Öfke ve Öfke Kontrolü

341700_cover[1]

Öfke ve Saldırganlık kavramları birbirleriyle karıştırılsa da temelde farklı kavramlardır. Öfke, kızgınlık ve ya sinirlilik denilince akla ilk gelen şey bir duygu durumudur. Oysa saldırganlık bir davranışı ifade eder.

Genel olarak öfke ve saldırganlık doğuştan gelir. Her insanda var olan normal bir duygudur. Fakat bunun ne şekilde dışa vurulacağı sonradan öğrenilir.

Bu bağlamda tanımlayacak olursak; “Öfke” zaman zaman her insanda ortaya çıkan doğal bir duygudur. Saldırganlık ise başkalarına fiziksel ve ya psikolojik zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları içerir.

Buradan da anlaşılıyor ki bu iki kavram birbirleriyle ilişkilidir. Öfke birçok saldırganlık biçiminin arkasında yatan dürtü ya da güdü olarak görülmektedir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Kişiyi bireysel farklılıklar üzerinde çalışmak ve çatışmayla başa çıkmayı öğrenmek gibi yapıcı toplumsal etkileşimlere motive eder. Bu haliyle normal ve sağlıklıdır, duygusal dengelemeye katkı sağlar. Amaca yönelik olan bu öfke çoğunlukla toplumsal olarak kabul edilebilir biçimdedir ve uzun vadede kişiye yarar getirmesi mümkündür. Onların bazı içsel çatışmalarını çözmelerine yardımcı olarak, süregelen davranışı ortadan kaldırarak veya engelleyerek, benlik sınırlarının ve benlik saygısının korunmasını sağlayarak yaşamlarını kolaylaştırır. Aynı zamanda karşıdaki kişiyi uyarmak için bir işarettir ve başkalarıyla olan ilişkilerini düzenleyerek başkalarına olan olumsuz duyguların açıklanmasını kolaylaştırır.

Öfkenin ortaya konulması yapıcı ve yapıcı olmayan bir şekilde sözel ya da davranışsal bir biçimde olabilir. Ayrıca durumluk ve sürekli olmak üzere iki bileşenden oluşmaktadır. Durumluk öfke kas gerilimi ve otonom sinir sisteminin uyarılmışlık durumu tarafından eşlik edilen, hafiften şiddetliye doğru değişenöznel bir duygudur. Durumluk öfkenin şiddeti, algılanan haksızlık ile engellenmenin şiddetine bağlı olarak değişmektedir. Sürekli öfke ise, çok sayıda durumun can sıkıcı ya da engelleyici olarak algılama ve buna bağlı olarak sık durumluk öfke yaşama durumu olarak tanımlanır. Sağlık ve sosyal uyumla ilgili araştırmalarda daha çok sürekli öfke üzerinde durulmaktadır.

Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar.

Arkadaşınız, anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir.

Öfkenin birçok nedeni olabilir. Çoğu zaman kişi kendisini öfkelendiren nedenin bile farkında değildir. Çünkü öfke anında düşüncelerimize ve davranışlarımıza ilişkin farkındalığımız ciddi oranda düşer.

Genelde Ne Zaman Öfkeleniriz?

1. Bize karşı saldırıya geçildiğini düşündüğümüz zaman,
2. Kışkırtıldığımız zaman,
3. Hayal kırıklığına uğradığımız zaman,
4. Stres altında olduğumuz zaman,
5. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman,
6. Kendimizi ifade edemediğimiz zaman,

Peki, çocuklarda öfkeye sebep olan etkenler nelerdir. Birde onlara göz atalım;

Çocuklarda Öfkeye Sebep Olan Nedenler

– Öfkenin genetik yada fizyolojik bir nedeni olabilmektedir. Araştırmalarda bazı çocukların doğuştan daha sinirli, alıngan ve kolayca öfkelenebilen bir yapıda olduklarına dair kanıtlar vardır.

– Haksızlığa uğramak ve fiziksel cezaya maruz kalmak,

– İstekleri ve fiziksel ihtiyaçları karşılanmadığında engellenmenin yarattığı gerginlikten kurtulma isteği,

– Anne baba ve öğretmenlerin aynı durum ve davranışlar için tutarsız davranmaları, birinin taktir ettiği davranışı diğerinin cezalandırması,

– Evde ya da okulda fiziksel ve cinsel açıdan istismar edilerek benliğinin zedelenmesi,

– Kardeşi ya da diğer çocuklarla karşılaştırılması, çok sık eleştirilmesi ve çocuktan yapamayacağı şeylerin beklenmesi.

– Okul başarısızlığının yarattığı yetersizlik duygusu,

– Çocuk yakın çevresindeki büyüklerin sık sık öfkelendiklerini ve isteklerini bu yolla gerçekleştirdiklerini gördükçe kendisi de aynı yola başvuracaktır. Nitekim aşırı öfkenin normal sayıldığı öfkeli ailelerden gelen çocuklar, öfkelenmeyince kendilerinin dinlenmeyeceğini öğrenirler.· Ergenlik döneminde duygulanım değişimleri, bilişsel işlevleri olumsuz biçimde etkiler. Algı, dikkat, bellek, düşünme gibi bilişsel işlevlerin çalışma hızı ve verim düşer. Çalışmasının bozulmasıyla başarısı azalan ergen evde ailesi, okulda öğretmeniyle sorunlar yaşamaya başlar. “Daha çok çalış” uyarıları ve başarısızlık ergende kaygı ve öfke yaratır. Bu duygulanım durumlarının düzeyi yükseldikçe başarı şansı daha da azalır, ergeni ailesi ve okulu arasında gerginliğe yol açan kısır döngü içine sokar.

– Çağımıza iletişim çağı damgasını vuran baş döndürücü gelişmelere imza atılırken, insanlar arası iletişim de bunlardan payını almakta; okul, iş, aile, arkadaş ortamlarında yaşanan sosyal iletişim eksikliklerinin yol açtığı güçlükler ve bu güçlüklerden kaynaklanan duygu ve düşünceleri rahatlıkla anlatamama, gerginlik, huzursuzluk, engellenme, hayal kırıklıkları ve çatışmalar, korku ve kaygı gibi duyguların yanı sıra öfke ve saldırganlığa da yol açmaktadır.

Belirtiler:

· Her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyor ve başkalarına vuruyorsa,
· Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun öfke gösteriyor ve sık sık ağlıyorsa,
· Yanlış yaptığında yada zorlandığında çoğu zaman öfkeleniyorsa,
· Beş dakikadan uzun süren öfke nöbetine benzeyen davranışlardan yorgun düşüyorsa,
· Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi yada olay nedeniyle değil genel olarak kendini öfkelihissediyorsa,
· Bir iletişim kurma yolu veya sorunları çözme aracı olarak kullanıyorsa,
· Engellenmeye karşı toleransı düşükse,
· Olayları olduğu gibi kabullenmekte güçlük çekiyorsa,
· Küçük bir hatanın düzeltilmesi gibi başına gelen basit bir olayı bile kendisine yapılmış bir haksızlık gibi algılıyorsa
· Daha önce hiç sıkılmadan uğraştığı şeylere öfkelenmeye başladıysa, olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görülüyorsa,
· Çocuk kendini öfkelendiren kişi yada duruma karşı bir şey yapamayıp kendi kendine vurarak, kendimden nefret ediyorum şeklinde ifadeler kullanarak öfkesini kendine yöneltiyorsa, öfke bir sorun haline gelmiş olabilir.

Öfke Durumunda Vücut Tepkileri

Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:
• Uyaran duyguyu harekete geçirir,
• Stres ve gerginlik başlar,
• Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
• Nefes alıp verme sıklaşır,
• Kalp atışları hızlanır,
• Kan basıncı artar,
• Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

Sağlığa Etkisi

Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

• Baş ağrıları,
• Mide rahatsızlıkları,
• Solunum problemleri,
• Cilt problemleri,
• Böbrek fonksiyonlarında problemler,
• Sinir sistemi rahatsızlıkları,
• Dolaşım sorunları,
• Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
• Duygusal rahatsızlıklar,
• ve intihar sayılabilir.

İnsanların Öfke İfadeleri Neden Farklıdır?

1. Genetik Ya Da Fizyolojik Nedenler;

Bazı insanların doğuştan sinirli, alıngan ve kolayca kızabilen yapıda (huyda) olduklarına dair görüşler ortaya atılmaktadır.

2. Sosyo-Kültürel Nedenler;

Genelde toplumumuzda öfke olumsuz ve kabul görmeyen bir duygu olarak değerlendirilmektedir, bu nedenle küçük yaştan itibaren eğitimle duygularımızı kontrol etme becerisi kazanma eğitimini alamamaktayız ve genelde öfkemizi gelişigüzel dışa vurmaktayız.

Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?

Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

Öfkemizin Kontrolünü Nasıl Sağlayabiliriz?

Kendini ortaya koyabilmek, diğer deyişle düşünce ve duygularınızı karşınızdakine açık, dolaysız bir şekilde aktarabilmek, saldırganlıktan, ısrarcılıktan, tacizkârlıktan, aşırı talepkârlıktan çok farklı bir davranıştır. Kendini açıkça ortaya koyabilmek demek, kendinize ve karşınızdakine saygılı olabilmek demektir.

İkinci yol, kızgınlığın bastırılıp, daha sonra olumlu duygulara ya da başka yöne yönlendirilmesidir. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Amaç, kişinin kızgınlığını ketleyip bastırması ve daha yapıcı davranışlara dönüştürmesidir. Bazen işe yarasa da kızgınlık duygularına sürekli olarak bu şekilde yaklaşmak, çok sağlıklı olmayabilir. Bu yaklaşımdaki tehlike şudur: eğer açık bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendine döner ve hipertansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

İfade edilemeyen kızgınlık başka sorunlara da yol açabilir. Bunlardan biri bu duygunun dolaylı, pasif agresif yollarla (çeşitli yollarla intikam alma, zıtlaşma vb.) ifade edilmesi ya da sürekli olarak alay eden, düşmanca bir kişilik geliştirilmesidir. Diğerlerini sürekli olarak aşağılayan, herşeyi eleştiren ve alaycı ifadeleri sıkça kullanan kişilerin, kızgınlıklarını yapıcı bir şekilde ifade etmeyi öğrenmedikleri düşünülür. Bu tür kişilerin kişilerarası ilişkilerde çok başarılı olamamalarına hayret etmemek gerekir.
Kızgınlık yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Bu da sadece dışsal davranışlarınızı değil, içsel tepkilerinizi de kontrol edebilmeniz anlamındadır. Yani nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki kızgınlık duygusunu hafifletir, katlanılabilir hale getirebilirsiniz.

Şimdi isterseniz yukarıda bahsettiğimiz yöntemleri ayrı ayrı ele alıp biraz daha açalım.

ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ

1- Bilişsel Yeniden Yapılandırma

Bu strateji en basit anlamıyla düşünme tarzınızı değiştirmek demektir. Kızgın insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler.

– Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok,
olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin. Örneğin; kendi kendinize “Eyvah! Şimdi her şey mahvoldu!” gibi bir şey söylemek yerine, “Evet, çok can sıkıcı! Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve buna kızmam, bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Kızgınlığınızın hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

– Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla!” ya da “her zaman!” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Bu asansör asla çalışmaz!” ya da “Zaten her zaman telefon etmeyi unutursun!” gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar ve siz durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Örneğin, randevularına sürekli olarak geç gelen bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Hemen saldırmaya kalkmayın. Bunun yerine, neyi elde etmek istediğinizi, amacınızı düşünün. Sizin asıl istediğiniz arkadaşınızın randevuya sizinle aynı saatte gelmesi değil mi? O halde “Her zaman geç kalırsın! Tanıdığım en sorumsuz ve kayıtsız kişisin!” gibi yargılardan kaçının. Bu tür cümleler sadece arkadaşınızı incitmeye ve onun da kızmasına yol açacaktır. Ancak sorunun çözümüne katkıda bulunmayacak, hatta ilişkiyi bozarak zorlaştıracaktır. Bunun yerine; eğer bu arkadaşınız sizin için önemliyse, problemin ne olduğunu ortaya koyup her ikiniz için de işe yarayacak bir çözüm yolu bulmaya çalışabilirsiniz. Kendinize; öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini, kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olmayacağını, hatta daha da kötü hissedebileceğinizi hatırlatın.

– Mantık öfkeyi yener, çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Yıllarca dünyayı ve karşılaştığı olayları belli bir bakış açısıyla değerlendiren birine, yeni bir anlamlandırma biçimi kazandırmak uzun ve zorlayıcı bir çaba gerektirir. Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10’a kadar sayın. Bu arada olaya olumlu bakma konusunda kendinizi uyarın. Hem karşınızdaki kişiyi ya da kişileri kırmamış olursunuz, hem de kendinizi öfkenin zararlı etkilerinden korumuş olursunuz.
“Öfkeyle kalkan, zararla oturur” sözü, bu yöntemin tarihinin ne kadar eski olduğunu bize gösteriyor. Tepki vermeden önce kendinize tanıyacağınız 15 saniyede hızlı bir değerlendirme yapabilirsiniz:

Nerdeyim?
Kimlerleyim?
Neler oluyor?
Zihnimden neler geçiyor?
Olaya nasıl bir anlam verdim?
Beklentilerim neler?
Neler yapıyorum?

Günlük yaşamda, zamanı dondurup kendimizi değerlendirmemiz mümkün değil kuşkusuz. Ancak bu soruların tümünü olmasa bile, hiç değilse 2-3 tanesini kendimize sorabileceğimiz 15 saniyelik bir mola, tepkilerimizi yumuşatacak ve daha az öfkeli olmamıza yardımcı olacaktır.

2- Problem Çözme

Sizi öfkelendiren bir durumla karşı karşıya olduğunuzda, bunu sadece bir problem olarak düşünüp bir isim koymaya çalışabilirsiniz. İsimlendirdiğiniz problemi çözmeye çalışmak, ad koyamadığınız ve duygusal boyutu ile mantıksal boyutunu ayrıştıramadığınız bir sorunu çözmekten daha kolaydır. Şimdi önce isim verme ve problemi tanıma sürecine bakalım:

1. Problemi Belirleme
2. Problem hakkında bilgi toplama,
3. Problemi alt problemlere indirgeme,
4. Problemin bir yönünü seçip somutlaştırma,
5. Bu neden bir problem?” sorusuna cevap arama,
6. “Kimin için bir problem?” sorusu üzerinde düşünme,
7. “Bu probleme benim katkım ne?” sorusu üzerinde düşünme,
8. “Başka kimin katkısı var?” sorusu üzerinde düşünme,
9. “İdeal çözüm ne olurdu?” sorusuna cevap arama,
10.“Nasıl bir sonuçla yetinebilirim?” sorusunu cevaplandırma.

İlk aşamada bu sorular üzerinde düşünerek, detaylarıyla birlikte problemin farkına vardıktan sonra ikinci aşamaya geçilebilir. Bu aşamaların tümünü mümkünse yazarak yapmak çok yararlı olacaktır. Sorunun tümüyle üstesinden gelene kadar yazdıklarınızı atmayın ve özellikle değerlendirme aşamasında tekrar onlara göz atın.

3- Seçenek Listesi:

– Tüm seçenekleri sıralama: Aklınıza gelen ve çözüme yararı olabilecek tüm seçenekleri (saçma bile olsa) düşünün ve kaydedin.

– Listenize “kaçma” (görmezden gelme) seçeneğini yazmayı unutmayın. Bu çok doğal bir tepki ve sizin hakkınız.

– Kabullenme seçeneği de listenizde bulunması gereken alternatiflerden biri. Bazı sorunlar (özellikle sizin dışınızdaki insanların kişilikleriyle ilgili olanlar) çözülemeyebilir ve bu noktada durumu olduğu gibi kabullenmek çok gerekli ve rahatlatıcı bir çözüm yolu olabilir.

– Tüm seçenekleri sıraladığınız yazılı bir listeniz olsun.

4- Plan Yapma:

– Seçenek listenizin tüm alternatiflerini inceleyin ve aklınıza yatan, içinize sinen bir tanesi üzerinde karar verin.

– “Karar verdiğim seçeneği nasıl gerçekleştirebilirim?” sorusunu sorun kendinize ve buna verdiğiniz cevapları yazın.

– İhtiyaçlarınızın listesini çıkarın. “Bu sorunu, bu yolla çözmek için ne(lere) ihtiyacım var?” diye sorun kendinize ve ihtiyaçlarınızı sıralayın.

– Plan yapma aşamasında karşılaşacağınız engelleri de tahmin etmeye çalışmak yararlı olacaktır. “Beni ne engelleyebilir?” sorusunu sorun kendinize ve engel olarak karşılaşma olasılığınız olan her noktayı yazın.

– Bunlardan sonra kendinize bir eylem planı oluşturun. Yapacağınız her şey, yazılı olarak, adım adım belirlenmiş olsun.

5- Mizah kullanın

Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.

Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin bir arada bulunması mümkün değildir.

Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkâr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.

İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

6- Çevrenizi değiştirmek

Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.

Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

7- Değerlendirme:

– Planınızı uygulamaya başladığınız andan itibaren değerlendirme yapmanız yararlıdır. Arada durup “Durum ne yönde değişti?” sorusuna cevap arayın.

– Bulduğunuz çözümün size neye malolduğunu kendinize sormanızda büyük yarar var. “Bana neye maloldu? Kazançlarım, kayıplarım neler?” sorularına cevap bulmaya çalışın. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar olumluysa planınızı uygulamayı sürdürebilirsiniz. Ancak size çok şeye malolduğuna ve kaybettirdiklerinin kazandırdıklarından çok olduğuna karar verirseniz ikinci aşamaya geri dönüp, yeni bir çözüm yolu bulmakta yarar var demektir. Bu durumda yeni bir plan yapıp uygulamak uygun olabilir.

– Yaptığınız planı uygularken elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın, ama yanıtları hemen bulamıyor ve sonuca hemen ulaşamıyorsanız kendinizi cezalandırmayın. Eğer soruna iyi niyetle yaklaşır, çabalar, “ya hep, ya hiç” tarzı düşünmez, elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederseniz, sabrınızın taşma ihtimali de düşük olur.

– Bazen kızgınlık ve engellenmişlik duyguları, yaşamdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. “Her problemin bir çözümü vardır!” şeklindeki kültürel inançlarımız da, çözüm bulamadığımızda bu engellenmişlik duygularını artırır. Kızgınlık duyguları böyle durumlarda yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum, önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır.

Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir ve yukarıda anlatıldığı gibi bir planlamayla problem çözme teknikleri kullanılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm üzerinde odaklaşmak yerine, en iyi strateji, sorunla yüzleşmek ve kabullenmektir.

Anne-babaların karşılaştıkları en güç durumlardan biri de çocukları saldırgan davranışlar sergilemeye başladıklarında ve ya öfkeli oldukların da neler yapacaklarını bilmemeleri. Şimdi çocuklarımız öfkeli ve saldırgan davranışlar sergilemeden önce ve sergiledikten sonra neler yapabilir onlara bir göz atalım;

Anne Babalar İçin Öneriler:

– Öfke duygusuyla yapıcı bir şekilde başa çıkılmadığında ya dışa yönelik saldırganlık ve şiddete ya da kendisine zarar verme şekline dönüşebilir. İnsan doğasına özgü bir duygu olan öfkenin doğal yönü belirli sınırlar içinde kaldığı ölçüde karşılaşılan engeli aşmak ve hoş olmayan durumdan kurtulmak için bireye gerekli tutum ve davranışta bulunma olanağı verir. Dolayısıyla öfke kontrolünde amaç öfkenin dışa vurulmasını engellemek değil öfkenin nasıl uygun bir dille ifade edilebileceğini bilmektir.

– Yaşanılan bir çatışmayı çözümleme aşamasında öfkeyi etkili bir şekilde kontrol etmek, çocuğa asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilir. Çocuğunuzun kuralları tartışmasını doğal karşılayarak, dilini ayarladığı müddetçe size itiraz etmesine hak tanırsanız hem sizi daha iyi anlamasını sağlamış, hem de hakkını aramasını öğretmiş olursunuz.

– Bebekken temel ihtiyaçlarının zamanında, düzenli olarak ve yeterli düzeyde karşılanması, rahat hareket edebileceği, enerjisini aktarabileceği ortamlar hazırlanması çok önemlidir.

– Anne-baba ve diğer yetişkinler çocuğa uygulanan eğitim ve gösterilen davranışlar konusunda ortak kararlar alarak, tutarlı olmalıdırlar.

– Öfke ne kadar şiddetliyse o kadar önemsenmeli, ancak çocuk öfkelenmesin diye de onun her istediğini yapması hoş görülmemelidir.

– Çocuğa yapabileceği işlerde sorumluluklar vermekten çekinmemelidir. Ancak verilen sorumlulukları yerine getirmesi eziyet verici bir hal alıyor ise, bu işi yapması için ısrar etmemelidir.

– Çocuk, anne babasının kendisine aldırış etmediğini düşünüyor ise sadece doğru davranışı gerçekleştirdiği zaman değil, beklemediği zamanlarda da onunla ilgilenerek, (beraber resim yaparak, gezintiye çıkarak, oyun oynayarak) sevildiği hissettirilebilir.

– Öfkeli olmadığı anlarda ya da az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında çocuk takdir edilerek, olumlu davranışları ön plana çıkarılabilir

– Çocuk öfkelendiğinde etkin bir şekilde dinlemek, paniğe kapılmamak, hemen tepki göstermemek çok önemlidir. Biraz sakinleştiğinde, kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini düşünüp anlatması istenebilir.

– Öfkesi hakkında çocukla konuşarak, öfkenin uygun şekillerde ifade edilmesi desteklenmelidir. Öfkeyi kontrol ederek kendimize zarar vermeyi engellemenin elimizde olduğu hem anlatılmalı hem de örnek davranışlarla gösterilmelidir.

– Çocuğa kızmak kimi zaman uygun olabilir. Ancak kızgınlığı düşüncesizce ifade etmek hiçbir zaman uygun değildir. Çünkü anne baba ve diğer yetişkinler de en iyi modeli çocuktan beklediği gibi davranarak oluşturmalıdır.

– Anne babanın yerine getirmesi gereken önemli sorumluluklardan biri, çocuklarına duygularına nasıl yön verebileceklerini öğretmektir. Çocuğa kızgınlığını sağlıklı bir yolla ifade etme öğretilmezse, içinde birikenler bir gün patlamayla ortaya çıkabilir.

– Anne baba incindiğinde bu duygusunu paylaşarakçocuğa davranışlarının kendisi dışındaki bireyleri nasıl etkilediğini gösterebilir.

– Ergen için duygularının anlaşılması ve çözümlenmesi gereksinimlerini giderilmesi önemlidir. Ancak bu dönemde duyguların birçoğu toplumsal baskılar ve geleneklerden dolayı rahatlıkla ifade edilememektedir. Kişi duygularını kontrol altına alarak, kendi iç dünyasına ters düşse bile bazılarını bastırarak olduğundan farklı ifade etme çabasına girişebilir. Kişinin duygularını sürekli olarak bastırması yada çarpıtması duygusal sorunlara yol açabilir. Oysa duyguların anlaşılması etkili bir şekilde ifade edilmesi, psikolojik sağlığı ve bireysel gelişimi olumlu yönde etkiler. Genç birey öfkesini bastırmadığında bilinç düzeyinde yada bilinçaltında bir duygu birikimi olmayacağı, bu durumda kontrolsüz tepki ve düşmanca eğilimlerin oluşmayacağı düşünülse de bunun her zaman böyle olmadığı bilinmektedir. Önemli olan öfkenin yalnızca dışa vurulması değil, nasıl yönetileceği ve nasıl kontrol altına alınacağının da öğrenilmesidir.

– Kalabalık bir yerde bir çocuğun kapris yapması bir çok anne babayı, kendilerini kontrol mekanizmalarının ötesine iter ve sonuçta her iki tarafta -anne baba ve çocuk- çileden çıkar. Gerçekte ciddi öfke patlamalarının zaman zaman yaşanmadığı bir aile hayal etmek zordur. Ancak bu durumlardan bile olumlu sonuçlar çıkarılabilir. Olay geride kaldıktan sonra anne ya da baba çocuğa “Birbirimize gerçekten de çok kızdık, öyle değil mi?” diyebilir. Bu önemsiz bir şey olarak görünse de, çocuğun; öfkenin doğal ve kabul edilebilir bir insanı duygu olduğunu, bu duygunun dile getirilebildiğini ve üzerinde konuşulabildiğini, birbirlerini seven kişilerin aynı anda birbirlerine öfkelenebildiklerini, bu durumda sevginin azalmayıp tam aksine, uyum durumu geri geldiğinde bazen daha da güçlenebildiğini anlamasına yardım etmek için iyi bir yol olabilir.

Öfke ve saldırganlık yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi insana özgü normal bir duygu ve davranış halidir. Birçoklarımız için bu iki kavramı tehlikeli duruma getiren onları ifade ediş biçimimizdir. O halde öfkelendiğimiz zaman öfkemizin bizi kontrol etmesine fırsat vermeyip bizim onu kontrol etmemizi sağlamak için çalışmalıyız.

Alaaddin DEBGİCİ
Psikolojik Danışman

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yoğurt Suyu Mucizesi…

1915841_10208108299015284_1252737830922183626_n[2]

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

FELÇ GEÇİRMİŞ EL VE AYAKLAR İÇİN ÇÖZÜM

12239652_527504920746359_9029021211564452207_n[1]

Ailenizde veya etrafınızda felç,romatizma,kırık sonrası cansız kalan uzuv gibi hastalıklara sahip insanlar varsa si…ze bir tarif …vereceğim. Bu tarif Almanya’da bir prof. tarafından 20 yıl kadar önce yapıldı ve felç geçirmiş ayak üzerinde uygulandı. Felç sebebi ile kasılan ve o şekilde kalan parmaklar tam olarak açıldı.
Saf zeytin yağı ve turşu tuzu ile yapılan basit bir karışım.

BİR LİTRE ZEYTİN YAĞI
YARIM KİLO TURŞU TUZU
Hepsi bu kadar.Tuzu ve zeytin yağını bir şişede kar…ıştırın.2,5 lt kola şişesinde karışımı hazırlamanız daha kolay olur. Bu şişeyi güneş alan bir yere koyuyorsunuz elinizin altında bir yer olursa iyi olur.Gün içinde fırsat buldukça çalkalayıp tekrar güneşe koyun.O tuz çalkalamanın etkisi ve güneşin ısısı ile yağın içinde eriyor ve dipte tortu haline geliyor. Mesela 25-30 derece arası ısıda 10 gün güneşlense yetişir.
Tuz eridikten sonra rahatsızlığı olan kişi güneşe uzanır ve güneş kremi gibi bu yağ şikayet olan bölgeye sürülür.Yağı sürmeden önce şişeyi mutlaka çalkalayın.Kişi ile birlikte diğer kişilerde görebilir zaten o macun sürüldüğü andan itibaren damarların açılmasını.Ciddi anlamda elektrik çarpıyormuş gibi garip hareketlere şahit olabilirsiniz.Yarım saat kadar güneşlenip ılık suyla masaj yaparak yıkayın. Bunu haftada 3 gün yapsanız dahi yeterli. Çok zor değil uygulayın derim.Heleki felç geçirmiş bir uzvun asla dönüşü olmayan bir tıbbı yanıltması benim çok hoşuma gitti

Şöhret Olgaç

EĞER BİR ÇOCUK..

944942_765070816971056_6882247147110284578_n[1]

* Eğer bir çocuk tenkitle yaşamışsa kınamayı öğrenir,
* Eğer bir çocuk kin ve düşmanlıkla yaşamışsa saldırganlığı öğrenir,
* Eğer bir çocuk alayla yaşamışsa, utangaç olmayı öğrenir. …
* Eğer bir çocuk utanç ve yüzkarası ile yaşamışsa kendini suçlu hissetmeyi öğrenir ,
* Eğer bir çocuk teşvik ile yaşamışsa kendine güvenmeyi öğrenir,
* Eğer bir çocuk övgü ile yaşamışsa,takdir etmeyi öğrenir ,
* Eğer bir çocuk hakkaniyetle yaşamışsa dürüstlüğü öğrenir,
* Eğer bir çocuk güvence içinde yaşamışsa sadakat ve itimadı öğrenir ,
* Eğer bir çocuk tasdik edilerek yaşamışsa kendisini sevmeyi öğrenir,
* Eğer bir çocuk arkadaşlık ve onama ile yaşamışsa dünyayı sevmeyi öğrenir…

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Mandalina ve Mandalinanın Faydaları…!

3775_534785476688069_7501597765239861050_n[1]

Kış geldi çattı, tam kış aylarının ortasındayız. Tabii hal böyle olunca bizde yazılarımızda genellikle kış meyve ve sebz…elerinden bahsediyoruz. Her zaman her sebzeyi ve meyveyi mevsiminde tüketmenizi öneririz. Mandalina da nadide, çok şifalı, vitamin kaynağı bir kış meyvesidir. Hele hele ağacını gördüğünüzde görüntüsüne bayılırsınız. Büyük bir mandalina ağacı uzaktan bile çok hoş bir görüntüye sahiptir. Çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri mevcuttur.

Mandalinanın Yararları Nelerdir?

Yüksek miktarda çeşitli antioksidanlar içerir. Soğuk algınlığı ve grip, nezle gibi hastalıklara yakalanmamak için özellikle kış aylarında bolca tüketip vücuda C vitamini almakta yarar vardır. Hepatit, kolesistit gibi hastalıklara karşı faydalıdır. Susuzluğu giderir. Astım ve bronşit gibi hastalıklara karşı şifalıdır. Mide ve bağırsak florasını temizler. Vücuttaki pamukçuk ve tırnaklardaki mantarlara karşı iyileştirici etkiye sahiptir. İştah açar ve öksürüğün iyileşmesine yardımcı olur. Bolca fiziksel aktivite yapan sporcular da mandalinayı bol miktarda tüketmelidirler. Vücudun güçlenmesine yardımcı olur. Hipertansiyona karşı kullanılır yani tansiyonun düşürülmesine yardım eder. Sindirim sistemini düzenler, bağırsaklara fayda sağlar. Kabızlığı giderir. Kolesterolü düşürücü etki yapar. Mandalina vücudun savunmasını güçlendirir, hücrelerin erken yaşlanmasını engeller. Kalp sağlığını ve sinir sistemini korur. Diyabet yani şeker hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar için şifa sağlar. Doğal mandalina suyu tüketerek de mandalina faydalarıve şifalarından yararlanabilirsiniz. Vücuda enerji verir, yorgunluğu giderir. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardım eder ve idrar söktürücü özelliğe sahiptir. Sakinleştirici özelliği sayesinde uykusuzluk çekenlere fayda sağlar. Özellikle akşam yemekten sonra mandalina tüketirseniz uykunuzun geldiğini fark edeceksiniz. Felç durumunda yararı görülebilir. Ayrıca çağımızın hastalığı olan kansere yakalanma riskini de düşürür.

Mandalina taze tüketildiği gibi suyu yada yağı da tüketildiğinde birçok rahatsızlığa iyi gelir. Özellikle mandalina yağı sivilce ve akne sorunlarını gidermeye yardım eder. Hücrelerin erken yaşlanmasını engellemesiyle birlikte mandalina kozmetik sanayinde de kullanılır. Duş jeli, krem ve saç besleyici jel yapımlarında mandalina özü bolca bulunur. Mandalina yağı tüm cilt tipleri için kullanılır. Kırışıklıklar için de şifa sağlar. Vücuttaki akne tedavisinde de bolca kullanılır. Selülitler de neredeyse tüm bayanların korkulu rüyasıdır. Fakat artık korkmanıza gerek yok. Çünkü mandalina yağı ile selülitlerden kurtulmanız mümkündür. Kan damarlarına da canlılık verir. Kanı temizleyici, yenileyici özelliği vardır. Damar hastalıklarına karşı koruma sağlar. Diş ve kemiklere olan yararı da mandalina faydaları arasındadır. Ayrıca pastaların üzerine de süslemek için birkaç parça koyabilirsiniz.

Mandalinanın çekirdekli çeşitlerindeki çekirdekler çıkarılarak tüketilmesinde fayda vardır. Meyvenin çekirdekleri yenilirse apandisit rahatsızlığına yol açabilir.

Mandalinanın Anavatanı ve Özellikleri

Erkenci mandalinanın ilk olarak Çin’de yetiştirildiği düşünülmektedir. Ülkemizde ise başta Ege ve Akdeniz bölgeleri olmak üzere Karadeniz bölgesinin de bazı kesimlerinde mandalina ağacı yetiştirilmektedir. Bu şifalı bitki gibi portakal,limon, greyfurt gibi narenciye ürünlerinin de hemen hemen aynı bölgelerde yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu şifalı meyvenin ağacı üzerinde meyveler çıkmadan önce beyaz çok hoş kokulu çiçekler açar. Daha sonra meyveler yetişir.

Turuncu kabukların altında parça parça dilimlenmiş meyveler vardır. Dünyanın birçok bölgesinde yetişir. Yüksek miktarda A ve C vitaminleri içerir. Özellikle C vitaminindeki askorbit asiti yüksek oranda bulundurur. Ayrıca karoten, lutein, hesperetin de içerir. 100 gramında 43 kalori vardır.

Çok Eski Bir Doğu Kültürüne Göre Başağrısına İlginç Çözüm…

936547_10203887067337299_6234421906327861287_n[1]

Burnumuzun neden 2 deliği var? Nefes alırken her iki deliği birden kullanırız. Sağ taraf sıcağı (güneşi), sol taraf soğuğs (ayı) temsil eder. Başınız ağrıyorsa sağ burun deliğinizi kapatın 5 dakika süreyle sol burun deliğinizden nefes alın. Kendinizi yorgun hissediyorsanız sol burun deliğinizi kapatın, sağ burun deliğinizden nefes alın. Zihninizi de açar. İnanmıyor olabilirsiniz. Çok eski bir doğu kültürüdür. Deneyin, farkı görün.

KİREÇLENMEYE KARŞI ÇINAR KÜRÜ

10579995_764760320335439_3078109837137839965_n[1]

Çınar yaprağı kürü, vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasına yardımcı oluyor. Bitkisel ürünlerin birçok hastalığın tedavisinde destek olduğuna dikkat çeken uzmanlar, çınar yaprağının kireçlenmeye iyi geldiğini belirtti. Çınar yaprağı kürünün vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasında büyük fayda sağladığını belirten uzmanlar, eklem ağrılarının günümüzde oldukça yaygın bir hastalık olduğuna dikkat çekti.

Çınar yaprağ…ı kürü ile Eklem ağrılarına destek

Her insan vücudunda romatizma kireçlenme gibi eklem rahatsızlıklarının mevcut olduğunu dile getiren uzmanlar, kireçlenme ve romatizma hastalığından dolayı bacakları bükülmeyen, yürümekte zorlanan, merdiven çıkamayan ve ağrı çeken insanlar, normal tedavileri dışında bitkisel çözümleri de kullanabileceklerini belirtiyor.

Çınar yaprağı kürü ne işe yarıyor?

Çınar yaprağı kürü, vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasında büyük fayda sağlıyor. Hareketsiz bir yaşam süren ve oturarak çalışan günün artı kalan kısımlarında da hareketsiz ve sporsuz geçiren kişilerin bu rahatsızlıklara yakalanma olanağının ise çok yüksek olduğu belirtiliyor. Bu rahatsızlıktan mustarip kişilerin sürekli ağrılardan yakındıkları belirtilirken, doğal ve bitkisel olan yöntemlerle romatizma ve kireçlenme gibi hastalıklarla başa çıkılabileceğini ifade ediliyor.

Çınar yaprağı şifa için nasıl kullanılır?

Çınar yaprağı kürünün düzenli bir şekilde kullanıldığı zaman şikayetlerde azalma sağlayacağını belirten uzmanlar, bitkinin kullanımını şu şekilde olması gerektiğini belirtiyor:

“2 adet büyük boy taze ya da kurutulmuş çınar yaprağını soğuk suda yıkayın ve parçalara ayırın. Bir su bardağı klorsuz suyu kaynattıktan sonra yaprakları ilave edin ve kısık ateşte ağzı kapalı olarak 1 dakika kaynatın. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra sıcakken süzün. Ilıyınca akşam yemeklerinden önce ve gece yatarken için. 2 içim arasında en az 3 saat fark olmalıdır. 15 gün kullanıp 3 gün ara verin ve tekrardan bir 15 gün daha kullanarak 30 güne tamamlanabilir. Her defasında taze olarak hazırlanmalıdır. Hastalıkları nedeniyle çok fazla ilaç alanların ise bitkisel bir ürün kullanmadan önce mutlaka hekimlerine danışmaları gerekiyor.”

Çınar yaprağının sağlığa diğer yararları

Çınar yaprağının eklem ağrıları dışında insan sağlığa daha birçok faydası da bulunuyor. Çınar yaprağı kemik ve eklem sağlığını korumanın yanı sıra özellikle kireçlenme sıkıntılarından kaynaklı ağrıları rahatlatıyor. Diş ve diş eti sağlığını koruyan çınar yaprağı aynı zamanda yanık ve yanık yaralarının iyileştirilmesinde de kullanılıyor. Vücuttaki ödem ve şişliklerin giderilmesine de yardımcı olan çınar yaprağı, mide bulantısına da iyi geliyor.

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Fazla kilolarından şikâyetçi misin? HAYATINI BİR SANİYEDE DEĞİŞTİREBİLİRSİN! ŞİMDİ KARAR VER!BU FIRSAT SENİN!

1599_222346801433034_648005547316788630_n[1]

UYAN VE HAFİFLE…

Farkında değilsin; sen aslında yoluna döşenmiş duvarları yıkabilecek kadar güçlüsün. Buna inan ve KENDİNE BİR ŞANS VER.

Fazla kilolarından şikâyetçi misin? Kendini olduğundan daha yaşlı, daha güçsüz ve hasta mı hissediyorsun? ‘Çaresizim’ diyorsan eğer…
HAYATINI BİR SANİYEDE DEĞİŞTİREBİLİRSİN!
ŞİMDİ KARAR VER!

BU FIRSAT SENİN!

Hayatın en mutlu mevsimleri seni bekliyor. En iyi günlerini bundan sonra yaşayacaksın.
…
GÖZÜNÜZE AŞILMASI İMKANSIZ BİR DAĞ GİBİ GÖRÜNEN, BİZİMSE YAŞAYARAK ÇÖZDÜĞÜMÜZ KİLO PROBLEMİNİ ORTADAN KALDIRMAK ADINA, DENEYİMLEDİĞİMİZ NE VARSA HEPSİNİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ.

KISA SÜREDE FAZLA KİLOLARINDAN KURTULMAK İSTEYENLERE ÖZEL BİR BAŞLANGIÇ!

01-14 Şubat 2016 tarihleri arasında dilerseniz 1 hafta, dilerseniz iki haftalık İdeal Kilo Zayıflama Eğitim Kampı’mıza katılmaya ne dersiniz?

UNUTMAYIN; DEĞİŞİP DÖNÜŞMEDEN SON NOKTAYI KOYAMAZSINIZ. ZAYIFLAMADA KALICILIĞIN TEK YOLU BUDUR. GELİN DEĞİŞİME BAŞLAYALIM VE DÖNÜŞÜM YOLUNDA İLK ADIMLARIMIZI BİRLİKTE ATALIM.

TEKRAR EDİYORUM!
HAYATINI BİR SANİYEDE DEĞİŞTİREBİLİRSİN!
KALICI ZAYIFLAMAK İSTİYORSAN ŞİMDİ KARAR VER!

Bilgi ve Başvuru İçin;

0 850 360 22 73
0 530 890 63 29

baharpancukdeniz@gmail.com
http://baharpancukdeniz.com/contact-us/

Not: Katılımcılar için Kilyos’ta bir toplanma yeri belirlenerek kamp alanına ulaşım sağlanacaktır.

Bahar Pançuk Deniz / Beden Mühendisi

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bağırsaklarınızı Toksinlerden Arındırın…!

944658_534779283355355_1726934257850453103_n[1]

Bağırsaklarınızı Toksinlerden Arındırın: Bağırsaklarımız, vücudumuzu temizleyici organlardandır. Görevleri çok öneml…idir, çünkü yediğimiz besinleri ayrıştırmakla sorumludurlar; böylelikle de kan, faydalı olacak besleyicileri tükettiğimiz bu besinlerden emebilmektedir. Bu göreve ilaveten, bağırsaklar, vücudumuzu fazla atıklardan arındırırlar. Takip eden makaleyi okuyarak bağırsakları temizleyebilmenin, onları doğal tedaviler ve sağlıklı alışkanlıklar sayesinde toksik içeriklerden arındırabilmenin yollarını öğrenebilirsiniz.

Vücudu temizlemek ve vücuda alınan maddeleri filtrelemekle sorumlu diğer tüm organlarda, örneğin karaciğer ve böbreklerde olduğu gibi, yaşam tarzınız, kirliliğe maruz kalma oranınız ve sağlıksız beslenme koşulları bağırsaklarınızın fazla çalışmalarına ve fonksiyonlarını doğru şekilde gerçekleştirememelerine sebep olabilir. Bu durum da, bağırsaklarınızın yüksek miktarlarda toksik madde biriktirmesine sebep olur. Eğer bu olursa, zaman içinde sağlığınızı tehdit eder aşamaya ulaşabilir ve kötü nefes, mide ekşimesi, karın ve bağırsaklarda ağırlık hissi, zayıf sindirim, ishal, gaz ve bazı durumlarda ise baş ağrısı ve uykusuzluk gibi semptomlarla kendisini hissettirmeye başlayabilir.

Ananas-suyu

Evde Bağırsaklarınızı Temizlemenin Beş Basit Yolu

Eğer, bağırsaklarınızı ev tedavileri ile temizlemek istiyorsanız, bunu sağlıklı ve etkili yollarla yapmak için, aşağıda tavsiye edeceğimiz yöntemleri dikkate almalısınız.

Daha fazla su için: Bağırsak temizleme işlemi susuz kalmanıza yol açabilir; dolayısı ile her gün tükettiğiniz su miktarını arttırmalısınız. Bol su içmek, hem vücudunuzu nemlendirir hem de vücudunuzun toksinleri ve bağırsaklarınızda birikmiş olan dışkıyı atmasına yardımcı olur. Daha güçlü bir etki için, oda sıcaklığındaki suyu, bir miktar limon ile birlikte tüketin.
Diyet: Bağırsak temizliği yapıyorken, bol taze sebze ve meyve içerikli, sindirimi kolay ve hafif besinlerden oluşan bir beslenme diyetini tercih etmelisiniz. Büyük öğünler tüketmekten kaçının, çünkü bu bağırsaklarınız için fazla mesai anlamına gelmektedir ve temizleme sürecini olumsuz etkiler. Bol bol sıvı, sebze çorbasıgibi besinler tüketmenizi tavsiye ederiz. Bu sayede vücudun doğal elektrolitlerini de geri kazandırmış olursunuz.
Vitaminler ve takviyeler: Bağırsaklarınızı temizleme işlemi, geçici süreli de olsa önemli besleyiciler ve tamamlayıcıların kaybına neden olur. Eğer mümkünse, kaybettiklerinizi doğal vitamin ve besin kaynakları tüketerek geri kazanmalısınız. C vitamini tüketiminizi arttırın çünkü bu bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı olur.
Daha fazla probiyotik tüketin: Bağırsak temizliği esnasında daha fazla probiyotik tüketiyor olmak çok önemlidir, çünkü temizlik sürecinde iyi bakteriler de kötüleri ile birlikte vücuttan atılabilir. Probiyotik tüketerek bu kaybı giderebilir ve vücudunuzu faydalı bakterilerle doldurabilirsiniz.
Detoks banyosu: Bağırsaklarınızı arındırabilmek için size verebileceğimiz son tavsiye, şifalı bitkilerle zenginleştirilmiş bir banyodur. Bu sayede, toksinlerin cildinizden atılmasına yardımcı olursunuz. İdeal olanı, bitkileri suda kaynatmak; sonrasında da, vücudunuzu bir havlu veya battaniye ile sararak, buharın deriniz yolu ile emilmesini sağlamaktır.

Bağırsakları Temizleyici Meyve Suyu

Bu güçlü meyve suyu, bağırsaklarınızı temizleyici ve vücudunuzu gereksiz tüm toksinlerden arındırmaya teşvik edici özelliktedir. Çilek, ananas ve maydanoz kullanılarak yapılır ve sindirim ile arındırıcı organlara olan yararları ile bilinir.Kabızlık ile savaşmanıza, bağırsak iltihaplarının azaltılmasına, gaz probleminin giderilmesine ve sindirim sisteminizin temizlenmesine yardımcıdır.

Malzemeler

Yarım fincan doğranmış çilek,
İki dilim doğanmış ananas,
Bir dal doğranmış maydanoz,
Bir fincan su veya maden suyu.

Nasıl Hazırlanır?

Tüm malzemeleri karıştırıcıya ekleyin ve güzelce karıştırarak servis edin. Bu meyve suyunu tüketmek için en ideal vakit kahvaltı veya herhangi bir ağır öğün öncesidir.

Kırmızı-biber-çayı

Çaylar

Eğer bağırsaklarınızı çay tüketerek temizlemeyi tercih ediyorsanız, size enginar çayını ve devedikeni sütü çayını tavsiye edebiliriz. Her iki bitki de, vücudun atıklardan arındırıcı sistemlerini temizlemesini ve toksinlerden arındırmasını teşvik edici özellikleri ile bilinmektedirler.

Arnavut Biberi

Arnavut biberi, arındırıcı özellikleri sayesinde, bağırsakları temizleme dendiğinde akla ilk gelen besinlerdendir. Bu baharatı, doğal smoothie yapımında kullanabilir veya bir miktar limon ekleyerek çay yapabilirsiniz. Bu içecekleri günde birkaç kez tüketebilirsiniz.

Yosun

Plantago psyllium olarak bilinen bitki ve su yosunu, bağırsaklarımızda bulunan toksinlerin emilimi ve sonrasında vücuttan atılması konusunda yardımcıdır. Bu iki bitki de jel formundadır ve dışkının yağlanmasına yardımcıdır, dolayısı ile kabızlık gibi problemlerle savaşta ve tahriş olabilir bağırsak sendromuna karşı kullanımda mükemmeldirler.

Fatoş Pabuccu Tuncay- Sağlıkla Kal sayfası

PET ŞİŞEDEKİ TURŞUYU ATIN

pet-sisede-tursu-yap-1a237c962cab1a636072[1]

Asit ve tuz karışımının pet şişenin içindeki kimyasalı turşuya karıştırdığını vurgulayan Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Oğuz Özyaral, pet şişelere kurulmuş turşuların kullanılmadan atılması gerektiğini söyledi.

Pet şişelere kurulmuş turşular konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. Oğuz Özyaral, pet şişelerin tek kullanımlık ürünler olduğunu belirtti ve geri kullanıma uygun olmadığına vurgu yaptı.

İçerisindeki su tüketildikten sonra pet şişelerin hiçbir şekilde gıda amaçlı saklama kabı olarak kullanılmaması gerektiğinin altını çizen Özyaral, “Eğer bu kapların içine turşu kurduysanız, bunları tüketmeden hemen atın” dedi.

Asit ve tuz karışımının pet şişenin içindeki kimyasalı turşuya karıştırdığını dile getiren Özyaral, “Lezzetli görünen turşu, kimyasal ve kanserojen deposuna döner.
Kışın sofralarımızın önemli bir yiyeceği olan turşuları ister kendiniz yapın, ister çarşıdan ya da köy pazarlarından alın, dikkat edilmesi gereken iki önemli unsur vardır. İlki nasıl bir kabın içinde olduğu ve hangi malzemeden yapıldığı, ikincisi ise kullanılan malzemenin tazeliğidir. Turşuların içinde bulunduğu kaplar asla daha önce kullanılmış pet şişeler olmamalıdır” şeklinde konuştu.

SOKAK SATICILARINDAN PET ŞİŞE İÇİNDEKİ ÜRÜNLERİ ALMAYIN

Pet şişenin saklama kabı olarak kullanılmasının iki ayrı sağlık sorununa yol açtığını aktaran Doç. Özyaral, “Birincisi hijyenik açıdan tamamen sağlıksızdır. Daha önce kimin, ne şekilde kullandığını bilmediğiniz, birilerinin ağzını değdirdiği bir şişenin kullanılması söz konusudur. Ayrıca bu şişelerin nereden toplandığı, nasıl mikropsuzlaştırılıp dezentefekte edildiği bilinmemektedir. Bu durum karşısında hijyen standardı düşük bu kaplar hastalıklara kapı açabilir. Gelelim diğer büyük soruna: İçerisinde limon, sirke, tuz, sarımsak vb. ürünler ihtiva eden karışım, pet şişenin kendi içeriğini en kısa zamanda çözündürerek turşuya karıştıracaktır. Bilindiği üzere pet şişelerin içerisindeki Bis-fenolA (BFA) maddesi gelişim çağındaki gençlerde jinekomasti (özellikle erkek çocuklarında göğüslerin büyümesi) , mestural bozuklar ve hormonal dengesizliklerin tetikleyicisi olabilmektedir. Sağlıklı bir yaşam için turşularınızı pet şişelere koymayın, sokak satıcılarından pet şişe içerisindeki ürünleri almayın” dedi.

TURŞUYU CAM KAPLARDA YAPIN

Turşunun cam kaplarda ve taze malzemelerle yapılması gerektiğini söyleyen Özyaral, “Eğer turşu yapacağımız sebze küflü ya da çürük olursa zamanla içerisindeki mikroorganizmalar ortama toksin salgılar. Biz bunlara mikotoksin deriz. Böyle bir ürünün tüketilmesi başta kusma, zehirlenme gibi belirtiler gösterebildiği gibi sindirim sisteminde kanser tetikleyicisine de dönüşebilir. Gerek sebzelerin küflü ve çürük olması, gerekse de pet şişelerin içine kurulması ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Turşu kış mevsiminde, içinde barındığı bağışıklık sistemini destekleyen bakteriler açısından sağlıklıdır. Turşunuzu, taze sebzelerle, az tuzlu olarak, cam kaplarda hazırlayın” diye konuştu.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

kaynak: sağlıkla kal- Fatoş Pabuccu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsan bişeye ilişmeden yaşayabilir mi ?

12510434_817141468396742_5872533619695856597_n[1]

İnsan bişeye ilişmeden yaşayabilir mi ?

Uzmanlar eşliğinde İlişkiler sunumu 13 ocak çarşamba Nişantaşı Psikocityde 0212 234 15 44-45  rezervasyon yapabilirsiniz…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karanlıkta ve çamurda köklenip, her daim ışığa doğru yönelip, sonunda güneşe ve ”aydınlığa” erişendir o

10636605_810823089029682_3811341552896586330_o[1]

 

Spiritüel alemin gözdesidir lotus çiçeği. Bir yoga pozuna adını vermiş, Hindistan’ın milli çiçeği ilan edilmiş, Asya’da birçok kültürde ve mitolojide resmedilmiştir. Öyle özel bir bitkidir ki birçok açıdan bizlere örnek teşkil eder aslında.
Her şeye rağmen ayakta kalır.
Lotus çiçeği tatlı su göllerinin ve nehirlerin ta dibinde, kirli ve çamurlu ortamda yetişir. O uzun ve güçlü kökü uzanıp suyun yüzeyine eriştiğinde çiçeğin mucizesi başlar. Yaprakları teker teker gelişirken bir gün koca bir çiçek oluşuverir. Ne zaman ki bu çiçeğin yaprakları güneş ışığıyla buluşur, o zaman tüm ihtişamıyla açar, serpilir. Çamurdan çıktığına “bin şahit ister” o gün, çünkü hem tertemizdir hem de mis gibi kokar. Her şeye rağmen güzeldir o. Kimilerini şaşırtır, kimilerini mahcup eder,kimilerine ilham verir, örnek olur.
Ne olursa olsun, saflığından ve temizliğinden hiçbir şey kaybetmez.

Suyun yüzeyine erişirken tek bir yaprağı bile ıslanmaz ve kirlenmez onun. Bunun da ötesinde enteresan bir özelliği vardır lotusun, bu çiçek kendi kendini temizler. Bir toz zerresi konmaya görsün üstüne, yapraklarını sallayarak ondan kurtuluverir. Yağmur damlalarını yönlendirerek kirli bölgelerini arındırır. Kökleri çamuru ve karanlığı çok iyi tanısa da çiçeği bambaşka bir alemdedir anlayacağınız. O artık suyun üstünde yükselmiştir bir kere, güneşe kavuşmuş, açmış, herkesi kendine hayran bırakmış alımlı bir prensestir. Ortam onu şekillendirmez. Ruhu her zaman saf ve temizdir.

Son nefesini verdi sanıldığında bile yaşamaya devam eder.
Dayanma gücü yüksektir onun. Hatta bir insan gibi “ vücut ısısını” koruyabilme özelliği vardır. Hava sıcaklığı 10 dereceye düştüğünde bile onun çiçeğinin ısısı 30-35 derecede kalabilir. Belki bu özelliğinden olsa gerek, ateş düşürmek amacıyla şifa için kullanılır. Hem bu amaçla hem de vücudu toksinlerden arındırmak için kökü yenir ve ilaçlarda kullanılır. Çiçeklerinden yapılan çay da bin bir derde devadır ama kökünün bünyeyi güçlendirdiği bilinir.
Araştırmacıları da şaşırtır o.
1300 yıllık bir tohum, 1994 yılında yeşertilebildiğinde botanikçileri iyice hayran bırakır kendine. Savaşçı ruhu kolay kolay ölmez onun. İşte bu yüzden olsa gerek mitolojideki bir çok anlamından birisi de “yeniden doğuş”tur.

Tekamül sürecini sembolize eder.
Bir bitki bu kadar erdemli olunca, tekamülle özdeşleştirilmesi kaçınılmazdır tabii. Karanlıkta ve çamurda köklenip, her daim ışığa doğru yönelip, sonunda güneşe ve ”aydınlığa” erişendir o. Gelişimi dillere destandır. Arınmışlığın sembolüdür. O yüzden de birçok Asya kültüründe lotus çiçeğine yüklenen anlam bedenin, dilin ve zihnin arınmışlığıdır.

Kalbinizin her şeye ver herkese rağmen bir lotus kadar saf ve temiz kalması, inancınızın ve azminizin de onunki kadar mucizevi bir güçte olması dileğiyle…

Mısır kültüründe “Seshen” olarak bilinen lotus çiçeği güneşi ve yeniden doğuşu temsil eder. Bu nilüfer çiçeğinin gün ışığıyla birlikte yapraklarını açmasından ileri gelmektedir. Isis adlı tanrıçanın lotus çiçeğinden doğduğuna inanılmaktadır. Eski Mısırlılar lotus çiçeğini aynı zamanda ölümle ilişkilendirmişlerdir. Ölen insanların yapılacak bir büyüyle lotusa dönüşebileceklerine ve yeniden doğabileceklerine inanmışlardır. Eski Mısır’da papirüs avam tabakayı temsil ederken lotus elit kesimi temsil ediyormuş.

ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR

Neale_Donald_Walsch_15502[1]
Eğer sürekli hastalık yada nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir…
Endişe, nefret, korku, anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahi…p olmak imkansızdır.
Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur.
ENDİŞE BİTTİĞİNDE SAĞLIK BİR ANDA DÜZELİR…
Neale Donald Walsch

Daha erdemli bir birey olmak için yapılması gereken 10 şey

 
Sorgulamaktan vazgeçmeyin

Akıl en değerli hazinenizdir. Size dayatılan şeyleri sorgusuz sualsiz kabul etmek yerine, aklınızın ve mantığınızın süzgecinden geçirin.

Cesur olun

Hayata sadece bir defa gelme hakkınızın olduğunu daima aklınızın bir köşesinde tutarak, ve elbette akıl ve deneyimlerinizin ışığında vereceğiniz kararlarda cesur olun. Akıl ve bilgi ile bir araya gelmiş cesaret güç demektir.

Daima cesur olun<img class=”size-full wp-image-64500″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Daima-cesur-olun.jpg?baf524″ alt=”Daima cesur olun” width=”630″ height=”400″ />
Daima cesur olun
Adaletli davranın

Her konuda adaletli davranın ve insanları davranışlarıyla yargılarken objektif olmaya çalışın. Çünkü adalet bir gün herkese lazım olabilir.

Herkese karşı dürüst ve şeffaf olun

Tüm etik ve dini felsefelerin ilk maddelerinden biridir doğruluk. Dürüst olmak son derece önemlidir çünkü söylediğiniz küçük bir yalan ya da sakladığınız bir gerçek, bir başka insanın yaşamını tümden değiştirebilir. Bu gerçeği asla aklınızdan çıkarmayın.

Kazandığınız paranın hakkını verin

Yaptığınız iş, icra ettiğiniz meslek ne olursa olsun; yapabileceğinizin en iyisini yapmak için çabalayın. İşinizden kazandığınız parayı son kuruşuna kadar hak etmek size verdiğiniz emeğin kutsallığını hatırlatacaktır.

Bir karınca kadar çalışkan olun<img class=”size-full wp-image-64503″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Bir-karınca-kadar-çalışkan-olun.jpg?baf524″ alt=”Bir karınca kadar çalışkan olun” width=”630″ height=”400″ />
Bir karınca kadar çalışkan olun
Yardıma ihtiyaç duyanlara yardım etmeye çalışın

Elinizden geldiği ölçüde, yardıma ihtiyacı olanlara yardımcı olmaya çalışın. Bunu bir sivil toplum kuruluşunda çalışarak da, evinizin önüne bir kap mama ve su koyarak da yapabilirsiniz. Önemli olan zor durumda olan birinin hayatına dokunabilmek.

Doğaya ve diğer canlılara karşı duyarlı olun

Ağaçlara, ormanlara, denize, toprağa, ırmaklara, göllere ve tüm hayvanlara şefkatle yaklaşın ve doğanın iyileştirici gücünü hafife almayın. Böyle davranmak, iç huzura giden yolda önemli bir adım olacaktır.

Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın<img class=”size-full wp-image-64502″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Doğanın-bir-parçası-olduğunuzu-asla-unutmayın.jpg?baf524″ alt=”Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın” width=”630″ height=”400″ />
Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın
Hiçbir şeyi israf etmeyin

Elinizdeki her şeyin kıymetini bilin ve sakın israf etmeyin. Bunun yerine tüketebileceğiniz kadar satın almak ya da elinizde fazla olan şeyleri başkalarıyla paylaşmak ruhen aydınlanmanıza yardımcı olacaktır.

Hırsınızı ve öfkenizi kontrol etmeyi öğrenin

Hırs ve öfke aklın en büyük düşmanlarıdır. Bu yüzden canınızı sıkan durumlarda öfkenize sarılmak yerine durun ve bir nefes alın. Makul tepkiler vereceğinize inandığınız ana kadar sessiz kalın. Bu tavrınız en zor insanları bile etkileyecektir.

Tüm canlılara sevgi ve güvenle yaklaşın

Tüm canlılar dünyaya saf ve günahsız olarak gelirler. Ancak toplumsal kötülükler bu insanları karanlık tarafa doğru çeker. Siz, insanların özünde iyi olduklarını hiç unutmadan onlara sevgi ve iyilikle yaklaşın. Karşılığını almanız son derece olası.

All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi<img class=”size-full wp-image-64501″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/All-you-need-is-love-ihtiyacımız-olan-tek-şey-sevgi.jpg?baf524″ alt=”All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi” width=”630″ height=”400″ />
All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi

 

Kaynaklar:

plato.stanford.edu
kaynak: uplifrs

Aynalar Yalan Söylemez!.. Ders Alınacak Bir Hikaye…

kadinlar-arasinda-yeni-trend-ayna-orucu,KfQ3HZ7qJkK-b9UdJGcleQ[1]

Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek; – Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz? Dükkan sahibi yaşlı zat,adamı tepeden tırnağa süzüp: …

– Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister. Adam, hiç düşünmeden:
– Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil. İhtiyar, dudak büküp: – İnşaallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları. Adam, ses tonunu iyice yükselterek: – Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!..diye direnmiş. Fiyatları ne kadar? İhtiyar adam: – Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır.
Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin. Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip,dükkanın arka bölümüne geçmiş. Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek: – Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır. Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra: – Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var. Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek: – O halde bu aynaya bak!.. demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır.
Fiyatı ise yüz kese altındır. Adam: – Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş.Böyle basit bir ayna,on altın bile etmez. İhtiyar adam: – Ben sana söylemiştim!.. diye kızmış. İsterseniz vazgeçin. Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamakiçin kendini zor zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin çizgiler. Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal tşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından,sevdikleri geçiyormuş birer birer. Büyük bir dehşet içinde: – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış.Bu geçen,kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce. Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrekasır önceki halleriyle. Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan.
İhtiyar, ona sokulup: – Bu işten vazgeç!. demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı. – Hayır!. diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de. – Peki!. demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder. Adam,oraya doğru ilerlerken,korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk. – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor. Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, er zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun. Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.
Yaşlı adam: – Gerçek aynalar böyledir evladım!.. demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara. Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken: – Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim. İhtiyar adam: – Ona hiçbakma evlat!. diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz. – Mutlaka bakmalıyım!. diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık alıştım. Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip: – İşte bu da geleceğin aynası!. demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı. Adam: – Geleceğin aynası ha!.demiş.Üstelik de altından ve bedava… İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış.
Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğindei oracığa yığılıp kalıvermiş. Yaşlı adam: Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki… İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun ayndaki görüntüsüne bakmış. Kuru bir iskelet görünüyormuş…
(HİÇ DURMAYIN, HEMEN AYNAYA BAKIN. NE GÖRÜYORSUNUZ ? HİÇ Bİ ŞEY Mİ ?…. O HALDE…… GEÇMİŞTE YAPTIKLARINIZI, ŞU ANDA YAPMAKTA OLDUKLARINIZI, KİMLERİ KIRDIĞINIZI, ÜZDÜĞÜNÜZÜ,”KIRMADIKLARINIZ ZATEN DUA EDECEKTİR ONLARI ES GEÇİN” DAHA NE KADAR ÖMRÜNÜZÜN KALDIĞINI, İNSAN OLARAK HAYATA İMZA ATIP ATMADIĞINIZI, GERÇEKTEN BİR ŞEYLER YAPABİLMİŞ MİSİNİZ ? YAPMAYI DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ? AYNAYA BAKIN GÖREBİLİYOR MUSUNUZ İNSAN OLMANIN ERDEMLİĞİNİ, GERÇEK KİMLİĞİNİZİ… SIK SIK AYNAYA BAKIN, YUKARIDAKİLERE EKLEYECEK DAHA O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ.. EKLEYECEĞİNİZ ARTILARI KAYDEDİN BİR KENARA. SİZ KAYDETMESENİZ DE ZATEN BİRİLERİNİN KAYDETTİĞİNİ UNUTMAYINIZ…BU DÜNYA BOŞ DEĞİL..)—
Alıntı