Depresyon Sadece Beyin Değil Ayrıca Bağırsak Hastalığıdır

depresyon-sadece-beyin-degil-ayrica-bagirsak-hastaligidir-bizsiziz1
“Mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin %95’i bağırsaklarda, %5’i beyinde yapılıyor” diyen Fitoterapist Aktaş, “Psikiyatristler neden hastaya antidepresan veriyor da ‘ev turşusu ye’ demiyor?” dedi. Depresyonda tek sorunun serotoninden kaynaklanmadığını aktaran Psikiyatrist Hatıloğlu ise probiyotiklerin tedaviyi destekleyici rolleri dışındaki yardımları tıbben kanıtlanmamıştır”diye konuştu.
Depresyonun beyin kimyası ile değil, vücudun ikinci beyni olarak nitelendirilen bağırsaklarla alakalı bir durum olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Fitoterapi Eğitim Koordinatörü Dr. Ümit Aktaş’a göre, depresyondan korunmanın yolu, bağırsaklara yatırım yapmaktan, dolayısıyla bağırsaklardaki probiyotikleri artıracak beslenme şeklinden geçiyor.
Toplumda büyük bir mutsuzluk ve depresyon hali olduğunu belirten Fitoterapist Dr. Aktaş, depresyon, stres, hâlsizlik, uykusuzluk, fazla kilo gibi modern zamanlarla özdeşleşen sorunları “Mutluluk Kürleri” adlı kitabında irdeledi. Çok satanlar listesinde yer alan kitabında Aktaş özetle; mutlu, zinde ve dolu dolu yaşamın doğru bir beslenme modeli ile mümkün olabildiğini söylüyor, “Mutluluk sağlıkla, sağlık mutlulukla mümkündür” diyor. Yani Aktaş, bazı gıdaları “yiyerek”, bazılarını ise “yemeyerek” hem fiziksel sağlığın hem de mutluluğun yakalanacağı görüşünde.
“Mutlu bir yaşam için sadece beslenme yeterli değil ama her şeyin başı, beslenme” diyen Aktaş, bu tezini şöyle açıklıyor:
“Mutsuzluk veya depresyon denilince akla gelen ilk şey mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin. Serotonin maddesinin %95’ini bağırsaklardaki probiyotikler, %5’ini ise beyin yapıyor. Bağırsaklar aynı zamanda bağışıklık sisteminin en önemli organı. Bağışıklık hücrelerinin % 70’i bağırsaklarda bulunuyor. Yani gerek bağışıklık sisteminde, gerekse depresyonda düzeltmemiz gereken ilk ve en temel şey beslenmedir.
“BESLENMEYİ DÜZELTMEDEN HİÇBİR ŞEYİ DÜZELTEMİYORSUNUZ”
Beslenme deyip geçmemek lazım; genetiğine müdahale edilmiş gıdalar, tarım ilaçları, hibrit tohumlar, fazla miktarda karbonhidrat, az miktarda yağ tüketmek gibi durumlar ruh halimizi fazlasıyla etkiliyor. Çünkü genetiğine müdahale edilmiş organizmalar, bizim de genetiğimize müdahale ediyor.
“ANTİDEPRESAN YAZMAK MODERNLİK DE, ‘TURŞU YE’ DEMEK ÇAĞ DIŞILIK MI?”
Örneğin; 2015’de yapılan bir çalışmayla, insan gen yapısında tam 143 tane yabancı gen bulundu, yani bize ait olmayan gen. Bakterilere ait bu genler besinlerle vücudumuza giriyor. O yüzden her şey beslenme ile düzelmez ama beslenmeyi düzeltmeden hiçbir şeyi düzeltemiyorsunuz. Nitekim bugün modern tıbbın düştüğü en büyük hata budur. Örneğin; serotoninin % 95’ini probiyotikler yapıyor dedik. O halde neden psikiyatristler hastalarına antidepresan veriyor da ‘ev turşusu ye’ demiyor. Antidepresan yazmak modernlik de, ‘turşu ye’ demek çağ dışılık mı? Asıl dikkat edilmesi gereken konu beslenme. İlaçlarla depresyon düzelseydi, son 50 yıl içinde Amerika’da depresyon 6 kat artmazdı.”
“DEPRESYONA NEDEN OLAN DİĞER FAKTÖRLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ”
Psikiyatrist Dr. Uğur Hatıloğlu ise Aktaş’ın antidepresanlar ve depresyon tedavisine yönelik tespitlerine karşı çıkıyor. “Türkiye’de ne yazık ki antidepresan kullanımı giderek artmaktadır” diyen ve depresyona yol açan diğer etkenlerin gözden kaçırılmaması gerektiğine vurgu yapan Dr. Hatıloğlu’nun görüşleri şöyle:
“Serotonin gibi nörotransmitterlerin (sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan kimyasal) 1960’lı ve 70’li yıllarda olduğu gibi beyinde azalması nedeniyle depresyona yol açtığına artık eskisi kadar inanılmamaktadır. Gerçek bir eksiklik olduğuna dair net kanıtlar yoktur. Yani sorun serotonin eksikliğinden değil, serotonin gibi nörotransmitterlerin reseptörlerle (hücre içine sinyal taşıyan protein) etkileşiminde bir bozukluk olduğu fikri günümüz çalışmalarınca ağır basmaktadır.
“SİNİR HÜCRELERİNİN İŞLEVLERİNDE BOZULMA GÖRÜLÜYOR”
Şimdilerde ise depresyon gelişiminde; normal miktarda nörotransmitter ve reseptör varlığında sinyal iletiminde bir yetersizlik olabileceği ve bu nedenle sinir hücrelerinin yaşamasını ve işlevini sağlıklı yapabilmesi için gerekli olan faktörlerin sekteye uğradığı düşünülmektedir. Tekrarlayıcı depresyonlarda ise beynin bazı bölgelerindeki sinir hücrelerinin boyutunda azalma veya işlevlerinde bozulma ile beyin hacminin azaldığı görüntüleme çalışmaları ile gösterilmektedir. Bu bilgilerin yanı sıra; serotonin, noradrenalin, dopamin dışında asetilkolin, GABA, glutamat, glisin gibi diğer nörotransmitterlerin de depresyona yol açtığı konusunda çalışmalar sürmektedir.”
“ANTİDEPRESANLARIN ETKİSİ BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA DEFALARCA KANITLANDI”
Sağlıklı beslenmenin, sadece depresyon açısından değil, bedensel ve ruhsal olarak sağlığın devamlılığı açısından ele alınması gerektiğini dile getiren Hatıloğlu, “Probiotik, prebiotik ya da antimikrobiyal tedavilerin psikiyatrik rahatsızlıklarda ana tedavi olmaktan ziyade tedaviyi destekleyici rolleri dışında yardımları tıbben kanıtlanamamıştır. Antidepresanların ise doğru tanı ve doğru kullanım ışığında psikiyatrik rahatsızlıklarda tedavi edici olduğu bilimsel çalışmalarca defalarca kanıtlanmıştır” dedi.
“BAĞIRSAKLARINIZA YATIRIM YAPIN”
2012 rakamlarına göre Türkiye’de antidepresan satışının giderek arttığını belirten ve “Son 9 yılda antidepresan satışında 2.5 kat artış var. Demek ki mutsuzluk ve depresyon azalmıyor, artıyor” ifadesini kullanan Dr. Aktaş, depresyondan uzak kalmak ve mutlu olmak için bağırsaklara yatırım yapmanın önemli olduğunun altını çiziyor. Bu yatırımın temeli insanın dünyaya gözlerini açtığı doğum esnasında atılıyor. Aktaş’a göre, doğum şekli ve çocukluk dönemindeki beslenme, kişinin sağlık karnesinde çok önemli bir faktör:
SEZARYENLE DEĞİL, NORMAL DOĞUMLA DÜNYAYA GELENLER DAHA ŞANSLI
“Çünkü insan, ilk probiyotikleri normal doğumla dünyaya gelirken doğum kanalında alıyor, sezaryenle doğanlar bu şansı kaçırıyor. Yine anne sütü vereceksiniz ki çocuğunuz prebiyotik alsın ve vücudunda geliştirsin. Sonrasında paça çorbası, kemik suyu içireceksiniz, doğal gıdalarla besleyeceksiniz ki hem vücudundaki probiyotikler artsın hem de bağışıklık sistemi gelişsin. Bu dönemde çocuğu doğru beslemezsen, bağışıklığı gelişmez. O zaman bu çocuk erişinlikte bin türlü hastalıkla boğuşur, bunların başında da depresyon gelir.
“ÇOCUKLAR LEBLEBİ GİBİ ANTİDEPRESAN KULLANIYOR”
Bugün çocukların çok önemli bir kısmına antidepresan veriliyor. Çocuklar öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı gibi sorunlar nedeniyle leblebi gibi antidepresan kullanıyor ve zombi gibi oluyor. Derslerini çalışıyor, okulda başarılı ama uyumak veya dikkatini toplamak için ilaca ihtiyaç duyan, kimyasallarla yaşayan çocuklar var ve bunların oranı hiç de azımsanacak gibi değil.”
PROBİYLOTİKLERİ EN ÇOK BU BESİNLER ARTIRIYOR
Depresyondan uzak durmak için glutensiz beslenmeyi, karbonhidrattan, şekerden uzak durmayı, işlenmiş gıdalar değil, doğal gıdalar tüketmeyi öneren Dr. Aktaş, bağırsaklardaki probiyotikleri artıran, serotonin salgılatan, dolayısıyla depresyondan koruyan besinlerden öne çıkanları şöyle sıralıyor:
1- Ev turşusu, ev sirkesi,
2- Paça çorbası ve kemik suyu.
3- Omega 3 zengini besinler, yani keten tohumu, ceviz, semiz otu ve mevsim balığı.
4- Brokoli, lahana, karnabahar.
5- Avokado.
6- Yumurta ve tereyağı.
7- Zeytinyağı.
8- Yeşil çay ve tarçın.
“YAĞ OLMADAN MUTLULUK OLMAZ”
Dikkat çekilen noktalardan biri de yağdan zengin beslenme. Aktaş, “Yağ olmadan mutluluk olmaz” diyor ve hem depresyonun hem de kilo artışının yağdan değil, karbonhidrattan kaynaklandığını aktarıyor:
“Tahıllardaki gluten, bir numaralı depresyon kaynağıdır. Yüksek glisemik indeksi olan tahıllarla, şekerle ve karbonhidratlarla beslenmek, vücuttaki kan şekeri dengesini ve insülin metabolizmasını bozar. İnsülin metabolizması bozulan bir kişinin mutlu olabilmesi mümkün değildir. Huzurlu yaşayamaz, depresif olur.”
“YAĞDAN DEĞİL, ŞEKERDEN KORKUN”
İnsülin sorununun, kalp-damar hastalıkları ve diyabete yol açtığını da vurgulayan Aktaş, “Yağ kilo aldırmaz, çünkü yağın kalorisi yüksektir ama glisemik endeksi sıfırdır. Kan şekerini birden bire patlatmaz, dengeli, kotrollü ve yüksek enerji verir. Ama zeytinyağı ve tereyağı” diye konuşuyor.
“ÇİKOLATANIN MUTLULUK VERDİĞİ KOCAMAN BİR YALAN”
O zaman “tatlı ve en çok da çikolata seratonini yükseltir ve mutluluk verir” tezi ne olacak? sorusuna “Büyük bir yalandan ibaret” yanıtını veren Aktaş’ın gerekçesi ise şöyle:
“Çünkü çikolatadan yeterli miktarda seratonin alabilmek için her gün kilolarca çikolata yemeniz gerekir. Bu durumda obez olursunuz, diyabet olursunuz, mutlu olamadığınız gibi şişmanlıktan ölürsünüz. Yani çikolatanın mutluluk verdiği, üretici firmaların yalanlarından başka bir şey değil.”
21 GÜNDE MUTLULUK OLUR MU?
Mutluluk Kürleri kitabında depresyonu önemli oranda azalttığı belirtilen 21 günlük bir kür de var. “Bu kürde kahvaltıda, öğlen ve akşam yemeğinde ne yenileceği, hangi takviyelerden yararlanmak gerektiğini gün gün anlatıyorum. Takviyelerden de bahsediyorum çünkü B12 olmazsa, D vitamini düşükse mutluluk olmaz” diyen Aktaş, stres altındayken gevşemeye yardımcı olacak ve tatlı isteğini azaltan tarifler de veriyor.
STRESE KARŞI LAVANTA KÜRÜ
1 tatlı kaşığı lavanta.
1 tatlı kaşığı anason.
1 tatlı kaşığı papatya.
Hepsini 3 dakika kaynatın ve her defasında taze olarak hazırlayın. Günde 3- 4 defa içilebilir.
TATLI İSTEĞİNİ AZALTAN ÇAY
1 tatlı kaşığı rezene.
1 parça meyankökü.
1 çubuk tarçın.
Bitkileri cam veya porselen bir bardağa koyun. Üstüne kaynar su ekledikten sonra ağzını kapatın. 5-10 dakika demlendikten sonra için. Günde 3-4 bardak içebilirsiniz..
ÇOCUĞA MAMA YERİNE TARHANA VERİN
Kaynak : NTV.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZİHİNSEL İYİLEŞME TEKNİKLERİ MUTLAKA OKUYUN

tumblr_ncyth0idjp1sisbkio1_5401

 

 

İyileştiren şey nedir? İyileştirici güç nerededir ve nasıl kullanılabilir? Bunlar hepimizin merak ettiği, hayati derecede önem taşıyan sorular. Hepsinin cevabı aynı: İyileştirici güç her kişinin bilinçaltı ve hastanın zihinsel tutumunu değiştirmesi; iyileştirici gücü ortaya çıkarır. Bilinmesi gereken en harika şey şudur: Bir son hayal edin ve gerçekleştiğini hayal edin. Sınırsız hayat prensibi bilinçli seçiminize ve bilinç isteğinize karşılık verecektir. Aldığınıza inanırsanız, alırsınız, ifadesinin anlamı budur.

HATIRLAMAYA DEĞER FİKİRLER

Sizi neyin iyileştirdiğini bulun. Bilinçaltınıza verilen doğru talimatların zihninizi ve bedeninizi iyileştireceğini fark edin.
Talep ve arzularınızı bilinçaltınıza iletmek için kesin bir plan geliştirin.
Hastalığa ya da sizi incitecek size zarar verecek herhangi bir şeye inanmak aptalcadır. Mükemmel sağlığa, zenginliğe, huzura, refaha ve ilahi yol göstericiliğe inanın.
Alışkanlıkla üzerinde durduğunuz büyük ve asil düşünceler, büyük eylemlere dönüşür.
Hasta olabilecek sevdiklerinize yürekten şifa dileyin. Zihninizi sükunete kavuşturun. Tek evrensel önel zihin aracılığıyla faaliyet gösteren sağlık, canlılık ve kusursuzlukla ilgili düşünceleriniz hissedilecek ve sevdiğiniz kişinin zihninde kendini gösterecektir.
Uyku halinde, bilinç ve bilinçaltınız arasındaki çatışmalardan kaçının. Yine uyumadan önce, arzunuzun gerçekleştiğini tekrar tekrar hayal edin. Huzur içinde uyuyup keyifli uyanın.

ZİHİNSEL TEDAVİDE PRATİK TEKNİKLER; Dileğinizin gerçekleşmesini istiyorsanız, işe uygun teknik ve yöntemlerle başlamalısınız. Bu da bilimsel yolla mümkündür. Hiçbir şey tesadüf olamaz. Bu, düzen ve yasaların dünyasıdır. Dilekleriniz havada balon gibi asılı kalmamalıdır. Bunlar bir yere gitmeli ve hayatınızda birşeyler başarmanızı sağlamalıdır.Şimdi bu bölümde birkaç teknik vereceğiz:

BİLİNÇALTINIZ İSTEKLERİNİZİ BİÇİMLENDİRİR; Kendiniz ve aileniz için bir ev yapıyor olsaydınız, bu evin projesiyle yoğun bir biçimde ilgilenirdiniz. İnşaatçıların bu projeye en ince ayrıntısına kadar sadık kaldığından emin olmak isterdiniz. Gözünüz kullandıkları malzemelerin üzerinde olurdu. Aynı özeni zihinsel evinize ve mutluluk ve bereket için zihinsel projenize de göstermeniz mantıklı olmaz mı? Bütün deneyeyimleriniz ve hayatınıza gire her şey, zihinsel evinizi inşa ederken kullandığınız zihinsel yapı taşlarının doğasına bağlıdır. Eğer projeniz korku, üzüntü, endişe ve yoksunluğa dair zihinsel kalıplarla doluysa ve eğer umutsuz, kuşkucu ve sinik iseniz, zihninizde kurduğunuz zihinsel malzemelerin niteliği daha fazla sıkıntı, dert, gerilim, endişe ve her türden kısıtlamaya yol açar.

Hayatın en önemli ve en çok kişiyi etkileyen faaliyetlerinden biri, uyanık geçirdiğiniz her saat zihninizde bir şeyler yapılandırmanızdır. Bu sessiz ve görünmez olsa da gerçektir. Sürekli zihinsel evinizi inşa edersiniz; düşünceleriniz ve zihinsel betimlemeniz, projenizi temsil eder. Saat saat, dakika dakika, geliştirdiğiniz düşünceleriniz, benimsediğiniz fikirler, kabul ettiğiniz inançlarınız, zihninizin gizli stüdyosunda prova ettiğiniz sahneler ile pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz. Yapımıyla sürekli ilgilendiğiniz bu görkemli köşk sizin kişiliğiniz, bu gezegendeki kimliğiniz ve dünyadaki yaşam öykünüzdür. Şimdi yeni bir proje oluşturun; bu anın huzurunu, uyumunu, keyfini ve iyi niyetini fark ederek sükunetle inşaatınızı yapın. Bunların üzerinde durduğunuzda ve talepte bulunduğunuzda, bilinçaltınız kabul edecek ve bunları sonuçlandıracaktır.

ARZULARIN BİLİMİ VE SANATI; Bilim terimi, koordinr edilmiş, düzenlenmiş ve sistemli hale getirilmiş bilgi yapısı anlamına gelir. Gerçek duanın bilimi ve sanatı üzerinde duralım. Bu bilgi yapısı, hayatın temel prensipleriyle ilgilidir. Hayatınızda ve bunları inançla uygulayan herkesin hayatında görülebilecek teknik ve süreçleri tanımlar. Sanat tekniğiniz ya da sürecinizdir; bunun arkasındaki bilim ise yaratıcı zihnin zihinsel resminize ya da düşüncenize verdiği kesin tepkidir.

Çaldığınız kapı sizin için açılacak; aradığınız şeyi bulacaksınız. Bu öğreti, zihinsel ve manevi yasaların kesinliğini doğrulamaktadır. Her zaman, bilinçaltınızın sınırsız zekasının bilinçli düşüncenize verdiği doğrudan bir tepki vardır. Ekmek isterseniz, taş almazsınız. Elde etmek için, inanarak isteminiz gerekir. Önce zihinde bir imge olmadığı sürece hareket edemez, çünkü ona doğru ilerleyebileceği birşey yoktur. Zihinsel eyleminiz olan duanız, bilinçaltınızın gücü üzerinde oynamadan ve bunu üretken hale getirmeden önce, zihinse bir imge olarak kabul edilmelidir. Zihinde bir kabul noktasına gelmeniz, mutlak ve tartışılmaz bir anlaşma durumuna varmanız şarttır. Bu tasarıya, arzunuzu gerçekleştirdiğinizi öngörmenin keyfi ve huzuru eşlik etmelidir. Gerçek duanın bilim ve sanatının temelinde, bilincinizin, sınırsız bir bilgelik ve güce sahip olan bilinçaltınızdan kesin bir karşılık alacağına dair bilgi ve güveniniz vardır. Bu prosedürü takip ederek dileklerinizin gerçekleştiğini görebilirsiniz;

Hayal kırıklığı, tatmin olmayan arzularınıza bağlıdır. Eğer engeller, ertelemeler ve zorluklar üzerinde durursanız, bilinçaltınız da buna bağlı olarak karşılık verecek ve kendi iyiliğinize engel olacaktır. Zihninizin gizli stüdyosunda geliştirdiğiniz düşüncelerle pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz. Zihinsel bilimin yardımıyla kolay yoldan başarıyı arzulayın.

GÖRSELLEŞTİRME TEKNİĞİ; Bir fikri formüle etmenin en kolay ve kesin yolu, bunu gözünüzde canlandırmak, zihin gözünüzle sanki gerçekten varmış gibi canlı görebilmektir. Çıplak gözle sadece dış dünyada zaten var olanı görebilirsiniz. Zihninizdeki herhangi bir resim ise umduklarınızın ve görmediklerinizin ifadesidir. Hayalinizde oluşturduğunuz şey, vücudunuzdaki herhangi bir bölümü kadar gerçektir. Fikir ve düşünce gerçektir ve zihinsel imgenize sadık kalmanız halinde birgün nesnel dünyada da kendini gösterecektir. Düşünce süreci zihninizde etkiler oluşturur. Bu etkiler bir süre sonra hayatınızda gerçekler ve deneyimler olarak ortaya çıkar.

ZİHİNDE SAHNELEME TEKNİĞİ; “Bir resim binlerce kelimeye bedeldir” diye eski bir söz vardır. Bilinçaltının, zihinde tutulan ve inançla desteklenen her resmi hayata geçireceği gerçeği vurgulanmalıdır; Öyleymiş gibi davranıyorum ve öyle oluyorum. Birkaç yıl önce çeşitli eyaletlere gittiğim bir tur sırasında konferans vermek üzere Midwest’te bulunuyordum. O bölgede sabit bir yere sahip olmak istedim; böylece yardıma ihtiyaç duyanlara daha fazla hizmet edebilirdim.Seyahatlerim beni çok uzaklara götürse de bu fikir unutmadım. Washinghton da olduğum bir akşam otel odamdaki kanepeye uzanmış, dinleniyordum. Birden düşüncelerimi durdurdum. Sakin ve pasif bir ruh haline geçerek, büyük bir dinleyici kitlesinin önünde konuşma yaptığımı hayal ettim. Dinleyicilere “Burada olduğum için çok mutluyum, bu ideal fırsatı elde etmeyi diliyorum.” Hayali dinleyicileri zihin gözümle gördüm ve bu dileğimin gerçekleştiğini hissettim. Bir aktörün rolünü oynuyor ve bu zihinsel filmi canlandırıyordum. Bu resmin, onu bir biçimde hayata geçirecek olan bilinçaltıma iletmem beni mutlu ediyordu. Ertesi sabah uyandığımda büyük bir huzur ve tatmin hissediyordum. Birkaç gün sonra Midwest’te bir organizasyon için aradılar ve benden oranın yöneticisi olmamı istediler. Bunu kabul ederek, yıllarca orada görev yapmanın keyfini yaşadım. İşte bu örnek gibi nesnel bir gerçeklikmiş gibi davranmalısınız. Bunu yaptığınızda, bilinçaltınız bunu etki olarak kabul edecektir. Zihinde tutulan ve inançla desteklenen zihinsel bir resim hayata geçmiş olur.

UYKU TEKNİĞİ; Uyku haline geçtiğinizde, çabalarınız en aza iner. Uyku halindeyken bilinç büyük ölçüde geri çekilir. Bunun nedeni uyumadan hemen önce ve uyandıktan hemen sonra, bilinçaltının kendini en üst derecede göstermesidir. Bu durumda arzunu etkisizleştiren ve böylece bilinçaltı tarafından kabul edilmesini engelleyen olumsuz düşünceler ortadan kalkar. Yıkıcı bir alışkanlığınızdan kurtulmak için, rahat bir duruş belirleyin, gevşeyin ve hareketsiz kalarak uyku haline geçin, bu haldeyken tekerleme gibi şunu tekrarlayın: “Bu alışkanlıktan tamamen kurtuldum. Zihnimin uyum ve huzuru muhteşem durumda” Her sabah ve gece 5-10 dakika süreyle bu sözleri yavaşyavaş sevgiyle tekrarlayın. Her tekrarladığınızda, duygusal değer büyüyecektir. Olumsuz alışkanlığı tekrarlama dürtüsü hissettiğinizde, kendi kendinize aynı sözleri yüksek sesle tekrarlayın. Böylece bilinçaltınıza fikri kabul etme komutu verirsiniz ve iyileşme gerçekleşir.

“TEŞEKKÜR EDERİM” TEKNİĞİ; Şükran duyan bir kalp, her zaman evrenin yaratıcı güçlerine yakındır; kozmik etki ve tepki yasasına bağlı olarak, karşılıklı ilişki yasasıyla, sayısız nimetin kendine doğru akmasını sağlar. Genç bir anne bu tekniği kullanarak bana yaşadığı deneyimi anlattı. “İşsiz ve beş parasızdım. Doyurup giydirmem gereken üç küçük çocuğum vardı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra sizin daha dileklerimiz gerçekleşmeden şükran duymamız gerektiğini söylediğinizi duydum. Birden beynimde bir şimşek çaktı. Bunu denemem gerektiğini biliyordum.” Bu genç anne her gece ve sabah şu sözleri tekrarladı: “Zenginliğim için teşekkür ederim” Bunu gevşemiş, huzurlu bir halde yapıyordu ve şükran duygusu ve ruh hali zihninde baskın hale gelene kadar devam ediyordu. Tinsel algının iç gözüyle görüyor, ihtiyaç duyduğu para, konum ve yiyecekle ilişkili olarak zenginliğe dair düşünce-imgesinin ilk neden olduğunu fark ediyordu. Düşünce duygusu, zenginliğinin öncel koşul tarafından engellenmeyen özüydü. Sürekli “teşekkür ederim.” diye tekrarladığında kadının zihni ve yüreği kabul noktasına yükseliyordu. Aklına yoksulluk, fakirlik ve sıkıntı düşünceleri geldiğinde yine “teşekkür ederim” diyordu; bunu gerekli oldukça yapıyordu. Şükran duyan tutumunu koruduğu sürece, zihnini zenginlik fikrine koşullandıracağını biliyordu. Öyle de oldu. Bu annenin dileği ilginç bir sonuç doğurdu. Bu çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra yolda beş yıldır görüşmediği eski patronuyla karşılaştı. Patronu ona yüksek ücret alacağı, iyi bir pozisyon teklif etti. Hatta avans bile verdi.

OLUMLAMA TEKNİĞİ; Hasta olmak anormaldir, sağlıklı olmak normaldir. Sağlık varlığınızın gerçeğidir. Kendinizi ve başkaları için olumlu bir biçimde sağlık, uyum ve huzur beyan ettiğinizde ve bunların kendi varlığınızın evrensel prensipleri olduğunu fark ettiğinizde, bu beyana dayalı inanç ve anlayışınıza bağlı olarak, bilinçaltınızın olumsuz kalıplarını yeniden düzenlersiniz. Olumlu ifadeler kullanmanın sonucu, görüntüden bağımsız olarak hayatın prensiplerine riayet etmeye bağlıdır. Bir an için düşünün: Matematiğin bir prensibi vardır, ama hatanın yoktur. Doğruluğun bir prensibi vardır ama yalancılığın yoktur. Zekanın bir prensibi vardır ama cahilliğin yoktur. Bolluğun bir prensibi vardır ama yoksulluğun yoktur.

Bu olumlu beyan yöntemini acil ameliyat kararı alınan bir arkadaşımda uyguladım. Yapılan testler ve çekilen röntgenler sonucunda hastalığının teşhisi konulmuştu. Benden iyileşmesi için dua etmemi istemişti. Ondan kilometrelerce uzaktım fakat bu beni rahatsız etmedi, zihin prensibinde zaman ve mekan yoktur. Sınırsız zihin ve zeka her an her yerde tam olarak mevcuttur. Günde birkaç defa kendimden tam emin bir tavırla şunları söyledim: “Bu dileğim arkadaşım … ….(isim) için. O şu anda rahat, huzurlu, dengeli ve sakin. Bilinçaltının onun bedenini yaratan iyileştirici zekası şimdi her hücreyi, siniri, dokuyu, kası ve kemiği, bilinçaltındaki bütün organların mükemmel uyumuna bağlı olarak dönüştürüyor. Bilinçaltındaki bütün bozulmuş düşünce kalıpları sessizce ve sükunetle ortadan kaldırılıyor; hayat prensibinin canlılığı, iyiliği ve güzelliği varlığının her atomunda kendini gösteriyor. Arkadaşım artık içinde bir nehir gibi akan, ona mükemmel sağlık, uyum ve huzur veren iyileştirici akımlara açık. Bütün bozukluklar ve çirkin imgeler şimdi onun içinde akan sonsuz sevgi ve huzur deniziyle yıkanıyor.” İki hafta sonra yapılan tahliller ve muayenelerden sonra röntgenleri negatif çıktı. Doktoru onun önemli bir iyileşme kaydettiğini ve ameliyetının ertelendiğini söyledi.

KOMUT TEKNİĞİ; Güç arkasındaki inanaca ya da duyguya bağlıdır. Dünyayı döndüren gücün bizim lehimize hareket ettiğini ve bizi desteklediğini fark edersek, güvenimiz ve inancımız artar. Güce güç katmaya çalışmazsınız. Hiçbir zihinsel zorlama, baskı, mücadele olmamalıdır.

Genç bir kadın, kendisini sürekli arayan ve randevu koparmak için baskı yapan bir adam üzerinde komut yöntemini uygulamıştı. Adamdan bir türlü kurtulamıyordu. Sonunda onun işyerine de gelmeye başladığını görünce, bir an önce kesin birşeyler yapması gerektiğine kara vermişti. Günde birkaç defa sükunete bürünüyor ve şunları tekrarlıyordu: “….. (adamın ismi) Tanrı’ya havale ediyorum. O hep olması gereken yerde. Ben özgürüm o da özgür. Şimdi sözlerimin sınırsız zihne ulaşmasını ve hayata geçmesini istiyorum.” Böylece kadın, adamın hayatından çıktığını söyledi. O zamandan beri kendisini görmemiş ve -sanki yer yarıldı içine girdi- diyordu.

HATIRLAMAYA DEĞER FİKİRLER

Arzularınız duanızdır. Gözünüzde arzunun gerçekleştiğini canlandırın ve gerçekliğini hissedin. Böylece duanızın karşılığını almanın keyfini yaşarsınız.
Zihinsel bilimin yardımıyla kolay yoldan başarmayı arzulayın.
Zihninizin gizli stüdyosunda geliştirdiğiniz düşüncelerle pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz.
Bilinçaltınızın Sınırsız Zekasının bilincinize her zaman doğrudan bir tepki verdiğinden şahsen emin olana kadar, bilimsel olarak deney yapın.
Arzunuzun gerçekleştiğini öngörmenin keyif ve huzurunu yaşayın. Zihninizdeki herhangi bir zihinsel resim, umduklarınızın özü, göremediklerinizin kanıtıdır.
Bir zihinsel resim bin sözcüğe bedeldir. Bilinçaltınız, zihninizde tuttuğunuz ve inançla desteklediğiniz her resmi hayata geçirecektir.
Dilekte bulunurken çabalardan ve zihinsel zorlamadan kaçının. Uyku haline geçin ve duanızın karşılığını alacağınızı bilin.
Unutmayın; şükran dolu bir kalp her zaman evrenin zenginliklerine yakındır.
Bilinçli olarak beyan ettiğiniz şeyi, birkaç dakika sonra zihinsel olarak reddetmemelisiniz. Bu beyan ettiğiniz olumlu ifadeyi etkisiz hale getirecektir

kaynak: spritüeller.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi Frekansımızı Yükselterek İyileşmek…

12742453_10205842754492323_3506177599363077072_n1

 

 

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.

Bilinç Haritası

Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.

Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın  anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force – An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HERHANGİ BİR KORKUYU YENMEK İÇİN EN İYİ TAKTİK

hope21

 

Diyelim ki Yüzmekten korkuyorsunuz. Günde üç ya da dört kez, beş ile on dakika süreyle hareketsiz oturun. Derin bir gevşeme haline geçin. Şimdi yüzdüğünüzü hayal edin. Hayali olarak, yüzüyorsunuz. Zihinsel olarak kendinizi suya yansıttınız.suyun tatlı serinliğini ve kollarınızla bacaklarınızın hareketini hissediyorsunuz. Zihin gerçek, canlı ve keyifli bir faaliyeti bu. Sıradan bir gündüz düşü değil. Hayalinizde yaşadığınız şeyin bilinç altınızda gerçekleştirileceğini anlıyorsunuz. Sonra bu imgeyi ve resmi derin zihninize yansıtmayı zorlanacaksınız. Bir daha ki yüzme deneyiminizde, keyif su yüzüne çıkacak. Bilinçaltının yasası bu.

Aynı tekniği başka korkularınız içinde uygulayabilirsiniz. Eğer yüksek yerlerden korkuyorsanız, dağlara tırmandığınızı hayal edin.Bunun gerçekliğini hissedin. Temiz havanın, dağ çiçeklerinin ve soluk kesici manzaranın tadını çıkarın. Bunu zihinsel olarak yapmaya devam ettiğinizde, fiziksel olarak da kolayca ve rahatça yapabileceğinizi bilin.

kaynak: spritüeller .com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİ TOPU OLUŞTURMAK

energy_ball_by_wylland1

 
Çoğu kişinin sandığının aksine enerji topu oluşturmak göründüğünden kolaydır. İlk enerji topunu oluşturan birisi hemen etrafa fırlatıp cisimleri düşüreceğini uçuracağını zanneder. Fakat bu yanlıştır. Bu etkileri yapabilmek için öncelikle enerji topu oluşturmada gerçekten ustalaşmak gerekir. Şimdi size kendi yöntemimi adım adım yazacağım…

1 – Öncelikle iki elimizi birbirine hızlıca sürtüyoruz. Elimiz ekstrem sıcaklığa ulaşana kadar yapıyoruz bunu.
2 – Sonra zaman kaybetmeden elimizi psi-ball konumuna getiriyoruz.
3 – İki elimizin arasında gidip gelen bir enerji akımı imaje ediyoruz.
4 – Bu enerji akımını hissedebildikten sonra enerji akımının yavaşladığını ve iki elimizin ortasında bir top formuna büründüğünü imaje ediyoruz.

Ve enerji topumuz hazır. 10 saniyeden kısa sürede enerji topunu oluşturabilir hale gelince diğer egzersize geçin.

ENERJİ TOPUNU FIRLATMAK
Evet… İlk egzersizi başarıyla tamamladınız ve artık 10 saniyeden kısa sürede enerji topunuzu oluşturabiliyorsunuz. Tabi ki bu enerji topunu kullanmazsanız bir anlamı olmaz. Enerji topunuzu oluşturunca hemen bir cisme fırlatmayın. İlk önce onu gerçekten oluşturup oluşturmadığınızı kontrol etmek için iki eliniz arasında geçirmeyi deneyin. Sağ elinizden sol elinize, sol elinizden sağ elinize geçirin. Hatta bunda ilerledikten sonra havaya fırlatıp havada yakalamayı deneyin. Havada yakalamayı başardıktan sonra kendinize bir partner bulun ve partnerinizle enerji topu yakalama çalışmaları yapın. Siz atın o yakalasın o atsın siz yakalayın.

ENERJİ TOPU İLE CİSİMLERE ETKİ ETMEK

Şimdi ilk egzersiz olarak avizeyi sallandırmayı deneyeceğiz. Avize yerine telekinezi alıştırmalarındaki sarkaç yöntemi de olur. Hiç farketmez. Yeter ki havaya asılı sallanması kolay bir obje olsun. Enerji topunuzu oluşturun ve onunla biraz oynayın iki eliniz arasında. Topu hissettikten sonra (BURASI ÖNEMLİ) topu bir enerji topu gibi değil de bakkaldan aldığımız o zıplayan toplar gibi düşünün. Cisme fırlatın ve cisme çarpan topun yerden sekerek size geri döndüğünü düşünün. Seken topu havadayken yakalayın ve tekrar atın. Bu egzersizi ne kadar çok yaparsanız o kadar iyi sonuç alırsınız.

Kaynak: Metin Hara

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tepkisizliğin Sınırı…

piyano_tepkisizlik_th1

 

Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı.

İki saat süren sessiz konserden sonra, ünlü virtüöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı.

Salon sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.

İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine:

“İNSANLARDAKİ TEPKİSİZLİĞİN NEREYE KADAR VARACAĞINI ÖĞRENMEK İSTEDİM, MEĞER SINIRI YOKMUŞ” diyordu…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatımıza Anlam Katacak 10 Altın Söz

27072522-yesil-park-su-dere-boyunca-yuruyus-little-girl1

 

 

Hayatın özeti bu altın değerindeki sözleri mutlaka okuyun ve iç dünyanızda anlamlandırın. Çok derin anlamları içinde barındıran güzel sözler. Bu sözler hayatınıza ilham verecek ve hayatınıza yeni bir yön verecek güçte.

İnsandaki sadelik bulgusu; iç dünyanın derinliğini gösterir. Lin Yutang
Sadelik hayatın gerçek amacıdır. Eğer basit yaşamanın gerçek zenginliğini göremiyorsak yaşamın anlamını tam olarak göremiyoruz demektir.

Heykeltraş mermeri sanat eserine dönüştürürken belli parçaları keser. Bu eleme bir süreçtir. Elbert Hubbard
Gerçek sana dönüşmek bazı şeylerden vazgeçmekten geçer. Her zaman bir süre alır…

Eğer gerçekten başarılı olmak istiyorsanız, İhtiyacınız olan şeyi istemeyi bilin. Vernon Howard
Başarılı insanlar ihtiyaçlarını bilir ve ona göre hareket ederler ve bu hareket onlara başarıyı getirir.

Hayat; gerçekten basit. Karmaşık bir hale sokan ise yine biziz. Konfiçyus
Hiç ayna görmemiş iki çobandan biri “Bu nasıl karmaşık bir şey tekrar bizi gösteriyor demiş” Diğeri ise “Aslında çok basit aynı göldeki yansımamız gibi demiş” Hayatın en derin anlamını kavradığında onun en sade ve basit anlamını kavramış olursun…

Sana “Bu dünyada hiç bir fark yaratamazsın” diyen iki tip insan vardır. Denemekten korkanlar ve Senin başarmandan korkanlar. Albert Einstein
Başarısız insanların öykülerini dinlemiş olabilirsin. Ama bu senin başaramayacağın anlamına asla gelmez.

Oyun bittikten sonra şah ve piyon aynı kutuya geri döner. Anonim
Hayatın gerçek özeti bu söz bence, tüm canlılar bir gün ölür ve ister şah ol ister çoban sonunda aynı yere dönersin…

Deneyim istediğini elde edemediğin zaman elde ettiğin bir şeydir. Anonim
Deneyim başarısızlıklarının toplamıdır. Ne kadar başarısız olursan ol onu deneyim olarak kazanırsan sonunda seni başarıya götürecektir.

Bu dünyada öğrendiklerimiz asla israf olmaz. Eleanor Roosevelt
Öğren ve asla öğrenmekten korkma. Bu benim işime yaramaz diye düşünme çünkü neyin ne zaman yarayacağını zaman gösterecektir.

Dudakların basit melodiler söyleyebilir. Ama kalbinden büyük bir senfoni doğar. Calvin Miller
Kalbimiz en derin duyguları yaşar ve bize yön verir. Ruhumuzun derinliklerinde hepimiz bilge ve güçlüyüz. Bunu idrak ettiğimizde hayatımız yenilenir.

Her şeyi tüm kalbinizle severek ve isteyerek yapın. Göreceksiniz başka türlü yapmak istemeyeceksiniz. Yogi Desai
Gerçek güç sevgidir. Bunu söyleyenlerin sayısı o kadar fazla ki. Albert Einstein, Mevlana, Budha, Lao Tzu ve daha pek çokları. İnanın doğru bu…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

ANNEANNEMİN PİRİNÇ TANELERİ …

20140103_1307041

 

 

Ben beş yaşında idim. Anneannem rahmetli pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Anneannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor sola bakıyor bulmaya çalışıyor…. Çocukluk işte
‘aman anneanne’ dedim. ‘Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya yorulmaya değer mi?’
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı öfkeyle doğruldu.
”Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun ” dedi. ”Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru alın teri emeği çilesi var biliyor musun?”
Büyük bir kabahat işlemiş gibi utanmıştım …
Aradan yıllar geçti. Hukuk fakültesinde öğrenciyim, Alain’in ”Proposlar” ını okuyorum. Birden irkildim.
Anneannemi hatırladım. Alain”bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu.
İlave ediyordu: ”Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri göz nuru el emeği vardır” diyordu …
On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
Lütfen diyordu traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın.Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde ‘İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.
İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsveç’te zaman zaman belli periyodlarda radyolar televizyonlar bir haberi duyurur:
Şu tarihte su saatte adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız ilgilenmediğiniz kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt ambalaj, kutu varsa velevki bir ilaç prospektüsü dahi olsa kapının önüne koyun. İsveç’in kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun, ülkenize, birkaç ağaç ekmiş kadar faydalı olursunuz …
Japonlar son derece sade basit yalın mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar japonlara göre ruhen tekamül edememiş hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der Tanrı şahidim olsun ki Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak …
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım:
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu . . .
Maddi durumumuz ne olursa olsun ister zengin olalım ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep, akıl ve incelik vardır…..
KAHRAMANLIK, VATANSEVERLİK
LAF SALATASIYLA OLMAZ
UYGULAMAYA GEÇELİM, UYGULAMAYA …..
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

256 Yaşında Ölmeden Sessizliğini Bozdu ve Dünyaya Şok Edici Sırrını Anlattı

li-ching-yuen1

 

Bir insanın yaşamış olduğu en uzun süre nedir? 256 yıl yaşamış olan Li Ching Yuen ile tanışın! Ve hayır, bu bir efsane ya da hayali bir masal değil.
1930 tarihli New York Times makalesinde,  Chengdu Üniversitesi profesörü Wu Chung-chieh, Li Ching-Yuen’i 1827 yılında 150. Doğumgününde tebrik eden Çin İmparatorluğu hükümeti kayıtlarını keşfetti. Daha sonra bulduğu dökümanlar aynı adamın 1877 yılında 200. doğumgününü tebrik ediyordu. 1928 yılında New York Times muhabiri Li’nin komşusu yaşlı erkeklerle görüştü ve pekçoğu Li’nin dedelerinin arkadaşı olduğunu söyledi.

Li Ching Yuen, bitki bilimi kariyerine 10 yaşında başladı, burada dağ aralarında otlar topladı ve ömrü uzatma özelliklerini öğrendi. Neredeyse 40 yıl Reishi Mantarı, Kurt üzümü, vahşi ginseng, he shou wu ve Gotu kola ve pirinç şarabı gibi bitkilerle beslendi. 1749’da 71 yaşında, dövüş sanatları öğretmeni olarak Çin ordusuna katıldı. Li’nin 23 kez evlendiği, 200’den fazla çocuğun babası olduğu çok sevilen bir figür olduğu söyleniyordu.
Vilayette genel olarak kabul edilen masallara göre Li, çocukken okuma ve yazmayı başarabildi ve onuncu doğum gününe kadar Kansu, Shansi, Tibet, Annam, Siam ve Mançurya’da otlar topluyordu. İlk yüz yıl boyunca bu mesleğe devam etti. Sonra başkaları tarafından toplanan otları satmaya başladı.

O TEK DEĞİLDİ
Li’nin öğrencilerinden birine göre, o bir zamanlar ondan da yaşlı 500 yaşındaki bir erkeğe rastladı ve ondan Çigong egzersizleri ve beslenme önerileri aldı. Çigong ve bitkisel açıdan zengin bir diyet dışında uzun yaşam ustası bu adamdan öğrenebileceğimiz başka ne var?

Buna ne demeli: Ölüm yatağında Li “Bu dünyada yapmam gereken her şeyi yaptım” dedi. Barışçı son sözleri uzun ve müreffeh bir hayatın en büyük sırlarından birine ipucu gösterebilir mi? İlginçtir ki Batı’da yaşlanmanın yüksek teknolojili kızılötesi cihazlarla ve en son teknoloji ilaçlarla yenilmesi gereken bir şey olduğu öğretiliyor.
UZUN SAĞLIĞIN SIRRI:
Li’ye sırrı sorulduğunda verdiği cevap: “Kalbinizi sakin tutun, bir kaplumbağa gibi oturun, güvercin gibi hızlı bir şekilde yürüyün ve bir köpek gibi uyuyun”.
Li, nefes teknikleriyle birlikte sakin ve huzurun inanılmaz uzun bir ömre sahip olmanın sırları olduğunu belirtti. Açıkçası, diyetinin rolü büyüktü. Ancak tarihte kaydedilmiş en yaşlı kişi uzun ömrünü zihin durumuna bağlıyordu.
NİÇİN İNANMAK ZOR?
Batılı dünyanın ortalama ömrü şu anda 70-85 yaş arasında, 100 yaşın üstünde yaşayan birinin düşünnek epey geriyor hele 200 yaşın üzerinde yaşayan birinin düşüncesi son derece şüpheli görünüyor. Ama neden insanların bu kadar yaşayabileceğine inanmıyoruz?
Bu dünyadaki bazı insanların yorucu bir 9-5 yaşam tarzı yaşamayacaklarını, borç stresleriyle uğraşmak zorunda kalmadıklarını, kirli şehir havasını solumayacaklarını ve düzenli olarak egzersiz yaptıklarını akılda tutmak zorundayız. Rafine şekerler veya unlar veya böcek ilacı püskürtülmüş yiyecekler yemiyorlar. Standart Amerikan diyetinden uzak değiller.
Yağlı et, şekerli tatlılar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yemiyorlar. Antibiyotik yok. Alkol yok, tütün yok. Diyetlerinde abur cubur gıdalar olmadığı gibi organlarımız ve bağışıklık sistemimiz için steroidler içeren süper gıdalar ve otlar içeriyor.
Ayrıca, boş zamanlarını doğada, zihinsel, fiziksel ve duygusal sağlığı iyileştirmek için kanıtlanmış olan nefes teknikleri ve meditasyon yapmak için harcıyorlar. İşleri basit tutuyorlar, uygun uyku çekiyorlar ve doğanın altında güneş altında çok zaman harcıyorlar. Güneş altında dinlenmek için bir şans bulduğumuzda, anında gençleşmiş hissediyoruz ve bunu bir “tatil” olarak adlandırıyoruz. Bir ömür boyu dağlarda bunu geçirip mükemmel zihinsel, manevi ve fiziksel refah ile birleştirdiğinizi düşünün.
Hiç şüphesiz, eğer yapmamamız gerektiğini bildiğimiz şeyleri yapmazsam 100 yıl yaşamanın sıradan olacağını tahmin ediyorum. Vücudumuza doğru muamele ettiğimiz zaman, kim bilir ne kadar yaşayabiliriz?
Kaynak: Steven Bancarz’ın yazısı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

ENERJİNİZİ KULLANMAYI ÖĞRENİN…

adsiziii1

 

 

Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum…
İyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir…
Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanız
ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın..

Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur, yani biri bir taş atsa bile gelir
sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman siz şunu düşünürsünüz “onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler geliyor.
Neden acaba ?
Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)’yu andırmıyor mu?
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği, keyfi kalmadı.
Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi. Aynen devam edin,
neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin, sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da kaçırdığınızı fark edeceksiniz.
Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması gereken miktarlar da olabilir.
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri bir müddet sonra almaya başlar. Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz. Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere ÇOK İYİYİM
ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.
bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir. Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe sahipse lütfen en olumlu
olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine değdirsin. Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı
bir bebek olmasını istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız sevginizi gösterin.
Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve bilin ki çok çabuk büyüyorlar. Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve gösteremezler.
Neden ? Ne zaman göstereceksiniz?
Yaratıcının verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür ve teşekkür değil mi ?
Beyin öyle bir güçtür ki, insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir de,
kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin. Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır. Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki
tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
“Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda duruyor.. İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor.. Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir istasyonda duruyor. Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin donarak öldüğü görülüyor. Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya geçirilmemiş. Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin aynen donmanın şartlarını hazırlayarak, donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.”. .
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin. Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam 1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse
beyinlerini öyle bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda ölürler.
Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun ki uzun yaşayabilesiniz.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Ne doğru bir laf değil mi?
Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
Ama şu anımı biliyorum, ayağım kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda çocuklarım sağ ve ben
bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve
en pozitif şekilde değerlendiririm.
Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem. Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3’e bölün. Dün, bugün, yarın diye…
Biz ani stresleri çok severiz. Çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur.Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.Ama siz bu stresi
kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon, kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ? Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli..
Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın. Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın. Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik etki onların pozitiflenmesini sağlar.
Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim…
* Prof. Yıldız Batırbaygil

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Yumruğunuzu 90 Saniye Sıkın…

63c2fd955f801f9eb174da5da232de991

 

 

Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı.
Plos One dergisinde yayımlanan bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu.
50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü.
Araştırmacılar, yumruk sıkmanın beyinde hafıza ile ilgili bazı özel bölgeleri harekete geçirdiğine inanıyor.
New Jersey’deki Montclair Üniversitesi’nden Ruth Propper’a göre bu araştırma, bazı basit vücut hareketlerinin beynin işleyişini geçici olarak değiştirip hafızayı geliştirebileceğini gösterdi.
Dr. Propper BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir şey öğrenmeden hemen önce sağ yumruğun, hatırlamaya çalışırken de sol yumruğun sıkılması hafızayı geliştiriyor” dedi.
Daha önceki araştırmalarda, sağ yumruğun sıkılması ile beynin sol yarısının, sol elin sıkılması ile de sağ yarısının harekete geçtiği gözlenmişti.

Bu eylemin duygularla bağlantısı kurulmuş, örneğin sağ yumruğun mutluluk ve öfke ile, sol yumruğun ise üzüntü ve endişe ile bağlantısına dikkat çekilmişti.
Hafıza ile ilgili süreçlerde beynin iki yarısının da kullanıldığı, sol yarısının hafıza kaydında, sağ yarısının ise hatırlamada etkili olduğu düşünülüyor.
Yapılacak yeni araştırmalarla yumruk sıkmanın sözel ya da uzamsal, kelimelerin yanı sıra resim ve yerlerin de hatırlanması ile ilgili diğer zihinsel işlevleri de etkileyip etkilemediği incelenecek.
Ancak araştırma sonuçlarını kesin bir dille ifade etmek için daha fazla konu üzerinde daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.
Londra Üniversitesi Bilişsel Sinirbilim Enstitüsü’nden Profesör Neil Burgess, hafıza üzerindeki özel etkinin kesin olarak belirtilmesi için daha geniş bir araştırma gerektiğini, örneğin taram yoluyla beynin sol ve sağ yarısına kan akışının incelenmesi gerektiğini ifade etti.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Büyük Sözü Dinleyin: Efsanevi Sanatçı Leonard Cohen’den Hayat Dersi Niteliğinde 17 Söz

Leonard Cohen 40 yılı aşkın müzik hayatında bilgelik, aşk, hüzün dolu şarkı sözleriyle, şiirleriyle ve bir de kitabıyla adeta bizi şekillendirdi. Cohen’i ilah belleyen 3 nesil yanılıyor olamaz!

Cohen’in tecrübesinden sual olunmaz. Aşk, hayat, felsefe, onun işi!

1. “Genellikle melankolik ve karanlık olmakla suçlanıyorum. Oysa dünyanın en neşeli adamıyım. Karamsar da değilim. Karamsarlık sürekli yağmurun yağacağını hissetmektir. Oysa ben üstümün başımın çoktan sırılsıklam olduğunu biliyorum.”

 

2. “Şiir hayatın kanıtıdır. Eğer hayatın alev alev yanıyorsa, içinden dökülen şiir, bu hayatın külleridir.”

3. “Aşk bir ateştir. Herkesi yakar, herkeste iz bırakır. Dünyanın çirkinliğinin bahanesi budur.”

4. “Biz deli değiliz. Biz insanız. Sevgi istiyoruz. Sevilmek için seçtiğimiz yollardan dolayı birileri bizi affetmeli… Çünkü o yollar karanlık ve zalim!”

5. “Bana ‘aşk adamı’ lakabı takılması, beni yapayalnız geçirdiğim yüzlerce gece yarısında acı acı güldüren bir şaka… ”

6. “Bir yarayı göstermek kolaydır. Hele hele görkemli, büyük bir savaş yarasını. Fakat ufak sıyrıkları göstermek, işte bu cesaret ister.”

 

7. “Zenginler ve fakirler arasında bir savaş var. Kadınlar ve erkekler arasında bir savaş var. ‘Bir savaş var’ diyenler ve ‘Savaş yok’ diyenler arasında bile bir savaş var.”

8. “Bir kadının tüm ihtiyaçlarını karşılayan ve ruhuna hitap eden erkek, dünyada sadece bir tane olabilir; fakat her erkek, herhangi bir kadının varlığı karşısında kendisini mutlu hisseder. İşte kadınların ve yaratıcımızın yüceliği buradadır.”

 

9. “Erkeklerin yaradılışındaki en orijinal özellik huzursuz olmalarıdır. Bu yüzden dünya üzerinde sürekli yeni sistemler kurulur ve değişim sağlanır. Eğer Hitler, Nazi Almanyası’nda doğmuş olsaydı, yine sistemi değiştirmek isterdi.”

10. “Mükemmeliyeti boşver. Her şey kusurludur. Her şeyin üzerinde çatlaklar vardır. Işık da bu çatlaklar ve kusurlar sayesinde görünür.”

11. “Şair olmak bir meslek değildir, kaderdir.”

12. “Reenkarnasyon kavramını tam olarak anlamıyorum; fakat dünyaya bir daha geleceksem, kızımın köpeği olarak gelmek isterim.”

 

13. “İnsanların açlıktan kırıldığı, kurşunlandıkları, zindanlarda tırnaklarının söküldüğü bir dünyada yaptığım ‘şarkı yazmak’ mesleğimi pek de önemseyemiyorum. Evet, çok çalışıyorum, ama ne için?”

14. “Çocuklar yaralarını bir madalya gibi gösterirler. Sevgililer ise yaralarını verilecek kıymetli bir sır gibi kullanırlar. Yaralar, kelimelerin gerçeğe dönüşmesidir. Yaralar konuşur.”

15. “Biz müziği eğlenmek için yapardık. Şimdiki gençler ise eğer para kazanamayacaklarsa, gitarı ellerine bile almıyorlar.”

16. “Kadınlar kendi vücutlarına pek beğenmeden uzun uzun bakarlar. Sanki bedenleri, aşk denilen bu savaşta pek de güvenmedikleri bir müttefikmiş gibi.”

17. “İngiliz gazeteciler bana karşı çok zalimdi. Sadece 3 akor bildiğimi yazdılar. Oysa ben 5 akor biliyorum.”

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİRŞEY ALMAK İSTİYOSAN ÖNCE VERMEYE HAZIR OLACAKSIN. VERMESİNİ BİLMİYORSAN ALAMAZSIN

hands1

 

 

Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir.
Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır.”Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.
Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum” Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir.
Emerson’un dediği gibi: “Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.” Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir.
Kendinin en iyisini vermeye bugün başla. Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver. Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver. Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya. Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemlisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar. Ne verirsen kendine veriyorsun. Şunu daima hatırla: Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin. Verdiklerin ise senindir.
NİLGÜN Mutluluk Kitabı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUGÜN VE HERGÜN HERŞEYİ İLE BÜTÜN SAĞLIKLI BİR BİREY OLMAYI SEÇTİM

tepe-home-ruzgar-cani-13282785381

 

 

BUGüN
Mutlu, sağlıklı ve bütün olmayı seçiyorum.
BUGÜN
Geçen günden daha İyi olmayı seçtim.
BUGÜN
Bedenimin mesajlarını sevgiyle dinliyorum.
BUGÜN
Bedenim, ruhum ve kafam sağlıklı bir takımı oluşturdu.
BUGÜN
Kalbimi açtım ve şifa yeteneğimin akmasına izin verdim.
BUGÜN
Bedenim içinde yaşamak için muhteşem bir yer oldu.
BUGÜN
Bedenimdeki her hücre aklımdan geçen her düşünceye cevap veriyor, bu nedenle düşüncelerim olumlu, huzur dolu, sevgi dolu.
BUGÜN
Gün boyunca derin nefes alıp veriyorum bedenimi ve zihnimi derinden gevşeterek daha da huzur buluyorum.
BUGÜN
Kalbimden gelen sevginin bedenimin her parçasını duygularımı
ruhumu ve zihnimi temizleyip şifalandırmasına izin veriyorum.
BUGÜN
BUGÜN ve her gün bedenimin doğal arzusu sağlıklı ve bütün olmak.
BUGÜN
İçimde muhteşem, dinamik bir enerji hissediyorum.
BUGÜN
BUGÜN ve her gün sağlığım daha iyiye gidiyor.
BUGÜN
Zihnim ve bedenim kusursuz bir dengede. Sağlıklı ve uyumluyum.
BUGÜN
Bedenimin olaganüstü, akıl almaz bir makine olduğunun farkındayım ve bu bedenin içinde yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu hissediyorum.
BUGÜN
Değerli hayat nefesini içime çekiyorum ve bedenimin, zihnimin ve duygularımın gevşemesine izin veriyorum.
BUGÜN
Şahane görünüyorum ve kendimi şahane hissediyorum.
BUGÜN
Kendime sevgiyle şefkat göstermek bana keyif veriyor.
BUGÜN
Tamamen iyileşmek için ihtiyacım olan her insanı, yeri ve neşeyi hayatıma getiriyorum.
BUGÜN
Bedenimi tam bu haliyle onaylıyorum.
BUGÜN
Kusursuz, canlı, pırıl pırıl sağlığım için müteşekkirim.
BUGÜN
Güç ve bütünlük bedenime geri dönüyor.
BUGÜN
Bedenimi dinliyorum ve ihtiyaclarına sevgiyle cevap veriyorum.
BUGÜN
Şifaya değer olduğumu biliyorum.
BUGÜN
Kendimi kabullenerek bütünlüğe ve sağlığa yerleşiyorum.
BUGÜN
Bedenimdeki her hücre zihnimdeki olumlu imgelere olumlu tepki veriyor.
BUGÜN
Bedenimdeki her organ, kas, eklem ve hücre seviliyor ve onaylanıyor.
BUGÜN
Bedenim nasıl sağlıklı olacağını biliyor.
BUGÜN
Sağlık yanımdan hiç ayrılmayan yol arkadaşımdır.
BUGÜN
Sağlıklı dünyamda her şey yolunda.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HASTALIKLARI SAKİNLEŞEREK KOVUN

thai1

 

 

Her türlü hastalığın kaynağı huzursuzluk. Tedirgin edici duygular ve endişelerin yarattığı gerilim. Ve bütün bunlarla iç içe yaşayan insan. “Ne olur, bir parça sakin kalabilsem!” dediği halde bunun için ne yapacağını bilemeyenler için;

İşte, Paul Wilson’dan sakinlik için son derece basit,uygulanabilir sırlar. Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp “aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz” dediğinde şöyle cevap verdim;

Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var. Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.

Bir parça sessizlik taşıyın:

Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun.Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.

Zaman harcayın:

Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.

Nefesinizi dinleyin:

Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.

Vakti gelince endişelenin:

Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece “gelecek”, kendi başının çaresine bakacaktır.

Nane için:

Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.

Hassas ayakkabılar giyin:

Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.

Her şeyin içinde en iyiyi arayın:

İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.

İnsan olduğunuzu düşünün:

Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun,sonuç olarak daha rahat olacaksınız.

Çocukları izleyin ve ders alın:

Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın: Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.

Sakin düşünün:

Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım.En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.

Portakal çiçeği spreyleyin:

Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.

Beyaz giyinin:

Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.

Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.

Bebek gibi uyuyun:

Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.

Gülümseyin:

Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.

Daha az nefes alın:

Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.

Güzellik saçın:

Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.

Biraz gözyaşı dökün:

Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.

Günbatımını hayal edin:

Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar.Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.

Cumartesi olduğunu hayal edin.

Değişin:

Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.

Kol saatinizi çıkartın:

İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »