Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

998128_357689157687032_810073216_n[1]
Kaynak: Hülya Reis

Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

Bugün modern tıp eğitimi gören insanların birçoğu Doğu tıbbına duyarsız. Oysa bugün Amerika’da kabul görmüş olan birçok tedavi yöntemi Doğu tıbbında 10.000 senedir var olan şeyler.

Alternatif *CAM (Tamamlayıcı ve Alternatif tıbbın ingilizcesi Complementary & Alternative Medicine’ın kısa hali) denen Doğu tıbbı, Ba…tı’nın “Bir ölçü tüm bedenlere uyar” mantığının tersine hareket eder.

Doğu tıbbı insanın ruh ve bedeniyle bir bütün olduğunu; her kişinin bir parmak izi gibi diğerinden farklı olduğunu dolayısıyla hastalığından herkeste farklılık gösterdiği inancında.

Doğu tıbbına bakılarak geleneksel olmayan tıp’’, “folk tıbbı’’, “Doğu tıbbı’’ ve “holistik tıp’’ gibi farklı tanımlar da ortaya çıkmıştır.

Eski Çin’de tıp bilimi, “Tao” üstüne kurulmuştur. Tam olarak çevrilmesi âdeta olanaksız olan bu terim “patika” ya da “yaşam yolu” anlamına gelir. Tao’yla uyum içinde yaşayan insan, sağlıklı insandır.

Doğa yasalarına uygun, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi yaşamak, Tao’yla uyum içinde yaşamaktır. Doğa yasalarına aldırmamak, uyumsuzluk, dengesizlik ve hastalıkla son bulur.

Taocu tıbbı yönlendiren bazı genel prensipler var. Doğu medeniyetlerinde bazı düşünce sistemlerini şekillendiren ve Çin kültürüne şamanizmden miras kalan analoji prensibi ile karşılaşılması şaşırtıcı olmamalı.

Zaten, hem Ortaçağ hem de Rönesans Avrupa’sında da bu prensip simyacılar tarafından benimsenmişti.

Analoji prensibi, benzer formların benzer etkiler ürettiğini kabul eder ve bir objenin numunesinin lazer tekniğiyle bize bütün obje hakkında bilgiler vermesiyle örneklendirebileceğimiz holografi prensibiyle yakın ilişki içindedir. Bu prensibin Antik Çağ’dan beri -sırf Çin’de de değil- bilinegelmekte olduğunu Anaksagoras’ın ünlü “bütün bütünün içindedir” sözü ile anlamaktayız. Bu motta, özellikle Batı simyasının belirleyici formüllerinden olmuştur.

Çinli’ler kendilerine has, tabiri caizse simyevi bir düşünsel stil edinmişlerdir: Dış görünüşlerin incelenmesi, o bireyin içsel durumuna ulaşılmasına da izin verir. Hatta, içselliğin algısını bilgeler direk olarak edinebilirler

Çin tıbbının ardındaki felsefe Budizm ve Konfüçyusçu öğretiler ile Taocu dini ve felsefi birleşik görüşlerin bir karışımıdır.

Her ne kadar geleneksel Çin tıbbı pratisyenleri arasında çok çeşitli düşünce okulları olsa da, temelini beş Taocu aksiyom oluşturur:

İnsanlar da dahil olmak üzere evreni yöneten doğa kanunları vardır.

Evrenin doğal düzeni doğal olarak uyumludur ve iyi düzenlenmiştir. İnsanlar evrenin yasalarına göre yaşadıklarında, bu evrenle ve doğal çevreyle de uyumlu yaşarlar.

Evren dinamiktir, evrende değişmeyen tek şey değişimdir. Durgunluk, evren yasasının karşıtıdır ve Batı tıbbının hastalık olarak adlandırdığı şeye neden olur.

Tüm canlılar birbirine bağlıdır.

İnsanlar çevrelerine çok yakından bağlıdır ve çevrelerinin bütün yönleri tarafından etkilenir.

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz.

Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz bugün dünyanın en iyileri arasında yer alır; ‘Operasyon sonrası kalp yogası yapacaksın’ diyor… E Doğu tıbbı bunu 7 bin senedir biliyor! Bugün meditasyonun ya da rahatlatıcı nefeslerin beyin dalgaları ve stres hormonu üzerindeki etkileri son derece net durumdadır.

*********************************************************

Felsefi Arka Plan – Kozmik ve Doğal Düzen

Taocu düşüncede Tao ya da ilk evrensel ilke, bütün doğa modellerinin altında yatan karşıt prensipler dualitesi üretmiştir. Bu yin ve yang prensipleri, zıt kutuplar oldukları kadar karşılıklı olarak bağımlıdır. Bunlar geleneksel Çin tıbbındaki temel kavramlardır.

Yin, soğuk, nemli, loş, pasif, yavaş, ağır ve içe ya da aşağıya doğru hareket eden;

yang ise sıcak, kuru, parlak, etkin, hızlı, hafif ve yukarı ya da dışarı yönelen her şeyi temsil eder.

Her iki kuvvet de doğa ve insan sıhhatinde eşit derecede gereklidir, ayrıca hiçbir kuvvet bir diğeri olmadan var olamaz. Bu iki ilkenin dinamik etkileşimi mevsim döngüsü, insan yaşam döngüsü ve diğer doğal olgularında kendisini gösterir.

Geleneksel Çin tıbbının amaçlarından biri kişinin içindeki yin ve yang’ı ahenkli bir denge içinde tutmaktır.

Taocu öğretmenler Tao’nun yin ve yang’ın yanı sıra, aynı zamanda üçüncü bir kuvvet yani başlangıçta var olan enerji ya da q’yi (ki ya da çi olarak telaffuz edilir) ürettiğine inanmıştır.

Yin, yang ve qi arasındaki etkileşim, Beş Element olan su, metal, toprak, ağaç (tahta) ve ateşi meydana getirir. Bu öğelerin hepsi insan vücudunun yapısı ve işleyişine yansır.

İnsan

Geleneksel Çin hekimleri insan vücudunun yapısını diseksiyon (dokuların kesilerek ayrılması) yoluyla öğrenmemiştir çünkü bir bedeni keserek açmanın atalarına saygısızlık olacağına inanırlar. Bunun yerine majör organların konumlarını ve işlevlerini, asırlar süren gözlemleriyle saptama ve daha sonra bu organları yin, yang, qi ve Beş Element ilkeleriyle ilişkilendirme biçiminde bir anlayış geliştirmişlerdir.

Bu şekilde;

ağaç karaciğer (yin) ve safra kesesi (yang);

ateş kalp (yin) ve ince bağırsak (yang);

toprak dalak(yin) ve mide (yang);

metal akciğerler (yin) ve kalın bağırsak (yang);

ve su böbrekler (yin) ve mesane (yang) ile ilişkilendirilir.

Çinliler aynı zamanda vücudun, kan, ruh, yaşam özü (vücudun qi ve kandan ürettiği büyüme ve gelişme ilkesi), sıvılar (salya, omurga sıvısı, ter, vb. gibi kan dışındaki bütün sıvılar) ve qi’den oluşan Beş Esansiyel Madde içerdiğine de inanmışlardır.

Geleneksel Çin tıbbının eşsiz bir özelliği de meridyen sistemidir. Çinli hekimler vücudun meridyenler denilen ve çeşitli organları birbirine bağlayan ve dengeleyen bir enerji yolu ağı ile düzenlendiğine inanır.

Meridyenlerin dört fonksiyonu vardır: iç organları vücudun dışıyla ve kişiyi çevresi ve evren ile bağlar; vücuttaki organlardaki yin ve yang prensipleri ile Beş Madde’yi uyumlu hale getirir, qi’yi vücuda dağıtır; vücudu hava durumu ile ilgili (rüzgar, yaz sıcağı, rutubet, kuruluk, soğuk ve ateş) dış dengesizliklere karşı korur.

*********************************************************

• Batı tıbbına göre sağlık demek ağrılardan, belirtilerden ve fiziksel ya da zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmak demektir. Doğu tıbbına göre ise sağlık beden, zihin ve ruh arasında tam bir uyum sağlamaktır.

• Batı tıbbında sağlıksız olmak, bir neden ve belirtiden dolayı bedensel yapıda oluşan bir kusurdur. Doğu tıbbına göre ise bu vücudumuzda dolaşan doğal enerjinin (çi) dengesini kaybetmesidir.

• Batı tıbbına göre belirtiler hastalığın işaretidir ve hemen yok edilmesi gerekir. Doğu tıbbına göre ise belirtiler hastalığı iyileştirmek için vücudun gösterdiği çabadır.

• Batı’ya göre hastalığın nedeni vücuda dışarıdan etki eden hastalıklı bir şeydir. Doğu’ya göre Çi enerjisini uyumsuz hale getiren herhangi bir harekettir.

• Batı tıbbı sağlıklı yaşamayı empoze etmekten çok tedavi etmeye odaklanır. Doğuya göre kişinin görevi hastalığı önlemek için sağlıklı ve uyum içinde bir yaşam sürmektir.

• Batı’da doktorlar araba tamircisi gibi çalışır. Gelen hastaya mekanik, bozulmuş, yolda kalmış bir araç gibi yaklaşır. Doğu’da hekimin görevi hasta olduklarında onları iyileştirmek yerine onlara yol gösterip sağlıklı kalmaları için asistanlık etmektir.

• Batı’da tedavinin amacı belirtileri ilaçla yok etmek ya da ameliyat etmektir. Doğu’da ise her şekilde yaşamsal değişiklileri dengeye sokmaktır.

• Batı tıbbının yegane gücü yapısal travmalara, kusurlara ve hayati tehlikesi olan hasatlıklara karşı ilaç ve ameliyatla müdahale etmektir. Doğu tıbbının en güçlü özelliği ise kronik denen hastalıkları önlemeye ve anlamaya çalışmak, yaşam tarzını düzenlemek, beden ve zihin dengesini sağlayıp korumaktır.

Doğu içe dönük çalışmalar sürdürmektedir, içerdeki enerjiyi ortaya çıkartmak ve onun gücünü kullanmakla ilgileniyor. Somut enerjide olan enerji tıkanıklığına yani hastalıkların, kökünün ve başlangıç noktası olan düşüncelerle tedavi yöntemlerinle ilgileniyorlar.

10.000 yıldan bu yana her bir insanın içsel yolculuk deneyimlerine kulak vererek çözümler ortaya konuluyor. İlaç ve ameliyatın yerine teknik ve metotlar kullanıyorlar.

Doğunun alternatifi düşünce yani başlangıç. Doğu alternatif düşünce yapısını ve düşünceden sonuca giden yollar üzerinde çözümler üretiyor. Batı tıbbı ise sonuçlara bakarak çözümler üretiyorlar.

Aslında ikisi farklı kulvardalar.

Enerjilerin orta merkezi olarak kabul edilen nokta atomlar. Doğunun çalışmalarının tümü atomu altı ,batının ise atom üzeri …

Çağımızda Doğu ve Batı tıbbının, inanç ve felsefelerini birleşik uygulama yolunda çaba gösterenler artık kabul etmiştir ki;

“Bir hastalık varsa, bunu sebebi düşüncelerdir”

YAZININ SAHİBİ: HÜLYA REİSDİR…

Fatoş Pabuccu Tuncayın sayfasından alınmıştır

 

********Mutfaktaki Mucize Baharat Tarçın***********

12208656_937903046276697_7051021007097279218_n[1]
.Çay olarak içilebileceği gibi çeşitli yiyeceklerin üzerine serpilip ya da direk yenilerek de tüketilebilir.…
İşte Tarçının Faydaları:
1-Kolestrolü düşürür.
Çalışmalar günde sadece yarım çay kaşığı tarçın tüketilmesinin kolestrolü düşürdüğünü göstermiştir.Tarçın kandaki kötü
kolestrol ve trigliserid seviyesini düşürür.

2-Kan şekerini düşürür Tip 2 Diyabeti tedavi eder.

Çalışmalar günde sadece yarım çay kaşığı tarçının kan şekerini dengelediğini göstermiştir.Tarçın insülünün daha etkin
olmasını sağlar ve bu sayede kilo kontrolü ve kalp krizi riskinin azaltılmasında yardımcı olur.
3. Kalp Hastalıklarına Faydalıdır.

Tarçın kalp damar sistemini güçlendirir.Tarçında bulunana kalsiyum ve lif kalp hastalıklarına karşı bir koruma sağlar.Biraz
tarçın koroner damar hastalığında ve yüksek tansiyonda yardımcı olur.

4-Kanserle Savaşır.

Aeerika Maryland’de yapılan bir araştırma tarçının kan kanseri ve lenf kanserinde kanserli hücrelerin bölünmesini azalttığını
göstermiştir.

Tarçındaki kalsiyum ve lif kombinasyonu safra salgısını artırarak kolon hücrelerinin zarar görmesini dolayısıyla kolon
kanserini önler.

5-Diş Ağrısı ve Ağız Kokusu Giderici.

Tarçın geleneksel olarak diş ağrısı tedavisinde ve ağız kokusu giderici olarak kullanılır.Bir kaç çimdik tarçın ağızda
çiğnenebilir ya da çayı yapılıp gargara olarak kullanılabilir.

6- Solunum sorunlarını tedavi eder.

Tarçın grip için çok faydalı bir ev ilacıdır.Bir çay kaşığı bal ve çeyrek çay kaşığı tarçın karıştırılır ve yenir.3 gün
boyunca devam edilir.Bu reçete öksürüğe,soğuk algınlığına ve sinüzite iyi gelir.
7- Beyin Toniği

Tarçın beyin aktivitesini artırdığından beyin için iyi bir toniktir.Sinirsel tansiyonu tedavi eder,hafıza kayıplarını önler.

Çalışmalar tarçını koklamanın bilişsel fonksiyona,hafızaya,zihinsel performansa iyi geldiğini,uyanıklığı ve konsantrasyonu
artırdığını göstermiştir.
8- Enfeksiyonlara iyi gelir.

Anti mantarianti bakteriyel,anti viral anti parazitik ve antiseptik özellikleri nedeniyle dahili ve harici enfeksiyonlarda
etkilidir.

9- Adet dönemini kolaylaştırır.

Tarçın kadın sağlığında da faydalıdır.Adet kramplarında ve diğer adet sorunlarında rahatlama sağlar.
10-Doğum Kontrolü

Tarçın aynı zamanda bir doğal doğum kontrol aracıdır.Doğumdan sonra düzenli olarak kullanılması adeti geciktirir ve gebeliği
önler.

11- Anne Sütünü Artırır.

Tarçın anne sütünde artış sağlar.

12. Eklem iltihabından kaynaklanan ağrılarda rahatlama sağlar.
Tarçın anti iltihap maddeler içerdiğinden,eklem iltihabı gibi hastalıklarda rahatlama sağlar.
Copenhagen Üniversitesinde yapılan bir çalışma sonucunda bir hafta boyunca her sabah 1 çay kaşığı balla çeyrek çay kaşığı
tarçını karıştırıp yiyen hastlarda belirgin bir rahatlama görülmüş,bir ay boyunca kullanan hastalar ağrısız yürüyebilmişler.
13- Sindirim Toniği

Tarçın pek çok yiyeceğe baharat olarak eklenmeli,güzel bir tat vermesini dışında ayrıca hazmı kolaylaştırarak sindirime katkı
sağlar.Tarçın hazımsızlık,mide bulantısı,kusma,mide sorunları,ishal ve gazda çok etkilidir.Bağırsak ve mideden gazı atmak
konusunda çok yardımcıdır. Asitliliği,ishali ve sabah halsizliğini bitirir.Çok etkili bir sindirim toniğidir.

14-İdrar Yolları Enfeksiyonlarına İyi Gelir.

Düzenli bir şekilde tarçın tüketen insanlarda idrar yoları enfeksiyonları daha az görülmektedir.Tarçın idrar
söktürücüdür,İdrarı artırır ve söktürür.

15- Pıhtılaşma Önleyici Etki

Tarçında bulunan Cinnamaldehid adlı maddenin kanın pıhtılaşmasını önleyici etkisi vardır.Acil durumlarda kanamanın durması ve
yaraların kapanması için gerekli olan kanın pıhtılaşması normal şartlarda da olursa damar tıkanıklığına neden
olur.Cinnamaldehid kandaki gereksiz pıhtılaşmaları önleyici bir maddedir.

16- Doğal Gıda Koruyucu
Yiyeceklere eklendiği zaman bakteri oluşumunu engeller ve doğal bir koruyucu görevi üstlenir.
17- Baş Ağrısı Ve Migrende Faydalıdır.

Soğuk çarpması nedeniyle oluşan başağrısında tarçın az bir suya eklenir ve macunumsu hale gelince ince bir tabaka halinde
şakaklara ve alna sürülür.

18- Sivilce ve Siyah Noktalarda Etkilidir.

Tarçın kanı temizler bu yüzden sivilcelerde faydalıdır.Bir kaç damla limon suyuna bir iki çimdik tarçın karıştırılarak elde
edilen macun sivilce ve siyah noktalrın üzerine uygulanırsa faydalı olur.

19- Kanı inceltir ve kan akışını hızlandırır.

Tarçın kan incelticidir ve bu sayede kan dolaşımını hızlandırır.Bu etkisi sayesinde ağrıların azalmasında yardımcı olur.İyi
kan dolaşımı hücrelere daha fazla ve daha çabuk oksijen gitmesine yardımcı olur ve böylece metabolizmayı hızlandırır.Düzenli
olarak tarçın kullanarak kalp krizi riskini azaltabilirsiniz.

20- Kasları Gevşetir.

21-Kas ve Eklem Ağrılarını Rahatlatır.

Düzenli olarak tarçın tüketenler,tarçın tükettikten sonra kas ve eklem ağrılarında belirgin rahatlama olduğunu söylerler.
22-Bağışıklık Sistemini Güçlendirir.

Bal ve tarçın karışımı bağışıklık sistemini güçlendirir,halsizliği yok eder,ömrü uzatır.Yaşlanmayı geciktirici etkiye
sahiptir.

23- Kaşınmada Etkilidir.

Bal-Tarçın macunu bözek ısırmalarına ve kaşınmaya karşı da kullanılır.

24-Çok zengin bir manganez,fiber(lif),demir ve kalsiyum kaynağıdır.

25-Tarçın kanamayı durdurucu etkiye sahiptir bu yüzden yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlar.
Tarçını sağlığınızı düzeltmek veya bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için kullanabilirsiniz.Tarçını çayınıza,kahvenize
ekleyebilir yediğiniz meyvelerin,tatlıların üzerine serpebilirsiniz.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BOZA

12249651_937897836277218_7953591907251295901_n[1]

– Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri de bulunuyor. Mayalanması sırasında ürettiği laktik asit ise ender gıda maddelerinde bu…lunuyor ve bu değerli asit türünün hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye ediliyor. İçinde ilk başta yüzde 20 şeker olsa da daha sonra yüzde 8’lere kadar düşüyor. İçindeki yağ oranı da sıfır. Bağırsak florasını düzenler. İçindeki aktif mayalarla probiyotik özelliği vardır. Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur. Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisine yardımcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Tarçını iyice karıştırarak içeceksiniz yoksa daha çok gıcık yapabilir..

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YOLUMUZU ENGELLEYEN 5 KORKU

Screen-Shot-2013-10-01-at-10.49.22-PM[1]

Yaşadığımız tüm korkular, şartlandırmalardan ibarettir. Bir ‘unsur’ bizi korkuya sevk eder. Korkunun spritüel işleyişine ve aşma yöntemlerine dört temel konu üzerinden değinmek istiyorum: Varlık Korkusu, Hastalık Korkusu, Para Korkusu ve İnsan Korkusu.

Korkuyoruz birçok şeyden. Parasız kalmaktan, evlenememekten, cinlerden, inlerden, hırsızlardan, hastalıklardan, felaketlerden… Hatta bazen kendimizden korkar hale geliyoruz ve bir sebep olmasına gerek kalmıyor korkmak için. Bir hastalık gibi bulaşıyor, yayılıyor korku…

Eski bilgeler “Korktuğunuz şeylerden özgürleşene kadar, korktuklarınız başınıza gelecektir” der. Bu biraz korkutucu bir söz gibi gelse de, maalesef doğrudur. Korku, insanı güçsüz bırakan en temel duygudur. Peki korktuğumuzda neler oluyor? Neden korkularımızın üstesinden gelmeliyiz?

İnsanı her şeye karşı güçlü kılan şey, iradesidir. İrade, seçimleri yapmamıza olanak vererek tekâmülümüzü tamamlamamızı sağlayan en önemli unsurdur. İrademiz sayesinde hayatın bize sunduğu derslerden sonuçlar çıkarırız ve bir şeyler öğreniriz. Yine irade sayesinde seçimler yaparak kendi kaderimize yön veririz. İrade, bize verilen ve diğer canlılardan bizi üstün kılan en önemli hediyedir. Ama iradenin çok büyük bir düşmanı vardır: Korku.

Korkmak, zihnimizin kontrolünü kaybetmemize neden olur, haliyle iradeyi zayıflatır. Seçimlerimizi net bir düşünce ile yapmamızı engeller ve en önemlisi, kendimizi ifade etmemizde engel teşkil eder. Korku duygusu oldukça kaotiktir. Önce zihinde, sonra enerjimizde ve en nihayetinde sezgilerimizle auramızda kaosa, düzensizliğe neden olur.

Korku hallerinde sezgiler adeta kapanır ve devreye ego girer. Çünkü ego, hayatta kalmak ister. Bunun yanı sıra bu duygusal kaos, auramızdaki duygusal bedende enerji dengesizliğine sebep olur ve bu da bizi sağlıksız bir bilinç konumuna sokar. Farkındalık düşer. Bütün bu süreç, seçimlerimizi yapmamızı engeller. Mesela gitmemiz gereken bir yere korkunun yarattığı kaosla gidemeyebiliriz veya başarılı olabileceğimiz bir konuda başarısızlığa sebep olur.

Korku, sadece duygusal ve enerjisel düzeyde değil, fiziksel süreçte de dengesizliğe neden olabilir. Ellerde titremeler ve göz bebeklerinde değişimlere sebep olur. Yaşadığımız tüm korkuların, şartlandırmalardan ibaret olduğunu unutmamalıyız. Bir “unsur” bizi korkuya sevk eder. Korkunun spritüel işleyişine ve aşma yöntemlerine dört temel konu üzerinden değinmek istiyorum; Varlık Korkusu, Hastalık Korkusu, Para Korkusu ve İnsan Korkusu…

Varlıklardan Korkmak

Çok konuşulmasa da toplumumuzda yoğun bir şekilde cinlere karşı korku vardır. O kadar büyüktür ki bu korku, cin demek yerine “üç harfli” veya “iyi saatte olsunlar” gibi kodlar kullanırız. Birçok kişinin karanlık korkusunun temel nedeni aslında cinler ve diğer varlıklara karşı duyulan korkudur. Peki korktuğumuz şey ne bunun farkında mıyız?

Bu tür korkuları yenmenin en etkili yollarından biri korkunun temeline inmek ve korkuyla yüzleşmektir. Hepimizin bildiği gibi, insanoğlu bilmediği ve idrak edemediği şeyden korkar. Karşıda fiziksel bir şeye nazaran ruhani ve bilinmeyen bir güç olması kişinin korkmasının temel sebebidir.

Bu korkuyla ilgili iki temel şeyi bilirsek ve bunları içselleştirirsek, bu korkunun üstesinden geliriz;

Biz istemediğimiz sürece hiçbir şey bize zarar veremez.

Özellikle ruhani şeyler… Nedeni de çok basit; irade yasası. İrademiz ile bir bedensiz varlığı istemediğimizde bunun için dua edip içimizdeki ışığa tutunduğumuz anda hiçbir varlık bizi rahatsız edemez. Bu konuda sınırlar ve kurallar kesindir. Yalnız burada çok güçlü bir irade şarttır. Korkmak, iradeyi zayıflatır haliyle korkunun ötesine geçmek için güçlü bir istek ve iradeye sahip olmalıyız. Neden bir varlık veya neden bir olay bizim özgürlüğümüzü kısıtlasın ki? Özgürlüğümüzü elde etme isteği zaten korkularla savaşmanın en güçlü kaynaklarından biridir.

Hiçbir varlık herhangi bir neden olmadan size musallat olmaz.

Eğer ortada böyle bir durum yoksa yani varlığın size gelmesi için bir vesile yoksa bütün fenomenler büyük olasılıkla bilinçaltından kaynaklanır.

Birçoğumuz ben inanmam veya korkmam deriz ama bunla ilgili bir vaka duyduğumuzda tüylerimiz ürperir. Aslında bu bastırılmış bilinçaltı fobilerinden biridir. Haliyle yapmamız gereken bu iki temel kuralı bilmek ve kesinlikle dualarımızla irademize güvenmektir. Kalbinizi ferah, ruhunuzu aydınlık ve zihninizi berrak tuttuğunuz sürece hiçbir varlığın -fiziksel ve ruhsal- size zarar veremeyeceğini bilin ve bu güçlü bilgiyle güçlü bir şekilde ruhsal yolunuza devam edin.

Hastalık Korkusu

Hasta olmaktan korkmak bizim toplumumuzun bir diğer temel korkularından biri. Hatta bu yüzden hastaneye gitmeyen insanlar olduğunu biliyorum. Hastaneye gitmediklerinde hastalık teşhis edilmediği için kafalarının rahat olacağını düşünüyorlar. Farkındaysanız bu oldukça tehlikeli bir düşüncedir. Ön teşhis birçok hastalığı önceden engellemenin en önemli yoludur.

Hastalıklar zihinsel bedende başlar ve fiziksel bedeni yavaşça etkiler. Haliyle birçok hastalığın –genetik olanlar dışında- genelde zihinsel bir alt yapısı vardır. Haliyle hastalıktan korkmak, zaten bedeni hastalığa açmak demektir. Bu konuda şunu bilmemiz çok önemlidir:

Vücudumuz bizi hastalıklara karşı korumak için bütün donanımlara sahiptir.

Tek yapmamız gereken şifalanmak için bu vücudumuzdaki donanımları zihinsel olarak desteklemek! Yani olumlu düşünmek…

Bu süreçte sağlıklı beslendikten ve spor faaliyetlerini yaptıktan sonra arınık bir zihinle olabildiğince stresten uzak bir hayat yaşamak bizi sağlıklı kılacaktır. Tabi ki düzenli sağlık kontrollerini yapmak şartıyla. Bu süreçte stresten uzak durmanın en iyi yolu artık modern tıbbın da desteklediği meditasyondur. Meditasyonda uzmanlaştığınızda en stresli anda bile hafif trans haline girerek stresin üstesinden gelerek, zihninizi berraklaştırabilirsiniz.

Bilmek ve deneyimlemek birçok korkuyu yenmenin anahtarıdır. Hastalanmaktan korkmamak için de hastalığın detaylarını bilmek yerine vücudun savunma yöntemini bilmek daha önemlidir. Burada biz bilgi edinmeyi, hastalığı araştırmak olarak algılıyoruz. İnternetten yarım yamalak bilgilerle belirtileri kontrol ediyoruz. Sonra da “Aa belirtiler uyuyor, var mıdır acaba?” diye paniğe sürükleniyoruz. Bu yöntemler oldukça yanlış. Eğer illa bir bilgi üzerine araştırma yapmak istiyorsak, bu hastalık üzerine değil, sağlığımızı desteklemek ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmek için olmalıdır.

Korkuların en büyük açığı, odak noktalarıdır. Korkularda, odak noktalar paranoya düşüncelerken, odak noktasını olumlu ve iç rahatlatıcı düşüncelere çevirdiğiniz anda korkunun etkisi üzerinizde zayıflar.

Vücudunuzun mükemmel yaratıldığını ve her hastalığa karşı bağışık olduğunu bilin ve buna inanın. Bırakın geri kalanı sizin desteğinizle güçlü vücudunuz yapsın. Endişeleri temizleyin.

Para Korkusu

Biz halk olarak zengin olmaktan korkuyoruz. Bunu kendimize birçoğumuz itiraf edebiliyordur sanırım. Zengin olunduğunda veya para geldiğinde, sanki kötü bir şeyler olacakmış hissi duymamız bizim ortak noktalarımızdan biri.

Paranın, hayatta güvencemizi sağlayacak bir araç olduğunu unutmayalım.

Evet para değerlidir, ama bir amaç olarak değil araç olarak.

Haliyle toprak ananın bereketini ve bolluğunu sevgiyle kucaklayalım. Para, bir isteğimizi elde etmek için oldukça kullanışlı bir araçtır ve yaşamımız için bunu kullanmamak pek mantıklı değildir. Size bir sır vereyim, zengin olduğunuzda da huzurlu ve mutlu olabilirsiniz, hem de eskisinden daha çok.

Bu işin tek önemli noktası; Parayı amaç haline getirdiğiniz anda işler sarpa sarar ve o zaman mutsuzluk getirir, diğer bütün araçlar gibi. Mesela ruhsal yolda amacınız sadece bir takım mucizevî güçler elde etmekse, yine hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır çünkü amacınız tekâmül etmek, bu tür fenomenler de bu yoldaki araçlardır. Hayattaki asıl amacımıza götüren araçları amaç haline getirdiğimiz anda, yolumuz tıkanır ve işte o zaman korkularla, endişeler başlar. Bu da bize mutsuzluğu ve sorunları çeker.

İnsan Korkusu ve Yargılanma

Birbirimizden korkuyoruz ve güvenemiyoruz. İşte en tehlikeli ve yaygın korkulardan biri de budur. Bu beraberinde “El alem Ne Der?” yani yargılanma korkusunu, toplum önünde konuşma korkusunu, güvensizliği ve nicesini getirir. İnsanların bizden farklı olmadığını bilmek ve herkese karşı sevgi beslemek bu korkuyu biraz daha aşmamıza yardımcı olacaktır.

Bilhassa yargılanma konusunda hiçbir korkumuzun olmaması gerekmektedir. Bir insanın sizi yargılayabilmesi için o insanın “mükemmel” olması gerekir. Ama bu dünya üzerinde hiç kimse “mükemmel” değildir. Mükemmel olmamak zaten bizi insan yapan temel noktadır. Hata yapmadan nasıl tekâmül edebiliriz? Hata yapmadan nasıl bir şeyleri öğrenebiliriz? Hata yapmak durumundayız ve her insanın yaptığı hatalar muhakkak vardır. Haliyle kimsenin bizi yargılama hakkı olmadığını temel olarak bilmeliyiz. Bizim de aynı şekilde kimseyi yargılama hakkımız yoktur çünkü Hz. İsa’nın dediği gibi “Yargılarsan sen de bir gün yargılanırsın.”

İnsanları kabullenmek ve karşıya sevgiyi yansıtmak, bütün bunların üstesinden gelmemizi sağlayacaktır.

Korkulardan Sıyrılmak için Alıştırmalar

• Otohipnoz

Bunun için ses kaydı yapmanız gerekiyor. Öncelikle bir 10 dakikalık boşluk bırakın. Bu 10 dakikada meditasyon yapıp, hafif trans haline geçeceksiniz. 10 dakikadan sonra 15 dakikayı geçmeyecek bir konuşma kaydedin. Bu telkinler ve olumlamalarda hiçbir olumsuz kelime geçmemeli bunu unutmayın. “Korku” veya “endişeli değilsin” kelimeleri değil “rahatsın, huzurlusun” veya “özgürsün, kendine güveniyorsun” gibi kelimeler tercih edin. Bir “ben” var “benden” içeri; Bilinçaltı isimli yazımda nasıl kaset doldurabileceğinize değinmiştim, o başlığı inceleyebilirsiniz.

• Zihni temizleme

Bu meditasyon da yine zihni susturmak için kullanılan çalışmalardan biridir. Özellikle sezgileri dinlemek için bu çalışma tercih edilir. Bunda zihninizin içine doğru yolculuk ettiğinizi imgeleyin edin. Ve zihninizi büyük bir oda olarak görün. Burada birçok örümcek ağı ve toz var. Bunlar sizin kafanızı karıştıran zihinsel soru işaretleri. Şimdi parlayan ışıktan bir süpürge alın ve buradaki tüm örümcek ağlarını süpürün, bunu yaparken zihninizin de daha berrak olduğunu imgeleyin. Bu kuşkularınızı kaldırıp daha net düşünmenizi sağlayacaktır.

• Ortam Değiştirme

Bunu kabalık ortamlarda –mesela araba trafiğinde- veya korku anlarında yapabilirsiniz (mesela gece uyuyamadınız ve sıkıntı bastı, varlıklardan korkuyorsunuz). Derin derin nefes alın verin ve her nefes verişinizde sıkıntının ağzınızdan çıktığını imgeleyin. Ardından kendinizi hoşunuza giden bir ortamda hayal edin. Mesela her tarafı ağaçlarla kaplı bir orman. Ormanın oksijenini hissedin, orada bir dere hayal edin ve derenin sesini duyun, hatta esen rüzgarın ferahlığını teninizde hissedin. Bu şekilde kendinize yeni bir dünya, bir ortam yaratın ve oranın tadını çıkarın. Bilinçaltı bu yarattığınız ortamın gerçek mi sahte mi olduğunu ayırt edemez, haliyle bu ortama odaklanmak belli bir süre sonra sizi huzurlu ve rahat kılar. Eğer bu tür çalışmaları düzenli yaparsanız, imgeleme oldukça kısalacaktır.

• Düşünce Değiştirme

Korku anlarında kullanılabilecek en iyi yöntemlerden biridir. Oldukça basittir; Çok güçlü ve güzel bir anınızı ya da çok sevdiğiniz bir kişiyi bulun. Ve o kişiye ya da anıya odaklanın. İçinizdeki korkuya nazaran, ruhunuzu bu güzel anının huzuru ve kişiye olan sevginiz ile doldurun. Korkulu düşünceler dağılacak yerine huzur alacaktır. Kötü düşünceleri iyi düşünceler ve anılarla yer değiştirin.

• Yüzleşme

En iyi yöntem cesaret etmek ve korkuların üzerine gitmektir. Ne kadar klasik olsa da, en etkili yöntemlerden biridir. Korkuların bizi kısıtlamasına izin vermemek ve bunun ipini kendi elimize almamız oldukça önemli. Hatta korkularınıza kıza bilir, onlara meydan okuyabilirsiniz emin ol bu meydan okumadan siz galip çıkacaksınız. Korkular, ruhun özgürleşmesini engelleyen unsurlardır ve bunları birer birer alt etmek görevlerimizden biridir. Korkuları yenmenin oldukça kolay olduğunu unutmayın ve içinizdeki büyük güce inanın.

İndigo (Efe Elmas)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Emekli Olunca Yaşayabileceğiniz On İki Sahil Kasabası…

Emeklilik hayali ikiye ayrılır. Emekli olunca dünyayı gezme hayali kuranlar ve sessiz, sakin bir sahil kasabasına yerleşip, müstakil evinin bahçesinde domates yetiştirmeyi düşleyenler… Biz ikincisine sesleniyoruz. Özellikle kalabalık şehirlerde yaşamanı sürdüren, her gün ömründen bir parçasını trafikte yitiren ve ruh emici gökdelenlerin arasında bir gıdım oksijene muhtaç kalan bizlerin, emekliliğimizde daha dingin bir hayat sürme isteğimiz hiçbir şekilde sıkıcı karşılanmamalı. Senelerini iş hayatına adamış, 30 – 35 yıl devlete ya da özel sektöre hizmet vermiş büyüklerimizi düşündük, emekli olunca yaşayabileceğiniz 12 sahil kasabasını bulduk.

1 – Akarca

akarca

Akarca‘yı çoğu insan bilmez. Çünkü burada sabahın ilk ışıklarına dek süren eğlenceler yoktur. Yalnızca buz gibi bir deniz ve dingin bir yaşam sürmeyi seçmiş emekli büyüklerimiz vardır. Genelde yazlıkçıların mekanı olan Akarca, İzmir‘in Seferihisar ilçesinde bulunuyor. Ege Denizi‘nin en berrak hali, bu güzide sahil kasabasına bahşedilmiş desek yeridir.

2 – Bademli

bademli

Fotoğraf: Ercan Çelik

Eğer emekli ikramiyenizi Maldivler’e yatırmak istemiyorsanız, ikinci seçenek olarak Bademli Köyü‘nü düşünebilirsiniz. Neden böyle diyoruz, çünkü Bademli’deki deniz, o gördüğünüz Maldivler’deki okyanustan farksız. Popüler olamamasının nedeni ise malum, zamane gençliği işte. Bademli’nin İzmir’in Dikili ilçesinin güneybatısında olduğunu da belirtelim unutmadan.

3 – Çukurbağ

çukurbağ yarımadası

Sessiz ve sakin bir hayat süreyim, domatesimi de ekeyim ama sıkılınca eğlenceden de çok uzak kalmayayım diyorsanız eğer, o zaman Çukurbağ Yarımadası‘na yerleşebilirsiniz. Antalya‘nın Kaş ilçesinde bulunan Çukurbağ, Meis Adası’nın manzarasıyla da büyülüyor insanı. Hem torunlarınız da çok sevinir bu duruma.

4 – Güzelçamlı

güzelçamlı

Hep özlediğiniz o bakir doğaya en sonunda kavuşacağınız bir yer Güzelçamlı. Aydın‘ın Kuşadası ilçesinde bulunan Güzelçamlı, dünyanın en yüksek oksijen oranına sahip bölgelerinden biri. Hani gökdelenlerin arasında nefes alamıyoruz dedik ya, Güzelçamlı bu yönden ömürlük bir terapi niteliğinde anlayacağınız.

5 – Badavut

badavut

Issız, daha da ıssız, olabildiğine ıssız bir yer arayışındaysanız, tası tarağı toplayıp Sarımsaklı Badavut‘a yerleşebilirsiniz. Issız dediysek gözünüzü korkutmuş olmayalım, Ayvalık Sarımsaklı‘ya çok yakınsınız aynı zamanda. Canınızı sıkıldığında, iki çift laf edeceğiniz insanlar da bulabilirsiniz istediğinizde.

6 – Mazı

mazı

Emeklilik hayalleri genelde Bodrum üzerinden yürüyor. Özellikle her 5 insanın 3’ünün domatesi hep Bodrum’da yetişiyor. Yaz aylarında Bodrum’un ne kadar kalabalık olduğunu söylememize gerek yok. Ama Mazı öyle mi? Değil tabi. Bodrum’da emeklilik hayalini kuranların, kesinlikle yerleşmesi gereken bir cennet köşesi Mazı.

7 – Palamutbükü

palamutbükü

Yeryüzünde cenneti arıyorsanız, Palamutbükü‘nün aradığınız yer olduğunu söyleyebiliriz. Tamam, belki domates yetiştiremeyebilirsiniz ama bol bol badem ağacı ekebilirsiniz. Datça‘nın en huzurlu köşelerinden biri olan Palamutbükü’nde yeniden gençleştiğinizi hissedebilmeniz olası.

8 – Akyaka

akyaka

Hem doğal güzelliklerin ortasında, hem de insanlarla iç içe bir emeklilik hayali düşlüyorsanız, Akyaka Gökova‘nın büyülü dünyasını da bir kolaçan edin bizce. Gökova Körfezi‘nin en şahane koylarının bulunduğu Akyaka’da, kim bilir, belki bir pansiyon işletmeye başlar ve hayatınıza bambaşka renkler katarsınız. Bu da bir fikir.

9 – Turunç

turunc

Kışı sessiz, sakin köşemde geçireyim, yazın ise cıvıl cıvıl olsun etrafım diyorsanız, Marmaris‘te yer alan Turunç‘taki müstakil evinizin hayalini kurmaya şimdiden başlayın deriz. Yaz aylarında bol turist akınına uğrayan Turunç’ta, kışın ise birkaç pansiyon dışında herkes köşesine çekiliyor. Yılların yorgunluğunu üzerinizden atmak için Turunç biçilmiş kaftan.

10 – Köyceğiz

köyceğiz

Son zamanlarda dikkat ediyoruz da, Köyceğiz gittikçe popüler olmaya başladı. Doğal güzelliklerin ve tarihi dokunun bu kadar uyumlu olduğu daha kaç yer var ki ülkemizde? Hem sessizliği seviyor, hem tarihe ilgi duyuyorsanız, emeklilik hayali kurmaya Köyceğiz üzerinden devam etmenizi tavsiye edeceğiz.

11 – Sokakağzı

sokakağzı

İleride, ‘nerede yaşıyorsun bey amca’ diye sorduklarında ‘Ege’nin en uç noktasında yaşıyorum delikanlı’ cevabını verdiğinizi düşünün. İşte o an, bir delikanlının daha emeklilik hayaline yön vermiş olmanın haklı gururunu yaşayacaksınız. Bizim için bir inci tanesinden daha da değerli olan Assos‘un şirin bir sahil kasabası olan Sokakağzı, bizim de emeklilik hayallerimizi süslüyor.

12 – Söğüt

söğüt

Konumu biraz sapa, kabul ediyoruz. Ama Söğüt bu güzelliğini, böylesine ulaşılması güç bir yerde olabilmesine borçlu. Marmaris’in en büyük köyü olan Söğüt, oldukça sessiz bir yer olmasına rağmen, çarşısı her daim cıvıl cıvıl ve capcanlı. İnsanlarla hem iç içe, hem de onlardan kendinizi bu denli soyutlayabileceğiniz başka bir yer daha var mı, bilmiyoruz.

Fotoğraflar alıntıdır yazı da alıntıdır

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 20 Comments »

HATA YAPABİLRSİNİZ AMA AYNI HATAYI TEKRARLARSANIZ GELİŞEMEZSİNİZ… * OSHO

713_0754[1]
Kişinin her zaman doğru yolda gideceğinin garantisi yoktur.
Birçok kere birçok şey insanları yanlış yola yönlendirir
çünkü doğru kapıya gelmek için birçok kere yanlış kapı çalınır.
 
Hayat böyle..
 
Eğer ilk seferde doğru kapıya rastlanılırsa onun doğru olduğu anlaşılamaz.
Her yer, her şey kırmızı olsa başka hiç bir renk olmasa kırmızının ne olduğunu kimse bilemezdi.
 
O yüzden son tahlilde hiç bir çaba boşuna değildir.
 
Her çaba kişinin gelişiminin doruk noktasına ulaşmasına katkı yapar.
İnsan asla kararsız olmamalı.
Yanlış yola sapmak endişe yaratmamalı.
İşte bu önemli bir sorundur.
İnsanlara asla yanlış bir şey yapmamaları öğretiliyor.
Onlar yanlış bir şey yapmaktan o kadar korkuyorlar ki, hiç bir şey yapmıyorlar, hareket kabiliyetini yitiriyorlar.
 
Mümkün olduğu kadar hata yapın.
Ama bir şeyi unutmayın.
Aynı hatayı tekrarlamayın.
O zaman gelişirsiniz.
 
Yoldan sapabilmek özgürlüğünüzün bir parçasıdır.
Bu doğru, bu yanlış diye bir şey yok.
Hayat o kadar kesin değil, onu bu kadar kolay etiketleyip sınıflandıramayız. Hayat her şişenin etiketli olduğu ve neyin ne olduğu bilinen bir eczane değildir. Hayat bir gizemdir, her an tetikte olunmalıdır.
 
Neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında önceden hazırlanmış yanıtlara güvenilemez.
 
Hayat çok hızlı ilerler dinamiktir, iki an asla birbiri ile aynı değildir, o yüzden bu anda doğru olan bir şey, bir sonraki anda doğru olmayabilir.
Bu değişen hayata nasıl tepki verileceğine kişi o anda karar vermelidir.
 
Hayat böyledir..
 
Onun için hazırlık yapamazsın..
Onu hazır bir şekilde bekleyemezsin..
Güzelliği bu, anlamı bu.
Her zaman şaşırtır ve sürprizlerle gelir.
Her anın sürprizlerle dolu olduğunu ve önceden hazırlanan hiç bir yanıtın uygulanabilir olmadığını görürsün, eğer gözlerin varsa…
 
* OSHO

RUHSAL UYANIŞ VE BÜTÜNLEŞMENİN 5 SAFHASI

1020348_08ddf6c649a0fb3c65e69ca21d31e5c2[1]

Hakkında bahsedeceğim sürecin, kişinin özgünlüğüne göre farklılaşan, çeşitli varyasyonlara bürünebilen ve kimi zamanlarda, bir önceki ve bir sonraki safhanın üst üste bindiği bir çeşitlilik gösterebildiğini vurgulamak isterim.

Buna ek olarak, son dört safhayı birçok kez, birbirine geçmiş halde ve yeniden yaşayabiliriz. Deneyimlenmekte olan şey her seferinde bizi daha geniş bir farkındalığa ve bütünleşmeye taşıyacağı için, bu sürece eksik kalmış pasajların tamamlanması ve karanlıkta unutulmuş tüm parçalarımızın bütünleşmesi olarak bakabiliriz. İşte bu noktada, çeşitli deneyimler ve farkındalıklar iç içe geçebilir.

Örneğin, kendimizi merkezlenmiş ve bütün hissettiğimiz bir anda, çaresizlik ve endişe hallerinin eşlik ettiği bir ruh haline de sahip olabiliriz. Kıskançlık ve öfke duyguları tetiklendiği bir an, nefes almayı ve merkezlenmeyi hatırlayarak bu parçalarımızı saf bir farkındalıkla gözlemleyebilir ve kendimizi şefkatle sarıp sarmalamayı hatırlayabiliriz. Kendimizden ve her şeyden şüphe duyduğumuz bir an, içe dönüp varlığımızın özünde sürekli bir nabız gibi atan o sesi tekrar duymayı hatırlayabiliriz.

Bu süreç, gerçek olanın içselleştirilip bedenlenmesine kadar, inişli çıkışlı bir şekilde devam eder. Sürecin uzunluğu tamamen kişisel seçimlerimize ve özgünlüğümüze bağlıdır. Kimi için yıllar sürerken, kimi varlıklar için de, herhangi bir şeyin vesile olması ile aniden ortaya çıkan bir uyanış olabilir. Kimisi Bütünleşme ve ifade aşamaları ile yeni bir bilinç düzlemine geçmeyi seçebilirken, kimi varlıklar ise sürecin belli safhalarını tamamlamayı ve dünyadan ayrılmayı seçebilirler.

Bu noktada, varoluşun özünde hiyerarşik bir yapının bulunmadığını, önde gidenlerin onurlandırılıp, arkada kalanların başarısız olduğu gibi değerlendirmelerin, tamamen sınırlı insan bilinci ve bakış açısından kaynaklandığını hatırlatmak isterim. Varoluşun temel nedeni kendini bilmek, genişlemek ve ifade etmek üzerine kuruludur. Alt üst ilişkisine göre değil. Kendini bilişi tesis eden yegane unsur ise, diğerlerini oldukları halleri ve seçimlerinden dolayı yargısızca onurlandırmaktır.

Bu safhalar, süreci genel hatları ile belirgin hale getirmek ve bir farkındalık yaratmak adına yazılmıştır. Her sahfanın kendi içindeki detaylarına dair yazılıp, söylenecek çok şey var. Bu süreci yaşarken (özellikle 3üncü safhada) size faydası olacak bir başka yardımcı araç ise kendi bilinç alanınızı oluşturmak olacaktır.

Yazıyı okuduktan sonra, kişisel olarak hangi konumda bulunduğunuzu ayırt etmek, sizlerin kendi farkındalığınızı devreye sokmanızı ve tüm gerçekliğinize berrak bir şekilde bakmanızı gerektiren bir durum olarak ortaya çıkıyor.

Ruhsal Uyanış ve Bütünleşme Sürecinin 5 Safhası

1nci Safha – Farkındalığın Uyanışı

Birinci safhaya kadar, dualite içinde uykuda ve bilinçsiz halde devinmekte olan bir insanızdır. Yaşamı, herkesin yaşadığı gibi ve sorgulamaksızın yaşarız. Ve aniden bir şey olur. Bir felaket, bir kayıp, veya nedensizce içten gelen bir dürtü. Herhangi bir şey vesile olur ve içimizde soru işaretleri belirmeye başlar. Yaşamı, varoluşu, kim olduğumuzu, Tanrı’yı v.b. sorgulamaya başlarız.

2nci Safha – Uyanış Sürecinin Devreye Girişi

Sürecin bu aşaması son derece heyecan vericidir. Sorularımıza cevap olabilecek tüm kitaplar, filmler ve uygulamalar en iyi dostlarımız haline gelir. Konuya ilişkin ne varsa, çölde su bulmuşçasına büyük bir iştahla yutmaya başlarız. Metafizik, ezoterik öğretiler, dinlerin daha içsel uygulamaları olan tasavvuf ve mistisizm, yeni çağ, ruhsallık, kanal bilgileri, şifacılık, kristaller, parapsişik konular, çakralar, yükselmiş üstatlar ve öğretileri, kurslar, atölye çalışmaları v.s. Bu süreçte bizlerin susuzluğunu gideren ruhsal araçlar olarak yerlerini alırlar.

Hatta kimileri, bu konularda uzmanlaşarak enerji şifacılığı yapmayı, dersler ve atölye çalışmaları vermeyi seçer ve birer öğretmen olurlar. Fakat kendi uyanış süreçlerinin bir safhasını yaşamakta olduklarını, sürecin devamında onları ne gibi potansiyellerin beklediğini daha sonra anlayacaklardır.

Tüm bunlar öylesine yeni, öylesine taze ve doyurucu şeylerdir ki…

Hakikat ve varlık arasında yeni bir tampon bölge oluşturan “spiritüel kimlik” tezahür eder!

Yaşam, daha önceleri uykuda geçmekteyken, şimdi maneviyata dair yeni bir dünyanın varlığı keşfedilir ve çeşitli düsturlarına uygun yaşamaya meyleden bir kimlik ortaya çıkar. Dünya, maddi ve manevi olarak ikiye bölünmüştür. Çoğunlukla, kişi bu aşamada kendisine pozitif bir kimlik oluşturmakla meşguldür.

Işıklı, sevgi dolu, hayırsever, dürüst, bilge, aydınlanmış v.s. Gibi kişilik özelliklerinden oluşan bir şablon, ruhsal yolda olan bir kişi için ideal olarak kabul görür.

3ncü Safha – Salıverme, Bırakma Süreci

Salıverme süreci, eskiyi ve eskiye dair her ne varsa tümünü bırakmakla ilgilidir. Bu aşama, yaşanan dönüşümün kalbidir diyebiliriz. Dönüşümün ateşi (nuru) devreye girer ve hakikatin gölgesi olan her şeyi yakmaya başlar. Dualite üzerinde şekillenmiş olan konfor alanımız, gerçeklik düzlemimiz ve buna dair aşina olduğumuz her şey dağılmaya, köklü bir şekilde çökmeye başlar.

Halı ayağımızın altından çekilmeye başlarken, ne bizi o ana kadar güvende hissettiren şeyler, ne de ruhsal uygulamalarımız hiç bir işe yaramazlar. Kim olduğumuzu, ne bildiğimizi, neyin önemli olduğunu bilemez hale geliriz. Bu aşamada çok sıkı bir testten geçeriz. Olmakta olan, bize kendimizi rahat ve güvenli hissettiren, dualitik düzlemden temel almış tüm kişilik özellikleri, bağlar ve dinamiklerin yaşam gerçekliğimizi terk etmesidir. Ancak böylelikle yeniye ve Tanrısal benliğimize yer açarız.

4üncü Safha – Bütünleşme

Bu aşama, Tanrısal benliğimiz, yüksek benliğimiz, Ruhumuz (veya her ne derseniz deyin) ile bütünleştiğimiz bir süreçtir. Gerçek olan kendisine yer açıp bedenlenmeye başlarken, aslında yaşanan Tanrı ile İnsanın buluşmasıdır. Rüya artık bitmiştir.

Özümüzdeki Tanrı insanda tecelli ederken, insana dair ne varsa olduğu hali ile kucaklanır. İnsan, rüyanın tüm unsurları ile bu boyutta sahnelenmesine aracı olmuş kutsal bir parçamızdır. Bu safha, aynı zamanda İnsanın yüceldiği ve Tanrı katına çıktığı bir aşamadır. İnsan parçamız, karanlık ve ışık arasındaki skalada var olan tüm deneyimi kendi varlık sahnesinde bedenlediği gibi, O’nun niteliklerini tezahür ettirmek üzere de kodlanmıştır.

5inci Safha – İfade

Bu aşama, daha önce ne yaşadığımız, ne de hayal etmiş olduğumuz bir varlık konumudur. Bütüncül bir anlayış, berrak bir farkındalık ve şefkat hakimdir. Dramlar, beklentiler, yanılsamalar, kurallar artık yoktur.

Bu konum, varoluşla olan bağımızı Bütüncül ve Teklik açısından algılayıp, hissettiğimiz bir konumdur. Tüm kontrol, zihin oyunları ve manipülasyonlar üçüncü safhada yaşanan ölüme benzer süreçte salıverilmiştir. Yaşama ve kendimize olan direnç, yerini akışa ve eşzamanlı bir yaşama bırakmıştır. Her şey, her an İlahi bir uygunluk ve düzen içindedir. İnsan parçamızın ihtiyacı olan şeyler “an” içinde karşılanmaktadır. Bir şeyleri oldurmak için çabalamak yerine, olmasına izin vermek vardır. Yaşam “şimdi” yaşanmaktadır. Zaman ve mekan algısı yanılsamalarla birlikte dağılmıştır.

Algıladığımız, hissettiğimiz her şeyin ardındaki O bütünlük, bizim vasıtamızla bu boyutta bedenlenmiştir. Ve İnsan bedeninde O alarak yürür, O olarak, konuşur, O olarak olursun. Maddi ve ruhsal dünya ayrımı kalmamıştır ve varoluş TEK bir gerçeklik alanından algılanıp, çok boyutlu olarak yaşanmaktadır.
alıntı

Peki şimdi siz kendinizi hangi safhada görmektesiniz:)

  • Alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

14.11.2015 Tarihindeki Reiki 1. Seviye Uyumlama Eğitimde Bir Kişilik Boş Yer Var…

Reiki - YingYang

Kendinizi ve sevdiklerinizi şifalandırmak istiyorsanız, evrensel enerjiyle uyumlanmak istiyorsanız, girdiğiniz ortamı negatif enerjilerden korumak istiyorsanız, kendinize koruma kalkanı yapmayı öğrenmek istiyorsanız, bu fırsatı kaçırmayın derim…

İlgilenenler Facebook Anette İnselberg Sayfamdan Bana Mesaj Atabilirler…

Sevgiler, saygılar efem:)

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BU TESTİ YARIN SABAH UYANDIĞINIZDA MUTLAKA YAPIN!

10624948_342983449200609_3192211753528119787_n1[1]  10563164_342983582533929_1844733278240096601_n1[1]

 

YAZIYI SONUNA KADAR OKUYUN!
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya ma…ntarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz. Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir. Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle candida maya mantarıdır.

Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Aşmanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi. Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi. Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için derkozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

Peki Kandiyasis nedir?

Bağırsaklarda 100 trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin %90’ının faydalı bakterilerden olması gerekir. Altta saydığımız nedenlerle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla bağırsak florasındaki denge candida (kandida) lehine bozulur.

Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri (kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı katkı maddeleri, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3,/omega-6 dengesini bozması, östrojen tedavileri, yanlış diyetler, laksatifler, asitli beslenme sonucu oluşan asidoz, yediğimiz hayvanlar ve bitkilerde kullanılan ilaçlar faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida mantarı nufüsunun patlamasına yol açtı.

Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.
Kısaca nedenleri:
• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.
• GAz/şişkinlik
• Kabızlık ya da ishal
• Kolit
• Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
• Adrenal/Tiroid yetmezliği
• Mide yaraları
• Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
• Uyuşukluk/tembellik
• Allerjiler
• Uykusuzluk
• Düşük kan şekeri
• Mide yanması
• İntihar eğilimleri
• Bağırsak ağrıları
• Anti-sosyal davranışlar
• Ağız kokusu ve mide ağrısı
• Pamukçuk
• Kuru ağız
• Parmak/ayak tırnağı mantarı
• Akne ya da pul pul dökülen cilt
• Üşüme/ titreme
• Kimyasallara hassasiyet
• Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
• Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
• Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
• Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
• Sırt, ense ve omuz ağrısı
• Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
• Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
• Küf benzeri koku
• Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
• Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
• Şiş gözler
• Hormonal dengesizlik
• Kronik vajina ve mesane iltihabı
• Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
• Alkol içilmese de alkol kokan nefes
• Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
• Depresyon,
• Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
• Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
• Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
• Karın bölgesinde ağrı
• Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
• Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
• Prostatitis
• Iktidarsızlık
• Cinsel arzu kaybı
• Endometriosis
• Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
• Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
• Sık ruh hali değişimleri
• Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
• Konsantre olamamak
• Baş ağrısı
• Sersemlik, denge kaybı
• Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
• Kaşıntı ve kızarıklıklar
• Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
• Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
• Dışkıda sümüksü madda
• Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
• Hemoroit
• Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
• İdrar yaparken yanma
• Postnasal akıntı
• Göğüste ağrı ya da gerginlik
• Nefes darlığı hırıltı
• Öksürük
• Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma

Vucudu nasıl ele geçirir?

Candida maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yoktur. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları asalak oldukları kişiye bırakırlar. Yani yaşadıkları vucudu asalak (çürükçül) hale getirirler.

Eğer vücut bağışıklık sistemi güçlü değilse ve bağırsakta beslenmeleri yeterli olmazsa, mantarlar bağırsak duvarının derin tabakalarına kadar iner, kan damarları içine kadar girerler. Böylece dolaşımla tüm vucuda ve her organa yayılırlar. Burada kandaki şeker ile beslenirler.

Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez. Ayrıca candidas maya mantarları mide asidine de dayanıklıdır.

Beyaz şeker ve beyaz unla beslenen mantarlar, oldukça hızlı çoğalırlar. Zaten candida mantarının çoğaldığı ve bğırsak flolasının bozulduğuna dair en net belirti tatlı besinlere karşı bağımlılıktır. Bu mantarların yararı olmadığı gibi, insanları ölüme götürecek özellikleri yoktur. Yaşamlarını sürdükleri ortamı korumak istediklerinden, kişilerin zarar görmesini istemezler. Yavaş bir şekilde geliştiklerinden, genelde çoğalma yapmazlar. Çoğalma gösterdiklerinde ise, vücutta bulunan yararlı bakterilerin azalmasına sebep olurlar. Mantarlar alkol ve çeşitli kimyasal toksinler üretirler. Bu maddeler kana karışarak, temizlenmek üzere karaciğere giderler. Karaciğer bunların temizlik aşamasında daha fazla efor sarf eder. Temizlenmemiş kimyasal maddeler baş ağrısı, kronik yorgunluk, eklem ağrıları gibi farklı şikayetlere neden olurlar. Bağışıklık sistemi zayıflar ve beden alerjik tepkiler vermeye başlar. Bunun sonucunda kişilerde akne, egzama, astım gibi rahatsızlıklar gelişir.

Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler nedeniyle vücudun pH değerini bozar, asidoza sebep olur. Kanın hafif bazik pH=7,40 değerinde % 0,2 bir asitlenme dahi hayati tehlikeye sebep olur. Asit minerallerle asidik baz’a (curuf) dönüştürülerek vücudun zayıf noktalarına depolanır. Depolanan bu curufa önce ölü mikroplar ve hücreler yapışarak büyür ve sonra içerisine canlı mikroplar yerleşir ve toksik madde üreten merkezler oluşur. Sadece mantarlar değil, tatlı, hamurlu (beyaz un mamüleri), şarkuteri (sucuk, salam, sosis), çay, kahve, kola ve katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekler ve de fastfood asidoza sebep olur. Bozulan pH dengesini sağlamak için alkali beslenme önerilir. Asitli ortam (asidoz) bağışıklık sisteminin zayıflaması ve mikropların çoğalması ve hastalıkların tedavi edilemez bir hal alması demektir.
Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle barsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor. Siroz tehlikesi var.

Asetaldehid; kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücrelerarası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor.

Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor.

Kandida, barsak geçirgenliğini arttırarak (Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler.

Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık gelişim süreci daha da hızlanır.

Barsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması sonucu gelişen yakınmalar, 50’ye yakın madde halinde sıralanabilir. Kısaca; beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-barsak sistemini bozarak İBS( spastik kolon, kolit), distansiyon(karında şişlik), kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzema, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü allerjik yakınmalar.

Bilindiği gibi kaşıntı, kurdeşen, polen, ve besin alerjisi, akne, sedef, ekzema vb. deri hastalıkları, nefes darlığı, astım, faranjit, behçet, romatizma, ankilozan spondilit, saçkıran, kabızlık, ishal, kolit vb. mide bağırsak rahatszılıklarının ana sebebi mantarlardır. Hatta kanserin sebebinin de mantarlar olduğunu onkolog Dr. Simoncini ispatlamış ve yıllardır tedavi edilemeyen kanser hastalarını 3-4 günde tedavi etmiş ve 100 yıldır kanser üzerine yazılıp çizilenlerin mesnetsiz olduğunu belgelemiştir.Peki mantarlar bu kadar çok hastalığa sebep oluyorda neden teşhis ve tedavi edilemiyor, çünkü tahlillerde mantar görünmüyor. Doktorlar da herhangi bir bakteri, virüs veya mantar yok o halde sizin rahatsızlığınız tamamen piskolojik nedenlerden kaynaklanıyor, bunun sebebi ailevi, stres, depresyon vs diyebiliyorlar. Bu sebeple antidepresan kullanan pek çok insan var.

Bağırsak mantarı tedavisi nasıl yapılır?
Unutmayın ki kandidadan kurtulmak zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte beslenme kurallarına uymanız ve sabırlı olmanız gerekir. Hücrelerinize kadar yerleşmiş ve yaşam formunu oluşturmuş kandidadan bir ilaçla iki günde kurtulmak mümkün değildir. Önce bozulmuş olan bağırsak florasını, kan Ph değerini düzeltmeniz, faydalı bakterileri çoğaltmanız, toksinlerden kurtulmanız , zarar görmüş bağırsak çeperini onarmanız ve candida oranını kontrol altına almanız gerekir. Kandidanın artıklarıyla beslenen ve verdiği zararlarla yaşayan vucudunuzu sağlıklı hale getirmeniz ve bunu devam ettirebiliyor olmanız gerekir.

Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet (şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.

Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.

Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu gözardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol(arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir. Ancak rutin laboratuvar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.

Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.
Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.

Kandida tedavisinde ilk hedef, beslenme tarzını değiştirmek olmalıdır. Rafine ya da sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolu ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir.
Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin barsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Önceki yazılarımda da sıklıkla kaynak gösterdiğim bir yayında, son 10 yıl içinde şeker ve unlu mamüllerin diyetten çıkartılması ve yağ oranlarının arttırılmasıyla ilgili yapılan yayınların gözden geçirildiği makalede; beyin, kalp ve diğer hastalıklarda belirgin düzelmenin olduğu saptanmıştı. Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.

Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamüller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kurumeyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı, süt ürünleri kullanımı kısıtlanmalıdır.

Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.

Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.

Uygun beslenme ile önce kandidanın çoğalması önlenilmeli ve ardından bir doktora danışılarak mantar tedavisi için önerilen mantar ilacı kullanılmalıdır (kendi başınıza almayın).

Normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır.

Haftada bir kez tükrük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.

Beslenme kurallarına dikkat etmek, bol su içmek, ilaç ve besin takviyelerinin draje formatında alınması, bitkisel formüller ve yaşam şeklini tedaviye gore şekillendirmek, detoks ile arınma.. Bunların hepsine dikkat etmek kandida mantarından kurtulmanızı ve süresini etkileyecektir.

Öncelikle kendinize bir kandida diyeti hazırlayın. Bu diyette yiyebileceğiniz besinleri listeleyin. Asla yememeniz gerekenler listesi de yapın. Açlık ve şeker krizlerini bastıracak alternatif çözümler bulun (tarçın serpilmiş yogurt, kefir, şekersiz prebiyotik tozlar, ürünler, bitkisel çaylar vs)

Alkali beslenmeye ve kanın Ph’sını dengede tutmaya özen gösterin. Tedavi süresince şeker ihtiva eden her şey ve beyaz un kesinlikle çıkartılmalıdır.

Kontrolsüz olarak ilaç kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle antibiyotikler, hormon ilaçları ve kortizon ilaçlarının kullanımına dikkat etmek gerekir.

Bağırsaklardaki mantarları besleyecek mayalı ve şekerli ürünleri kullanmamak gerekir. Şekerli ürünler sadece baklava, çikolata, dondurma değildir; kavun, karpuz, üzüm ve tüm kuru meyveler de tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.

Alkol ve sigara kullanmaktan sakınmak gerekir.

Üzerinde küf barındırabilecek olan kuru yemişler, eski peynirler tüketilmemelidir.

Bağırsak florasının dengesini sağlamak için, yoğurt, kefir prebiyotikler tüketilmelidir.

Vücuttaki toksinlerden kurtulmak için, bol miktarda su içilmelidir.
Asitli gıdalardan sakınmak, peynir ve et tüketimini azaltmak ve şarküteri tüketmemek gerekir. Bağırsak florasını düzenlemeye faydası olan sakatat tüketimine yer verin. Tabi yediğiniz etlerinde candida mantarı etkisinde olmaması gerekir. Hayvanların doğal ortamda yetişmiş olması, antibiyotikler verilmemiş olması gerekir. Bu açıdan keçi eti ve ürünleri tavsiye edilir. Tavuk yerine balık özellikle somon (ızgara, buharda, çorbası yapılarak) tüketilmelidir.
Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir. Yatmadan 2-3 saat öncesine kadar bir şey yemeyin, bitki çayları içebilirsiniz.

Fermente gıdaları bol miktarda tüket: Kefir (günde 1-2 bardak) ve prebiyotikler faydalı bakterilerin kağnağıdır. Boza, şalgam, meyankökü, şalgam, evde yapılan turşular (özellikle lahana turşusu;lahana turşusu ve suyunda bulunan bir maddenin kanseri önlediği konusunda çalışmalar var.)

Sarmısak, soğan, taze kekik, tarhutotu, fesleğen, çörekotu, çemen, toz zencefil bağırsak florasını düzenleyen bitkilerdir.

Kaşar peyniri, Hollanda peyniri, ev yapımı peynirler ve beklemiş peynirlerden bir sure uzak durun. Süt ve süt ürünlerini minimum indirin, hatta tüketmeyin.

Her öğünde bol miktarda yeşil sebzeler ve otları çiğ veye pişmiş (bakteriyel flora, proteinlerin hazmı ve bağırsak kimyasının düzenlenmesi, ayrıca bitkisel besin yoğunluğunu arttırmak için) yiyin.

Kekik, ekinezya, mate, taheebo çaylarından gün boyu istediğiniz kadar için.

Alkali beslenme ve candida diyetleri hakkında bilgi edinin. Bağırsak florası ne kadar asitli olursa o kadar mantar ve zararlı bakteriler artar.

Beslenmede iyi yağları arttır: zeytinyağı, tereyağı, ve özellikle Hindistan cevizi yağı (günde bir çorba kaşığı) ve avakado tüketin.

Ayrıca kan şekerini dengelemek ve insülin metabolizmasını dengeleyerek hormonal ve bağışıklık sistemlerine desteği arttırmak için öğün aralarında ve geceleri atıştırmayı kesin ve ara öğünleri minimize edin.

Tedavi sırasında kandida yok olurken bazı semptomlarla karşılaşılabilir. Maya organizması candida içlerinde zehir (toksin) taşır. Yok olurlarken zarları yırtılır ve toksinler sisteme yayılır. Bu aşamada kendinizi iyi hissetmezsiniz. Bu toksinler bağışıklık sisteminizi daha da zayıflatabilir; enfeksiyon, allerji, kronik hastalıklar ve aşırı yorgun olma hissi ortaya çıkar. Bunlar aslında iyileşme krizleridir. Sakın vazgeçmeyin!

Bu sırada bağışıklığınızı destekleyecek doğal takviyelere devam edin.

Kandida mantarının ölümünü takiben bu toksinleri atmak için detoks yapılmalıdır. Karaciğer, böbrek ve bağırsakların temizlenmesine yardım edecek vitamin ve mineral kombinasyonlarının bitkilerle birlikte kullanıldığı bir program uygun olur. Temizlik ve detaks işleminin ardından vucuda faydalı bakterileri yenilemek gerekir.
Bağışıklığı arttıran multi-vitaminler ve germanium minerali ile omega3 kullanılmalıdır. Antioksidan, beta karoten, B vitamin olan biotin iyi gelir. Kandidanın bağırsakta yarattığı hasarı gidermek gerekir. Besinler iyi absorbe edilemez. Bu yüzden manganez, çinko, potasyum, selenium, silis, bor, molibden, bakır mineralleri diyete eklenmelidir.

KANDİDE DİYETİ İÇİN ALIŞVERİŞ LİSTESİ

ET
• Sığır
• Keçi eti
• Sakatat

KANATLI
• Tavuk organik
• Kaz
• Hindi
• Devekuşu
• Ördek
• Bıldırcın
• Sülün

BALIK VE DENİZ ÜRÜNLERİ
• Hamsi
• Kabuklu deniz ürünleri
• Sockeye Somon

HUBUBAT
• Amaranth
• Karabuğday
• Darı
• Yulaf Kepeği
• Kinoa
• Kahverengi pirinç

ÇEKİRDEK VE KURUYEMİŞ
• Badem
• Kestane
• Keten Tohumu
• Fındık
• Macadamia fındığı
• Çam Kuruyemiş
• Kabak Çekirdeği
• Ayçekirdeği
• Ceviz

SEBZELER
• Enginar
• Kuşkonmaz
• Avokado
• Brokoli
• Brüksel Lahanası
• Lahana
• Havuç
• Karnabahar
• Kereviz
• Pazı
• Hindiba
• Taze soğan
• Karalahana
• Salatalık
• Patlıcan
• Hindiba
• Sarımsak
• Yeşil Soğan
• Kale
• Kim Chi (mayalanmış kırmızıbiber ve sebzelerden özellikle çin lahanasından yapılan, geleneksel bir Kore yemeği )
• Pırasa
• Marul
• Bamya
• Zeytin
• Soğan
• Turp
• Rutabaga (bir tür şalgam)
• Lahana turşusu
• Yosun
• Kar Bezelyesi
• Ispanak
• Pazı
• Tomatillos (yeşil meksika domatesi)
• Domates
• Şalgam Yeşiller
• Şalgam
• Taze zencefil
• Kabak
• Kohlrabi
• Dereotu

CANLI KÜLTÜRLER
• Yoğurt (ev yapımı ya da organic, sade, şekersiz)
• Probiyotikler
• Kefir

SÜT
• Yumurta
• Badem Sütü (tatlandırılmamış)
• Coconut Milk (tatlandırılmamış)
• Hindistan cevizi Krem

YAĞLAR
• Tereyağ
• Zeytinyağ sızma
•

MEYVE
• Kayısı
• Böğürtlen
• Kızılcık
• Kivi
• Limon
• Yeşil limon
• Kavun
• Şeftali
• Erikler
• Çilek

BAHARATLAR
• Tarçın
• Karanfil
• Kekik
• Toz zencefil
• Çörekotu
• Zerdeçal
• Kimyon
• Tarhun
• Kişniş
• Rezene

ÇAYLAR
• Ekinezya
• Mate
• Isırganotu
• Dereotu
• Rezene

ASLA ALMAYIN YEMEYİN
• Şekerler
• Ayçiçeği ve mısırözü yağları
• Bal / Şurup
• Çikolata
• Meyveler
• İşlenmiş Gıda
• Deniz
• Sirke
• Maya
• Peynir
• Süt
• Krema
• Alkol
• Kafein
• Baklagiller
• Fasulye
• Fıstık
• Kaju
• Soya
• Mantarlar
• Salata sosları
• Ketçap
• Hardal
• Mayonez
• Buğday
• Çavdar
• Arpa
• Yulaf
• Kılçıksız buğday
• Mısır
• Patates
• Havuç
• Pancar
• Bezelye
• Kabak
• Karpuz
• Üzüm
• Kavun
• Kahve, siyah çay (çok içilirse faydalı bakterileri öldürüyor)
• Mayalar
• Mayalı yiyecek ve içecekler
• Mantarlar
• Glutenli yiyecekler

kaynak: Esin Bozdoğangil

İçinizdeki küçük kıza öğütler ; Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Smiling Girl with Hands Covered in Paint --- Image by © Royalty-Free/Corbis

1. Unutma! Sen değerlisin. Çalışsan da çalışmasan da… Ünlü olsan da olmasan da… O erkek seni istese de istemese de… Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın. Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his… Sen şahanesin!
MUTLULUK SENİN İÇİNDE
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok. Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin. 6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin. Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir. Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir. Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme.
HERKESE ‘SEVGİLİM’ DEME
11. Evde oturup derdine yanma. Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama. Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir… Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin. Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin. Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?
HER ŞEYİN ŞIK OLSUN
16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de onlar… Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin. Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta! Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.
SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin. Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun… Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok. Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!
ALINTI
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZEKA GENİ ERKEKLERE ANNEDEN GEÇİYOR

12241280_892739860775032_4871559659919185928_n[1]

Bir baba zeka genlerini oğluna asla aktaramıyor. Bir erkek, zekiyse bunu annesine borçlu. Kıt anlayışlı bir erkek ise soruml…u yine anne.

“Babasının Oğlu” şeklindeki övünme zeka bakımından tarihe gömülüyor. Kültür bakımından ise babalar övünmeye devam edebilirler.

Zeka bakımından artık “Anasının Oğlu” söylemi geçerli. Bir başka tanımlamayla, erkekler kendi zeka genlerini asla ve asla oğullarına aktaramıyorlar. Sadece kız evlatlarına en çok % 50 oranla aktarabiliyorlar.

Erkekler zeka bakımından “Anasının oğlu”; kızlar zeka bakımından “Hem anasının hem babasının kızı” olmuş oluyor.

Böylece bilim erkeklerin “İllaki bir erkek evlat isterim!” dayatmasının bu bakımından da ne kadar boş olduğunu kanıtlıyor.

Genetik Mühendisliği kaynaklı bu araştırma raporları dünya bilim literatürlerine girmiş durumda. Raporlara göre erkek çocuklar zeka genlerini kuşaktan kuşağa sadece ve sadece annelerinden alabiliyorlar. Zeka genlerinin şifreleri sadece X kromozonunda bulunurken Y kromozonunda ise zeka genlerinin izine rastlanmıyor.

Cinsiyeti belirleyen kromozonlar anneden daima X olarak geliyor, babadan gelen kromozonlar ise X veya Y olarak değişiklik arz ediyor. Babanın X kromozonu ile annenin X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Kız” olarak belirlerken babadan gelen Y kromozonu ile anneden gelen X kromozonu doğacak olan çocuğun cinsiyetini “Erkek” olarak belirliyor.

İşte bu duruma göre bir baba hiçbir zaman oğluna zeka genlerini aktaramıyor. Oysa anne, hem kızına ve hem oğluna zeka genlerini aktarabiliyor. Durum böyle olunca annelerin zekası kesintisiz olarak evlatlarına aktarılabilirken babaların zekası cinsiyet nedeniyle kesintiye uğruyor. Hem de soy ve nesep felsefesinin babaları bir böbürlenmeye soktuğu erkek evlatlar üzerinde erkeğin zekası tam ve net bir kesintiye uğruyor. Bununla birlikte erkek çocuğun annesinin de bir babası olduğunu unutmamak gerekiyor.

İçimizdeki bazı Arap kafalıların bugün “Elimin kiri“, “eksik etek” ve hatta “saçı uzun aklı kısa” olarak tanımladığı kadına eski Türklerin çok büyük önem ve değer verdikleri biliniyor. Atalar gerçekten akıllıymış.

Bu konudaki araştırmalardan birinin sahibi bilim adamı Horst Hameister’e göre, erkeklerin zekâ seviyesi bir tane X kromozomu taşıdığından ve bu kromozomun kombinasyonu iyi olmadığı takdirde, erkeklerin zeki olma ihtimali düşüyor. Kadınlardaki ikinci X kromozomu ise birinci X kromozomundaki olası eksikliği giderebiliyor.

Zekanın hangi yönde kullanıldığı tabii büyük önem kazanıyor. Zeka konusunda anne çok önemli. Erkeklerin bir kısmı zekaya değil güzelliğe odaklanıyor olsa da bilimsel bilgiler ışığında erkeklerin yeni trendinin zeki kadın arayışı olduğu göze çarpıyor.

Kadın hem zeki hem güzel olsun diyen erkekler ise büyük çoğunluğu oluşturuyor.

***
ATASEN
Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DESTEKLEMENİN EN UCUZ YOLU: FERMENTE YİYECEKLER TÜKETMEK!

11235809_10156201945360557_6328691116173255664_o[1]

Fermente yiyecek tüketilmesinin K2 vitamininden B vitaminlerine, probiyotiklerden detoksa kadar pek çok faydası var. Health Positive‘deki bu yazıyı sizler için çevirdik:

“Dünyada asırlardır değişik kültürlerde fermente yiyecekler tüketiliyor. Kore’nin Kimichi si, Almanya’nın Sauerkraut’ u ilk akla gelen örnekler.

…

Günümüzde teknolik gelişmeler sonucu gıdaların hazırlanması ve korunmasında yeni yöntemler bulunduğu için doğal fermente yiyeceklere rağbet azaldı.

Fermente yiyecekler lakto-fermantasyon sürecinden geçerler. Bu süreçte doğal bakteriler yiyecekteki şeker ve nişastayla beslenerek laktik asit oluşturur.

Bu süreç gıdaların korunmasını sağlar ve vitaminler ve probiyotikler gibi temel maddeler oluşur.

Doğal fermantasyon yiyeceklerdeki besinlerin korunmasını sağladığı gibi bunların sindirilebilecek ölçülerde parçalanmasını sağlar.

Besinlerin parçalanması ve fermantasyon sırasında oluşan probiyotikler fermente yiyeceklerle sindirim bağlantısını kuvvetlendirirler.

Fermente yiyecek tüketilmesinin pek çok yararı vardır. Bunlardan bazıları:

– K2 Vitamini

Bu vitamin damar plaklarını, dolayısıyla kalp hastalığını önleyen ve fermente gıdalarda bulunan çok önemli bir vitamindir.

– B Vitaminleri

Fermente yiyecekler B vitaminleri açısından da zengindir.

– Probiyotikler

Probiyotikler sindirim sistemi mukozasına dayalı bağışıklık sisteminin gelişmesi ve işlevini yapabilmesi için gereklidir. Bağırsakları yabancı maddelerden koruyan antijenlerin faaliyetine yardımcı olarak bağırsak sağlığını korurlar. Sonuç olarak bağışıklık sisteminin %81’i bağırsaklarımızda bulunduğundan probiyotikler bağışıklığımızı güçlendirir.

– Detoks

Fermente yiyecekler farklı toksinlerin atılmasına yol açarak detoks işlevine yardımcıdırlar. Kurşun, cıva gibi ağır metallerin bile uzaklaştırılmasını sağlarlar. Bu işlemi yapan bu gıdalardaki bakterilerdir.

– Ekonomik

Takviye kullanmaktan daha ekonomiktir. Fermente gıdalar herhangi bir takviyeden daha fazla probiyotik içerirler.

Fermente yiyecekleri evde kendimiz yapmalı ve doğal olarak fermente olmasını sağlamalıyız.”

Özet çeviri: Nurçin Çağlar

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş Pabuççu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zekasına Güvenen 15 sn İçinde ”S” ile başlayan ”M” ile biten Anlamlı Bir Kelime Bulsun…

12115462_10153711305802878_3598180901455402369_n[2]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. 7 Comments »

MUTLU OLMAK İÇİN YÜRÜ

kime-gore-hizli-tempo-yuruyus[1]

Hareketsiz yaşamın hayat kalitemizi düşürdüğü bilinen bir gerçek. Uzmanlar, günde 20 dakika yürümenin kendimizi daha mutlu hissetmemizi sa…ğladığını belirterek, yürüyüşün ve egzersizin önemine dikkat çekiyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma, haftada 150 dakika tempolu yürüyüş yapmanın, yaşam süresini uzattığı ve hastalıklara yakalanma riskini azalttığını ortaya koyuyor. Ülkemizin, hareketli yaşam konusunda yetersiz olduğu vurgulanıyor. Düzenli yapılan yürüyüşler, kasların kuvvetlenmesi, şişmanlık ve stresin azalması, yaşlanmanın gecikmesi gibi birçok avantaj sağlıyor. Uzman Fizyoterapist Elif Özkaleli Vardar, yürüyüşün basit, doğal ve güvenli ancak çok önemli bir günlük fiziksel aktivite olduğunu belirterek “Yapılan son araştırmalar, 6 hafta boyunca günde yalnızca 20 dakika yürümenin, kendinizi çok daha mutlu hissetmenizi sağladığını gözler önüne seriyor” diyor. Ostreopoz, kalp sorunları, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalıkları önleyen hiçbir ilacın olmadığını ancak düzenli yürüyüş bütün bu rahatsızlıklara yakalanma riskini azalttığını vurgulayan Vardar, yürüyüşün aynı zamanda ruh sağlığımız için de son derece faydalı bir aktivite olduğuna dikkat çekiyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Haldun Orhun ise sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yapılan düzenli yürüyüşlerin dakikada 6 kalori harcanmasını sağladığını anımsatarak “Kilo almayı engelleyerek, vücutta yağ oranının azalmasına yardımcı olur. Yürüyüş, kemiklerinizin güçlenmesini, kilonun korunmasını, kalp ve akciğer sağlığının kontrol altına alınmasını kolaylaştıracak bir egzersizdir” diyor. Orhun, yürüyüşte dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Yürüyüş, hafif bir yemekten en az iki saat sonra yapılmalı, bol su tüketilmelidir. Ağır bir yemek sonrası hızlı ve yorucu yürüyüşlerden kaçınılmalıdır. Yürüyüşler için ince tabanlı ve makosen ayakkabılar doğru tercihtir. Eğer yürüyüşler açık alanda yapılacaksa sabah erken saatler seçilmelidir. Çok sıcak havalarda yürüyüş yapmak ve bir sıkıntı hissedildiğinde yine de yürüyüşe devam etmek doğru değildir. Yürüyüş yaparken vücuda naylon, muşamba sarılmasının faydası yoktur.”

Bir adımın 10 faydası

– Uykusuzluğu azaltır

– Sindirimi kolaylaştırır

– Kan basıncını düzenler

– Yorgunluk hissini engeller

– Solunum kapasitesini artırır

– Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar

– Vücutta doğal keyif verici hormonların (Endorfin) salımını sağlar

– Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir

– Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir

– HDL/LDL (İyi huylukötü huylu kolesterol) dengesini düzenler. Kan yağlarının (Trigliserid) düzeyini düşürür.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Abi Sen Delimisin?

arayis[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »