Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

nazim-hikmet-ran-01

 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947  Nazım Hikmet

Oysa herkes öldürür sevdiğini

tuncel-kurtiz-biyografisi-593

 

oysa herkes öldürür sevdiğini
kulak verin bu dediklerime
kimi bir bakışıyla yapar bunu
kimi dalkavukça sözlerle
korkaklar öpücükle öldürür
yürekliler kılıç darbeleriyle
kimi gençken öldürür sevdiğini
kimi yaşlıyken
şehvetli ellerle boğar kimi
kimi altından elleri
merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
kimi yeterince sevmez
kimi fazla sever
kimi satar kimi de satın alır
kimi gözyaşı döker öldürürken
kimi kılı kıpırdamadan
çünkü herkes öldürür sevdiğini
ama
herkes öldürdü diye
ölmez…

Oscar Wilde

Basit yaşayacaksın, basit.

imagesU6CTTAPA

 

Basit yaşayacaksın, basit.
Mesela susayınca su içecek kadar basit…
Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
Tek bir düğme, tek bir cümle gibi…
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin “seni seviyorum” gibi.
Basit, sıcak bir öpücük yetecek sana…
Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile anlatabilecek kendini
Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın,
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,
yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda
doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
Makyajı ilk “a”sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı parfümün.
“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak “ bilmeyişin”.
Tek dereden su getirmen yetecek, bir “istemiyorum” diyebilmeye,
Ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, “bilgini” en hızlı “sayan”.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…
Çay, simit ve peynirle…!
* Nazım Hikmet

Ey, benim iyimser hâllerim,

nazim_hikmet_3[1]

 

Ey, benim iyimser hâllerim,
Çabuk aldanışlarım,
Hep inanışlarım,
Alttan alışlarım,
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Değmeyecekleri kafama takışlarım,
Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
Herkesi, insan yerine koyuşlarım,
Hepinize elveda…
Artık ben kimsenin,
Hiçkimsesi olmayacağım

Nazım Hikmet Ran

TOPRAKLANMA, DÜNYA ANAYA BAĞLANMA MEDİTASYONU

18671312_10154957027354262_1882009635030134840_n[1]

 
Seninle bir çalışma paylaşmak istiyorum. Çok faydalı bir arınma, topraklanma çalışması. Sadece nefeslerle izin vererek kolayca yapabilirsin. Amacımız Dünya Anaya bağlanarak üzerimizdeki yükleri sevgiyle kendisine teslim etmek ve ona hep bağlı kalmak. Dünyaya demirli olduğumuzda yaşamda sağlam, dinç ve dengeli varoluruz.
Hazırsan başlıyoruz…
Koltukta otururken gözlerin kapalı halde derin derin diyafram nefesleri almaya başla. Yani nefeslerle karnını şişir, aşağıya doğru al. Aynı bebeklerin yaptığı gibi… İlk nefesi alırken başının tepesinden başlayan ve omurilik boyunca aşağıya uzanan parlak bir tüp/hortum olduğunu hayal et, ki zaten var. Adı prana tüpü. Yaşam enerjimiz onun içinden akıyor. Sadece bilinçle orada olduğunun farkına var. Hazır olduğunda her nefesle beraber bu tüpün aşağıya, Dünyaya doğru uzamasına izin ver.
Ve niyetlen: “Şimdi Dünya Ana’nın Gaia’nın kalbine bağlanmaya niyet ediyorum.”
Prana tüpü senden, kök çakrandan çıkarak dünyanın merkezine doğru uzuyor, gidiyor. Nefeslerini o parlak tüp dünyanın merkezine ulaşana kadar sürdür ve tüpün ucunu dünyanın merkezine demirlendiğini hisset. Zaten düşündüğün anda olur.
Şimdi çıkmasını istediğin, içsel dengeni bozan sana zarar veren tüm duyguların, düşüncelerin, blokajların, travma kayıtlarının…yani herşeyin tüpün içinden dünyaya aktığını ve arındığını hisset. Zaten hissedersin, gitmesi gerekenlerin çıkışına izin ver. Aksın.. seni terk etsinler.
Ve o tüp mümkünse hep dünyaya bağlı kalsın. Ne gitmesi gerekiyorsa oradan gitsin. Herşeyi gönderdikten sonra bu kez Dünya’nın tertemiz enerjisini o tüpten yukarı doğru çek. Serin bir enerji bu. Bir anne şefkati ve sevgisinin titreşiminde. Tüm alanını doldur bununla.. Dünyaya demirli olduğunda hiçbir şey senin dengeni bozamaz.
Bunu her yerde, her an yapabilirsin. Şifa olsun
Ilker Durmaz

Dünyanın en büyük sorunu, asaletini her geçen gün yitirmesidir. İnsanlığın en büyük sorunu bir türlü asalet kazanamamasıdır.

Cem

cemşen1[1]

 

Bir kez daha yazılarından 🙂
Asaletiniz var mı?
Dünyanın en büyük sorunu, asaletini her geçen gün yitirmesidir. İnsanlığın en büyük sorunu bir türlü asalet kazanamamasıdır. Asaletin olmadığı yerde kötülük vardır, yozlaşma ve bozulma vardır, cehalet vardır ve kan vardır. Asalet kan ile kazanılan bir şey değildir; asalet tavırlarla ve eylemlerle kazanılan bir şeydir. Bu sebeple aristokrasi, asalet demek değildir.
Yıllar boyunca kendime hep aynı soruyu sordum: Tüm insanlığa aslında mutluluğun, barışın ve uyanışın mümkün olduğu nasıl anlatılabilir? Bunun yanıtını bir türlü bulamadım. Bu, yalnızca benim sorum değildi. Bu soru, dünyanın en büyük zihni tarafından da sorulmuş bir soruydu. Buda, aydınlanmaya ulaştıktan 7 hafta sonra, farkına vardığı Hakikat’i, böyle bir görevi olmasa da yalnızca varlıklara duyduğu şefkat sebebiyle öğretmeyi düşündüğünde, insanları değerlendirdikten sonra bunun neredeyse olanaksız olduğunu fark etmişti. İnsanlara öğretmek çok güçtü çünkü bu öğretiyi anlayacak zihinsel olgunluğa sahip değillerdi. Söylentiye göre bunu fark eden ve 23. varoluş boyutunda yaşayan Brahma Sahampati, gökten aşağıya indi ve Buda’ya öğretmesi için rica etti. “Bizler gibi gözünde az toz olanlara, biraz yönlendirilirse görebilecek olanlara öğret,” dedi. Buda bunun üzerine bu konu üzerine düşündüğünde gerçekten de, az sayıda da olsa, gözünde az toz olan, biraz yönlendirme ile Hakikat’i fark edebilecek olan insanların var olduğunu anladı. Kendi kendine, “O halde gözünde az toz olanlara öğreteceğim,” dedi ve öyle de yaptı.
Peki ama bu öğreti yalnızca bir grup seçkine mi öğretilebilir? Buda, “Benim kapalı elim yok,” demişti. Yani, hiçbir şeyi saklamıyorum. Gizli öğreti diye bir şey yok. Her şeyi herkese öğretiyorum demişti. Bununla birlikte Buda, herkesin her şeyi öğrenemeyeceğini biliyordu. Peki ama niçin?
Vampir edebiyatının kraliçesi olan Ann Rice’ın Vampir Günlükleri serisinde, tıpkı birer tanrıyı ya da üstün insanı andıran vampirler, başka vampirler yaratmak için yüzlerce, hatta binlerce yıllık hayatları içinde yalnızca bir iki kişiyi seçerler. Seçtikleri bu insanlar çok özel nitelikleri olan, üstün, güzel ve muhteşem insanlardır. Zaten muhteşem olan bu insanlara ölümsüzlüğü ve vampirlere özgü güçleri hediye ederler. Böyle bir güç ve armağanın herkes için olmadığını düşünürler.
Neredeyse 30 seneye yayılmış öğretmenlik maceramda, yavaş yavaş kalfalık sürecimin ortalarına, belki de sonlarına doğru yaklaşırken, acı bir farkındalıkla anlıyorum ki, herkese öğretmek mümkün değil. Öğrenmek yalnızca ve yalnızca az sayıda seçkin insan, muhteşem insan, asil insan için korunan bir ayrıcalık. Eğer asalet yoksa öğrenme ihtimali de yok. Böyle büyük bir bilgi ve güç, yalnızca asil bir insana geliyor.
Buda, kendi öğretisini 4 Yüce Gerçek ve 8 Basamaklı SOYLU Yol olarak adlandırıyor. Yıllarca Buda’nın niçin yolunu SOYLU diye tanımladığını merak eder dururum. Pek çok şey diyebilecekken bunların arasında özellikle soylu tanımlamasını tercih etmiştir. Bunun sebebi bu yolu yüceltmek midir? Böyle bir yüceltme Buda’nın yapacağı bir şey gibi durmamaktadır. Nitekim zaman içinde anladım ki bu yolu Soylu diye tanımlamasının sebebi bu yolun Soyluların yolu olmasıydı. Buda, Hakikat’e ancak ve ancak asalet aracılığıyla varılabileceğini, asalet olmadan Hakikat’e ulaşılamayacağını biliyordu elbette.
Bozulmuş bir aristokrasiye değil gerçek asalete bakalım birlikte:
Asil bir insanın;
Tembellik yapacağını düşünebilir misiniz?
Disiplinsiz olacağını..?
Cimri olacağını…?
Aptal ya da cahil olacağını…?
Terbiyesiz olacağını…?
Kendi sorumluluğunu almayacağını…?
Suçu başkasına atacağını…?
Soğukkanlılığını yitireceğini…?
Şefkatsiz olacağını…?
Arzularının peşinde oradan oraya sürükleneceğini…?
Öfkesinin oyuncağı olacağını…?
Cahillerle dostluk kuracağını…?
Kıskanç olacağını…?
Bu liste böyle uzar gider. Peki size başka bir soru sormama izin verin:
Kim daha mutlu olabilir? Kim dünyayı daha mutlu bir yere dönüştürebilir? Kim güce sahip olmalıdır? Kim Hakikat’i kavrayabilir?
Asalete sahip bir zihin mi ona sahip olmayan bir zihin mi?
Tembel mi çalışkan mı?
Disiplinli bir insan mı disiplinsiz bir insan mı?
Cimri mi cömert mi?
Aptal mı bilge mi?
Terbiyesiz mi, saygılı mı?
Sorumluluk sahibi olmayan mı sorumluluk sahibi olan mı?
Suçlayan mı yoksa anlayan mı?
Soğukkanlı mı kolayca panikleyen mi?
Şefkatli mi acımasız mı?
Arzularının peşinde koşan mı yoksa onları yöneten mi?
Öfkesinin oyuncağı olan mı yoksa onu dizginleyebilen mi?
Cahil mi bilgili mi?
Kıskanç mı yoksa başkalarının başarısına sevinen mi?
Hangisi?
İşte bunu fark eden Buda, öğretisine 4 Yüce Gerçek ve 8 Basamaklı Soylu Yol ile değil ilk olarak asaletin öğrenilmesini sağlayan teknikleri ve Orta Yol’u öğreterek başlamıştır. Büyük Taocu bilge Lao Tzu, Tao’nun önüne De’yi yani erdemi koymuştur. Günümüzde insanlar henüz asalet geliştirmeden güce ulaşmaya kalkışırlar. Bu sebeple de asla bir şey öğrenemezler.
Bunu bilen gerçek öğretmenler cehaletinde direnenlere bir şey anlatmaktansa susarlar.
Gerçek iyilik hâli denebilecek olan bereket, mutluluk, bilgelik, barış gibi niteliklere mi ulaşmak istiyorsunuz? O zaman asalet üzerinde çalışın. Sizi tüm hayatımla temin ederim ki geri kalanlar size gelecek. Cem Şen

Deepak Chopra’nın 7 Ruhsal Çekim Yasası Nedir?


Deepak Chopra’nın “Başarının 7 Spiritüel Yasası” kitabından altını çizdiklerimi sizlere kolay uygulanabilir haliyle hatırlatmak istedim.
Bu yasalar gerçekten sizi bilgeliğe ulaştırabilecek çok güçlü yasalardır. Gereken özeni gösterirseniz hayatınızda arzu ettiğiniz aşk, para, mutluluk, bereket gibi tüm zenginlikleri yaratabilirsiniz.
‘Sen bu yasaları uyguladın mı’ diye soruyorsunuz belki de, evet hayatımda hali hazırda uyguladıklarım var ancak henüz uygulayamadıklarım da var. Onları da hayatıma dahil etmeye çalışıyorum. Tüm kitabı kolaylıkla uygulayabileceğiniz şekilde kısaca beraber açalım:
1)İçsel güç yasası
Dinginlik, meditasyon, yargılamama ve doğada zaman geçirmeye başlayarak ilk yasaya giriş yapabilirsin.
Her gün belli bir süre sadece kendin ile kal, meditasyon yap ne kadar süre yapmak istiyorsan o kadar, tavsiye edilen süre en az yarım saat.
Her gün mutlaka doğa ile belli bir süre vakit geçir. Ormana git, denize bak, gün batımını seyret ya da sadece bir çiçeği koklayarak ona dokunup hissederek bile yapabilirsin.
‘Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım’ diyerek güne başla ve gün içinde kendine hatırlat, çünkü unutursun. Yargılamadan yaşa. Kolay değil belki ama bir kez başardığında mükemmel hissedeceksin…
2)Alma-verme yasası
En kolay uygulanabilir yasalardan kendisi. Evren dinamik bir değiş tokuş içinde denge ile hareket ediyor. Ya sen?
Gittiğin her yere hediye götür. Hediye derken sadece bir iltifat, çiçek veya bir dua bile olabilir. Temas kurduğun herkese bir şey ver. Mutluluğun ve zenginliğin dolaşmasına katkıda bulun.
Bugün hayatın sana sunduğu tüm hediyeleri sevgiyle kabul et. Doğanın hediyelerini kabul et; gün ışığı, kuş sesleri, bahar yağmurları gibi… Almaya açık ol. Maddi değeri olan hediye, para, iltifat veya dua…
3)Sebep-sonuç yasası
Nam-ı diğer “Karma Yasa”. Kendisi bize hiç yabancı değil aslında hepimiz “ne ekersen onu biçersin” sözünü duymuştur. Evet işte tam olarak yasa bize bunu anlatıyor.
Bugün yaptığın tüm seçimleri bilinçli ve farkında olarak yap.
Bir seçim yaptığında kendine sor: “Bu seçimin sonuçları neler, bu seçim bana ve etrafımdakilere mutluluk ve doygunluk getirecek mi”? Sadece kendimiz için yaptığımız seçimler acaba başkalarına zarar verebilir mi? Bu çok hassas bir nokta. O yüzden kendi hayrına ve bütünün hayrına olanı düşünerek seçim yap.
Kalbine sor, eğer seçimin hakkında rahat hissediyorsan devam et. Eğer bu seçim seni huzursuz ediyorsa dur ve sor kendine yukarıdaki soruları.

4)“En az çaba” yasası
Doğanın işleyişine baktığınızda görürsünüz; çimen büyümek için çabalamaz, sadece büyür. Çiçekler açmak için çabalamaz, sadece açar. Kuşlar uçmak için çabalamaz, sadece uçar… Bu onların gerçek doğasıdır. Hayallerini çaba harcamadan, kolaylıkla gerçekleştirmek de insanın doğasıdır.
Şu an her şey olması gerektiği gibi. Şu anla mücadele etmemeyi seç. Her şeyi şu an olduğu haliyle kabul et, olmalarını istediğin gibi değil.
‘Her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. İçinde bulunduğum durum ve problem olarak gördüğün olaylar için sorumluluk alıyorum. İçinde bulunduğun durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamıyorum, kendimi bile’ olumlamalarını hayatına adapte et. Problem gibi gördüğün durumun içindeki fırsatı görmeye ve faydaya dönüştürebilmeye çalış.
Fikirlerini savunmayı bir kenara bırak. Başkalarını fikirlerine inandırmak ve ikna etmek için herhangi bir ihtiyaç duyma. Bütün fikirlere açık ol ve inatla bir fikre bağlı kalma.
5)Niyet ve arzu yasası
Hedef odaklı niyetin sabit ve net bir amacı vardır, hiçbir koşulda onu bükemez, kıramazsın. Niyetinin sahip olduğu gücü kullanmayı öğren, çünkü bu sayede arzu ettiğin her şeye ulaşabilirsin.
Tüm arzularının bir listesi yap ve bu listeyi hep yanında taşı. Meditasyon yapmadan önce, geceleri uyumadan önce ve sabah uyandığında bu listeye bak.
Listendeki tüm arzuları özgür bırak, işler yolunda gitmediğinde bunu bir sebebi olduğunu, kozmik planın senin için daha büyük bir şey hazırlamakta olduğuna güven.
Şu anı olduğu gibi kabul et ve geleceği en derin ve en coşkulu niyet ve arzularınla yarat.
6)Zihinsel bağımsızlık yasası
Bir şey elde etmek için o şeye olan bağımlılıklarınızdan vazgeçin. Bu demek değil ki arzularınızı gerçekleştirmek için niyetlerinizden vazgeçin. Sadece sonuçlarına bağımlı kalmayı bırakın. Mesela “milyon dolarım olsa güvende olurum, böylece para sorunum kalmaz ve emekli olabilirim sonra da istediğim her şeyi yapabilirim”. Bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor çünkü sonuca bağımlı kalıyorsunuz. Halbuki sonuca bağımlı kalmadan varlığınıza ve yaşamın akışına güvenerek elinizden geleni yapma gayreti içinde olduğunuzda zaten olması gereken oluyor.
Bugün bir şeylerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili fikirlerini dayatma. Problemlere sonuçlar bulmaya çalışırken yeni problemler yaratma.
Belirsizliği kabul etme isteği sayesinde kaos, karışıklık ve düzensizlik içinde problem kendiliğinden çözülecektir. Bir durum ne kadar belirsiz ise sen kendini o kadar güvende hisset, çünkü belirsizlik senin özgürlüğe giden yolun. Belirsizlik, varoluşumuzun her anında bilinmeyene adım atmak demektir. Bilinmeyen, tüm olanaklar alanıdır; daima taze, yeni ve yaratıcılığa açıktır. Belirsizlik ve bilinmezlik olmadığında hayatınız yalnızca eskimiş hatıraların küflü tekrarı haline gelir.
Sonsuz fırsatlar denizine gir ve sınırsız seçimlere açık ol, ortaya çıkacak olanları heyecanla bekle. Daha heyecan verici bir şey bulduğunda yönün her an değişebilir. Problemler çözüm bulmak için kendini zorlamazsan, bu da fırsatlara karşı açık ve dikkatli olmanı sağlar. Bu yasayı anladığında çözüm dayatmak için kendini zorlamazsın…
7)“Hayatın amacı” yasası
Hayatın amacı anlamına gelen son yasa Darma Yasası. Tüm dünyada herkesten daha iyi yapabildiğiniz bir şey vardır. İhtiyaçlarınızı karşılamak için yeteneğinizi ortaya koyduğunuzda bu sınırsız bir zenginlik yaratacaktır. Çünkü bizler kendimizi yeteneklerimiz ile ifade edebiliyoruz.
Bedenin ile hayat bulan içindeki “öz”e ilgi göster.
Eşsiz yeteneklerinin birer listesini yap. Bu yeteneklerini ortaya koyarken yapmayı istediğin şeylerin de bir listesini yap. Eşsiz yeteneklerini gösterirken ve onları insanlığın hizmeti için kullandığında zaman kavramının ortadan kalktığını görebileceksin. Böylece kendi hayatında olduğu kadar diğer insanlarınkinde de bolluk ve bereket yaratabileceksin.
Her gün “nasıl hizmet edebilirim” ve “nasıl yardım edebilirim” diye kendine sor. Bu soruların cevapları diğer insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmeni sağlayacak.
Size bu yasaları, kendimce uygulanabilir kolaylıkta aktarmaya çalıştım…
Sevgiyle…
Kaynak:
Deepak Chopra – başarının 7 spiritürel yasası (7 spiritual Laws of success)

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’ nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, hatta sık sık anlatırmış.

18620889_10155324239269717_4198835225984763836_o[1]

 

 

At Hikayesi
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’ nun zamanında geçer. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, hatta sık sık anlatırmış.
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. ” Bu at , bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep…
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. ” Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar ” Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece ” At kayıp” deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilmez.
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün gecçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. ” Babalık” demişler. ” Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.” ” Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?
Köylüler bu defa ihtiyarlar dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden ” Bu herif sahiden akılsız” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. ” Bir kez daha haklı çıktın” demişler. ” Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar ” Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. ” O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Bir kaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmışlar. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. ” Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. ” Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye donemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer. ” Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah bilir.
Lao Tzu öyküsünü şu nasihatle tamamlamış, etrafına anlattığında: ” Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Lao Tzu…!!!

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan dünyaca ünlü kemancı Itzhak Perlman’ın her iki bacağında da destekleyiciler vardır ve ancak kol değneği ile yürüyebilmektedir.

<> on January 19, 2009 in Washington, DC.

 

Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan dünyaca ünlü kemancı Itzhak Perlman’ın her iki bacağında da destekleyiciler vardır ve ancak kol değneği ile yürüyebilmektedir. Onu sahnede konser öncesinde sandalyesine erişinceye kadar acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmüşseniz unutmanız mümkün değildir. Oturduktan sonra bir süre dinlenir, bacaklarını yerleştirir ve kemanını çalmaya başlar.
18 Kasım 1995 günü Lincoln Center’da bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Seyirci her zaman olduğu gibi sanatçının kan ter içerisinde yerine yürüyüşünü bekledi. Perlman oturdu terini sildi ve azıcık dinlendikten sonra orkestraya işaret edip çalmaya başladı. Daha konser başlayalı bir kaç dakika olmuştu ki kemanın tellerinden biri kopuverdi. Telin kopuşunun sesi bütün salonda duyulmuştu. Perlman çalmayı durdurdu, orkestra da durdu ve sessizlik içerisinde herkes sanatçıyı izlemeye başladı. Bir senfoniyi sadece 3 telle çalabilmek nerede ise imkansızdır. Herkes Perlman’ın ayağa kalkıp kulisten yeni bir keman almaya gitmesinin çok güç olacağını da biliyordu.
Büyük sanatçı izleyicilere saatler gibi gelen bir süre bekledi, derin bir nefes aldı ve orkestraya işaret vererek tekrar 3 teli kalmış kemanı ile çalmaya tekrar başladı. Perlman o gün gereken sesleri çıkarabilmek için olağanüstü bir çaba gösterdi. Sürekli bir sonraki ezgiyi nasıl çalacağını düşünmekte olduğu belli idi. Bu işi anlayan herkes hayretler içerisinde eksik telle yarattığı sesleri dinliyorlardı. Bu nerede ise olanaksız çabayı büyük bir başarı ile sürdürebildiğini gören orkestra üyeleri coşkulu eşlik etmeye başladılar. Seyirci inanılmaz bir performansa şahit olmakta olduğunu anlamıştı. Olağanüstü güzel konser sona erdirdiğinde seyirci ve orkestra üyeleri ayağa kalkıp alkışlamaya başladılar.
Perlman nefes nefese idi, gülümseyerek seyircinin sakinleşmesini izledi, yüzünden akan terleri izledi ve sonra da yayını kaldırarak seyirciyi susturdu ve şu sözleri söyledi;
-Bazen elinizde ne kalmışsa onunla bile müzik yapabilmelisiniz .
——
Sanatçının işine olan saygısı ve kendisine/bilgisine/yeteneğine olan güveni sanki orkestranın ve izleyicinin de aynı yöndeki hisleri ile büyük bir katılım enerjisini oluşturuyor. Ama odaklanmamız gereken sadece bu güven değil.
Burada bence en önemli olmazsa olmaz unsur, tekrar yaratılmış gibi görünse de, hep var olan, zaman-mekan-kişilerden bağımsız olan müziğin kendisine olan inançtır. Eğer sanatçı iyi bir performans çıkaramasa idi bile müziğin mükemmelliği değişmezdi.
Hepimiz birer sanatçıyız aslında. Müzik tartışmasız muhteşemdir. En başta ona güvenmeli ve inanmalıyız ama onu elimizdekilerle çalacak olan bizleriz.
(Bear)

Murathan Mungan’ın “Yaş İlerledikçe Aşkı Algılamak” Konusundaki Muazzam Yorumu

aDje4P2g4R2VXWHH-636306301055905467[1]

 

 

Ünlü şair ve romancı Murathan Mungan’ın tertemiz yorumu ilişkilerimizi gözden geçirmeye davet ediyor bizi adeta.

bir röportajında “yaş ilerledikçe aşkı algılamakta da bir fark oluyor mu?” sorusuna şu şekilde cevap verip yalnızlığımı bir nebze aydınlatmış şair ve yazardır murathan mungan.
“e haliyle. şimdi karşıma çıkacak biriyle mesela yaşayacağım aşk, farklı olacaktır. ben kıymet bilecek yaşa geldim. sadece hayatıma alacağım sevgilinin değil, dostlarımın, her şeyin fazlasıyla kıymetini bilen bir adamım artık. gençlikte hoyratça harcıyoruz bazı şeyleri, “yaaa madem öyle, bitti o zaman bu iş!” diyoruz, şimdi o lafı o kadar kolay etmiyorsun. “kapı açık, arkanı dön ve çık!” şarkısını, o kadar kolay söylemiyorsun. o kadar kolay ajda pekkan olamıyorsun! “bunu yarın konuşalım” demeyi öğreniyorsun.

çünkü aslında sadece aşk değil, hayata ait dünyada çok az şey olduğunu anlıyorsun. bütün dünya, bir avuca sığacak kadar şeye indirgeniyor. gençken daha fani ve tali şeylerin peşinde oluyorsun. mesela laf oturtmaya bayılıyorsun, birinin ağzının payını vermek senin için bir güç göstergesi haline geliyor. bir yaştan sonra böyle şeylere tenezzül etmemeyi öğreniyorsun. yaşamı bir kendini oldurma, kamil olma süreci olarak görüyorsun. ben öyle görüyorum…”

Kaynak: ekşi sözlük

Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu.

egypt.2.large[1]

Günümüzde hamilelik testleriyle gebelik durumu belirlenirken, bebeğin cinsiyeti ise ultrason cihazıyla saptanabilmektedir. Eski Mısırda ise bu teknoloji olmadan bunlar zaten belirlenebilmekteydi. Ve bu bilgilere papirüsler sonucunda ulaşılmıştır.
Hamilelik Testi
Eski Mısır Medeniyetinde bir kadının gebe olup olmadığı bir uygulama ile anlaşılabiliyordu. Uygulamada bir adet arpa, bir adet de buğday dolu iki torba bulunuyordu. Hamilelik şüphesi bulunan kadın, her sabah idrarıyla bu iki torbayı ayrı ayrı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir kadın bulunur ve o da diğer arpa ve buğday dolu torbaları idrarıyla sularmış. Bu uygulamada hamilelik şüphesi taşıyan kadının idrarla sulamış olduğu torbalar, diğer kadının sulamış olduğu torbalardan daha önce çimlenirse, kadının hamile olduğu anlaşılıyormuş. Eğer her iki kadının idrarla sulamış olduğu torbalar aynı anda çimlenirse, ortada hamilelik gibi bir durumun olmadığı anlaşılırmış. Bu uygulamada hamile kadının arpa ve buğday torbalarının daha önce çimlenmesinin nedeni ise, hamile kadınların sabahki idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunmasıdır. Bu fazla hormon, daha önce çimlenmeyi sağlamaktadır.
Bebeğin Cinsiyeti
Bu medeniyette gebelik durumu anlaşıldığı gibi bebeğin cinsiyeti de anlaşılabiliyordu. Hamilelik testini belirlemede bir arpa ve bir de buğday dolu torbalar kullanılmaktaydı. İdrarla sulanan torbalardan buğday taneleri arpa tanelerinden daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin erkek, eğer arpa taneleri daha önce çimlenirse bebeğin cinsiyetinin kız olduğu anlaşılmaktaydı.
Bu uygulama 1933 yılında bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Prof. Julias Manger laboratuarda kutuların içine kurutma kağıtları yerleştirmiş ve bunların üzerine de buğday ve arpa taneleri koymuştur. Ardından bu taneleri hamile bir kadının idrarıyla sulayıp, Eski Mısırda uygulanan bu yöntemin doğruluğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”

LMP3CA06INJACA3SORANCAO8JXWKCATNGQ01CA2LRY6RCAE0UETFCARZMMYUCAMTPCZSCAKMG68LCA8G92X3CALJ0RUQCADO7PNKCAZLINJNCA5CBJRUCA51ONAACA73QM4VCA9PD[1]

 

Ne demiş şair “Kendi peşimi bile bıraktım.”
İyiyim desem yalan, kötüyüm desem daha da yalan. Mutluyum desem değil, mutsuzum desem hiç değil.. Kah şeker kız candy modunda gülücükler saçıyorum etrafıma, kah Tatar Ramazan gibi masaya vurup ” ben bu oyunu bozarım ülen !” diye terör estiriyorum.. Ya da bi şarkı çalıyor derinlerden dalıp gidiyorum uzaklara. Artık neyim, nasılım hiç bilmiyorum. İdare ediyorum diyelim.
Kimim, kim olamadım, kim olabilirdim.. Belkiler, keşkeler..
Hayat zaten belkilerden ibaret değil mi? Ölümün olduğu bi dünyada hiç bişey ciddi veya kesin değil aslında. İnsan düşünmeden edemiyor yine de “belki yıllar önce şurda olsaydım, şunu yapsaydım, şu fırsatı değerlendirseydim…… Ne olurdu? Ne değişirdi hayatımda, daha mı iyi, daha mı kötü olurdu herşey?” vs vs..
Şimdi şu adımı atsam, neleri getirir neleri götürür hayatımda diyorsun. Soruların ardı arkası kesilmiyor. Mühim olan “acaba neler bekliyor beni hayatta?” sorusunu keyif alarak sorabilmek.. Kendine rağmen, kendin için bişeyler yapabiliyorsan değişim yapıyorsundur. Cesaret gerek diyorum, halbuki ne var olmazsa baştan başlarsın dimi. Bu kadar karmaşık olmamalı..
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım?”
Ahmet Hamdi Tanpınar

❣ Dokuz Kehanet ❣

select[1]

💙1. TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR.
Yaşadığımız her deneyimin ve hayatta karşımıza çıkan her insanın bize bir mesajı vardır. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Rastlantı yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt vereceğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme kapasitemiz belirler. Yolumuza çıkan biriyle yaptığımız sohbet, o anki sorularımıza yanıt vermiyor görünebilir ama bu, yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez. Sadece, biz o mesajı alamamışızdır.
💙2. NEDEN YAŞADIĞINI CEVAPLA
İkinci bilgi, gerçeklerin ve kendinin farkındalığı üzerine kurulmuştur. Neden yaşıyorsun? Bunu sorgulamalısın.
💙3. EVRENDE TEK VE SAF BİR ENERJİ VARDIR.
Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Modern fizik, evreni, tek ve nötr bir enerji olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir. Yani, insanoğlunun yalvarmasına gerek olmaksızın, eğer gerekli istenci gösterirse ona yanıt veren bir enerji…
💙4. TÜM EVREN ENERJİDEN İBARETTİR VE ENERJİ GÖRÜLEBİLİR.
Ne var ki, hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu, senin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başla. Bunun için dikkatini çevreye yönelt. Nesnelerin ve insanların güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince, enerji alıyorsun; hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir.
Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da hala çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu durumdan sıyrılır ve tekrar eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için, hissettiklerimizi yeniden, yeniden tekrar etmeliyiz. Çünkü rastlantıları sağlayan bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.
💙5. İNSANLARIN, DİĞERLERİNİN DÜŞÜNCELERİNE HÜKMEDEREK ENERJİLERİNİ ÇALMA EĞİLİMLERİ VARDIR.
Enerjimizin kesildiğini hissettiğimiz zaman, hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin bize doğru akışını sağlamak için dramalar yaratırız. Şayet kendimize dikkatle bakıp, enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.
💚MESAFELİ DRAMA: Esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanır, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söyler ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, kendisine ilgi göstermesini ümit eder. Birisini bu dramanın içine çekince de, açık davranmaz ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorlar. Onlar bu kişinin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasiyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini ona yollarlar. NE DENLİ ESRARENGİZ DAVRANIP, NE DENLİ İLGİLERİNİ ÇEKERSE, O KADAR ENERJİ ÇALAR.
💚SORGULAYICI DRAMA: Sorularıyla insanları eşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirir. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirse, diğerleri, sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hisseder ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, onun düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu, bu saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.
💚KORKUTUCU DRAMA: Şayet biri sözle, fizik gücüyle ya da statüsüyle başkaları üzerinde tehdit yaratıyorsa, diğerleri başlarına kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona ilgi gösterip enerjilerini verirler.
💚ACINDIRICI DRAMA: Birisi, başına gelenlerden diğerlerinin sorumlu olduğunu açıkça olmasa da vurgular ve ona yardım edilmediği takdirde kötülüklerin başına gelmeye devam edecegini söylerse, sağladığı ilgiyle enerji çeker.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, dramaların, karşı dramaları yarattığıdır. Örneğin mesafeli drama uygulayan bir kişi, karşısında sorgucu drama oynayan kişiyi yaratır.
💙6. GEÇMİŞİ BERRAKLAŞTIR, ÇOCUKLUĞUNUN DRAMALARINI TEKRAR ETME!
Geçmişi berraklaştırmak, çocukluğumuzda öğrendiğimiz bu dramaları kontrol etmekle başlar. Dramaların farkıda ol. Bunlardan bir kez kurtulduğnda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Doğru enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı eydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir.
💙7. AKLINA ANİDEN GELEN DÜŞÜNCELERE DİKKAT ET!
Ani düşünceler, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelirler. O zaman, NEDEN? diye sormalıyız. Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince, her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelirse, 7. bilgi, “korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz” der. Eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, yine de bunları ciddiye almak gereklidir. Örneğin, aklına aniden araba kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni arabayla bir yere götürmeyi teklif ederse, reddetmelisin.
💙8. DİĞERLERİYLE KURDUĞUN İLİŞKİLERDE ENERJİNİ DOĞRU KULLAN!
Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor. Özellikle çocukların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğunu ve bu durumun onlarda kontrol dramaları yarattığını söylüyor.
💗AŞK İLİŞKİLERİ ENERJİ EMİCİLERE DÖNÜŞMESİN!
Aşık olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler.
Oysa, iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışır ve çocukluk dramalarının içine düşerler. Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüsür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir. Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. KARŞIT CİNSTEN BİRİNE BAĞIMLI OLMAMIZIN NEDENİ, KARŞIT CİNSİN ENERJİSİNİ ELDE ETMEK İSTEMEMİZDİR.
💗ÖNCE TEK BAŞINA OLMAYI ÖĞREN! İçimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin, hem erkek hem de dişi yönü vardır. Ama bu bütünleşme zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril ya da dişil enerjimizin artması için, bir başka insan ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz. Bu zaman alır ve ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece, bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda, bu tür bir ilişki bizim bireysel gelişimimizi engellemez. Bu tür ilişkilerde bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü bu insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Bir aşk deneyime ilk başlarken, ilişkinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalı, onu içine almalısın. Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana kendiliğinden bir şekilde ulaşır.
💙9. ENERJİ DÜZEYİNİ ARTTIR!
Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısacası, ruhumuzu arındırıp hafifleriz. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiç kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı, aynı oranda enerjiyi senin içine çeker.
(Kitap kaynağı: Dokuz Kehanet, James Redfield)

ON GÜZEL SÖZ:

1[1]
1. Dünyanın en #korkunç yeri, sizin zihninizdir.
2. “#Etki” ol, “#tepki” değil!
“#Ses” ol, “#yankı” değil!
3. Bedenine iyi bak! Zira ömrünün sonuna değin yaşamını sürdüreceğin #yegane yer orası…
4. Diğer kişilerin davranışlarının #içsel huzurunu bozmasına izin verme!
5. “Başkalarının yerinde olmayı arzulamak”, kendini görmezlikten gelmek demektir…
6. Senin değerini diğer kişilerin sana davranışları belirlemez.
7. Bir kişi bir #hata yaptı diye onun bütün iyiliklerini unutma!
8. “#Kahraman olmak” kendine inanmaktır… diğerleri sana inanmadığı halde.
9. Geçmişte yaşayan kişiler, kendi geleceklerini sınırlandırırlar.
10. Hiç birimiz bu dünyaya #kazanan ya da #kaybeden olarak gelmedik, “#seçen” olarak geldik…
Sripad Ramaray

Hayat size surat asıyorsa siz ona dil çıkarın…

cemşen[1]

 

Doğum ızdıraptır, yaşlanmak ızdıraptır, ölüm ızdıraptır; üzüntü, keder, acı, huzursuzluk ve umutsuzluk ızdıraptır; sevmediğinden kurtulamamak, sevdiğinden ayrılmak ızdıraptır; istediğine ulaşamamak ızdıraptır. Kısacası bedene, hislere, algılara, zihine ve bilince tutunmak ızdıraptır.
– Buda
Öte yandan ızdırap her zaman aranılan kurtuluşun anahtarıdır. Izdırap eğer umutsuzluğa dönerse kişiyi karanlık bir varoluşa sürükler; eğer ağırbaşlı yaşanırsa bilgeliğe ulaştırır.
O halde her şerde bir hayır vardır 🙂 Neşenizi asla yitirmeyin. Kendinizle ve durumla dalga geçin. Kişiyi yaşadığı olaylar değil hissettiği keder ve kasvet yener. Hayat size surat asıyorsa siz ona dil çıkarın ve ardından kahkahalarla gülüp yolunuza devam edin 🙂
Ben inzivama döneyim.
İyi uykular!

Cem Şen