Salağım Ben Ya… Hep Boyumdan Büyük İşlere Kalkışıp Duruyorum…

Sanki kendimi çok iyi tanıyormuşum gibi, sanki her halimi, her huyumu kabul ediyormuşum gibi, sanki zayıflıklarımı bulup çıkarmak, sonra da onların üstüne çalışmak beni tatmin etmezmiş gibi, sanki her an kendime karşı dürüstmüşüm gibi bir de boyumdan büyük işlere kalkışıyorum…

Kendim olmak bu kadar zorken, kendim olmak için bu kadar savaş verirken, varsın insanlar beni sevmesinler bile diyebilirken bu deney de nerden çıkmıştı…

Ne yaptım diye merak ediyorsunuz değil mi?( Valla bende bazen ne yapıyorum diye merak ediyorum zaten.) Ne yapıcam, sosyal bir deney gerçekleştirmeye karar verdim. O afallayan suratınızı görür gibi oldum. Beni bu deneyi yaşarken görseniz, asıl afallamayı o zaman anlardınız ama bunları yazabilme cesaretini gösterebilmem bile bir senemi aldı…

Şimdi bu parlak? fikir aklıma nerden düştü ordan başlayayım. Şimdi ben kitap okumayı çok seviyorum ya, okuduğum kitaplardan birinin kadın kahramanı her akşam değişik barlara gidip, başka isim, meslek ve karakterde kadınları canlandırmayı seviyormuş. Kitabın her bölümü de, bu değişik karaktere büründüğü zaman karşısına kim çıkıyor, olaylar nasıl gelişiyor, kadın neler yaşıyor onları didiklemekle geçiyor.

Yani ben bu kadından aşağı kalabilir miyim diye düşündüm ve kalamayacağıma karar verip, böyle bir deneyim yaşamaya karar verdim. Ama bara gitmek benim için çok iddialı olduğundan, onu berbere gitmek olarak değiştirdim.

Kafama göre bir semt ve berber seçtim, her şeyi de doğaçlama yapmaya karar verdiğimden önceden bir replik, isim ve meslek seçmedim. Giyindim süslendim, berberden içeri girdim. İçimden tuhaf bir adrenalin yükseldiğini hissediyordum ama üstünde durmadım. Manikür, pedikür ve fön istediğimi söyleyip koltuklardan birine oturdum.

Biraz sonra yanıma Gül adlı çok cici bir kadın geldi,’’ manikürünüzü ben yapıcam uygun mu ?’’ dedi. ‘’Tamam’’ dedim oturdum. Her berber elemanı gibi o da çok lafazandı. Hemen adımı, yaşımı, mesleğimi, nerde oturduğumu, medeni durumumu sormaya başladı. Adım ‘’Emine’’ dedim. ‘’Beş kardeşin en küçüğüyüm. Eskişehirden geldik. Beni çok küçük yaşta kocaya verdiler. Beş çocuğum var’’ dedim. Çocukların isimlerini sorunca afalladım. Afalladığım yetmezmiş gibi iki köpeğimiz var diye sallamaya devam ettim.

Arkasından fönü çekmek için Tekin geldi. Ona da hiç çalışmadığımı, okumadığımı çok pişman olduğumu anlattım. Eskiden evlere temizliğe gittiğimi, kocamın yeni bir ortakla işe başlayıp, çok zengin olduğunu yeni rahata erdiğimizi de bir çırpıda anlattım. Hayır anlattıkça kelimeler boğazıma tıkanıyor, üstüme bir fenalık geliyor ama kafama koydum ya oyunuma devam ediyorum.

Anlamadığım; başka bir hayat yaratıp onun içine girmenin bana ne faydası var ki? Bu iş bana niye çekici gelmişti ki? Koltuktan kalkıp, ojelerimin bile kurumasını beklemeden ordan kaçasım vardı ama görünmez bir el beni o koltukta oturtmaya devam ediyordu…

Eğer yaşadığım hayattan memnun değilsem; heyecanım, arayışım, merağım bitmişse onu değiştirmeliydim, başka kadınların kimliklerine girmek de neyin nesiydi? Bu yaptığımın ne kadarı oyundu? Söylediğim cümlelerin hangisi içimde kalan özlemleri yansıtıyordu acaba?

Ben kendimi sorgulamaya dalmışken, Tekin yanıma geldi ‘’Emine Hanım, Emine Hanım’’ dedi, hiç üstüme alınmayarak ve boş bakan gözlerle Tekin’e baktım. Bana ısrarla bakmayı sürdürünce jetonum düştü ve efendim dedim. Emine hanım dedi, ‘’5 dakkadır size sesleniyorum nereye daldınız böyle, beni hiç duymadınız bile’’ dedi.

Benim kulak ağır işitiyor evlat dedim, doğumlarımdan birinde hasar kaldı. Allah’ım  hikayem birbirini büyüterek devam ediyordu. Birden kendimden korkmaya başladım. Bu berberden Emine olarak çıkıp, arkasından iki köpek ve beş çocuğumu doyurmak için alış veriş mi yapacaktım. Sırada bu mu vardı?

Sizi ‘’bu semtin kadın kolu başkanıyla tanıştırmak istiyorum’’ dedi. ‘’Madem siz okumamışsınız, o sizin elinizden tutar. Dışardan ilkokul diplomanızı da aldırır. Örgülerinizin Salı pazarında satılmasını da sağlar ‘’dedi. İşte o an ağlama isteği geldi. Bu bir deneydi, ben size anlattığım kadın değilim diye haykırmak istedim. Hep güler yüzlü ve sempatiğim bir kere de sivri dilli olmayı denemek istemiştim. Bir kere de başka bir karaktere bürünmek istemiştim. Beni affedin demek istedim. Yapamadım…

Saçım yarım, ojelerim yarım, çocuk düşmüş acil gitmem lazım diye bir şey geveleyip oradan kaçtım…

İçimde ne tetiklenmişti de ben bunu yapmıştım… Hala bilemiyorum… Ama bu deney sonrası anladığım hem de çok net olarak anladığım tek bir şey var, olmadığım bir karakterle, olmadığım biri gibi davranarak yaşamak, olmadığım şeyler söylemek, duymadığım hislere bürünmek İMKANSIZ…TEK YOL KENDİM OLMAK, BUNU BAŞARABİLMEK…

Siz siz olun, asla kendinizden vazgeçmeyin ( ne koca için, ne çocuk için, ne aile için, ne elalem ne der için), vazgeçen birini de görecek olursanız “başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin’’ deyin…

Sağlıcakla,

Yorum bırakın