Hâlâ Onu mu Düşünüyorsunuz? Bir İnsanı Kafanızdan Atmak İçin Kullanabileceğiniz 12 Yöntem

 

Bir insanla yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı, yapılanları ve söylenenleri unutamamak zaman zaman hepimizin başına gelir. Belki biz onları üzmüşüzdür ve suçluluk duyuyoruzdur, belki de onlar bize karşı zâlimce davranmışlardır ve yaralarımızı sarmakta güçlük çekiyoruzdur. 5 gün geçer, 5 hafta geçer, 5 ay geçer ve unutmayı bekleriz, ama nâfile…

1. Kafanızda dönüp duran düşünceleri daha az dile dökün.

Kafanızda dönüp duran düşünceleri daha az dile dökün.

 

Yaşanmış şeyleri tekrar tekrar dile getirmeyin. Her ne kadar çevrenizde size destek olmaya hazır insanlar bulunsa ve hikayenizi dinlediklerinde size hak verseler de, bunun size dönüşü her zaman daha fazla düşünce olacaktır. Bu yüzden sakin olun ve düşüncelerinizin yatışmasını izleyin.

2. Hayatın getireceklerine açık olun ve bekleyin.

Hayatın getireceklerine açık olun ve bekleyin.

 

Bazen yaşananları sindiremez ve o insanla durmadan hesaplaşmaya ve konuşarak yaşananları değiştirmeye çalışırız. Ancak bunu yapmak hiçbir zaman işleri kolaylaştırmaz ve hatta düşünecek daha fazla şey yaratacağı için bizlere zarar verir. Fevri davranmak yerine açık olmak ve beklemek en iyisidir.

3. Suçlama oyununa girmeyin.

Suçlama oyununa girmeyin.

 

Yaşanmış ve bitmiş olayları devamlı düşünmek ve suçlunun kim olduğunu bulmaya çalışmak genellikle vaktinizi ve enerjinizi çalmaktan başka bir işe yaramaz. Suçladığınız karşınızdaki insan da olsa, kendiniz de olsanız olanlar olmuştur, olması gerektiği şekilde olmuştur ve başka türlü olması da mümkün değildir. Suçlu hiçbir zaman tek taraf değildir ve öyle olsa bile bunu bilmek hiçbir şeyi değiştirmez.

4. Başka insanların doğrularıyla kafanızı bulandırmayın.

Başka insanların doğrularıyla kafanızı bulandırmayın.

 

Herkes birbirinden farklıdır, herkesin olaylara bakışı bireysel ve koşulludur ve bu yüzden insanların fikirleri size hiçbir zaman objektif doğruyu vermez. Farklı insanların söylediklerini ölçüp tartmak yerine kendi doğrularınıza tutunun olmadığınız biri gibi düşünmeye çalışmayın.

5. Reçetenizi dışarıda aramayın.

Reçetenizi dışarıda aramayın.

 

Tamam, olanlar oldu, yaşananlar yaşandı, o onu dedi, bu bunu yaptı… Peki sizi şu anda rahatsız eden şeyler gerçekten de bunlar mı? Aslında sizi rahatsız eden kendi duygu ve düşünceleriniz. Dış dünyada ne yaşanmış olursa olsun, siz şu anda kendi öfkenizin, pişmanlığınızın, hayal kırıklığınızın kurbanı oluyorsunuz. Bu duyguların hepsi size ait, o yüzden çözümü dışarıda aramayın.

6. Öfke hayatınızı tüketir.

Öfke hayatınızı tüketir.

 

Öfke oldukça zararlı bir duygudur: İnsanın doğru düşünmesine, doğru kararlar almasına, yaratıcılığına ve iç huzuruna darbe vurarak geleceğinizi de kirletir. Öfkeliyken doğru karar veremez ve istediğiniz hayatı yaşayamazsınız. Bu hissi içinizden silmeniz gerekiyor.

7. O insanın ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini anlamaya çalışmayın.

Boş verin! Gerçekten… Eğer karşınızdaki insan sizin nasıl düşündüğünüzü ve hissettiğinizi anlamaya çalışmış olsaydı bunlar yaşanır mıydı? Onlar empati yapmak için çok uğraşmadı ve büyük ihtimalle kafalarındaki tek suçlu sizsiniz. Yapacak bir şey yok…

8. Sizin düşünceleriniz evrensel doğrular değil.

Sizin düşünceleriniz evrensel doğrular değil.

 

Bu hataya düşmeyin; düşündüğünüz her şeye inanmayın. Biz de düşünce ve duyguları pek çok değişken tarafından belirlenen ve hayata küçük bir pencereden bakan insanlarız. Yaşadığımız duygu ve düşünceler son derece gerçek olabilir ancak bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.

9. Kendiniz için bile bile daha fazla acı yaratmayın.

Kendiniz için bile bile daha fazla acı yaratmayın.

 

Bazen farkında dahi olmadan bu hataya düşeriz. Acı çekmeyi bırakmak sanki o insanı unutmak, hayatımızda hiç var olmamış gibi davranmak demektir ve bu yüzden kendi acımızdan beslenmeye başlamışızdır. Kendinize bilinçli olarak daha fazla acı yaratıp yaratmadığınızı düşünün ve durumun böyle olduğunu fark ettiğinizde hayatınıza dair esas konulara eğilin.

10. Düşüncelerinizi durdurmaya çalışmayın.

Düşüncelerinizi durdurmaya çalışmayın.

zaman içinde değişmeyen hiçbir şey yoktur. Kendi istedikleri gibi akmalarına ve yok olmalarına izin verin…

11. Enerjinizi başka bir şeye yönlendirmek sizin elinizde.

Enerjinizi başka bir şeye yönlendirmek sizin elinizde.

Hepimizin hayatta bir takım hedefleri var ve biz bunları düşünce ve duygularımızın normale döneceği ileri zamanlara erteliyoruz. Ancak bu yaparken fark etmediğimiz şey şu: Düşünce pasif bir eylem gibi görünse de aslında çok büyük enerji tüketicisidir. İnanmıyorsanız düşünmeye ayırdığınız vakti hedefleriniz uğrunda harcamaya başlayın ve zihninizin sizi onca zaman nasıl tükettiğini anlayın.

12. Ve her şeyden önemlisi affedin.

Ve her şeyden önemlisi affedin.

 

Yalnızca karşınızdakini değil, yaşananları da affedin, kendinizi de affedin ve tüm dünyayı da affedin. Takıntılı düşüncelerin ardında her zaman affedemediğimiz birileri ya da bir şeyler vardır ve takıntımızdan daha kısa zamanda kurtulmamızın yolu tüm bunları affetmektir. Bir an için kendi kendinize “Affediyorum!” deyin ve zihninize hemen o anda gelen rahatlamayı hissedin. Çünkü affetmek huzur yaratır…
Kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MESELA diyorum;Bu gece bir DELİLİK yapsam..!

mutluluk_6751

 

MESELA diyorum;
Bu gece bir DELİLİK yapsam..!
Bıraksam MUTFAKTA biriken bulaşıkları,
Çeksem arkamdan kapıyı,
KADIN başıma gitsem bir meyhaneyi dağıtsam..!
FONDA bir masa, Arkada Sezen’in şarkıları çalsa;
Ben AĞLASAM… Şişenin dibine dibine vursam..!
MESELA diyorum; Sokaklardan bütün ERKEKLERİ kovsam, …
Bu gecelik evlerinde otursalar..
Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
Kimse DOKUNMASA bana,
Bir sandalda sabahlasam…!
Alabildiğince KADIN, Alabildiğince ÖZGÜR olsam.
Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam;
Şehre isyanımı haykırsam.
Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın ANASI…!
MESELA diyorum; Bu gecede ben BABASINI satsam..!
M E S E L A !!!!!!!!!!!!!….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor.. Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz

14991805_10209518346929489_1526161421407479287_n1

 

“Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim.
Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim..
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı
akşam yemeğine davet ederdim..
Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım..
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım..
Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla “Önce git ellerini yüzünü yıka” demezdim.. Onlara daha çok “seni seviyorum”,
ondan da daha çok “özür dilerim” derdim..
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey;
her dakikasını değerlendirmek olurdu..
Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme..
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar
ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi..
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için
şükredin.. Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor..
Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz.
Emma Bombeck

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Eskiden küçücük şeyler mutlu ederdi bizleri… Şimdi kocaman şeylerden bile mutlu olamıyoruz sanki… Ne yazık…

15109541_282675215461900_3202532446018384999_n1
Bir radyomuz vardı evimizin başköşesinde. Sanki tahtında oturan bir kraliçe… Ne söylerse ağzına bakardık, dinlerdik. Yeri gelir güler, yeri gelir ağlardık onunla…
Rahmetli ağabeyimde alafranga müzik dinleme merakı vardı. Açardı sonuna kadar. Babam rahmetli, alaturka müptelâsı… İki kuşak arasındaki savaşta, olan o güzel radyomuza olurdu. Biri kapatırken ağzını, öbürü kulağını bükerdi. Zavallı tıkanırdı üzüntüden. Sesi kısılırdı, parazit yapardı. O zaman da tokatlar patlardı soldan sağdan…
Odanın köşesinde mıhlanmış bir raf üzerinden seyrederdi bizleri gülerek… Dantel örtüsü başında, evin büyük hanımı gibiydi. Susmasını da bilirdi, şarkı söylemesini de… Bilgi dağarcığı öyle zengindi ki, şaşardık. Hülyalara dalardık şarkılarıyla… Ya da toplardı aileyi radyo tiyatrosuyla. Çıt yok! Koca aile; altı kız, iki delikanlı. Kızlar seslenirdi piyes başlarken birbirlerine. Bense elimde kalem, yeni çıkan şarkıların sözlerini, acele acele kâğıtlara yazmak için çırpınırdım.”İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm”. Bazen de can kulağıyla dinlediğimiz ”Çocuk Saati.” Ne güzel günlerdi onlar…
Radyo tiyatrosuna dalan annem; kız kardeşimin kurusun diye kuzineye koyduğu ayakkabılarını kavurmuştu. Patlamış mısır gibi kıvrılmışlardı, hiç unutmam.
Bahçemizde bir tulumbamız vardı. Çektikçe gürül gürül sular akardı ağzından. Uzun saçlı, kocaman ağızlı bir kadına benzetirdim. Tulumbanın havuzunu buz gibi suyuyla doldurur, karpuzlarımızı soğuturduk. Bahçede hemen hemen her çeşit meyve ağacımız vardı. O altın renginde, bal gibi şekerpâre kayısılar, dumanlı mor erikler, kirazlar, dutlar…. Ne kadar güzeldi onları dalından toplamak, dalından yemek… O günler, o bahçeler, o dostlar ne büyük bir nimetmişler meğer…
Bahçemizin ön tarafında asmanın altına bir somya koymuştu annem. Komşularla o sıcak yaz günlerinde karpuz kavun yerken, ya da demli çaylarını yudumlarken, yeni çıkan şarkıları çalardı babam uduyla. Kızlar, kadınlar neşeyle ve ilgiyle dinlerler, istekte bulunurlardı. Annem de babama eşlik eder, o tatlı sesiyle şarkıları usul usul mırıldanırdı. Hâfızamda kalan unutulmaz karelerdendir onlar… Çocuklar parmaklığa dayanır dinlerler, kızlar misafirlere hizmet ederlerdi. Unutulmaz güzellikte komşuluk ilişkileri vardı. Herkes hısım akraba gibiydi adetâ. Eskişehir’in ‘Seylâp Evleri’ de diye anılan ‘Bahçelievler’de idi evimiz. Kedimiz Tekir, her zaman somyanın güneşli bir yerine, babamın yanına kurulur, o gürültüde mışıl mışıl uyurdu. Kapımızı da, bizi her zaman okula kadar götüren sokağımızın köpeği beklerdi. Ona olan sevgimizi bilir, annemin hazırladığı yemeklerini yavruları ile paylaşırdı. Kapıdan hoşlanmadığı biri geçse, hele de pejmürde ise hali, Çomar ve yavruları koro halinde havlarlar, geçirtmezlerdi. Ne zaman koşup okşamaya başlarız, geçen adam da rahat bir nefes alırdı.
Bazen o çardak altındaki somyanın gölgeli olduğu zamanlarda, biz genç kızlar, nakışlarımızı alır otururduk. Yine radyomuz başköşeden bize şarkılar söyler, biz de niyet tutardık, bu şarkı benim olsun, diyerek…
Herkes büyüklerini sever ve sayardı. Kim ne pişirirse, tabaklar komşu evlere gidip gelirdi. Ah o eski komşular… Güler yüzlü, nüktedan, şakacı ve yardımsever insanlar… O uzun kış gecelerinde yaptıkları taklitlerle, anlattıkları hikâyeler ve hatıralarla ağızlarına baktıran güzel insanlar… Sobanın üstünde pişen kestaneleri paylaştıran anneler… Bir köşede uslu uslu oturan, büyükler yanında çekingen, akranları yanında son derece neşe taşan kardeşlerim, arkadaşlarım… Kim bilir nerelerdesiniz?
Sesleriniz, gülücükleriniz, sıcak nefesleriniz nerededirler acaba şimdi? Sizler, ne kadar yeri doldurulmaz insanlarmışsınız meğer…
O güzel radyomuz… Evimizin büyük hanımı… Can dostumuz. Hayatla bağımız. Yurttan sesler…
Babamın hepimizi sus pus oturttuğu ”Yassıada günleri.” Salim Başol’un sesi halâ kulağımda: ”Müdâfiler hâzır. Açık olarak duruşmaya devam olundu.” Hepsi, her şey, radyolar gibi ortadan kaybolsa da, hafızalarımıza nakşetmiş, özler dururuz, ara ara… O hayâl olmuş odalarda çınlayan kaybolan sesler… Unutulmaz şarkılar, türküler… Hayâl anlar… Rahmetli ablam Süheylâ’nın yeni yeni öğrendiği kemanı çalarken titreyen sesi: ‘Hâlâ kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar…’ Ve benden umulmayan bir şarkıyla sesimi dinleyen ağabeyimin şaşkın bakışı: ‘Bir pür cefâ hoş dilberdir, müptelâyım haylidendir…’ Babamın saçlarımı okşayan o güzel, sıcak elleri… Kucağımda annemin bezden yapıp, kaş göz işlediği bebeğim Aynur…
Annemin yanağıma kondurduğu öpücük… İp atladığımız taşlık… Komşu bahçelerde, bizim bahçemizde, bizim için açan renk renk çiçekler…
Eskiden küçücük şeyler mutlu ederdi bizleri… Şimdi kocaman şeylerden bile mutlu olamıyoruz sanki… Ne yazık…
Hâlenur Kor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlkokul Mezunu, Ödüllü Yönetmen, Eğitmen Anne Ümmiye Koçak’ın İnanılmaz Hikayesi –

İlkokul mezunu bir kadın düşünün, ilk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin Ana adlı eseri olsun, çektiği ilk uzun metraj film ile de New York’ta ödül alsın…

Ümmiye Koçak, Mersin’de yaşayan 58 yaşında bir kadın. Onu diğer kadınlardan ayıran şeyse taşıdığı Afife Jale ruhu.

Ümmiye Koçak, Mersin'de yaşayan 58 yaşında bir kadın. Onu diğer kadınlardan ayıran şeyse taşıdığı Afife Jale ruhu.

 

1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gidememiş. Ancak bu onun şevkini kırmayı başaramamış.

Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirmeye karar vermiş. İlk okuduğu kitapsa Maksim Gorki’nin “Ana” adlı kitabı olmuş.

Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirmeye karar vermiş. İlk okuduğu kitapsa Maksim Gorki'nin “Ana” adlı kitabı olmuş.

 

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy adlı köyüne taşınan Ümmiye Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurmuş. Burada halen eğitmen anne olarak canla başla çalışıyor…

Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

 

Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu olmuş. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşımış. Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

Ümmiye Koçak, bu kadarla da kalmamış, “kadının kadına olan şiddeti”ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış.

Ümmiye Koçak, bu kadarla da kalmamış, "kadının kadına olan şiddeti"ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış.

Kadının kadına olan şiddetini konu alan Yün Bebek adlı uzun metraj filmi hem yazmış hem yönetmiş. Ancak bu filmi çekebilmek için çok büyük zahmetlere katlanmış.

Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar “Yün Bebek” için kullanmış.

Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar "Yün Bebek" için kullanmış.

 

49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filme Mersin Sinema Derneği, Toroslar Belediyesi, Mersin Valiliği, Mersin Ticaret Borsası ve Akdeniz Belediyesi sponsor olmuş.

Tüm bu zahmetler ona New York’tan “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getirmiş!

Tüm bu zahmetler ona New York'tan “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getirmiş!

 

Ümmiye Koçak, “Yün Bebek” filmi ile New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazanmış.

“Bu ödülü Amerika’da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik.”

"Bu ödülü Amerika'da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik."

Ödülünü almaya Amerika’ya maddi yetersizliklerden dolayı gidememiş. Sonrasıda, ödülü kendisine filmin ikinci yönetmeni olan Yasin Korkmaz takdim etmiş. Tüm ekibin moral bulunduğunu anlatırken yaşadığı mutluluğu dile getiren Ümmiye Koçak, Yörük kadınlarının hikayesinin Amerika’daki bir festivalde ödüle değer bulunmasının önemli olduğunu söylüyor.

Arslanköylü Yörük Kadınlar olarak, Türkiye’deki kadınların sorunlarına dikkat çekmeye çalıştıklarını belirten Koçak, çabalarının ödülle sonuçlanmasını “Demek ki doğru yoldaymışız” diyerek açıklıyor.

“Afife Jale’nin Ruhunu Taşıyan Kadın” ünvanını da tabi ki Ümmiye Koçak almış!

"Afife Jale'nin Ruhunu Taşıyan Kadın" ünvanını da tabi ki Ümmiye Koçak almış!

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişmeye katkıda bulunan “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlatan, “Fark Yaratanlar” programında “Ümmiye Koçak” kendine çok yakışan bir ünvan sahibi olmuş. “Afife Jale’nin Ruhunu Taşıyan Kadın” ünvanını alan Koçak, “Afife Jale hayalim. Birçok yerde, birçok yaptığı işle kendimi yıllardır hep özleştirmiştim,” açıklamasında bulunmuş.

Ümmiye Koçak, insanın kendini kendini geliştirerek ne noktaya getirebileceğinin canlı bir örneği.

Ümmiye Koçak, insanın kendini kendini geliştirerek ne noktaya getirebileceğinin canlı bir örneği.

 

34 yıllık evli ve 2 çocuk annesi olan 58 yaşındaki Ümmiye Koçak, bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı, kurduğu tiyatro topluluğu ile 500’ü aşkın kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanından 30 bini aşkın insan izledi. Aldığı ödüller ve kurduğu topluluktaki tüm kadınların başarıları onun azminin ve taşıdığı o eşsiz ruhun bir kanıtı.
kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgilisi Aynı Zamanda En Yakın Arkadaşı Olanların Anlayacağı 13 Güzel His

Aşk sadece öpüşüp koklaşmak ve gözlerden çıkan kalpler, midede uçuşan kelebekler değildir. Aşkın en güzel hali, birlikte bir hayata ortak olup, birbirinizin dostu olabildiğiniz andır. Ne mutlu böyle bir aşk yaşayabilen şanslı insanlara!

1. Şen çocuklar gibi, her anınız neşe ve kahkahalarla doludur.

Şen çocuklar gibi, her anınız neşe ve kahkahalarla doludur.

İnsanlar sizdeki bu bitmek bilmeyen mutluluğa anlam veremese de, onların düşüncelerinin sizin için bir anlamı yoktur çünkü mutluluk yanı başınızdadır.

2. Aranızdaki uyum ve enerji, çok uzaktan bile fark edilir.

Aranızdaki uyum ve enerji, çok uzaktan bile fark edilir.

3. Her yeni güne onunla başlamak, sizi tekrar tekrar hayata bağlar.

Her yeni güne onunla başlamak, sizi tekrar tekrar hayata bağlar.

Varsın problemler, dertler üst üste gelsin. Yıkamayacağınız şey yok!

4. Birlikteyken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.

Birlikteyken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.

Saatler sürecek bir elektrik kesintisi, iş arkadaşlarıyla çıkılan sıkıcı bir yemek… O yanınızdaysa zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz bile. Her anınızı güzelleştirir.

5. Birbirinize karşı her zaman dürüst olursunuz.

Birbirinize karşı her zaman dürüst olursunuz.

Sizin ilişkinizde yalana, sırlara yer yoktur. Birlikte paylaştığınız bu hayata hiçbir şeyin gölge düşürmesine izin vermezsiniz.

6. Onun yanında kendiniz olabilirsiniz.

Onun yanında kendiniz olabilirsiniz.

Rol yapmaya, kasılmaya ihtiyacınız yoktur. Sizin her halinizi seven, her şeyinizle sizi kabul eden harika bir insanla birliktesinizdir.

7. Sadece bakışarak bile anlaşabilirsiniz.

Sadece bakışarak bile anlaşabilirsiniz.

Bir bakışınızla, bir mimiğinizle ne demek istediğinizi anlar. Kelimelere ihtiyacınız kalmamıştır artık. Küçük güzel dünyanızda, anlaşmak için ekstra hiçbir şeye gerek yoktur.

8. Anlamsız triplerin, uzayan kavgaların sizin ilişkinizde yeri yoktur.

Anlamsız triplerin, uzayan kavgaların sizin ilişkinizde yeri yoktur.

Hayat kavga etmek için çok kısa. Siz de bunu bildiğiniz için, hiçbir tartışmayı uzatmaz ve daima çözüm yoluna gidersiniz. Böylece huzurunuz hiç bozulmaz.

9. Her konuda birbirinizi desteklersiniz.

Her konuda birbirinizi desteklersiniz.

Başarınızı da daima birlikte kurarsınız. Hayata dair her kararda, birbirinizin en büyük destekçisi olursunuz.

10. Ufak problemler sizi yıkamaz.

Ufak problemler sizi yıkamaz.

Öyle en küçük sorunda yıkılacak, pes edecek insanlar değilsinizdir. Biriniz yıkılsa da diğeri hemen elinden tutup, mücadeleye davet eder.

11. Birbirinize olan merhametiniz asla bitmez.

Birbirinize olan merhametiniz asla bitmez.

Hasta olduğunuzda sabaha kadar başınızda bekleyen de odur; en sevdiğiniz meyveyi bıçağın ucuna takıp uzatan da…

12. Ruh eşi kavramının, kanlı canlı halisinizdir.

Ruh eşi kavramının, kanlı canlı halisinizdir.

Birbiri için yaratılan insanlar yalnızca filmlerde olmaz. Bunu varlığınızla herkese kanıtlarsınız.

13. En zor günde de, en mutlu günde de, daima yan yana ve omuz omuza olursunuz.

En zor günde de, en mutlu günde de, daima yan yana ve omuz omuza olursunuz.

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Kız Kardeşlerin Ablalarından Öğrendikleri 20 Hayat Dersi

 

1. Saçlarını yapmayı herkesten önce onu izleyerek öğrenirsin.

Saçlarını yapmayı herkesten önce onu izleyerek öğrenirsin.

2. Hobi konusunda onun yaptıklarının takipçisi olursun.

Hobi konusunda onun yaptıklarının takipçisi olursun.

3. Kuralları nasıl kıracağını ve yaptıklarını nasıl saklayacağını ondan görürsün.

Kuralları nasıl kıracağını ve yaptıklarını nasıl saklayacağını ondan görürsün.

4. Birisinin yanında en havalı nasıl davranılır ondan öğrenirsin.

Birisinin yanında en havalı nasıl davranılır ondan öğrenirsin.

5. Topuklu ayakkabılarla ilk onun sayesinde tanışırsın.

Topuklu ayakkabılarla ilk onun sayesinde tanışırsın.

6. Sütyen takmaya başladığında sana en iyi yol gösteren kişi odur.

Sütyen takmaya başladığında sana en iyi yol gösteren kişi odur.7. Anne babanın gıcık soruları ile başa çıkmayı onu izleyerek öğrenirsin.

Anne babanın gıcık soruları ile başa çıkmayı onu izleyerek öğrenirsin.

8. Düşüncelerini anne babana kabul ettirmeyi de o sana öğretir.

Düşüncelerini anne babana kabul ettirmeyi de o sana öğretir.

9. Bir eşyan kayıpsa kesinlikle sorumlusunun o olduğunu sana acı tecrübelerle öğretir.

Bir eşyan kayıpsa kesinlikle sorumlusunun o olduğunu sana acı tecrübelerle öğretir.

10. Farklılıkların insanları daha çok yakınlaştırdığını onunla olan farklılıkların sayesinde öğrenirsin.

Farklılıkların insanları daha çok yakınlaştırdığını onunla olan farklılıkların sayesinde öğrenirsin.

11. Beraberken başaramayacağınız hiçbir şey olmadığını öğrenirsin.

Beraberken başaramayacağınız hiçbir şey olmadığını öğrenirsin.

12. Sıkıcı akraba ziyaretlerini eğlenceli hale getirmeyi o varken keşfedersin.

Sıkıcı akraba ziyaretlerini eğlenceli hale getirmeyi o varken keşfedersin.13. Ablanın arkadaşları sayesinde büyük kızların yaşadıklarına hazırlanarak büyürsün.
Ablanın arkadaşları sayesinde büyük kızların yaşadıklarına hazırlanarak büyürsün.

14. Ailenin yanında eğlenebileceğini onunla zaman geçirdikçe anlarsın.

Ailenin yanında eğlenebileceğini onunla zaman geçirdikçe anlarsın.

15. Onun sayesinde kendine güveni olan bir birey olarak büyürsün.

Onun sayesinde kendine güveni olan bir birey olarak büyürsün.

16. Onun üzgün olduğu anlarda üzüntü ile başa çıkmayı zamanla her şeyin düzeleceğini öğrenirsin.

Onun üzgün olduğu anlarda üzüntü ile başa çıkmayı zamanla her şeyin düzeleceğini öğrenirsin.

17. İlişkiler hakkında her gün fikrinin değişebileceğini onun değişen fikirlerinden öğrenirsin.

İlişkiler hakkında her gün fikrinin değişebileceğini onun değişen fikirlerinden öğrenirsin.

18. Ağladığın zaman ablanın hep yanında olacağını desteği ile öğrenirsin.

Ağladığın zaman ablanın hep yanında olacağını desteği ile öğrenirsin.

19. Erkekler yüzünden bazen çok üzüleceğini bazı zamanlar ise onlar sayesinde çok mutlu olacağını onun ilişkilerinden gözlemlersin.

Erkekler yüzünden bazen çok üzüleceğini bazı zamanlar ise onlar sayesinde çok mutlu olacağını onun ilişkilerinden gözlemlersin.

20. Hayatın düşe kalka öğrenildiğini ve her günün peri masalı gibi olmadığını onun tecrübelerini izleyerek öğrenirsin.

Kaynak listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüzyılın En Büyük Dolunayında Yapılacak Ritüeller…

x01265c11b6cb9a01f0bf6816d5d72446c_c3ca008a2722170fe7ed8357c498363e_1-jpg-pagespeed-ic-tzbq1cozvd1

  1. Ritüel: Bugün saat 15.00-16.00 arası bir kaç bozuk parayı bahçemizin duvar kenarına gömüyoruz. Gömerken, toprak benim tohumlarımı kabul et, filiz çıkarsınlar. Benim tüm ihtiyaçlarımı karşılasınlar. Hızlı büyüsünler ve cüzdanıma dolsunlar. Niyetim olsun inşallah.
  2. Ritüel: Temiz bir fincanın içine 41 defa dileğimizi söylüyoruz. Fal kapar gibi kapatıyoruz. Üzerine bir kesme şeker koyup sabaha kadar cam kenarında bekletiyoruz. Sabah şekeri fincana atıp biraz su ekleyerek içiyoruz. Tüm dilekleriniz gerçek olsun inş.
  3. Ritüel:  Dolunay bitişleri temsil ettiği için hayatınızdan çıkmasını istediğiniz her şeyi kağıda yazıp yakıp tuvalete külünü döküp sifonu çekin.
  4. Ritüel: Bugüne kadar tutunduğum, bırakamadığım, bırakmaktan korktuğum, tüm yaşamlar boyunca üstünde taşıdığım yükleri, sıkıntıları, korkuları, duyguları, düşünceleri, yeminleri, aldatılma korkusunu bu yüzyılın en büyük dolunayının etkisiyle bırakmayı seçiyorum. Açığa çıkan ne varsa poc ve podluyo musunuz…Songul ve Zeynepten alıntıdır
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Huzur duymaya başlar kendisiyle dertleşmekten insan kırkından sonra…

1019321_6de30fdb954495cacf32fcad1f3b9205_600x6001

 

Platon’a sormuşlar;
-İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir?
Yanıt vermiş büyük filozof:
– Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler… Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
***
“Gençlik” her zaman özlenen yaşam dilimidir insanın hayatında…
Gençlik yıllarına özenmeyen, “ah yine genç olabilsem” demeyen var mıdır?
Belki gençliğin sunduğu verdiği imtiyazları kaybetmemek arzusuyla…
Delikanlılığa özgü sorumsuzluğa duyulan özlemle belki…
Belki sadece zinde ve güçlü bir bedene sahip olmanın garantisini hissetmek için…
Hataların daha kolay tolore edileceği bilindiğinden belki de…
***
Ben farklı düşünenlerdenim…
“Hangi yaşı yeniden yaşamak istersin?” diye sorsalar, bir an bile tereddüt etmeden “40” derim…
Hayatın baharıdır bence 40’lı yaşlar.
Evet, baharın ta kendisidir aslında…
Ne yazın kavurucu sıcağı, ne kışın donduran soğuğu; limonata tadındadır 40’lı yaşlar.
Engin Noyan şöyle der bir şarkısında “Hayat kırkında başlar, inanın bana dostlar. İnsan kırkından sonra gerçekten yaşar.”
Ne kadar doğru.
Aynen katılıyorum Engin Noyan’ın bu düşüncesine…
***
Bir konferansımda izleyicilere sormuştum…
Paranın satın alamadığı yegâne şey nedir?
Sağlık diyenler oldu…
Mutluluk diyenler…
Tüm yanıtlar kendi içinde hem doğru hem yanlıştı; ya da eksikti..
Tamam, belki para bu kavramları direkt sunmaz size…
Para sağlık getirmez belki ama paranız varsa gidersiniz tıp biliminin en ileri olduğu ülkelerde tedavi görürsünüz, iyileşme veya hayatta kalma olasılığınızı arttırırsınız…
Para mutlu da etmez belki…
Ama paranız çoksa, çalışmak zorunda kalmazsınız; bir ülkeden diğerine dünyayı gezersiniz, sıkılmaya, hatta mutlu mu mutsuz mu olduğunuzu dahi sorgulamaya vaktiniz kalmaz…
Paranın satın alamadığı yegâne şey “deneyim”dir bence…
Deneyim ancak yenilen kazıkların, çekilen acıların, yaşanan hayal kırıklıkların, yapılan hataların göğsünüze taktığı bir madalyadır…
Deneyim “..miş gibi görünenlerin” direkt gerçeğiyle, kendisiyle yüzleştirir insanı.
Hayattaki gerçek, kalıcı mutluluk da deneyimin sonucudur aslında…
***
Gençken prizmanın sadece bir yüzünü, görmek istediği, işine gelen yüzünü görür insan…
Ama gelin görün insan prizmanın tüm yüzeylerini keşfettikten sonra bir fikir sahibi olabilir bütüne dair.
Bütünle yüzleşmeden illüzyonların peşine takılır, hatalar yapar…
Yedi renk vardır gökkuşağında…
Gençken sadece bize hoş görünen renkleri algılarız, böylesi gelir işimize.
Ama yedi rengi de görmeden mümkün müdür insanın gökkuşağını gördüğünü iddia etmesi.
Yedi rengin karışımını yani beyazı algılamak her rengi görmek, yaşamak ve hazmetmekle mümkündür…
Duyguların da hayatın da hakkını veren “deneyimdir” aslında.
Gençken hep biraz eksiktir bu yüzden yaşananlar…
***
40’lı yaşlarda hayatın sorgusu yerine analize bırakır…
Tezler, antitezler geride kalır, kendi öznel sentezine yönelir insan…
Kişinin iç dünyasındaki savaşlar son bulur, insanın kendi kendisiyle barış imzaladığı yaşlardır “kırklar”
Kendisini tanır, bilir…
Gücünü, kapasitesini defalarca sınamış ve öğrenmiştir.
Artık ne aptal kahramanlıklara kalkışır, ne de kendisini hafife alır…
Tamam, genç değildir artık, ama yaşlı da sayılmaz aslında.
Bir şeylere geç kalmış olmanın paniğine kapılmaz, hala devrim için geç kalmış sayılmaz insan 40 yaşında.
***
Bedenini de çok daha iyi tanır insan…
Nelerden haz aldığını, neyin kendisine rahatsız edeceğini bilir; kırmızı çizgilerini çizmiştir artık…
Tutkularının da farkındadır, “asla yapmayacağı” şeylerin de…
Kendisiyle çeliştiği durumlar da azalır insanın olgunlaştıkça, deneyim kazandıkça…
Herhangi bir durum karşısında vereceği reaksiyonu önceden kestirebilir mesela…
Şaşırtmaz eskisi kadar kendi kendisini, sürprizler yapmaz eylemleri düşüncelerine…
Kendisinden daha çok “emin olur” insan kırklı yaşlarda…
Daha da ötesi “kendisi” olur artık…
Kimsenin takdirine, onayına ihtiyaç duymaz…
Kimseye şirin görünmeye çabalamaz…
Eserini ortaya çıkarmıştır; “beğenen beğenir” deme özgürlüğünü ve ayrıcalığını hisseder insan kırklı yaşlarda…
***
Hayatın ambalajına kanmaz, paketin içine odaklanır insan olgunlaştıkça.
Nicelik yerini niteliğe bırakır.
Kriter “kaç kere yaşadığı” olmaktan uzaklaşır, nasıl yaşadığı ve hatta yaşadığının kendisine yaşattığı önemli olmaya başlar…
Detaylara takılmaz, özü görmeye çabalar insan…
Genel kanının aksine, aslında 40’ından sonra ortaya çıkar insanın dış güzelliği.
Oturmuş güzelliktir, kesin güzelliktir, duru güzelliktir…
Ne sivilce sürprizi kalır; ne de aşırı kilo alma verme ihtimali kırkından sonra…
20’li yaşlarında tanıdığınız birisinin dış görüntüsü otuzlu yaşlarda farklılaşabilir ama kırkından sonra kesinleşir dış güzellik…
Şakaklara inen beyazlar, gözlerin kenarlarındaki kırışıklıklar yaşlanmamın değil bilakis “yaşamışlığın” ispatıdır aslında…
Hollywood’’un unutulmaz aktörlerinin aktrislerinin hep kırkından sonraki halleriyle hafızalarda yaşaması bundandır.
Birçok yeni yetme genç güzel kızlar, yakışıklı delikanlılar unutulur, silinir hafızalardan hemen ama bir Sophia Loren, bir Rock Hudson bir Greta Garbo şarap gibidir…
Güzellik, yakışıklılık dendiğinde o ikonlar belirir önce uslarda…
Ve insan kırkından sonra sadece dış güzelliğin de tek başına bir kıymeti harbiyesi olmadığı gerçeğiyle yüzleşir aslında…
***
Kırkından sonra gerçek dostluğun ne olduğunu da çok daha iyi anlar insan…
Daha az kazık yer, hayal kırıklığı yaşar.
Yanıla yanıla yanılmamayı öğrenir insan…
Karşısındakinin maskesini yüzünden söküp alabilecek sağlamalarını geliştirmiştir.
Kimin kendisine ne amaçla yaklaştığını en başında hissetme becerisi gelişir kırkından sonra…
İnsanlara dair hata yapma riski azalır…
Yalnızlıktan da tat almaya başlar insan olgunlaştıkça.
Kendisini iyi hissedebilmek için sürekli çevresinde birilerinin mevcudiyetine ihtiyaç duymaz.
Tek başına oturduğu bir mekânda, güneşlendiği kumsalda kendisiyle baş başa kalmaktan sıkılmaz…
Huzur duymaya başlar kendisiyle dertleşmekten insan kırkından sonra…
Ve kırkından sonra maçın ikinci yarısının başladığını da bilir insan…
Yaşadığı günün belki tekrarının mümkün olmayacağının farkındadır.
Bu da “anı” yaşayabilmeyi öğretir insana.
Ki, hayatın sırrı da burada, yani “an”ı yaşayabilmekte değil midir?
***
Sizi bilmem ama ben hiçbir zaman 18’li yirmili yaşlarıma dönmek istemedim…
40’ı geçeli oluyor bir hayli, elliye çok az kaldı hatta…
Elimde olsa hep 40’ında kalmak isterdim ben…
40 elbette bir dönüm noktası değil…
45 olur, 50 olur…
“Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.” der Peyami Safa…
Ama şuna inanıyorum; hayat deneyimlerle güzeldir…
Benim gibi pipoya düşkün olanlar bilir, pipo kullanıldıkça tat verir…
Hiç kullanılmamış yepyeni bir pipoyu içerken tahtanın yanık tadı da gelir ağzınıza…
Kullanıldıkça, eskidikçe pipo gerçek kıvamını bulur…
Yaşamak da bence böyle bir şey…
Gençlik açık büfenin önünde yemeyeceği şeyleri, yiyemeyeceği kadar çok bir biçimde tabağa tepeleme doldurma çabasıdır…
Ama olgunluk insanın canının ne çektiğini ve midesinin ne kadar alabileceğini bilebilmektir bu anlamda…
Gençlik iştahsa, olgunluk hazımdır!
Gençlik kişinin hayat “puzzle”ın parçalarını daha ancak incelemekle meşgul olduğu yaşlardır…
Olgunluk artık “puzzle”da belirginleşen resmi seyrettiği dönemdir insanın.
Gençlik tırmanılan yokuş, olgunluk ulaşılan düzlüktür…
Gençlik dev dalgalarla boğuşulan bir okyanus, olgunluk dönemi ulaşılan sessiz, sakin, huzurlu koydur…
***
300’ün üzerinde şarkının sözlerini yazmış Fikret Şeneş’in unutulmaz eserinde şu ifadeler yer alır: “… Bırak varsın geçsin yıllar, bitsin artık bu korkular. Her yaşın ayrı bir güzelliği var…”
40’lı yaşların insana sunduğu zevkler, gençliğin yaşattıklarından çok daha fazladır bence.
Ama nedense kırkından sonra paniğe kapılır, 18’li, yirmili yaşlarına dönebilmeyi arzular insan.
Ruj sürerek, papyon takarak ebeveynlerine öykünen çocukların hali ne kadar komikse…
Yaşının hakkını vermeyerek, hala genç olduğunu ispatlamaya çabalayanların durumu da aynı oranda komiktir aslında…
Ve bu yüzden Platon’un ifadesiyle “hiç ölmeyecek gibi yaşayanlarla” ve “hiç yaşamadan ölenlerle” doludur mezarlıklar…
uğur Oral

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yağmurda dans edebilmiş misin?

dans_thumb1

 

 

Bakıyorsun, gözlerinin kenarlarında, vaktinde gözyaşlarına yol olmuş çizgiler, derinleşmeye başlamış artık.
Belin daha bir kalın, hatta bir iki beden belki yukarı atmış.
Ama sen
Daha bir huzurlu,
Daha bir net,
Daha bir keyifli olmuşsun kendinle.
Birak ya çizikleri,
bir beden yukarda giydiğin pantalonu ya da eteği.
Yaşam zevkin,
Hayattan aldığın tad artmış mı?
Ondan haber ver.
Mesela cul çaput almak yerine,
Gezip görüp,
Yediklerin içtiklerin,
Tecrübelerin,
Hayatın için yaptıkların,
Değer katmış mı sana?
Değer katabilmiş misin bir başka canlının hayatına?
Minicik bir sokak kedisini basabilmiş misin yüreğine hayatında bir kez olsun?
Iki ihtiyaç duyan insana
El uzatabilmiş misin?
Susup dinleyebilmiş misin içten bir yüreği?
Hiç acı dindirebilmiş misin
Mesela içi yanan bir bağırda?
Yağmurda dans edebilmiş misin?
Saçım bozulacak diye düşünmeden?
Aşık olabilmiş misin bir kez olsun kısa da sürse?
Ya da tüm benliğini ve ruhunu teslim edebilmiş misin?
Güven duyabilmiş misin
kendinden başka bir insana bu hayatta?
Evet sevebilmiş misin kendini ve de başka yasamlarda yol almış ya da alacak olan herhangi bir şeyi ..
Dilvin Tekson

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Roma’nın iki yüzlü tanrısı Janus.

15037090_561016474092141_5417997910681535204_n1

 

Roma’nın iki yüzlü tanrısı Janus. Bir yüzüyle geçmişi görürken, diğer yüzüyle geleceği görür. Biri yaşlı, diğeri genç.
Ocak ayının adı ondan geliyor January. Ocak ayının bir yüzü geçmiş yılı,diğer yüzü yeni yılı yansıttığı için. Geçmiş ve gelecek…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç.

mujer-manos-extendidas-campo11

 

Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç. Kendin için yaşa, kendin için sev, kendin için aşık ol… Kendini beğen ve kendini dinle her zaman. Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü.
Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi. Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında. Öyleyse dans et. Durma, kimsenin seni engellemesine izin verme…. Sırf başkaları mutlu olacak diye oturma sandalyeye, kalk ve pistin ortasına ilerle. Sonra dönmeye başla yorulana kadar, bacakların ağrıyana kadar dans et. ”Ne derler” diye düşünme, bırak konuşsunlar. Sen mutlu olacaksın gerisinin önemi yok.
Kendini yollara mı vurmak istiyorsunbin ilk otobüse. Nereye gittiğine bile bakma, çık yola. Bir haber ver yeter, nereye gittiğini soranlara “Kendime gidiyorum” de. Kes dünyayla iletişimini ne olur? Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün. Kayboluşlar insan kendini buldurur bazen. Hem keşfetmek diye de bir şey var bu dünyada. Serüvenci bir ruhun varsa bundan kime ne?
Bir kaşif olmanın hazzını yaşa. Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler. Çok mu beğendin vitrindeki giysiyi, al o zaman. ”Çok mini çok renkli çok frapan çok sakil” mi diyecekler? Bırak desinlersen kendine yakıştırıyorsun ya bu yeter. Giy ve bak aynaya. Nasıl iyi hissediyorsun değil mi? Öyleyse hadi şu kırmızı olanı da al.
Eskileri çıkar üzerinden ve onu giyerek git evine. Şaşırsınlar. “Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene “Kendim için aldım, kendime aldım” de gitsin. Boşver gerisini… Kim kötü düşünürse düşünsün aldırma kötü düşünce kötü söz gibi sahibini bağlar. Sen başla şarkı söylemeye. Bağıra bağıra söyle hem de. Şarkının sözlerini bilmiyorsan uydur ne olacak ki? Merak etme kınamazlar seni. Kınarlarsa da bu onların sorunusen eğleniyorsun ya… Kendi besteni kendin yapkendi sözünü kendin yaz ve söyle. ”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa “Kendime yazdım” de… Ne yaparsan kendin için yap kendini eğlendir önce. Sen mutlu ol kisenin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.
Mutsuzken, kimseyi mutlu edemezsin unutma. Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olamazlar.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BOYNUMUZ AĞRIYOR DİYENLER…

15036458_570656629797297_4580655219675446878_n1
Luo Zhen noktası, boyun ağrınıza acil yardım noktasıdır.
Parmağınızın ucuyla, içine bastırarak ve küçük daireler çizerek bu noktayı masaj yapın. Noktada hafif hassasiyet hissetmek, basıncınızın yeterli olduğunu anlatır.
Boyun ağrısı sol tarafta bulunuyorsa, o zaman sağ taraftan bu noktaya küçük daireler şeklinde baskı yapalım.Boyun ağrınız sağ tarafınızda ise, sol tarafımızdan bu noktaya basınç yapalım.
Elinize baskı uygularken, aynı zamanda kasları gevşetmek için ,yanlara doğru boyununuzu döndürmeyi deneyin.
Yaklaşık 2 dakika sonra ,boyun esnekliginiz artmaya ,ağrının azalmaya başladığını fark edeceksiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Parmaklarımızın Bize Anlattıkları…

15027745_572424189620541_472553966417421412_n1

Serçe Parmak: Çocuklara kızgınlık

Yüzük parmağı: Eşe kızgınlık, hayal kırıklıkları, gerçekleşemeyen hayallere kızgınlık

Orta parmak: Eleştiriyi ve kontrolü sevmemek

İşaret Parmağı: Büyüyemeyenlere kızgınlık ve egosal tavırlara kızgınlık

Başparmak: Başkalarına kızgınlık, kontrolcülük, yaşama negatif bakmak

Luna Akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EVİNİZDE NEGATİF ENERJİ VARMI ÖĞRENİN

12369134_1520664908226307_8860478652034476005_n11

 

 

Evinizde oluşan negatif enerjileri şu yollarla anlayabilirsiniz.Bitkileriniz varsa solmaya başlarlar,Hane üyeleri arasında gerginlikler ortaya çıkar hatta evde beslediğiniz hayvanınızda bile huzursuzluklar ortaya çıkar bunun yanı sıra maddi durumunuzda dalgalanmalar olur
Bir bardak su ile negatif enerji olup olmadığını anlayabilir ve yok edebilirsiniz

Nasıl mı?Öncelikle şeffaf cam bir bardak alın(Not bu bardağı daha sonra bu iş dışında kullanmayın)
Bardağımızın 3/1 ini deniz tuzu ile doldurun
yine bardağın 3/2 sini beyaz sirke yada elma sirkesi ile doldurun
diğer kalan 3/1 ini ise su ile doldurun
Bu karışımı evin en çok kullandığınız hane halkının beraber oturduğu misafir ağırladığı yere koyun
Ve o şeklide bırakın 24 saat sonra suya bakın:
Eğer bardaktaki su bıraktığınız gibi ise her şey normal negatif enerjiler ortamda yok demektir.Eğer suda lekelernmeler ve renginde yeşile bakan bir renk değişikliği görürseniz bilinki o odada negatif enerji var ve suyu hemen tuvalete dökün ve sifonu çekin
Diğer odalarda da tekrar aynı yeniden temiz suya sirke ve tuz ekleyerek aynı işlemi yapabilirsiniz
Eğer ki su koyduğunuz gibi tertemiz duruyorsa aynı suyu diğer odaya koyarak orada da deneyebilirsiniz
Böylelikle tüm odalardaki negatif enerjileri temizlemiş olacaksınız

Ayrıca reiki 1. seviyeye gelerek de evinizdeki negatif enerjiyi temizleyebilirsiniz… İlk reiki seminer tarihleri 7 aralık perşembe 11.00-15.00 arası veya 9 aralık ctesi 14.00-18.00 arası şeklindedir.

Rez. tel. 0212 219 19 30 nea yaşam merkezi

Anette 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »