Yalnızca Sessiz Sakin İnsanların Bildiği 12 Durum

1. Konuşmaktan çok düşünmeyi tercih edersin.

Konuşmaktan çok düşünmeyi tercih edersin.

Bu yüzden kafanın içi pek gürültülüdür.

 2. Az konuşursun çünkü laf kalabalığını sevmezsin.

Az konuşursun çünkü laf kalabalığını sevmezsin.

3. Söyleyecek çok şeyin vardır, sadece doğru zamanı beklersin.

Söyleyecek çok şeyin vardır, sadece doğru zamanı beklersin.

4. Genelde sohbet edecek konu bulamazsın, bunun “konuşmak için konuşmak” olacağını bilirsin.

Genelde sohbet edecek konu bulamazsın, bunun "konuşmak için konuşmak" olacağını bilirsin.

5. Duygularını içinde yaşarsın, bazen orada fırtınalar bile kopar ama farkettirmezsin.

Duygularını içinde yaşarsın, bazen orada fırtınalar bile kopar ama farkettirmezsin.

6. Genellikle birilerine sinirlendiğinde sabredersin, onu içinde biriktirip salarsın.

Genellikle birilerine sinirlendiğinde sabredersin, onu içinde biriktirip salarsın.

Örn: Hani bazı hocalar vardır, herkes tarafından sevilen sessiz sakin biridir. Bir gün sabrı taşar ve beklenmedik anda bağırınca sınıf neye uğradığına şaşırır ya, aynen öyle işte.

7. İlgi alanındaki bir muhabbet açıldığında kimse seni susturamaz, aralıksız konuşmayı özlediğini farkedersin.

İlgi alanındaki bir muhabbet açıldığında kimse seni susturamaz, aralıksız konuşmayı özlediğini farkedersin.

8. Sessiz sakin olduğun için kimse senden büyük başarılar beklemez, başardığında herkesin tepkisinden bunu anlayabilirsin.

Sessiz sakin olduğun için kimse senden büyük başarılar beklemez, başardığında herkesin tepkisinden bunu anlayabilirsin.

9. Bir olay üzerine çok şey yaşadığın için hakkında konuşmanın artık gerek kalmadığını düşünürsün.

Bir olay üzerine çok şey yaşadığın için hakkında konuşmanın artık gerek kalmadığını düşünürsün.

10. Çoğu zaman “konuşsam kimse anlamaz şimdi” diye düşünüp susmayı tercih edersin.

Çoğu zaman "konuşsam kimse anlamaz şimdi" diye düşünüp susmayı tercih edersin.

11. Ortama göre farklılık gösterirsin. Tanımadığın ve sana uymayan bir ortamda sessiz takılırsın ama…

Ortama göre farklılık gösterirsin. Tanımadığın ve sana uymayan bir ortamda sessiz takılırsın ama...

…mutlu olduğun, daralmadığın bir ortamdaysan ortamın popüleri oluverirsin.

...mutlu olduğun, daralmadığın bir ortamdaysan ortamın popüleri oluverirsin.

12. Aslında özetle olay budur:

Aslında özetle olay budur:

Kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

OLUMLAMA METODLARI

13289307616362998368534363-158268_152745518112077_152743831445579_48536_1332_b1
Affirmasyon (onaylama) nedir hepimiz biliyoruz. Gerçekleşmesini istediğimiz cümleleri tekrarlayıp bunları bilinçaltımıza inandırmaktır .
Daha önce affirmasyonları kullandınız mı? Aynı cümleyi tüm gün boyunca tekrar tekrar söylemek sadece zihninizde kuşku uyandırır ve bilinçaltınız her söylediğiniz affirmasyonları reddeder.
Bilinçli zihin: Toplumda kendime güvenli davranırım.
Bilinçaltı zihin: Hayır aptal geçen sefer komik duruma düştüğün anı hatırla tabii ki kendine güvenli değilsin” der..
Bilinçli zihin Her gün daha zeki oluyorum.
Bilinçaltı zihin: Tabii ki değil aptal Sadece ortalama zekadasın ve yerini bil der
Bu nedenle bilinçaltınız kendisi ile çelişen affirmasyonlar ile çalışmaz.
Sadece bilinçaltı zihninizle çelişmeyen affirmasyonlar işe yarar.
Şimdi ben zenginim deyin. Ne oldu içinizdeki ses haklısın sen zenginsin dedi mi? Yoksa neren zengin borçlar diz boyumu dedi.
Affirmasyonların problemi genelde birçoğu bilinçaltı zihin ile çeliştiği için çok kişide çalışmamasıdır. Neden? Çünkü gerçekten inanmadığınız bir şeye kendinizi ikna etmeye çalışıyorsunuz.
Hiçbir affirmasyonu çok uzun ve sık kullanıp ta sonuçta hiç bir şey olmadığını gördünüz mü ?
Antropolojistlere göre insanlar anlam yapıcıdır başka bir deyişle insanlar kendi kendine soru soruculardır. Araştırmalar insan beyninin sürekli soru sorma ve cevap alma durumunda olduğunu göstermiştir.
Mesela size “neden gökyüzü mavidir?” desem zihniniz hemen bunun cevabını araştırmaya başlar.
Eğer insan zihni sürekli soru sorup cevap arıyorsa neden inanmadığımız pozitif kelimeleri söyleyip duruyoruz.?
Bunun yerine neden kendimize güçlendirici sorular sormuyoruz.?
Bu sorular onlara cevap vermek yerine bizim düşünce kalıplarımızı negatiften pozitife dönüştürecekler.
“Ben zenginim” cümlesini alalım ben zenginim dediğinizde bilinçaltımız buna inanmıyor. Öyleyse bunun yerine güçlendirici sorular soralım “neden bu kadar zenginim? “
Sorun şimdi kendinize “neden bu kadar zenginim.”?
Şu anda beyniniz ne yapıyor biliyor musunuz? Bu soruya cevap arıyor.
Sorularımızı değiştirdiğimizde içimizdeki gücün neler yapabileceğini hayal bile edemeyiz..
İşte bu metoda ” AFFORMASYON ” metodu denir.
Hayatınızı değiştirecek afformasyonları yaratmanın 4 adımı.
1. Adım: Hayatınızda olmasını istediğiniz şeyi kendinize sorun ..
Daha önce bir hedefiniz varsa onu da hedefinizi kullanabilirsiniz.
Diyelim kilo vermek istiyorsunuz ve affirmasyonunuz “ben kolayca ve sağlıklı olarak ayda 5 kilo veriyorum” olsun…
2. Adım : Şimdi gerçekmiş gibi düşündüğünüz ve istediğiniz şey için bir soru yaratın .. İstediğinizi şeyin doğru olduğunu farz ettiğiniz bir soru yaratmak afformasyonların anahtarıdır.
Hayatımız yaptığımız varsayımların yansımasıdır. Bu nedenle afformasyon metodu içinizdeki dünya ile iletişiminizdir. Afformasyonlar içinizdeki dünya ve dışınızdaki dünya ile iletişimizi hemen değiştiren gördüğüm en etkili yöntemdir. Şimdi afformasyonumuzu söyleyelim “Neden bu kadar kolay ve sağlıklı olarak ayda 5 kilo veriyorum.”
3. Adım : Soruya odaklanın ..
Afformasyonların önemli noktası sorulara cevap aramamaktır. Bunun yerine daha iyi sorular sormaktır.Daha iyi sorular sorduğunuzda zihniniz otomatik olarak sahip olmadıklarınız yerine sahip olduklarınıza odaklanır..
Bir kere kolay ve sağlıklı olarak kilo vermeye odaklandığınızda kendiliğinden yemenize dikkat edeceksiniz.
4. Adım: Hayatınızın bu yeni varsayımına göre yeni eylemler yapmalısınız.
Daha önce kilo verme programlarını uyguladığınızda bilinçaltınız bunun olacağını varsaymıyordu ve öyle oluyordu. Ama afformasyon metodunu uygulamaya başladığınızda göreceksiniz bilinçaltınız kilo vermeyi varsaymaya başlayacak ve siz yeni eylem programı yapacaksınız.
En az önümüzdeki 21 gün boyunca her sabah uyandığınızda kendinize değişik türde sorular sormalısınız ve yatmadan önce ve gün boyunca aklınıza geldiğinde bu soruları kendinize sormaya devam edin.
Güvensizlik Korkusu için;
Yaşamın akışına güveniyorum.
Her ne oluyorsa benim için en güzel şekilde gerçekleşiyor.
Ben kendime güveniyorum.
Ben tüm insanlara güveniyorum.
Ben her halimle güvendeyim ve bunun için şükrediyorum.
Gelecek Korkusu için;
Geleceğimin güzelliklerle dolu olduğunu biliyorum
Geleceğimi sevgiyle kucaklıyorum
Geleceğimin sağlıklı, varlıklı ve iç huzurlu olduğunu biliyorum ve bunun için şimdiden teşekkür ediyorum.
Yetersizlik Korkusu için;
Ben her halimle her konuda yeterliyim.
Kendi iç gücüme inanıyor ve hayatımın her alanında yeterli olduğumu biliyorum.
Her halimle yeterli olduğum için teşekkür ediyorum öz benliğime ve evrene.
Çaresizlik Korkusu için;
Ben her zaman her şeyin çaresini bulurum,
Her şeyin bir çözümü vardır ve ben daima en kolay çözümleri bulurum
Benim zihnim her şeyin çaresini bulacak kadar güçlüdür.
Değersizlik Korkusu için;
Ben her halimle, olduğum gibi, tüm özelliklerimle değerliyim.
Ben biricik ve tekim benden başka bir ben daha yok bu evrende.
Ben her halimle özelim, her halimle güzelim ve çok değerliyim.
Kendi değerime sahip çıkıyorum ve bu yüzden kendimi takdir ediyorum.
Güçsüzlük Korkusu İçin;
Ben kendi gücüme güveniyorum ve sahip çıkıyorum.
Ben her halimle güçlüyüm ve bu yüzden kendimi takdir ediyorum.
Evrenin gücünü içimde hissediyorum
Ben ne zaman neyi istersem yapabilecek güce sahibim.
Hastalık Korkusu için;
Ben her halimle sağlıklıyım
Benim hücrelerim, organlarım, hormonlarım ve bedenim çok sağlıklı.
Aldığım her nefeste hücrelerim gençleşiyor ve sağlığım her zamankinden daha iyiye gidiyor.
Ben sağlıklı gıdalarla besleniyorum ve sağlıklı yaşıyorum.
Ben sağlıklı yaşamayı seçiyorum ve bedenime değer veriyorum.
Kaybetme Korkusu için;
Ben elimdekilerin değerini biliyorum ve şükrediyorum
Ben sahip olduklarımı özgürce seviyorum
Sevilmeme Korkusu için;
Ben sevmesini bilen ve sevgisini gösterebilen biriyim bu nedenle sevgilerin en güzelini hak ediyorum.
Ben kendimi seviyorum, ben tüm canlıları seviyorum bu nedenle hayat bana sevgisini armağan ediyor.
Tüm insanlar tarafından seviliyorum çünkü bunu hak ediyorum.
Parasız Kalma Korusu için;
Evren bolluk içinde, evrenin bolluğu bana akıyor, maddi, manevi zenginlik içerisindeyim, para bana çoğalarak geliyor.
Arzu ettiğim her şeye uygun olan en güzel zamanda sahip oluyorum.
Ben çok parayı ve varlıklı yaşamı hak ediyorum.
Kilo Verememe Korkusu
Kilo verebilirim
* Kilo veriyorum.
* Ben inceyim.
* Doğallıkla kilo veriyorum.
* Şu andan itibaren her zaman ince olacağım.
* Ben her zaman inceyim, tutarlı kilodayım.
* Her gün daha da inceliyorum.
* Her gün kilo veriyorum.
* Her zaman sağlıklı besleniyorum.
* Sonsuza dek ince kalacağım.
* Sadece sağlıklı gıdalar yiyorum.
* Kilo vermek için iradem ve güçlü arzum var.
* Başarıyı amaçlıyorum.
* Ben kilo hedefime ulaşacağım.
* Kilo vermek için motivasyonum var.
* Kilo vermek kolay.
* Kilo verme sürecinden keyif alıyorum.
* Metabolizmam hızlanıyor.
* Kalorileri çabucak yakıyorum.
* Sağlıklı gıdalar yemekten keyif alıyorum
* Sağlıklı bir diyet yapıyorum.
* İncelmek kolay.
* İnsanlar ince bedenimi seviyor.
* Kilo vermeyi seviyorum.
* İnce bedenimi seviyorum.
* Bedenime dikkat ediyorum.
Kendinle Barışık Olma icin olumlamalar
Yaradanım tüm ihtiyaçlarımın tükenmez ve sınırsız kaynağıdır.
Kendimi ve yaptıklarımı sevgi ile görüyorum, Emin ellerdeyim.
Kendimi hayatın akışına bırakıyorum. Sevgiyle iletişim kuruyorum.
Kendi merkezimdeyim, sakinim ve dengeliyim. Evren beni onaylıyor, her şey yolunda.
Hayatın tüm ihtiyaçlarımı kolayca ve rahatça sağlamasına izin veriyorum.
Yüksek Benliğime güveniyorum. Sağlık, zenginlik ve mutluluk hayatımı sürekli olarak Renklendirir, Ben her bakımdan zengin ve başarılı biriyim.
Sağlığım her açıdan mükemmel. Hayatıma neşe, sevgi, samimiyeti davet ederim.
Sevgi sürekli olarak beni sarmalar. Ben sevilen, neşeli bir insanım.
Yaratıcılığımı kolayca ve coşku ile ifade edebiliyorum.
Hayatımda sürekli olarak hayırlı fırsatlar ve durumlarla karşılaşırım.
Yeni öğreti ve bilgileri kolayca ve zevkle özümseyebiliyorum.
Sonsuz zenginlikler şimdi hayatıma özgürce akıyor.
Hayatta her şeyin en iyisini hak ediyorum, İyi olan her şey bana kolayca geliyor.
Kendimi bütünüyle, olduğum gibi seviyor ve takdir ediyorum, Kendimi özgürce, tam Anlamı ile ve kolayca ifade ediyorum. Doğal bir biçimde öğreniyor, aydınlanıyorum.
Kendi hayatımın efendisiyim. Sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum.
Tüm duygularımı bir parçam olarak kabul ediyorum. Her şey hayatımın iyiliği için Birlikte çalışıyor. Hayatımın yüce planı ile uyumlu yaşıyorum.
Kendim olmaktan mutluyum, Yeterliyim.
Burada ve şimdiyi kabulleniyorum, Kendimi seviyorum ve hayatıma sevgi dolu ilişkileri Çekiyorum. Bana içsel bilgeliğim rehberlik yapıyor. Yeni bir başlangıç yapmayı hak ediyorum.
ERKAN KAHRAMAN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En Yaygın Altı Evlilik Şİkayeti İçİn Gerçek Çözümler

evlilik%20sorunlari1

 

En Yaygın Altı Şİkayet İçİn Gerçek Çözümler
Yapılan son -pek de hoş olmayan- araştırma sonucuna göre çiftlerin sadece % 3’ü evlendikten sonra mutlular. Neden? Bazılarımız başımız bağlandıktan sonra bir seviyeye kadar değişirken (o kazağı bekarken asla giymediğini sen de biliyorsun), bazılarımız yüzükleri taktıktan sonra istediğimizden daha fazla değişim görürüz.
Gardner Leader firması avukatlarının yaptığı 2.000 boşanmış kadın ve erkeğin katıldığı ankete göre, %46’mız nikah masasından kalktıktan sonra eşlerimizin önemli ölçüde değiştiğine inanıyoruz ve bu kesinlikle iyi yönde değil, kötü yönde. Şaşırtıcı şekilde, beklenenden “daha az seks yapmak” şikayet listesinin oldukça alt sıralarında.
Evli çiftlerin %76’sının buna katlanmaya gönüllü oldukları için eşleriyle kalmaları ve %18’nin boşanma masrafı ve stresinden kaçınmak için bir arada yaşamaları mutlu bir tablo çizmiyor. Biz de hangi çözüm olasılıklarının olduğunu görmek için Access Consciousness’ın ortak yaratıcısı ve ilişki uzmanı Dr. Dain Heer’e en yaygın altı şikayetten bahsettik. Evlilik hayatında sıkkın ve mutsuz bir şekilde zorla yürümektense (ankete göre %22) sadece sizin iyiliğiniz için, işlerin daha iyi gitmesi için mutlaka bir yol var.
Ankete göre en yaygın şikayet, katılanların %40’ı eşlerinin evlendikten sonra daha huysuz ve/veya kızgın olduğuna inanıyor. Sıklıkla huysuz ve kızgın olan bir eşi idare etmek için sizin bir numaralı öneriniz nedir?
Eşinize sorun; hala sizinle birlikte olmak istiyor mu yoksa ilişki bitti mi? Eğer hala sizinle birlikte olmak istiyor ve ilişki bitmediyse o zaman onlara şöyle basit bir soru sorun; “Senin dünyanda neler oluyor? Çoğunlukla kızgın göründüğünün farkında mısın? Bu benim yaptığım bir şey mi yoksa senin desteğe ihtiyaç duyduğun bir şey mi?”. Genellikle insanlar ifade edemedikleri bir şey için içerlediklerinde kızarlar. Eğer siz bir konuşma yapar ve içerlemenin kaynağını bulursanız genellikle huysuzluk biter. İnsanlar artık ilişkide olmak istemediklerinde de içerlerler.
Eşlerden birinin romantizmin öldüğünü hissetmesi durumunda vereceğiniz en iyi tavsiye nedir (anketteki kadın ve erkeklerin içte birinin en yaygın ikinci şikayeti)?
Romantizmin ölmesi yargının bir sonucudur. Yapmak isteyeceğiniz şey şu; eşinizle ilgili bütün yargılarınızı bir yere yazın ve kendinize sorun “Bunları bırakacak mıyım?”. Listeyi yırtabilir ya da yakabilirsiniz ve sonra kollarınızı eşinize dolayın ve ona “Senin için şükrediyorum. Biliyorum, hayatımda sen varken her şey iyi olacak.” deyin. Bunu her gün yapmaya başlayın ve ona olan şükranınızı ifade edin, yüksek sesle ve gerçekten kast ederek söyleyin. Sonra her gün onun için şükrettiğiniz üç şey bulun ve her gün bunu ona söyleyin. Ona olan şükranınız büyürken arzunuz da artacak.
Erkeklerin %37’si eşleri evlendikten sonra kilo aldığı için söyleniyorlar. Onlara tavsiyen ne olur?
Sorun; “Onunla mı ilişkiye girdim yoksa bedeniyle mi?”. Eğer birisiyle ilişki yaşamak istiyorsanız onların kilo almalarıyla ilgili yargılarınızın üstesinden gelmelisiniz – çünkü fark etmediğiniz şey şu, eğer birisi kilo alıyorsa bu genellikle kendileriyle ilgili yoğun yargıları olduğundandır. Bununla ilgili konuşmak istememeleri, bunu değiştiremeyecekleri anlamına gelir.
Kendi yargılarınızı denklemden çıkarttığınızda ve hangi beden, şekil ya da ölçüde olurlarsa olsunlar onları sevmeye kararlı olduğunuzda ve bununla uyumlu davrandığınızda, bu sıklıkla onlara bedenlerini değiştirmek için izin verir. Çünkü bu sürekli yargı durumu bedenlerini kilo almada tutar.
Son olarak, eşinize şükran duyan. Ya bu size olsaydı ve kilo alan siz olsaydınız? Eşinizin sizi yargılamasını ister miydiniz? Yargı, bütün ilişkilerin en büyük katilidir.
En yaygın şikayetlerden biri de (kadınların üçte biri, erkeklerin çeyreği) eşlerin eskisine nazaran daha az dinleyip daha fazla görmezden gelmeleri. Burada yapabileceğiniz en etkili şey nedir?
Onun hayatındaki değerinizi ya da mevkiinizi kaybettiğinizi anlayın. Aynı zamanda çok dürüst gözlerle geçmişe bakın, bu sorun sizin yaptıklarınızla yarattığınız bir şey mi yoksa birlikte yaptıklarınızla mı yarattınız? Eğer sizin yaptığınız bir şeyse özür dileyin ve eğer birlikte yaptığınız bir şeyse bununla ilgili konuşabilir ve danışmanlık alabilirsiniz.
Araştırma erkeklerin üçte birinin (kadınların %14’ünün) eşlerinin artık seks yapmak istememelerinden şikayet ettiklerini gösteriyor. Bir ilişkide seks eksikliğini nasıl ele alırdınız?
Hala onunla ilişkinizi sürdürmek isteyip istemediğinize karar verin. Eğer ona, onun için ne kadar şükran dolu olduğunuzu söylemeye başlarsanız (araştırma gösteriyor ki ilişkide küçük şeyler için şükran duymak mutluluk ve romantizm duygularını arttırıyor) bu size, ona ihtiyacı olan her şeyi verme olanağı tanıyacak, o da (seksüel olarak) yeniden size açılabilecek.
Artık dışarı çıkmak istemeyen ve tembelleşen eşleri idare etmekle ilgili bir numaralı tavsiyeniz nedir?
Fark ettim ki insanlar çoğunlukla ilişkide oldukları zaman kendilerini boşuyorlar, bu da onları hareketsiz kalmaya götürüyor. Eşlerine, gerçekten onlarla ilgilendiklerini göstermek için yapmaktan hoşlandıkları şeylerden vazgeçiyorlar. İlk tanıştığınızda eşiniz ne yapmaktan hoşlanıyordu? Onu, bunu yapmaya teşvik ve davet edin, ki zaten bunlar ilk başta ona aşık olmanıza sebep olan şeylerdi.
Eşinizi günde bir saat, haftada bir gün kendisi için bir şey yapmaya teşvik edin. Bu endorfin akışını sağlayacak. Aynı zamanda macera duygusunu yaratmak için siz ne yapabilirsiniz? Haftada bir akşam randevulaşmaya zaman ayırmak kadar basit bir şey olabilir mi? Son olarak, ilişki bir seçimdir. Her gün ilişkinizde olmayı seçin. Uyanın ve eşinizle birlikte olmayı seçin.
Çeviri: Tuğba Oksal
Bu çeviri Dr. Dain Heer’in askmen.com sitesine evlilik ve ilişkiler üzerine yaptığı bir söyleşi yazısından yapılmıştır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GİZLİ GÜÇLERİNİZİ 20 ADIMDA UYANDIRIN…

10477878_10203236251815251_7859236803391774776_n1

 

Paul Wilson’dan sakinlik için son derece basit, uygulanabilir sırlar…
Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp “aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz” dediğinde şöyle cevap verdim; Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var. Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.
Bir parça sessizlik taşıyın: Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun. Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.
Zaman harcayın: Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.
Nefesinizi dinleyin: Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.
Vakti gelince endişelenin: Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece “gelecek”, kendi başının çaresine bakacaktır.
Nane için: Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.Hassas ayakkabılar giyin: Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.
Her şeyin içinde en iyiyi arayın: İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.
Tara ve tarat: Birinin saçlarını taramak için vakit ayırın. Daha iyisi, kendi saçlarınızı tarayın veya başkasına taratın. Yavaşça, metotlu ve uzunca. (Taramak birkaç sakinleştirici akupresür noktaya temas ederek mesaj etkisi yaratır ve tekrarlanması daha çok işe yarar.)
İnsan olduğunuzu düşünün: Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun, sonuç olarak daha rahat olacaksınız.
Çocukları izleyin ve ders alın: Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.
Sakin düşünün: Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım. En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.
Portakal çiçeği spreyleyin: Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.
Beyaz giyinin: Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.
Bebek gibi uyuyun: Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.
Gülümseyin: Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.
Daha az nefes alın: Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.
Güzellik saçın: Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.
Biraz gözyaşı dökün: Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.
Günbatımını hayal edin: Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar. Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.Cumartesi olduğunu hayal edin.
Değişin: Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.Kol saatinizi satın:İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.
kaynak: spiritueller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

= Spiritüel mevzulara girip de uçmamak için birkaç tavsiye =

07bfd9a712d99b841216cf2ea6e592121
Spiritüel konulara girip te uçuşa geçmeden, ayakları yere sağlam basarak, yani dış gerçeklikten kopmadan, yani konularımızla ilgilenmeyen çoğunluğun dünyasından kopmadan ve “Bakırköy’lük hale gelmiş” damgasını yemeden ilerlemek kimilerine zor gelmekle birlikte, bazı ilkelerden ayrılınmadığı takdirde hiç de o kadar zor değildir.
Nedir bu ilkeler?
Manevi alanda ne kadar derinlere dalarsak dalalım, spiritüel alanda ya da modern deyişle KİŞİSEL GELİŞİM alanında ne kadar ilerlersek ilerleyelim;
*Daima manevi faaliyetlerle ilgili vazifeler/işler grubu ile maddi faaliyetlerle ilgili vazifeler/işler grubunu eşit bir dengede tutmak ve her iki gruba da aynı önemi vermek gerekir. Dengeyi iki gruptan birinin lehine bozmamız kendi aleyhimize sonuç verir.
*Sezgiler, rüyalar ve diğer mesaj alma kanallarından gelenleri ve hoca denilen kişilerin sözlerini yabana atmamakla birlikte, daima kendi akıl, mantık, muhakeme yeteneğimize öncelik vermeli, hele hele fallarla ve benzer kehanet yöntemleriyle asla karar vermemeliyiz.
*Asla uzun süreli bir inzivaya çekilmemeli, sosyal ilişkilerden asla kendimizi koparmamalıyız.
*Gururumuzu, kibirimizi, egomuzu okşayıcı, övücü iltifatlara itibar etmemeli, bu sözlere kapılarak kendimizi dev aynasında görmemeliyiz.
*Geçmiş reenkarnasyonlarımızı araştırmamalıyız. Bilmemiz gerekseydi, zaten açık şuurla, unutma sürecinin olmadığı bir ortamda doğardık. Geçmiş reenkarnasyonların yapay yollardan araştırılmasının sakıncaları da vardır. Zaten ölüm denilen olaydan sonra bu yaşamlarımızı öğreneceğiz…
*Geçmiş yaşamlarımızla ilgili veya yüklendiğimiz misyon ya da vazifelerimizle ilgili olduğu iddia edilen birtakım övücü, yüceltici, vizyon zannettiğimiz halüsinatif telkinlere kulak asmamalı, itibar etmemeliyiz.
*Egomuzu okşayıcı her türlü fikri, düşünceyi, sezgi sanılan telkinleri derhal kapı dışarı etmeliyiz! İnsanların bu türlü yüceltilmeye müsait eğilimleri, geri obsesör varlıkların dalmak istedikleri bir tür yumuşak karın gibidir, derhal dalarlar o zayıf noktalarımızdan bize.
*Kendimizi sanki dışarıdaki bir kişiymiş gibi tarafsızca gözlemleme yeteneğini edinmeliyiz. Çevremizle çelişki arzeden, çevremizdekilerin anormal bulduğu bir hareketimiz varsa, çevredekilerin spiritüel olmayışı yüzünden söylediklerini reddetmek veya kulak arkası etmek yerine, söylediklerinde haklı olup olmadıklarını tarafsız bir gözlem ve özeleştirimizle incelemeliyiz.
* “İlahi eller ya da Tanrı beni bugüne kadar korudu, bundan sonra da korur” zihniyeti son derece yanlış bir zihniyettir. Bu zihniyet derhal terk edilmelidir. (Birkaç acı dersten sonra zaten böyle olmadığı anlaşılır.)
*Olağanüstü yetenekler addedilen birtakım psişik yeteneklerimiz olduğunu saptadıysak veya birtakım paranormal fenomenlere tanık olduysak, bunları normal karşılamalı, abartmamalı, mübalağa etmemeliyiz. Bu tür yeteneklere sahip olmak, tekamül seviyemizin ileri düzeyli olduğunu hiç mi hiç göstermez.
*Halüsinasyonların çoğunun psişik/paranormal bir algı fenomeni olmayıp, bedensiz bir varlıktan ve genellikle obsesör bir varlıktan kaynaklandığını unutmamalıyız. Mesela paranormal yetenek algılaması zannettiğimiz birtakım ışık algılamalarımız bu tip bir halüsinasyon olabilir. (Halüsinasyonlar ile vizyonlar arasındaki farkı bilmeyenlerin dikkatine…)
* Obsesyon hakkında ayrıntılı şekilde bilgiler edinmeliyiz. Zira bu konularla ilgilenenlerin büyük bir kısmı çeşitli egzersizlere başlamakta olup, bu egzersizler genellikle zihni boş bırakıcı veya konsantrasyona dayalı tekniklerden oluşmaktadır ki, bu tür teknikler obsesyona son derece müsait bir zemin yaratırlar. Bu yüzden bu tür çalışmalarda bulunanların hatırı sayılır bir kısmı sonunda terapiye (tedaviye) başvurmaktadır.
*Hami varlıklar ile herhangi bir obsesör varlıktan gelen tesirleri ayırt edebilmeliyiz; ayırt edemiyorsak ya ikisini de uygulamamalıyız ya da her gelen sezgi ya da düşünceyi akıl ve vicdan süzgeçlerimizden geçirmeliyiz.
* Yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan ruh çağırma seanslarına ve medyumluğa kalkışmayalım. (Medyum olmak, ileri bir tekamül seviyesinde olduğumuzu hiç mi göstermez ve yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan ruh çağırma, sakıncaları çok olan tehlikeli bir iştir.)
*Spiritüel konularla hiç ilgilenmemiş insanların sözlerine de kulak vermeliyiz; niceleri var ki, vazifeleri gereği spiritüellikle hiç ilgilenmemiş olabilir, ama bazı alanlardaki hayat tecrübeleri spiritüel kimselerden fazla olabilir. Alparslan SALT

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEDEN SOL YAN SORUNLARI

584c34575b45a-jpg_og1

Son bir aydır bedenin sol yanıyla ilgili problem yaşayanların ne kadar çok olduğunun farkındayım.

Sol omuz kol diz eklemlerinde düşme incinme sonrası sorunlar. Bir de sol veya sağ gözle ilgili problemler sık bu dönemde.

O zaman gelelim sol yanımınızın beden okumasına;

Bedenimizin sol tarafı Çin tıbbında kendimizi temsil eder. Sol yan aynı zamanda YİN (dişil) özelliklerimizi içerir. Aynı zamanda sol yan geçmişi temsil eder.

Kadın veya erkek bedeninde olmanın ötesinde anne-baba enerjisiyle bize gelen dışsal cinsiyetimizden farklı olarak herkesin hem dişi hem eril beden kısım ve organları vardır. Bu konuya girmeyeceğim çünkü beyazyol’ un ilk yazılarında bu konuda çok bilgi bulabilirsiniz.

Soldaki her sorun bizimle ve o güne kadar yaşadıklarımızla ilgilidir. Tabi ki sorunun yerine göre ve kişiye göre konuların detayı değişse de, beden okuyucu için konunun özü aynıdır. Konu kendimizle ve o güne kadar yaşadıklarımızla ilgilidir.

Sol omuz bölgesi geçmişle ilgili konularda, yaşanılanlarda hala kendimize kızgın olduğumuzu anımsatır bize. Yaptıklarımızı yanlış bulmuşuzdur ve kendimize kırgınızdır. Bu kırgınlık sessizce ve derindir.

Sol diz ise bize hala geçmişte yaşanılanları kendimize bağ gördüğümüzü, ilerlememizi geçmiş düşüncelerin engellediğini düşündüğümüzü gösterir.

Gözler zaten malum görmek, dış yaşanılanları değerlendirmektir.

Sol yan eklem sorunları geçmişle kendimizle ilgili konularda zorlandığımızı gösterirken, sol gözdede sorunumuz varsa (iltihap, ağrı vs) geçmişi yanlış gördüğümüz bize hatırlatılıyor olabilir ya da sağ göz gelecekle ilgili kaygı korkular taşıyor olabileceğimizi gösterir.

Bu arada şunu da söyleyeyim, sol yanında sorun olanlar hassas ve kırılgan, çabuk incinen insanlardır. Sorunun ne olduğunu bilseler de söylemezler, azıcık ketumluk vardır yani.

Tüm bunlardan sonra bugüne gelelim. Tabi önce bu rahatsızlıklarınıza tıbben yapmanız gerekenleri yaptığınızı kabul ediyorum. Çünkü hep dediğim gibi, bir sorun bedene yansımışsa onun ilk tedavi yeri tıbbidir.

Sonrasında söyleyeceklerim şöyle; Ne yaşandıysa yaşandı hepsi geçti. Bazı şeyleri biz eksik veya hatalı yaptık, bazı konulardada diğerleri yanlış yaptı diye düşündük. Yani mutlaka konular farklı olsa da herkes bazı sorunlar yaşadı. Hepimizin bazı eksiklikleri var. Ya da bazı fazlalıklarımız var. Bunlar çok doğaldır. Hayatın işleyişi bu şekildedir. Bunu sorun etmeyin, herkes kendince yapabileceğini yaptı. Her güzel şeyde sizin olamaz ya, arada paylaşmak iyidir.

Neticede oldu bitti ve işin özünde hiçbir yaşanılan yanlış eksik değildi, büyük planda mutlaka bir gereği vardı. Kimse kimseye yanlış falan yapmadı. Bizler bilincimizin aklımızın yettiği kadarını yaptık ve onlarda aynı.

Biz insanlara verilen en büyük hediye HAYAT, bunun kıymetini bilelim, tekrarı yok. Yaşadıklarımızdan sadece güzel olanlar bizden ruhumuza armağan olan. Yaratılışa en büyük hediyemiz mutlu anlarımız.

O vakit ne yaşandıysa yaşandı, mutlaka kendinizce bir değerlendirme yapmışsınızdır ve artık bırakın. Herkes kendince yaşadıklarının bilgisini eksik veya tam olduğu kadar almıştır.

O zaman geçmişle uğraşmayalım artık o bitti ve gelecek henüz gelmedi. Tek gerçeğimiz bugün bu an, buna odaklanalım. Ne kadar yapabiliyorsak o kadar burada olalım, iradeyle her zihnin kaçışını toparlayarak.

Kendimizi sevelim hem çok sevelim, biz olmasak dünya bizim için yoktur hatırlayalım.

Bizi severek yaratanı mutlu yaşayarak sevindirelim.

Yazan: Aydek Sultan Özdemir
10.12.2016
beyazyol. com paylaşabilirsiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞAM SAYINIZIN BULUNMASI

mutlu-yasam1

Kendi doğum tarihinizi aşağidaki örnekteki gibi tek tek topluyorsunuz
17.06.1982 :
1+7 + 6+ 1+9+8+2 : 25
2+5 : 7
☞7☜
1 Öğretme, Yaratıcılık, Girişim, Öne çıkmak, Baskınlık
2 Öğrenme, Hassasiyet, Hayal gücü, Annelik etmek, İkilemler
3 Uyum getirme, İdealizm, Büyütme, Felsefe, Kendini geliştirme
4 Yazgı, Mücadele, Bireysellik, Dik başlı olma, Köşeli davranma
5 Eylem, Merak, Hareketlilik, Eleştirel olma, Mantık, Zeka
6 Aşk, Dişi ilke, Merhamet, Zevkler, Yumuşaklık, İlişkiler
7 Gizem, Ruhsallık, Hassasiyet, Gizli olana ilgi, İnceleme, Derinlik
8 Mukadderat, Deneyim ve zorla öğrenme, Kontrol, Kısıtlama
9 sayısı Mars’la yakından ilgilidir ve bitiş ve başlangıçları anlatır. Bu sayı altında cesaret, çatışma, hedeflere ulaşma yolunda kararlılık ve mücadele vardır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dolunay Bolluk Ritüeli

4850-750x3751

 

 

13 Aralık Salı günü başlayacak olan dolunay etkisi, 14 Aralık Çarşamba günü en yüksek seviyesine ulaşacak. Aralık ayı dolunayının astroloji etkilerini Yılın Son Dolunayı yazımda iletmiştim, bu yazımda etkisi hafta boyunca sürecek dolunay sırasında neler yapabileceğimizi, hangi ritüelleri uygulayabileceğimizi aktaracağım.
Dolunay öncelikle Salı ve Çarşamba günleri ve bilhassa akşam ve gece saatleri yoğun şekilde etkili olacak. Dolunay dönemleri normalde kırmızı mum yakmayı her durumda tavsiye ederim ama bu seferki dolunay gergin enerjileri fazlasıyla tetikleme eğiliminde olacağı için sıcak renklere gitmemeye bakın. Özellikle Salı ve Çarşamba günleri sıcak renkleri kullanmaktan ve giyinmekten uzak durun. Bu hafta Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri yapmanız gereken önemli bir iş görüşmesi, konuşma veya benzer bir aktivite içinde olacaksanız, kırmızı, bordo, sarı gibi renkleri ağırlıklı biçimde kullanmamaya gayret edin. Zira dolunay iletişimle ilgili sıkıntıları tetiklerken, Boğa ve Akrep aksında oluşuyor (Hint Astrolojisine göre) ve ani gerginlikler, biriktirdiklerinizi dışa vurma gibi enerjileri yansıtmaya dönük olabileceğiz. Dolayısı ile zaten öfke ve gerginlik enerjileri artmışken kırmızı ve türevleri renklerle bu duygulara daha da odaklanmamak doğru olacaktır.

Hangi renklere gitmek lazım? Daha çok mavi tonları, indigo (nazar boncuğu rengi) tercih etmeye çalışın. Lacivert ve mavi tonlarına yeşil veya turuncular ekleyebilirsiniz. Pembeyi bu hafta boyunca hayatınıza almaya çalışın. Depresyon etkilerini tetikleyen bu dolunay sürecinde pembe sizi içsel olarak rahat hissettirirken, mavi huzur enerjisini en yoğun veren titreşime sahip renktir. Turuncu ise neşelenmenize, hatta kendinizi şımartmanıza destek olur.
Öncelikle Dolunay dönemleri döngü kapanması, bir konunun duygunun sonuca ulaşması etkileri ile aslında hasat dönemlerini temsil eder. Ateş enerjisinin arttığı bu zamanlarda duş almak ve vaktiniz varsa evinizi temizlemek önemlidir. Özellikle Çarşamba günü evinizi temizleyebilir (sirkeli suyla) temizlik yaparken, evinizi arındırdığınızı, yeni bir sayfa açtığınızı ve yeni hayırlı başlangıçları kabul ettiğinizi tekrarlayabilirsiniz. Yatak takımlarınızı (çarşaf ve nevresim gibi) değiştirmeyi de ihmal etmeyin. Elinizde mevcut ise pembe tonlarını tercih ederek yenileyin. Salı ve Çarşamba günleri mutfağınız da ocağınızın temiz olmasına özen gösterin.
Dolunay Bereket Ritüeli Uygulaması:
Tarçın çok eski dönemlerden bugüne sağlıkta, tatlılarda ve bir çok alanda kullanılan özel bir besindir. Tarçın aynı zamanda bereket ve bolluğu getirdiğine inanılan bulması kolay keyifli bir bitkidir. Astrolojik olarak Venüs gezegeni ile temsil edilen tarçın, bolluk ve bereket ritüellerinde de sıklıkla tercih edilir.
Küçük bir tencereye su koyun ve içine 7 adet çubuk tarçın atın. Su kaynamaya ve tarçının kokusu yayılmaya başladığında; evinize, yuvanıza, işinize bereket gelmesini hayatınızda bolluk ve bereket olmasını niyet ederek, 270 kere Ya Kerim esmasını okuyun.
Esmanızı bitirince ocağı kapatın ve tarçınlı suyu soğumaya bırakın. Koku eve yayılana kadar ve su soğuyana kadar ellemeyin, bırakın. Tamamen soğuyunca tarçınları ayırın ve suyu evinizde yaşayanlarla birlikte için, tamamını bitiremezseniz önemli değil, içebildiğiniz kadarını tüketin.
Kalan suyu bir bitkinin veya ağacın dibine dökün. Tarçınları ise bir iple birbirine bağlayın ve hava alan bir yere balkonunuza, pencerenizin uygun bir yerine ama evinizle bağlantılı bir yere asın. Asarken veya astıktan sonra “Ya Kerim” esmasını 21 kere yeniden tekrarlayın ve bolluk bereket içinde olmayı temenni edin. Ya Kerim esmasına bu hafta boyunca devam edin (günde 270 kez). Astığınız tarçınlar en az bir sonraki dolunay dönemine kadar orada kalmalılar. Tamamen kaldırmaya karar verdiğinizde evinizde bir köşe de, kristal bir kase veya benzer bir obje içinde saklayabilirsiniz. Ama çöpe atmamalısınız.
Evinizde ve işlerinizde her daim bolluk içinde olmanız dileklerimle…

Kaynak: Derki.com

Şebnem Ekşib

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Düşünün ki bugün dünyanın son günü. yarın bu saatte her şey bitecek. kurtuluş şansınız yok. bugün ne yapardınız?”

15390912_10154310039936799_6876489981094655142_n1

 

 

bir üniversitede, profesör derse şöyle başlamış :
– “düşünün ki bugün dünyanın son günü. yarın bu saatte her şey bitecek. kurtuluş şansınız yok. bugün ne yapardınız?”
tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:
– ibadet eder tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,
– tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,
– ailemle zamanımı geçirirdim,
– anneme veya babama giderdim,
– arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,
– barbekü partisi yapardım,
– tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
– yatar uyurdum.
– ormanda son defa dolaşırdım,
– güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
– akşam yıldızları seyrederdim.
– en sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
– piknik yapardım,
– hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,
– jet uçağına binerdim,
– üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim vs..
hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. sonra gülerek:
-“çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı ..? ”
diye sormuş.

Kaynak: Miryam Şulam

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.

picturesupplier1

 

Sen soğanları doğra salatayı ben yaparım!
Hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz veriyorsun ama bir gün o hastalanıyor ve sen toplantıda olduğun için yanına gidemiyorsun. Akşam televizyonda bir filme denk gelip kanepede yanına kıvrılmak geliyor içinden ama sabah yedide kalkman lazım. Sabah mırıl mırıl sarılıp biraz daha uyumak istiyorsun ama dokuzda işte olmalısın. Öyle birkaç kez gecikirsen atılırsın. O zaman ev kirasını, kredi taksitini ödeyemezsin, buzdolabına mama koyamazsın ve artık birbirinizi sevmemeye başlarsınız.
Bir insanı sevip birlikte bir hayat kuruyorsun ama onu günde sadece üç saat görebiliyorsun. Çocuğun oluyor, hasta oluyor, elini alnına koyup “geçti bak yok bir şey” diyemiyorsun. Ona mutlulukla hatırlayacağı çocukluk anıları bırakamıyorsun. Onun nasıl güzel güldüğünü, nasıl güzel oynadığını, senin adını ilk nasıl söylediğini göremiyorsun. Fırtınalı bir okul çıkışında sürpriz yapıp elinden tutamıyorsun.Bütün günün hastalıkta sağlıkta yanlarında olacağına yemin ettiğin ailenle değil, başkalarının yanında geçiyor.
Hayatımızı sevdiğimiz insanlarla geçiremeyeceksek niye yaşıyoruz? Onlara sarılmak için akşam olmasını bekleyeceksek, akşam sarılmaya çalışırken sadece hayatımızın çözülmesi gereken sorunlarını konuşacaksak, ortak hayatımız sadece problem çözmek haline gelecekse ve biz bu yüzden birbirimizden bıkacaksak niye aile kuruyoruz?
Birlikte yemek yapamadığımız, misler gibi sofralar hazırlayamadığımız, “Sen soğanları doğra, salatayı ben yaparım” demediğimiz insana karı, koca ya da sevgili diyebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, yaşadığımız hayata hayat diyebilir miyiz?
İnsanın bir ailesi yoksa hiçbir şeyi yoktur. Ailenin tanımı da kadın-erkek-çocuk-kardeşler değildir. Dostlar da ailedir. “Haberleşelim” diye kapatılan telefonun ucundaki sesler, bir kahve bile içemediğimiz, alelacele bir araya gelip dağıldığımız, başımıza bir hal gelince aklımızdan, karnımızdan konuştuğumuz insanlar da ailemizdir.
Geçip giden her an bir anı ve mutlu anılar biriktirerek yaşamaktan daha önemli bir şey yok. Her şeyi, herkesi yitirdikten sonra o anlar kalıyor. Geçip giden koca bir hayatın tek tesellisi parmaklarınla toplayabildiğin hatıralar, hepsi o kadar. Güzel anıların yoksa dünyanın tapusu üzerine olsa ne olur ki?
Ne bütün gün ısıtıp içinde oturamadığımız evlere, ne üzerinde oturup eskitemediğimiz koltuklara sahip olmanın bir anlamı var. Özleyecek bir kokun, kolun kanadın kırıldığında bütün yükünü bırakacağın bir kucağın olmadıktan sonra parayla aldıklarını ne yapacaksın?
Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.

Serra İnce

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Konfüçyus’un eşlerin birlikte mutlu bir hayat sürmeleri için 14 öğüdü var.

15317863_1468513833176367_9055337938431322166_n1
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Konuştuğumuz Kelimeler Beynimizi Değiştiriyor…

zihin-okuma-teknolojisi1

Son çalışma harika sonuçlar sunuyor: Kullanmayı tercih ettiğiniz kelimeler beyninizi gerçekten değiştiriyor.
Thomas Jefferson Üniversitesi’nden nörobilimci Dr Andrew Newberg ve bir iletişim uzmanı olan Mark Robert Waldman “Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir” isimli kitap üstünde birlikte çalıştılar. Kitapta şöyle diyorlar: “Tek bir kelime bile fiziksel ve duygusal stresi düzenleyen genlerin üzerinde etkilidir.”
‘Aşk’, ‘huzur’ gibi pozitif kelimeler kullandığımızda, bilişsel düşünceyi artırarak ve frontal loblardaki bölgeleri güçlendirerek,
beynimizin işleyişini değiştirebiliriz. Olumlu kelimeleri olumsuzlara göre daha fazla kullanmak, beynin motivasyonla ilgili bölümlerini harekete geçirebilir.
Spektrumun diğer ucunda ise şu var: negatif kelimeleri kullandığımızda stres kontrolüne destek olan bazı nöro kimyasalların üretilmesine engel oluruz. Her birimiz öncelikle endişe ve ilkel beynimizin hayatta kalabilmek için tehlikeli durumlardan bizi nasıl koruması gerektiğiyle ilgili donanıma sahibiz.

Yani negatif kelime ve görüşlerin düşüncelerimiz arasına girmesine izin verdiğimizde, beynimizin korku merkezini(amigdala) harekete geçiriyoruz ve stres üreten hormonların sistemimiz içine baskın yapmasına izin vermiş oluyoruz. Bu hormonlar ve nörotransmitterler mantığı ve mantıksal düşünmeyi bloke eder, normal fonksiyonlarında devam etmelerine engel olurlar. Newberg ve Waldman şöyle diyorlar: “Öfkeli sözcükler beyine, alarm mesajları gönderirler, frontal loblardaki mantık ve mantıksal düşünme bölgelerini kısmen kapatırlar.” Kitaplarından yaptığımız bir alıntı, ‘doğru’ kelimeleri kullanmanın beynimizi nasıl gerçekten değiştirdiğini gösteriyor:
Zihninizde pozitif ve iyimser bir kelime bulundurduğunuzda, frontal lob aktivitesini canlandırırsınız. Bu bölgeler, sizin eyleme geçmenizi sağlayan motor kortekse doğrudan bağlı olan dil bölgelerini de içerir. Araştırmamızın da gösterdiği gibi, olumlu kelimelere ne kadar odaklanırsanız, beyninizin diğer bölgelerini o kadar etkilemeye başlarsınız.
Paryetal lobdaki işlevler değişmeye başlar; bu da sizin kendiniz ve de iletişimde bulunduğunuz insanlar hakkındaki algınızı değiştirir. Kendiniz hakkında olumlu bir görüşünüz, diğer insanların da iyi yönlerini görmenizi sağlarken; kendiniz hakkındaki olumsuz bir görüşünüz de sizi şüphe ve vehme sürükleyecektir. Zaman içinde bilinçli kelimeleriniz, düşünceleriniz ve hislerinize tepki olarak talamusunuzun yapısı değişecek. Talamusdaki değişiklikler gerçeği algılama biçiminizi etkileyecektir.
Pozitif Psikoloji üzerine yapılan bir araştırma,  pozitif kelimeler kullanmanın etkilerini gösteren detaylar sunuyor. 35-54 yaş arası bir grup yetişkinden, o gün içinde yolunda giden 3 şeyi nedenleriyle birlikte yazmaları istendi. Sonraki 3 ay boyunca mutluluklarının artmaya, depresyon duygularının da azalmaya devam ettiği gözlendi. Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak, genel sağlığımızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz, olumsuz kelimeleri ne sıklıkla kullandığınızı not etmek için bir defter tutun. Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız: Kelimeleri değiştirin, hayatınız değişsin.
Çeviren : Sıdıka ÖZEMRE

kaynak: e-mistik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lanetli bir tür: Homo sapiens

 

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, vardığı her yere ölüm getiren insan türünün tarihini anlatırken, insanın bugün en güçlü olduğu noktada ne istediğini bilmeyen tanrılara dönüştüğünün altını çiziyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Homo sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor.

Bugün bulunduğumuz yerden geçmişe ve geleceğe baktığımızda göreceğimiz şey, hâlâ büyük oranda sırlarla dolu olan insan aklının baş döndürücü olduğu kadar ürkütücü de olduğudur.

sapiens kitapSimgesel düşüncenin ve takiben dilin doğuşuna kadar bir “doğal tür” olarak yaşamını sürdüren insan, çağlar boyunca gelişerek organik-inorganik varlıkları yaratabilecek konuma gelmiştir. Akıl, onu bir kez harekete geçirince, durdurulamayan bir tepkimeye girmiş gibi gelişmiştir. Ancak, varacağı nokta daha üstün başarılar getirebileceği gibi, kendi kıyametini de getirebilir. İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap’tan çıkan “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” başlıklı kitabında, türümüzün, yani Homo sapiens’in tarihini anlatıyor. İnsanın ortaya çıkışı, diğer insan türleri gibi konularla başlayan kitap, tarıma geçiş, bilimin ilerleyişi gibi tarihsel konuları işlerken para, din, emperyalizm, mutluluk gibi farklı konulara da ayrı başlıklarda mercek tutuyor.

6 insan türü

Maymunları “kuzenlerimiz” olarak niteleyen Harari’ye göre, nasıl ki maymunların çeşitli türleri varsa 100 bin yıl önce yeryüzünde de 6 farklı insan türü bulunuyordu. Bunlardan adını en çok duyduğumuz tür kuşkusuz Homo neandertalis (Neandertal). Buna karşılık Homo erectus’un yeryüzündeki var olma süresi hala Homo sapiens’in kat kat üstünde. Bugünkü Endonezya’da yer alan Flores Adası’nda yaşamış Homo florensis türü ise boyutları ile dikkat çekiyor. Bu tür, en fazla bir metre boya ulaşıyor ve 25 kiloyu geçemiyordu. Bu türler tamamen yok olmuş durumda ve bunun sebepleri ile de ilgili farklı teoriler var ama her teorinin içinde Homo sapiens’in yıkıcılığı sabit öğe olarak yerini koruyor. Buna karşılık türler arası çiftleşme gerçekleşmiş gibi. Zira, bugünün modern insanının genlerinde yüzde 1 ila 4 arasında Neandertal DNA’sı, Aborjinler’de ise yüzde 6’ya varan oranda Homo denisova DNA’sı bulunuyor.

sapiens (1)

Tarım ve yabancılaşma

Tarihin büyük bir kısmı boyunca avcı-toplayıcı olarak yaşayan insan için değişimi başlatan adım, tarımı keşfederek yerleşik hayata geçmek (Tarım Devrimi) oldu. Bazı antroploglara göre avcı-toplayıcı dönem bir tür altın çağdır. Harari de tarıma geçişin, insana, doğa yasaları gibi kendi içinde acımasız yasaları olan avcı-toplayıcı zamanlardan daha iyi bir hayat getirmediğini ancak bir kez adım atıldıktan sonra geri dönüşün pek mümkün olmadığını belirtiyor. Tarıma geçen toplumların daha sefil bir hayat yaşamaya başladıklarını belirten Harari, kitabın dini ele alan bölümünde de, “Tarım Devrimi’nin ilk dini sonucu, bitkileri ve hayvanları ruhani bir yuvarlak masanın eşit üyelerinden birer metaya çevirmiştir” sözleri ile yabancılaşmanın altını çiziyor.

Ekolojik seri katil

Gün geçtikçe hızlanan türlerin yok oluşunun bugüne ait bir durum olduğunu düşünürüz. Harari, insanın tarihini yazdığı bu kitapta, aslında bu yok oluş sürecinin Homo sapiens’in tarih boyunca yayılması ile doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor. Sapiens, özellikle büyük memeli hayvanların ortadan kalkmasına sebep oldu ve bu süreç devam ediyor. Kitapta yer alan bilgilere göre, Sapiens’in ortaya çıkmasından sonra Kuzey Amerika, büyük memeli cinslerinin 47’sinden 34’ünü kaybetti. Güney Amerika da 60’tan 50’sini. Homo sapiens, ayak basmadan önce Avustralya’da 50 kilonun üstünde 26 keseli hayvan yaşıyordu. Bugün bunlardan geriye yalnızca kangurular kaldı.

homo sapiens (3)

Hayvandan tanrıya

Kitabında insanı kötü yanlarıyla aktardığı gibi özellikle bilimin getirdiği olumlu yanları da ele alan Harari, Sapiens’in geleceğini de irdeliyor. Bugünden geçmişe bakarken aklımıza “Maymunlar Cehennemi” filmi geliyor. Maymunlar Cehennemi, doğaya yabancılaşan insan türü için bir korku filmidir. “Biz değil başka bir canlı da olabilirdi” demektir. Kutsal ışığımıza düşen karanlık bir gölgedir. Geleceğe bakarkense artık bu eşiği değil ama kendi yaratabileceklerimizin korkusu içimizi kaplar. Harari, organik-inorganik yaşam türleri oluşturmanın ilk adımlarını atan insan için, hayvandan tanrıya dönüştüğü bu hikayede, “Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz” diyor. Türlere ölümü getiren canlılar olmak kolaydı. Öldürdük ve yedik. Peki, yaşam veren bir tanrı olmak?

kAYNAK: gAİA DERGİ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendin İçin Yapman Gereken Yedi Şey…

ruya-kovucu-dovmesi-dream-catcher-tattoo-11-e14414501153061

  1. Senin için doğru insanlarla görüş… Gülümseyen, anlayışlı, mutluluk veren…
  2. An’ı kaçırmadan yaşamaya başla…Şimdi buradasın, nefes al, huzuru hisset
  3. Mutluluğunu ön plana… Ancak sen mutlu olursan mutlu edebilirsin
  4. Kendine karşı dürüst olmaya başla… Sana doğru gelmeyen şeyi hayatından çıkart
  5. Problemlerinle yüzleş ve çözüm üret… Nasıl bir pozitif çıkış yolu bulabilirim
  6. Kendine karşı nazik ol…Kendini yargılamaktan vazgeç…Kendini küçümsemekten vazgeç…KENDİNİ SEV…
  7. Yeni ilişkiler kurmaya açık ol…Yürümeyen ilişkilere tutunmaya çabalama…Kaynak: Mistik yol
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.

kelebek1

 

Rahmetli anne dedem eğitimciydi, tarih ve edebiyat öğretmeni ve cumhuriyetin İzmir Muallim Mektebi müdürüydü.
Baba dedemin de katıldığı ilk iktisat kongresinden sonra, vergi mevzuatı makaleleri yazmıştı.
Ama edebiyat eleştirileri de yazmıştı.
Hep şunu söylemiş, “çocuklara öğretilmesi gereken tek şey, ifade-i meramdır. Meramını ifade edebilen, hayatını kurtarır.”
Sonra geceleri, okuduğu kitaptan bir anda ayrılıp, uzun geceliği üzerinde, pencereyi açıp, Karantina mahallesine, “kim içiiin ve ne içiiin?” diye bağırdığıyla ilgili tevatürler de var.
Zaten o da, “deli ve veli arası bir harf” dermiş.
Rahmet istedi, andık.
Hem deli, hem veli, biraz da Ali, ama en çok “öğreten adam” handikaplarım oradan.
Gerçi annemin anne, ve babamın baba tarafı da öğretmen dolu.
Genetik kökenlerimin her yanıyla barışalı çok oldu.
Konuya geri dönersek, duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.
İnsanlar önce ikiye ayrılır.
Duygularının farkında olabilenler ve olamayanlar.
Duygularının farkında olamayanlara, duygusal zeka eğitimleri lazım.
Ama duygularının farkında olup da ifade edemeyenler için, durum daha zor.
Kendilerini ifade etmekten korkmaları bir yana, bu yüzden kendilerine saygıları da azalıyor.
Ve bir çok bedensel hastalığın kaynağı da, sadece bu.
Neden korkuyorlar?
Duygularından değil, doğru ifade edememekten korkuyorlar.
Çünkü geçmişte, onlara bu öğretilmemiş.
Her duygunun doğal, hatta ilahi olduğu, evrenin Dünya’da duygu zenginliği istediği, hem bireysel duygu dalgalanmalarının, hem kümülatif, kitlesel duygu dönüşümlerinin kaderlerimizin anahtarı olduğu anlatılmamış.
Ama en çok duygularını fark etmek, ve zarafetle ifade etmek öğretilmemiş.
Çin atasözü der ki, “başımızı derde sokan sadece iki şey vardır, susmamız gereken yerde konuşmak, ve konuşmamız gereken yerde susmak.”
Bütün duygularımızı ifade etmeliyiz ki, pişman olmayalım.
Ama, nasıl ifade edeceğimizin eğitimi de çok önemli.
Amaç sadece duygularınızı karşı tarafa iletmek, ve bunlar gerçek duygular olmalı.
Karşı tarafı yönlendirmeden, cevap vermeden, savunma yapmadan, tahrik etmeden.
“Üzüldüm”, “korktum”, “endişeliyim”, “çekingenim”, “aslında canım istemiyor” ve vesaire.
Bunlar zaaf değil, duygu.
Ve son derece insani.
“Üslub-u beyan, ayniyle insan” da denir.
Önce rafine olup, sonra zarif bir üsluba geçebilmek, daha mantıklı.
Ama çocuklarımıza duygularını farkedip, sonra bunları zarif ifade edebilmeyi öğretirsek, onlar bizim kadar zorlanmazlar.
El özet, yanlış duygu yoktur, yanlış olan ifade edememek, ya da yanlış ifade etmektir.
Konya Türkmenlerinden, İzmir’de yüzyıllardır yaşamış, “Güzel Ahmetler”den, İsmail Nevzat Çelikoğlu anne dedemin de dediği gibi, ifade-i meramda, ve onun zarafetinde buluşalım.

Korkut Keskiner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »