W.Alleni çok kafa bakın ne demiş: Hayatı tersten yaşamalıydık…

994713_1639257562992566_7647914373092835005_n[1]

Hayatı tersten yaşamalıyız.

Ölümle başlayıp ilk iş o meseleyi hayatımızdan çıkarmış oluruz. Bir yaşlılar yurdunda uyanıp her gün kendimizi daha iyi hisseder ve sonunda artık fazla sağlıklı olduğumuz için kapı dışarı edilirdik.

Bir yandan emekli maaşımızı alırken, etrafımızda bizi seven torunlar ve çocuklarımızla hayatı tattıktan sonra, iş hayatına atıldığımız birinci gün, adımıza verilen partide çeşitli hediyeler ve teşekkür paketi ile karşılanırdık.

40 yıl çalıştıktan sonra, emekliliğin tadını çıkarabilecek kadar gençleşmiş olurduk. Bir süre kafayı çeker, partiler ve önümüze gelenle yatar, sonra da okula başlardık.

Çocuk olur, hiçbir sorumluluğumuz olmadan oynar ve doğuma kadar da el üstünde tutulan, meme ile beslenen bir bebek olarak yaşardık.

Ve son 9 ayımızı da lüks spa koşullarını andıran, ılık ve yumuşak bir ortamda geçirip hayatı bir orgazmla noktalardık.

Eğer hasta olmak istemiyorsan duygularını anlat…*-*

12346524_1656307021311127_8654615569978307016_n[1]

 

Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara y…ol açar.
Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Karar vermelisin…*-*

Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur.
Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Olduğundan Farklı Yaşama…*-*

Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Kabullen…*-*

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Çözümler bul… *-*

Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı.
Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Güven…*-*

Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Hayatı Üzgün Yaşama…*-*

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
Mutluluk sağlık ve terapidir. **

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HASTALIKLARIMIZI RENKLERİ KULLANARAK TEDAVİ EDELİM.

renkli-saksılar[1]
Hangi hastalıklarda, hangi renk kullanabiliriz,bu renkleri ne şekilde hayatımıza katıp sağlığımıza kavuşabiliriz.

Omurga, kemikler, bacaklar, kalın bağırsak, kan ve hücre üretimi rahatsızlıkları olanlar kırmızı rengi çok kullansınlar

Cinsel organlar, böbrekler, kan ve sindirim sorunları yaşayanlar turuncu rengi kullansın.

Sırtın alt kısmı, sindirim,karaciğer, dalak sorunları olanlar sarı rengi kullansın

Sırtın üst kısmı, kalp, göğüs, akciğer sorunları olanlar yeşil renk kullansınlar

Ciğerler, boğaz, ses telleri, ense, çene ve dişlerinde sorun olanlar mavi rengi kullansınlar

Beyincik, kulaklar, burun,gözler, sinir sistemi sorunları yaşayanlar mavi ile mor arası tüm renkleri kullanabilirler

Beyinle ilgili rahatsızlıkları bulunanlar beyaz rengi kullansınlar.

Hastalıklı bölge uygunsa rengimizi o bölgeye sarabiliriz.

Rengimize uygun saksıları evimizde kullanabiliriz.

Önerilen rengi üzerimizde taşıyabiliriz. Bu renk giysi ya da iç çamaşırı giyerek.

Meditasyon yaparken o rengi alıp verdiğimizi imgeleyebiliriz.

Bulunduğumuz ortamda bu renk dekoratif nesneler bulundurabiliriz.

Sorunumuz için önerilen renk yatak çarşafı seçebiliriz.

Nefesin Kanseri Yenmesi

531955_494284190610346_608513726_n[1]

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.
1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini,
yani sağlıklı bir hücreyi k…anser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.

Bu, o kadar önemli bir buluştur ki,
Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.

Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun,
oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?

Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon)
süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..

Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.

Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan
değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi
mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.

Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.

Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle
bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle
ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.

Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran
hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.

İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.

Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine
“Sağlığa zararlıdır.Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin
konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri
nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.

(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına
yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.
1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda
100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.
Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin.

* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)

* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).

* Stresten uzak durun.

* İyi uyuyun.

* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!

* Alkol kullanmayın.

* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!

* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cesaretin Var Mı Aşka…

12400674_1181083915254223_6523916324730874843_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Doğum tarihinize göre hangi bitki olduğunuzu bulun

10348375_303369456490854_8345724017174342879_n[1]

Siz hangi bitkisiniz ?

Doğum tarihinize göre hangi bitki olduğunuzu bulun
Ocak 1 – 9 — Isırgan otu
Ocak 10 – 24 — Ebegümeci…
Ocak 25 – 31 —Dereotu
Şubat 1 – 5 — Bildiğimiz ot
Şubat 6 – 14 —Çimen
Şubat 5 – 21 — Maydanoz
Şubat 22 – 28 — Kıvırcık
Mart 1 – 12 — Sarmaşık
Mart 13 – 15 —Dereotu
Mart 16 – 23 —Ebegümeci
Mart 24 – 31 — Bildiğimiz ot
Nisan 1 – 3 — Isırgan otu
Nisan 4 – 14 —Kıvırcık
Nisan 15 – 26 —Ebegümeci
Nisan 27 – 30 — Maydanoz
Mayıs 1 – 13 — Sarmaşık
Mayıs 14 – 21 —Çimen
Mayıs 22 – 31 —Dereotu
Haziran 1 – 3 — Ebegümeci
Haziran 4 – 14 —Maydanoz
Haziran 15 – 20 — Isırgan otu
Haziran 21 -24 —Sarmaşık
Haziran 25 – 30 — Bildiğimiz ot
Temmuz 1 – 9 —Ebegümeci
Temmuz 10 – 15 — Isırgan otu
Temmuz 16 – 26 —Çimen
Temmuz 27 – 31 — Bildiğimiz ot
Ağustos 1 – 15 — Sarmaşık
Ağustos 16 – 25 —Ebegümeci
Ağustos 26 – 31 — Maydanoz
Eylül 1 – 14 —Çimen
Eylül 15 – 27— Bildiğimiz ot
Eylül 28 – 30— Isırgan otu
Ekim 1 – 15 —Sarmaşık
Ekim 16 – 27 — Maydanoz
Ekim 28 – 31 —Kıvırcık
Kasım 1 – 16 — Dereotu
Kasım 17 -30 —Bildiğimiz ot
Aralık 1 – 16 —Isırgan otu
Aralık 17 – 25 — Sarmaşık
Aralık 26 – 31 —Çimen

Özellikleri :))

Isırgan otu

Çekici ve populersiniz.. Kolayca arkadaş edinebiliyorsunuz.. Kendinden emin tavirlarinizla grup  icinde liderlige yakışıyorsunuz. Eğer sizin liderliğinizi kabul etmiyorlarsa uygun bir yöntemle kabul ettiriyosunuz, yine olmazsa ısırıyosunuz…

Bildiğimiz ot

Utangaç ve sevimlisiniz. Tanımadığınız insanlarla  konuşmayı sevmez ama arkadaşlarınızla herşeyi  paylaşabilirsiniz. Arkadaş seçiminde oldukça  dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz. Doğayı çok seversiniz öylesine bir otsunuz.

Sarmaşık

Yerinde duramayan birisiniz. Durmadan kıpır kıpırsınz Cok arkadaşınız var ve  sosyal yaşamınız cok renkli. Sizi taniyan sizin gibi biri daha
olmadığını düşünüyor. Dikkat çekmeyi çok seviyorsunuz…

Kıvırcık

Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasıl  davranacağınız pek belli olmuyor. Bazen herşeye salata oluyosunuz. Çoğu şeyden ilk sizin haberiniz oluyor bu yüzden cok ilgi  görüyorsunuz.

Ebegümeci

Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlısı, sevilmeyi bekleyen tavırlarınuz ilgi çekiyor. Her yerde olmayan insan sağlığına yararlı bir kişiliğe sahipsiniz Kucuk  bir arkadaş grubu size yetiyor. Fazla popüler  olmasanız da yakınlarının el üstünde tuttuğu birisiniz

Dereotu

Siz lider olmak icin doğmuşsunuz. Ama yapacak birşey yok bazı organizasyonlarda sadece değişik tad bırakıyorsunuz o kadar. Sözünü dinleten,
dediğini yaptıran birisiniz. Kararlı tavırlarınız  çevrenizdekileri etkiliyor. İnsanlarIn arkadaş olmak  isteyebiliceği birisiniz.

Maydanoz

Uyumlu, herşeye maydanoz olmak burdan gelir sıcakkanlı birisiniz. Size nasıl  davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle
davranıyorsunuz. Sadık ve dürüstsünüz, yapmacık  insanlara ve dedikoduya karşısınız.

Çimen

Cok hassas ve narinsiniz. (çimlere basmayın ) Kolay aşık oluyorsunuz. Ne çok utangac ne çok girişkensiniz. Arkadaş
grubunuzda kırılmaması için kollanan birisiniz..

Siz hangi bitkisiniz ?

İnsan Psikolojisini Merak Edenlere: Mutluluk Üzerine Yapılmış 10 Psikolojik Araştırma

Mutluluk, kimi için reçel kavanozunun içine düştüğü an olabilir, kimi için de kavanozun kapağını açtığı an.. Kim bilir belki de karınca için, kavanozun yere düşüp de, kırıldığı an’dır…

Peki, mutluluğun psikolojisi nasıldır?

1. Mutluluk tüm vücudumuzu kaplıyor.

Mutluluk tüm vücudumuzu kaplıyor.

Finlandiyalı araştırmacılar 701 katılımcıdan kızgınlık, korku, iğrenme, mutluluk, üzgünlük ve sürpriz gibi hisleri vücutlarında nerelerinde hissetiklerini boş vücut çizimlerinde boyamalarını istediler ve sonuçlar aşağıdaki gibi çıktı. Sarı duygularımızı en yoğun hissettiğimiz bölgeyi gösterirken, kırmızı daha azı, siyah hissizlik, mavi ve açık mavi ise çok düşük aktiviteyi gösteriyor.

İlginç olan ise insanlar mutlu hissettiğinde tüm vücutlarında aktivite olduğunu belirtmeleri. Belki de mutluluk bizi hayat için harekete geçiren bir şey!

2. Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Başkalarına yardım ederek mutlu olan insanların, antikor ve antiviral genleri daha etkin çalışıyor. Bu da başkalarına yardım eden insanların daha etkin çalışan bir bağışıklık sistemleri olduğu anlamına gelebilir!

3. Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor.

Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor.

Amerika’da 2009 krizinden sonra birçok ailede hem anne hem de baba işsiz kaldı, borçlar arttı ve her haneye daha az para girmeye başladı. Peki aileler bu çöküşle nasıl başa çıktılar? Amerika’da 225 aile ile yapılan bir araştırma gösteriyor ki, zor zamanlarda birbirlerine destekte bulunan mahallelerin mutluluğu (örn. birbirine borç veren, birbirinin çocuklarını kollayan) diğerlerine göre daha yüksek. Yani, sadece finansal kapital değil, sosyal kapital de insanları mutlu ediyor.

4. İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın.

İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın.

Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.

5. Mutluluk internette de bulaşıcı!

Mutluluk internette de bulaşıcı!

Facebook’un milyonlarca kullanıcının duygularını manipüle ettiği için tüm Dünya’da oldukça eleştirilen araştırmasının sonuçları gösteriyor ki, hem mutluluk hem de mutsuzluk online mecrada bulaşıcı. Hatta ve hatta, mutlu etkileşimler mutsuzlardan daha çabuk ve hızlı yayılıyor. Bu, şu anlama geliyor: Facebook sayfanızda mutlu içerikler paylaşan arkadaşlarınız daha çok ise, sizin de mutlu içerik paylaşmanız ve (belki de hissetmeniz) daha olası.

6. Yaşlandıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor.

Yaşlandıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor.

19 ve 79 yaşları arasında 200 kişi ile yapılan bir araştırma gösterdi ki, genç katılımcılar mutluluklarını belirleyici olarak daha çok ‘sıradışı’ aktiviteleri belirtirken, yaşı ilerlemiş katılımcılar günlük aktivitelerden daha mutlu olabildiklerini belirttiler. Bu günlük aktiviteler, başka birinin mutlu yüz ifadesinden mutlu olmak, parkta yürümek ve aileleriyle vakit geçirmek gibi kolayca ulaşılabilecek ve para haramadan yapılabilecek aktivitelerdi.

7. Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor?

Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor?
Para insanları mutsuz etmiyor, ancak materyalist bir zihin yapısına sahip olmak, paranız olsun olmasın, sizi mutsuz edecektir. Peki neden materyalist olmak insanları mutsuz ediyor?

Çünkü materyalist insanlar sürekli sahip olmadıkları bir şeyin onları mutlu edeceğine inanıyorlar, ve ellerindekinin değerini bilemiyorlar. Ayrıca son zamanlarda yapılan bir araştırma gösterdi ki, materyalist insanlar daha az şükran duyuyorlar, bu da onların genel olarak hayattan aldıkları tatmini düşürüyor.

Belki de hepimiz elimize kredi kartını alıp, bir sonraki harcamamızı yapmadan önce Epikür‘ün şu sözlerini hatırlamalıyız: “Sahip olamadıklarının acısını çekerek, sahip olduklarını mahvetme. Hatırla ki bugün sahip oldukların, bir zamanlar sahip olmak istediklerindi.”

8. İlişkilerin gücü.

İlişkilerin gücü.

Hepimiz lise yıllarımızı yad ederken unutulmaz arkadaşlıklarımızı hatırlarız. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki, çocuk ve ergenler için de okul başarıları değil, okullarında kurdukları sağlam ilişkiler mutluluklarını belirliyor. Çocuğunuzun hem mutlu hem de başarılı olmasını istiyorsanız, akademik yönelim kadar kurduğu sosyal ilişkilere de önem verin.

9. Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir?

Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir?

İnsanlar aslında onları mutlu eden hedefler hakkında yanılıyorlar. Bir psikolojik araştırmada katılımcıların bir kısmından ‘bir başkasını mutlu etmeleri’, diğer bir kısmından ise, ‘bir başkasını güldürmeleri’ istendi. Sonuçlar gösterdi ki, kendilerine daha somut bir hedef atanan grup (bir başkasını güldürme), isteneni yerine getirdikten sonra daha mutluydu.

10. Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Bir araştırma 135 üniversite öğrencisinden bir zaman kapsülü yaratmalarını istedi. Bu zaman kapsülü, kapalı bir şişenin içine şunları koyarak yaratılıyordu:

  • Birisiyle yakın bir zamanda yaptıkları kısa bir sohbeti bir kağıt parçasına yazmak
  • En son katıldıkları sosyal etkinliği yazmak
  • Yakın zamanda yazdıkları bir ödevin bir parçasının kopyası
  • En sevdikleri 3 şarkının ismini bir kağıt parçasına yazmak

Araştırmacılar katılımcılara 3 ay sonra bu zaman kapsülünü açarken nasıl hissedeceklerini sorduklarında, katılımcıların çoğu bunu çok da önemsemediklerini belirtmişlerdi. Ancak 3 ay sonra kapsülü açmak için çağırıldıklarında, çoğu bir öncekine göre çok daha pozitif sıfatlarla hislerini tarif ettiler.

Bu araştırma gösteriyor ki, günlük olayların bizi ne kadar mutlu edebileceklerini oldukça azımsıyoruz.

Ve neden şimdiden kendi zaman kapsülümüzü yaratmayalım

Yeni Yılın İlk Yeniayında ( (9 Ocak 2016 ) Reiki 2. Seviye Eğitimini Mutlaka Almalısınız…

12401959_864659060313744_396884434191429383_o[1]

Evvttt bu hafta sonu geçmişteki travmalarına şifa göndermek isteyenlerle
Gelecekteki önemli bir ameliyatına, sınavına, toplantısına, iş görüşmesine enerji göndermek isteyenlerle
Uzaktaki yakınlarına şifa göndermek isteyenlerle

Kendisine ve sevdiklerine daha kuvvetli şifa göndermek isteyenlerle

Çocuklarını nazardan korumak isteyenlerle

Kendisine ve sevdiklerine daha kuvvetli şifa göndermek isteyenlerle
Bilmiyoduk, görmedik, duymadık demeyin… Katılın canlar:)))

Şifa enerjisi işinin derinliklerine girmek  isteyenlerle buluşuyoruz…

Eğitim Tarihi 9 Ocak 2016 saat 14.00-.18.00 arası

Eğitim Yeri: Psikocity Nişantaşı

Katılmak isteyenler Facebook sayfamdan bana ulaşabilirler…

Sevgiler…

Anette İnselberg

Ben Neşeli, Özgür Ruhlu, Zekiyim… Peki Ya Sen…

999967_216116422057205_4808728436887921397_n[1]

Koç: Kararlı, eğlenceli, kültürlü

Boğa: Güzel, sadık, hoş sohbet

İkizler: Akıllı,zarif, neşeli

Yengeç: Her zaman hoş, duygulu, güvenilir

Aslan: Çekici, tutkulu, bakımlı

Başak: Zeki, hassas, istikrarlı

Terazi: Bakımlı, sosyal, zarif

Akrep: Tutkulu, bağlı, gururlu

Yay: Eğlenceli, zeki, sürprizlerle dolu

Oğlak: Sadık, tutarlı, ağırbaşlı

Kova: Neşeli, özgür ruhlu, zeki

Balık: Romantik, sevecen, iyi kalpli

Kendime Öğüt…

1914112_10206963841067090_193128136408967089_n[1]

Uslanma hiç hep deli kal

Büyüme sakın çocuk kal

Es deli deli böyle kal

Son harmanında sevdanın

Tüken toz toz savrula kal

Suçüstü bulmalı ölüm

Ölürken de sevdalı kal …

Aziz Nesin

Star Wars : Güç Uyanıyor 7

Star-Wars-Güç-Uyanıyor_Afiş[1]

Başladığı ilk hafta koşa koşa filmi seyretmeye gittim. Ne de olsa Star Wars la büyüyen bir kuşağın çocuğuyum ben. Işın kılıcı denince bütün sular durur valla. Yine aklıma Jedi olma fikri de düştü tabi…Hele o sevimli r2 d2 yok mu eve bir tane alasım geldi…

İyi kötü savaşı beni yeniden içine çekmeyi başardı, kurgular da savaşlar da müthiş ben star wars hayranıyım diyorum tabi ki tüm filme bayıldım. 3 boyutlu gözlükle seyretmeye de bayıldım. Tabi ki gidin diyeceğim başka ne diyebilirim ki…

Sevgi, saygı herkese:)

Anette İnselberg

 

SİZE EN ÇOK ZARAR VERMİŞ, SIKINTI VE ENDİŞE YAŞATMIŞ OLANLAR, BÖYLE YAPMAYI SEVGİYLE KABUL ETMİŞ VARLIKLARDIR…

maxresdefault[1]

 

SİZE EN ÇOK ZARAR VERMİŞ, SIKINTI VE ENDİŞE YAŞATMIŞ OLANLAR, BÖYLE YAPMAYI SEVGİYLE KABUL ETMİŞ VARLIKLARDIR…

Dünyada size en çok zarar vermiş, ilişkileriniz…de sıkıntı ve endişe yaşatmış olanlar, enkarne olmadan önce böyle yapmayı sevgiyle kabul etmiş, bu konuda kontrat yapmış varlıklardır. Onlar şimdi bile ruhen sizinle kardeştirler, ama buradayken bunu açığa vuramazlar. Öte aleme geçtiğinizde onları görecek ve seveceksiniz, çünkü oynadıkları rol gerçekten çok ikna ediciydi!

BUNU YAPMALARINI SAĞLAYAN SEVGİNİN GÜCÜNÜ TAKDİR EDİN VE ONLARI ŞİMDİ BURADA SEVİN. Hiç kuşkusuz siz de bir başkasının düşmanısınız, bir başkasının dersi için olumsuzluk ifadesisiniz, böylece siz de aynı rolü bir başkası için oynuyorsunuz.

Peki bu insan sizi tamamen bağışlasaydı ne hissederdiniz?
Bu sizi etkiler miydi?…

Kryon

Her Şeyden Çok Çabuk Sıkılan İnsanların Bildikleri 16 Şey

Off kim yazacak şimdi 16 maddeyi yaa? 😫

1. Monotonluğu sevmezler sürekli farklı arayışlar içindedirler.

Monotonluğu sevmezler sürekli farklı arayışlar içindedirler.

2. Aşk hayatlarında da genellikle başarıya ulaşamazlar. Kimseye kolay kolay bağlanamazlar.

Aşk hayatlarında da genellikle başarıya ulaşamazlar. Kimseye kolay kolay bağlanamazlar.

3. Genellikle masa başı bir işte çalışamazlar. Sürekli hareket halinde olabilecekleri bir işte daha verimli olurlar.

Genellikle masa başı bir işte çalışamazlar. Sürekli hareket halinde olabilecekleri bir işte daha verimli olurlar.

4. Öyle yerlerinde pek duramazlar. Sürekli farklı aktiviteler peşindedirler.

Öyle yerlerinde pek duramazlar. Sürekli farklı aktiviteler peşindedirler.

5. Üniversitede ne kadar topluluk varsa büyük ihtimalle hepsine üye olmuşlardır.

Üniversitede ne kadar topluluk varsa büyük ihtimalle hepsine üye olmuşlardır.

6. Ama tabii ki sıkılıp hepsini bırakmışlardır.

Ama tabii ki sıkılıp hepsini bırakmışlardır.

&7. Başkalarının sıkıntılarını dinlemeyi çok sevmezler. Dinlemek zorunda kalırlarsa da başka şeyler düşünürler.

Başkalarının sıkıntılarını dinlemeyi çok sevmezler. Dinlemek zorunda kalırlarsa da başka şeyler düşünürler.

&8. Pek fazla arkadaşları yoktur, olan arkadaşları da genellikle kendileri gibidir.

Pek fazla arkadaşları yoktur, olan arkadaşları da genellikle kendileri gibidir.

&9. Çok sıkılgan olmalarının nedeni aslında her şeyi başkalarından daha çabuk anlamalarıdır.

Çok sıkılgan olmalarının nedeni aslında her şeyi başkalarından daha çabuk anlamalarıdır.

10. Ama ne kadar zeki olduklarını her ortamda gösterip hava atmayı sevmezler.

Ama ne kadar zeki olduklarını her ortamda gösterip hava atmayı sevmezler.

11. Angarya işlerle vakit kaybetmeyi sevmezler. Bulaşık yıkamak, temizlik yapmak falan onlara göre değildir.

Angarya işlerle vakit kaybetmeyi sevmezler. Bulaşık yıkamak, temizlik yapmak falan onlara göre değildir.

12. Bir işi başkaları istediği için değil sadece kendi istedikleri için yaparlar.

Bir işi başkaları istediği için değil sadece kendi istedikleri için yaparlar.

13. İstediklerinde çok başarılı olabileceklerine rağmen, sıkılgan yapıları nedeniyle bu potansiyeli kullanamazlar.

İstediklerinde çok başarılı olabileceklerine rağmen, sıkılgan yapıları nedeniyle bu potansiyeli kullanamazlar.

 14. Yaşadıkları şehirler onları boğar. Sürekli bir sahil kasabasına yerleşip oranın tadını çıkarmanın hayalini kurarlar.

Yaşadıkları şehirler onları boğar. Sürekli bir sahil kasabasına yerleşip oranın tadını çıkarmanın hayalini kurarlar.

15. Başkaları tarafından memnuniyetsiz olarak görülürler. Ama o hep en iyisini arar durur.

Başkaları tarafından memnuniyetsiz olarak görülürler. Ama o hep en iyisini arar durur.

16. Bazen kendilerinden bile sıkılırlar. Hatta kendilerinden sıkılmaktan bile sıkılırlar…

Bazen kendilerinden bile sıkılırlar. Hatta kendilerinden sıkılmaktan bile sıkılırlar...

Sıkılmak ömür boyuu… 😫😫

“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir.”

zihin-temizleme[1]

 

Normal şartlarda zihnimizi kendimiz kontrol ederiz. Düşünür, karar verir ve uygularız… Peki ya anormal şartlarda bu durum nasıl olur? Yoğun duygu karmaşası sırasında zihninizin kontrolü hala sizin elinizde midir yoksa duygularınızın mı? İşte bir zen ustası ile bir okçu arasında geçen ilham verici bir konuşma…:)

“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir!”
Ünlü okçu, bölgenin okçuluk yarışmasını kazandıktan sonra, okçulukda çok iyi olduğu konusunda methini duyduğu Zen ustasına gider. “Bu şehrin en iyisi senmişsin, öyle dediler. Ve iyi bir okçu olmak için manastıra girmişsin. Ben bu bölgenin şampiyonuyum ama ne manastıra girdim, ne de eğitim aldım ve yine de bölgedeki en iyi okçusu olmayı başardım. Merak ediyorum; atış yapmayı öğrenmek için rahip olman gerekli miydi?”
“Hayır” diye cevaplar rahip.
Cevaptan tatmin olmayan genç okçu, okunu yaya yerleştirip uzaktaki bir kiraz ağacının üstündeki kirazı hedef alır ve tek atışta oku ile kirazı daldan aşağıya indirir.

Gururla Zen ustasına döner ve gülümseyerek, “kendini yalnızca tekniğe adasaydın zamandan kazanmış olurdun, mesela şu yaptığımı yapabileceğini hiç zannetmiyorum” der, kiraz ağacını göstererek.

Zen rahip sessizce yayını alır ve yakındaki bir dağa doğru yavaş yavaş yürür. Yolda çürümüş ipleri olan eski bir köprüyle geçilebilen bir uçurum vardır. Zen ustası bu eski köprünün ortasına gider, yayını alır ve okunu yerleştirerek uçurumun uzak bölümündeki ağaca nişanlar ve hedefi vurur.

Okçunun yanına geri döner ve “şimdi sıra senin” der.

Ünlü okçu köprünün yanına geldiğinde çürümüş iplerin kopmasından ve uçurumdan aşağıya düşmekten korkar. Uçurumdan aşağı dehşet içerisinde bakar ve o tedirginlikle yayını gerer, okunu atar. Ancak oku değil hedefi vurmayı, hedeften çok uzağına düşer.

“Şimdi sorunu tekrar yanıtlıyorum” der Zen ustası okçuya. “Hayır, manastıra girmem gerekli değildi ama zihne hükmedebilme disiplini çok değerliydi. Sen elindeki ok ile çalışarak büyük bir yetenek sergileyebilirsin, ancak oku kullanan zihnine hükmedemezsen çok da fazla ileri gidemezsin…”

İnsanın geliştirebileceği en büyük beceri ve başarı kendini tanıyarak zihnine hükmedebilmesidir. “Nasıl yani! Ben zaten zihnime hükmediyorum” diyorsanız, haydi gelin bir hatırlayın; Kaç kez bir sınav veya bir konuşma öncesinde heyecandan veya korkularınızdan düşünemez, konuşamaz hale geldiniz? Ya da gün içinde yaşadığınız bir sorun ile günlerce kafanızda mücadele edip durdunuz, ne tatilinizin, ne sevdiklerinizle birlikte olmanın keyfini çıkarabildiniz? Ya peki zihninizin ısrarla size taşıdığı güvensizliklerden kaç kere geçebileceğiniz köprülerden aynen geri döndünüz?

Zihin, dünyamızı şekillendiren, rakamlarla bile ifade edilemeyecek kadar sayısızca düşünce ve fikir üretir an ve an, ancak biz bunların bir kısmının farkındayızdır. Ve zihin, zamanı geldiğinde bu ürettikleri ile oynunu oynamaya başlar, atacağımız adımda kendini gösterebilmek için tüm hünerlerini ortaya koyar. Bu hünerler içinde beceri, doğru düşünme olduğu kadar güvensizlik, korkular, heyecanlar da vardır! Bakın Madam Blavatsky adıyla da tanınan Teosofi Derneği’nin kurucusu Helena Petrovna Blavatsky, zihni nasıl tarif ediyor;

“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir.”

* Alıntı

Eklem Sağlığının Temel İlacı Kelle Paça Çorbası Tarifi

Kelle Paça Çorbası Tarifi İçin Malzemeler :

  • 500 gr. kelle,
  • 500 gr. paça,
  • 1 çay bardağı sirke,
  • Yarım limon,
  • Kırmızı pul biber,
  • 1 kepçe un,
  • Tuz.

Kelle Paça Çorbası Yapılışı

Tencereye kelle paçayı koyup haşlıyoruz.
Haşladığımız kelle paçayı küçük küpler şeklinde doğruyoruz.

Kelle Paça Çorbası Tarifi

Kelle paçayı haşladığımız suyu süzgeçten geçiriyoruz. (suyun soğuması gerekiyor)
Süzgeçten geçirdiğimiz suyun içerisine doğradığımız kelle paçayı koyuyoruz.

Sosu için:
Bir kabın içerisine 1 kepçe unumuzu koyuyoruz süzgeçten geçirdiğimiz sudan bir miktar döküp kıvama gelinceye kadar karıştırıyoruz.
Hazırladığımız karışımı kelle paçanın içerine döküyoruz.
Kaynayıncaya kadar karıştırıyoruz.
Daha sonra kelle paçamızın içerisine tuzumuzu, kırmızı bul biberimiz, 1 çay bardağı sirkemizi, yarım limonumuzu koyuyoruz

Kaynak: Yemek Tarifleri Sitesi