bir adamla, genç bir çocuğun hikayesidir bu:
Yaşlı adamın adı Sartebus, genç çocuğun ki ise Kim’di… Kim, yalnız yaşayan, yiyecek ve başını örtecek bir çatıdan çok, bir neden arayan, köyden köye dolaşan bir yetimdi. “Neden” diye merak ederdi; “Neden her şey bu kadar zor? Biz kendimiz mi zorlaştırıyoruz, yoksa mücadele etmemiz gerektiği için mi?”
Bunlar, Kim kadar genç bir çocuk için bilgece düşüncelerdi…
Bir gün, aynı yolda seyahat eden yaşlı bir adamla tanıştı.
Yaşlı adam, oldukça ağır görünen, üzeri örtülü, büyük bir sepet taşıyordu. Yol kenarında mola verdiklerinde, yaşlı adam yorgun bir halde sepetini yere koydu.
Kim’e, sanki “yaşlı adam varını-yoğunu bu sepette taşıyormuş” gibi geldi. “Sepetin içinde onu bu kadar ağır yapan ne var?” diye sordu Kim, Sartebus’a…
“Onu senin için taşımak beni mutlu edecektir. Ne de olsa sana göre çok genç ve güçlüyüm!”
“O senin, benim yerime taşıyabileceğin bir şey değil” diye yanıtladı yaşlı adam.
“Kendim taşımam gereken bir şey.” Ve ekledi…
“Bir gün, kendi yolunda yürüyeceksin ve benimki kadar ağır bir sepet taşıyacaksın.”
Günlerce ve kilometrelerce birlikte yürüdüler ve Kim, Sartebus’a “İnsanların neden böyle kendi kendilerine eziyet ettikleri” hakkında sorular sordu. Ama ne yanıtlarını öğrenebildi, ne de yaşlı adamın taşıdığı sepetin içindeki ağır yükün ne olduğunu…
Sonunda Sartebus, artık daha fazla yürüyemeyeceği ve son kez dinlenmek için uzandığı zaman, sepetin içindeki sırrı söyledi ve neden insanların kendi kendilerine eziyet ettiklerinin yanıtını da verdi :
“Bu sepette” dedi Sartebus, “kendim hakkında inandığım ama gerçek olmayan şeyler var. Onlar, yolculuğum boyunca ağırlık yapan taşlardı.” “Şüphenin her çakıl taşının, tereddüdün her kum tanesinin ve yanılgının yol boyunca topladığım her kilometre taşının ağırlığını sırtımda taşıdım. Bunlar olmadan çok ilerilere gidebilirdim. Hayalimde canlandırdığım insan olabilirdim. Ama bunlarla, yolun sonunda, gördüğün gibi baş başayım…”
Ve sepeti kendisine bağlayan ipleri bile çözemeden, yaşlı adam gözlerini kapadı, son uykusuna daldı…
Kim, sepeti Sartebus’un sırtından çözdü ve içini merakla açtı…Sepetin içi boştu! Ve o anda sorularının yanıtını anlar gibi oldu: Çoğumuz, sırtımızdaki bir sepette korkularımızı ve kendi oluşturduğumuz sınırlarımızı taşıyarak yaşadığımız için, hayallerimizle birlikte gömülüyoruz!

Yazarı Bilinmiyor

Kaynak: Charlotte Gabay

Enerjinizi Bağlayan 10 Etkenden Kurtulun…

cropped-difficulty-kc4b1sa1

 

Umutsuzluk içine düşeriz. Çevremizdeki herkes gibi asık suratlı olur ve emeklilik yıllarını beklemeye başlarız. Hayallerimizi kaybeder ve çocukluk enerjimize veda ederiz. Üçüncü sayfa haberlerini okur ve bunlar bizim başımıza gelmedi diye seviniriz. Sonunda ise enerjimizi kaybeder ve hayallerimize veda ederiz. Hadi gelin enerjimizi bağlayan bu etkenleri değiştirelim. Gülüşümüze ve enerjik yıllarımıza tekrar kavuşalım.

Kendinizi suçlamayı bırakın.
Her sabah kendime kızıyorum. Başaramadığım şeyler beni bu hale getirdi veya şunları yapabilseydim daha iyi olacaktı. Şöyle yapsaydım harika bir hayatım olacaktı. Aynaya bakın ve kendinize sen harika bir insansın ve seni suçlamıyorum deyin. Geçmiş hatalarınızı affedin ve geçmişin yükünü artık sırtınızdan indirin.

Başkalarını mutlu etmeye çalışmayın.
Tüm enerjinizi size değer vermeyen ve sizi önemsemeyen insanlar için harcamayı bırakın. Sizi seven insanlara odaklanın. Ailenize ve sizi sadece siz olduğunuz için sevenlere. Enerjiniz bağlanıyor çünkü hayatınızın odağını yanlış kişiler için harcıyorsunuz. Tüm hayat enerjinizi size değer vermeyen insanlar için harcıyorsunuz. Onları kendi yollarına bırakın.

Kendinize inanın.
Çoktan vazgeçtim hayallerimden diyorsanız büyük bir hata yapıyorsunuz. Siz hayatınızı değiştirecek yegane kişisiniz. Enerjiniz bağlanıyor çünkü inanmadığınız şeyler yapıyorsunuz. İstemediğiniz bir işte çalışıyorsunuz. İstemediğiniz halde tüm enerjnizi o işe vermek zorunda kalıyorsunuz. Mutsuzluğunuzun ve enerjinizin bağlanmasının sebebi işte budur.

Çocukluk enerjinizi koruyun.
Bir çocuk gibi saf ve huzurlu düşünün. Enerjinizi bağlayan en büyük etkenlerden biri de budur. Çok fazla hesap yapmayın. Hayatın getirdikleri ile mutlu olun.

Aklınızı sessizleştirin.
Zihninizi susturun ve huzur o anda sizi bulacaktır. Huzurlu bir ruh ile bağlanan tüm enerji açılacaktır.

Ağzınızdan çıkana dikkat edin.
Tutamayacağınız sözler vermeyin. Kimsenin arkasından konuşmayın ve kınamayın. Unutmayın kınadığınız şey başınıza gelir ve o şekilde sınanırsınız. Hayatını kanunu bu. Ağzınızdan çıkan yanlış sözler size negatif enerji olarak geri döner.

Olumsuz düşünmekten vazgeçin.
Kafanızda kurduğunuz olası geleceklerin hiç biri olmayacak çünkü sizin için en doğru gelecek seçildi. Siz bir bedeni deneyimleyen ruhlarsınız. Siz enerjisiniz. Hayatınızı negatife değil pozitife yönlendirin. Unutmayın akıl her zaman negatifi düşünmeyi tercih eder.

Kaygıyı bırakın.
Gelecek kaygısı duyarak enerjinizi bağlıyorsunuz. Eğer kaderiniz içinde güzel bir sabah varsa kimse sizden onu alamaz. Ama bu sabahı berbat etmek istiyorsanız kimse size engel olamaz. Kötü veya İyi yoktur. Sadece denge vardır. Akışı kontrol edemezsin. Ama akışa uyarsan zaten gitmen gereken yere seni götürecektir.

Neden sonuç ilişkisinden kurtulun.
Her şeyin bir nedeni ve sonucu vardır. Ama hayatın asıl amacı deneyimlemektir. Yaşadığınız sonuçlardan kimseyi suçlamayın ve özellikle de kendinizi suçlamayın.

Gülen neşeli insanlar ile bir arada olun.
İki hasta varmış ikisine de aynı teşhis koyulmuş ve ameliyata alınacaklarmış. Hastalardan biri öleceğine inanıyor ve sürekli söyleniyormuş. Diğeri ise gülüyor ve hayatının daha iyi olacağına inanıyormuş. İkisi arkadaş olmuşlar. Önce karamsar olan günlerce anlatmış ne kadar tehlikeli bir ameliyata gireceklerini ve kurtulma şanslarının ne kadar zor olacağını. Neşeli hasta ise onun anlatmaları her bittiğinde komik bir anısını anlatıyor ve gülüyorlarmış. Sonunda ne mi olmuş karamsar hasta da bırakmış ameliyatı filan o da yaşadığı anıları anlatmaya başlamış. Ameliyat gününde ikisi de gülerek ve neşeli girmiş ameliyata. Sağlıklı bir şekilde çıkmışlar ameliyattan.

Hepimiz biraz karamsar hasta gibiyiz. Ölümü düşünmediğimizi iddia ediyor ama çok düşünüyoruz. Kafayı takıyor ve çevremizi, kendimizi mutsuz ediyoruz. Sizce o neşeli hasta olmak zor mu bu kadar? Siz karamsarsanız bile çevrenizde neşeli insanlar olsun. Onlar sizi o girdaptan kurtaracaklardır.
Bilgeye sormuşlar. Akıllı ile Aptal arasındaki en büyük fark nedir diye.

Bilge;

 Akıllı insan her anı farkındalıkla yaşar ve bir kere ölür.Aptal insan ise her anı ölecekmiş gibi yaşar ve bin kere ölür.

kaynak blgi erdemdir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Charles Bukowski’nin Kadınlar Hakkında Yaptığı 12 Efsane Tespit

552_14645181601

 

1. “Kadınlara yalan söylemekten çekinmeyin. Yeter ki kendileri için söylendiğini bilsinler.”

2. “Harikulade düşünceler ve harikulade kadınlar kalıcı değildirler.”

3. “Gerçek kadınlar ruhunuzu ele geçirmek isterler, o yüzden ben orospuları tercih ettim.”

4. “Basit erkek, bütün bayanlara güzelsin demeyi tercih eder. Basit kadın buna inanır, zor kadın güler ve geçer.”

5. “Erkek tahmin etmek ve başarısız olmak için yaratılmış, kadın geri kalan her şey için.”

6. “Her ay kanayıp da ölmeyen canlıya güvenilmez.”

7. “Her kadın farklıdır. Aslında en iyi ve en kötünün karışımıdırlar. Hem sihir hem de dehşet. Ne olursa olsun varolduklarına memnunum.”

8. “Erkekler bir futbol maçı izler, bira içer, ya da bovling oynarken, kadınlar bizi düşünüyorlar, bizi kabul edip etmeme, atıp atmama, öldürüp öldürmeme, ya da sadece terkedip etmeme konusunda enine boyuna düşünüp karar veriyorlardır.”

9. “Hıçkırarak ağlayan bir kadının gözyaşları, ağlatan adamın başına geleceklerinin altına atılacak imzadır.”

10. “İyi bir kadının karşınıza çıkmasını beklemeyin çünkü iyi kadın diye bir şey yoktur.”

11. “Kadınlar sizi sevebilir. Fakat bir süre sonra bir şey olur onlara, sizi ölürken izlemek isterler, arabayla sizi ezip suratınıza tükürmek isterler.”

12. “Bir kadın size sırtını döndüyse, o kadını unutun

kaynak: listelist

Eklem Ağrısının Bağırsak Bakterisiyle İlişkisi

eklem-agrisi1

Romatoid artrit hastalığının nedeni kıkırdak bozulmasıdır ve bu da iltihaba ve eklem ağrılarına yol açar.

Araştırmacılar bu sağlık sorununu tetikleyebilen risk faktörlerini belirlemiş olsalar da uzmanlar hala bu hastalığın doğrudan nedenin ne olduğunu araştırmaktadır.

Tam nedenini saptamak için bir grup araştırmacı; şimdiye kadar hiç dikkate alınmamış, potansiyel neden olarak gördükleri, bağırsaklarımızda yaşayan bakterilere odaklanmıştır.

Son çalışmalar bağırsak bakterilerinin romatoid artrit de dahil eklem ağrılarına neden olabileceğini göstermektedir.

Ayrıca bu bakteriler, bağışıklık sisteminin işleyişini değiştirip farklı kronik sağlık sorunlarına neden olan hastalıklara da yol açar.

Bağırsaktaki bakterilerin eklem ağrısına yol açmasının nedeni

New York Üniversitesinde romatolog olan Dr. Jose Scher, 2013 yılında yaptığı bir çalışmada; romatoid artritli hastaların bağırsaklarında, bu hastalığa sahip olmayanlara oranla çok daha fazla miktarda Prevotella copri adı verilen bakteri türüne rastlandığını bulmuştur.

Aynı yılın Ekim ayında yayımlanan başka bir çalışmada ise Dr. Scher, psoriatik artriti olan insanların bağırsaklarındaki önemli bakterilerin daha az miktarda olduğunu açıklamıştır.

Bu araştırmalar, bilim insanlarının; mikrobiyomların (gastrointestinal sisteminde yaşayan mikrop kütleleri) genel sağlık üzerindeki etkilerini ve rollerini anlamaya çalışmalarının bir parçasıdır.

Bağırsak florasının 1000 farklı çeşit bakteri türünü içerdiği ve floranın toplam ağırlığının yaklaşık 1-3 kilogram arasında olabileceği düşünülüyor. Son yıllarda araştırmacılar; bu organizmaların insan sağlığı üzerindeki etkilerini ispatlamaya çalışmaktadır, bazıları vücudu korurken diğerleri ise çeşitli hastalıkları tetiklerler.


Eklem Ağrılarının Limon Kabuğuyla Tedavisi yazımızı da okumaya ne dersiniz?

Bağırsaktaki bakteriler bağışıklık sistemini etkiliyor

Rochester, Minnesota eyaletindeki Mayo Klinik’te immünolog olan Veena Taneja; “Yapılan her çalışma, bu mikropların bağışıklık sistemine ciddi zararlar verdiğini, ve bağırsaklarla sınırlı kalmayıp vücudun diğer bölgelerinde de hastalıklara neden olduğunu biraz daha açık hale getiriyor. Eklem ağrıları da bu bağırsaktaki bakteriler ile ilgilidir.” diyor.

patojen
Araştırmacılar, bağırsak bakterilerinin bağışıklık sistemini düşünüldüğünden daha fazla etkilediğini ispatlayan bulgular ile karşılaştıklarında çok şaşırdılar.

Son yıllarda, otoimmün hastalık vakaları arttı ve mikrobiyom araştırmacıları; modern yaşam tarzı ve bu yaşamın mikrobiyom ekosisteminde oluşturduğu değişikliklerin bu sorunun kaynaklarından biri olduğuna inanıyorlar.


Okumak isteyebileceğiniz bir başka yazı: Evde Yapabileceğiniz Bir Kolon Temizliği


Eklem ağrılarına yol açan prevotella copri bakterisi

Bu mikroplar, vücudun bağışıklık hücrelerinin 2/3ünün bulunduğu bağırsakların sağlığını etkilerler. Sindirim sırasında, gastrointestinal sistem sürekli yiyecek ve içeceklerle vücuda alınan yabancı mikropların akınına karşı koymak zorundadır.

eklem sızısı

Bağırsaklar, işlerini yapabilmek için diğer organlara da uzanan geniş bir bağışıklık sistemi geliştirmiştir. Bağırsaklarda yaşayan bağışıklık hücreleri, eklemler de dahil olmak üzere; tüm vücutta, iltihaplı hücreler meydana getirme yeteneğine sahiptir.

Uzman José Scher’e göre; Prevotella copri bakterileri, bağışıklık reaksiyonuna neden olur ve ilerleyen safhalarda ise diğer dokulara yayılarak eklem ağrılarına yol açar. Başka bir teoriye göre; yararlı bakteriler yerlerinden edilerek bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur.

Çok destekçisi olan yeni bir teoriye göre ise; Prevotella copri düzeyi yüksek olan hastaların vücudunda, bağışıklık sistemini destekleyen Bacteroides fragilis isimli yararlı bakterilerin oranında azalma görülmektedir.

Bu araştırmaların sonucunda; bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde, bu bakterilerin kullanılması için yeni stratejiler ve ön çalışmalar başlamıştır.

Aslında sağlık uzmanları, bağırsak florasını düzenlemek için zaten probiyotiklerin (zararsız bakteri) kullanımını önermektedirler; akne, uykusuzluk ve bağırsakların sağlığı ile bağlantılı olan diğer sağlık sorunlarının tedavisi için de bu öneri geçerlidir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sodyum Bikarbonat ve Limonun Sağlığa Yararları

limon-ve-karbonat1

 

Bu ilaca farklı bakış açıları var. Yanlış bir bakış açısı ise, her şeyi tedavi edebileceğine inanmak. Bunun basit bir içecek olduğunu unutmamalıyız, olağanüstü özellikler tahsis etmemeliyiz ve ciddi hastalıkları tedavi edeceğine inanmamalıyız. Neyse o şekilde kabul etmeliyiz: sodyum bikarbonat ve limon vücut işlevlerini düzenleyen bir takviyedir, sağlığı destekler ve kilo vermeyi kolaylaştırır, enfeksiyonlarla savaşır ve detoks etkisi yapar… Ama kanseri tedavi etmez. Başka yararları var mıdır? Elbette. Ama bu takviyeyi aşağıda belirtildiği gibi ve ılımlı şekilde kullanmalısınız.

Bunları aklınızda tutarak şimdi gelin sodyum bikarbonat ve limonun faydalarına bakalım:

1. Böbrek sağlığı

Belki de böbrek ve idrar yolu problemleri, böbrek taşı ve benzeri sorunlar yaşayan şanssız insanlardan birisiniz. Bu durumların her biri sağlığınızı etkileyebilir ama bunlar için her öğünden sonra alabileceğiniz çok basit bir ilaç var: bir bardak suya bir yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve bir kaç damla limon suyu. Bu karışım vücudunuzun pH derecesini arttıracak ve alkalileştirecek. Böbrek işleviniz artacak ve böbrekleriniz kanı daha iyi temizleyecek, böylece safra kesesinde enfeksiyona yol açabilecek kirlilikler daha kolay atılacak. Bu karışım, nefrologlar tarafından önerilmektedir, hem vücut işlevlerini düzenler hem de sağlığınıza iyi gelir. Böbrekler iyi çalışmadığı zaman vücutta asit birikir ve bu alkalin karışımı asidi nötr hale getirir. Size iyi gelecek.

2. Daha iyi sindirim

Ninelerimiz her zaman söylerdi, sindirim problemleri için bir bardak suda sodyum bikarbonattan daha iyisi yok. İçine bir de bir kaç damla limon suyu eklediğiniz zaman yiyecekler de daha iyi sindirilir, bu şekilde mide ve boğazdaki şişliğe sebep olan asitle de savaş kolaylaşır, mide gazına iyi gelir ve reflüye yardımcı olur.

Eğer vücudunuz artmış asit derecesinden sıkıntı yaşıyorsa ve sodyum bikarbonatlı bir ilaca ihtiyaç duyuyorsa, sindiriminize bir bakın. Eğer aynı zamanda ağırlık ve şişkinlik varsa, tuvalette çok vakit geçiriyorsanız veya kabızlık çekiyorsanız bu ilacı uygulamaya başlayın. Vücudu ve bağırsakları toksinlerden temizlemek, arındırmak için kullanın.

3. Sağlıklı bir karaciğer için

Bu alkalin tonik karaciğeriniz için harikalar yaratabilir. Karaciğerin daha verimli arındırma yapması için bir katalizör görevi görür. Unutmayın karaciğer vücudun detoks laboratuarıdır, kanı temizler ve vitamin ile enzimleri sentezler. Her gün boş mideye bir bardak su ile alınacak olan bir yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve bir kaç damla limon hem C vitamini sağlar hem de antioksidan görevi görür. Karaciğeri sağlıklı tutmak için harika bir yöntemdir.

4. Kilo kaybı için

Kilo vermeyi kolaylaştırmak için bir şey mi arıyorsunuz? Daha fazla aramayın. Her gün boş mideye bir bardak suda erimiş bir yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve yarım limon suyu için. Bu karışım toksinleri ve iltihaba yol açan maddeleri temizler, bağırsak problemleri ile su tutulmasına iyi gelir. pH ve alkalin oranlarını arttırmak yağ yakmaya ve kilo vermeye yardımcı olur.

Sodyum bikarbonat ve limonu nasıl alacağım?

su için

En genel yöntem sabah boş mideye içmektir. Su ılık olmalıdır. Sıcak veya soğuk olmamalıdır. Suda tamamen erimiş bir yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve yarım limon suyu (veya daha azı). Bu karışım detoks, kilo verme ve karaciğer bakımı için dört dörtlüktür. Eğer bunu böbrekleriniz için alıyorsanız, her gün iki öğünden sonra yarımşar bardak için.

Akılda tutulması gereken bir uyarı: Eğer sodyum yüzünden yüksek oranda stres yaşıyorsanız bu ilacı kullanmayın. Ayrıca gastrit yaşıyorsanız da kontrollü şekilde için, çünkü rahatsızlığa yol açabilir. Hatırlayın, bu karışımı genel sağlığınız için kullanacaksınız, asla mucizevi bir çare olarak görmeyin.

kaynak:

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşadığımız mekanların enerjilerini temizlemek için pratik yöntemler olduğunu biliyor muydunuz?

clouds-164757_960_7201

 

 

İLKBAHAR TEMİZLİĞİ
Baharla birlikte büyük temizlik gelenektir. Isınan havalarla kıyı kenar temizliği bazıları için bir yaşam sevinci bazıları içinse sıkıcı bir iştir. Hoşa gitsin veya gitmesin boyalar cilalar bu mevsimde yapılır perdeler halılar elden geçirilir.
Temizlik çokça önem verdiğimiz bir konudur; eller sıklıkla yıkanır, çamaşırlar mutfağımız, banyomuz ter temiz olmalı, yiyecekler mikropsuz, hastaneler steril olmalı. Bütün bunları yaparak tertemiz olduğumuzu sandık yıllarca! Bütün steril ve hijyenik temizlik kurallarıçok gerekli olup YETERSİZDİR. Çünkü bedenimiz için yaptığımız bir hatayıçevremiz içinde yapmaktayızdır. Nasıl fizik beden için yaptığımız iyi ve dengeli beslenme, uyku, spor ve diğerleri gerekli ancak yeterli değilse çevremiz için yaptığımız temizlikte yeterli değildir… Çevremizde bir enerjidir ve enerji temizliğine ihtiyacı vardır. Tozların biriktiği köşelerde, olumlu olmayan enerjilerde birikir. Yatak kanepe gibi altlarına kolayca ulaşılamayan yerlerde durağan enerjiler toplanır. Odalarda yapılan tartışma ve kırıcı hatta şiddetin titreşimi gidip duvarlara, mobilyalara yapışır, daha doğrusu her şey çevresinde olup biteni bir CD kaydı gibi kaydeder hem de yüzyıllarda kalacak şeklide…

Hani eski büyükler der ya “Şunun bir dili olsa da konuşsa” diye… Zaten büyük anneler babalar bazı bilgilerin kırıntılarım hatırlıyordu! Bugün ‘batıl’ dediğimiz her olgu irdelendiğinde çok altlarından “kozmik bilgilerin” olağan kabul edildiği dönemlerin masalımsı mirası, biraz özünden kaybetmiş olsa da atalar boyunca özellikle de Türklerin şamanik geçmişidir. Safranbolu’da adeta bir feng shui harikası olan evler, ne işe yardığını tam bilemediğimiz ama evlerimize hediye gelen gümüş ters aynalar, mavi boncuklar, artık unutulmuş enerji biliminin izleridir.

Şöyle bir çevrenize bakın, şimdi bulunduğunuz odada daha önce kimler yaşadı? Neler yaptılar? Eşyalar yenimi? Nerden geldiler? Hele antikalar? Başucunuzda elektrik kabloları ve prizler var mı? Bunların enerji alanlarımıza büyük etkisi vardır.

Evimiz, iş yerimiz veya enerjisini temizlemek istediğimiz mekânda adaçayı tütsüsü ile başlamak en İyisidir. Adaçayı titreşimi çok yüksek bir bitkidir. Fesleğen, kekik, okaliptüs, nane gibi şifacılıkta kullanılır. Yüksek titreşimi nedeniyle bulunduğu yerdeki düşük titreşimi uzaklaştırır. Adaçayı yapraklarını ateşe dayanıklı bir kapta yakın, biraz zor yanar ancak alev alması gerekmez. Alev aldıktan sonra söndürün ve tütmeye başladıktan sonra evinizde isterseniz uygunsa iş yerinizde de yapabilirsiniz. Özellikle ilk taşınılan yerde yapılması tavsiyedir, daha önce orda yaşanmış, etrafta kalmış olumlu olmayan enerjilerin temizlenmesi için. Tozların biriktiği yerler pusulanız olsun; odaların köşeleri, yatakların altı ve hatta dolapların içi…
Bir sonraki önerim Reiki bilenler içindir; Reiki 2 seviyesindekiler odaların köşelerine Reiki güç sembolünüçizerek Reiki enerjisi verebilirler. Yatağınızın üstüne, kristal ve Ametist taşlarınıza Reiki güç sembolünüçizin Reiki’yi evin her alanında
kullanabilirsiniz.

Taşlardan söz etmişken, taşlar özel bir bilgi gerektirir. Kristallerle iyice bilgilendikten sonra çalışın, ancak ametist her evde bulunması faydalı, olumlu olmayan enerjileri toplayan bir taştır. Ancak birçok kişi taşları temizlemeyi unutmaktadır. Hiçbir taşı temizlemeden üzerinizde taşımayın evinizde bulundurmayın. Ametist olumlu olmayan enerjileri toplar, toplar ve doygunluk noktasına gelince bu enerjisi yaymaya başlar ve taşlar hasta edici olabilirler. Bir taşı satın aldığınızda içinde kaya tuzu katılmış su bulunan bir kapla taşıyın, tuzlu su onu temizler ve götüreceğiniz yere kadar izole eder. Taşlar için en garantili temizlik onları 24 saat toprağa gömmektir, toprak altında kalan taşüstündeki enerjiyi boşaltır. Toprak bulamadığınız bir yerde ise taş o kadar süre kaya tuzlu suda kalsın ve daha sonra adaçayı ile tütsüleyin. Yakın çevremizde temiz bir ametist bize yardımcı olur ancak sıklıkla temizlenmek şartıyla…

Olumlu olmayan enerjileri toplamak için küçük bir kap İçinde tuz da işe yarar, yatak başucu veya yatağın altındaki bir kap tuz, hareket etmeden uzun süre kaldığımız yatağımızda, üzerimizdeki ve çevremizdeki olumlu olmayan enerjiyi emer, tabi yine sıkça değiştirilmek şartıyla. Söz yataklardan açılmışken, yatakların altının boş, Chi enerjisinin serbestçe akabileceği şekilde olması gerekir. Yatak altına doldurulmuş eşyalar, özellikle eski eşyalar bütün gece yayın yaparlar, savunmasız uykudaki vücudun enerji alanı sürekli bu enerjilerle boğuşur, ertesi gün bize gerekli olan depolanacak enerji yatakla savaşmak için harcanır. Yatak ne kadar hafif ve sade ise bizde o kadar rahat uyuruz. Enerjisi arındırılmamış antika yataklar geçmişle bir tangodur, hem de başkalarının hayatı…

Düşük titreşimler olumlu olmayandır; korku, endişe, kin, nefret. Bunlar bizim insani düşük titreşimlerimizdir. Diğer düşük titreşimlere manyetik alan oluşturur. Yüksek titreşim dinginlik, hoşgörü ve neşedir, diğer yüksek titreşimleri barındırır.

Mekânda su ile yapılan temizliğe sirke karıştırmak, yine büyük annelerden eski bir gelenek, faydalı bir arındırmadır. Evdeki kuru çiçekleri, artık yaşam enerjisi taşımadıkları, ölü bir enerji taşıdıkları için atmak gerektiğini biliyoruz. Ölü olan her şey durağan bir enerjiyle çevrilidir. Bunu ilk öğrendiğimde atmak zorunda olduğum kurutulmuş ortancalar çok üzülmüştüm…
Evde, ofiste kullanılmayan ve ne zaman kullanacağımızı bilmediğimiz her şey durağan enerji tutar.
kullanılmayan ve ne zaman kullanacağımızı bilmediğimiz her şey durağan enerji tutar. Atabilir veya başkasına verebilirisiniz. Japonların ne kadar sade evleri olduğunu biliriz. Ne kadar az eşya o kadar az kafa karışıklığı… Gazeteler, birikmiş dergiler, fi tarihinden kalmış işe yaramaz her çer çöp… Atın gitsin… Zihnimizdeki ağırlıkta onlarla birlikte gitsin… Henüz enerjilerini ölçemediğiniz objeler, majik kitap ve garip bilinmeyen konularla ilgili malzemeleri evinize sokmayın… Evinizde tartışma yapmayın, şiddet içeren filmleri seyretmeyin, olan biten, söylenen her şeyin enerjisinin evinize kaydolduğunu unutmayın…

Mekânlarda spritüel olarak yapılabilecek en çok sevdiğim çalışma ise Başmelek Mikael’i davet etmektir. Birçok insan korunma ve arınma için baş melek enerjisi ile çalışıyor. Ben her gün evime Başmelek Mikaeli çağırıp kendi sözlerimle şöyle diyorum; “Ulu yaradanın izni ve ismiyle Başmelek Mikaeli davet ediyorum” Başmelek Mikaeli devamlıçağıranlar onu zaman içinde hisseder ancak bir şey hissetmeniz gerekmez, güvenmek yeterlidir. “Bütünün ve benim en yüksek hayrıma olacak şekilde lütfen “odamı” “evimi” olumlu olmayan enerjilerden arındırmanı rica ediyorum.”
“Lütfen yatağımı ve beni koru bunu yaptığın için teşekkür ederim.”
Bu sembolik cümleye saygıçerçevesinde diğer arınma dileklerinizi de katılabilir. Mum ışığını hiç unutmayın. Mum ışığı sadece romantik bir ışık değil enerji temizleyen hoş bir ışıktır. Evinizde her akşam havalandırmaya dikkat ederek bir mum yakabilirsiniz. Yanında hoş kokulu bir tütsü hoş olmayanları kaçırır. Müzikte enerjiyi temizler, özellikle lir sesi meleksi bir titreşim olarak kabul edilir. Alışık olduğunuz, güvendiğiniz dualarda yüksek titreşimli olduklarından, özellikle yüksek sesle olduğunda alçak titreşimli olan enerjiyi uzaklaştırır. Eviniz için daha fazlasını yapmak isterseniz bir uzmana başvurun. Bazı mekânlarda jeopatik etkiler olabilir. Bunların enerji yükseltici yağların ve bazen de minerallerle dengelenmesi gerekebilir. Bütün bu saydıklarımdan anlaşılacağı gibi her şey titreşir. Bazıları yüksek, bazıları düşük. Enerji yasası; Yüksek titreşim alçak titreşimi iter. Titreşimini yüksek olduğunu bildiğimiz her şeyi düşük titreşimi uzaklaştırmak için kullanabiliriz. Bildiğimiz ve güvendiğimiz şekilde amatörce yapılabilen mekân temizliğinden sonra yine isteyenlere ‘altın ışık ‘ tarifimi veriyorum. Ben evimi altın ışıkla yüklüyorum.

İsteyenler şu şekilde yapabilir;
Sol elimi açıyorum, gökyüzüne dönük.
“Ulu Yaradanın izni ve ismiyle, ALTIN IŞIK enerjisini istiyorum!”
Sol elime gökyüzünden altın bir ışık iniyor, imgeliyorum.
“Hoş geldin ALTIN IŞIK” selamlıyorum.
Altın ışık avuç içimden içeri giriyor, kolumdan dirseğime doğru ve oradan sol omzuma sırtımdan dolaşıp sağ koluma ve sağ elimin avucuna içine geliyor; bir altın ışık huzmesi olarak çıkıyor. Sol elim gökten bir alıcı sağ elim verici gibi avucumdan çıkan altın ışığı yönlendiriyorum. Odaların köşelerine “altın ışık buraya ak” Yatağıma “Altın ışık yatağımı altın ışıkla doldur” Odalara “Altın Işık bu odayı doldur”

Mekânın her yerini altın ışıkla dolduruyorum.

İmgeledim, altın ışık her yere geldi.

Altın ışığı yaralara destekleyici bir şifa olarak da kullanıyorum…
Bu kadar kolay olması size inandırıcı gelmiyorsa “zor” olanı seçmeye devam edebilirsiniz. Einstein’ın ünlü “imgeleme gücü bilgiden daha önemlidir” sözü bana her zaman rehberdir. Seçeneklerle dolu hür iradenin var olduğu bir boyutta yaşıyoruz. Ne olacağını, nerde yaşayacağımızı biz seçiyoruz. Patron biziz! Bu bilgilerde kolay ve altın ışıklı olanı seçenler için. Ra-Sheeba enerjisi de güçlü bir enerji ve özellikle olumlu olmayan ağır enerjilere etkin olduğu için tavsiye de ederim.

Siz bilmiyorsanız bilen bir arkadaşınızdan yardım alabilirsiniz.

Sevgi ve Işıkla

chi dergisi mart 2007 sayısından alıntıdır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİLİNÇALTI KODLARINIZ DEĞİŞTİRECEK 7 KELİME

bilincalti-bilgierdemdir11

 

Olumlama yapıyorsanız veya olumlu cümleler kullanıyorsanız; bu 7 kelimeyi cümlelerinizde mutlaka kullanın.

ŞANS
En yüksek enerjili kelimelerden biri…
“Şans yıldızım her gün yükseliyor ve şansım artıyor”.

ENERJİ
Enerji kodlarından yoğun şekilde işleme sebep olur.
“Bugün enerji doluyum. Enerjim tüm potansiyelimi arttırıyor.”

SEVGİ
Yüksek bilinç kelimesidir. Kaynağa bağlıdır. Kaygılarınızı ve negatif enerjinizi azaltacaktır.
“Ben sevgiyim. Ben tüm yüreğimde sevgiyi yaşıyorum. Tüm enerjim sevgi kaynağına bağlı”

AFFET
“Kendi geçmişimi ve tüm her şeyi affediyor ve beni engelleyen enerjileri çözüyorum.”

AKIL
Bilince ve bilinçaltına seslenen bir kelime…
“Yaşamım aklımla be bilgeliğimle yükseliyor. Aklım sorunlarımı çok kolay bir şekilde çözüyor.”

SAĞLIK
Bedenin ve ruhun ihtiyacı sağlıktır.
“Sağlıklı ve iyi bir hayatım var. Tüm bedenim sağlıklı ve ruhum dingin.”

HUZUR
Olumlamalarızın asıl amacı “huzur”a ulaşmak değil mi?
“Huzur tüm bedenimi ve çevremi sarıyor ve zihnimi kuşatıyor.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bir Bilgine Sormuşlar…

1332583-kus-tuyu-21

Sormuşlar bir bilgine:

Hayat ne diye?
Demiş bilgin; iki yönlü bir yol
devam eder bilinmeze.
Sen görmemezlikten gelsen de
vardır bir yoldaş her köşesinde
Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan
bazen de aşarsın dertleri sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.

Peki, sevgi nedir, demiş biri
Kalbine sığmayacak kadar geniş
Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz,
kokusunu alamayacağın kadar uzak
hayal edemeyeceğin kadar yakın…

Ya korku nedir, diye atılmış diğeri
Bir yağmur damlasındaki barut kokusu.
Belki de saklanılan bir hayal yontusu
ya bir miniğin haykırışı,
ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı…

Peki ya umut nerededir, diye atılmış bir umut avcısı.
Bilinmezde değildir bilirim, demiş
yerini kaygılı ve tasalı.
Aradın boşuna her yeri ama unuttun en kolay yeri besbelli
bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini…

Peki, dost kimdir, diye sormuş biri.
Demiş; paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini, verdin mi desteğini, sordun mu halini, yolladın mı yüreğini,
ağladın mı onun gibi.

Hissettin mi dostluğu, demiş diğeri.
Bilgin demiş:
Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?
Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DUYGULARIN ALTINDA YATAN BAZI KORKULAR

urkme-a886b09a-srmzs1

 

Bir bakın bakalım sizde hakim olan duygu hangisi? Dürüst olmaya özen göstereceğinizden hiç şüphem yok 🙂

İnsan gölge yanı ile tanıştığında, onu aydınlığa çekebiliyor ama reddederse içinde karanlık büyüdükçe büyüyor…

* Kıskançlık; yetersizlik korkusu
* Dik başlılık; güçsüzlük korkusu
* Kibir; değersizlik korkusu
* Küçümseme; aşağılama korkusu
* Mükemmeliyetçilik; onaylanmama korkusu
* Şüphecilik; çaresizlik ve güçsüzlük korkusu
* Yalancılık; suçlanma korkusu
* Cimrilik; yokluk korkusu
* Tembellik; yetersizlik korkusu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Yalnız sekiz dakikan var…”

27890_10151134991193302_1078650605_n[1]

 

Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bi…r ses duyar:

“İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma! Ayrıca:
Sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
al… Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma…”
diyor, durmadan ikaz ediyordu.

Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce
şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:

“Yalnız sekiz dakikan var…”

Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
kapanır… Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş olduğunun farkına varır, ama
iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak fayda vermez.
Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.
Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:

“Sakın en mühim şeyi unutma!” der gibidir.

Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: “Ebedi hayatı kazanmak…”tır.
Kaybedilme ve riske sokamayacağımız şeyler:
Manevi değerler, doğru inanç, doğru arkadaş, doğru çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır.
Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz…

Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazilik/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet…

Alıntı

FARKINDALIKLI GÜNLER DİLERİM. SEVGİLER…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

09.09.2016 Eskinin BitipYeninin Başladığı Dönemin Mesajcısı…

76f00ecc095f92751

 

 

Nümeroloji meraklıları için bugün önemli bir gün. 9.9.2016 tarihinin kendi içindeki pin kodu 999999999 yani tam olarak dokuz adet dokuzdan oluşan bir enerjiye işaret ediyor. Nümerolojide bir günün enerjisinin bize yaptığı açıyı görmek için kişinin kendi pin koduyla o günün pin kodunu toplaması gerekir. Bu tarihte günün pin kodu herkese kendi pin kodunu ayna olarak yansıtıyor. Yani kendi sayınınzla günü topladığınızda gene kendi sayınıza varıyorsunuz. Nümerolojide dokuz sayısı bir döngünün kapanışı ve yeni bir karmanın başlangıcına işaret eder. Yarın için size bilgelik getireceğini düşündüğünüz bir faliyetle meşgul olmanızı tavsiye ederim. Meditasyon ibadet tövbe ve ilham kapıları sonuna dek açılacaktır. Yukarısının size mesajlarını dinlemek ve iç benliğinizle sohbet için harika bir enerji alanı açılıyor. Bu fırsatı kaçırmayın. Dokuzuncu çakra meziyetlerini aşağıdan okuyabilirsiniz:

9. Nolu Tipoloji: SANATÇI
Bütün dünyaya hizmet etmeyi ister. Bilgi ve deneyiminin tümünü aktarmak ister. Yaşamda bulunan yüceliğin aktarıcısıdır. Yüce Aşıktır. Elinde hiçbir şey kalmayacağını düşünmeksizin vermek ister. Destek aldığı kaynağa sonuna kadar güvenir. Evrensel kardeştir; sempatik, anlayışlı, hizmet eden. Erdem, gerçeklik, geniş fikirlilik ve görüş açıklığına sahiptir. Kişisel sevgi de ister ancak Evrensel sevgiye aittir. Duyguları ve kişisel çözümlemeleri nedeniyle sıkıntı çeker. Herkes için çekiciliği vardır ve herkes tarafından sevilir. Hayatını insanlığa adamaya hazırdır. Büyük bir sanatkârdır ve mesajının bütün dünyaya faydalı olmasını ister. Kendini, yeteneklerini ve duygularını “ tanıtmak ister”. Kesin olmalıdır, denge ve duygusal kontrolünü geliştirmesi gerekmektedir.
Yapıcı potansiyeller: Evrensel sevgi, kardeşlik, yardımseverlik, tutku, yüce adalet, artistik deha, kendine hizmet, insancıllık, çekicilik, sempati, anlayış, romantizm, cömertlik, geniş görüşlülük.
Olumsuz potansiyeller: Duygusallık, aşk eğilimi, benmerkezci olma, aşırı duygusallık, dağınık güçlere sahip olma, kabalık, döneklik, amaçsız hayal kurma.

9) Bütünlük ve Bilgelik:
Hayat amacı olarak dokuzuncu çarka üzerinde çalışan bireyler ruh, zihin ve beden bütünlüğünü sağlayıp, sezgiye dayalı bilgelikleriyle başkalarına ilham olacak örnek bir yaşamı ortaya koymak üzere buradadırlar. Tanrısal ilhamların elçisi olan bu varlıklar deniz feneri misali yolunu kaybetmişlere ışık tutarak, özü sözü bir olan duruş sergilemeye gelmişlerdir. Doğuştan getirdikleri karizmalarıyla spritüel yasaların şubesini açmışçasına, evrenin fondaki yücelten yayınını kalplerinde hissederler.
Dokuzuncu çakra, ilk sekiz çakrada ne olup bittiğinin büyük sentezinin yapılacağı aşama olduğundan duyguların düşüncelerin ve sezgilerin harmanlandığı yerdir. Eğer harflerden destek alamıyor ve bu çakrayı sıfırdan açıyorlarsa aşırı duygusallık, çocuksuluk, saflık, vericilik ve affedicilikten muzdarip olacaklardır. Pozitifte olduklarında bilgi ve deneyiminin tümünü aktarma çabasıyla bütün dünyaya hizmet ederek, yaşamdaki yüceltici unsurların sözcüsü olarak destek aldıkları evrensel kaynaklara derin bir itimat beslerler ve ellerinde bir şey kalıp kalmayacağını düşünmeksizin paylaşırlar. Spritüel bir geleneğe bağlandıklarında ve ruhsal bir yola girdiklerinde neredeyse evrensel yasaların bedenlenmiş hali olarak tanrının iş gören eli ayağı konumuna yükselirler. Geniş ve çekici auraları sayesinde topluluklara hitap edip onları yönlendirirler. Negatife düştüklerinde ise beslenmek için ihtiyaç duydukları sevgiyi evrenden almak yerine, tek tek insanlardan toplamaya çalışıp herkese kendini beğendirmeye çalışırlar. Duygusal denge ve kontrollerini kaybedip duygusallık sarkacında bir uçtan diğer uca savrularak enerjilerini sebil gibi dağıtırlar. Kasıtlı olarak karıncayı dahi incitemeyecek kadar duyarlı olan bu varlıklar kötülük karşısında mücadele etmektense küserek kaçıp gitmeyi yeğlerler. Toplumun hangi katmanında iş görürlerse görsünler doğal bir rehberlik ve kanaat önderliği kapasiteleri vardır.
Medyumluk kapasitelerinin yüksek oluşundan dolayı sanatsal ilhamlara liyakatleri vardır. Bu da onları bedensiz varlıkların obsesyonuna açık ve savunmasız bir konuma düşürür. İlahi iradenin ve kadiri mutlağın niyetlerinin elçileri olmaları gerekirken hayal kırıklıkları ve duygusal travmaları nedeniyle, sanatçının ilahi özle temas kuramadığı durumlardaki kendi özüne eziyet etme güdüsüyle, kolaylıkla alkolizm ve uyuşturucu batağına saplanabilirler. Mistik akımların fanatik bireylerini ve sahte guruların kurbanlarını oluştururlar. Kendi uyanışlarını tamamlayıp başkalarının uyanışlarına da yardım ederek fareli köyün kavalcısı misali liderlik etmelidirler.
Şifanın ustası olan bu varlıklar, şifaya kanal olmayı reddederlerse ciddi hastalıklara yakalanarak şifaya muhtaç hale gelirler. Derin suçluluk duyma kapasitelerinden dolayı kendilerinden başlayarak yargılamayı bırakıp, düşüncelerini yavaşlatmalıdırlar. Meditasyon sanatında uzmanlaşarak önce bedensel farkındalığı, onun üzerine yükselen zihinsel farkındalığı, ve son olarak ta duygu farkındalığını inşa etmeleri gerekir. Duygu ve düşüncelerimizin beynimizden kaynaklanmadığını, şuurumuzun sadece bir radyo alıcısı gibi iş gördüğünü idrak edip, gözlemci konumunda kalmayı öğrenmelidirler. Şuurumuzu gökyüzüne benzetirsek duygu ve düşüncelerimizi de bulutlar gibi ele alabiliriz. Dikkat edersek her duygu ve düşüncenin arasında bir boşluk olduğunu kavrarız. Eğer bulutlara objektif bir şekilde sanki bize ait değillermişçesine enerji vermeden ve çağrışım yapmadan, kişisel bir bağ kurmadan gözlemlemeyi başarırsak bu boşluk büyüyecektir. Bu boşluk oluşmazsa ise benlikleri çökerek enkaz haline gelecektir, oluşursa bizi yücelten unsurlara kanallık yapabilirler. Derinlerine yerleşmiş olan reddedilme korkularını ancak bu yolla sakinleştirebilirler. Onları çabuk heyecanlanan, zihninin hızına yetişmek istercesine arkasından atlı koşturur gibi konuşmalarından tanıyabiliriz. Eğer pin kodlarında dokuz takviyesi yoğunsa her hangi bir sanat dalında kariyer yapabilmeleri için erken yaşta uygun eğitimi almaları gerekir. Popüler kültürdeki çocuklara hitabeden ve sanatçıların hayat hikayelerini konu alan tüm eserler onların vazgeçilmez keyif kaynağıdır.

Dokuzuncu Şakra:
Dokuzuncu şakra evrendeki şifa boyutunu oluşturur. Dokuzuncu şakranın işlevi ilk sekiz şakranın sentezinin yapılarak bütünlük, bilgelik ve ilhamın aktarılmasıdır. Dokuz insanları saf, masum, güvenmeye yatkın ve çocuksu doğalarıyla sanatçı niteliklerini barındırırlar. Dünyasal konularda kandırılmaya ve yanlış yönlendirilmeye müsait iyi niyetleri çoktur. Aldatıldıklarında bile affederler ve kin tutmayı beceremezler. Bu şakra duygu ve arzu bedenimiz olan astral bedene bağlı olduğundan, bu varlıklar duygularının ve ilhamlarının yönlendirmelerine göre hissettikleri şekilde yaşarlar. Sezgilerinin rehberliğini dinlemedikleri durumlarda zor yoldan acı çekerek öğrenirler. Çağrışım süreçleri çok hızlı işlediğinden, her hangi bir durumla karşılaştıklarında meselenin kökenine hızla inebilme yetenekleri bulunur. Konuşma hızları zihinlerinin hızına yetişemediğinden arkalarından atlı kovalıyormuşçasına heyecanlı ve kelimeleri karıştırarak konuşurlar, biran önce gelen ilhamın hepsini aktarmak istemektedirler.
Paylaşma güdüleri çok baskındır, ellerinde avuçlarında ne varsa paylaşmadan duramazlar, destek aldıkları kaynağa yani ruhsal planlara derin bir güven duyarlar. Duygularını direkt olarak düşünmeden ifade ederler, duygusal oyunlar oynayamazlar, taktik ve strateji geliştirerek hareket edemezler.
Hayattaki bütün derslerini karşı cinsle ilişkiden alırlar, aynı anda birkaç insanı sevebilme kapasiteleri vardır. Aşık oluşları ve aşk acısı çekişleri dillere destandır, bu dönemlerde gözleri başka hiçbir şeyi göremez hale gelir. Derinlerine yerleşmiş bir reddedilme korkularından dolayı girdikleri her ortamda sevilme, kabul görme ve onaylanma ihtiyacı hissederler. Herkes onları bağrına basıp birlikte oyun oynamak zorundaymışçasına başkalarına yaranmaya çalışırlar. Kasıtlı olarak karıncayı bile incitemeyecek bir duyarlılıkları vardır, kötülük karşısında küserek ortamdan uzaklaşmakla yetinirler.
Önceden hazırlık yapmadan hitabet yetenekleri vardır, kanal olma kapasiteleri yüzünden birçok enerji, planlar tarafından onlar üzerinden diğer insanlara aktarılır. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında bir ile sekiz arasındaki şakralardan birisinin vereceği tepkiyi verebildiklerinden, tepkileri öngörülemez bu da onların dengesizmiş gibi görünmelerine sebep olur.
Ruh, zihin ve beden bütünlüğünün sağlanması sonucunda kendiliğinden oluşacak olan şifanın ustasıdırlar, bu yüzden geri tesirli bedensiz varlıklar tarafından obsede edilmeye açıktırlar. Girdikleri ortamların enerjisini anında absorbe ederek geri yansıtabilme yetenekleri bulunur. Sanatın her dalında usta bir sanatçı, öğretmen, reformcu, yazar ve buna benzer insanlara yardımcı olmanın ön planda olduğu her meslek dalında başarılı olurlar. Evrensel sevginin ve kardeşliğin elçisidirler, geniş görüşlü ve bilge olmak için buradadırlar.
Dağınık zihinlerini ilhamlarının yönlendirdiği konularda yoğunlaşarak toparladıklarında, toplumsal vicdanın sözcüsü olabilirler. Meditasyon onlar için bir lüks ya da keyfi bir unsurdan daha çok acil durum eylem planı olarak her sıkıştıklarında başvurulacak en hayati kurtarıcılarıdır. Ancak meditasyon yoluyla bütün dünyaya hizmet edebilir ve yaşamdaki yüceltici unsurların aktarıcısı olabilirler. Aksi takdirde duygusal çalkantılar içerisinde kaybolup bağımlılıkların pençesine düşerler.
Dokuz rakamı 1. hanede dünyaya bakarken takılan çocuksu, saf gözlükle bütün hayatın oyun alanı gibi algılandığını, 2. hanede cıvıl cıvıl şakıyan ses tonu aracılığıyla neşeli, oyuncu ve iyiliksever biri olarak algılanışı, 3. hanede hayatın büyük tiyatro sahnesi oyununda, genel karma gidişatına dahil olma açısının iyimser bir hayal gücüyle tanımlanan ilhamlara açık bir ego tasarımını, 4. hanede somut fiziksel boyuttaki sorunları çözme stratejisinde merhamet, hümanizm, insanlık sevgisiyle ayrım yapmadan hizmet etmenin geliştirilmesine duyulan ihtiyacı, 5. hanede karmik dönüşümün tamamlanması için önceki hayatlarda reddedilmiş olan başkalarının duygusal tepkilerini anlayışla karşılamaya yönelik borcun ödenmesi gerektiğini, dolayısıyla ilişkilerde acı çekme olasılığını, 6. hanede korku ve endişelerden uzaklaşma ve sevgide temellenmenin ancak eğlenceli, olayları hafife alan oyuncul bir tavırla sağlanabileceğini, 7. hanede maneviyat yolunda ilerlerken sezgilere güvenme dersinin öğrenildiğini, 8. hanede güç verildiğinde bolluk ve bereketin bütünün hayrına olacak şekilde dağıtılacağını, 9. hanede medyum olarak şifaya kanallaşmayı gösterir.

Kaynak: Rafet Gökhan Ayyüce

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NLP’de Özel Bir Teknik: Çapalama

nlp-teknikleri_646x3401

 

Oldukça sinirli bir anınızda, yanınızdan geçen bir arabadan geçmiş zamanda kendinizi mutlu hissettiğiniz bir anda çalan, o şarkıyı duydunuz. Evet o şarkı size eski mutlu bir gününüzü hatırlattı. O mutlu anı hatırladıkça sakinleştiniz… NLP’de buna çapalama denir. İşte çapalama yöntemi ve nasıl yapıldığı hakkında bilgiler…

NLP’de Özel Bir Teknik: Çapalama

İstanbul’da akşam saat 18.00 da işten çıktınız ve aracınızla trafiğe yakalandınız. Hava inanılmaz sıcak, siz yorgunsunuz, mideniz açlıktan gurulduyor. Tampon tampona trafikte stres altındayken radyoyu açtınız ve bir şarkı çaldı. Geçen sene eşinizle gittiğiniz tatilde kumsalda keyif yaparken dinlediğiniz o mükemmel şarkı. Bir anda bütün ruh haliniz değişti, trafikteki stresiniz yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. İşte bu çapalama mucizesi!

Bugün günlük yaşamınızda kullanabileceğiniz, size ve sevdiklerinize çok faydası olacağını düşündüğüm basit bir NLP tekniğini anlatmak istiyorum. Tekniğimizin ismi “Çapalama.” Konu hakkında bilgi vermeden önce NLP nedir ve nasıl işler kısaca değinelim.

NLP nedir?

“NLP” İngilizce ismiyle “Neuro Linguistic Programming” Türkçe karşılığı ile “Algısal Davranış Kontrolü.” ya da “Sinir Dili Programlaması.” Terim içeren ifadeler kullanıldığında konu bir doktora programını anımsatsa da aslında “NLP” ve barındırdığı teknikler oldukça basit. Çoğu zaman farkında olmadan kullandığımızı bile söyleyebilirim. NLP insanların daha iyi olabilmesi üzerine tasarlanan bir yöntemler bütünüdür. 70’li yıllardan başlayarak üzerinde çeşitli deneyler yapılarak günümüze kadar gelmiştir. Bizim bugün bahsedeceğimiz “Çapalama Yöntemi” ise NLP uygulamaları arasında en popüler olanlarından biridir.

Çapalama Yöntemi

Çapalar bizi olumlu ya da olumsuz ruh hallerine sokabilecek bağlantıları ya da hatıraları ateşler. Görme, duyma, dokunma, koklama ve tat alma olarak beş duyu organımızı kullanırız. Dünyayı algılamamızı sağlayan bu duyularımız aynı zamanda bilinçaltımıza olayları ve durumları kaydeder. Örneğin makasla el işi kesimleri yapan bir çocuk yanlışlıkla parmağını keser ve hastanede parmağına dikiş atılırsa, bu çocuk görme ve dokunma duyularıyla hissettiklerini bilinçaltında “makas tehlikeli bir alettir” şeklinde kodlayabilir. Bu kaza olmadan önceki süreçte makas hakkında olumsuz bir düşünceye sahip olmayan çocuk, kaza sonrasına makastan korkan, sevdiği el işlerini yapmaya çekinen bir ruh haline bürünebilir. Böyle bir durumda çocuk ne zaman makas görse kazayı hatırlayacak ve makası eline almaktan çekinecektir. Bu bir çapalama örneğidir. Yaşanan kaza sonucunda çocuk makas hakkında olumsuz bir düşünceye girmiştir. Obje olarak makas, çocuk ne zaman görse onda görsel bir alarmı tetikleyecek, belki de parmağında bir ağrı hissi bile uyandıracaktır. Algılar bireyin bilinçaltındaki olumlu ya da olumsuz kayıtları açığa çıkartabilir. Bu çocuğun makasa karşı olan korkusunu engellemek için başka bir duruma çapalama yapılabilir. Mesela çocuğun çok mutlu olarak yaptığı daha önceki el işi çalışmalarından birini ona gösterip, bu kesimi yaparken neler hissettiğini, nasıl iyi duygular içerinde olduğunu düşünmesini sağlayıp yeniden makas hakkında olumlu kodlar bilinçaltına kaydedilebilir. Başka bir örnekle çocuğun ileri vadede mesleki yönden terziliğe ya da berberliğe ilgi duyması makasla arasındaki olumsuz tohumları otomatikman değiştirecek yerine yenilerini ekecektir.

Çapalama Nasıl Yapılır?

İstanbul’da akşam saat 18.00 da işten çıktınız ve aracınızla trafiğe yakalandınız. Hava inanılmaz sıcak, siz yorgunsunuz, mideniz açlıktan gurulduyor. Tampon tampona trafikte stres altındayken radyoyu açtınız ve bir şarkı çaldı. Geçen sene eşinizle gittiğiniz tatilde kumsalda keyif yaparken dinlediğiniz o mükemmel şarkı. Bir anda bütün ruh haliniz değişti, trafikteki stresiniz yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. İşte bu çapalama mucizesi! Çapalar beş duyu organımızla algılanabildiği gibi zihnimizde de oluşturulabilir. Örneğin duyusal bir olay zihnimizde bir anda canlanabilir ve bu iyi ya da kötü bir duyguyu uyandırabilir. Kahve kokusu, kavga eden bir çift, aradığınız bir kişinin cep telefonunu açmaması gibi. Çapalar gün içerisinde kendiliğinden gelişebildiği gibi bilinçli olarak da programlanabilir. Bilinçli programlamaya örnek vermek gerekirse, ben çocukken dedem puding yapılan tencerenin dibini kaşıkla sıyırıp yemeyi çok severdi. Evde her puding yapıldığında tencerenin dibini benimle birlikte kazıyıp yerdi. O zamanlar bana “ne zaman puding yapılan tencerenin dibini kazırsan beni hatırla” demişti. Çok severek yaptığım bu çocukça eylem bende bir çapalamaya sebep olmuştur.

Basit Bir Çapalama Egzersizi

Şimdi hep birlikte bir çapalama egzersizi yapalım. Öncelikle sakin bir yere geçin. Hatta isterseniz mum, tütsü vb. yakabilirsiniz. Bilgisayarınızdan veya telefonunuzdan sizi sakinleştirici bazı müzikler açabilirsiniz. Youtube sitesinde arama çubuğuna “relax music” yazmanız yeterli olabilir. Rahat ettiğiniz bir pozisyonda oturun ve burnunuzdan derin derin birkaç nefes alın verin. Zihninizi boşaltmaya ve vücudunuzu gevşetmeye çalışın.
Belli bir sakinliği yakaladığınızda sizi çok mutlu eden, enerjinizi yükselten bir anı hatırlamaya çalışın.

Bu bir başarı olabilir, tatil olabilir, sizi kahkahalara boğan bir an olabilir, romantik bir akşam yemeği olabilir. Zihninizde canlandırdığınız bu anı iyice irdeleyin. Neler görüyorsunuz? Sesleri anımsayın. Koku algılayabildiniz mi? Tam anlamıyla size coşku ve mutluluk veren bu anı zihninizde yaşamaya başladığınızda başparmağınızı ve işaret parmağınızı birbirine dokundurun. Başka bir şeyde yapabilirsiniz bu kural değil. Mesela sol elinizle sağ elinizin serçe parmağını sıkabilirsiniz. Yeter ki yapacağınız bu eylem benzersiz olsun. Şimdi başka bir şey düşünerek bu anı bozmaya çalışın.

Mesela telefonunuzla ilgilenin müziği değiştirin vb. Tekrar sol elinizle sağ elinizin serçe parmağını sıkın. Mutlu olduğunuz coşkulu olduğunuz o ruh halini yeniden hissedeceksiniz. Eğer olmadıysa bir daha deneyin. Artık ilacımız hazır. Kendinizi çok kötü hissettiğiniz bir anda daha önceden hazırladığınız çapayı yapmanız (serçe parmağı sıkmak vb.) sizi kendinizi çok iyi hissettiğiniz bir ruh haline geri getirecektir. Bunu sık sık yaptığınızda (her moraliniz bozulduğunda) artık bilinçaltınız çapalamayı kabul edecektir. Bundan sonra yapmanız gereken şey gün içerisinde sizi mutlu eden ve mutsuz eden çapaları takip etmek.

Gecenin bir saatinde çalan telefon huzurunuzu bozuyor mu? Acaba bu neyin çapası? Börek yerken kendinizi kötü mü hissediyorsunuz? Daha önce börekle ilişkilendirdiğiniz bir şey olabilir mi? Ağlayan çocuk sesini neden sevmiyorsunuz? Yıllar önce çocuğunuz ağlarken eşinizle kavga mı ettiniz yoksa? Bunlar ve benzeri durumları çapalama yöntemiyle değiştirmek mümkündür.

Kaynak: spritüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arı Poleni Mucizesi…

311

 

Çok eski tarihlerden günümüze kadar kullanılan polen en eski besin takviyesidir. Osmanlı İmparatorluğunda da performans arttırıcı, güç verici özelliği ile kullanılmakta olduğu bilinmektedir. Polen bilindiği üzere çiçeklerin erkek organ hücresidir.

Polen içerisinde insan sağlığına yararı bilinen 22 aminoasit ve 27 madensel tuz, karbonhidrat ve ferment barındırmaktadır. Tüm bunların yanı sıra sodyum, kalsiyum, silisyum, alüminyum ve çinko ile A, B, C,D,E,H ve P vitaminleri de bulunmaktadır.

Polenin Sağlığa Faydaları

Vücuda direnç kazandırır, kas yapısını güçlendirir, performans arttırıcıdır. Özellikle çocukların büyüme çağında ihtiyaç duydukları vitaminlerin karşılanmasında yardımcıdır. Oldukça zengin bir protein ve aminoasittir. İçeriğinde bulunan Flavonoidler antioksidan özelliği taşımaktadır.

Arı Polenin Antioksidan Özelliği: Zaman içerisinde çevresel faktörler ya da kişilerin dengesiz beslenmesi gibi nedenlerle vücutta düzensizlikler oluşabilmektedir. Vücutta ki bu düzensizliklerin giderilmesi ve zararların karşılanması antioksidan özelliğine sahip besin kaynakları ile mümkün hale gelebilmektedir. Polen de antioksidan özelliği ile bilinen besin takviyeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Her gün düzenli olarak tüketilen polen vücudun yenilenmesine ve yaşlanma etkilerinin geciktirilmesine yardımcı olmaktadır.

Arı Poleni Enerji Verir: Arı poleninin içerdiği zengin besinler çok geniş bir yelpazade bünyeye fayda sağlar, doğal bir enerji kaynağıdır. İçerdiği Karbonhitdar, protenin ve B vitamini dayanıklığı arttırır ve gün boyunca yorgunlukla mücadele etmeyi sağlar.

Arı Poleni Cilt Sağlığını Korur: Arı poleni genellikle enflamatuar durumlarda, sedef ve egzama gibi yaygın cilt tahrişlerinin tedavilerinde etkilenen kısam topikal olarak uygulanır.Arı poleninin içeridiği zengin miktardaki amino asitler ve vitaminler cildi korur ve hücrelerin yenilenmesini yardımcı. Böylece cildin yaşlanma hızını azaltır.

Arı Poleni Solunum Yolu Hastalıklarını Giderebilir: Yüksek miktarda ve etkili antioksdian özelliği olan arı poleni akciğer dokuları üzerinde olumlu etkileri vardır. Özellikle astım ataklarının hafif geçmesine yardımcı olur veya astım ataklarını tamamen engelleyici özelliği vardır. Başlangıç aşamasında astım ve bronşit gibi solunum yolu hastalıkları tedavi edebilir.

Arı Poleni Alerjileri Giderebilir: Bu konuyla alakalı bazı bilimsel araştırmalar, arı poleninin alerjik hastalıklarını giderdiğini ortaya koymuştur. Bu araştırmalardan en dikkat çekicisi ise Dr. Leo Conway, Denver Colorado MD, ın yaptığı deney. İnsanlar üzerinde yapıan deneyde, hastaarın %94’ü arı poleni yardımı ile sağlıklarına kavuşturulmuştur. Deney sonucu sinüs, alerji ve alerjik astım gibi sorunların gierildiği ortaya çıkmıştır. Özellikle solunum yolu hastalıkları olan astım ve bronşite karşı inanılmaz etkili olduğu söylenmektedir.

Arı Poleni Sindirim Sistemi Sağlığını Korur: Sağlıklı vitamin, mineral ve proteinin yanı sıra arı poleni sinirim sistemi sağlığını koruyan yardımcı enzimler içerir. Enzimler arı poleni ile alındığında, gıdalardan alabileceğimiz bütün sağlıklı besinleri de almış oluruz.

Arı Poleni Bağışıklık Sistemini Korur: Dr. Joseph Mercola göre, düzenli olarak tüketilen arı poleni genel anlamda bünyeyi mikroplardan korur, arı polenin doğal bir antibiyortuk özelliğinin olduğunu döylemek mümkün. Bunun dışında bir çok hastalığın sebebi olan serbest radikallere karşı çok etkilidir. Antioksidan özelliğinden dolayı deri ve cilt sağlığından bütün iç organlara kadar çok geniş bir yelpazade insan sağlığına katkı sağlar.

Bağımlılığı Azaltır: Bu konuyla alakalı yapılan birkaç bilimsel araştırma bizim de dikkatimiz çektiği için bu başlığı yazıya ekleme ihtiyacı hissettik. Bazı sağlık uzmanları arı poleninin sigara ve uyuşturucu gibi zararlı bağımlılıkların tedavisinde de arı poleninin kullanılabileceğini belirtiyorlar. Madde mağımlığından dolayı olauşan istek geldiğinde arı poleni tüketildiğinde bu isteği bastırdığı belirtilmektedir.

Arı Poleni Kalp Damar Sağlığını Korur: Arı poleni kardiyovasküler Sistemi destekler, kılcal damarları, kan damarlarını güçlendirmeye yardımcı olan bir antioksidan olan bioflavonoid içermektedir. Bu antioksidan sayesinde damar sağlığının korunmasına büyük çapta yardımcı olur. Aynı antioksdian ayrıca, dolaşım problemleri ile kolesterol’ün sağlıklı bir seviyede kalmasına yardımcı olur. Bütün bunların dışında kanın pıhtılaşmasına ve kalp krizi ve inme gibi risklerin meydana gelmesine izin vermez. Bu risklerin seviyesini azaltır.

Arı Poleni Prostatı Engelleyebilir: Prsotat sorunları yaşayan erkekler için faydalı olabilir, prostata yakalanma riskini azaltabilir. Arı poleni sık idrara çıkma dürtülerini durdurmak için inflamasyonu azaltmaya yardımcı olabilir.

Arı Poleni Kısırlık Sorunlarını Giderebilir: Arı poleni yumurtalık fonksiyonunu canlandırabilir, bu özelliğinden dolayı gebelik sürecini hızlandırabilir.Bu özelliğinin yanı sıra aynı zamanda büyük bir afrodizyak olan arı poleni hormonal güçlendirici olarak bilinir.

Arı Poleni Nasıl Tüketilmeli: Arı poleni çok etkili bir besin kaynağıdır, bu yüzden fazla tüketiminden mutlaka kaçınılmalıdır. Arı poleninden maksimum derecede faydalanmak için meyve ve sebzelerle birlikte tüketilmesini öneriyoruz. Meyvelerle tüketildiğinde kısa sürede bağırsakları etkili bir şekilde temizlediğini göreceksiniz. Günlük olarak bir çay kaşığı tüketimi her hangi bir risk taşımaz.

Anzer Poleni: Anzer poleni çok az bulunun ve inanılmaz etkileri olan bir besin türüdür. Anzer poleni içinde bakteri bulunmadığı için çok etkili bir mikrop ve virüs yok edicidir. B, C, D ve E vitaminleri yanında çok değerli bileşen ve maddeler içermektedir. Arı poleninden maksimum derecede faydalanmak istiyorsanız arı sütü ile tüketmenizi öneririz, böylece sağlık açısından inanılmaz faydalı sonuçlar almanız mümkün.

Anzer polenin yeni başlayanların günde yarım çay kaşığı veya biraz daha az olarak 3 kere almaları bir sorun çıkarmaz ama fazla tüketimi zararlı olabilir. Günde ortalama 20-25 gram tüketilebilir ( tek seferde değil 3 öğün olarak)

Anzer polenin bilinen bir çok faydaları vardır, bunları şu şeklde sıralayabiliriz;
•Anzer Poleni protein açısından çok etkilidir vücudun gereksinim duyduğu bütün B vitaminleri karşılayabilecek kadar etkilidir. Çocukların gelişiminde çok faydalı işler yapabilir.
•Beyin ve sinir sistemlerinin sağlığına inanılmaz katkı yapabilir. Anzer Poleni içerdiği anrioksidanlar yardımıyla beyine faydalı olan nadir besinlerden bir tanesidir.
•Cilt hastalıklarına karşı etkilidir, cilt sağlığını korur.
•Anzer Poleni damar hastalıklarına karşı etkilidir. Damar sertliğinin oluşmasına izin vermez ve damar tıkanıklığı riskini azaltır.
•Anzer Poleni dengesiz beslenmeden kaynaklanan sorunları giderebilir, etkili miktarda besin değeri olduğu için bünyenin ihtiyaç duygudğu mineral ve bileşenleri sağlar.
•Anzer Poleninin cinsel gücü arttırdığı söylenir.
•Hafızayı kuvvetlendirir, düşünme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olabilir.
•Kanser kastalıklarına yakalanma riskini azaltan Anzer Poleni, aynı zamanda kanser tedavisinde kullanılabilir.
•Kas ve adale yapıcı özelliği olan Anzer Poleni, aynı zamanda kemik sağlığını da korur.
•Yaraların çabuk kapanmasını sağlayan Anzer Poleni, ameliyattan sonra meydana gelen derin yaraların giderilmesine birle yardımcı olabilir.
•Anzer poleni ağız yaralarının giderilmesinden akciğer hastalıklarının tedavisine kadar bir çok alanda sağlığı korur.
•Sindirim sistemi sağlığı için Anzer poleni çok etkilidir, hazmı kolaylaştırır, bağırsakları temizler, bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve bağırsaklarda iltihab varsa tedavi eder. İshali kesici özelliği vardır. İştah açar ve kabızlık sorunlarını giderebilir. Mide ülserine karşı etkilidir.
•Astım, bronşit başta olmak üzere bürün solunum yolu hastalıklarına karşı çok etkili bir şifa kaynağıdır. Bademcik hastalıklarını giderir, öksürüğe karşı etkilidir. Boğazı mikroplardan temizler.
•Kış aylarında soğuk algınlığından kaynaklanan hastalıklara yakalanma riskini azaltır, anzer poleni nezle ve grip gibi kış aylarında soğuk algınlığından kaynaklanan hastalıklara karşı çok etkilidir. Kısa sürede bu hastalıkları tedavi edebilir.

Anzer Poleni Nasıl Tüketilmelidir: Daha önce hiç anzer poleni tüketmeyenler günde 3 öğün ve yarım çay kaşığı ile başlayabilirler. Çok etkili bir besin kaynağı olduğu için bünyi önce anzer poleinine yavaş yavaş alıştırmak gerekir. Aksi durumda bazı yan etkileri olabilir. Anzer polenin tüketim oranı bünyeye göre değişmektedir, günde ortalama 100 gram sağlıklıldır.

Çiçek Poleninin FaydalarıÇiçek Poleninin Faydaları:

Çiçek poleni veya çiçek tozu olarak da adlandırılır. Çiçek poleni daha çok alerjik hastaların çok yakından bildiği bir kavramdır. Özellikle alerjik astım ve bronşit hastaları bu polenlerden ciddi anlamda etkilenirler, çiçek polenleri alerjik hastalıkları olan kişilerin hastalıklarını tetikler.

Fakat bazı araştırmalar çiçek polenlerinin sağlık açısıdan faydalı olduğunu ortaya koymuştur, arıların aracılığı ile işlenen çiçek polenleri bildiğimiz klasik arı polenine dönüştürğünde bütün hastalıklar için şifaya dönüşür.

Sağlık açısıdan faydaları arı poleni ile benzerlik göstermektedir.

Polenin Zararları: Bütün polen çeşitlerinin sağlık açısından inanılmaz faydalarının olduğunu detaylı olarak ele aldık. 30 gün boyunca 6 mg arı sürü ve 32 mg arı poleni tüketimi sağlıklı görünmektedir, her hangi bir risk teşkil etmez.Fakat çok etkli bir besin kaynağı olduğundan dolayı aşırı tüketimi bazı sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. 30 gün boyunca 6 mg arı sürü ve 32 mg arı poleni tüketimi sağlıklı görünmektedir, her hangi bir risk teşkil etmez.
•En büyük endişeleri alerjik reaksiyonlardır. Arı poleni polene alerjisi olan kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.
•Aynı zamanda, karaciğer ve böbrek hasarı gibi diğer hastalarda ciddi yan etkilerinin olduğu rapor edilmiştir.

Özel Önlemler & Uyarılar

Hamilelik ve emzirme: Arı Poleninin gebelik sırasında kullanımı muhtemelen güvenli. Arı polenin rahim ve gebeiği tehtid edeceği noktasından bazı endişeler var, bu yüzden doktorunuza danışarak nasıl ve ne kadar tüketmeniz gerektiğini öğrenmenizi tavsiye ederiz.

Gebelik esnasında polenin polenin bebeği nasıl etkileyeceğini bilinmemektedir.

Polen alerjisi: Arı Poleni takviyeleri, polen alerjisi olan kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Belirtileri kaşıntı, şişme, nefes darlığı, sersemlik, ve halsizlik.

Tavsiyeler

Polenin sağlık açısından bir çok faydasının olduğu hep birlikte gördük. Fakat tüketiminde dikkat edilmesi gereken unsurlar var, fazla tüketilmesinin bazı riskleri olduğunu belirttik. Bir de hazır satılan polenlerin ne kadar güvenilir olduğunu sizin takdirlerinize bırakıyoruz. Polen alımı noktasında birinic ele ulaşmak bizce en doğrusu, direkt arıcılarla iletişime geçerek temin etmeye çalışmakta fayda var.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek

landscape-1071406_960_7201
Yeni bir günün telaşıyla hareketlenmiş sokaklardan birinde, büzüldüğü kaldırımın köşesinde, mışıl mışıl uyumaktaymış adam. Bu manzarayı görenler, farklı yargılara varmışlar.
“Bütün gece kumar oynayıp, yorgunluktan sızıp kalmış olmalı. Kumarbazlar böyledir işte,” diye düşünmüş birisi. Diğeriyse, “Zavallı, çok hasta herhalde. Onu uyandırmamalı. Kendine geldiğinde evine gider nasılsa,” demiş ve yoluna devam etmiş. “Şu hale bak!” diye söylenmiş ötekisi, “Pis sokak serserisi, insan müsvettesi! Bedava içki buldun; içip körkütük sarhoş oldun. Şimdi de yolumuzu tıkıyorsun.” Son şahıs ise, saygıyla adamın önünde eğilerek şöyle demiş: “Bir ermiş için Tanrı’dan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Şu anda kim bilir hangi boyutlarda dolaşıyor. Onu rahatsız etmemeli.” Metafizikçilerin önemini anlatmakla bitiremedikleri evrensel bir yasayı işliyor bu Hint hikayesi. İçimizdeki bir şeyleri daimi olarak dışarıya projekte ettiğimizi; yaşamın ekranında ancak kendimizde varolanları görüp, algılayabileceğimizi vurguluyor, “Yansıtma Yasası”.

“Bütün dünya kendi projeksiyonlarımızdan başka bir şey değildir,” diye izah ediyor Swami Satchidananda, “Temeliyse, düşüncelerinize ve zihni tavırlarınıza dayanır. Eğer zihninizde cehennem varsa, hiçbir yerde cenneti göremezsiniz. Eğer zihninizde cennet varsa, cehennem bile sizin için cennet olacaktır.”

Kendi içindeki kızgınlığı, saldırganlığı, kabalığı sahiplenmeyenlernereye giderlerse gitsinler, dünyanın agresif ve nezaketsiz insanlarla dolu olduğunu söyleyeceklerdir. Ağzımızdan bilinçsizce çıkanları, kulağımız farkındalıkla duyduğunda; başkalarına atfettiğimiz duygu ve düşünceler kendimizi sevmemiz ve yaşadıklarımıza müteşekkir kalmamız için eşsiz birer fırsata dönüşecektir..
Gerçeğe ulaşmak istiyorsak eğer, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanları dikkatle inceleyerek, onlar için sarf ettiğimiz sözlerin ne anlama geldiğini irdelememiz gerekiyor. Öz güvenle ilgili bir probleminiz varsa mesela, zaman zaman yaptığınız çıkışlarda, karşınızdakini “akılsız ve aptal olmakla” suçlayarak rahatlamaya yeltenirsiniz. Egonuzu aşmakta zorlanıyorsanız, başkalarında şahit olduğunuz ego sizi tedirgin ederek, çözüm bulmayı bekleyecektir.

Çalışma mekanizmasını ancak deneyerek kavrayabileceğimiz bu yasanın çok enteresan bir başka yönü de var. Başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz. Dolayısıyla yol gösterip, nasihat verdiğinizde, kullandığınız kelimelere, kurduğunuz cümlelere dikkat edin. Onların mutlaka bir şekilde geçerli olduğunu; en iyiyi, en doğruyu seçip yaşayabilmeniz için ipucu verdiklerini fark edeceksiniz. Söylediklerinizi dinlerseniz, içinizde keşfedeceğiniz derinlik, dinginlik ve irfan, kendinize duyduğunuz güvenin, saygı ve sevginin artmasını sağlayacaktır.

Şahsımıza yöneltilen eleştirilerden, kendimizi geliştirmek, güçlendirmek adına payımıza düşeni kabullenirken, sözlerin gerisindeki manayı deşifre ederek karşımızdakini daha iyi anlama olanağını elde ederiz. Duyduklarınız sizi yüreğinizden vurduğunda, saldırıya veya savunmaya kalkışmadan, durup düşünün. Çünkü o, acıyan bir yaranın sözlere, hareketlere dökülerek, çare bulma arayışıdır.

Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek ve sizi daha nötr bir davranış tarzına yöneltecektir. Genellikle sizi üzen, sinirlendiren, tedirgin eden bir tavır veya söz karşısında artık hiç etkilenmediğinizi, tepki bile göstermediğinizi fark ettiğiniz an, bilin ki konu kapanmıştır.

* Işık Menderes – Radikal Gazetesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor

1781882_480011208788159_59601776_n1

“Kalbimizle düşünmek fikri artık sadece bir metafor değil, aslında, çok gerçek bir olgudur. Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor” Guru Joseph Pearce

Sekiz asır evvel Mevlânâ’nın “Bu beden ülkesinin padişahı akıl değil kalptir” ifadesi ile yakın zamanlardaki Nörokardioloji biliminin kalbin duyusal ve “bilgi“yi alıp, işleyen çok gelişmiş bir organ ve bir merkez olduğunu göstermesi ne kadar da örtüşmektedir

Dr. Armour ve Dr. Ardell, kalpte merkezi sinir sisteminden bağımsız, öğrenme, bilgi işleme, hatırlamaa ve anlama gibi işlevlerle donatılmış küçük bir beyin gibi olan bir nöron ağını bulmalarını takiben bu konuda ilk keşfedilen kalbin natriüretik faktör denilen bir hormon salgılamasıdır.

Kalbin kulakçık kasları tarafından yapılan ve salgılanan bu hormon; kan hacminin ayarlanmasında, idrar söktürücü, damar genişletici ve kan basıncının düşürülmesinde önemli rol oynamaktadır.

Nörobilimciler, kalpte sadece 40.000 sinir hücresi (nöron) olduğunu ve kalbin bağımsız bir sinir sistemine sahip olmasından dolayı kalbi “kalpteki beyin” diye adlandırıldığını belirtmekteler.

Kalpteki bu nöron hücreleri hem beyinle iletişim kuruyor hem de kalbin faaliyetlerini düzenliyordu. Böylece kalpten beyne ve beyinden kalbe bilgi akışı gerçekleşiyordu.

Araştırmalar, kalpten beyne gönderilen bilgi miktarının, beyinden kalbe gönderilenden daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

—————————————————————————————

Kalbin, beyinle 4 farklı yol üzerinden iletişim kurduğu ortaya konuldu;

1) Sinirler (nörolojik yol)

2) Hormonlar ve nörotransmitterler (biyokimyevi yol)

3) Kan basıncının oluşturduğu nabız dalgaları (biyofıziksel yol),

4) Elektromanyetik alanların karşılıklı etkileşimi (ego/nefs hareketi)

—————————————————————————————

Kalpte üretilen biyoelektromanyetik sahalar, insan kalbinden yaklaşık 50-70 cm mesafeden SQUID (Süper İletken Kuantum İnterference Cihazı) tabanlı magnetometreler ile ölçülebilmektedir.

(Hatta kalbin elektromanyetik gücünün beynin elektromanyetik gücünden 5000 kat daha fazla olduğu ifade edildiği artık sıradan bir bilgidir)

Dolayısıyla kalpten yayılan bu çok güçlü elektromanyetik yayılım dokular tarafından emilerek kolayca yok edilemez ve kalbin ritmik aktivitesi ile üretilen kan basıncı, ses basıncı ve elektromanyetik dalgalardaki değişiklikler, vücuttaki her organ ve hücre tarafından algılanmaktadır.

Kalpte oluşturulan bu elektromanyetik enerji, sadece bedenin her tarafına iletilmekle kalmaz, aynı zamanda o enerjinin yayılma sahası içinde bulunan kişiler tarafından da hissedilebilir

(Rusya ve Orta Asya ülkelerinde bu elektromanyetik enerji “aura” olarak bilinir ve Kirlian fotoğrafçılığı tekniğiyle açıkça gösterilebilmektedir).

Bütün bu tespitler, kalp pompalaması yanında, kalbe bedenin tamamında tesirli eş-zamanlılığı (uyum ve ritm bütünlüğünü) tanzim edici sinyal merkezi olarak da vazife verildiğini göstermektedir.

Her bir kalb atışı sadece kanı pompalamakla kalmaz; aynı zamanda bütün vücuda kan basıncıyla, nörolojik, hormonal ve elektromanyetik yollarla bilgi gönderir ve ondan aynı yollarla bilgi alır.

Kalbin içindeki sinir sistemi ya da “kalp beyni”, beynin serebral kortexinden bağımsız öğrenme, hatırlama, işlevsel kararlar alabilme fonksiyonlarına sahiptir.

Beyin ile bağlantılı çalışan kalb, beyne hangi endorfini ve hormonları salgılaması gerektiğini bildiren organdır.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor. Bütün bilgileri dağıtan organ kalbimizdir.

Bunun da ötesinde, pek çok deney göstermektedir ki;

Kalp üst beyin merkezlerini (algı, idrak, duygusal işlem) etkilemek için beyne sürekli olarak sinyaller yollar.

Kalbin beyin ve vücud ile kurduğu yoğun nöral iletişimine ek olarak, kalp elektromanyetik etkileşim vasıtasıyla beyinle ve beyin vasıtasıyla da tüm vücud ile bilgi aktarımı, iletişimi içerisindedir.

Araştırmaların devamında bütün bilgilerin duygular aracılığıyla iletildiği bulunuyor. Duygularımız, beynimizin ve diğer organlarımızın o an neye ihtiyacı olduğunu biliyor.

Bununla da kalmayıp elektromanyetik alanının, sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığı, buna kanaat ve düşüncelerimizi de eklememiz gerektiği bu araştırmaların devamında anlaşıldı.

Kalbimiz düşünce ve duygularımızı elektromanyetik alan oluşturan bir tür aracı olarak hizmet eder.

Vücudumuzla sınırlı kalmayan bu manyetik alan bizi kuşatır ve her şeyle iletişim halindedir. İnançlarımız kalbimizin yaydığı bu enerji ile dünya ile bir etkilemiş halindedir. Kalbimiz inançlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi, bir titreşime dönüştürür ve iletir.

Kalp, vücudun en güçlü ve geniş kapsamlı elektro manyetik alanını üretir. Beynin ürettiği elektromanyetik alanla kıyaslandığında kalp beynin ürettiğinden 60 kat daha geniş kapsama ve her hücreye nüfus etme özelliğine sahiptir.

Kalbin elektromanyetik alanındaki bilgiyi, başka bir deyişle kodlamayı anlamaya çalışıyor. HeartMath Enstitüsü yöneticilerinden Dr. Rollin McCraty şöyle söylülyor.

“Kalbin beyne gönderdiği sinyallerdeki düzen, beynin performansını derinden etkiliyor. Eğer sinyaller düzenli ise kavrama, düzgün düşünebilme, iyi karar verme gibi işlevler kolaylaşıyor. Aksi durumda zorlaşıyor.” Öfke, ümitsizlik, panik gibi hisler kalp atışlarında düzensizliğe sebep oluyor.

Kalbin elekromanyetik alanının, tüm vücudun global ve senkronize (toplu-uyum) bir şekilde işlemesine yönelik “bilgi sinyalleri taşıyıcısı” şeklinde faaliyet gösterdiğini düşünmekteyiz.

Bu durumu daha dikkatle incelersek, kalp atışının yaydığı enerji dalgaları, kalpten tüm vücuda yayılmakta ve tüm organ ve diğer yapılarla etkileşime girmektedir. Bu dalgalar, tüm vücutta meydana gelen özellikleri ve hareketliliği enerji dalga yapılı kalıplarda kodlar ve kaydederler.

Bu yolla kodlanan bilgi yani kalbin yaydığı dalgaların okuduğu bilgi, bedeni okuyup kodaladıktan sonra bedene yönelik bedensel faaliyetlere yön vermekte ve bu faaliyetlerin bir bütünlük içinde uyumlu bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Dr. McCarty, kalbin elektromanyetik alanının insanının duygusal durumuna ilişkin bilgiyi vücuda ilettiğini söylüyor. Kalp ritminin düzenliliği arttığında bağışıklık sistemi güçleniyor, stres hormonu düzeyi azalıyor, tansiyon düşüyor ve insanın zihni açık oluyor. Yalnızca, minnettarlık hissettiğimiz bir anı hatırlayarak kalp ritmimizin düzenliliğini artırabileceğimiz belirtiliyor.

McCraty şöyle diyor:”Dikkatinizi takdir, şefkat gibi olumlu bir duyguya yönlendirirseniz ya da düşüncelerinizi çok değer verdiğiniz bir hatıranızda yoğunlaştırırsanız kalp ritminiz anında değişir.”

—————————————————————————————

Ayrıca yeni bilgiler göstermektedir ki; kalbin alanı doğrudan “sezgisel” algılamayı içermektedir.

Deneysel çalışmalardan elde edilen bulgulara göre, hem beyin hem de kalp gelecekte olacak bir olayı, o olay olmadan önce bilgisini alıp ve cevap verebilmektedir.

Daha da şaşırtıcı olanı, kalbin beyinden daha önce bu “sezgisel” bilgiyi algılamasıdır. Bu belki de kalbin beyne göre daha geniş olan elektromanyetik alanının uzay ve zaman içerisinde, “öte” diyebileceğimiz noktadaki bilgileri kapsayan daha latif enerji alanı ile girdiği etkileşimi ile olabilmektedir.

The_Resonant_Heart.pdf erişimi için tıklayın

Kalp anne karnındaki ilk atışı ile içinde bulunduğu “vücud” adlı sistemi okumaya başlar, ve okuduğu bilgileri de nöronlar vasıtası ile beyne aktarır.

Nöronların bir özelliği olan ayna nöron fonksiyonu ile de kendindeki bilgileri aynı ile beyne iletebilmektedir. Ancak burada beynin her ne kadar da manyetik alanının kalp kadar güçlü olmasa da üretttiği çok özel dalga yapısını unutmamak gerekmektedir.

“Ruh” adlı bu hologramik mikrodalga yapı, beynin ürettiği bir yapıdır. “Vücut” adlı sistemi okuyup, bedenin tüm bilgilerini kodlayan ve kaydeden kalp, bu bilgileri sadece beyne değil, ayrıca tüm vücuda iletmektedir.

Bu nokta da beyin, ya bu bilgileri ayna nöron fonksiyonu doğrultusunda aynıyla işleme koyup, basit anlamda bedensel faaliyetler doğrultusunda işlem görüp ve bunu aynı şekilde hologramik mikrodalga yapıya yükleyecek, ya da sadece bedene yönelik bilgileri alıp kullanmayacak, kalbi ve onun kapsama alnınının genişliğinden yaralanarak “sezgisel” okuyuşu kullanarak, kendindeki sonsuz özellikleri ortaya çıkaracaktır.

*Kısacası artık analitik zihinlerimizden ziyade kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.

Bilim de bunu söylüyor

kaynak: hülya reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »