Burçlar Ne Kadar Kin Tutar?

15317778_10154272731231701_2072118485215015125_n1

Koç: En fazla 24 saat

Boğa: Ölünceye dek. Belki öldükten sonra bile

İkizler: Bir 30 saniye kadar

Yengeç: Yıllarca

Aslan: Evrenin sonuna kadar

Başak: Birkaç ay

Terazi: 2 sn. Büyük haltlar yemediyseniz tabi

Akrep: Sonsuza dek

Yay: 2 Gün

Oğlak: Özür dilemeyin bile.

Kova: 1 yıl

Balık: Belki 2 ay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eskişehir’den Çocuklara Dürüstlük Aşılayan Örnek Proje: Dürüstlük Kantini

Bugün size ülkede geleceğe dair umutları yeşerten, mutlu eden bir haberden bahsedeceğiz.

Yer Eskişehir’in Mihalgazi ilçesinde bir ortaokul. Bu ortaokulu diğerlerinden farklı kılan ise hayata geçirdikleri bir proje. Adı ise Dürüstlük Kantini.

Çocuklara dürüstlüğü, adaleti ve güven duygusunu aşılayan bu enfes projeyi merak edenleri aşağıya doğru alalım.

Sorumlusu olmayan kantinden çocuklar alışveriş yaparak parasını bırakıp çıkıyorlar

internethaber

“Dürüstlük Kantini Projesi”, Mihalgazi Ortaokulu’nda haftada iki gün uygulanan pilot bir proje.

Bu proje kapsamında öğrenciler sorumlusu bulunmayan kantine gelerek ihtiyaçlarını alıyor, parasını kasaya bırakıyor, gereken durumlarda da para üstünü kasadan kendileri alıyorlar.

Bu proje okulun ilk benzer projesi de değil üstelik. Okulun müdürü Vedat Duman’ın verdiği bilgiye göre okulda daha önceki yıllarda da “Dürüstlük Dolabı” projesi yapılmış ve 2016-2017 eğitim öğretim yılında da bunu “Dürüstlük Kantini” olarak devam ettirmeye karar vermişler.

Projenin amacı ise çok açık; çocukların dürüstlükle ilgili davranışlarının pekiştirilmesi.

“Kasamız sürekli fazla veriyor”

internethaber

Öğrencilerine sonsuz bir güven duyan okul yöneticilerinin bu güveni de boşa çıkmamış. Bütün adalet sistemini öğrencilerin elinde olan bu projede hiçbir kontrol mekanizması kullanılmamasına rağmen proje çok başarılı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor.

Proje sorumlusu öğretmen Seyhan Doğan’ın söyledikleri de her şeyi açıklar türden:

“Normal günlerden daha çok keyif aldıklarını söylüyor öğrencilerimiz. Kendi kendilerini kontrol ederken onları görmeniz lazım. ‘Senin aldığın şey 50 kuruş, paranın üstünü alır mısın’ diyen bir kontrol mekanizması olan arkadaşı var kimi zaman yanında. Kasamız sürekli fazla veriyor. Bu çok önemli. Belki öğrencilerimizin yanlış hesaplamaları yüzünden kasa eksik verebilir diye düşünürken sürekli artıyı gördük. Bu değeri koruyan ve bu ahlakla yetişip büyüyen çocuklar ileride ülkemiz için çok faydalı olacak, buna inanıyorum.”

Çocuklar da çok memnun

internethaber

“Ürün stoklarımız belli fakat herhangi bir kontrol mekanizması kullanmıyoruz. Bütün adalet sistemi o an öğrencinin elinde. Öğrencilerimiz bu anlamda şimdiye kadar bizi mahcup etmedi. Akademik eğitim önemli ama önceliğimizin değerler eğitimi olması gerekiyor. Bizler eğitimciler olarak öğrencilerimize ne kadar güvendiğimizi hissettirebilirsek onlar o kadar verimli hale geliyor” diyen okul müdürünü öğrenciler de hiç mahçup etmemiş. Çünkü onlar çocuklara güvendiklerini hissettirdikleri kadar öğrenciler de o kadar adaletli, dürüst ve kendine güvenen bireyler olduklarını kanıtlamışlar.

Son olarak sözü okulun 5. sınıf öğrencisi Arda Tek’e verelim:

“Herkes kendi dürüstlüğünü gösteriyor. Arkadaşlarımız sınavdan çıktığında ya da teneffüslerde kantinden istediğini alıyor, parasını bırakıyor. Bazen arkadaşımızın parası yanında yoksa biz veriyoruz.”

Hem okul yönetimini, hem de bu güzel minikleri alkışlıyor, keşke bu uygulama tüm ülkeye yayılsa diyoruz. İyi ki varsınız.

Kaynak: yemek.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yakınmanın beyninizi nasıl etkilediğinin farkında mısınız?

beyin_dalgalari1

 

Yakınma deyince aklınıza eminim hızlıca gelebilecek bazı yüzler vardır. Bu kişiler sıkıntılı, huzursuz duygu durumları, daha çok felaket senaryolarını içeren olumsuz bakış açıları, karamsar ve söylenen halleriyle zihnimizde yer etmişlerdir. Biz onların bardağın boş tarafını görme eğilimi olduğunu düşünürken, onlar sıklıkla kendilerinin “gerçekçi” olduklarını savunurlar.

Evet çok parlak gündemi olan bir ülkede yaşamıyoruz, dünyanın pek çok diğer yerinde de hayat pek yolunda gitmiyor. İnsanlığın üzerinde durduğu dalı kesmeye devam ettiği aşikar. Ancak tablo böyle olmasa dahi gündelik olaylarda, ilişkilerde önce olumsuzlukları gören ve bunu tekrar ve tekrar dert edinen ve psikolojideki karşılığı ile olayları bir çeşit düşünsel geviş getirme (ruminasyon) şeklinde yaşayan kişiler var. Ve bu hal yavaş ve derinden önce kişiyi sonra toplumu hasta ediyor. Şöyle düşünün; insanlar daha çok duygusal beyinleri ile karar alıyorlar ve kaygı ile sıkıntı insanlar arasında en çabuk bulaşan duygularken, bu olumsuz düşünme hali insan bünyesini nasıl etkiler? Giderek daha çok kişinin olumsuz düşündüğü, yakındığı ve sıkıntılı ruh haline sahip olduğu bir toplum nasıl bir organizmaya dönüşür ya da “nasıl çıkılır bu şekilde karanlıklardan aydınlıklara”?

Kişilerarası ilişkilerdeki olumsuz davranışlar, özellikle de yakınma, alay etme, zorbalık davranışları üzerine çalışan sosyal psikolog Dr. Robin Kowalski yakınmanın bugünlerde kültürün bir parçası olduğunu, birçok kişinin hiç farkında dahi olmadan süreğen şekilde yakındığını söylemektedir. Burada bir parantez açmak gerekirse tabii ki bunu zaman zaman herkesin biraz yapmasında hiçbir gariplik yoktur. Problemli olan bazı kişilerin “kronik yakınmacılara” dönüşmüş olması ve bunun bir çeşit olumsuzluklarla baş etme mekanizması olarak kullanılmasıdır. Oysa yakınmak bir baş etme şekli değildir, dahası yakınma, beynin fizik yapısını kaygılı ve depresif olma yönünde yeniden şekillendirirken eylemsizliğe giden yolu açan ve sonuçta toplumu işlevsizleştiren bir etkiye sahiptir. Araştırmalar sürekli “pozitif olma” yönündeki zorlamanın sağlıksızlığı kadar, yakınma şeklinde dışa vurulan olumsuz düşünme şeklinin de sağlıksızlığından bahsetmektedir.

Peki “yakınma” beyni nasıl etkiler?

Yakınmanın beyin üzerindeki etkisini anlayabilmek için basitçe beynin birkaç çalışma prensibini bilmeliyiz. Mesela:

Birlikte ateşlenen nöronlar (sinir hücreleri) birlikte bağlanır!
Nöropsikolojinin babası olarak görülen Donald O. Hebb’in nörofizyolojik öğrenme kuramında öğrenmede duyguların ve nöronlar (sinir hücreleri) arasında kurulan etkileşimin öneminden bahsetmiştir. Yani bir şey düşündüğümüzde veya bir duygu ya da beden duyumu hissettiğimizde, beynimizde binlerce nöron tetiklenmekte ve bir nöral ağ oluşturmak için bir araya gelmektedir. Yaşam deneyimleri sonucu oluşan tekrarlayıcı düşünceler; beynin aynı nöronları tetiklemeyi öğrenmesini sağlar. Yani pratik ettiğinde ustalaşır. Dolayısıyla basitçe zihninizi sürekli eleştiri, endişe ve mağduriyet ile meşgul tutarsanız, beyniniz benzer durumlarda aynı düşünceleri getirmeyi daha kolay bulacaktır. Çünkü beyin, düşünce örüntüleri ile karşılaşılan durumlara olumlu ya da olumsuz tepki verilmesi arasında bağlantılar kurar. Böylece düşünceler beyni yeniden şekillendirirken, aslında gerçekliğin fiziksel yapısı da değişmeye başlar.

En kısa yol yarışı kazanır!
Daha güçlü bağlanan nöronlar (daha sık düşünme yoluyla) bizim kişiliğimizi  belirleyen bileşenleri (zeka, beceriler, yatkınlıklar, en kolay ulaşılabilen düşünceler gibi) temsil etmeye başlar. Şöyle düşünün topu birbirlerine atan iki çift var. Bir çift birbirine 10 adım uzaklıkta diğer çift 100 adım uzaklıkta duruyor. Her çiftten bir kişi karşıda bekleyen partnerine tam olarak aynı anda ve aynı hızda topu atıyor. Topu ilk yakalayan takım kişisel kararınızı ve ruh halinizi belirleyecek olandır. Sizce hangi takım topu önce yakalar?  Temel uzaklık, zaman ve hıza yönelik fizik kuralları der ki 10 adım uzaklıkta olan her zaman önce yakalar. Bu basitçe düşüncelerin de nasıl çalıştığının örneğidir. Düşünceler tekrar edilme yoluyla, sizin eğilimlerinizi temsil eden nöron çiftlerini birbirine daha yakın hale getirir ve bir fikir oluşturmanız gerektiğinde alacağı her zaman mesafe daha yakın olan kazanır. Yani siz kendinizi sıklıkla önce olumsuz ihtimali düşünürken buluyor olabilirsiniz.

Ayna nöronlar
1990’larda maymunlarla yapılan deneylerde fark edilen ve sinirbilimci Vilayanur Ramachandran’ın  “bilim dünyası için DNA’nın keşfinden daha önemli bir aşamadır” dediği ayna nöronlar; beyinde bir hareketi kendimiz yaptığımız ve aynı hareketi yapan birini gözlemlediğimiz durumların her ikisinde de aynı şekilde ateşlenen nöronlar olduğunu öğrenmemizi sağlamıştır. Yani sadece izleyerek de beynimizde yaptığımız da olduğu gibi aktive olan bölümler söz konusudur. Dolayısıyla beyni değiştiren sadece kendimiz değiliz, başkalarının yaptıkları ve söyledikleri de aynı etkiyi yapabilme gücüne sahip. İlginç olan bunun sadece davranışa özgü bir durum değil, duygular içinde geçerli olmasıdır. Yani biz birinin herhangi bir duyguyu (öfke, üzüntü, mutluluk gibi) yaşadığını gördüğümüzde, beynimiz o kişinin ne yaşadığını canlandırabilmek için aynı duyguyu çağırmaya çalışır. Bunu da beynimizdeki aynı nöronları ateşleyerek yapar. Böylece gözlemlediğiniz duygu ile ilişki kurabilirsiniz. Buna esasen empati diyoruz. Bu durum üzgün biri ile karşılaşınca üzülmemizi, öfkeli kişiler arasında daha gergin ve öfkeli oluşumuzu, biri esneyince esnememizi açıklıyor. Dolayısıyla sadece sizin değil çevrenizdekilerin de nasıl düşündüğü ve hareket ettiği önem kazanıyor. Yine burada yakınlarımızın zor zamanlarında yanında olmayacağımız, onları dinlemeyeceğimiz ya da hayatımızdaki olumsuzlukları konuşmayacağımız anlamına gelmediği ile ilişkili bir parantez daha açmak gerektiğini düşünüyorum. Aksine olumlu ya da olumsuz her duygunun yaşanması ve paylaşılması daha önce diğer yazılarda da belirttiğim gibi sağlıklıdır. Problemli olan tekrar ve tekrar aynı olumsuz düşünceyi tıpkı geviş getirircesine düşünme ve yaşama halidir!

Stres hormonu: Kortizol
Bahsettiğimiz tüm bu olumsuz bakış açısı ve gelip-geçici konulara ilişkin yakınma hali aslında sonuçta hemen her zaman strese neden olmaktadır. Ve beyin stresle ilişkili nöronları ateşlediğinde bağışıklık sistemi zayıflamakta, kan basıncı yükselmekte, öğrenme ve hafıza süreçleri olumsuz etkilenmekte ve kolestrol, obezite, kalp hastalıkları gibi pek çok olumsuz durum oluşabilmektedir. Kronik stres ve yüksek kortizol düzeyi ruhsal hastalık riskini arttırırken, dayanıklılığı azaltmaktadır.

Eğer bu tür bir kronik yakınma halinin içinde olduğunu düşünüyorsanız, aşağıdakileri deneyerek bir değişim sürecini başlatabilirsiniz:
Yakınmaya başladığınız anda kendinizi yakalayıp durdurarak,
Kendinize hayatınızdaki olumlu şeyleri daha sık hatırlatarak (olumlu düşünmenin mesafesini kısaltma pratiği; birbirine 10 adım uzak olan çift örneğini hatırlayarak)
Yakınmak yerine “eleştirel düşünmeyi” öğrenerek (genellikle olumlu değişimler eleştirel düşünme ile gelmektedir).

Sonuç olarak beynin tüm bu çalışma prensiplerine bakıldığında “olayları, kişileri ve durumları değiştiremediğimiz zamanlarda ne yapabileceğimizin” formülü nettir: Kendi düşünme şeklimizle uğraşmak ve “kronik yakınmacılara” ya bu hali fark ettirmek ya da uzak durmak! Karanlıklardan aydınlıklara çıkmanın tek yolu akıl sağlığımızı koruma sorumluluğunu unutmamak ve ilham veren, motive eden, eleştirel düşünmeyi öğreten ve teşvik eden ortamlarda bulunmaktır. Aksi durumda giderek artan bir olumsuzluk sarmalında daha kötü hissetme ve negatif hipnoz altında hareketsiz kalma ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Daha güzel günler yakınanlarla değil, olumlu düşünüp harekete geçenlerle mümkün olabilecektir.

Kaynak: ht hayat hilal çerçel

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bugün yargılamayacağım….

yoga-journal-turkiyede-demet-kutluay-kapak-olan-ilk-turk-oldumanset_9221

 

Bugün yargılamayacağım….
Hiç kendinize bir gün, yanlızca tek bir gün boyunca hiç kimseyi yargılamama ve herkesi olduğu gibi kabul etme fırsatı verdiniz mi?
Çoğumuz bunu yapmanın çok zor olduğunu düşünürüz.
Birisini yargılamadan, bırakalım koca bir günü birkaç dakika geçirmek bile pek ender raslanan bir durumdur.
Üzerinde azıcık düşünürsek, ne kadar sık kendimizi ve başkalarını yargıladığımızı fark ederek dehşete kapılırız.
Yargılayıcı olmaya son vermenin olanaksız olduğunu bile düşündüğümüz olur.
Oysa gerekli olan yargılayıcı olmaktan vazgeçmeye istekli olmak ve mükemmeliyetçilik anlayışından uzak durmaktır.
Çoğumuz dar görüşlülük diyebileceğimiz bir kusuru vardır; insanları bir bütün olarak göremeyiz.
Karşımızdaki insanını tek bir özelliğine takılır ve bu yalıtılmış özelliği de hatalı buluruz.
Buna şaşırmamalı; hepimiz yapıcı eleştiri adı altında tebdili kıyafet etmiş yanlış buluculuğu öne çıkaran okul ve ev ortamlarında yetiştirildik.
Kendimiz, aynı hatayı eşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız ve hatta tesadüfen tanıştığımız insanlara karşı işlerken yakaladığımızda, zihnimizi yatıştırmanın, düşüncelerimizi tahlil etmenin ve yanlış buluculuğun geçmiş deneyimlerimizin sonuçlarından kaynaklandığını bilince çıkarmanın pek çok yararı olurdu.
Geçmişten kalma kötü bir alışkanlık olan başkalarını değerlendirmek ve karşı değerlendirmeyi davet etmek, en iyi koşullarda şartlı sevgiyi, kötüsünde ise korkuya yol açar.
Sevgi kaşifliği kararımızı pekiştirdiğimizde insanların iyi yanları üzerinde yoğunlaşmak ve zaaflarını bağışlamak kolaylaşacaktır.
Ancak bu anlayışı kendimiz dahil herkese eşit olarak uygulamalıyız ki istisnasız bütün insanları ve kendimizi sevgiyle görmeyi başaralım.
Yargılamamak, korkudan kurtulmanın ve sevgiyi hissetmenin başka bir yoludur.
Başkalarını yargılamamayı ve oldukları gibi kabul etmeyi öğrendiğinizde, kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenmiş oluruz.
Düşündüğümüz, söylediğimiz ya da yaptığımız her şey bir bumerang gibi bize geri döner.
Yargılarımız, eleştiri, hiddet ve diğer saldırı biçimleri halini aldığında bize geri döner.
Yargıda bulunmaktan kaçındığımızda ve insanlara yanlızca sevgiyle yaklaştığımızda geriye gelen de sevgi olur.
* Gerald JAMPOLSKY

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dokulardaki Sorunlar: Bedenlerimizde Biriktirdiğimiz Duygulara Bakmak

untitled

Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır.
Yoga pratiklerimiz esnasında güçlü duygular ortaya çıktığında ilk farketmemiz gereken şey şudur: “Yalnız değilim!”. Bir çok kişi çalışmaları esnasında sıkıntılı duygular ve hatta neşeli duygular hissediyor. Diğerlerinin de aynı yoldan geçtiğini- ve güzel bir şekilde atlattığını-  bilmek, o an duyduğumuz kaygıyı azatlaya yardımcı oluyor.
Bilmemiz gereken ikinci şey ise kişisel sağlıkla ilgili internetten alınan tavsiyeler: Ben bir doktor değilim ve size teşhis koyamam ve fiziksel sağlığınızla ilgili size reçete yazamam, aynı şekilde bir psikoterapist de değilim ve duygusal bir krizi atlatmanız için size ihtiyacınız olan danışmanlığı veremem. Psikoterapist olsaydım bile;  uzak mesafe, sizin durumunuzla ilgili eksik bilgiler ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle internetten tavsiye almanız tehlikeli olurdu dolayısıyla size yapacağım danışmanlığın bir faydası olmazdı. Tüm bunlar göz önüne alındığında yine de size -neler olduğunu anlamanız ve durumunuzla başa çıkarken nasıl bir yaklaşım kullanacağınıza karar vermeniz için-  seçeceğiniz doktora söyleyebileceğiniz bazı görüşler sunabilirim.
Hepimizin dokularında problemler var, bir başka deyişle, vücutlarımızda duygular biriktiriyoruz. Başka nerede olabilirler?
Duygular bir bulut sunucusunda (cloud server) ya da internette depolanmıyor. Onlar sizin içinizdeler çok yakındalar ve bir anda ortaya çıkmayı bekliyorlar.
Yoga dansı bir nevi sınırlarımızla oynamaktır: en derin noktalara yaklaşırız, hiçbir zaman o noktaya varmayız ve o sınıra güvenli biçimde tekrar gidebilir miyiz diye bir bakmak için geri çekiliriz. Bu bir sanattır: Hiçbir zaman en derine inmemek ama sürekli; ilginç hislerin olduğu, kesinlikle bir şeylerin olduğu  o sınıra doğru ilerlemek; fakat hiçbir zaman vücudu parçalama riskine girmeyiz.
Sınırlar hakkında düşününce çoğu zaman fiziksel açıdan düşünürüz ve yukarıdakileri okuduğunuzda gözünüzde böyle bir görüntü canlanmış olabilir ama duygusal, zihinsel ve spiritüel sınırlarımız da vardır. Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır. Hareket açıklığımızı engelleyen dokuları zedeleyebileceğimiz gibi, kişiler arası ilişkilerimize ve yaşam tarzımıza dair hareket açıklığımızı engelleyen “duygusal dokularımızı” da zedeleyebiliriz. Bu takılıp kalmış, kasılmış alanlar üzerinde çalışmak acılı olabilir ve yoga çalışmalarımızda yalnızca bir yere kadar açılabiliriz ve zedelenmiş dokuları onardığımızdan emin olmak için profesyonel danışmanlık gerekir.
Fizyoterapistlerin “canınızı acıtmaya” ehliyeti vardır çünkü yaralı dokuları düzeltmek için bu gerekir, aynı şekilde psikoterapistler de ruhsal hasarlarınızı onarmak için sizi acı veren noktalara götürebilir. Yoga eğitmenleri bu kadar ehliyetli değildir dolayısıyla yoga çalışmamızda tek yapabildiğimiz ve hatta yapmamız gereken şey, tıkanıklıkların /blokajların sınırları üzerinde çalışmaktır.
Bazılarının tek ihtiyacı bu olabilir. Dolayısıyla böyle olduğunu farzedersek, bunu çözmek için yogada ne yapabiliriz?
Cevap yine, bilinçli bir şekilde sınırlarınla oynamak olacaktır.
İçimizdeki temel duygular; koruma, iyileşme ve gelişim için vardır. Doğal olarak kötü değildirler: aslında tüm yaşamımız için çok gereklidirler. Ama bazen duygular acemice uyandırılır ve böyle durumlarda yapmamız gereken şey bu duygunun bize yaşattığı deneyimi olduğu gibi, tarafsız olarak değerlendirmektir.
Gerçek hayattan bir örnek verelim; diyelim ki yakın zamanda güçlü bir korku hissetmeye başladınız, içinde bulunduğunuz yoga pozundan çaresizce çıkmak istiyorsunuz, içinizden çığlık atmak geliyor. Tıpkı bir Yin Yoga dersinde bir öğrencimin Dragonfly/Yusufçuk  pozundayken “Göğsümde bir baskı var!” dediği andaki gibi…Bu öğrencim bir yılı aşkın bir süredir yin yoga yapıyordu ve birden bire ortaya çıkan bu korku şaşırtıcı ve kaygılandırıcıydı. Bu ne anlama geliyor ve bu öğrenci ne yapmalı?
Öncelikle bunu yaşayan tek kişi olmadığınızı farkedin. Yola yolculuğunuzun bir yerinde bazı duygular ortaya çıkabilir. Yoganın sadece fiziksel dokularda değil bütün vücutta çalıştığını göz önünde bulundurursanız bu çok doğaldır. Daha sonra, bu duyguların derinliğini inceleyin ve sadece yoga yaparken ortaya çıkıyor yoksa hayatınızın diğer anlarında da ortaya çıkıyor mu bunu inceleyin çünkü eğer diğer anlarda da oluyorsa bunun nedenlerini anlamak ve üzerinde çalışmak için profesyonel yardım almanız gerekebilir. Son olarak bilin ki bu; yoga pratiğinizde derinleşmek için, yoga pozlarının ötesine geçip kendi var oluşunuzun derinliklerini keşfetmek için harika bir fırsattır.
Ashtanga yogayı ilk kez yapan iki Amerikalıdan biri olan David Williams, bir zamanlar farketti ki yoga, görünmeyendir. Demek istiyor ki gerçek yoga süreci, vücutlarımızı soktuğumuz şekillerin derininde bir yerde gelişir, nefes ve içimizde neler olup bittiğine kulak verme şeklimizle ilgilidir. Bu, güçlü duygusal tepkinizin size sunduğu bir davettir. Duyguya kör bir şekilde veya otomatik bir şekilde tepki vermek yerine kabul ve merak ile yaklaşın. Kendinize gerçekte ne olup bittiğini sorun: “Bu nedir?”
Hem Hintli yogiler hem de Çin’Deki Daoist yogiler belirli duygularla vücudun belirli bölgeleri arasında korelasyon olduğunu farkettiler: korkunun merkezi böbreklerde, öfke karaciğerde, endişe midede, dehşet kalpte ve keder akciğerlerde. Bu ilişkiler biz Batı’lılar için bile sezgisel olarak çok şey ifade ediyor. Kederlendiğimizde akciğerlerimizde spazm oluşur, korktuğumuzda kalp atışlarımız değişir (veya kalp krizi yaşayabiliriz, “ölesiye korkmuşuzdur”), sinirlendiğimizde ülserimiz artar, karaciğerimiz zarar gördüğünde sinirden kudurur sevdiklerimizi kırarız (alkolik kişilerin aileleri bu duruma çok aşinadır) ve korktuğumuzda böbreküstü bezlerimiz aktive olarak bizi kaçmaya ya da savaşmaya hazırlar. Neyse ki bir yandan da iyi duyguların yararını görürüz: güzelliklerin yeri akciğerlerdir, keyfin yeri kalptir, yaratıcılığın yeri midedir, sevecenlik ve nezaket karaciğerdedir ve bilgelik böbreklerdedir.
Yoga pozları vücudu fiziksel ve enerjetik olarak çalıştırır, vücudun önemli organlarına denk gelen meridyen hatlarını uyarır ve zaman zaman güçlü duygusal tepkiler meydana gelir. Yusufçuk pozunda korku yaşayan kadın örneğinde bu kişi karaciğer ve böbrek meridyenlerinin geçtiği iç bacak kaslarında (addüktör kas grubu) derin bir gerilim yaratmış olabilir. Eğer karaciğer ve böbreklerle ilişkili organlarda ruhsal veya duygusal bir blokaj/tıkanıklık varsa bu gerilim duygusal bir tepkiyi tetiklemiş olabilir.
Duygusal tepkinin sebebi ne olursa olsun reçete aynı: tarafsız bir farkındalık. Olanı değiştirmeye çalışmadan, kaçmadan, ümitsizlik veya vazgeçişle teslim olmadan izlemeye çalışın. Tabii ki başında söylediğim gibi eğer sınırınızı geçtiğinizi hissediyorsanız ve çok derin bir duygu durumu içindeyseniz o zaman pozdan çıkın! Ama duygular sadce ilgi çekiciyse, tehlikeli değilse, kalın ve bu deneyimi olduğu gibi gözlemleyin. İşte şimdi çok ilginç bir şey olmak üzere, bunu kaçırmayın!
Sürekli kendinize sorun: “Bu nedir?”
Duyguları ve beraberinde gelen fiziksel hisleri detaylı olarak aklınızda tutun: Ne hissediyorsunuz, nefesiniz nasıl, kalp atışlarınız nasıl, çenenizde, omuzlarınızda, boynunuzda artan bir gerginlik var mı? Örneğin korkuyorsanız korkunun nasıl hissettirdiğine bakın: “nefesim kısa ve değişken, omuzlarım gergin, düşüncelerim bulanık ve odaklanamıyorum.” Bu hisleri iyi ya da kötü diye yargılamayın ve değiştirmeye çalışmayın sadece olduğu gibi gözlemleyin.
Özetle, bir yoga çalışmasının ortasında güçlü bir duygu ortaya çıkarsa ona kulak verin. Eğer çok güçlüyse pozdan çıkın ve hatta belki o gün için çalışmayı bırakın. Eğer bu durum artık hiç pratik yapamayacağınız kadar yüksek bir dereceye gelirse deneyimli bir yoga eğitmeninden veya bir danışmandan yardım isteyin. Ama duygular ilginç ve tehlikesizse, yoga pratiğinizi yeni bir seviyeye yükseltecek olan bu fırsatı kullanın: dibe kadar gitmeden duyguların sınırlarıyla oynamak. Gerçekte ne olduğunu, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan, gözlemlemeye çalışın.
Son bir fikir için Rod Stryker’dan alıntı yapacağım: “Bir yoga dersinde daha önce hiç gülmediyseniz veya ağlamadıysanız, ne duruyorsunuz?”
Bernie Clark
*Bu yazı, Bernie Clark’ın onayı alınarak, kendisinin “Issues in our Tissues: Looking at the Emotions We Store in Our Bodies.” adlı makalesinin Türkçe’ye çevrilmiş halidir. Bu sitede yayınlanan tüm çeviriler YogaTurk yazarına aittir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çekim Yasası her zaman işler ancak hangi duygu durumundaysanız ona göre işler.

cekim-yasasi1

 

Art : Najib Chakchem
Çekim Yasası her zaman işler ancak hangi duygu durumundaysanız ona göre işler.
İstediğiniz durumlar sadece anda kaldığınızda gerçekleşir.
Sıkıntılı bir duygu durumundayken bizler anda kalamayız ve istediğimiz durum için ne kadar çabalasak ta bu durum gerçekleşmez.
İmgeleme yaparken hissetmemiz gerekir. Bu olumlu hissi de kendimizi kandırarak hissedemeyiz.
– İstediğiniz şey hangi durumda gerçekleşir?
Diğer bir anlamda anda nasıl kalırız?
Duygu durumunuz akışta yani tam ve bütün olduğumuz durumda.
– Duygu durumumu olumlama yaparak düzeltebilir miyim? Olumlama yapıyorum olmuyor ..
Bu durumda sadece olumlama yapmak yeterli değildir bu kendimizi kandırmak olur çünkü zihnimiz bu durumdayken sürekli konuşur.
Düzenli olarak günlük bir çalışmamız olmadan zihnimizi eğitmekten bahsedemeyiz.
Anda kalabilmenin ön şartı da diyebiliriz.
Pozitif duygu durumuna ancak yaşadığınız üzüntü/sıkıntı ile ilgili olayın duygusal yükünü boşaltarak ulaşabiliriz.
Bu durumla yüzleşip, onu yaratan duygu neyse tam olarak hissetmemizi gerektirir. Acıdan kaçmak sadece dengeyi ertelemek olur.
Yine farklı insanlarla benzer bir durum karşımıza çıkar ve eninde sonunda kaçtığımız neyse yüzleşiriz.
Bu dünyada kaçış hiçbir zaman yoktur.
Sizi seven üzme canını boş ver diyen arkadaşlarınıza da dikkat! Sizi yoldan çıkartmasınlar.
Durumla tam olarak yüzleşin, acı neyse tam olarak hissedin, duyguyu boşaltıp dersi görün; ki bir daha başınıza gelmesin.
Vorteks alanındaki pozitif tezahürün olması için öncelikle bu duygusal özgürleşmenin ve yüzleşmenin gerçekleşmesi gerekir.
Duygusal özgürleşme için en önemlisi kuvvetli bir niyet ve de pek çok çalışma bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kendiniz günlük egzersizlerde yapabilirsiniz.
Duygusal yükleriniz bütünlendikten sonra ihtiyacınız olan artık sizindir.
* Alıntı

Enerjinizi yükseltmek için 8 aralık perşembe 11.00-15.00 arası reiki 1 veya 10 aralık ctesi 14.00-1.800 arası reiki 1

14 aralık carşamba 19.30-22.00 arası dolunayda geçmişin yüklerini bırakma

17 aralık ctesi 10.00-18.00 arası kendini sev hayatını iyileştir

veya 24 aralık ctesi 10..00-19.30 arası Access bar bilinçaltı temizliği seminerlerime katılabilirsiniz.

Rez tel Anette 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KİŞİLİK YAPISI HASTALIKLARDA ETKİLİ…İYİ İNSAN  YOKTUR SAĞLIKLI İNSAN VARDIR

sinir-borderline-kisilik-bozuklugu-nedir21

 

kİŞİLİK YAPISI HASTALIKLARDA ETKİLİ

Psikolojik faktörlerin hastalıkları hızlandırdığı çıkarımın doğru olduğuna inandığını söyleyen ve tartışmalı boyutu olmakla birlikte bilimsel gözlem ve araştırmaların, C tipi kişilik yapısına sahip olanlarda bu hastalığın gelişme  riskinin arttığını gösterdiğine dikkat çeken Özkan, “Bu kişiler aşırı duygusal  olup duygu ve öfkelerini çoğunlukla içe attıkları için yaşamlarını kendi istek,  arzu ve dürtü leriyle yaşamıyorlar” diyor.
İYİ İNSAN  YOKTUR SAĞLIKLI İNSAN VARDIR
Prof. Dr. Sedat  Özkan, “İyi insan  olarak tanımlanan kişi her zaman ruhen sağlıklı insan anlamına gelmez” diyor.
Sağlıklı insanın; kişiliği olan, kendi benlik algısı bulunan, gerektiğinde hayır  demeyi bilen kişi olduğuna dikkat çeken Özkan, başkalarının belirlediği  kalıplara göre yaşamanın kişide kimlik karmaşası ve çatışmaya, bu durumun da  yoğun öfke birikimine yol açtığını söylüyor.
DUYGUSAL ÇATIŞMALAR SÜRECİ HIZLANDIRIYOR
Uzun süre devam eden duygusal çatışmalar, yakın zamanda yaşanan kayıp ve  travmalar organizmadaki hastalık sürecini tetikleyip hızlandırıyor. Prof. Dr.  Özkan, bunun toplumda “antikanser zihin” kavramı oluşturduğunu ve bir travmanın  zihinde yaşattığı çatışmanın beynin işlevlerini bozduğunu düşündüğünü söylüyor.  Bu durumda bağışıklık sistemi zafiyete uğruyor ve kanser süreci hızlanıyor.  Negatif deneyimler negatif öğrenmelere yol açtığı için sürekli travmaya maruz  kalan insan, hayatı içinde yaşadığı şekilde yorumluyor. Yapılması gerekenin  hastanın duygularını ortaya koyması ve negatif öğrenmeleri pozitife çevirerek  sorunları aşması olduğu belirtiliyor.
Uzun süreli kızgınlık bağışıklığa düşman
Araştırmalar ve klinik gözlemler uzun süreli kızgınlık ve umutsuzluk algısının, bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Prof. Dr. Sedat  Özkan, “Kişinin kendini algılaması pozitifse bu bağışıklık sistemini olumlu  etkiler” diyor. Kendini sürekli kritize etme halinin kişi üzerinde negatif  etkisi bulunuyor. İyilik hissiyle yaşayan, kendisiyle barışık, huzurlu  insanların bağışıklık sistemi daha güçlüyken, ruhu çöken insanın bağışıklık  sistemi bundan olumsuz etkileniyor ve zedeleniyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyinde Unutma- Silme Düğmesi Var…

vo2xo_s3l0csrs-xijf3xg1

Tüm yaşamı kontrol altına alabilmek sadece beyindeki nöron ağlarını kontrol edebilmekten geçiyor.

Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır

Nörobilimde bir söz var: “Beraber ateşlenen nöronlar, beraber bağlanır.” Bu şu demek; beyninizde bir nöro-devreyi ne kadar çok çalıştırırsanız, o devre o kadar çok güçlenir. Bu yüzden bir başka sözü de buna eklemeden geçmeyelim: “Pratik mükemmelleştirir.” Ne kadar çok pratik (piyano çalmak, bir dili konuşmak, ya da jonglörlük, vb…) yaparsanız, ona ait devreler o kadar çok güçlenir.  Bu fikir, yeni şeyleri öğrenmenin yıllardır odağında yer almıştır.

“Öğrenme becerisi, nöral bağlar kurmak ve güçlendirmekten daha fazlasıdır.”

Hattâ daha önemli olan şey; eski bilgileri yıkma becerimizdir. Buna “sinaptik budama” denir. Gelin bunun nasıl çalıştığına bir göz atalım…

Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?”

BEYNİNİZ BİR BAHÇE GİBİDİR

Beyninizin bir bahçe olduğunu hayâl edin… Çiçek, meyva ya da bitki yetiştireceğiniz değil de nöronlar arasında sinaptik bağlantılar kurduğunuz bir bahçe olduğunu düşünün. Bunlar, dofamin, seratonin ve diğerleri gibi nörotransmiter olup, beyin boyunca seyahat eden bağlantılardır.

“Glial hücreleri”, beyninizin bahçıvanlarıdır; belirli nöronlar arasındaki sinyali hızlandırırken, diğer glial hücreleri de atıkları ortadan kaldırır; yabani otları temizler, zararlı böcekleri öldürür, kurumuş yaprakları toplar. Beyninizin budama bahçıvanı “mikroglial hücrelerdir.” Sizin sinaptik bağlantılarınızı budarlar.

Soru şu: “Hangilerinin budanacağını nasıl biliyorlar?”

Araştırmacılar bu gizemi daha yeni yeni çözmeye başladılar. Bildikleri şey; daha az kullanılan sinaptik bağlantılar, C1q (diğerlerinin yanı sıra) adlı bir protein tarafından işaretleniyor. Mikroglial hücreleri bu işareti tespit ettiklerinde, bu proteini bağlayıp, o sinapsı yok ediyor ya da buduyor.

Bu, beyninizin daha fazla öğrenebilmeniz için yeni bağlantılar kurmada ve güçlendirmede size fiziksel yer açamasıdır.

Uykunun önemi

UYKU NEDEN ÖNEMLİ?

Hiç zihninizin dolu olduğunu hissettiğiniz oldu mu? Bunu belki yeni bir işe başlarken ya da bir projeye gömüldüğünüzde hissetmiş olabilirsiniz. Sürekli yeni bilgilerle muhattap olduğunuz için yeterince uyuyamazsınız.. İşte bu durum da gerçekten de kafanız doludur…

Pek çok yeni şey öğrenirken, beyniniz bağlantılar kurar ama bunlar etkisiz, verimsiz, geçici bağlantılardır. Beyniniz, bu bağlantıların pek çoğunu budama ve daha akıcı, gelişmiş, verimli yollar kurma ihtiyacı duyar ve bunu da “uyku esnasında” yapar.

Beyniniz temizleme işlemini siz uyurken yapar.(Beyin hücreleriniz, glial bahçıvanlarının gelip, atıkları temizlemesi ve sinapsları budaması için %60 oranında büzüşür, daralır.)

Hiç iyi bir gece uykusundan kalkıp da daha net ve daha hızlı düşünebildiğiniz oldu mu? Bunun sebebi; tüm o budama ve neticesinde oluşan verimli yolların gece boyunca sürmesi ve sabah kalktığınızda size yeni bilgiyi (bir başka değişle öğrenmek için) kabul edip, sentezleyecek pek çok yeri açmasıdır.

“Uykusuz bir beyin ile düşünmek, tıpkı vahşi ormanda elinde palayla yürüyerek yol açmaya benzer. Bu, çok yavaş ve çok yorucu, tüketici bir şeydir.”

Aynı sebepten dolayı, şekerleme yapmak bilişsel beceriler için çok yararlıdır. 10-20 dakikalık bir kestirme, mikroglial bahçıvanlarınıza, gelip, bazı kullanılmayan bağlantıları temizleme ve yenilerinin yetişmesinde yer açma şansı verir.

Uykusuz bir beyin ile düşünmek, tıpkı vahşi ormanda elinde palayla yürüyerek yol açmaya benzer. Bu, çok yavaş ve çok yorucu, tüketici bir şeydir. Bu vahşi ormanda o şekilde yürüken, yollar birbirine geçmiş ve ışık aradan süzülmemektedir… Çok iyi dinlenmiş bir beyinle düşündüğünüzde ise, bu, Central Park’ta mutlu bir şekilde gezmeye benzer; yollar açık, bağlantılar görülür, ağaçlardan önünüzü görebilirsiniz. Bu canlı, net bir durumdur.

Sizin için önemli olan şeyleri düşünün

DÜŞÜNCENE DİKKAT ET

Aslında uyku esnasında beyninizin neyi sileceğine karar vermede siz de biraz kontrol sahibisiniz. Bunlar, recycle (geridönüşüm) için işaretlenen sinaptik bağlantılardır. Kullandıklarınız, sulanan ve oksijen verilenlerdir.

Dolayısıyla, ne düşündüğünüze dikkat edin, farkında olun.

Game of Thrones dizisi hakkında çok fazla teori okuyup da, esas yapmanız gereken iş üzerinde daha az vakit harcadığınızda, bilin bakalım recycle (geri dönüşüm) için hangi sinapslar işaretlenir?!…

İşyerinizde birisi ile tartışıp, zamanınızın büyük bir kısmını üzerinde çalıştığınız proje yerine onunla nasıl ödeşeceğinizi düşünerek harcarsanız, tüm sinaptik bağlantılarınızı öç alma konusuna yönlendirmiş ve yaratıcılığınızı köreltmiş olursunuz.

Beyninizin doğal bahçıvanlık sisteminin avantajından yararlanmanın en basit yolu; sizin için önemli olan şeyleri düşünmenizdir. Bahçıvanınız bu bağlantıları güçlendirecek ve daha az önem verdiklerinizi de budayacaktır. Bu şekilde beyin bahçenizdeki çiçeklerin açmasına ve yetişmesine yardım etmektesiniz…

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kulak Masajı… Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin

kulak-refleksoloji-haritasi11

Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır. Şimdii… başınız, boynununz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak. Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arsına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın.

İlk anda bazı noktalar acıyacaktır (bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). Kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır. 2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da…

Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz. Yorulduğunuzda, uzun otobüs yada araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu uygulamayı kullanabilirsiniz.
Önemli olan kulağın her noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin.
Ellerinizdeki enerjinin farkına varın…

Kaynak: Yaşam Enerjisi Kitabı ve Porofilaktik Masajla Mucizevi Tedaviler Kitabi…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Ey hayat nasıl geçersen geç”diyorsun bazen ancak ne geçmek biliyor ne de gerçek anlamda yaşıyorsun.

15171051_343192269394792_6596975820143771416_n1

 

“Ey hayat nasıl geçersen geç”diyorsun bazen ancak ne geçmek biliyor ne de gerçek anlamda yaşıyorsun. Tüm olumsuzluklara yenilip, içindeki canavara teslim oluyorsun. Kendini nasıl sabote ettiğinin dahi farkında değilsin. Sınırlayıcı inançlar ve olumsuz düşünceler ile oluşturduğun çemberin dışına çıkamıyorsun. Çoğu insan da sınırlayıcı düşüncelere sahip olduğundan tamamen habersizdir ve sen yalnız değilsin.
Geçmişi değiştiremeyeceğini bilmeli insan, değiştirmeye çalışmanın da anlamı yok. Bunun yerine düşünceleri değiştirmeli ve bilinçli seçimler yapmalı. Daha huzurlu, başarılı ve coşkulu bir yaşam için kendini yeniden programlamalısın.
Bu programlama için de bazı temel kurallar vardır.
İlk şey bolluk zihniyetinde olmak. Kıtlık bilincinde tutan söylemlerden uzaklaşmak. Yeterli olduğunu bilmek ve içindeki güce inanmak. Başkaları ile yarışmak zorunda değilsin. Gerçek mutluluğa ve bolluğa sahip olmanın yolu gereksiz rekabetten uzaklaşmaktır.
Bolluk ve bereket içinde hayat yaşamanın vazgeçilmez parçası şükran duymaktır. Her gün minnettar olacağın o kadar çok şey listeleyebilirsin ki.
Şükran günlüğü tutmaya ne dersin?
Minnettar olduklarını yazmanı öneriyorum. Şükran alışkanlığı daha çok mutlu olmana yardımcı olacaktır. Mutluluk içinden gelir, şükran basit ama güçlü bir etkiye sahiptir. Şükran sadece duygusal bir duygu ya da tepki değil, yaptığımız bir seçimdir. Benlik saygını artıran, huzurlu bir uyku sağlayan ve enerji düzeylerini dengeleyen faydasını da unutmamak gerekir.
Sahip olduğun bolluğu başkaları ile paylaştığında hayatın tadını daha çok çıkarmaya başlayacaksın. Mutluluk paylaşımını yaymak harika bir yoldur. Sevdiklerine vakit ayır, tebessüm etmeyi unutma. Heal Your Life® Workshops and Seminars sayfasından
Kendini Sev,Hayatını İyileştir
Bahar Paksoy

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Negatif Enerjili İnsanlardan Korunmak İçin Çok Basit Bir Teknik…

dsc05173-solar-medium11

 

Basit bir metot daha.
Diyelim ki, negativiteyle karşılaştınız, neşenizi çalıyorlar.
Ortam, karşınızdaki insan, telefondaki insan, televizyondaki insan, negatif.
Toplu ulaşım araçları, hastaneler, vergi daireleri, taziye evleri zaten hep negatif, ama aslında, her yerde mümkün.
En ilginç olan, aslında pozitivite vaadeden yerler:)
Çünkü oralarda insanlar negativiteden kurtulmaya geliyorlar filan.
Negatif, gücünüzü azaltan şeyler, bazen iyi zannedip, sevdikleriniz de negatif olabilir, ama bu başka bir konu.
Böyle bir durumda, 3. çakrayı kapatmalısınız.
3. çakra, göbek deliğinizin 4 parmak üstündeki nokta.
Ve başta insan kaynaklı olanlar olmak üzere, negativitenin bünyenize giriş kapısı.
Enerji kullanmayı bilip bilmemeniz de önemli değil.
Hangi eliniz olursa olsun, hatta tasavvuf büyüklerinin iki elle yaptıkları gibi de olur, o noktayı, el ayanızın ortasına gelecek şekilde, elinizle kapayın.
Göreceksiniz, o sırada size haksız eleştirilerde de bulunsalar, hakaret, hatta küfür de etseler, etkilenmeyeceksiniz.
“Neden böyle yapıyor, sevgisiz biri galiba, haydi ona gülümseyeyim, iltifat edip gününü güzelleştireyim” bölümü opsiyonel ve bonus.
Ama etkilenmeyeceksiniz.
Korku filmlerinde korkmayacak, sevmediğiniz liderlere kızmayacak, telefonda, kontrolünüzü kaybetmeyeceksiniz.
Vız gelip, tırıs gidecekler.
Eğer sizi kasten üzmek isteyenler varsa, bu metot onları başta, biraz daha kızdırabilir.
Çünkü sizi artık kontrol edemediklerini fark ederler, ve bir süre sonra, bundan vaz geçmek zorunda da kalırlar.
Ama o da, onların sorunu:)

Her zamanki gibi, basit, kolay, ve garantili.
Korunmaya hakkımız var.
Korunmanın huzurunda buluşalım

Korkut Keskiner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUTLULUĞUN GİZLİ ANAHTARI (ŞÜKRETMEK)

gulenkadin1

 

 

Aslında herkesin elinde olan ama çoğumuzun kullanmayı bir türlü beceremediği o gizemli anahtar!
İnsanın kendi iç zenginliğini fark etmesine yol açan; farkındalığını çoğaltan, hayatın daha anlamlı, daha yaşanabilir olduğunu kanıtlayan bir insani duygu. Bir anlamda mutluluğun gizli anahtarı, şükretmek…
Oysa ki kullanmayı bilenler hayatın o en güzel anlarını iliklerinde hisseder, şükrettikçe ruhunun zenginliğini daha da çoğaltır. Mutluluğunun farkına varıp hayatına yeni mutluluklar katar. Evet mutluluğunu fark eder. Çünkü hepimiz sahip olduğumuz o kadar çok şey adına mutluyuz ki aslında. Ama farkında değiliz; elimizin tersiyle itip duruyor, kendimizden uzaklaştırıyoruz. Oysaki küçücük bir gayretle farkına varmaya başladığımızda sayıları karşısında şaşıracağımızdan; mutlu olmamıza yetecek kadar çok sayıda değere sahip olduğumuz için hepimizin aslında çok zengin olduğundan kimsenin şüphesi olmasın.
Bunu bir kere değil, beş kere değil tıpkı nefes alır gibi her an hissetmeliyiz. Neden mi? Çünkü farkındalığın gücünü kendi içimizde yaşatmaya başladığımızda ancak, etrafımızda bizi mutlu etmek için bekleyen çok özel detayların olduğunu anlayabiliriz. Elimizdeki her şeyin, sahip olduğumuz tüm sevgilerin kıymetini daha güçlü hissederiz. Dışarıda bizi düşünerek, bizim için çarpan kalpler olduğunu bilmek bile şükretmek için yeterli neden değil mi sizce?
Sevebiliyorsanız özgürce sevginizi haykırabiliyorsanız, seviliyorsanız, paylaşıp çoğalıyorsanız, sevdikleriniz için çabalıyor, onların gözlerinde tatlı tebessümler yaratabiliyorsanız ne mutlu size. Şükredin tüm bunlara. Elinizdekileri kaybetmeden değerlerinin farkına varın, çünkü inanın bana herkes kendi ölçüsünde çok zengin. Yeter ki o zenginliğin farkına varalım, yeter ki zengin olmamıza sebep olan her bir detay için şükretmesini bilelim.
İnanmak ve beklemek, beklerken elimizdeki azlara, çoklara her şeye şükretmek; aslında tüm yapacağımız bu. Olumsuz duygu ve düşüncelerden olabildiğince uzak durarak iyi şeyleri hatırlamak. Güzelliklerin yine güzellikleri çektiğini, karamsar ve negatif duyguların ise çoşkumuzu bir balon gibi söndürdüğünü unutmadan. Hep olumlu, hep seven, hep mutlu ve sevgi dolu.
Peki sorarım size hangimiz bunu sıklıkla yapıyor ve yeterince şükretmesini biliyor? Maalesef etrafımızdaki örnekler bir elin parmaklarını dahi geçmiyor. Biliyorum bu hayat şartlarında, onca olumsuzluğun içinde bunu başarmak hiç kolay değil ama bunu öğrenebiliriz. Tekrarlarla tıpkı bir dersi çalışır gibi hevesle, canla başla. Her gün bakış açımıza, farkındalığımıza yeni bir tuğla ekleyerek. Her olayda edindiğimiz tecrübelerle attığımız adımları daha da sağlamlaştırarak. Tek tek, özenle, yılmadan ve her defasında denemekten heyecan duyarak, isteyerek.
Çünkü her şeye rağmen hayat çok güzel. Yaşamak, nefes almak, bu serüvenin bir parçası olmak çok önemli. Yaşam koşturmamız içinde her defasında şükretmemiz gereken fark edemediğimiz o kadar çok güzellik var ki… üstelik tümü mutluluğumuza mutluluk katacak kadar önemli detaylar.
Sabahları uyanırken, gözlerimizi ilk açtığımız anda sağlıkla gerinebiliyorsak eğer… işte ilk neden karşımızda duruyor bile. Ne dersiniz? Sağlıklı olmanın parayla bile ölçülemeyecek derecede önemli olduğunu hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? Biliyoruz da hangimizin aklına bunun için şükretmek geliyor ki? Ancak hastalandığımızda, sağlığımızı kaybetmeye başladığımızda değerini anlıyoruz; ama iyileşince her şey tekrar eskiye dönüyor, rutine biniyor ne yazık ki…
Tıpkı bunun gibi bir başka örnek… market arabamızı elimizdeki listeyle doldurup eve geldiğimizde tüm alabildiğimiz nimetler için şükretmemiz gerekmez mi sizce; hele hele istediklerini, özlediklerini, onlardan da önemlisi ihtiyaçlarının çoğunu alamayanları düşününce? Peki bizler ne yapıyoruz; elimizin ağırlığından, yorgunluğumuzdan dem vuruyoruz öyle değil mi?
Bunlara benzer örnekleri çoğaltmamız mümkün elbette ama bunların pek çoğunu fark edebilmemiz için mutlaka bir şeylerin sebep olması, bize bir şekilde hatırlatılması gerekiyor. Oysaki… kendiliğinden fark edebildiğimiz, şükür edebildiğimiz ölçüde mutluluk kıvılcımları daha bir etkili olacak, denizin mavi serinliklerinin ruhumuzu dinlendirmesi gibi daha bir sarıp sarmalayacak dört bir yanımızı.
Kendi mutluluğunu fark edenler çoğaldığında ise sadece kendileri mutlu olmakla kalmayıp; etrafındaki kişilerin, sevdiklerinin kalplerini de bu ışıltıyla ısıtıp sıcacık yapacaklar. Sadece tek bir eylemle ne kadar çok şey başarabiliriz aslında düşünsenize; yapacağımız tek şey bunu unutmamak, o kadar.
Gelin şükreden insanlardan olalım, gelin tercihimizi bu yönde kullanalım ve güne gülerek başlayalım, her yeni günde yaşanacak pek çok güzellik olduğuna yürekten inanalım. O günü daha gelmeden, yaşamadan mutluluk adına tüm frekanslarımızı açık olarak bekleyelim. Ve unutmayalım ki günümüz güzel geçecek; üstelik eğer dün için yaşadıklarımıza şükredersek, bugünümüz dünden daha zengin ve güzel olacak.
Ben buna inanıyorum ve her sabah yatağımdan gülümseyerek kalkmanın keyfini yaşıyorum. Ya siz?
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ
____________________________________________________________________________

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

EVDEKİ SEVİMLİ ŞİFACI

kedi1

 

 

Evcil dostlarımızdan kediler kimilerine göre çok sevimli hayvanlar, kimilerine göre nankör ve sinsi hatta bazılarına göre de canavar, ama bu çok iyi tanıdığımızı düşündüğümüz canlının ne gibi özellikleri var biliyor muyuz?
Kedilerin belki de daha önce duymadığınız en önemli özelliği iyi bir ŞİFACI ve gözlemci olmaları.
Kedilerin sevimli dostluklarının dışında en önemli görevi , sizin gün boyunca üzerinizde biriktirdiğiniz negatif enerjiyi ortadan kaldırmaktır. Siz uyurken bu negatifi bedeninizden kendileri çekerler. Eğer ailede birden fazla kişi varsa, o zaman onlarda aileden topladıkları çok fazla negatif yüklemesi olur.
Bu nedenle çok kilo alırlar. Siz ise bunun ona verdiğiniz yemekten ötürü olduğunu zannedersiniz ama bu doğru değildir. Onlar uyurken, sizden topladıkları negatifi boşaltırlar.
Eğer siz aşırı stres içindeyseniz, bu negatif enerjiyi boşaltmak için zamanları olmaz, dolayısıyla bu boşaltımı yapıncaya kadar negatif enerji bedenlerinde yağ olarak birikir. KEDİLER eğer bir sorununuzun olmadığını bilirlerse, o gece sizinle beraber yatmazlar.
Eğer tuhaf bir şey olmaktaysa, bunu hissedip yatağınıza atlarlar ve sizi sararlar.
Ev ve aura alanınıza zarar verecek veya o alandan enerji çalacak biri geldiğinde, kişinin negatif titreşimlerini fark eder.
O kedi sizin etrafınızda bir KALKAN vazifesi görerek sizi hemen saracaktır. Başınızda ve ayaklarınızın dibinde duracaklardır.
Evinize gelen misafir olduğunda kediler o kişiye koşarsa, okşanmak isterlerse, gelen kişinin gelen kişinin emin olduğunu bilebilirsiniz.
Doğayla birlikte yaşayan kedilerin insan aurasına daha iyi ŞİFA verebildikleri bir gerçektir. Kendilerini doğada temizleyip, topraklayıp daha sonra geri enerji yüklü olarak gelme şansları vardır.
Genel olarak evinizin durumunu ve yalnız yaşıyorsanız kendi durumunuzu, kedinizin durumundan anlayabilirsiniz. Normalden çok uyumaya başladıysa evinizin enerjisi ağırlasmıştır. Ya da ajite ise her hangi bir sağlık sorunu baş gösteriyorsa, sizde de ayni bölgede sorun var mi diye kontrol edin. Ajitasyonu sizden kaynaklanıyor ya da evin enerjisinden kaynaklanıyor olabilir.
Bir kedinin yaşadığı evde belli bir hastalığa yakalanması (yaşlanmaya bağlı hastalıklar hariç), genelde evdeki bir dengesizliğe dikkat çeker. Kedilerin hastalıkları yaşadıklari evde yaşayan insanların ENERJİLERİ hakkında önemli bilgiler verir.
Özellikle kediyle en fazla vakit geçiren ya da ondan en fazla uzak duran kişiye bakmak gerekir. Genelde, bu tür uç noktaları temizlemeye çalışırlar. Bir diğer olasılık, bütün ailede tekrar eden bir hastalığa işaret ediliyor olabilir.
Ayrıca bir kediyi okşamanın KAN BASINCINI düşürdüğü bilimsel olarak ispatlanmıştır
Kediler yüksek TANSİYON hastalarına iyi gelmekte ve kan basıncını azaltmaktadır.
(Bu bilgiler ışığında

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Başka Birinin Gözlerine 1o Dakika Bakmak Bilincin Değişik Hallerini Başlatabiliyor…

brains-460x30711

Hepimiz bilincin değişik hallerine bir çok araçlarla erişebileceğini biliyoruz, buna hayal gördüren ilaçlar veya meditasyon dahildir.
Ama son zamanlardaki bir araştırma bu hali başlatmanın çok daha kolay bir yolu olduğunu gösteriyor – başka birinin gözlerine 10 dakika bakarak.
İtalya’daki Urbino Üniversitesinden Giovanni Caputo 20 gönüllüyü çiftlere ayırdı ve birbirlerinin 1 metre önünde durup karşıdakinin gözlerine 10 dakika bakmalarını istedi. Deneyin gerçekleştirildiği oda gönüllülerin renk algısını azaltmak için loştu. Aynı zamanda, katılımcıların karşıdaki kişinin yüz hatlarını ayırt edebileceği kadar ışık vardı.
Deney ayrıca 20 kişilik bir kontrol grubunu kapsıyordu, onlardan da çiftler halinde loş bir odada oturmaları istendi, ama tek fark onlar boş duvara bakmak zorundaydılar.
Her iki gruptaki gönüllülere deneyin asıl amacının anlatılmadığını, sadece meditatif hali başlatmakla ilgili olduğunun söylendiğini not etmek gerekli.
Zaman dolduğunda, katılımcılardan iki soruyu yanıtlamaları istendi – biri deney sırasında deneyimlenen herhangi bir ayrışma semptomu olup olmadığı ve diğeri partnerinin yüzünü (birinci grup) veya kendi yüzlerini (kontrol grubu) nasıl algıladıkları. Ayrışma semptomu terimi algının, farkındalığın veya kimliğin bozulmasını kapsayan herhangi bir durum için kullanılır – gerçeklikten kopmuş olduğunuzu hissettiren herhangi bir şey.
Sonuç olarak, ilk gruptaki gönüllüler garip deneyimlerini bildirdiler, örneğin azalan renk yoğunluğu, zamanın değiştiği algısı ve seslere yüksek hassaslık. Dahası, katılımcıların %90’ı partnerinin yüzünün deforme göründüğünü iddia etti – %75’i canavar halüsinasyonları gördü, %50’si kendi yüz hatlarını gördü ve %15’i partnerinin yüzünde bir yakınlarını gördü.
Bu benzer sonuçları getiren ilk çalışma değildir. 2010’da, Caputo 50 gönüllüyü kapsayan bir deney gerçekleştirdi, sadece bu kez, onlardan aynadaki kendi yansımalarına 10 dakika bakmaları istendi. Katılımcılar deneyin sadece ilk bir dakikasından sonra kendi yüzlerinde deformasyonlar gördüklerini iddia ettiler; bazıları kendi anne babasının yüzünü gördü, diğerleri – yaşlı bir kadın veya atasının portresi gibi arketipik yüzler gördüler. Bazıları yüzlerinde hayvanlar ve canavar yaratıklar gördüklerini bile bildirdi. Caputo bu tür halüsinasyonları “garip yüz illüzyonu” olarak tanımladı.
Bu acayip fenomenin arkasında ne var ve neden başka birinin gözlerine bakmak bu tür garip halüsinasyonlara neden oluyor? Caputo’ya göre, bilincin değişmiş halleri duyusal yoksunluktan dolayı gerçekleşiyor. Duyusal uyarı yokluğu nedeniyle beynin ayrışma haline girdiğini ve gerçekliğe geri döndüğünde,kişinin bilinç altı düşüncelerinin partnerinin yüzüne yansıtılıp bu “garip yüz görünüşüne” neden olduğunu ileri sürüyor.
Bunun gibi araştırmalar ve deneylerle, bilim sürekli olarak insan zihninin ne kadar şaşırtıcı olduğunu ve ne kadar çok ilgi çekici olasılıkları gizlediğini gösteriyor.
Araştırma Psikiyatri Araştırması dergisinde yayınlandı.
(Çeviri: Saffet Güler)

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ANLAR… Sadece yaşadığın anlar senindir…

01shutterstock_1144325321

❤️Tanrı ve Adam❤️
Bir adam ölür … Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı’nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını farkeder. Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer:
Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı…
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim… Param…
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti….
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır.. Onlar zamana ait…
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır.. Onlar koşullara ait…
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum.. Onlar yürüdüğün yola ait…
Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait…
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait…
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum.. Ruhun bana ait…
Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı’nın elinden alıp açtı… BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı’ya sordu…
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru.. Asla bir şeye sahip değildin..
Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR… Yaşadığın anlar senindi.. Hayat sadece bir andır…
HER ANI YAŞAYIN.. HER ANI SEVİN.. HER ANIN TADINI ÇIKARIN..❤️
❤️“İyi insanlar cennete gider demek doğru değildir, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur!” ❤️
Osho
Elinizden geldiği kadar her AN’ı yaşamanız dileğiyle…..

Anı Biriktirmekle İlgili Ufak Bir Anımı Paylaşmak İstiyorum…

Üniversitede çıktığım bir çocuk vardı. Bir gün okul çıkışı Fenerbahçe parkına gittik. Karşıdan elinde bir dolu uçan balonu olan bir satıcı bize doğru yürümeye başladı. Erkek arkadaşım baloncuya yanaştı ve belki 15 tane balon aldı bana. Ve tüm harçlığı bitmiş oldu…

Ben de bütün bir hafta koca bir gülümsemeyle gezdim. Eve o balonları götürürken yolda herkesin bana şaşkınlıkla bakması ve benim gururla o balonları tutuşum hala aklımda…

Hala o mutluluk ve şaşkınlık içimde… Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kıymetini bilin.

Sağlıcakla,

Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »