Kaplumbağa Yöntemiyle Öfke Kontrolü…

kaplumbaga_teknigi1

 

Bazı durumlar bizi öfkelendirir ve kontrolümüzü kaybettirir. Böyle durumlarda genellikle öfkelenmekten başka bir çıkar yol göremeyiz. Ama öfke kontrolü için bazı teknikler vardır. Bunlardan biri de kaplumbağa tekniğidir.

Öfke genellikle çevremizde kontrol edemediğimiz bir durum yüzünden patlak verir. Mesela bir topun kafamıza çarpması veya trafikte birinin korna çalması gibi ve bazen de kaybetme korkumuz yüzünden ortaya çıkar. Fakat her ne olursa olsun öfkemiz geçtikten sonra yaptıklarımızdan utanç duyarız. Öfke tabiatımızın bir parçası gibi dursa da insanoğlunun aşması gereken bir duygudur.

Kaplumbağa tekniği oldukça basit ve yararlıdır. Şimdi gözünüzde bir kaplumbağa canlandırın. Bir tehlike anında kaplumbağa ne yapar kabuğuna çekilir. Öfkemizin ana nedeni de tehlike de hissetmemizdir.

Zihnimiz bir tehlike anında iki şekilde tepki verir kaç kurtul veya savaş, mücadele et.
Ama 21. yüzyıl toplumunda alt benliğimizle değil kendi kişiliğimizle hareket etmeli ve öfkemizi kesinlikle kontrol etmeliyiz. Bu yüzden öfke bizi yakalandığında yapmamız gerekenler basittir.

1- Öfkelendiğinizde Farkında olun.
Öfkeni fark et ve onu izle onun nasıl yükseldiğini ve seni nasıl zorladığını fark et. Bu sayede öfkeye kapılmak yerine onu izleyerek onu anlamış olacaksın.

2- Öfkelendiğinizde öfkeli şeyler düşünmeyi bırakın.
Öfkelendiğimizde genellikle parçalamak, kırmak, küfretmek, dövmek gibi yıkıcı düşünceler bizi sarar ve bunlara bazen uyarız. Fakat öfkemiz geçtikten sonra ne yazık ki bize bıraktığı şeyler korkunçtur. Sevdiklerimizi üzmüş ve onları kırmışızdır. O halde öfkelendiğinizde durdurmanız gereken en önemli düşünceler öfke düşünceleridir. Onları durdurun göreceksiniz öfkenizde duracak.

3- Şimdi Kaplumbağa gibi düşünün ve Kabuğunuza çekilin
Bir meditasyon gibi düşünün bunu.Kabuğunuz olduğunu düşünün ve içinize dönün derin nefesler alıp verin ve sakinleşmeye odaklanın. Bu sayede sakinleşecek ve öfkenizi kamçılayan hormonlardan kurtulmuş olacaksınız. Genellikle sakinleşmeniz bir veya iki dakikadan fazla sürmez…

4- Artık kabuğunuzdan çıkabilirsiniz.
Şimdi problemi daha net görecek ve doğru bir çözümle yaklaşacaksınız…

* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne Yiyoruz Nereye Yarıyor?

14908175_1191065350960464_2821523560629596909_n1

sağlık olsun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

8 Mucizevi Enerji Noktası…

8%20enerji%20noktasi2

 

Eski Çin tedavi yöntemi; bu 8 enerji noktasına toplamda bir dakika tıklama yaparak birikmiş negatif chi’yi (enerjiyi) bedeninizden uzaklaştırabilirsiniz. Huzurlu ve güzel bir güne başlamak veya rahat bir gece geçirmek için bu yöntemi kolaylıkla uygulayabilirsiniz. Bu 8 enerji noktası ile beden ve zihninizdeki tüm negatif durumları pozitife çevirebilirsiniz. Bu 8 enerji noktasına hafifce bir süre tıklatarak (kapıya tıklatır gibi ama çok hafif ve yumuşak şekilde) negatif enerjilerinizin bu noktalardan çıkmasını sağlayabilirsiniz. Toplam 8 noktaya sadece bir dakika uygulamanız yeterli olacaktır. Her noktaya 5 veya 10 saniye ayırmanız yetecektir.

 

Tıklama yapma örneği
Yukarıdaki resimde noktalar gösterilmiştir.
1. Nokta ayağın üstü

2. Nokta ayağın içleri ayak bilekler

3. Nokta dizlerin altı

4. Nokta bacağın içleri

5. Nokta Kollar dirseğe kadar

6. Nokta Kollar dirsekten yukarısı

7. Nokta Omuzlar

8. nokta başın orta noktası

Bu noktaları hafifçe tıklama uyguladığınızda kendinizi huzurlu ve pozitif hissedersiniz. Çünkü bu noktalarda birikmiş negatif enerji tıklama ile sizden uzaklaşır.

Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için

Kaynak: bilgierdemdir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bu Mesaj Sana!!! Hiç arkanı dönüp etrafına bakma …

4336-lavender-field-1280x800-nature-wallpaper1

 

Bu Mesaj Sana” Hiç arkanı dönüp etrafına bakma .
Bu Mesaj gerçekten sana!
Eğer başka bir gelirin yoksa zaten,
Elindeki paranın sana yetmeyeceğini düşünmek anını zehir etmek sana hiç bir şey kazandırmaz.
Kıtlık zihinde başlar ve hayatta karşına çıkar.
Her zaman farklı bir yol daha vardır.
Sana uyan o farklı yolu araştır.
Önce düşüncelerini düzelt ve temizle.
Bu yeni düşünce tarzına göre hayatını yeniden şekillendir.
Artık sana uymayan ve yapmaya zorlandığın o şeyleri hayatından çıkart.
”Sigara içmek hem sana, hem etrafındakilere, hem de bütçene zararlı.
Spor yapmak için ille de spor merkezine gidip para ödemek zorunda değilsin.
Bunu yapmaya gerçekten karar verdiğinde farklı yollar aklına gelecek.
Onları uygula.
Yapmak istediğin her şeyi yapa bileceğini hatırla.
İstemediklerini de zaten yapmak zorunda değilsin!
Hatta mümkünse yapmaktan zevk aldığın işi yap.
Sana mutluluk getiren o iş ilk başlarda düşük bir gelir getiriyormuş gibi görünse de
niyetini temiz tutuğun ve hayat amacında ilerlediğin sürece eskisinden daha mutlu yaşadığını fark edeceksin.
Ve bu farkındalıkla birlikte bazılarının mucize dediği,
belki de hep hayal gibi gözüken o güzelliklerin sana aktığına şahit olacaksın.
Ve unutma!
Niyetini temiz tutmaya devam et ki
o güzellikler katlanarak sana gelmeye devam etsin.
Söylemesi kolay ama uygulaması zor!
Deme hiç
Her şey senin kabulüne ve reddine bağlı.
Bu günden itibaren dene.
Düştüğünde yapamadım deyip bırakma.
Bunu denediğin için kendini kutla ve tekrar dene ki
bir daha kendini kutlaya bilesin.
Bir daha ki seferde başara bileceğine inan!
Sen gerçekten güçlüsün.
Seni yaratan Allah neden diğerlerinden farklı yaratsın?
Sende herkes gibisin.
Şu anki farkını kendin yarattın!
Ne olduysa oldu, başkalarını suçlamayı bırak ve artık anını yaşa.
Geçmişi hatırlayıp hayıflanma.
Ya da geleceği düşünüp korkma.
Bu günün güzel olursa geleceğinde güzel olur.
Sana Sevgiler Gönderiyorum Güzel Arkadaşım.
Evet sana!
Arkadan bakmayı bırak artık..
sevgiyle
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sabah uyandınız ve gördünüz ki , o hep şikayetçi olduğunuz sorununuz artık yok.

ucan-balon1

 

 

Sabah uyandınız ve gördünüz ki , o hep şikayetçi olduğunuz sorununuz artık yok. Mucizevi bir şeklide yok olmuş
…Gitmiş…Uçmuş…Pufff…
Şimdi düşünün bakalım hayatınızda ne eksilir, neyi kaybedersiniz?
Bir çoğumuza garip gelse de, insan bazen şikayetçi olduğu, rahatsız olduğu , kurtulmak istediğini söylediği olumsuz durumları hayatında tutmak ve sürdürmek istiyor olabilir. Bunu isteyen bilinçli zihin değildir. Çünkü o hep “doğruyu” bilir ve söyler…
Sağlıklı olmak lazım, başarılı olmak lazım, düzenli olmak lazım, zengin olmak lazım… lazım…lazım…lazım…
Sorarız : Peki neden olmuyor ?
Zihnimiz buna da en güzel ve akıllıca cevapları verir.
Bu durumu haklı gösterecek, bir yığın nedeni bulup buluşturur, analiz eder, sentezler, toplar, çıkarır, böler ve o kadar güzel bir rapor hazırlar ki itirazsız kabul ederiz.
Oysa ki ” olumsuz” diye tanımladığımız durumu yaratan bilinçaltımızda saklı duran İNANÇ KODLARIMIZDIR. Herhangi bir zaman diliminde ve herhangi bir olay sonucunda yazdığımız kodlar.
Siz çok sevgi dolu bir insan olduğunuzu düşünüyor ve biliyorsunuz. İnsanlara karşılık beklemeden sevgi sunuyorsunuz, özverilisiniz, kimseyi kırmıyor incitmiyorsunuz…
Ama aşk, arkadaşlık, iş ilişkilerinizde aldatılıyor, değer verilmiyorsunuz.
Üzülüyor, kırılıyor ve bilinçli zihninizle kararlar alıyorsunuz. Artık beni sevecek ve değerimi bilecek insanları hayatımda istiyorum diyorsunuz. Ama yine olmuyor, yine aldatılıyorsunuz.
Bunun asıl nedeni derinlerde bir yerlerde “sevilmeye layık olmadığınız” inancı olabilir mi acaba?
Veya kilo vermeye çalışıyorsunuz. Onlarca yöntem denediniz. Bazıları gerçekten işe yaradı ama kalıcı olamadı.Yoruldunuz, sıkıldınız, vazgeçtiniz….
Peki acaba siz kilolu olmayı daha güvenli ve sağlıklı buluyor olabilir misiniz?
Örneğin: Kilolu olursam çekici olmam ve karşı cinsten zarar görmem… zayıflık hastalık belirtisidir, kilolu olursam sağlıklı olurum… kilolu insanlar çok sempatiktir ve çok sevilirler gibi inançlara sahip olabilir misiniz ?
Veya anneniz veya babanız sizi çocukken tombul kızım / oğlum diye sevdiyse onun sevgisini sürdürmesi için kilolu kalmayı istiyor olabilir misiniz ?
Bu örnekler yaşamın her alanı ile ilgili çoğaltılabilir. İş, dostluk, aile, sevgi, aşk, başarı, huzur, sağlık, zenginlik…
Arık biliyoruz ki kurtulmaya çalıştığımız her olumsuz durumun altında yatan gerçek inanç kalıbımızı değiştirmediğimiz sürece, kurtulmak için gösterdiğimiz çabalar boşa gidecek veya başarsak bile ömrü sabun köpüğü kadar olacaktır.
İnanç kalıbımızı GÖRMEK + KABUL ETMEK + SALIVERMEK olumsuz durumdan kurtulmamızın formülü. Formülü uygulamanın onlarca yolu var. Yeter ki biz gerçekle karşılaşmaya hazır olalım…
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Silkelemek lazım kendimizi bazen…

2015-10-19-03-58-57-11

 

Kendimize acıyarak,
Üşenerek,
üzülerek,
Sıkılarak,
Ağlayarak,
Şikayet ederek,
Karalar bağlayarak,
Kötü senaryolar hayal ederek,
Kimse beni anlamıyor diyerek,
Kendimiz icin alternatif çözüm yollarını denemeyerek,
Kendimizi harekete geçirmeyerek,
İhtiyaç varsa destek istemeyerek,
Kendimize ceza vererek,
Kendimize kötü sıfatlar takarak,
Birilerinden aldığımız ödünç inançları fark ettiğimiz halde, yerine kendimizinkini koymayarak,
Değişime izin vermeyerek,
Kendini fark etmeyerek,
Acıya bağlanarak,
Dışardan birşeylere bağımlı olarak
Değişik hiçbir hamle yapmadan,
Değişik sonuç bekleyerek,
Durduğumuz yerden, neyin değişmesini bekliyoruz?
Kimden medet umuyoruz?
Hangi perinin sihir tozunu yutmak istiyoruz?
Hayatımızı kimin taşımasını bekliyoruz?
Dilimiz değişim derken, davranışta ne yapıyoruz?
Seçersin
Ve bedeli ne ise yaşarsın.
Ama iyi, ama kötü.
Hayatın yürüyüşü bu.
Silkelenmek derler ya tam ondan.
Silkelemek lazım kendimizi bazen.
Kim olmak,
Ne olmak istiyorsak…
Dilvin Tekson

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

(NASA), 14 Kasım’da meydana gelecek “süper Ay”ın 21’inci yüzyılda gerçekleşecek en yakın ve en büyük dolunay olacağını belirtti

14-kasim-gecesi-son-70-yilin-en-buyuk-dolunay-i-super-ay-geliyor-14784571221

 

 

14 Kasım’da Ay, Dünya’ya en yakın konuma gelecek. Dolunay, 68 yıl sonra ilk kez yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha ışıklı görülecek. NASA “21. yüzyılın en yakın dolunayı olacak” dedi
Ay, 68 yıldan beri ilk kez dolunay hâlinde Dünya’ya en yakın konuma geliyor. ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), 14 Kasım’da meydana gelecek “süper Ay”ın 21’inci yüzyılda gerçekleşecek en yakın ve en büyük dolunay olacağını belirtti. NASA’dan yapılan açıklamada, “14 Kasım’da meydana gelecek dolunay sadece 2016’nın değil, aynı zamanda 21. yüzyılın da en yakın dolunayı” denildi. Ay’ın dolunay hâlinde 25 Kasım 2034’e kadar Dünya’ya bu kadar yakın olmayacağını söyleyen NASA uzmanları “Ay, ufka yakın olduğu süreçte ağaçların, evlerin ya da yerde duran diğer objelerin arasından gözlemlendiğinde doğal olmayan bir şekilde büyük gözükecek” ifadelerine yer verildi. Ay’ın bu kadar büyük görünmesi ise dolunay hâli ile Dünya’ya en yakın olacağı konumun tarihlerinin çakışmasından kaynaklanıyor. Ay’ın hiç olmadığı kadar büyük görünmesinin optik bir iluzyondan ibaret olduğu belirtiliyor.

1948’DEN SONRA BİR İLK
Ay bu konumunda 68 yıldan beri ilk kez diğer dolunaylara nazaran yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha ışıklı olacak. Süper Ay, 14 Kasım’da Türkiye saatiyle 15.53’te görülmeye başlayacak. Eliptik bir yörüngeye sahip Ay, Dünya’ya en yakın olduğu konumda yeryüzünden 48 bin 280 kilometre uzaklıkta oluyor ve bu konuma yerberi adı veriliyor. Dünya ile Ay’ın en son 1948’de bu kadar yaklaşmıştı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Affetmek Üzerine… O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım

buda_commission_by_airold-d4ldccl1

Günlerden bir gün: Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. B ir adam gelir ve yüzüne tükürür. B uddha yüzünü siler ve adama sorar, “ B aşka? B aşka ne söylemek istiyorsun?” Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “ B aşka?” diye sormasını beklememiştir. B öyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama B uddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “ Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir.
Ama Buddha’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “ Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar.”
Buddha konuşur:”Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; ‘bu adam tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor’ gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orada? B ir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. B u adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden ‘ Başka?’ diye sordum.”
Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”
Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.
Ertesi sabah geri döner. Buddha’nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: “ Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun.” Buddha devam eder: “ Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu.”
Adam Buddha’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”
Buddha cevap verir: “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmidört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim.”
“Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilim açıklıyor: Zaman neden biz yaşlandıkça daha hızlı akar?

s-c8dccf4a805ac70febfde65eb5d5ab7c57a5486b1

Geçen giden zaman yaşımızı, yaşımız da zaman algımızı tayin ediyor! Biraz karışık mı oldu? O zaman hemen açıklayalım… Biz yaşlandıkça zaman hızlanıyor. Bu tespit tamamen bilimsel olup “zaman geçmek bilmiyor” diye sızlanan genç nesil! Sizi yazının devamını okurken görmek isteriz…

Bilim açıklıyor: Zaman neden biz yaşlandıkça daha hızlı akar?

Beyin ve zihin

Size de yaşınız ilerledikçe zaman daha hızlı akıyor gibi geliyor mu? Sanırız hayatın en büyük oyunlarından biri bu. Ve siz de kendini bu oyunun içinde hissedenlerdenseniz, kesinlikle yalnız değilsiniz. Çünkü anlaşılan o ki, bu durum, birçok insan tarafından yaşanan algısal bir fenomen.

Zamanın daha hızlı akması gibi bir durum tabi ki söz konusu değil, yelkovan ve akrep tik taklarını daha hızlı bir şekilde sürdürdüğünü de söyleyemeyiz. Kaldı ki zamanın akıyor olması da bir algı sorunu; ve Discover Magazine isimli bilim dergisinin haberine göre zamanın hızı da algıyla ilgili olduğu için artabilir.

Yukarıda biraz karmaşık şekilde yer verdiğimiz durumu şu şekilde açıklayabiliriz aslında: Beyinlerimiz zamanı, bir noktaya kadar yaşadığımız zaman üzerinden hesaplıyor. Mesela 2 yaşında bir çocuk için bir yıllık bir zaman ömrünün yarısını ifade ediyor. Fakat yaş ilerledikçe, her bir yıl, hayatınızın toplam yüzdesinde daha küçük bir orana tekabül ediyor.

Bu durumda 10 yaşındaki haliniz için bir yıl, hayatınızın onda biri anlamına gelirken; aynı zaman dilimi siz 20 yaşına geldiğinizde hayatınızın yüzde 5’ini ifade ediyor. Bu açıdan baktığımızda, 10 ve 20 yaşlar arasındaki 10 yıllık süreç, 5 ile 10 yaş arasında geçen 5 yıllık süreç kadar hızlı geçmiş gibi geliyor. Ve yaşınız ilerledikçe bu durum daha da ilginçleşiyor: Öyle ki 40 ile 80 yaş arasındaki 40 yıllık süreç, insana 5 yıllık bir zaman kadar kısa sürmüş gibi gelebiliyor.

Biyolojik saat

Peki, beyniniz neden zamanı bu şekilde ‘zalimce’ ölçüyor? Durum sadece logaritmik bir ölçümden ibaret değil. Çünkü bedenlerimizin de saati var: Biyolojik saat. Ve bu saatin hızı, biz yaşlandıkça düşüyor. Örneğin; metabolizmamız yavaşlıyor ve bu kalp atışlarımızı ve nefes alışımızı yavaşlatıyor. Kalp ritmini ve nefesi bir saatin tik takları olarak düşünürsek, gençken bir dakikaya sığdırdığınız tik takların sayısının yaşlılığınızla aynı olmadığını söyleyebiliriz.

Bu etki, aynı zamanda, kısmen de olsa zamanın biz bir şeyler için çaba sarf ederken daha yavaş akıyor gibi görünmesini açıklayabilir. Aynı şekilde macera tutkunları da, yükselen adrenalin seviyeleri kalp atışlarını ve nefeslerini hızlandırdığında zamanın daha yavaş aktığını ifade ediyorlar. Ki bu, insanlar ölüme yaklaştığında tüm hayatlarının film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gitmesini de açıklıyor olabilir.

Öte yandan zaman algımızda rol oynama ihtimali olan başka bir durum daha var. Bu da, biz alışılmışın dışında deneyimler yaşarken beynimizde salgılanan dopamin. Gençlik yıllarında yaşadığımız deneyimlerin çoğu, bizim için alışılmışın dışındadır. Biraz daha geriye gittiğimizde, çocukken yaşadıklarımızın çoğunlukla bizim ilklerimiz olduğunu söylemek mümkün. Özgün deneyimler, beynin daha fazla enerji sarf etmesini sağlar ve işlenebilmek için daha fazla zaman gerektirir. Bu yüzden gençken, beyinlerimiz dünyayı anlamaya çalıştığı için daha hareketli ve daha detaycıdır. Ancak, belli bir noktada işlerin nasıl yürüdüğünü anladıktan sonra, dikkate alınacak detaylar azalır. Beyinlerimiz de yavaşlamaya başlayabilir. Ne var ki bu durumda zaman daha hızlı akar, çünkü önemli anların sayısı gittikçe azalır.

Gençlik pınarı

Tüm bunlar, zaman algımızdaki değişikliklere bir açıklama getirebiliyor. Peki zamanın hızlı akmasını engelleyebilecek bir çözüm var mıdır? Meraklı ve aktif kalmaya devam etmeniz ve özgün deneyimler arayışında olmanız durumunda, belki zamanı tıpkı gençliğinizdeki gibi yavaş yaşayabilirsiniz. Belki merak ve yeni deneyimler yaşamak, gençlik pınarı olarak adlandırdığımız şeyin ta kendisidir.

Her anı, son anınızmış gibi yaşamanız gerektiğini söyleyen sözü mutlaka duymuşsunuzdur. Fakat belki de sır, her anı ilk anınız gibi yaşamakta gizlidir.

Kaynak:discovermagazine

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NE KADAR ÇOK ATACAK ŞEYİMİZ VAR… : ) )

14962703_222008764894726_1124381036881094887_n1
O neden aldığımı bilmediğim saçma sapan renkli ojeyi,
Kilo alınca giyerim elbisemi,
Sadece bir taşı düşmüş ben bunu takarım kolyemi,
Masanın altına itiştirdiğim bir boyasam pırıl pırıl, giyerim ki ben bunu botlarımı,
Dolapta gün yüzü görmeden bekleyen o kulpu kırık çok sevdiğim fincanı,
Neyse halim diye aldığım o rengi bana hiç yakışmayan çirkin ötesi ruju,
O hiç sevmediğim insanla çekilen sırf güzel çıkmışım diye silmediğim fotoğrafı,
Hani çekmecenin en dibinde ben bunu kullanırım diye tuttuğum broşu attım ben.
Oh, şöyle bir kendime geldim, sen de at…
Şimdi de “belki'” leri at. Hele ihtimalleri dök eteğinden gitsin.
Olacaktı, son anda dağlar denize paralel olduğu için olmadı. Kesin olurdu. Olmamış işte…
Takılıp kaldığın o geceyi,
Düşünüp durduğun o günü,
Kanayıp durduğun o yaratılmışı at.
Yanında olmayanların o aklında kalan görüntülerini,
O hiç yapmadığın yüz maskesi tarifini,
Gazeteden kesip sakladığın o diyet listesini,
İçini oyan o son cümleyi at.
İçinde kalan ukdeyi at.
O azimle, inançla zamanı gelince yemeyi beklediğin intikam yemeğini de dök gitsin. Soğudu mu tadı olmaz bir kere.
Cevabı olmayan soruları unut. Kaçırdığın fırsatları, yürümeyen ilişkileri,
Ucuz aşk romanlarını, bir de o yıllardır sakladığın Antalya’dan kalma şarap şişesini at.
Yolunu beklediğini, yolunun tam ortasında bekleyenleri,
O bir türlü alamadığın tüvit ceketin hayalini,
Arkandan konuşanları, aldığın ilk mektubu
Hatta aldığın son mektubu,
Hatıra defterini de at gitsin.
Çalışmayan o kol saati var ya, kaldırıp at gitsin.
Kaçan vapuru, yersiz acıları,
Zamansız, hem yaş aldıran hem gözü yaşlandıran o konuşmaları at.
“O gün” var ya, işte tam o günü at gitsin.
Yastığının altında sakladıklarını, yorgandan önce üzerini örtenleri at…
Bak, şimdiden aydınlandın değil mi…?
AT GİTSİN… KIYMETLİ OLAN *** SENSİN ***
alnt…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

2.ÖĞÜT;”geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”.

imagesyhlbj5nh

 

1.ÖĞÜT;”Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”
2.ÖĞÜT;”geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”.
3.ÖĞÜT; sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?
Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı:
— Ben minicik bi…r kuşum dedi, etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: “Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”
Avcı şaşırmıştı. İkinci öğüdü isteyince küçük kuş:
— Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim dedi.
Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş:
— Dinle dedi, “geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”. Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın…
Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı.
Kuş:
— Ne oldu? Diye sordu. Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç? Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!
Avcı utanmış başını yere eğmişti.
— Üçüncü öğüdünü ver bari diye inledi.
Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı:
— Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yapabileceğimin en iyisini yapıyorum…

14502843_675949512569467_1094638473237605377_n1

Dev bir ormanda büyük bir yangın çıkmış. Ormandaki bütün hayvanlar kaçışmışlar ve ormanın yanmasını üzüntü içinde seyretmeye başlamışlar. Kendilerini son derece tükenmiş, çaresiz ve güçsüz hissediyorlarmış. Küçücük bir sinek kuşu hariç. Sinek kuşu, “Bu yangını söndürmek için bir şeyler yapmalıyım”demiş ve en yakındaki dereye gidip gagasına bir damla su almış, sonra ormana kadar uçup yangının üzerine bırakmış. Olabildiğince hızlı bir şekilde bir aşağı, bir yukarı uçup, damlaları yangının üzerine bırakıyormuş. O sırada bütün diğer hayvanlar çaresiz bir şekilde yangını seyrediyorlarmış. Aralarında kocaman hortumlarıyla çok daha fazla su taşıyabilecek filler bile varmış. Sinek kuşuna sormuşlar: “Ne yapabileceğini sanıyorsun ki? Sen küçük bir kuşsun, bu yangın ise dev gibi. Seni kanatların küçücük, gagan minicik. Her seferinde ancak bir damla su taşıyabilirsin.” Onlar cesaretini kıracak sözler söylemeye devam ederken, sinek kuşu hiç vakit kaybetmeden uçmaya, yangını söndürmek için gagasıyla su taşımaya devam etmiş. O arada da dönüp diğer hayvanlara cevap vermiş: “Yapabileceğimin en iyisini yapıyorum.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşadığımız şeyden dolayı üzgünüm artık bundan kurtulmak ve özgürleşmek istiyorum.

breathe-pascal-campion1

 

Hayatta insanı en hafifleten şey affetme duygusudur. Çoğu kişi bunun  zor olduğunu düşünür oysa affetmek  kendimize yaptığımız en iyi yatırımdır. Karşındakini affetmek onunla olan neğatif bağları koparmak demektir. Seni incitenlerle, acı verenlerle yüzleşmek demektir. Onlara kendini ne kadar kötü hissettiğini haykırmak ve buna haklarının olmadığını söylemek demektir. Önce kendimizden başlamalıyız affetmeye. Kendini affetmek kendinle barışmak demektir ne kadar değerli olduğunu hatırlamak demektir. En önemlisi hayatındaki tökezleri kaldırmak demektir. kendimizi ve başkalarını affetmek dünyaya meydan okumadır.
Sizde meydan okumak isterseniz kendinize sessiz ve rahat bir yer bulun derim. Gözlerinizi kapatın  kendinizi rahat ettiğiniz bir yerde hayal edin orda mutluysanız bir müddet kalabilirsiniz. Nefesinize odaklanın ve sonra sizi üzen kişi ya da olay ne ise onu karşınızda görün.
Bütün ipler sizin elinizde unutmayın.
Karşına aldığın kişi ve olay sana ne hissettiryor bunu iyice anlamanı istiyorum.
Sana ne hissettiriyor üzüntü mü veriyor, seni korkutuyor mu ne hissetiğini anla ona de ki seninle yaşadığımız şeyden dolayı sana kızgınım ya da senden korkuyorum ya da senden utanıyorum  bu duygunun ne olduğunu sen biliyorsun.
Yaşadığımız şeyden dolayı üzgünüm artık bundan kurtulmak ve özgürleşmek istiyorum.Seni seviyorum ve  seni affediyorum. seni affettikçe özgürleşiyorum aramızdaki bu bağı şimdi nazikçe koparıyorum.Bu bağ koptuğunda sen de bende bu üzücü olaydan özgürleşeceğiz. Seni seviyorum de ve ipi kopar.  ( Bu bağ  ikinizin göbeğinden çıkan pamuk ipliği kadar yumuşak bir bağ. ister elinle kopar istersen makas kullan sana kalmış) Sonra ona de ki Aramızda yaşanan bu olaya sebep olan ne ise
Özür dilerim,
Seni seviyorum,
Lütfen beni affet,
Teşekkür ederim de bunu lütfen 20 kere tekrarla sen tekrar ettikçe hem kendini hem de yaşanılan her neyse onu şifalandıracaksın.
İstersen buna tanıklık etmesi için yardımcı meleklerinden yardım alabilirisin.
İpi kopardığında onunla senin aranda yaşanan ne ise sonsuza kadar yok olacak ve geride güzel anılar ve olaylar kalacak. Ona de ki aramızdaki bu sorun artık ışığa gitti orda şifalanıyor tıpki bizim gibi bu yüzden çok mutluyum. Sonra onun gitmesine izin ver.
Sende  ordan gitmek için hazırlan. Seni alacak ve arınmanı gerçekleştirecek ilahi ışığın olduğu mabede götürmek için gelen buluta bin. Bulut o kadar rahat ki seni yavaş yavaş gökyüzüne çıkarıyor.Gökyüzünde ilerlerken diğer bulutlara dokunabilirsin az sonra bulut seni beyaz mermer olan ve korkulukları

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sessiz Gemi Şiirinin Hikayesi…

hqdefault1

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı… İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı…
1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi… Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı…1916’ya gelindiğinde Celile Hanım’la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…

***
O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına
gizlenen aşk başlıyordu…O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi…Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yaniTürk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil olduklarıbir aşktı o…
***
Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip
Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir  dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı…Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu…
***
Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi…  Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı…Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi:”Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…” Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okuldaNe ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort  Resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu… “HOCAM OLARAK GİRDİĞİNİZ BU EVE BABAM OLARAK…”  Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti…Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine  bir not bıraktı…  Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:  “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”  Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu… Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi…  Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün  İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet”  demişti… Artık evlenmek istiyordu…Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan  bu eviliğe yanaşmıyordu…

***
Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:  “1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum… Bu kadın yazın adada otururdu…  Ben de orada idim…  Deli divane olmuştum…  Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi…  1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu…  Ben müthiş muzdariptim… Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…  O gidinceye kadar Ada dopdolu idi…  Gider gitmez benim için boşalıverirdi… Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı… Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a  geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını  çağırırdı…
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu… Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim… Gitmeyeceğine yemin etmişti… Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin  Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel  kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
***

Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…  İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…  Sert bir lodos esiyordu… Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa  olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim… Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…  Çok para verince biri ikna oldu…  Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…  Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…  Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek  müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum… Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik… Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…  Yoktu…  Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…  Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım… Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark  etmemiştim…” “Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…  Vakit hayli geçti…  Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim… Aradılar taradılar birini buldular..  Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…  Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!..  Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak
onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum? Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne  diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma  yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım.. Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor!  Demiş… Geldi haber verdi… Sanki dünyalar benim oldu…  Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…  Sabahleyin, doğru eve çıktım… Benim halim berbat. Toz toprak içinde
olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… Sarmaşdolaş olduk…”
***
Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…  Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten,  belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım  Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?.. O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:  “Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…  Gelmedin mahzun oldum…  Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat  hep aklım sende idi… Çok çok göreceğim geldi…  Beni niye aramadın…  Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… Ben o günden beri  yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… Evimiz için  çalışıyorum…” Hiçbir zaman o evlilik olmadı…  Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…
***
Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir  zarf çıktı Yahya Kemal’in…  Şöyle yazıyordu: “Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece  saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir…  Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”  Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e  giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki  yapraklı çiçeği…
SESSİZ GEMİ…
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan
gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği
anlatır…
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu…
Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında
bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir…

Artık demir almak günü gelmişse zamandan…
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…
Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu…
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Seçim yapan sizsiniz. Ve içinde bulunduğunuz durum ne kadar zor olursa olsun, hiç kimse sizin yerinize yapamaz.

go-with-the-flow-680x3651

İnsanlar bazen seçim yapmakta zorlanırlar. birçok insanın, bir durumdan kurtulmak için seçim yapmak yerine, üzüntülü ve sıkıntılı bir biçimde etrafta dolandığını, kendini olumsuzluğa kaptırdığını, başına gelen şeyden ötürü başkalarını, kendisini ya da geçmişini suşladığını görüyoruz. Bu “atalet” denen ve kendini sizin kişisel enerjinizde uyuşukluk, hareket etme konusunda gönülsüzlük şeklinde gösteren bir fiziksel yasanın ifadesidir. Eğer hareket etmeye gönüllü değilseniz, o zaman hayat akışı içinde bulunmuyorsunuz demektir, çünkü hayat daima hareket etmekte ve daima değişmektedir. Bir kez seçime sahip olduğunuzun farkına vardığınızda, o zaman başınıza gelen herhangi bir olayı ya da deneyimi nasıl değerlendireceğiniz konusunda bir içsel seçinde bulunmanız gerekir.
Neler düşünüyor ya da hissediyor olursanız olun, hem kendinizi hem de diğer kişiyi bir şefkat tutumu içinde tutmak bilinçte bir rezonans başlatır ve bu titreşimsel alan başkalarını da etkileyip değiştirebilir. O sizi kesinlikle değiştirecektir! Siz bu şefkat ve kabul tutumunu sürdürdükçe, eninde sonunda duygusal enerjiler eşitlenmeye başlayacak ve olumlu seçimler yapabilmek için gerekli farkındalık ve berraklık ortaya çıkacaktır. O zaman siz başka bir titreşimsel rezonansa gireceksiniz ki buna “yükselmiş tutum da denir. Kendinizi ve başlkalarını kabul etme ve bağışlamayı içeren bu yükselmiş tutum geröekten yüksek bir titreşim taşır ve düşük titreşimlerde elde edebileceğinizden farklı seçimlere ve sonuçlara yol açar.

Evrenin yasaları kişisel ötesi ve kesin olduğundan, her gün, an be an yaptığınız seçimler gelecekteki kaderinizin kalıbını hazırlar. Seçim yapan sizsiniz. Ve içinde bulunduğunuz durum ne kadar zor olursa olsun, hiç kimse sizin yerinize yapamaz.

* Alıntı

____________________________________________________________________________

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »