Patlıcan oturtma…

1 kilo patlıcan

2 soğan

4-5 diş sarımsak

3 biber

3 domates

tuz karabiber

3 kaşık zeytinyağ

Yapılışı:

1)Patlıcanları önce alacalı soyuyoruz. Arkasından halka halka kesip yağ koymadan kızartıyoruz. Neden? Yemeğimiz hafif olsun diye tabi kiii :)))

2)Başka bir tavada soğanları küp küp doğrayıp kızartıyoruz. Doğranmış biber ve sarımsakları ekleyip biraz daha çeviriyoruz. En sonda tuzunu ve karabiberini ekleyip karıştırıyoruz. Bu  da bizim harcımız oluyor… 

3) Genişçe bir tencereye patlıcanları diziyoruz.Üstüne hazırladığımız harcı yayıyoruz.

4) En üste halka halinde dilimlenmiş domatesleride yerleştirip biraz kaynar su ilave edip kısık  ateşte 15-20 dakika pişirip altını kapatıyoruz …

Afiyet şeker olsun…

Konuk aşçı Mehmet Tandoruk”dan

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beni de aranıza alın… Günün fotosu…19/08/2011

 

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçen hafta sokağa çıktım ve farkettiğim alışkanlıklarımın dışına çıkma ödevi verdim kendime…

 

Bugünlerde alışkanlıklar üzerine düşünüyorum.

Tekrarlanan her davranış bir tür alışkanlıktır…Madem ki alışkanlıklarımızın kölesiyiz, o zaman iyi alışkanlıklar edinelim” diyor Aristo…

İyi ve kötü alışkanlıklar diye bir kategorizasyon yapabiliriz. Ne zamanki bir alışkanlık tiryakiliğe dönüşmeye başlıyor, o zaman benliğine, sağlığına zarar vermeye ve bağımlısı olduğun ne ise onun kölesi olmaya başlayabiliyorsun. Sigara alışkanlığı,  kişi alışkanlığı gibi….Zamanla keyifli başlayan bir alışkanlık bizi esiri ederek körleştirmeye başlayabiliyor.

Kalıplaşmaya başlamış alışkanlıklarımızın farkına varıp, belki alışkanlıklarımızın dışına çıkmaya başlamak için adım atmak, bize inanılmaz farklı dünyalar, keşifler, tadlar sunabilir.

Geçen hafta sokağa çıktım ve farkettiğim alışkanlıklarımın dışına çıkma ödevi verdim kendime…

Hayatı hep aynı pencereden görmek bir süre sonra körleştirebiliyor sanki. Yenilikler içindeki benle karşılaşarak ilerleme devam ediyor hayatın bütünlüğü ve gizemi içinde sanki.

Ama bazen de alışkanlıkların güvenli ortamında gelişim daha mümkün….Alışkanlıklarımız nedir? Bizi körelten veya bizi ilerleten alışkanlıklarımız nedir?

Kalıplaşmış alışkanlıklarımızın farkına varıp, dışına çıkmak yepyeni sunuşlar içinde yeni tadlara doğru açılmamıza imkan verebiliyor. Ve kimbilir bu yenilenme içinde, farklı bir dönüşüm de başlayabiliyor. Farklılaşmaktan korkmadan, cesur bir şekilde kendimizi hayatın gizemi içine davet edebilme dileği ile….

Sağlıcakla,

Mey Elbi’ye Teşekkürlerimle,

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanlar birini önce terk etmeyi güzel bir şey sanıyor…

 

 

Neden herkes terk edilmenin kötü bir şey olduğunu düşünüyor ki?
Bu yanlış. Başkal…arı yüzünden utanmak saçma, sonuçta ihanet eden biz değiliz, karşı taraf. İ

insanlar birini önce terk etmeyi güzel bir şey sanıyor…
Öne geçip birine ilk olarak ihanet etmek!

İkinci olarak da hemen kişiliğimi güçlendirmem lazım.

-Kas mı yapacaksınız

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız…

70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır.
Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.
Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir.
Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.
Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.
5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safhasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

“Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefinize doğru ilerleyin…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ama ne olur sakın;Bir insanı RUHÇA KIRMAYIN !

Birbirinize kızın, birbirinizle kavga edin,Yumruk yumruğa yüzlerinizi parçalayın,
Gözlerinizi patlatın, kulaklarınızı koparın,Saçlarınızı yolun, derinizi parçalayın,
Tekmeyle kemiklerinizi kırın.Yalnız ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi kavga edin.

Ama ne olur sakın;Bir insanı,
GÖNÜLCE,GÖZCE,DİLCE,RUHÇA KIRMAYIN !
” Özdemir Asaf

Huni 3.99 tl…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dı.dı.dı… Ulan hani sıcaktı su?!

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamaya zaman ayırın…

 

Sana gün NE kadar gri gözükürse gözüksün parlak bir bakış açısı vermeye yetecek kadar güneş diliyorum.

Sana güneşin varlığı için çok daha fazla şükretmeye yarayacak kadar yağmur diliyorum.

Sana ruhunu canlı ve ölümsüz tutmana yetecek kadar mutluluk diliyorum.

Sana hayattaki en küçük şeylerin bile çok büyük görünmesine yetecek kadar acı diliyorum.

Sana isteklerini tatmin etmene yetecek kadar kazanç diliyorum.

Sana bütün sahip olduklarına şükretmene yetecek kadar kayıp diliyorum.

Sana en son vedayı atlatabilmene yetecek kadar merhaba diliyorum.

Derler ki, özel bir insanı bulmak bir dakika, onun varlığı için şükretmek 1 saat, onları sevmek için bir gün, ancak sonrasında onları unutmak bütün bir ömür alır.

Yaşamaya zaman ayırın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Köpek mi? T-Rex için mi?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

 

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.

Aşktır ;
Değer verirsin,
Ödün verirsin,
Sevgiden de öte saygı gösterirsin,
Olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?)
Ne de çözüm için bir şeyler yapma gayretinde.

İştir;
Sabahlarsın,
“olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…

Dosttur;
Hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler,
Kendine ayırmadığın onca şeyi
“O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır
Şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın…
Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

~CAN YÜCEL~

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yapmak istediklerinize hemen bugün başlayın… Hiç bir zaman geç değildir…

 

Okulun ilk günü, profesör kendisini tanıttıktan sonra, daha önce tanımadığımız birisiyle tanışmamızı istedi. Ben etrafıma bakınırken omzuma yumuşacık bir el dokundu. Döndüğümde karşımda yüzü kırış kırış yaşlı bir kadın gördüm.

“Merhaba, Ben Rose!” dedi. “87 yaşındayım. Eh, tanıştığımıza göre seni kucaklayabilir miyim?”

Güldüm. “Elbette!” dedim. O bana bir nine sıcaklığıyla sarılırken kulağına şakayla:

“Bu kadar genç ve masum bir yaşta üniversitede ne işin var?” diye fısıldadım.

Kahkahayla cevapladı sorumu:

“Buraya zengin bir hoca bulup evlenmeye, birkaç çocuk doğurmaya geldim. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım!”

“Hayır hayır ciddiyim!” diye atıldım. Bu yaşında onu üniversiteye getiren şeyi öğrenmek istiyordum. Açıklaması basitti:

“Hep üniversite eğitimi almak isterdim ve şimdi de alıyorum!”

Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep birlikte kantine uğradık. Öyle akıllı ve öyle deneyimli ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok öğrendiğimi hissediyordum.

Sömestr boyunca Rose  kampusun gözbebeği oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.

Dönem sonunda, hepimize hitap eden bir konuşma yaptı Rose. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yoğun karta kocaman kocaman yazmıştı.

Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış halde, mikrofona doğru eğildi:

“Ne kadar beceriksizim,  değil mi? Özür dilerim. Çok heyecanın sonucunu görüyorsunuz. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil. Onun için ben en iyisi sizlere aklımda kalanı söyleyim, olur mu?”

Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:

“Yaşlandığımız için, yaşamaktan, hayattan tat almaktan geçemeyiz. Bunlardan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız asıl. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın bir kaç sırrı var sadece :

Her gün gülmek, yaşama katacak mizah ve anlam bulmak. Bir rüyanız olmalı mutlaka. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda bulunan pek çok kişi ölü aslında ve bundan kendilerinin bile  haberi yok. Ayrıca, yaşlanmakla büyümek arasında pek çok büyük bir fark vardır. Eğer 19 yaşındaysanız ve hiç bir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüsü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, yaşınız 20 olur. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur.

Oysa bir yaş daha  büyümek için, mutlaka bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır.”

Sonunda, Rose yıllarca önce başlayıp, ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi çok iyi bir derece ile bitirdi. Mezuniyet töreninden 1 hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.

Cenazesine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını hepimize canlı biçimde öğreten bu muhteşem kadının ardından gözyaşı döktük.

Rose’un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:

“Çok geç diye bir zaman yoktur!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aşık Veysel’in Hikayesi

Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar.
Karanlık iyice çöker köyün üzerine.
Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır.
Erken yatıp yarın sabaha güneş ışığına erken uyanılacaktır.
Adam üzerini değiştirir yatağına yönelir.
Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir.
Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser.
Kadının sevgilisi bahçededir. . .
Tam sözleştikleri gibi sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir.
Kadın kocasının uyumasından emin olunca
sessizce yataktan kalkar üstünü giyer …
Ve pencereden aşağıya atlar.Başka bir adam içinkadın kocasını terk eder.
Koşarlar iki sevgili….. kaçıyorlar.Tarlaları ovaları aşarlar…..
Anadolu’da bir köy nasıl koşmasınlar ki.
Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır. Namus belası Töre cinayetleri yoksulluk cefa korku.
Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler.
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar.
Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki :
‘Evden çıktığımdan beri ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor’ çıkartıp bakar ki…..
ayakkabısının içinde bir tomar para!!!!!
Kocası her şeyin farkında.
Biliyor ki gidecek
‘Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim
çamaşırlarımı yıkadı ütüledi. Bana emeği geçti’
YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE ! ! !
O Yoksul köylü;
bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden
karısının giderek kendinden uzaklaşan adımlarını
attığı ayakkabısının içine koydu.
O güzel insanı O onurlu davranışı sergileyen O terk edilen adamı
HEPİNİZ TANIYORSUNUZ …..
Çünkü O;
Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi
Uzun ince bir yoldaydı ve gidiyordu gündüz gece

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi aklını kullanma cesareti göster…

Sapere aude! Kendi aklını kullanma cesareti göster!” –

Kant

Nooldu anlamadım, çok mutluydum demin halbuki…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »