Biz Kadınlar…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . Leave a Comment »

Kadınlar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . Leave a Comment »

Erkekler Güçlü Kadınlardan Korkar Mı?

Geçen akşam Gülse Birsel’in yeni dizisi ‘Yalan Dünya’yı seyrediyordum. Baktım oradaki kadın karakterler ‘ben bilmem beyim bilir’ havasına girince erkeklerin hoşuna gitti. Kadınlara yardımcı olmaya başladılar, hatta hayatlarını beraber geçirmeye karar verdiler. İçlerindeki ben kadını kollarım, korurum, yol gösteririm, vah canım duygusu o kadar ön plana çıktı ki inanamadım. Daha önce adamın sevgisini kazanmak için yırtınan kadının muhtaç kadın rolüne girmesi adamın kadına ısınması için meğerse yetiyormuş.

Düşündüm de gerçek hayatta durum nasıl acaba? Ve çok eskilerden birkaç anım canlandı. “Sevgilime fazla akıllı görünmemeye çalışıyorum” diye benle dertleşen bir arkadaşım geldi gözümün önüne. “Neden?” diye sorduğumda “o zaman benden korkup uzaklaşıyor” diye cevap vermişti. Ben gene anlam verememiş bir yorumda bulunamamıştım. Bir başkası da erkek arkadaşının “sen benden daha güçlü ve akıllısın” diye kendinden ayrıldığını sümküre sümküre anlatmıştı. Ben gene yorumsuz kalmıştım.

Şimdilerde ben doktoraya başladığım zaman, annemin “oku oku sen, bu gidişle koca moca bulamazsın” deyişinin altında, aslında aynı gerçeğe vurgu yaptığını anca anlayabiliyorum. Ya da ben çok yoğun olupta bana ulaşamadığında “sanki cumhurbaşkanı karısısın, bu ne yoğunluk böyle” dediğinde “aaa ben niye cumhurbaşkanı karısı olayım, ben cumhurbaşkanı olayım o benim kocam olsun” diye itiraz ettiğimdeki o şaşkın bakışlarının anlamını da anca anlayabiliyorum.

Bugünlerde vizyona giren filmde “pamuk prenses nihayet kendini kurtarıyor, hatta prensini de kurtarıyor, artık her şeye de inanmıyor bayağı akıllanmış” diye filmi anlattığım bir erkek arkadaşım “aman bu eşitlik işini de amma abartmışlar” söyleminde ne demek istediğini de yeni yeni anlıyorum.

Ya da tatile kocasıyla gelen bir arkadaşım sabah erkenden bir tura katılmak istediğinde kocası “ama ben o saate kalkmak istemiyorum” demişti. Arkadaşım da “ya canım ben tek başıma gidebilirim, beni böyle korumak zorunda değilsin” diye kocasına çıkışınca adam “ama benim görevim seni her şeyden korumak, kollamak” diye söylenmiş ve aralarında ufak çaplı bir kavga çıkmıştı. Sonra başkaları araya girmiş tura birkaç kişinin daha katılacağı söylenerek kocadan izin alınmış olay tatlıya bağlanmıştı.

Çok eskilerde kalmış bir erkek arkadaşım bana zorla “ben bilmem beyim bilir” cümlesini söylettirmeye çalışmış ben söylemeyince de bana küsmesini hiç anlayamamıştım.

Yeni boşanmış bir kadın arkadaşım “ben de çalışıyordum, kocam da ama paramın hepsini bankadan kocam çekerdi ve paranın kontrolü ondaydı; şimdi boşanınca hiçbir şeyim kalmadı” diye bana dert yanıyordu. Erkeğin, kadın çalışsa bile kontrolün onda olduğunu göstermeye ihtiyacı mı var acaba? Hatta kadının para kazandığı bir durumda erkek güç gösterilerine daha mı çok kalkışıyor? Daha mı çok gözdağı veriyor acaba?

Sanırım bizler küçük bir kızken “erkek senden okumuş olsun, güçlü olsun, paralı olsun, yaşça büyük olsun, seni kurtarsın, sen evinde öyle otur bekle” diye konuşulurken, erkek çocuklarına da “sen kadını korumalısın, kurtarmalısın, hep güçlü olmalısın” diye telkinde bulunuluyordu. Sonuçta erkeğin karşısına güçlü, akıllı, kurtarılmayı beklemeyen, kendi başına karar alabilen kadınlar çıkınca ezber bozuluyor, erkekler bir adım geri çekilmeye başlıyor.

Yani bilemiyorum “ilişki dediğin şey beraber, el ele aynı yönde ilerlemek değil mi? O zaman yanındakinin de en az senin kadar akıllı, güçlü, kendi kararlarını alabilen, gerektiğinde fikir alabileceğin biri olması iyi bir şey değil mi? Neden kadınlar olduklarından daha güçsüz daha akılsız, daha işe yaramaz olduklarına dair rol yapmak zorunda kalıyorlar ki?” Ben bu durumu gerçekten hiç anlayamıyorum. Ama doğru olduğu su götürmez bir gerçek.

Hadi ama hanımlar beyler. Artık ‘’ben bilmem beyim bilir’’ devrini kapatmanın zamanı gelmedi mi? Bunun yerine yeni bir slogan bulmanın zamanı gelmedi mi?

Sağlıcakla,

Kadınlar Araba Kullanabilir Mi???

Küçükken bana oyuncak olarak bebek, gene bebek, hep bebek gelirdi. Bense trenlere, uçaklara, kumandalı arabalara meraklıydım. Kimsecikler almazdı. Her gelen hediye paketini merakla açar, hepsinde aynı hayal kırıklığını yaşardım. Sarışın Barbie mi??? Ben ne yapayım ki bunu… Ben arabaları sürmek, trenleri yarıştırmak, uçakları uçurmak isterdim…

Üniversiteye başladığım sene – acelem nedir bilmem – arkadaşlarla hemen ehliyet kursuna yazıldık. Derslere girdik, yanımızda gözetmenle araba kullandık, tam sınav için başvurdum bana demesinler mi “sen daha 18 olmadın ki bekleyeceksin”… Arkadaşlarım benden büyük, onlar çatır çatır aldılar ehliyetlerini bense birkaç ay sonra anca kavuşabildim ehliyetime. Fakat iş ehliyetle bitmiyormuş ki esas mesele araba sahibi olmakmış. Hem okuyup, hem çalıştığım için birkaç sene içinde bir de elden düşme arabam oldu. Hala gözümün önünde, 1974 model bir Amerikan arabası. Hem dışı hem içi yeşil. Araba büyük tank gibi birşey, bense minyon bir kız. Trafikte beni gören arabadan korkup bana yol veriyor. Bi dokundursam yamulacak karşı taraf. Fakat bir benzin yiyor ki evlere şenlik. Ben direk araba için çalışıyorum.

Bu arada yağ değiştirmeden lastik nasıl şişirilire, araba nerde yıkatılıra, soğukta içine ne koymalıya kadar yavaş yavaş her şeyi öğreniyorum ama oflaya puflaya. Ben arabaya binip, sürmesini seviyorum. Gitmeyi ve hep gitmeyi seviyorum. Bana verdiği özgürlük hissini seviyorum. Fakat o harcıydı, sigortasıydı, muayenesiydi beni bitirirdi… Öyle yuvarlanıp gidiyorduk ama benim araba çok masraflı. Ne kadar çalışsam yetişemiyorum. Sonunda ona daha iyi bakabilecek birine sattım, elimde arabanın ziyan olmasına daha fazla dayanamamıştım. Gönlüm huzurlu, ama içimde bir ukteyle senelerce yaşadım…

Ve yıllar sonra araba isteğim iyice artınca bu sefer ekonomik, küçük bir araba aldım. Fakat İstanbul trafiği ne olmuş, aldı mı beni bir korku. Bir de arabayı küçük görünce herkes üstüme üstüme geliyor. Parktan zaten hiç hazzetmezdim ama artık park yeri kalmamış ki haz edeyim. Bu sefer arabayı aldım, araba garajda duruyor ben her yere gene eski yöntemlerle gidiyorum. Bu durumu da kimselere söyleyemiyorum. Komik bir süreç geçiyor. Sonunda bu işi çözmem gerektiğine karar verip özel ders alıp, tekrar trafiğe çıkma cesareti buluyorum kendimde…

Fakat yaptığım komikliklerin haddi hesabı yok… Sol şeritte yavaş gitmeler, döneceğim kavşağı kaçırmalar, ters yöne girmeler, yolda kaybolmalar, park ettiğim yeri unutmalar, başkasından arabayı park etmeyi istemeler… Her yola çıkışım bir başka macera… Her otoparka dönüşümde bugün de döndüm şükür modundayım…

Fakat belirli bir dönemi geçtikten sonra öğrenmeye başladığımı fark ettim. Meğerse yolu okumak denilen bir şey varmış. 500 metre ilerden sola mı dönücen, son dakikayı beklemeyeceksin, çok daha evvelden pozisyonunu alman gerekiyormuş. Alışveriş merkezlerinde arabayı park mı ettin, kaçıncı kattasın, rengi, numarası ne dikkat etmeden arabanın yanından ayrılmaman gerektiğini öğreniyorsun. Hatta geçen de bir arkadaştan bir yöntem öğrendim süper. Telefonuyla park ettiği yerin fotoğrafını çekiyormuş. Unutma riskini de ortadan kaldırdı yani… Yolları ise yavaş da olsa öğreniyorsun. Daha az kayboluyorsun. Park sorunu mu, gidiyorsun bir açık alanı olan alışveriş merkezine saatlerce araba park etmeyi çalışıyorsun, ya tamam belki süper olmuyorsun ama başının çaresine bakacak hale geliyorsun. Bir noktadan sonra arabanın seni değil senin arabayı kullandığın bir an geliyor…

Fakat şu evrak işi yok mu, gerçekten ona hala alışamadım. Onları takip etmek de yaptırmak da tam bir kabus. Ona da “gülü seven dikenine katlanır” olarak yaklaşıyorum. Araba öyle bir özgürlük ki, direksiyona geçip saatlerce kullanmanın verdiği hazzı anlatamam. Bayılıyorum.

Kadınlar araba kullanabilir mi sorusuna dönersek, kullanabiliriz tabi ki ama gerçekten iyi olmamız için daha çok pratik yapmalıyız. Bizler ne yazık ki arabayla çok geç tanışıyoruz. Erkek çocuklarına üç yaşından itibaren oyuncak arabalar verilirken bizlere habire bebek veriliyor… Artık kız çocuklarımıza da oyuncak arabalar alalım olur mu???

Sağlıcakla,