HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORSANIZ, İŞTE BİLMENİZ GEREKEN 30 GERÇEK

timthumb1

 

 

Hayatınızı değiştirmek için hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz. Mevcut koşullarınız, geçmişte yaşadıklarınız, yaşınız, cinsiyetiniz veya sosyo-ekonomik durumunuz ne olursa olsun, yaşamak istediğiniz hayatı kendiniz yaratabilirsiniz.
Vietnam Savaşı’nda bulunmuş bir doktor ve aynı zamanda “Too Soon Old, Too Late Smart” kitabının yazarı olan Gordon Livingston, yaptığı psikiyatrik çalışmalarda keyifli ve rahat bir hayat sürmenin, çekilen acıların süresiyle ilgili olmadığını tespit etti. Kendisi de 13 ay arayla iki oğlunu da kaybeden Livingston, böyle bir trajediden sonra bile hayata karşı umudunu korumak için söz verdi. Karşısına çıkan engellere rağmen sahip olduğu güç ve yetenek, birçok insana ilham vermeye devam ediyor.Dr. Livingston kitabında, kim olduğumuzdan veya başımıza gelenlerden kaçamadığımızda, kim olmak istediğimizi ve ne yönde ilerlemek istediğimizi hatırlatan 30 gerçekten bahsediyor. İşte Livingston’ın kitabında yer verdiği 30 maddelik gerçekler:

1. Harita gerçeğe uymuyorsa, haritada bir yanlışlık vardırZihinsel haritalar çocukluktan gelir. Anne-babaların ve çevredeki diğer yetişkinlerin neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmesiyle oluşur. Ancak artık yetişkin bireyler olarak, uzun süredir takip ettiğiniz bu haritaya rağmen kaybolduğunuzu fark edebilirsiniz. Bu durumda gerçekten doğru bildiğiniz ve gitmek istediğiniz yöne uygun yeni haritalar geliştirin.

2. Sizi siz yapan eylemlerinizdirDüşündüğünüz değil yaptığınız veya söylediğiniz şeyler sizi anlatır. Eylemlerin sesi, sözcüklerden daha kuvvetlidir. Eğer hayatınızın belli bir bölümü sizi mutsuz ediyorsa, kelimelerle boğulmak yerine sizi neyin daha mutlu edeceğini düşünün ve o yönde harekete geçin.
3. İlk başta mantıkla açıklanamayan bir fikri, sonradan mantıkla ortadan kaldırmak zordurDoğamız gereği hepimiz duygusal yaratıklarız. Bu yüzden genellikle mantığımıza değil hislerimize dayanarak yaşarız ve hareket ederiz. Hisler ne kadar muhteşem olursa olsun, belli bir düşünceye bağlanıp kaldığınızda değişim kaçınılmaz hale gelir. Eğer hisleriniz yüzünden negatif bir davranış içindeyseniz, bu yıkıcı davranışa son verip duygusal açıdan sizi tatmin edecek başka bir şey bulun.
4. Birçok kısıtlamanın temeli, çocukluk travmalarına dayanırBazıları için çocukluk, muhteşem geçen yıllar olarak hatırlanırken, ciddi bir fiziksel, cinsel veya duygusal istismara uğrayanlar için durum çok daha farklı olabilir. Böyle durumlarda travmanın profesyonel bir kişi tarafından tanımlanması ve ilerlemenin bu kişilerle sağlanması gerekir. Geçmişte ne olduğu fark etmez, önemli olan değişim. Hayatta ileri gitmek için içinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.
5. Sizin kadar önem vermeyen biriyle ilişkinizi sürdürmeyinİlişkiler genelde iki tarafın beklentileri birbirine uymadığı için biter. Oysa bir ilişkinin devam etmesi için iki tarafın da eşit oranda sevgisini göstermesi gerekir. Üstelik kendilerini buna mecbur hissettikleri için değil, böyle istedikleri için.
6. Duygular davranışların peşinden giderNe kadar çabalarsanız çabalayın nasıl düşündüğünüzü veya nasıl hissettiğinizi kontrol edemezsiniz ancak davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Sizi mutlu eden, keyifli ve güvende hissettiren eylemleri uygulayıp kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Önümüzdeki birkaç gün, belli başlı davranışları sergiledikten sonra nasıl hissettiğinize dikkat edin. Eğer o hissiyatı sevdiyseniz devam edin, sevmediyseniz değiştirin.
7. Cesur olun, yardımınıza koşacak birileri olurBirkaç adım öne çıkıp dünya için, kendiniz için güzel bir şey yapmak istediğinizi söylediğinizde, evren de size yardımcı olacaktır.
8. Mükemmel, iyinin düşmanıdırKendi hayatınızı kontrol etmek ne kadar önemli olsa da bu durum ters tepebilir. Mükemmel olmak için harcadığınız enerji, hemen yanı başınızdaki güzellikleri görüp tadını çıkarmanıza engel olabilir.
9. Hayatta iki önemli soru var: Neden ve neden değil? Önemli olan hangisini soracağınızı bilmekDeğişimin ilk adımı, bir şeyleri neden yaptığınızı sormaktır. Sizi motive eden şeyin ne olduğunu anladığınızda, o tarafa yönelirsiniz. Aynı şekilde “neden değil” sorusunu sorduğunuzda ise hayatınızdaki riskleri göz önüne alıp, verimli değişimler sağlamak mümkün olur.
10. En güçlü taraflarınız, aynı zamanda en büyük zayıflıklarınızdırEn güçlü tarafı yardımsever, hassas ve duygusal olan birinin en büyük zayıflıkları da yine aynıdır. Bu güçlü taraflar, sağlıklı ilişkiler kurulmasına yardımcı olduğu kadar zor durumlara karşı mücadelede daha az başarılı olunmasına da neden olur. Bu herkes için zaman zaman kafa karıştırıcı bir durum olsa da güçlü yönlerle zayıflıklar arasındaki ince çizgiyi bilerek kendinizi farklı durumlara karşı hazırlayabilirsiniz.
11. En güvenli hapishaneler, sizin kendiniz için yarattıklarınızdırDeğişim korkunuz size nelere mal oluyor, hiç düşündünüz mü? Kendinizi sıkışmış hissetmenize neden olan şey, ilerleyemeyeceğinize inanmanız. Bu korku, bu sıkışmışlık hissi, sizi özgür olmaktan ve istediğiniz hayatı yaşamaktan alıkoyar. Şunu unutmayın; bir şeyi yapmadan önce hayal edebilmelisiniz. Kim olduğunuzu ve ne istediğinizi hayal ettikten sonra harekete geçmek, sizi özgür kılar.
12. Yaşlanmayla birlikte gelen sorunlar ciddi olabilir ama çoğu zaman şaşırtıcı değildirÖlümü düşünmek birçok kişiyi ürkütür. Yaşlanmak da insana kendisini neyin beklediğini hatırlatması açısından aynı şekilde ürkütücü olabilir. Ancak yaşlılık insana büyük bir bilgelik de getirir. Etrafınızdaki yaşlılara saygı göstermeyi unutmayın çünkü bir gün siz de yaşlanacaksınız.
13. Mutluluk en büyük risktirNe kadar can sıkıcı da olsa bazen bildikleriniz, bilmediklerinizden daha iyi olabilir. Mutsuzluklarınız, uzunca bir süredir sizin bir parçanız olduğu için kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Mutluluğu aramak, depresyondan kurtulmak için bir şeyler yapmak büyük bir risk olabilir çünkü mutlu olmanın ne demek olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Bunun çaresi ise umut ve inançta gizlidir.
14. Doğru aşk, Adem’in elmasıdırGerçek aşk, engellerin ardından gelen ödüller ve insan olmanın getirdiği sorumlulukları bilmektir.
15. Sadece kötü şeyler çabuk olurİnsan hayatını değiştirebilecek şeyleri düşündüğünde, aklına ilk önce olumsuz olanlar gelir; kazalar, işten kovulma, sevdiğimiz birinin aniden hastalanması… Oysa inanın hayatını güzel şeyler de değiştirebilir, bunun için gereken tek şey biraz sabırlı olmak. Zayıflamak, bir ilişkinin ciddiye gitmesi, kariyer yapmak bunların hepsi uzun süren çabalar gerektirir.
16. Başıboş dolaşan herkes kaybolmazİnsan çocukken, kendisine söyleneni yapıyor, iş yerine verilen görevleri yerine getiriyor, kültürler nasıl davranması gerektiğini belirliyor. Ancak bazen kendi iç dünyanızın söylediği şeyleri yapmak için bu sınırların dışına çıkmalısınız. Bu, başıboş gezerken kaybolduğunuz anlamına gelmez, hatta aksine ne istediğinizi bildiğiniz ve sizi varmak istediğiniz noktaya götürecek yolu aradığınız anlamına gelir.
17. Karşılıksız aşk acı vericidir ama romantik değildirAşk, paylaşmak demektir. Birine kalbinizi verdiğinizde, bu onun ilgisini çekmiyorsa, yolun sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığından başka bir şey bulamazsınız. Oysa sizinle aşkı paylaşacak birini bulduğunuzda, aşkın gerçek gücünü keşfedeceksiniz.
18. Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemekten daha amaçsız bir şey yokturHayatınızda bazı şeyler yolunda gitmediğinde, başka şeyler deneyin. Sürekli aynı şeyleri yapıp değişimi reddettiğiniz sürece, karşınıza aynı engeller çıkacaktır. Gelişim için, değişime açık olmalısınız.
19. Gerçeklerden boşu boşuna kaçmayınUtanma, suçluluk veya çekingenlik yüzünden bazı gerçekleri kendinizden saklayabilirsiniz. Ancak şunu unutmayın, bilmediğiniz veya öğrenmediğiniz şeyi değiştiremezsiniz.
20. Yalan söylemeyinGerçekliği olmayan kelimeler ağzınızdan birden çıkabilir ancak gerçekte böyle olmadığınız siz de bilirsiniz. En zararlı yalan ise insanın kendine söylediği yalanlar, gerçekleştiremeyeceğini bildiği halde verdiği sözlerdir. İçinde bulunduğunuz durumu açıkça söyleyin, bunu sadece yaşam kalitenizi artırmak için değil kendinize saygılı ve güven içinde yaşamak için yapın.
21. Başkalarının mükemmel olduğu efsanesine inanmayınHem kendinizi hem de hayatınızdaki insanları oldukları gibi sevmek için bir sürü nedeniniz var. Biraz olgunluk, sabır ve güven duygusuyla birlikte çevrenize baktığınızda, elinizdekilerin diğerlerinden daha iyi olduğunu fark edebilirsiniz.
22. Aşk hiçbir zaman kaybolmaz, ölmezKimse yakınlarını kaybetmek istemez ancak maalesef herkes böyle zamanlar yaşar. Böyle zamanlar geldiğinde, kaybettiğiniz o kişiye duyduğunuz sevginin hala sizinle olduğunu ve bu sevgiyi başkalarına aktarabileceğinizi unutmayın. Böylelikle içinizdeki sevgi her zaman yaşar.
23. Kimse kendisine ne yapılması gerektiğinin söylenmesini sevmezSevdiklerinize ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onlara başarılı olabileceklerine dair umut vermeyi deneyin.
24. Hasta olmanın belki de tek güzel yanı, sizi sorumluluktan kurtarmaktırİronik olabilir ancak insanın kendini kötü hissettiği günler, belki de en sağlıklı günleri olabilir. Bir şeylerin olması için çaba harcayıp tüm imkanları zorlarken, birçok insan kendini unutur. Ancak hasta olduğunuzda her şeyi ağırdan alıp, öncelikle kendinize önem verirsiniz.
25. Yanlış yapmaktan korkmayınYeterince para kazanamamaktan, kariyerinizde istediğiniz gibi ilerleyememekten, sevdiğiniz kişinin sizden ayrılmasından korkmak yerine içinde bulunduğunu anı yaşamaya ve şükretmeye çalışın. Bunu başardığınızda daha umutlu olduğunuzu göreceksiniz.
26. Mükemmel ebeveyn olmaya çalışmayınAileler çocuklarının davranışlarını, her zaman istedikleri gibi şekillendiremeyebiliyor. Mükemmel olmak yerine çocuklarınızın yaşadığı hayat içinde olabildiğince mutlu olmasını sağlamaya çalışan ebeveynler olmayı deneyin.
27. Gerçek mutluluğu mazide aramayınÇoğu zaman geçmişe büyük bir özlem duyabilirsiniz. Oysa aslında geçmişte o anları yaşarken de şimdiki gibi hissediyordunuz. Belki de birçoğumuzda olduğu gibi geçmişi, gerçekte olduğu gibi göremiyor olabilirsiniz. Bu hem tehlikeli hem de sizi bulunduğunuz anı yaşamaktan alıkoyan bir yaklaşım.
28. Gülmek, en etkili terapidirHayatta bazı şeyler yolunda gitmeyebilir, baş etmeniz gereken sorunlar olabilir. Böyle durumlarda bir seçim yapmalısınız; umutsuzluğa kapılıp sahip olduğunuz deneyimin kıymetini bilmeyebilir veya gülümseyip mükemmel olmadığınızı ama her şeyin yoluna girebileceğini seçebilirsiniz. Her şey ne kadar kötü giderse gitsin, gülümsemenin veya bir kahkahanın insana kendini daha iyi hissettireceğini bilmek ne büyük bir rahatlama!
29. Zihin sağlığınız için seçme özgürlüğünüze sahip çıkınİçinde bulunduğunuz durum ne kadar kötü görünürse görünsün her zaman bir seçim vardır. Başkasından yardım istemek, dua etmek, sabah erken kalkıp giyinmek ve her şeyi geride bırakmak birer tercihtir. Seçme özgürlüğü insana güç verir. Bu gücü, engelleri aşmak için kullanabilirsiniz.
30. Affetmek bir şeyleri boş vermektir ancak ikisi aynı şey değildirDürüst olmak gerekirse affetmenin amacı, sizi üzen insanları sorumluluktan kurtarmak değil, yaşadığınız üzüntünün sizde yarattığı acıya bir son vermektir. Hiçbir şeyi boş vermeyin, affedin ve öfkenizi, acınızı akıtın. Bu zor olabilir ama imkansız değil.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatınızı Gitgide Daha Huzurlu ve Sakin Hale Getirecek 22 Alışkanlık

 

1. Kullanmadığınız eşyalardan kurtulun, satın ya da onları ihtiyaç sahiplerine bağışlayın.

Kullanmadığınız eşyalardan kurtulun, satın ya da onları ihtiyaç sahiplerine bağışlayın.

 

Minimalizmi hayat felsefeniz haline getirmek oldukça yarar sağlayacaktır. Sinirinizi tetiklemeyen, sizi rahatlatacak bir ortam yaratın. Fiziksel şeyleri, sizin için bir anlam ifade etmesi ya da faydalı bir amaca yönelik olmasına göre seçin.

2. Organize olun.

Organize olun.

 

Hem de her konuda. Evraklarınızı dosyalayın, faturalarınızı elinize geçer geçmez düzenli bir şekilde tutun. Kıyafetlerinizi kolay ulaşabileceğiniz bir şekilde yerleştirin, günlük ihtiyaçlarımız her gün değiştiği için her daim işinizi kolaylaştırmak adına tertipli olun. Aksi takdirde, nadiren kullandığınız fakat o anda acilen ihtiyacınız olan bir eşyanızı bulmak için, sadece tahmin yürütüp evin altını üstüne getirecek ve zaman kaybetmiş olacaksınız.

3. İhtiyacınız olmayan şeyleri tüketmeyin.

İhtiyacınız olmayan şeyleri tüketmeyin.

 

İhtiyacınız olmadığını bildiğiniz halde bazı şeylerden kurtulmak gerçekten zor gelebiliyor. Evinizi dolduracak daha fazla ıvır zıvır almayın, sadece yiyeceğiniz kadar yiyecek alın ve giysi ya da başka bir ürün alırken seçici olun. Gerçekten kullanacak mıyım diye düşünün. Gerçekten istiyor musunuz yoksa anlık mutluluk sağlayacağı için mi alıyorsunuz? İnanın dengeli bir kredi kartı ve kendinizi kontrol edebilmenin verdiği özgüven daha iyi hissettirecek.

4. Yapabildiğiniz kadar kendinizi yaşantınızı iş hayatınızın önüne koyun.

Yapabildiğiniz kadar kendinizi yaşantınızı iş hayatınızın önüne koyun.

 

Tabi ki istisnalar olacak. İşiniz başınızdan aşkınsa eğer, önemli bir mail yollamak için uykunuzdan birkaç dakika feragat edebilirsiniz örneğin, işinizi kendinizden ön planda tutmadığınız sürece bunda bir sıkıntı yok. Siz yaptığınız işten, kazandığınız paradan her zaman daha fazlasısınız ve daha çok özeni hak ediyorsunuz.

5. Kendinizi rahatlatacak bir şeyler bulun.

Kendinizi rahatlatacak bir şeyler bulun.

Eğer bağdaş kurup nefes almak size göre değilse başka bir şey bulun. Sizi o anda canlı hissettirecek ne olursa olsun yapın. İsterseniz camlar açık, bangır bangır müzik çalarak arabanızla bir tur atın, isterseniz dans etmeye gidin ya da evinizde resim yapın.

6. Banyo yapmak gibi günlük sıkıcı işlerinizi faydalı bir hale sokun.

Banyo yapmak gibi günlük sıkıcı işlerinizi faydalı bir hale sokun.

Ne olursa olsun yapmak zorundasınız; öyleyse yorgun bir günün sonundaki kısa bir duşu ya da uzun bir banyoyu sizi gevşeten bir aktiviteye dönüştürün. Bir mum yakın, müzik açın ya da banyonuzu köpükle doldurun; temizlik işlemini meditasyona dönüştürün.

7. Kendiniz için sıradan bir kitap oluşturun.

Kendiniz için sıradan bir kitap oluşturun.

Size ilham veren ve düşünmeye iten fikirleri, alıntıları veya bilgileri derleyin; bu şekilde ihtiyaç duyduğunuz an o bilgilere ulaşabilirsiniz. İş, İlişkiler, sağlık ya da yemek gibi bölümler oluşturun ve hoşunuza giden şeyler denk geldiğinde hemen not alın.

8. Basit bir günlük tutun.

Basit bir günlük tutun.

Her gün hayat hikayenizi anlatacağınız değil basit kitabınız gibi olsun bu günlük. Fikirlerinizi, görüşlerinizi ve gün içindeki gözlemlerinizi aktarın. Geriye dönüp açıklamakta sizi zorlayan şeylere baktığınızda, o anda ihtiyacınız olup olmadığına ya da az veya çok değiştirmek isteğiniz hayatınız hakkında mutlaka bir fikir verecektir.

9. Akşam evinizde vakit geçirirken mum yakın.

Akşam evinizde vakit geçirirken mum yakın.

Bir yandan sakinlik ve huzur getirirken diğer yandan da güzel bir ambiyans yaratacak.

10. Kahve ya da çayınıza, limon ve bal eklemeyi deneyin.

Kahve ya da çayınıza, limon ve bal eklemeyi deneyin.

Hem sizi rahatlatacak hem de sağlığınıza yarar sağlayacak. İçtiğiniz lattelerden hem daha ucuz hem de daha doğal olacaktır; üstelik tadı da gayet güzel.

11. Yalnızca nakit para kullanın.

Yalnızca nakit para kullanın.

Alışkanlık kazanana kadar bunu yapmak gerçekten zor, bu yüzden kredi kartı olmadığını sadece nakit ödeyebileceğinizi düşünün. Bu sizi daha tedbirli yapıp ne kadar para harcadığınızın farkına varmanızı sağlayacak. Ayrıca ne kadar fatura gelir diye düşünmenizi de engellemiş olacaktır.

12. Kendi ‘mantranızı’ okuyun.

Kendi 'mantranızı' okuyun.

‘Mantra’ düşünmeye yönlendiren şey demek ve kelimelerin gücünü anlatıyor. Düşünmeye başladığınızda kafanızda tekrarladığınız kelime ve cümleler olağanüstü bir güç taşıyor. Neyi eksik hissediyorsanız ya da daha çok istiyorsanız sadece söyleyin: ”Ben başarılıyım.”, ”Ben güvendeyim.”, ”Ben sevilen biriyim.” ya da ”Ben maddi açıdan yeterliyim.” gibi. Bu uygulama sizin kendinizi besleyen bir zemin hazırlamanıza yardım ederken, içsel bir yolculuk yapmanızı sağlayacak.

13. Hayatınıza pozitif anlamda katkısı olmayan insanlarla iletişim kurmaktan vazgeçin; onlardan özür dilemekten de.

Hayatınıza pozitif anlamda katkısı olmayan insanlarla iletişim kurmaktan vazgeçin; onlardan özür dilemekten de.

Eğer size kaba ya da düşüncesiz demek istiyorlarsa bırakın desinler. Kendi rahatınızı bozarak kimseyi memnun etmek zorunda değilsiniz.

14. Kendi yemeğinizi kendiniz yapın.

Kendi yemeğinizi kendiniz yapın.

Farklı malzemeleri birleştirip kendi yemeğinizi yaparken her zaman farklı lezzetler ortaya çıkar. Bu da sizi sorumlu, ilgili; en basit şekilde daha insani hissettirir.

15. Bilinçsizce tükettiklerinizi gözlemleyin.

Bilinçsizce tükettiklerinizi gözlemleyin.

Yemek, müzik, okumak ve televizyon. Tüm bunlar sizin gün boyu nasıl hissettiğinizi etkiler. Hayatınıza alırken farkında olmadığınız şeylerin gücünü hafife almayın.

16. Kendinize nasıl bir hayat sürmek istediğiniz sorun ve diğer hedeflerinizi dışarıda tutarak bu fikri temel alın.

Kendinize nasıl bir hayat sürmek istediğiniz sorun ve diğer hedeflerinizi dışarıda tutarak bu fikri temel alın.

Ne istiyorsunuz bir işe başlamak mı? Kendinize şunu sorun: Sürekli gün be gün saçma bir işle mi uğraşmak mı sizin istediğiniz ya da gerçekten yaptım, başardım demek mi? Her şeyden önce size en uygun yola nasıl karar vereceğiniz önemli.

17. Daha gerçekçi hedefler seçin.

Daha gerçekçi hedefler seçin.

Normalde olduğundan daha azını veya daha fazlasını başarmış olmayacaksınız. Fakat aklınızdaki ”Daha fazla çaba göstermeliydim.” düşüncesini ortadan kalkacak.

18. Günlük hayatın sadeliği içinde, sizi en çok mutlu eden şeyi keşfedin.

Günlük hayatın sadeliği içinde, sizi en çok mutlu eden şeyi keşfedin.

Muhteşem bir deneyim için, ekstra harcamaya ihtiyaç duymadığınızı kendinize gösterin. Harika bir yemek için pahalı yiyeceklere de ihtiyacınız yok. İstediğiniz hayatı yaşamak için, şu anda sahip olduklarınız dışında bir şey gerekmiyor. Çünkü istediğiniz hayat hissettiğiniz şeylerle alakalıdır. Bakış açınızı değiştirdiğinizde o hisler gün yüzüne çıkacaktır.

19. Aradığınız şeye dikkat edin.

Aradığınız şeye dikkat edin.

Onu ne olursa olsun zaten bulacaksınız. Kendinizi değişime zorlamak için hayatınızda neyin yanlış gittiğini görmek isterseniz, aradığınızı tam olarak bulacaksınız. Eğer kendinizi keşfetmekte korkuyor, kendinizi değersiz hissediyorsanız da aradığınız cevap size uzakta kalacaktır.

20. Kendinize özel bir felsefe oluşturun ve günlük hayatta, karar alırken rehber olarak onu kullanın.

Kendinize özel bir felsefe oluşturun ve günlük hayatta, karar alırken rehber olarak onu kullanın.

Eğer amacınızın ne olduğunu, şu anda niye burada olduğunuzu, amacınızın ne olduğunu bilmiyorsanız, endişeli, kaygılı ve huzursuz bir hayat geçirebilirsiniz. Belirli bir din ya da belirli bir grup insana inanmak, dahil olmak zorunda değilsiniz; ancak ne hissettiğiniz tanımlamak zorundasınız. Birisi size söylediği için değil; nasıl düşündüğünüz ve kim olduğunuzu uyumlu hale getirmek için zorundasınız.

21. Kendiniz kontrol etmekten vazgeçin.

Kendiniz kontrol etmekten vazgeçin.

İç güdünüzün aksine, kendinizi tutmak için çabalamanız bir işe yaramaz. Kim olduğunuzu, her yönünüzü ayrıntılı şekilde ne kadar çok düşünürseniz, istemsiz de olsa duygularınızı bastırmak için o kadar az enerji harcayacaksınız. Unutmayın ki olumsuz yönleriniz görmezden gelmek ya da bastırmak, onları kabul etmekten daha tehlikelidir. Psikolojide buna ‘gölge benlik’ adı veriliyor.

22. Çevrenizi, olduğu gibi algıladığınıza inanmayı bırakın.

Çevrenizi, olduğu gibi algıladığınıza inanmayı bırakın.

Kendinize şaşırmanız için fırsat tanıyın. Korktuğunuz zaman her şeyi net bir biçimde göremediğinizi kendinize hatırlatın. Sizi mutlu eden şeyi her zaman tahmin edemeyeceğinizi unutmayın; fakat diğer yandan da mutluluğu kovalamayı bırakmayın.

Kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Stres Vücudumuzu Nasıl Etkiliyebilir?

14915675_569857879877172_4681870902144462437_n1

Baş Bölgesi: Depresyon, enerji düşüklüğü, konsantrasyon problemleri, panik atak

Cilt: Egzama, akne, kaşıntı, kızarıklık, sedef

Kalp: Tansiyon Yükselmesi, kalp atışı hızlanması, felç ve kalp krizi riskinin artması, yüksek kolesterol

Bağışıklık Sistemi: Bir hastalıkta mücadele de zayıf kalan bağışıklık sistemi, vücutta birçok fonksiyonu olumsuz etkileyen enflamasyon artışı

Pankreas: İnsülin dengesizliği oluşması yüzünden damarlarda hasar, obezite ve diyabet riski

Mide: Ülser, mide krampları, reflü, mide bulantısı

Üreme Sistemi: Testesteron ve estradiol hormonlarının azalması yüzünden dada düşük üreme

Bağırsaklar Besin emiliminde azalma, metobolizma yavaşlaması, enzim problemleri ve bağırsak hareketlerinin sorunlu hale gelmesi

Stresle baş etme yöntemleri olarak 10 aralık ctesi 14.00-18.00 arası  reiki 1 aşama şifa enerjisi seminerini veya 17 aralık ctsi 10.00-18.00 arası kendini sev hayatını iyileştir seminerini tavsiye ederim.

Rez. Tel Anette 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Renklerin Anlamları ve Psikolojik Etkileri

Kültürden kültüre değişmekle birlikte antik çağlardan beri birçok renge değişik anlamlar verilmiştir. Renklerin bir kısmı diğerlerine göre daha kolay  farkedilir, bazıları fizyoloji ve psikolojimizi olumlu veya olumsuz yönde daha çok etkiler. Çalışma ortamında renklerin doğru kullanımı, üretkenliği artırabilir; yaşanılan iç, dış mekanların daha ergonomik ve sevimli olmasını sağlayabilir. Aşağıda renklerin anlamları ve insan psikolojisi üzerindeki etkilerini paylaşıyoruz, inanıp inanmak size kalmış.

1. Kırmızı

Sıcak, ateş, kan, şehvet, aşk, samimiyet, güç, heyecan ve agresiflik gibi kavramları simgeler. Kan basıncını ve solunumu hızlandırabilir. İnsanları çabuk karar almaya ve beklentileri arttırmaya teşvik edici bir etkisi vardır. Kırmızı, dikkat çekici bir renktir. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kırmızıyı tercih edersek bu objeler hemen farkedilecektir. Kırmızı, duygusal yoğunluğu arttıran ve çoşturan bir renktir. Kırmızı kıyafetler insana özgür enerjik bir moda sokabilir. Kendini kontrol etmekte zorluk çekenlerin kırmızı renkten uzak durmalarını tavsiye ederiz.

kırmızı rengin anlamı

Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Kırmızı renk insanların zamanı unutmasına yol açar. İşte bu yüzden barlarda ve gece klüplerinde kırmızı renge ağırlık verilir. Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışıklarında ‘dur’ sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur.

Kırmızı rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde, bu kişilerin güç ve iktidara düşkün oldukları görülür. Bu kişiler aktif, atılgan, girişken olup kazanmayı ve elde etmeyi sever. Belirleyici ve yönlendiricidir. Arzuludur, iştahlıdır, hırslıdır. Duygularını anlatırken tepkiseldir. Liderlik ve önderlik özellikleri toplumca hemen fark edilir.

2. Mavi

Yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. Psikologların hasta görüşmelerinde mavi renkli giysiler asla giymemelidirler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder. İş görüşmelerine giden kişilerin kostümlerinde mavi rengi tercih etmeleri işe kabul edilmelerini sağlayabilir. Dolayısıyla mavi en popüler renklerden biri olmasına rağmen yiyeceklerle ilgili konularda mavi kullandığında dikkatli olmak gerekir. Çünkü mavi doğal bir iştah kapatıcıdır ve bazı durumlarda itici etki yaratabildiğinden kilo almak isteyenlerin mavi renkten uzak durmaları gerekir.

Kilo problemi olanların evlerini maviye boyamaları, onların diyetine  yardımcı olabilir. Bu nedenle kilo problemi olanların, özellikle yemek odalarını ve mutfaklarını mavi renge boyatmaları gerekmektedir. Aynı şekilde müşterilerinin daha fazla yemek yemesini arzu eden restoran işletmecileri ise mavi renkten kaçınmaları gerekir.

mavi rengin anlamı

Mavi ve açık mavi boyanmış ortamlar, verimliliği ve performansı arttırır. Çalışırken akılda kalması gereken notların altını kalın mavi kalemle çizmek okunan şeylerin akılda kalmasını kolaylaştırır. Dünyada neden mavi renkli kalemlerin tercih edildiğini sanırım birçok kimse düşünmemiştir. Mavi kalemle yazılan yazılar hafızada daha çabuk ve kalıcı olarak yer almaktadır.

Mavi rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde bu kişilerin toleranslı, hoşgörülü, anlaşma yanlısı olduklarını ve huzuru aradıklarını görmekteyiz. Çevreleri ve kendileri ile barışıktırlar. Az ile yetinirler, sabırlı ve metanetlidirler. Ayrıca çok fedakardırlar. Aileleri ve arkadaşları için oldukça özverili olmaları bazen suistimallere sebebiyet verebileceğinden dikkatli olmalıdırlar.

3. Sarı

Parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odanızı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve erişkinlerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir degildir. Beyninizi ve gözlerinizi yorar.

sarı rengin anlamı

Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir. Tıpkı güneşli bir gün gibi davet edicidir. Sarı, güneş ışığı gibidir, kendinizi iyi hissetmek için orada olmasını istersiniz ama gözünüzün içine girmesini istemezsiniz. Soluk sarı söz konusu olduğunda, çürümeyi, hastalığı, kıskançlığı ve hilekarlığı simgeler. Dolayısıyla sarı söz konusu olduğunda seçilen tonlar oldukça önemlidir.

Sarı rengi tercih edenlerin kişilik analizinde, bu kişilerin özgür ve bağımsız olmayı sevdikleri ortaya çıkmıştır. Değişkenlikten hoşlanırlar. Çapkın ve şıpsevdi bir yapı gösterebilirler. Günübirlik, dolu dolu yaşamaya bayılırlar. Çevrelerine enerji saçarlar. Yaşamlarında bir terslikle karşılaştıklarında hemen yeni bir ritme girerler. Bu kişilerin ikna kabiliyetleri üst düzeydedir. Entellektüel olma, yöneticilik, hırs ve iddia onun temel öğeleridir.

4. Yeşil

Yeşil, pek çok kavramla ilişkili olarak karşımıza çıkar, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olanı doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği simgeler. Bazı kültürlerde orta yaşlardaki gelinler, doğurganlığı simgelemesi icin yeşil giyer. Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de tercih bir renktir. Çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.

yeşil rengin anlamı

Yeşil, aynı zamanda Amerikan kültüründe parayı simgeler.

Yeşil rengi tercih edenlerin kişilik analizinde, bu kişilerin kendilerine değer verme duygularının çok fazla olduğu görülür. Doğru bildiğinde ısrarcıdırlar. Fikrinden ödün vermez. Kovalayıcı ve takipçidir. Otoritesi ve inandırıcılığı ile çevresindekileri etkilemeyi başarır. Bazen abartıya kaçarak megaloman küstah bir kişilik sergileyebilirler.

5. Siyah

Tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken, diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer taraftan acı, keder ve yas anlamına gelir. Siyah, pek çok insan için kıyafet rengidir. Bazıları siyahı güçlü ve ciddi görünmek için kullanır. Bazıları ise daha zayıf gösterdiği için tercih eder.

siyah rengin anlamı

Siyah rengi seven insanlar genellikle özgüveni yüksek, azimli ve kararlı kimselerdir. Kendi kararlarını kendileri vermek isterler. Bu özellikleri ile iş hayatında başarılı olabilirler, fakat inatçılık ve aşırı hırs gibi olumsuzlukları dengelemeleri gerekir. Ayrıca, siyah giyen insanların ruhsal sorunlarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Özellikle çocuklarda inatçılığa ve depresyona neden olabilir

6. Beyaz

Saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Bu yüzden doktorlar, hemşireler ve laboratuvar teknisyenleri steril görünmek icin beyaz giyerler. Beyaz, ışığı yansıtır ve ortamı serin tutar.  Dolayısıyla yaz ayının kıyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandıran bir his verir.

beyaz rengin anlamı

Beyaz rengi seven insanlar genellikle, temizliği, aydınlığı ve düşünmeyi seven, hayal dünyası geniş, soğukkanlı ve uzlaşmacı kişilerdir.

7. Mor

Asaletin rengidir. Lüks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengidir. Bazı insanlar mor rengi, gösterişli havasından dolayı dekorasyonda kullanmayı sever. Bazıları ise suni bir renk olarak algılar.

Morun açık tonları olan lavanta, leylak gibi renkler ilham verici etkileri için çalışma odalarında tercih edilebilir. Beyinsel faaliyetleri ve sanatsal düşünceyi arttıran mor, özellikle sanatçıların çalışma ortamları için uygun olabilir.

mor rengin anlamı

Mor rengi seven insanlar genellikle, ruhsal dünyası ön planda olan, kişilerdir. Duyarlılıkları fazla olduğu için sanat dallarında başarılı olma ihtimalleri daha fazladır.

8. Kahverengi

Toprağın ve ahşabın rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajları iletir.

kahverengi anlamı

Kahverengiyi seven insanların tenleri genellikle hassas ve duyarlıdır. Duygusal yönleri ağır basar. Kendilerini güvende hissedecekleri tanıdık ortamlara ihtiyaç duyarlar. Sakinliği ve sadeliği severler, fakat yalnızlıktan hoşlanmazlar.

9. Pembe

Romantik ve narin bir renktir. Aynı zamanda sakinleştirici bir etkisi vardır. Araştırmalar gösteriyor ki, pembe insanları sakinleştirmekte ve kalpleri yumuşatmaktadır.

pembe rengin anlamı

Bir hapishanede kapı ve pencere demirleri pembeye boyandığında, mahkumların agresif davranışlarının kaybolduğu gözlemlenmiştir. Pembe enerjiyi çeken sakinleştirici bir rol oynar. Ancak maalesef pembe rengin teskin edici etkileri bazen kısa süreli olabilmektedir.

Pembe rengi seven insanlar ki bunlar genellikle kadınlardır, duygusal, neşeli, sorumluluklarının bilincinde ve biraz ürkektir, fakat çekingenliklerini fazla belli etmezler.

10. Turuncu

Turuncu dışa dönük, heyecan ve mutluluk verici, dinamik, dikkat çekici, çarpıcı ve iç açıcı bir renktir. Kırmızıdan sonraki en sıcak renk olan turuncu gösterişin ve şatafatın rengidir, fakat kırmızı kadar rahatsız edici değildir. Turuncu renk metabolizmayı hızlandırır. Canlılık, cesaret ve güven verir. Zihni harekete geçirir.

turuncu rengin anlamı

Turuncu renk, kullanıldığı ortamlara neşe ve canlılık verir. Bundan dolayı, çocuk odalarında, mutfakta ve yemek odasında kullanılabilir. Çalışma odası ve dinlenme mekânları için çok uygun değildir.

Turuncu rengi seven insanlar genellikle dışa dönük, hareketli, neşeli ve sosyal ilişkileri kuvvetlidir. Bazen de gösterişe yatkınlık, sürekli haklı olma ve üstün gelme isteği görülebilir.

11. Gri

Siyah ve beyaz renklerin değişik oranlarda karıştırılması elde edilen bir renk olan gri, gözün en rahat algıladığı renklerden biridir. Alçak gönüllülüğü ifade eden, uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Ciddiyet ve hareketsiziliği çağrıştırır. Diplomatik ve ağır ortamlarda denge unsuru ve uzlaştırıcı olarak kullanılabilir. Kullanıldığı ortamlarda bunaltıcı bir havaya neden olabileceği için fazla tercih edilmeyen bir renktir.

gri rengin anlamı

Gri rengi seven insanlar genellikle olaylardan uzak durmayı tercih ederler. Kuralcı, tutucu ve hareketsiz yanları ağır basabilir. Karamsarlık ve içe kapanıklığa da neden olabilir. Aktif ve dışa açık insanlar griyi bunaltıcı bulurlar.

Kaynak
Nörolog Mehmet Yavuz, renklerinanlamlari.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aklımı nasıl başıma getirebilirim diyorsanız bu hafta bunları yapın:

hava-soguk-diye-%ef%b8%8fyagmur-cok-diye-aklim-uzaklarda-diye-oluruna-biraksam-da-olmuyor-diye-uzulmem1

 

Aklımı nasıl başıma getirebilirim diyorsanız bu hafta bunları yapın:
•İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık %10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız volta atmayı deneyin.
•İnsan beyni açık havada, kapalı alana göre çok daha yüksek performansla çalışır. + beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır

•Yürürken kolları sallamak beynin daha iyi çalışmasını sağlıyor.
•Yabancı dil öğrenmek beyni güçlendiriyor. En azından her gün yeni bir kelime öğrenerek kullanabilirsiniz. Alışveriş ve telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.
•Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta sudoku olmak üzere diğer akıl oyunları oynayın Ör: Satranç.
•Zihinsel rutinlerinizi kırın yani bir gün evinize uzun yoldan gidin yada cep telefonunuzu sağ değil de sol elinizle kullanın bu bir televizyon kumandası da olabilir.
•Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin ör: özdeyişler
•Her gün güzel bir resme bakmayı deneyin. Beyninizi “güzel” görüntüler ile besleyin.
•Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçer.Bu düşünceler ne hakkındaysa hayatımızda ona göre şekil alır. Bu yüzden olumlu düşünün.
•Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzde gözlemleyin. Bu beyninizin kalitesini artırır.
•İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Einstein’ın günde 10 saatten fazla uyduğu biliniyor.
•Bol ve temiz oksijen beyin için çok yararlıdır. Şimdi pencerenizin camını açık ve kendinize temiz oksijen ısmarlayın.
•Farklı düşünce tarzı olan insanlar ile konusun. Ör : çocuklarla vakit geçirin.Sizden farklı
düşünen insanlar ile konuşun.
•Kullanılmayan Organ körelir. Sürekli televizyon izleyerek beyninizi düşük viteste kullanmayın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİLHASSA  YÜKSEK TANSİYONU OLANLARIN DENEMESİNDE FAYDA VAR …!

15078872_1282689765102966_423386745880785159_n1
Japonyada aç karnına su içmek son derece popülermiş.
Sabah kalkar kalkmaz daha dişlerinizi fırçalamadan içebileceğiniz kadar suyu içmeniz gerekiyormuş.
Su tedavisi adı altında yapılan bu uygulama ile de pek çok hastalıkla baş etmek mümkünmüş. Bilimsel testlerle de kanıtlamışlar ve bunu yayınlamışlar.
Aç karnına içilen suyun iyi geldiği birçok hastalık var: Baş ağrısı, vücut ağrıları, kalp çarpıntısı, bronşit, astım, gastrit, obezite, epilepsi, menenjit, göz hastalıkları , böbrek sancıları, adet sancıları, kulak-burun-boğaz hastalıkları…
AÇ KARNINA SU İÇMEK HER DERDE DEVAUYGULAMA YÖNTEMİ.
– Sabah kalkar kalkmaz daha dişleri fırçalamadan 4×160 ml su içilecek.
– Sonra diş fırçalanacak ve 45 dakikadan önce bir şey yenip içilmeyecek.
– 45 dakika sonra yiyebilir, kahvaltı yapabilirsiniz.
– Sabah, öğle ve akşam öğünlerinden 15 dakika sonra en az iki saat süreyle hiçbir şey yemeyecek ve içmeyeceksiniz.
– Sabah kalktığınızda bu kadar çok su içemiyorsanız yavaşça artırarak kendinizi alıştırabilirsiniz.
– Daha sağlıklı bir yaşama bu uygulama ile kavuşabilirsiniz.
BİR AYDA YÜKSEK TANSİYON KALMIYOR
*Yapılan açıklamada bu uygulamaya devam edildiği takdirde, 30 gün sonunda yüksek tansiyon sorununuz kalmayacakmış. 10 günde gastrit, yine 30 günde şeker sorunundan kurtulmak ya da en aza indirmek mümkün olabiliyormuş. Yine de her türlü uygulamayı denemeden önce lütfen kendi doktorunuza danışın ve eğer bu sistem size zarar vermeyecekse başlayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bugün tümümüzün kullandığı “Alo” sözcüğü kırık bir aşk hikayesinden geliyor…

15085560_829620250514343_2971054497973915760_n1

Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağınıbildiğinden Graham Bell, telefonu açaraçmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu “Ale Lolos” diye karşıladı.
Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad “Alo” idi.
Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell’i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti. Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu “Alo” diyerek açıyor ve artık herkes “Alo” diyordu.
O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak “Alo” demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı “Alo” sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?

yumurta-patates-kahve11

 

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşm…aktan, mücadele etmekten yorulmuştu.
Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.
Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu.
Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu:
— Ne görüyorsun?
— Patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
— Daha yakından bak bir de dedi baba , patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
— Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
— Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.
Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
— Sen hangisisin? diye sordu kızına.
Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?
Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DEĞERLİ TAŞLAR VE ŞİFA ETKİLERİ

1471291_248601291961938_486249249_n1

Kuvarsların yanında tüm değerli taşların da şifa gücü vardır. Takı olarak kullanıldıkları zaman, bunların elektromanyetik güçleri, eterik beden denen, dış enerji alanını güçlendirir.

Agat: Vücutta tansiyon dengeleyicidir. Üriner sistemin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Aklı ve vücudu güçlendirir. Kişiyi cesaretlendirir. Lenflerin sirkülasyonunu rahatlatır. Güçlü bir terapik özelliğe sahiptir.

Akuamarin: Güven, denge ve ahenk sembolüdür. Solunum problemleri ile savaşır. Hafızayı güçlendirir. Sinirleri yatıştırır. Neşe, huzur ve aşk taşıyıcıdır. Özellikle meditasyona uygundur.

Ametist: Pozitif enerji yüklü bir kristaldir. Taşıyan kişiye de bu yükü aktarır. Beyin gücünü yükseltir. Kan temizleyicidir. Negatif enerjilerimizi dışarı boşaltarak huzurlu ve zinde olmamızı sağlar. Pembe kuvars ile birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir ve kalbi korur.

Aventurin: Korkuları yenmede ve yaşlılıkla mücadelede etkilidir. Zihinsel karmaşayı ve stresi azaltır. Neşe taşı da denir. Sakinlik ve yaşama sevinci sunar.

Aytaşı: Duru görü ve sezgi hassalarını geliştirmek için kullanılır.

Hematit: Kan dolaşımı düzeninin sağlıklı olmasına yardımcıdır. Enerji kaynağıdır. Solunum yolları üzerinde olumlu etkileri vardır.

Jasper: Sindirim sistemine iyi gelir. Endokrin sistemine denge getirir. Karaciğer ve safrakesesini güçlendirir. Sağlıklı ve güçlü olmamızı sağlar. Fiziksel direncimizi arttırır.

Kaplan Gözü: Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafifletir. Sindirim üzerine mükemmel etkilidir. Negatif enerjiden korur.

Kuvars Kristali: Vücudumuzdaki zihinsel, bedensel ve ruhsal düzeyimizi arttırıcı enerji üretir. Ortamdaki tüm negatiflikleri geri iter. Meditasyon için çok uygundur.

Krizopras: Sinirsel gerilimleri yok eder. Fiziksel, zihinsel heyecan durumlarında sakinlik verir. Neşe ve huzur sağlar.

Malahit: Korku ve şüpheleri yok eder. Karaciğer ve dalağın işlevlerine yardımcıdır. Fiziksel ağrıları azaltıcı ve radyasyondan koruyucudur. Uyumayı kolaylaştırır. Zihni ve vücudu canlandırır. Dengeleyicidir.

Mavi Kuvars: Tiroit ve metabolizma dengeleri üzerinde güçlendiricidir. Öksürük azaltıcı ve ateş düşürücüdür. Zihin açıklığı ve güven duygusu sunar. Cinsel problemlere iyi gelir.

Obsidyen: Özellikle çok hassas kişilere karşı koruyucu özelliği vardır. Zihinde oluşan heyecan duygularını engeller. Fiziksel zeminde espri gücünü arttırır. Negatif durumları yok edicidir. Stresi azaltır. Terapi yönü çoktur.

Pembe Kuvars: Stres giderici olup, hata duygularını, korkuyu ve öfkeyi azaltır. Negatif enerjiden koruyucudur. Ruhun inceliğinin sembolüdür. Huzur ve duygu yüklüdür. Sevgi taşıdır.

Rodonit: Vücudun sağlıklı gelişmesine yardımcı olur. Kan dolaşımını dengeler. Psikolojik olumsuzluklardan kurtarıcı ve cesaret arttırıcıdır.

Rutilat Kuvarsı: Depresyonu azaltır. Enerji kaynağıdır. Özellikle meditasyona uygundur. Negatif enerjiden korur.

Sitrin Kuvarsı: Vücudumuzun tüm dokularıyla etkileşerek güçlendirir. Karaciğer ve safrakesesi işlevlerine yardımcıdır. Toksinlerin atılmasını kolaylaştırır. Cilde serinlik ve sadelik sunar. Cilt hastalıklarına karşı koruyucudur. Görme bozukluklarına iyi gelir. İçimizdeki gücün sembolüdür.

Sodalit: Troid metabolizmasının dengesini sağlar. Güven sağlayarak hata riskini azaltır. Zihin açıklığı ve sakinlik verir.

Topaz (Sitrin): Telepati yeteneğini arttırır. Neşe ve hoşnutluğu uyaran bir taştır.

Turmalin: Vücudu ve zihni güçlendirir. Negatif şartları ve korkuyu uzaklaştırır. Çok güçlü bir koruyucu özelliği vardır. İlham verici ve konsantrasyon sağlayıcıdır.

Derleyen: Erol Yurderi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygusal Çöplerinizi Nasıl Boşaltırsınız…

cop1

 

İşinize yarayan ne varsa bilgisayarınızda saklar; işe yaramayan, güncelliğini yitirmiş ne varsa bu kutuya atarsınız. Olmazsa, geri dönüşüm kutusunu da boşaltır, tüm işe yaramaz şeyleri bir defada uzay boşluğuna gönderiverir, bir daha yüzünü bile görmezsiniz.
Peki, yaşanmış, bitmiş, güncelliğini kaybetmiş, artık üzerinizde hiçbir etkisi kalmamış ya da sadece olumsuz tortularını taşıdığınız duygularınızdan ne haber?
Yaşadığınız anda bile hoşlanmadığınıza karar verdiğiniz anılar… Eski aşklarınızı ne yaptınız mesela? Yoksa yaşanıp bittikten, üzülüp bunalıp stresini çektikten sonra onları ahde vefa olsun diye kaldırıp beyninizin en kıymetli yerindeki duygusal çöplüğünüze mi attınız? Attınız, buraya kadar güzel. Acaba onlar şimdi o çöplükte, canınız ne zaman sıkılmak ve kendinize bunalım yaratmak isterse çıkarıp çıkarıp kullanılmak üzere emre amade mi bekliyor?
Sizi Üzen Duyguları Artık Yanınızda Taşımayın!
Bazen şöyle bir cümle söylendiğini duyarım da, kanım mı donsun, kahkahalarla güleyim mi şaşırır kalırım. Mesela kimi arkadaşlar der ki; “Ben eski aşklarımın hiçbirini unutmadım, yaşadığım ne varsa anılarımda, aklımda.”
Aferin. Bu kadar vefalı olduğunuz için kendinizi tebrik edebilirsiniz; bir de tenekeden madalya takın bari! Zihninizde kaç tane yaşanıp bitmiş aşk, yaşanmış ama kötü bitmiş ilişki, ne bileyim kazık atmış, sizi üzmüş arkadaşlarınızla ilgili anılar, kısaca canınızı sıkıp sizi üzebilecek ne varsa sakın bir yere göndermeyin. Ömrünüzün sonuna dek beraber yaşayın!
İnkar edemem; aşk güzel bir duygudur. Bizi mutluluktan bebekler gibi zıplatır, kış ortasında bahar yaşatır, mutlu olmamızı sağlar. Vefa da güzeldir. Yaşanılmış olayları, insanları, ilişkileri, aşkları unutmamak gerekir. Peki ama biz? Kendimize olan vefa borcumuz? Kendimize karşı yerine getirmemiz gereken görevlerimiz ve sorumluluklarımız?
İçimizdeki duygu çöplüğü bana göre gerçek bir bomba gibidir. Nasıl ki bir çöp bidonu, içine tehlikeli maddeler atıldıkça sessiz sakin şişer, dolduğunda da patlar; içimizde taşıdığımız ve hoşlanmadığımız ne varsa doldurduğumuz ‘Duygu Çöplüğü’ de işte böyle tehlikeli bir bölgedir.
Aşk güzeldir elbet. Doğar, büyür, yaşar. Ama unutmamak lazımdır ki bir gün mutlaka biter. Doğası gereği bitmek zorundadır. Tarihe mal olmuş ünlü aşklara baktığınızda göreceksiniz ki, ya kadın ölmüştür, ya erkek… Aşkları da araya ölüm engeli girip bitmeye fırsat bulamadığından, tarihe mal olmuştur. Son aşama hep bitiştir; bu kaçınılmaz. Bitişlerden sonra da zavallı ruhumuzda iyiler yanında kötü olayları da mı tutacağız? Bize kendimizi kötü hissettiren olayları zihnimizde, duygu çöplüğümüzde neden barındıralım?
Zihnimizi Çöplerinden Kurtarma Aşamaları
Gelin isterseniz bugün beynimizin “Duygu Çöplüğü” bölümünde bir tarama çalışması yapalım. Bizi üzen, bunaltan, mutsuz eden, süründüren ne varsa onları aklımızdan çıkarıp uzayın boşluklarına bir daha buluşmamak üzere gönderelim. Bunu başarmak için de şu sıralamayı takip edelim:
Öncelikle evimizin içinde kendimize sakin bir yer bulalım. Mekan seçimi size ait olup ses ve gürültüden etkilenmeyeceğiniz, rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer olması gerekmektedir.
Terapimizi yapacağımız mekanın renkleri ise rahatlatıcı, pastel renklerden seçilmiş olmalı. Renk seçim imkanımız yok ise, hiç olmazsa oturduğumuz yere yeşil, mavi, pembe, sarı gibi renklerin pastel tonlarından oluşmuş veya bu da bulunamıyorsa beyaz bir örtü örtmek yeterli olacaktır.
Mekan seçimini yaptıktan sonra yanımıza bir adet kalem ve bol miktarda küçük kağıt (hatırlatma kağıtları boyutunda olması yeterli), bir adet kutu, bir de kulaklıkla hareketli bir müzik dinlememize imkan verecek herhangi bir alet alarak, yalnız kalabileceğimiz ve rahatsız edilmeyeceğimizden emin olduğumuz anda mekanımıza çekilelim.
Rahatça oturabileceğimiz bir pozisyonda yerimize yerleşip kendi içimize dönerek duygu çöplüğümüzde tarama yapmaya başlayalım. Bu taramayı yaptıkça aklımıza gelen her olay bir diğerini çağıracak, birbiri ardına kötü anılarımız yavaş yavaş sıraya dizilmeye başlayacak.
Her bir kağıdın üzerine ayrı ayrı canımızı sıkan, bizi üzen, bunaltan hangi anımız varsa onları kısa notlar halinde yazalım.
İçimizde varolanları bitirdiğimize ve hepsini kağıda döktüğümüzü düşündüğümüz anda yazma işlemine son verelim.
Kağıtlarımızı sıraya koyalım. Mekanımıza çekilirken yanımıza almış olduğumuz kutuyu yakınımızda bir yerlere koyalım. Müziğimizi dinlemek üzere kulaklıklarımızı takalım. Dinlemek üzere seçtiğimiz parçaların hareketli bir tempoda olmasına özen gösterelim; çünkü ağır ritimli parçalar bizim dağılıp anılarımıza dalmamıza neden olur.
Sıraya koyduğumuz kağıtları teker teker alıp okuyalım (tercihen sesli), okuyup bitirdikten sonra da buruşturup çöp sepetine atalım. Bu işlemi yaparken gözlerimizi kapatalım. Bu arada bu olayın beynimizin içinden dertop olup kağıdımızı attığımız kutuya düştüğünü hayal edelim.
Yazdığımız kaç adet kağıt varsa hepsi için aynı işlemi uygulayalım. Tüm kağıtlarımız bittiğinde, bunları doldurduğumuz kutuyu da alıp hepsini akan bir suya keyifle boşaltalım. Akar su hiçbir zaman kir barındırmaz, kötü anılarımıza da layık oldukları finali yaşatacaktır.
Bu terapiyi, olumsuz hisler bizi ne zaman rahatsız ederse tekrar uygulayabiliriz. Lütfen unutmayın, bunu vefasız olduğumuzdan veya insanlara değer vermediğimizden değil, sadece karmakarışık hislerle baş başa kalmak yerine, biraz olsun ferahlamak ve ruhumuzu rahatlatmak için yapıyoruz. Önce de söylediğim gibi aşk güzeldir; yaşanılanlardan ise sadece güzel olanlar muhafaza edilmeye layıktır.
Bizi rahatsız eden ne varsa uzaya yollayıp hem rahatımızı kaçırmayalım, hem de yeni ve güzel duygulara gerekli yeri açabilelim
* Alıntı

 

 

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Ünlü bir Zen hikayesi…

images8
Bir felsefe profesörü büyük bir ermişi görmeye gitmişti ve ona Tanrı hakkında soru sordu ve ona karma hakkında soru sordu ve ona reenkarnasyon teorisi hakkında sordu. Ve ona pek çok şey sordu… Sorular ve sorular ve sorular. Ve ermiş “Yorgunsun, yolculuk uzun sürmüş ve böylesine sıcak bir öğleden sonra tepeye tırmanmaktan terlemiş olduğunu görebiliyorum. Çok yorucu olmalı. Bekle, acelemiz yok. Bu sorular biraz daha bekleyebilir. Senin için bir fincan çay hazırlayayım. Ve kim bilir, çayı hazırlarken cevabı bulabilirsin” dedi.
Şimdi profesörün biraz aklı karışmıştı ve bu çılgın adama gelmenin doğru bir şey olup olmadığından şüphelenmişti. “Bu sorular çay içerek nasıl cevaplanır?” Fakat artık dönmenin bir anlamı yoktu; biraz dinlenmesi gerekiyordu. “Ve çayın herhangi bir şekilde bir zararı yok, o halde çayı içip buradan kaçmalı.”
Ermiş, çayı getirdi, çaydanlığından bardağa dökmeye başladı ve dökmeye devam etti. Bardak dolmuştu ve çay tabağa dökülmeye başladı ve tabak da dolmuştu. O zaman Profesör, “Dur! Ne yapıyorsunuz? Çay yere dökülmeye başlayacak. Artık bardağın tek bir damla için dahi yeri yok. Çıldırdınız mı ne oldu?” dedi.
Ermiş kalpten gülümsedi ve “Demek ki sen zekisin! Anlayabiliyorsun. Şayet bardakta yer yoksa artık onun içine çay koyamayız. Senin kafanda yer var mı? Olduğum her şeyi senin içine dökmek isterdim. Fakat kafanda yer var mı? O aşırı düzeyde dolu, kalabalıklaşmış durumda değil mi? Benim yanıtım bu” dedi.
“Yeniden gel, önce kafanı boşalt. Bir şey bilmez halde gel. Sen aşırı bilgilisin. Senin içinde devam eden gürültüyü duyabiliyorum. Daha sessiz olarak gel. Ve sen öğrenmek için gelmemişsin; sen tartışmak için gelmişsin” dedi.
Osho – Mükemmel Ermiş

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilinçaltının Gücü

bilincaltinin_gucu_200932320461

 

 

Birçok kişi, koşul ve durumları üzerlerinde çalışarak değiştirmeye uğraşır. Bu büyük bir zaman ve emek kaybıdır.
Koşulların bir nedenden kaynaklandığını göremezler.
Eğer kendinize sürekli buna param yetmez diyorsanız bilinçaltınız sözünüzü dinler.
İstediğiniz şeyi alabilecek durumda olmayacağınıza inanır.
Siz o eve, arabaya, tatile param yetmez demeye devam ettikçe bilinçaltınızın emirlerinize uyacağından emin olabilirsiniz.
Hayatınız boyunca bütün bunların yoksunluğunu çeker ve koşulların bunu gerektirdiğine inanırsınız.
Bu koşulları olumsuz reddedici düşüncelerinizle sizin bizzat yarattığını fark etmezsiniz.
Yaşadığınız her şeyi inançlarınız aracılığıyla bilinçaltınıza ilettiğiniz düşünceler nedeniyle yaşarsınız.
Başkalarının telkinleri tek başına sizin üzerinizde bir güce sahip değildir. Böyle bir gücü sizin düşünceleriniz aracılığıyla vermeniz halinde kazanırlar.
Sizin zihinsel olarak buna rıza göstermeniz gerekir. Düşünceyi benimsemeniz ve kabul etmeniz gerekmektedir.
Bu noktada telkin sizin kendi düşünceniz olur ve bilinçaltınız bunu deneyime dönüştürmek için çalışır.
Bilinçaltınızın mucizeler yaratma gücünü uyumadan önce ona gerçekleştirmek istediğiniz belirli bir şeyi ifade ederek keşfedebilirsiniz.
Bilinçaltınız ona ilettiğiniz her şeyi gerçek kılmaya çalışacaktır.
Bu nedenle ona doğru fikirler ve yaratıcı düşünceler iletmeniz gerekir.
Benimsediğimiz olumsuz fikirlerle kendimizi incitiriz.
Öfke, korku, kıskançlık ve kin duyarak kendinizi kaç kez yaraladınız?
Bunlar bilinçaltınıza giren zehirlerdir.
Siz bu olumsuz tutumlarla doğmadınız.
Bilinçaltınıza hayat dolu düşünceler iletin ve oraya yerleşen bütün olumsuz kalıpları silin.
Siz bunu yapmaya devam ettikçe geçmiş silinecek ve artık hatırlanmayacaktır.
Zihninizi sürekli olumlu fikirlerle besleyerek değiştirirseniz bedeninizi de değiştirebilirsiniz.
İyileşmenin temeli budur.
Hastalıkların kaynağı zihindedir.
Zihinsel bir kalıpla bağlantılı olmadığı sürece bedende hiçbir şey ortaya çıkmaz.
Tek bir iyileştirme süreci vardır o da inançtır.
Tek bir iyileştirici güç vardır o da bilinçaltınızdır.
Sizi iyileştiren şeyin ne olduğunu araştırın.
Bilinçaltınıza ilettiğiniz doğru yönergelerin zihninizi ve bedeninizi iyileştirdiğini fark edeceksiniz.
Üzüntü, endişe, korku ve depresyon kalbin, ciğerlerin, midenin ve bağırsakların normal fonksiyonlarına müdahale edebilir.
Tıp toplumu strese bağlı hastalıkların ne kadar ciddi olduğunun farkına yeni yeni varmaya başladı.
Bunun nedeni bu düşünce kalıplarının bilinçaltının uyumlu çalışmasına müdahale etmesidir.
Kendinizi zihinsel ve fiziksel olarak rahatsız hissettiğinizde yapabileceğiniz en iyi şey kendinizi serbest bırakmak, gevşemek ve düşünce süreçlerinizin tekerleklerini durdurmaktır.
Bilinçaltınızla konuşun. Ona huzuru, uyumu ve ilahi düzeni benimsemesini söyleyin.
söyleyin.
İnanç, bilinçaltındaki düşüncedir.
Bir şeyi doğru kabul etmek anlamına gelir. Kabul edilen düşünce kendini otomatikman uygulamaya koyar.
Sağlık fikrini bilinçaltına iletmenin bir başka harika yolu disiplinli ve sistemli hayal kurmadır.
İnandığınız sürece istediğiniz her şeyi elde edersiniz.
Bilincinizi en iyiye yönelik beklentilerinizle meşgul edin.
Böylece bilinçaltınız sadakatle alışageldiğiniz düşünme biçimini yeniden oluşturacaktır.
Mutlu sonu sorunlarınızın çözüldüğünü hayal edin.
Başarının heyecanını hissedin, bilinçaltınız hayal ettiklerinizi ve hissettiklerinizi kabul edecek ve bunları gerçek kılmaya çalışacaktır.
Eğer sürekli ağrılarınıza ve semptomlarınıza isimler veriyor ve bunlar hakkında konuşuyorsanız, onlara sizin üzerinizde güç sahibi olma hakkı tanırsınız.
Olumlamak öyle olduğunu söylemektir.
Zihnin bu tutumunu doğru kabul ettiğiniz sürece bunun aksi yönündeki bütün etkenlerden bağımsız olarak dileklerinizin gerçekleştiğini görürsünüz.
Bilinçaltınız sizinle önseziler, dürtüler, sezgiler, tutkular ve fikirler aracılığıyla konuşur.
Hasta olmak anormaldir.
Hastalık durumu, hayatın akıntısına karşı hareket ettiğiniz ve olumsuz düşündüğünüz anlamına gelir.
Peki dileklerinizin istediğiniz gibi karşılık bulmadığını fark ederseniz, ne olur o zaman ?
Böyle bir başarısızlığın temel nedenlerini anlamalısınız.
Bu nedenler güven eksikliği ve çok fazla çabadır.
Kuşkular ve tereddütler dileğinizin gerçekleşmesini engeller.
Duruma ve koşullara bu da geçecek deyin.
Parayla ilgili inançlar
Maddi zorluklar yaşıyorsanız, iki yakanızı bir araya getirmeye çalışıyorsanız bu bilinçaltınızı her zaman bol paranız olacağı, bir kısmını biriktireceğiniz konusunda ikna etmediğiniz anlamına gelir.
Bilinçaltı sıradan sözcük ve ifadeleri değil, sizin gerçekten doğru olduğuna inandıklarınızı kabul eder.
Eğer hayatınızda sürekli dolaşan yeterince paranız yoksa köklü bir sorununuz var demektir.
Parayı asla kötü ve pis olarak görmeyin.
Bunu yaparsanız paranın kanat takıp uçarak sizden uzaklaşmasına neden olursunuz.
Yargıladığınız şeyleri kaybedeceğinizi unutmayın.
Para elimin kiri yada paraya zerre kadar önem vermiyorum ifadelerini asla kullanmayın.
Eleştirdiğiniz şeyleri kaybedersiniz.
Para kendi başına iyi yada kötü değildir; sizin düşünceniz onun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu belirler.
Başarının ilk önemli adımı yapmayı sevdiğiniz şeyi bulmak sonra da bunu yapmaktır.
Başarının ikinci adımı, belirli bir iş dalında uzmanlaşmak ve bu alanda üstün olmaya çalışmaktır.
Üçüncü adım, yapmak istediğiniz şeyin sadece sizin kendi başarınıza katkıda bulunmadığından emin olmalısınız.
Unutmayın şükran dolu bir kalp her zaman evrenin zenginliklerine yakındır.
Aradığınız şeyin de sizi aramakta olduğunu unutmayın.
Eğer bir amacı net bir şekilde hayal ederseniz, bilinçaltınızın mucizeler yaratan gücü sayesinde ihtiyaç duyduğunuz her şey size sunulur.
Zor olacağını düşündüğünüz bir karar vermek zorunda kaldığınızda yada sorununuzun çözümünü göremediğinizde hemen bunun hakkında yapıcı bir biçimde düşünmeye başlayın.
Yol gösterme, bir duygu, içsel farkındalık ya da bildiğinizi fark etmenizi sağlayacak çok güçlü bir sezgi şeklinde olabilir. Bunu inançla takip edin.
Bilinçaltınız genellikle beklemediğiniz zamanlarda sorularınıza yanıt verir.
Yolunuzun üstündeki bir kitapçıya girip aradığınız sorunun yanıtını bir kitabın sayfalarında yada sokakta birileri konuşurken kulak kabarttığınızda bulabilirsiniz.
Yanıt beklenmedik zamanlarda türlü biçimlerde karşınıza çıkacaktır
Zihinsel tutumunuz (nasıl düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız) kaderinizi belirler.
Her gün birkaç kez sahip olduğunuz nimetlere şükredin.
Dahası aile üyeleriniz, iş arkadaşlarınız ve bütün insanların huzuru,
mutluluğu, varlığı için minnet duyun.
Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, başkalarına öyle davranmanız gerekir
Olumsuz enerji sizin canlılığınızı, coşkunuzu, gücünüzü, iyi niyetinizi çalar.
Bu olumsuz düşünce ve duygular bilinçaltınıza yerleştikçe hayatınızda her türlü zorluğa ve hastalığa yol açabilir.
Başkalarına yaptığınız iyilikler size aynen geri döner.
Zihin yasası gereğince, yaptığınız kötülükler de geri dönecektir.
Eğer biri bir başkasına yalan söylüyor ve onu aldatıyorsa aslında kendine yalan söylüyor ve kendini kandırıyordur.
Suçluluk ve kayıp duygusu bir gün bir şekilde kaçınılmaz olarak bu kaybı yaşamasına yol açacaktır.
Eğer ofisinizdeki yada fabrikanızdaki herkes sizi rahatsız ediyorsa bu rahatsızlık ve huzursuzluk sizden gelen bilinçaltı bir kalıba yada yansıtmaya bağlı olamaz mı?
Başka birinin söylediği şeyler siz izin vermediğiniz sürece sizi kızdıramaz ve rahatsız edemez.
Bir başka kişinin sizi üzmesinin tek yolu sizin kendi düşüncenizdir.
Ne kadar çok sevgi verir ve yayarsanız o kadar çok sevgi size geri döner.
Herkesin sevilmek ve takdir edilmek istediğini unutmayın.
Herkesin dünyada önemli olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır.
Nefret dolu, öfkeli, bozulmuş kişilik sınırsız güçle uyum halinde değildir.
Bu kişi huzurlu, mutlu ve keyifli insanlara öfke duyar.
Nefret dolu ve öfkeli bir düşünce, zihinsel bir zehir gibidir.
Başkaları hakkında kötü şeyler düşünmeyin çünkü bunu yaparsanız kendiniz hakkında kötü şeyler düşünmüş olursunuz.
Evreninizdeki tek düşünür sizsiniz ve düşünceleriniz yaratıcıdır.
Yaptığınız iyilik, sergilediğiniz kibarlık, gösterdiğiniz sevgi ve iyi niyet size pek çok farklı şekilde geri dönecektir.
Tıpkı hayvanların korku sinyallerini almaları gibi birçok insan da hassastır.
Sakladığınızı sandığınız düşünceler sesinizle, mimiklerinizle ve beden dilinizle yayılır.
Başkalarının başarısından, terfisinden, şansından keyif alın. Bunu yaparsanız siz de şansı kendinize çekmiş olursunuz.
Başkalarını affetmek, zihinsel huzur ve sağlık için gereklidir.
Eğer sağlıklı ve mutlu olmak istiyorsanız sizi incitmiş olan herkesi affetmelisiniz.
Kendi zihninizin yaratıcı yasasını anladıktan sonra, hayatınızı mahvettikleri için başka insanları ve koşulları suçlamaktan vazgeçersiniz.
Hayat kimseyi kayırmaz. kimseye torpil yapmaz.
Onun için kimse özel değildir; sağlık, keyif, huzur prensiplerinin safına geçtiğinizde size iyilik yapar.
Hayat hiçbir zaman hastalık, rahatsızlık, kaza yada acı göndermez.
Ne ekersen onu biçersin yasasına göre bunları başımıza olumsuz ve yıkıcı düşüncelerimizle kendimiz getiririz.
Suçluluk duygusu hayata dair yanlış bir kavramdır.
Hayat sizi cezalandırmaz yada yargılamaz.
Bunu yanlış inançlarınızın, olumsuz düşüncenizin ve kendinizi yargılamanızın bilinçaltı etkileri ile siz kendinize yaparsınız.
Eğer biri sizi eleştirirse ve bu hatalar sizin içinizdeyse sevinin, teşekkür edin ve yorumlarını takdir edin.
Bu size hatayı düzeltme fırsatı verir.
Rehberlik ve doğru eylem için dua ettiğinizde geleni kabul edin.
Bunun iyi, çok iyi olduğunu fark edin.
Bu durumda kendinize acıma, eleştiri ve nefret için hiç neden kalmaz.
* JOSEPH MURPHY

Not: Ayrica bilinçaltını temizlemek için Access Bar seminerlerine katılabilirsiniz.26 kasım ctesi 10.00-19.30 arası veya 24 aralık ctesi10.00-19.30 arası… Reztel: Anette 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

JAPON SU TERAPİSİ PEK ÇOK HASTALIĞA DERMAN OLUYOR

diyet-su-icme-390x2451

 

Boş Mideyle 4 Bardak Su İçince Bakın Neler Oluyor
Japonların uyanır uyanmaz ilk iş olarak su içme alışkanlıkları olduğunu biliyor muydunuz? Çok eski tarihlere dayanan Japon Su Terapisi pek çok hastalığı iyileştirmede kullanılıyor. Su içmenin faydaları üzerine yapılan ve literatüre geçen araştırmalar da her geçen gün artmakta. Japon Su Terapisi gastrit, diyabet, hiper tansiyon, astım, kabızlık, ishal, göz hastalıkları, hemoroid, bronşit, tüberküloz, kalp problemleri, epilepsi, kulak burun boğaz hastalıkları, artirit, kanser, adet düzensizlikleri, böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları gibi oldukça ciddi ve yaygın hastalıkla mücadelede kullanılan doğal bir yöntemdir.
Boş mideyle su içmeye dayanan Japon Su Terapisi sabah ilk iş olarak yapılmalıdır.
Dişinizi fırçalamadan önce 640 ml (yaklaşık 4 bardak) su için. Suyun florid içermemesine dikkat edin.
Dişinizi fırçalayıp ağzınızı temizleyin ama 45 dakika boyunca hiçbir şey yemeyin.
Her zamanki gibi kahvaltınızı yapın.
Kahvaltıdan sonra 2 saat boyunca hiçbir şey yemeyin.
Orijinal Japon geleneklerine göre su hafif sıcak olmalıdır, ne soğuk ne de oda sıcaklığında olmamalıdır. Uzak doğuda insanlar yemek sırasında asla soğuk su içmezler. Onun yerine sıcak çay önerilir.
Boş mideyle su içme işlemini ne kadar süre yapmalısınız?
Japon Su Terapisi’nde boş mideyle su içme işlemini düzenli olarak yapmanız önerilmektedir. Ancak aşağıda belirtilen hastalıklar için belirli süreler verilmiştir:
Hipertansiyon 30 gün
Diabet – 30 gün
Gastrit – 10 gün
Kabızlık – 10 gün
Tüberküloz – 90 gün
Kanser – 180 gün
Artrit sorunu olan kişiler bu terapiyi ilk hafta sadece üç gün yapmalı ve sonra da günlük uygulamaya geçmelidir.
Eğer sabah uyanır uyanmaz bu kadar büyük miktarda su içmekte zorlanıyorsanız bir – iki bardakla başlayıp zaman içinde 4 bardağa çıkarabilirsiniz. Böbreklerimiz saatte 800 ml ile 1000 ml suyu süzebilir. Bu nedenle bir seferde 4 bardaktan fazla su içilmesi de zamanla böbreklere zarar verebilir.
Japonya’da oldukça saygın bir yere sahip olan ve yaygın bir şekilde uygulanan Japon Su Terapisi’nin bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur ve günlük rutininize dahil ettiğinizde genel sağlığınızın daha iyiye gitmesine yardımcı olur.
Not: Bu makale, bilgi vermek amaçlı hazırlanmıştır. Bir hastalığı doğrudan tedavi edici mahiyeti yoktur. Herhangi bir sağlık sorununuzda, bir ilaç, tedavi ya da desteğe başvurmadan önce uzmanınıza danışmanız önerilir.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Sevinç Taşı…

15095639_560387894171708_2849640105230074237_n1

 
Küçük çocuk,deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu.Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi.Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı.
Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı.
Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın,birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı.Fakat bunu ona söyleyemedi.
Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu.Fakat babası buna yanaşmıyordu.
Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti.Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle.
Çocuk,en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi.İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım.
Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim dedi. Eğer isterseniz size satarım…
Adam, taşa uzaktan bir göz atıp O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur.
Hayır, diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz.
Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu.
Kadın, onun niyetini sezmişti.Çocuğun taşına yakından bakıp;
Tam istediğim şey..! diye gülümsedi. Onu bana satar mısın..?
Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu.
Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.
Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi.Belli ki, mücevher gibi taşıyacaktı.
Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için,kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de “söylemiştim ama tekrar edeyim “dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır.
Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak Zannetmiyorum..! dedi.
O taş bence bunlardan çok değerli.
Çünkü Küçük bir çocuğun Sevincini taşıyor..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

5 Dakikanızı ayırıp okumanızı tavsiye ediyoruz

15037208_1205018346231831_8363700111901659587_n1

 

 

5 Dakikanızı ayırıp okumanızı tavsiye ediyoruz
Elektromanyetik Alan” konusunda doktora yapmış bir kişiyim.
Öncelikle dizüstü bilgisayarlarıni asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.
En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.
“Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar.
Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. “RSI (Repetitive Strain Injury)” denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve “Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )” ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.
Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.
Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.
Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı “lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.
Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.
Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.
Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.
Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.
Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler.”
Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü’nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.
VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!
Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !
Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.
Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın.
Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, “stand by” da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD’de bekleme modunda tüketilen elektiriğe ” vampir elektirik” deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor.
Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş.
(Dç Doktor Ayşegül yıldız)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »