Çakraları dengelemek için yapabileceğimiz günlük uygulamalar

15036504_10154376078384262_5416334271725540684_n1
KÖK ÇAKRA
1. Çekmecelerini düzenle.
2. Evini temizle.
3. Sıcak su torbasıyla uyu.
4. Rengârenk, neşeli cıvıl cıvıl çoraplar giy.
5. Yumuşak ayakkabılar giy.
6. Eve girmeden ayakkabılarını çıkar…
SAKRAL ÇAKRA
1.Romantik bir film izle.
2.Duygusal müzikler dinle.
3.Yemekte yalnız isen kendin için en güzel sofrayı kur.
4.Çok güzel bir fotoğraf çektir.
5.Günde bir parça Çikolata ye 😉
SOLAR PLEKSUS
1. Kendine bir görev çizelgesi yap.
2. En sevdiğin kalemle kendini anlatan bir yazı yaz.
3. Yatak odana kilit koy ve kendi alanını oluştur.
4. “Hayır” demeyi öğren.
5. Ajanda edin ve onu kullanmayı öğren.
6. Sabahtan günlük hedeflerini yaz ve akşam eve döndüğünde o hedeflerden yaptıklarını ve onun dışında yaptıklarını yaz.
KALP ÇAKRASI
1) Şiir oku.
2) Sevdiğin birinin elini tut.
3) Herhangi bir arkadaşını / kişiyi kucakla.
4) Aşk filmleri seyret.
5) Salata ve taze yeşil sebzeler ye.
6) Üzerinde yeşil yada pembe rengi taşı
7) Senin hayatında sana veya hayatına pozitif etki yapan birine mektup yaz…
BOĞAZ ÇAKRASI
1. Teşekkür mektupları yaz.
2. Konuşmadan önce nefesini dinle.
3. Konuşmadan önce nefes al.
4. Boynunu saracak şekilde Gök Mavisi renginde şal, kolye, kravat.. kullan.
5. Sıcak bitkisel çaylar iç.
6. Söylemek istediklerini konuşmadan önce planla…
ÜÇÜNCÜ GÖZ
1. Aynaya seni iyi hissettirecek bir not yaz
2. Kendine çiçek al
3. Hafıza ve akıl oyunları oyna
4. Gün içinde gördüğün 3 güzel şeyi not al…
TEPE ÇAKRASI
1. Mozart veya Gregorian dinle
2. Yataktan kalkmadan meditasyon yap
3. Her gün Şükret
4. Geçmiş hayatınla ilgili bir hikaye yaz..
Alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Bilgeye ” Nasıl İNSAN oluruz?” diye sormuşlar.

108728-1534429620131
“Üç adım atlama” gibi bir cevap vermiş bilge kişi;
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, insanlığa attığın ilk adım budur…
Sonra sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.
Ve nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman İNSAN olursun…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

BAŞIN DURUŞU NEYİ ANLATIR…

10399443_315063678689928_8329665819898734227_n1
Karşındaki birine bakınca kafası sağa yatıksa ;gelecek korkusu vardır.
Karşındaki kişi başını sola yatırmışsa;geçmişle hesapları bitmemiştir
Kafası dikse andadır.

Kaynak: Luna akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

15202653_566250910235364_7928216978173422702_n2

 

“Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil.
Bu konu üzerinde çok düşündüm.Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim.Yeteri kadar vaktim oldu…
Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim.Bu bana düşünmek için zaman verdi.
Keşfettiğim şey şudur ki:
Ya hiç kimseye yük olmadan az ile yetinip mutlu olursun çünkü mutluluk içindedir ya da hiç bir yere varamazsın.
Yoksulluğu savunmuyorum.
Sadeliği savunuyorum.
Ancak sürekli büyümek isteyen tüketici bir toplum icat ettik.
Büyüme olmazsa, bu üzücüdür.
Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik.
Sürekli almalısın ve atmalısın…
Boşa harcadığımız hayatlarımız aslında.
Birşey satın aldığımda,ya da siz birşey satın aldığınızda,karşılığında para vermiyorsunuz.
Verdiğimiz aslında vaktimizdir.O parayı kazanmak için harcadığımız vakit.
Arasındaki fark…yaşamı satın alamazsınız.
Yaşam akıp gider.Hayatı boşa geçirmek,özgürlüğünü kaybetmek korkunç birşeydir…”
José Alberto Mujica Cordano/Uruguay eski devlet başkanı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocuklarınıza ‘KEŞKE’ Dedirtmeyin…

15178959_1215163758550623_5339871885522115652_n1

 

Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”
“Sohbet ediyor musunuz?”
“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”
“Kaç yaşında?”
“On yedi yaşında.”
“Mesela ne diyorsunuz?”
“Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum.”
“Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz.”
“Evet.”
“Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz.”
“Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz.”
“Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz.”
Kadın haklı olarak “neden bahsediyorsunuz,” diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.
İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.
Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.
Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.
“Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?” diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.
“Adın ne?”
“Selim.”
“Kaç yaşındasın?”
“On iki.”
“Bugün ayın kaçı?”
“24 Aralık 2008.” (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)
“Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?”
Anladığını belirtmek için başını salladı.
“Lütfen gözünü aç.”
Selim, gözünü açtı.
“Bugünün tarihini söyler misin?”
“24 Aralık 2028.”
“Kaç yaşındasın?”
“Otuz iki.”
“Ne iş yapıyorsun?”
“İç mimarlık.”
Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim’in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.
“Nerede çalışıyorsun?”
“New York, Manhattan’da.”
Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.
“Evli misin?”
“Hayır.”
“Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?”
“Kızların hepsi evlendi.”
Gülüşmeler..
“Çalıştığın yere beni götürür müsün?”
“Ofisim, Manhattan’da 86 katlı bir binanın 42. Katında.”
Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.
“Burası ‘home office,’” dedi.
İçeri girdikten sonra açıkladı:
“Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam.”
“Selim, salonda neler var?”
“Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var.”
“Duvarlarda ne var?”
“Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var.”
“Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?”
“Annem ar, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım.”
“En küçük sen misin?”
“Evet.”
“Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde ‘keşke!” duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir ‘keşke’nin sesini duyuyor musun?”
Hiç beklemeden “Evet,” dedi.
“Haydi, anlat bize,” dedim.
“Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu.”
Baba’ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.
Selim’e teşekkür ettim. Ve sordum:
“Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?”
“Hayır!”
“Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?”
“Olanla ilgili olarak konuştuk.”
“Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?”
“Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım.”
***
Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.
Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.
Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.
Türkiye’nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.
Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIR MISIN?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)

karma11

 

 

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)
Geçmişinden, çevrendeki insanlardan, annenden, babandan, sevdiklerinden, çatışma yaşadığın kişılerden yaşadığın alandaki herkesten ve her olay ve durumdan aldığın bilinçaltı kalıpların varlığında ve dış dünyanda çatışmaya sebep oluyor. Varlığının sonsuzluğu bu sınırlı kalıplarınla çatışıyor doğal olarak. Bu çatışma dış dünyanda da çatışma ile problemlerle karşılaşmana neden oluyor. Bu uygulamada bu yüklerin her birini tek tek bırakacak özgürleşeceğiz.
Rahat olacağın bir yerde rahat bir pozisyonda otur. Gözlerini yavaşça kapat. Ağır ağır ve derin nefesler al. Üç derin nefes alışverişinden sonra hayatında en fazla çatışma yaşadığın kişiyi gözünün önüne getir. Bu kişi bir arkadaşın olabilir, tanıdığın olabilir, bir akraban olabilir. Şu an hayatında olabilir, ya da geçmişte hayatında olmuş bir kişi olabilir. Hatta şu anda hayatta olmayan biri de olabilir. En fazla çatışma yaşadığın kişiden başla. Her seferinde bir kişi ile çalışacaksın.
Gözlerin kapalı, derin ve ağır nefesler alıyorsun. İlk önce çalışma yapacağın kişinin karşında olduğunu gör. Şu anda o kişi karşında. İmgesel olarak göremesen de yalnızca karşında olduğunu hisset. Şu anda o karşında duruyor. Ne hissediyorsun. Daha önce yaşadıgınız o çatışmadan dolayı ona kızgın olabilirsin, ya da sen bir şey yaptın, bunun suçluluğunu taşıyor da olabilirsin. O kişiden korkuyor olabilirsin hatta nefret ediyor olabilirsin. Ama bil ki bunu sen hissediyorsun. O sadece içindeki kızgınlığın, korkunun açığa çıkması, dışarıdaki yansıması. O sensin. Kendi içindeki, bilincindeki çatışan yönlerini görüyorsun. O sana onu gösterdi. Seni sana gösteren bir aynan, yüzün o. Senin iç dünyanın ayna görüntüsü. İçindeki bu çatışmayı durdurmazsan, hayatında farklı farklı görünüşlerle ayni sorunu yaşayacaksın. İsimler değişecek belki, sahneler degişecek. Ama aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayacaksın eğer içinde o çatışan yönünü bırakmazsan.
Şimdi, ona hissettiğin şeyler ne olursa olsun onun gözlerinin içine bak. Ama yalnızca sevgiyle. Çünkü o sensin, senin yüzün. Sevgiyle gözlerinin içine baktıktan sonra ona söyleyeceğin iki cümle çok önemli. Bu seni onun varlığıyla ve evrenle birleştiren iki cümle. Evrenden, her şeyden kendini ayırdığın, büyük resmi göremediğin için yaşadın bunları. İki cümle.
TEŞEKKÜR EDİYORUM.
SENİ SEVİYORUM.
Bu iki cümle, seninle onu,  çatışma ile çözümü biraraya getirecek. Teşekkür ediyorsun, çünkü o sana senin bir yüzünü gösterdi. Senin olmak istemediğin bir yüz olabilir bu. Ama en mükemmel yüzünü ortaya çıkarman için, önce sen olmayan yüzlerini kendine gösteriyorsun. Kendin olmayan yüzlerini görerek, en mükemmel oluş halini ortaya çıkaracaksın. Kendini hatırlıyor, her an yükseliyor, varlığın muhteşemliğini açığa çıkarıyorsun. Bunun için hayatında mutlaka çatışma yaratman gerekmiyor.Bir şeyleri öğrenmek için hayatında mutlaka zorluk yaşaman, düşmen, kafanı duvara çarpman gerekmiyor. Kafanı duvara çarpmadan da öğrenebilirsin. Acı çekmek burada öğrenmek ya da hatırlamak için kullandığın bir yöntemdi. Ama bu şekilde öğrenmek yerine her şeyi kolaylıkla, acı yaratmadan, sevgiyle, mutlulukla, bollukla hatırlayabilirsin. Acıyı kullanarak öğrenmek senin seçimin. Seçimin ne ise de onu yaşarsın.
Evrene bakarsan her şeyin kolaylıkla olduğunu görürsün. Evrende milyonlarca galaksi trilyonlarca trilyon yıldız var. Devasa boyutları ile doğal halleri ile dönüyorlar. Bir güç sarfetmelerine gerek yok. Bir tohum toprağa düştüğünde doğal hali ile çıkıyor. Bunu içinn ek bir güce, cabaya ihtiyacı yok her şey doğal haliyle ve kolaylıkla oluyor. Işığın müziğiyle birleştiğinde hayatında her şeyin kolaylıkla olduğunu goreceksin.
Gözlerin kapalı, o kişi karşında. Gözlerinin içine sevgiyle baktın. O muhteşem iki sözcüğü söyledin. Seni seviyorum, teşekkür ederim. Sonra ona SARIL. Bunu fizikselleştirebilir kendine sarılıyormuş gibi bir sarılma hareketi yapabilirsin. Bu sıcaklığı hissetmeni sağlayacaktır. Kendine sarılıyormuş gibi sarıl ona. Hisset sıcaklığını. Varlığını içine al. O senin varlığının içinde kabul etmediğin bir yüzün. O yüzünle bir arada olmak durumunda değilsin. Ama o yüzünü de kabul et. O da senin bir yüzün. Bir şeyi bırakman için önce kabul etmen gerekir. Kabul etmediğin, reddettiğin her ne varsa onları çoğaltırsın. Kabul, ruhunun, bedeninin şifasıdır.
Sarıldıktan sonra şunları söyle ona:
“Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”
Valığımızda karşılaştığımız insanların yüklerini taşyoruz. Bu sevdiğimiz insanlar için de geçerli. Sevdiğimiz biri bizimle biraraya geldiğinde yaşadığı bir sorunu anlattığında fark etmeden onun yükünü alıyoruz. Aynı zamanda onun hayata bakışını, kalıparını da bilinçaltımıza ekliyoruz. Çatıştığımız insanlar keza onların yüklerini de hala üzerimizde aşıyoruz. Geçmiş denilen zaman diliminde bir olay yaşanmış. Hala hayatımızda bu olayın yükünü taşıyoruz. Bu cümleyi söyleyin ona. Bu cümle ondan ayrılmanız anlamına gelmiyor. Varlığınızın bir parçasından ayrılamazsınız. Her biri bir çünkü. Yalnızca aldığınız, üzerinize yapıştırdıgınız yükünüzü bırakıyorsunuz. Çünkü artık yürümek, mutlulukla koşmak, ışığın muhteşem müziğini yazmak istiyoruz. Her şey birbiri ile bağlı ve bir olduğundan siz bu çalışmayı yaptıgınızda, karşınızda gördüğünüz kişi de yüklerini bırakabilir eğer arzu ederse tabi.
Ona sarıl ve bunu söyle “ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”. Sonra bir adım kadar geriye çık. Göbekleriniz arasında bir kordon ya da ip olduğunu düşün. Bu kordon, varlığına aldığın bu yükü taşıyan kordon. Kordonu gör, bu kordonla bilinçaltı kalıplarını, varlığını aşağı çekecek kabukları aldın. Şimdi eline altın renkli bir makas al. Bu altın renkli makasla o kordonu kes. Kordonun kesildiğini ve ayrıldıgını mutlaka gör. Ya da hisset. Ayrılmaz, kesilmezse tekrar dene. Daha çok sevgini ver. Bazen ip büyüyebilir, dallanıp budaklanabilir. Bu sefer makası büyüt o ip kesilsin ve ayrılsın. İp ayrıldıktan sonra tekrar gözlerinin içine bak, teşekkür ediyorum de ve uzaklaştığını gör. Yavaş yavaş gözlerini aç.
Bu çalışmayı yaparken çözülmeler yaşayabilirsin. Sarıldığında bazen birden bir duygu boşalması yaşayabilir, ağlayabilirsin. Bırak hislerin olduğu gibi aksın sen süreci yönetmeye çalışma bırak kontrolü. Varlığının çatışmaları çözülsün.
Çalışmanın aşamalarını kısaca tekrarlıyorum.
Gözlerini kapa, birkaç derin nefes al,
Çalışma yapacağın kişiyi karşına al,
Gözlerinin içine sevgiyle bakarak, teşekkür ediyorum ve seni seviyorum de,
Sonra ona sevgiyle sarıl ve şöyle söyle “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.” Bir adım geriye çık.
Aranızda bir kordon olduğunu gör ya da düşün. Yükü taşıyan bu kordonu altın bir makası eline alarak kes. İpin ayrıldıgını mutlaka gör. Ayrılmazsa makası büyüt. Eğer zorlama ya da direnç hissediyorsan o an o kişiyi bırakıp başka birine geçebilir, başka bir zaman yine aynı kişi için yapabilirsin.
Gözlerinin içine tekrar sevgiyle bakarak, teşekkur ediyorum de, senden uzaklaştığını gör ve gözlerini yavaş yavaş aç.
Bu çalışmayı her seferinde bir kişi için yap. Bir kişi için 2-3 dak. yeterlidir bunun için. Öncelikle en çok çatışma yaşadığın kişilere, daha sonra çevrendeki insanlara, geçmişte yaşamış ya da şu an yaşamayan hayatındaki kişilere, en son sevdiklerine de bu çalışmayı yap. Bir kişi için eğer kordon ayrıldı ise bir kez yapman yeterli. Tekrar tekrar yapman inancının zayıflığını, şüphe duymuş olduğunu gösterir. Bir kez yap ve olduğunu bil. Sevdiklerinle daha güçlü bağlar kurduğunu, daha mutlu ilişkiler deneyimlediğini göreceksin. Çalışma iki taraflı çalıştığından, çatışma yaşadığün bir kişi ile birden daha güzel bir diyalog içine girdiğini görebilirsin. O kişi seni hiç beklemediğin halde hemen ve kısa bir süre sonra arayabilir. Birden çatışmanın çözümlendiğini görebilirsin.
Daha açık, sevgi dolu dostluklar, ilişkiler kuracaksın. Çünkü ilişkilerin yüklerden özgürleşecek. Hayatına artık hizmet etmeyen kişilerin de hayatından birden kendiliğinden çıktığını göreceksin. Çünkü o senin bir yanındı, ve sana yalnızca bir şey anlatmak için yine senin tarafından kendi yüzlerinden birini görmen için geldi. Artık hayatındaki görevi bittiğinden, birden uzaklaştıgını görebilirsin. Hayatına yeni birileri girebilir. Hayatına yeni girenler de senin şu andaki sevgi dolu titreşimine uygun kişiler olacak. Hatırla, içerisi nasılsa dışarısı da öyledir. İç çatışma durduğuda dışarıdaki çatışma da duracak.
Çalışmayı kendinde çatıştığı yanların için de yapabilirsin. Mesela bir konuda endişeleniyorsun, ya da içinde bir yanın seni aşağı çekiyor, korkuya sevkediyor. Bu sefer, kendini karşına al ve bu çalışmayı yap. Karşındaki kendin olsun. Bak gözlerinin içine. Karşındakini tanımla, o sensin, benim …..dan endişe duyan yanım. Teşekkür ediyorum, seni seviyorum. Sarıl, “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum” dedikten sonra kendi nin o yüzü ile arandaki bağı kes. Bunu aynı şekilde, bağımlı olduğun şeylere yapabilirsin. Herhangi bir hastalığını karşına alıp onunla bağini kesebilirsin. Bu yöntemle birden hastaığın çözülmeye iyileşmeye başladığını görebilir, mucizeler yaşayabilirsin. Hatta calışmayan bir cihazla arandaki baği kestiğinde onun çalışmaya başladığını bile görebilirsin.
Bizim cansız dediğimiz cihazlarımız da enerji ile calıştıklarından bazen bizdeki enerji dalgalanmaları manyetik alan yaratıp onların bozulmasına sebep olabilir. Bazen tuttuğunuz bir şeyin bozulduğunu, ya da elinizde kırıldığını görebilirsin. Uygula bunu, aklına gelen her şeyle yapabilirsin, bitkilerin, hayvanlarınla, bununla oyna ve yaratıcılığınla bu yöntemi kullan. Çok etkili ve hızlı çalışan bu yöntem, ayağındaki taşları, prangaları atmanı, kanatlanmanı sağlayacaktır.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kafadan kalbe geç, bütün duyuların birden bire berraklaşacak…

cicek_flower_heart_kalp_png_12_11

 

Gerçek yaşam hissetmektir.
Düşünmek yapmacıktır, çünkü düşünmek her zaman yaklaşıktır; asla gerçek olan değildir.
Seni sarhoş edecek olan şey, şarabı düşünmek değil, şarabın kendisidir.
Şarabı düşünmeye devam edebilirsin ama sadece şarabı düşünerek asla sarhoş olmazsın.
Şarabı içmek zorundasın ve içmek duygu yoluyla olur.
Düşünmek uydurma bir faaliyettir, geçici bir faaliyettir.
Düşünmek bir şeyin olduğuna ilişkin sana yanıltıcı bir duygu verir, oysa hiçbir şey olmaz.
Bu yüzden düşünmeden, hissetmeye geç.
Bunun için yapılacak en iyi şey kalpten nefes almaya başlamak olacak.
Gün içinde hatırına geldikçe, derin bir nefes al.
Bu nefesin tam göğsün ortasına çarptığını hisset.
Bütün varoluşun adeta içine, kalp merkezinin olduğu yere aktığını hisset.
Bu merkez insandan insana değişir; genellikle sağa yatıktır.
Fiziksel kalple hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen farklı bir şeydir; görünmeyen bedene aittir.
Derin nefes al ve her seferinde, derin nefeslerle en az beş kez yap.
Nefes al ve kalbi hisset.
Tam ortada hisset, o varoluşun kalp yoluyla aktığını hisset.
Canlılık, yaşam, tanrısal, doğa, herşey içine akıyor.
Sonra derin bir nefes ver,
yine kalpten ve sana verilenlerin hepsini varoluşa, tanrısala geri akıttığını hisset.
Bunu gün içinde birçok kere yap ama her yapışında bir seferde beş defa nefes al.
Bu senin kafadan kalbe geçmene yardımcı olacak.
Giderek daha duyarlı olacaksın,
daha önce farkında olmadığın birçok şeyi giderek daha fazla fark edeceksin.
Daha çok koklayacak, daha çok tadacak, daha çok dokunacaksın.
Daha çok görecek, daha çok duyacaksın; herşey yoğunlaşacak.
Bu yüzden kafadan kalbe geç, bütün duyuların birden bire berraklaşacak.
İçinde yaşamın içinde, fırlamaya ve akmaya hazır bir halde
gerçekten attığını hissetmeye başlayacaksın.
* OSHO

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NASA Açıkladı: Bu Tekniği Kullanarak İnsanüstü Yeteneklere Sahip Olmak Mümkün!

Güneş seyri” ismi verilen pratiğin, tarih boyunca Maya, Mısır, Aztek, Tibet ve Hindistan medeniyetleri tarafından hastalıkları iyileştirmek ve insanüstü güçler geliştirmek için kullanıldığı iddia edilmiştir.

Son çalışmalar da bu iddiayı kanıtlar nitleikte…

Güneş seyri, morötesi ışınların gözlere zarar vermediği gün doğumu ve gün batımı saatlerinde gerçekleştirilen Güneş’i izleme pratiğidir.

Güneş seyri, morötesi ışınların gözlere zarar vermediği gün doğumu ve gün batımı saatlerinde gerçekleştirilen Güneş'i izleme pratiğidir.

 

Bu pratiği gerçekleştiren insanlar, Güneş seyrinin belirli kuralları olduğunu belirtiyor. En önemli kural, gözlerin Güneş ışınlarından zarar görmemesi için seyrin gün doğumunu izleyen bir saat içerisinde ve gün batımından önceki bir saat içerisinde gerçekleştirilmesi.

İkinci kural ise pratik sırasında yalın ayak olmak. Bunun amacı ise süreç boyunca bedeninizin dünya ile iletişim hâlinde olması…

İkinci kural ise pratik sırasında yalın ayak olmak. Bunun amacı ise süreç boyunca bedeninizin dünya ile iletişim hâlinde olması...

Ayrıca Güneş seyrini kısa sürelerle başlatıp zamanla artırmanız da sağlığınız açısından önem taşıyor. İlk gün 10 saniye ile başlanması ve her gün 10 saniye artırılarak devam edilmesi öneriliyor.

Ukraynalı Nikolai Dolgoruky, son 12 yıldır Güneş seyri gerçekleştiren isimlerden bir tanesi.

Ukraynalı Nikolai Dolgoruky, son 12 yıldır Güneş seyri gerçekleştiren isimlerden bir tanesi.

Dolgoruky, Güneş seyrine başladıktan 9 ay sonra yiyecek ihtiyacının yok olduğunu ve ihtiyacı olan tüm enerjiyi Güneş’ten sağladığını belirtiyor. Ayrıca 9 aylık süreçten sonra haftanın 6 günü doğada yalın ayak yürümenin pratikten edinilen aydınlanmayı geliştirdiğini ve sağlığa büyük faydaları olduğunu iddia ediyor.

Gelelim Güneş seyri sırasında insan bedenine neler olduğuna…

Gelelim Güneş seyri sırasında insan bedenine neler olduğuna...

Güneş seyrinin ilk üç ayında Güneş ışınları gözlerimizden girerek beynimizin hipotalamus adı verilen bölgesini aktive ediyor ve enerji akışı zamanla beynimizin diğer bölgelerini de etkilemeye başlıyor. Bu süreçte hissettiğimiz ilk değişim, beslendiğimiz şeylerin verdiği enerjinin yarattığı gerginlik ve endişenin azalması oluyor.

Yediğimiz şeyler de enerjisini Güneş’ten alır. Bu yüzden Güneş’ten aldığımız enerji, bir süre sonra iştah kaybına yol açar.

Yediğimiz şeyler de enerjisini Güneş'ten alır. Bu yüzden Güneş'ten aldığımız enerji, bir süre sonra iştah kaybına yol açar.

Ancak önemli nokta, Güneş seyrine başladıktan sonra beslenmeye normal şekilde devam etmektir. Söylenene göre bu pratik iştahın kaybolmasına zamanla ve doğal olarak yol açmaktadır.

Güneş seyrinin bir diğer getirisi, kişinin öz güveninde artış ve problemlerini kolayca ve stressiz bir biçimde çözme yetisidir.

Güneş seyrinin bir diğer getirisi, kişinin öz güveninde artış ve problemlerini kolayca ve stressiz bir biçimde çözme yetisidir.

Hepimizin öyle ya da böyle belirli psikolojik problemleri var. Güneş seyrinin birkaç ay gerçekleştirilmesi ise bu problemlerin ortadan kalkmasının, negatif enerjinin vücudu terk etmesinin ve korkulardan arınmanın mümkün olduğu söyleniyor.

Eski inanışa göre insanlardaki negatif özellikler, Güneş ışığından yoksun kalmakla ortaya çıkıyor.

Eski inanışa göre insanlardaki negatif özellikler, Güneş ışığından yoksun kalmakla ortaya çıkıyor.

Öfke, korku, kıskançlık, şehvet gibi insan için yıkıcı olabilen duygular, yaşamın kaynağı olan Güneş enerjisinin beynimizi dönüştürmesine izin vermekle yerini sonsuz bir güven ve aydınlanma hissine bırakıyor.

Ayrıca 3-6 aylık Güneş seyrinin fiziksel rahatsızlıklar üzerinde de iyileştirici etki gösterdiği söyleniyor.

Ayrıca 3-6 aylık Güneş seyrinin fiziksel rahatsızlıklar üzerinde de iyileştirici etki gösterdiği söyleniyor.

Bulunduğu iddia edilen sonuçlar, belirli bir sürenin ardından günlük 30 dakikaya ulaşan pratiğin, Güneş’ten gelen tüm renklerin beyni etkilemesi ile fiziksel rahatsızlıkların yok olmaya başladığını gösteriyor.

Ortaya atılan fikirler, Güneş’ten aldığımız enerjinin, hayatımızı devam ettirmek için gereken tüm enerjiyi sağladığını gösteriyor.

Ortaya atılan fikirler, Güneş'ten aldığımız enerjinin, hayatımızı devam ettirmek için gereken tüm enerjiyi sağladığını gösteriyor.

Güneş seyri yedi buçuk aylık sürece ulaştığında, gıda ihitiyacı azalmaya başlıyor ve süreç dokuz aya geldiğinde tüm enerji ihtiyacı ile zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklar kayboluyor. İddia sahipleri, 9 aylık sürecin ardından pratiğin bırakılmasını ve yalnızca toprak üzerinde yalın ayak yürüyüşlerin düzenli olarak devam ettirilmesini öneriyor.

Ve Güneş seyrinin göz sağlığında olumsuz bir etki yaratmadığı yapılan deneylerle kanıtlandı.

Ve Güneş seyrinin göz sağlığında olumsuz bir etki yaratmadığı yapılan deneylerle kanıtlandı.

Güneşe çıplak gözle bakmanın retinaya zarar verdiğini hepimiz biliriz. Ancak günün doğru zamanlarında ve belirli bir süre için Güneş’e bakmanın gözler üzerinde olumsuz bir etki yaratmadığı kanıtlanmıştır. Çalışma kapsamında Güneş seyircilerinin gözlerini de inceleyen araştırmacılar, herhangi bir rahatsızlığa ya da görme kaybına rastlamamıştır.

Kaynak: evrenseluzayplatformu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sokaklarda Kağıt Toplarken Bulduğu Kitapla Hayatı Değişen Oktay’ın İnanılmaz Hikayesi

Bazen hayat, bazıları için hiç de güzel bir başlangıç değildir. Ama o başlangıç ne kadar kötü olursa olsun; onu değiştirmek küçücük bir “tesadüf”e bakar… Tesadüflere inanıyorsanız elbette.

İşte bu bahsettiğimiz dönüm noktaları için, siz ister tesadüf, isterseniz de kader diyin. Adının hiçbir önemi yok. Önemli olan her zaman ve daima “farkında olmak”.

Oktay’ın hikayesi, tesadüf veya kader değil; içerisinde kocaman bir farkındalık barındırıyor. Doğduğu günden beri, aldığı nefesin, daima farkında olan bir adam o çünkü…

Oktay Çetinkaya’nın İstanbul’da devam edecek ve hatta boyut değiştirecek hikayesi, ilk olarak Adana’da başladı…

oktay-97
“muğlaya bağlı ortaca kazasının çöplüğü, yıl 1997. Ben yarı çıplak ve diğer geri dönüşüm emekçisi arkadaşlar. Fotoğrafı istanbulda çöpte bulduğum makina ile çekmişti bir arkadaş ..”

Oktay, alkolik ve kumarbaz bir baba ile dilencilik yapan bir annenin çocuğu olarak, Adana’da dünyaya geldi. Sadece ilkokulu bitirebildi ve sonrasında bir kaportacının yanında işe girdi. Daha çocuk yaşında, çarpık düzenin ağırlığını, en acımasız haliyle omuzlarında hisseden Oktay, daha sonra, hurdacılara satmak için kablo, kanalizasyon kapağı gibi malzemeler çalmaya başladı… Hırsızlık yaparken rastladığı kağıt toplayıcılara özendi ve aslında onu bambaşka bir yolculuğa sürükleyecek olan işle; yani kağıt toplayıcılığıyla böylece tanışmış oldu.

Kaportacılık, hırsızlık ve kağıt toplayıcılığı derken; Oktay’ın yolu bir şekilde taşı toprağı altın İstanbul’a düştü…

oktay-sokak
“Sokaklarda çalışırken, 1996 yılı beyoğlu, yorucu güzel günlerdi..”

Ve başladı İstanbul sokaklarında kağıt toplamaya. Diğer kağıt toplayıcıları, tinerciler, sokak çocukları, sokak hayvanları; hepsi en iyi dostları oldu onun. Kitap demek, sadece ekmek parası demekti Oktay için. Çöpte bulduğu kitapları bazen sahaflara satıyor; parasını alıyordu. Zaten sadece ilkokulu bitirebilmişti; sonrasında ise kitaplarla tek ilişkisi bu şekilde olmuştu.

Oktay bir gün çöpte bulduğu bir kitabı okumaya karar verdi… Ve bu karar, onun bütün hayatını değiştirdi.

oktay-mekan-ac
Oktay önce o kitabı okudu, sonra diğerini… Derken artık çöpte bulduğu kitapları biriktirmeye ve hepsini teker teker okumaya başladı. Sırf bu yüzden, kitapları da satmıyordu sahaflara. Arkadaşları ile kaldıkları mekanda biriktiriyor, gözü gibi sahipleniyordu onları… En çok da Dostoyevski’yi seviyordu.

Önce kağıt toplayıcılığını bıraktı; sokakta bir kitap tezgahı açtı; sonra bu iş için bir mekan tuttu kendisine.

oktay-sahaf
Oktay’ın Beyoğlu’na açtığı dükkan(Lamelif Sahaf), yıllar içerisinde birçok araştırmacının uğrak yeri oldu. O kadar aşkla yapıyordu ki işini, zaten başarılı olması kaçınılmazdı.

Onun bu etkileyici hayat hikayesi bir de belgesele konu oldu: Çöpte Dostoyevski Buldum

oktay-cetinkaya-belgesel
Oktay Çetinkaya’nın hikayesi yönetmen Enis Rıza tarafından 2009 yılında 83 dakikalık bir belgesele çekildi. Belgeselde Oktay’ın annesi, dostları, işverenleri onunla ilgili öyle şeyler anlatıyor ki, insan izlerken oturup kendi hayatını sorguluyor; acaba gerçekten anlamlı bir yaşama mı sahibim diye…

Oktay’ın “fakirmeczup” isimli bir Instagram hesabı var; ve orada sokaklardan tanıdığı; sokaklarda tanıştığı insanların hikayelerini anlatıyor…

karadenizli-kaptan-amca
“Adem abi karadenizli eski bir gemi kaptanı. Yirmi yıl önce istanbula ilk geldiğim yıl tanıdım Adem abiyi. O’da birçok insan gibi etrafındaki insanlara ve hayata uyum sağlayamayıp sokağa ve çöplüğe sığınanlardan. Bir bilseniz öyle ilginç bir insanki.”

Bakın nasıl yaşamlar varmış…

cem-sokak
“Cem kırk yaşında, bir kırk boyunda bir sokak insanı. Birde kardeşi tinerci metin vardı , beyoğlunda terk edilmiş bir binada cesedi yanmış halde bulunmuştu, esnaf çok severdi metini abisi cem gibi. Doksanlı yıllarda bir gazete kupon ile televizyon veriyordu ,cem sokakta yaşamasına rağmen her sabah bir adet gazete alıp kuponlarını kesip biriktiriyordu annesine televizyon hediye edebilmek için.”

Bir diğeri…

sevim-abla
“Sevim ablanın kocası Tahir abi geçtiğiğimiz aylarda vefat etti . Tahir abide hayatı boyunca çöplerden topladıklarını satarak geçimini sağlamış bir insandı. Karı koca okuma yazmaları yok, çocuklarıda okula gitmedi. Sevim abla çok hasta ,Torunu yardım etmek için Sevim abla ile birlikte çıkmış işe , poşetlerini taşımasına yardım ediyor anneannesinin.”

“Kendi hikayem bana ‘inanılmaz’ gelmiyor. Çünkü daha kötü yerlerden daha iyi yerlere gelmiş insanları tanıdım.”

oktay-amcayla
“Nıhat abi 75 yaşında bekar bir teknoloji mağduru. Eskiden beyoğlu esnafının tabelalarını boyar, yazar, çizerdi . Arada boya badana işleride yapardı ama asıl işi tabelacılık nihat abinin, teknolojiye ayak uyduramadığı ve birazda huysuz olduğu için bu aralar durumu hiç iyi değil.tophanede yıkılmak üzere olan bir binada tek başına yaşıyor, zamanında benimde içinde yaşadığım bir binada. 50 yıldır tophanede yaşıyor nihat abi, ne hikayeler var nihat abide ah bir yazabilse”

Böyle söylüyor kendi hikayesi için Oktay. Belki kötü bir çocukluk geçirdi; şimdi de harika bir hayatı yok. Ama belli ki o, her zaman bu hayatın değerini bildi; vazgeçmedi yaşamaktan. Yaşadığı her günü gerçekten severek yaşadı. Kitaplarla buldu yolunu. Ve de kitaplarla devam ediyor. Sevgisiyle, yaşam enerjisiyle bir yandan tanıdığı insanlara neşe oluyor; bir yandan da başka insanların hikayelerini anlatarak; bizlere nasıl yaşamlar olduğunu gösteriyor; yaşamın asıl anlamını sorgulatıyor…

Kaynak: listelist

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Herkes iyi yaşamak ister.Bunun nasıl yapılacağı, insandan insana, hayattan hayata değişir

iyi-yasam11

Herkes iyi yaşamak ister. Ben de öyle sanırdım. Sonradan sezmeye başladım ki, iyi yaşamanın anlamı her bireye göre değişiyor.
Örneğin benim için iyi yaşamak, zamanı olanaklara göre en unutulmaz bir tat içinde değerlendirmek olmuştur.
*
İyi yaşamak sadece bir para pul sorunu değil, aklına estikçe azgın bir boğayı boynuzlarından tutup dizlerinin üzerine çökertmektir.
*
Bunun nasıl yapılacağı, insandan insana, hayattan hayata değişir.
*
Bazılarına göre iyi yaşamak, Sağmacılar koğuşunda demli çay ısmarlamaktır.
Bazılarına göre iyi yaşamak, aşk peşinde henüz daha kimsenin geçmediği yollardan Afganistan’a gidip, paramparça olmuş tek kristal bardağıyla uçağa yalnız binerek İstanbul’a geri dönmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak, Tokyo parklarında Londra’yı konuşmaktır.
Bazılarına göre iyi yaşamak, her umudun bombok olduğu bir gecede şampanya içmektir.
*
Bazılarına göre iyi yaşamak, hem evlilik çemberine sığamamak hem de yalnızlıktan yakınmamaktır.
*
İyi yaşamayı herkes ister.
Siz öyle sanın…
*
Genellikle insanlar güvenceli bir yaşamda gösterişli olmak isterler.
*
Bazılarına göre iyi yaşamak, kimseye kızmadan ve kimseye saygısızlık etmeden cehenneme gitme özgürlüğünü, böyle bir özgürlüğün de kullanabileceğini takdir edebilecek vicdanları kabul etmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak uluslararası toplantılardan sıkılıp Venedik’te gondol sefası yapmaktır.
*
Bazılarına göre iyi yaşamak, her şeyi sıfıra indirip, yaşama on kez yeniden başlamaktır.
Bazılarına göre iyi yaşamak, aklına esince basıp gitmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak, sonatları çok güzel çalan bir Fransız kemancısının konçertolarla senfonileri de çalması için ona bir orkestra bulmayı düşünmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak, söverken kibar olmak, kibarken de sövmektir.
*
Bazılarına göre iyi yaşamak, “önemli” sayılan her şeyi buna inanmışlara bırakmak ve kimsenin önemli saymadığı ayrıntılarda kâğıttan kayıklar yüzdürmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak, yerli yersiz şiir okumaktır.
Bazılarına göre iyi yaşamak, gerçekten sevmektir.
Bazılarına göre iyi yaşamak, iyi yaşamasını bilmeyenlere karşı koyacak kadar güçlü olmaktır.
*
İnsanların hepsi iyi yaşamayı severmiş.
O kadar sevseler yaşarlardı.
İnsanlar iyi yaşamışlığın ne olduğunu henüz öğrenemediler bile…
İpinin kopmasından ödleri koptuğu küçük tespihlerindeki üç beş çekirdeği durmadan çekmekle günlerini eritip gidiyorlar.
*
Musset, tek vefalı dostunun yalnızlık olduğunu söylemişti.
Can Yücel de öyle…
Ben de onları anlıyorum.
Belki de iyi yaşamak, anlamaktır.
Hele anlatılan, kuyuya atılan bir taş kadar başarılı yalnızlıksa…
Çetin Altan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

PANİKATAK GELDİĞİNDE BİLİNMESİ GEREKENLER ve NEFES EGZERSİZİ

panik-atak-nedir-nasil-basa-cikilir-2015101114071

 

Arkadaşlar öncelikle bu yazıyı bir kopyala yapıştır şeklinde yada bilip bilmeden kaleme almadık. Yıllarca panikatak tedavisi görmüş ve envai çeşit ilaç kullanmış birisi olarak yazıyorum. Yazıya panik atağın ne olduğunu anlatarak başlamayacağız çünkü internette bu hususla ilgili yeterince yazı var. Zaten panik atak hastalarının çoğu hastalığı hakkında yeterince bilgi sahibidir ve hastalığı tanımayan kimselerin olur olmadık tavsiyeleri ve yorumlarından olumsuz etkilenirler.
Panik atak (bundan sonra kısaca PA diyeceğiz) byinin alarm sisteminin bozulmasıyla oluşur. Ortada herhangi bir neden olmadığı hallerde dahi kendini gösterebilir. PA sırasında vucut korkuya verdiği tepkiyi verir. PA lı kişi korkmuş değildir ama vucudu yanlış bir alarmla korkuya verdiği tepkiyi vermeye başlamıştır. Bu nedenle nabız yükselmiş ,nefes alış verişi dengesizleşmiştir. Çoğu kez gırtlağa bir yumru saplanmış ve göğüste ağrılar meydana gelmiştir. Kanda adranalin yükselmiştir. PA lı kişi ortada korkacak birşey olmadığı halde böyle bir bedeni değişikliği anlamlandıramaz ve kalp krizi yada astım nöbeti geçirdiğini sanır. Oysa sadece bedeni korkmuştur. PA lı kişi kendisi korkmadığı için (atağın başladığı anda) bedeninin korku tepkisi verdiğini anlayamaz. Tüm dikkat vucuda kesilir.
Adranalinin yükselmesi ve beyinde oluşan çeşitli savunma tedbirlerinin getirisi olarak nefes düzensizleşir. İşte bu nefes dengesizliği PA yı dahada azdırır. Nefes ya çok hızlı alınıp verilmiş yada çok fazla tutulmuştur. Bu durumda kandaki karbondioksit ve oksijen dengesi bozulur. Esasen vucut bu durumu düzeltmek için harekete geçer lakin bu yarım saat alır. Yarım saatte PA sırasında bir ömür gibidir ve kişiyi çok yorgun ve bitkin düşürür. Yarım saatlik bir atak kişiyi tüm gün yorgun bırakabilir. Şimdi aşağıda nefes egzersizleri ile bu yarım saati nasıl bir kaç dakikaya indireceğimizi göreceğiz.
Kaldığımız yerden devam edelim. Nefesimiz düzensizleşmişti ve buna bağlı olarak vucudumuzda karbondioksit- oksijen dengesi bozulmuştu. Sık nefes alıp vermek kanımızdaki oksijen oranını artırır. Bu durumda kanımız bazik özellik göstermektedir. Bu durum kan damarlarının -özellikle beyine giden damarların büzülmesini ve bir tür sarhoşluk halinin gelmesini sağlar. Sadece bununlada kalmaz vucudumuzdaki tüm sıvıların dengesini bozar. Vucut kandaki oksijeni yeterince kullanamaz. Beyin damarlarının büzülmesi baş dönmesine ,kola giden damarların büzülmesi kollarda karıncalanma ve uyuşmalara ,kesik kesik nefes almakta göğüste ağrılara neden olur. PA lı kişi bu belirtilerle hepten kendisini kötü hisseder.
Esasen kesik ve sık nefes alma durumu için bu gayet normaldir ancak PA lı kişi kesik ve sık nefes aldığının ,nefesinin düzensizliğinin ve bununda adranalin seviyesinin değişimi sonucu olduğunun farkında bile değildir. İşte bu durumdada beyin acil durum sinyallerini devreye sokar ve tam bir Panik atak nöbetine neden olur.
NEFES EGZERSİZİ :
Sadece ve sadece nefesimizi kontrol ederek bu sıkıntıları çok daha kolay ve çabuk atlatabiliriz.
atlatabiliriz. Yapmamız gereken çok basit ve heryerde uygulayabileceğimiz bir yöntem.
A. İlk Adımda ;
1. Dik oturuyoruz ve karnımızı şişiriyoruz. Bu sayede diyafram şişiyor ve daha fazla hava alabilmemizi sağlıyor.
2. Üçe kadar sayarak yavaş yavaş nefes alıyoruz. Nefesimizi üç saniye tutup yine üçe kadar sayarak nefesimizi veriyoruz. Bu sayede kanımızdaki oksijen miktarı düşüp karbondiyoksit miktarı artıyor ve asit baz dengesi yerine geliyor. Damarlardaki büzülmeler normale dönüyor. 3 sn nefes al ,3 sn nefes tut ,3 sn nefes ver. Bu kadar basit bir yöntemle sıkıntılarınızın çoğundan kurtulabilirsiniz.
B. İkinci Adımda ;
İlk adım yeterli gelmediği hallerde elimize bir kese kağıdı yada poşet alıp onun içerisine soluyoruz. Bu sayede karbondioksitli hava alarak yukarıdaki etkiyi sağlıyoruz.
Bu nefes egzersizleri ile uyuşmaların ,sarhoşluk benzeri o beter hissin ,göğüse saplanan ağrıların ve uyuşmaların kısa sürede geçtiğini göreceksiniz.
Kolay Gelsin.
Kaynak: Evde Teknik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilinçaltının Sizinle Haberleştiğini Gösteren 5 Şey

bilincalti2

 

Düşüncelerimiz bilincimizde oluşur. Ama bilinçaltı tüm düşünce ve fikirlerin ana kaynağıdır. Bilinçaltına ulaştığınızda, aradığınız tüm cevapları alabilirsiniz. Bilinçaltı yaşam kaynağının anahtarını elinde tutar. Bilinçaltımız bize rehberlik eder ve bizimle haberleşir. Bilinçaltının sizinle haberleştiğini gösteren 5 önemli ipucunu sizin için sıraladık.

1- Tahminleriniz Çıkmaya Başladıysa.
Hepimiz hayatımızla ilgili bazı konularda tahmin yürütürüz. Eğer bilinçaltınız devreye girdiyse içinizdeki ses yoğun şekilde sizi bazı konularda uyarmaya çalışır. İçinizdeki sesi dinlemek önemlidir. Bazen içimizde yoğun bir duygu yaşarız. Kötü bir şey olacağını hissederiz. Bir olay hakkında kesin bir tahminde bulunuruz ve gerçekleşir. Bu bilinçaltınızın sizinle haberleştiğini gösteren önemli kanıtlardan biridir.

2- Dejavu – O anı daha önce yaşamış gibi hissetmek.
Eğer bir anı daha önce yaşamış gibi hissediyor ve arkasındaki olayın nasıl olacağını hissediyorsanız, bilinçaltınız sizinle haberleşmeye başlamıştır. Dejavu bilim tarafından tam olarak açıklanamayan bir his durumudur.

3- Hislerinizde tanıdık duyular hissediyorsanız.
Bir koku size anılarınızın kapılarını açar. Bilinçaltınız yeni tanıştığınız bir insan hakkında 8 saniye içinde bir karara varır ve bu karar %90 doğru çıkmaktadır. Kısaca bir insan hakkında hissettiğiniz ilk duygular genellikle doğrudur ve bilinçaltının sizinle haberleşmesi sayesinde ortaya çıkar. Bilinçaltınız 5 duyu organınızın hisleriyle sizinle haberleşebilir. Bu tanıdık bir koku veya çok sevdiğiniz bir şarkının aklınıza gelmesi gibi olabilir. Bir kişiyi çok sevdiğiniz bir insana benzetmek veya o kişinin size çok tanıdık gelmesi de aynı şekilde bilinçaltınızın haberleşme yöntemlerinden biridir.

4-  Rüyalar
Bilinçaltı size rüyalarınızda bazı cevaplar verir. Sadece rüyanızı doğru yorumlamanız yeterlidir. Rüyada objeler kadar hissettiğiniz duygularda önemlidir. Gergin ve depresyon dönemlerinde daha az rüya görülmektedir. Rüyalarınızı hislerinizle yorumlayın. Ne hissettiğinizi düşünün. Mesela rüyada erik yediğinizi gördünüz. Diyelim erik çok sevmediğiniz bir meyve siz bunu yerken mutsuz hissettiniz. O halde bunu şöyle yorumlayabiliriz. Hayatta bir şeyler sizi zorluyor ve gerginlik yaratıyor. Bilinçaltınız size rüyalarınızda doğru cevapları verir.

5- Cevaplar karşınıza çıkıyorsa
Bilinçaltı ile haberleşmeye başlayan insanların başına çok ilginç şeyler gelmeye başlar. Mesela sabah sorduğunuz bir sorunun cevabını akşam haber bülteninde veya facebookta görebilirsiniz. Hem de hiç bir araştıma yapmadan öylece karşınıza çıkar. Sadece dikkatinizi verin ve bilinçaltının şaşırtıcı gücüne şahit olun…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Konsantrasyonunuzu Geliştirecek 5 Eğlenceli Egzersiz

 

Hem eğlenmek, hemde konsantrasyonunuzu arttırmak istiyorsanız bu egzersizler tam size göre. Konsantrasyon yeteneği hepimiz için çok önemlidir. Pek çok insan konsantre olmadığı için kolay öğrenemez ve başarılı olamaz.
Hızlı öğrenirsiniz
> Farkındalığınız artar
> Etkili düşünme yeteneği kazanırsınız
> Detayları ve ince ayrıntıları görürsünüz
> Karar verme yeteneğinizi geliştirirsiniz.

Konsantrasyon yeteneğini arttıran basit egzersizler

1- Mükemmel daire çizmek
Kalemi kağıdı elinize alın. Konsantre olarak mükemmel bir daire çizme egzersizi yapın ve diğer geometrik şekillerle devam edin. Üçgen, kare vb.

2- Şişeye su koyma egzersizi
Küçük ağızlı bir şişe seçin ve büyük bir bardakla şişeye su doldurmaya başlayın. Dökmeden konsantre olarak yapın.


3- İğne ve İplik
Hepimiz bir iğneye ip geçirmenin zor olduğunu biliriz. Ama bu eylem konsantrasyonu geliştiren bir adımdır. Bir iğne ve iplik alın ve çalışmalara hemen başlayın.

4- Kağıt katlama sanatı
Origami yaparak konsantrasyonunuzu arttırabilirsiniz. İnternette pek çok örneği bulunmaktadır. Japonların geleneksel kağıt katlama sanatı gerçekten konsantrasyonunuza iyi gelecektir.

5- Bir resmi detaylandırmak
İnternetten veya bir dergiden resim seçin ve 10 dakika boyunca konsantre olarak resmi inceleyin. Daha sonra resmi bir kağıda aktarın. Önemli olan çizim kalitesi değil ne kadar detay aktardığınızdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

FARKINDA MIYIZ ?

fark1
* Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
* Daha büyük evlerde ama daha küçük ailelerle yaşıyoruz.
* Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı.
* Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik.
* Çok para harcıyoruz ama az gülüyoruz.
* Varlığımızı arttırdık ama değerimizi yitirdik.
* Az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz.
* Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.
* Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı.
* İlaçlar çoğaldı fakat hastalıklar arttı.
* Çok konuşuyor ama az gönül verip bol yalan söylüyoruz.
* Tanıdıklar arttı ama dostlar eksildi.
* Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla.
* Atomu parçaladık, ön yargılarımızı yıkamadık.
* Uzaya ulaştık ama kendi iç derinliklerimizden habersiziz.
* Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza uğramak için üst kata çıkamıyoruz.
* Daha çok plan yapıyor ama daha az sonuç alıyoruz.
HAYATA YILLAR EKLEMİŞİZ AMA YILLARA HAYAT KATAMAMIŞIZ.
FARKINDA MIYIZ ?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlaka Okuyun…Binlerce Yıldır Çinliler Bu Dört Noktaya Basarak Rahat Huzurlu Ve Uzun Yaşıyorlar…

refleks-noktasi-bilek1

Bilekten bir el ayası yukarıya, iki damar gördüğünüz noktaya, eliniz rahatken, başparmağınızla bastırın. Damarları ortaya çıkarmak için biraz vurabilirsiniz. Hafif bir ağrı farkedene kadar basınca ve masaja devam edin. Aynısı bileklere de yapalım.

refleks-noktasi-el-avuc-ici1

Başparmağınız altında, orta parmakla, baş parmağınızın arasındaki bölgeye hafifçe bastırın.Basıncınızı korurken yavaşça kıvırın ve düzeltin.10 kez tekrarlayın ve ardından diğer ele geçin.(Adrenal bezi uyararak enerjiyi artırır ve rahatlamanıza yardımcı olur)

rekleks-noktasi-tirnak1

Tırnağın ortasına, alttan parmağı destekleyerek 30 saniye tırnağınızla baskı yapın. Tırnağın altındaki etli bölgeye de bunu yapın.

(Tırnak refleksolojisi, hipofiz ve endokrin bezlerini uyarır. Hormonlarınızı iyi çalışır durumda olmasını sağlar)

rekleks-noktasi-ayak1

Baş parmağınızı resimdeki gibi ayağın ortasına yerleştirin. Hafif ağrı hissedene kadar baskı uygulayın.Diğer ayağınıza da uygulayın.

Nu nokta duygusal stresinizi azaltarak uyumanıza yardımcı olur

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »