Archive | 14 Eylül 2018

Bir kez kurulur yaşamın saati,

ANETTE İNSELBERG HAYAT

 

Geçtiğimiz yüzyılın başında tarihin en büyük gangsterlerinden sayılan Al Capone’un “Kolay Eddie” lakaplı bir avukatı vardı. Yasalardaki boşlukları çok iyi fark eden “Kolay Eddie” büyük gangsteri defalarca tutuklanmaktan kurtarabilmiş, eskilerin deyimi ile “hin oğlu hin” bir adamdı. Capone bu çabalarını cömertçe ödüllendirdiği için muazzam lüks bir hayat yaşayan “Kolay Eddie” , aslında Capone’nin yaptığı haksızlıklar , zulüm ve katliamlardan son derece rahatsız vicdanının sesinden boğulmuş bir adamdı. Kendisini eleştirenlere çok sevdiği oğlunu daha iyi şartlarda yetiştirebilmek için katlandığını söylüyordu ama oğluna iyi bir isim ve onur bırakmayacağının da pekala farkında idi.
Bir gün “Kolay Eddie”nin canına tak etti ve savcılığa giderek Capone hakkında bütün bildiklerini iiraf etti. İşini artık “iyi” yapmaya karar vermişti ama ödülü karanlık bir sokakta sırtından vurularak öldürülmek oldu. Vurulmadan önce öldürüleceğini bildiğini eşine söylemiş ve ölmekten korkmadığını artık oğluna iyi ve onurlu bir isim bırakabileceğini söylemişti. Öldüğü zaman cebinden kendi yazdığı bir şiiri çıkardılar:
Bir kez kurulur yaşamın saati,
ve hiç kimse bilemez,
geç mi yakın mı
akrep ile yelkovanın duracağı anı.
“Şimdi” senin sahip olabildiğin tek an.
Sev, tutku ile kullan tabi
ama kuşku ile de yaşa
bir anda duracak olan zamanı.
“Kolay Eddie” öldürüldükten 5 yıl kadar sonra Amerikalı savaş pilotu Butch O’Hare havada görevde iken dehşetle yakıt tankının dolu olmadığını fark etti. Hemen havalandığı uçak gemisini durumdan haberdar etti ve “geri dön” emrini aldı. Devriye uçak grubundan ayrılıp geri dönerken savunmasız bir Amerikan yük gemisine saldıran Japon uçak filosunu fark etti ve terddüt etmeden düşman uçaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi hayatını hiç düşünmemişti. O denli kararlı ve etkili bir saldırı yaptı ki japon uçakları başka Amerikan uçaklarının da geleceğini sanarak kaçtılar. Arada O’Hare paraşütü ile yakıtı bitmiş düşmekte olan uçağını terk etmeden önce tam beş tane Japon uçağını da düşürebilmiş idi. Onur madalyası ile ödüllendirilen Teğmen bir yıl sonra bir başka çatışmada uçağı düşerek öldü ama bugün Chicago şehrinin hava alanının ismi O’Hare Hava alanıdır.
Butch O’Hare, “kolay Eddie” lakaplı Edward O’Hare’nin oğlu idi.
Demek ki gangsterin avukatı olan babası, ölümü ile kendi oğluna işini dürüst onurlu ve iyi yaparak iyi bir isim bırakabileceğini öğretebilmiş idi.
————————————
Bir toplumda; işleri / koşulları / olanakları / enerjileri / eğitimleri / sonuçları ne olursa olsun, görevlerini yapılması gerektiği gibi yapan insanların sayısının fazlalığı, o toplumun gerçek zenginliğidir.
Sovyetler Birliği yıkılıp dağıldıktan sonra geçmiş dönemlere özlem duyan bir komünist şöyle demiş idi; “Sovyetler Birliği zamanında ne iyi idi? Biz çalışır gibi yapardık ve devlet de bize maaş ödermiş gibi yapardı, geçinir giderdik işte”
O komünistler bu şakayı yaparken bile bir imparatorluğu yıkan belki de tek şeyin bu zihniyet olduğunu anlamamışlardı.
Martin Luther King, meşhur konuşmalarından birinde şunu söylemiş idi;
-Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse; Michelangelo’nun resim, Beethoveen’in beste yaptığı, veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün.
O kadar güzel süpürün ki yerdeki ve gökteki herkes durup; “Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü yaşıyormuş” desin.
Hani Türkçe’de bir atasözü vardır “herkes evinin önünü temizlerse sokaklar tertemiz olur” diye . Bu yüzyılda artık şu şekilde değişmesi elzem; “herkes evinin önünü yapabileceği en iyi şekilde temizlerse sokaklar temiz olabilir”
Çünkü artık sokakları kirletenler çok.
————————-Moris LEVİNİN SAYFASINDAN ALINTIDIR

DUA ÜZERİNE KÜÇÜK BİR HİKAYE!

ANETTE İNSELBERG ÇİÇEK SAÇAN KIZ
Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar. Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Tanrı’ya yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.
İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!
Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!
Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!
En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Tanrı’nın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.
Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”
“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”
“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”
“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”
“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”
Hepimizin bilmesi gerekir ki👉 bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil 👌bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.🤗👍👍
Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye…
Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir. Rahmet üzerinizde olsun.
“Başkası için yaptığınız şeyler kendiniz için yaptıklarınızdan daha önemlidir.”👌👍👍👍

BUDİST RAHİPLERİN YETİŞTİRDİĞİ ÖĞRENCİYE SORUSU:

anette inselberg budist rahip
Budist rahipler, artık yetiştiğini düşündükleri bir öğrencilerini, yola çıkmadan önce çağırdılar. Başrahip öğrenciye tek bir soru sordu:
* “20 yıldır buradasın, neler öğrendin?”🤔
“Yedi gerçek öğrendim” dedi öğrenci.
* “Yirmi yıldır buradasın, sadece yedi gerçek mi öğrendin?”
“Evet, yedi gerçek öğrendim…”
* “Say” dedi başrahip, “birincisi…”👇
“Dostluklar ikiye ayrılır: Kalıcı dostluklar ve geçici dostluklar. Hayatta bir zorluk ortaya çıktığı anda bozulan dostluklar daha çoktur, kalıcı dostluklar çok azdır…”
* “İkincisi” dedi başrahip.👇
“İnsanların çoğunluğu kalplerini ve beyinlerini geçici değerlere ayırmışlar. Bu değerler uğruna kendi gerçek niteliklerinden taviz vermekten, kötü şeyler yapmaktan çekinmiyorlar…”
* “Üçüncüsü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar, amaçlarına ulaşmak için birbirlerini ezmekten çekinmiyorlar. Oysa başkasına kötülük yaparak elde edilen her şeyin geldiği gibi ellerinden gideceğini anlamıyorlar…”
* “Dördüncü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar gerçekte bir anlamı ve önemi olup olmadığını hiç düşünmedikleri fakat değerli ve anlamlı saydıkları şeyler yüzünden birbirlerine zarar veriyorlar… Bu şekilde hayatı birbirlerine zehir etmeye alışmışlar.”
* “Beşinci” dedi başrahip.👇
“Herkes yanlışın nedenini, başarısızlığın nedenini başkalarında arıyor.” Kimse, başına ne geldiyse aslında kendi yüzünden geldiğini anlamıyor, kendi suçunu, yanlışını kabul edip düzeltmiyor…”
* “Altıncı” dedi başrahip.👇
“İnsanlar helal lokmanın ve bölüşmenin değerini bilmiyor. En lezzetli lokmanın helal lokma olduğunu unutuyorlar. Vicdanları ve mideleri arasında kaldıkları zaman midelerini tercih ediyorlar…”
* “Yedinci” dedi başrahip.👇
“İNSANLAR BİR ŞEYE DAYANMADAN YAŞAMA GÜCÜNÜ BULAMIYORLAR. BU YÜZDEN ÇOĞU ZAMAN ANLAMSIZ ŞEYLERE SARILIYOR, GÜVENİYORLAR. ASIL SARILMALARI VE GÜVENMELERİ GEREKEN BELKİ DE TEK DUYGUNUN SEVGİ OLDUĞUNU ANLAMAMAKTA ISRAR EDİYORLAR…”
* “Güle güle” dedi başrahip👋👌

KAHVENİN TADINA VARMAK

anette inselberg kahvenin tadına varmak
Bir grup, kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör, mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler:
Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.
Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağını gösterir.
Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar!..
Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız, içindekine bakan olmadı.
Hayat kahveye benzer, iş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de…
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkartmayı unuturuz.
Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
İyi ve gösterişli şeyleri seçme düşüncesi çoğu zaman galip gelir. İçindeki daima ikinci sırada gelir. Oysa unutmamak lazım ki, ambalaj ne kadar görkemli olursa olsun, kullanacağımız şey ambalajın içindedir.
Dost seçerken insanların görünüşüne aldanmak da öyledir. En kötü görünümlü insanın kafasında güzel düşünceler olabilir. En şık görünümlü insanın düşünceleri de felaketiniz olabilir.
Siz daima her şeyin içindeki özüne bakın. Size lezzet veren üzüm bağı değil, üzümüdür.
Hayatta lezzet almanın tek yolu, elimizde güzel ambalajlı şeyler değil, içindekilerdir. Kötü tadı olan bir kahve, paha biçilmez kristaller içinde de olsa içerken yüzümüz buruşur, içemeyiz. Enfes bir kahve sıradan bir bardakta da olsa yüzümüzde tebessüm oluşturur.
Gelin, cevizin kuruyup buruşmuş dış kabuğuna değil, cevizi kırıp içine bakalım. Bütün tat oradadır, dışındaki kabukta değil.

Vazodaki elma hikayesi

 

 

Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı. Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakma lısınız.Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değill, onların size gelmelerine izin vererek ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.

VAZODAKİ ELMA HİKAYESİ

anette inselberg istediklerine zaten sahipsin
Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;👇
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen👈👌, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı.☝️😏 Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi.🙃 Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:👇
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek 🙄👈daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda🤔, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız🙄, o zaman onu özgür bırakma lısınız.👌👍👍Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değil😎l, onların size gelmelerine izin vererek🤗 ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.🙃