Bütün yiyeceğini ve enerjisini kendi üreten modern köy bu yaz kuruluyor

Danimarkalı mimari firması EFFEKT kendi kendine yetebilen bir toplum için gerekli bilimsel verilerin ve teknolojinin hazırda olduğunu, yalnızca bu bilginin mimariye ve şehir planlama sürecine dahil olması gerektiğini savunuyor. Bu noktada harekete geçen firma kendi yiyeceğini ve enerjisini üretebilen bir köy tasarladı: ReGen Köyü.

Regen-Köyü

Önümüzdeki yaz inşaatına başlayacağı duyurulan proje temelde 5 prensip üzerine kurulu: Enerji üreten evler… Kapı önünde yapılabilen organik meyve-sebze üretimi… Yenilenebilir enerji üretimi ve bunun barındırılması… Su ve atık geri dönüşümü… Yerel toplulukların güçlü hale gelmesi…

Güneş’ten elde edilen elektriğin evlerde kullanılan pasif ısıtma ve soğutma yöntemleri sayesinde bütün köye yeteceği iddiasında olan firma, ailelerin kendi meyve ve sebzelerini üretebileceği ortak kullanıma açık seralar inşa edecek. Paylaşımın da bu noktada sahnesine çıktığı köy birçok meydan barındıracak. Elektrikli araç şarj istasyonları ve topraksız tarım yapılan dikey tarlalar bu meydanlarda yer alacak.

Regen-Köyü-4

 

Ortak yemek ve oyun alanlarıyla, öğrenim merkezleri bulunacak köyün sakinleri ortak bir su deposuna ve “atıktan-kaynağa” sistemlere sahip olacak. Plan ve proje sahibi firmanın ortaklarından Sinus Lynge, Dezeen‘e şunları söylüyor:

“
“Modern yaşam tarzımız tamamen sürdürülemez noktada ve bu durum acil olarak çözümler bulmamızı gerektiriyor. [Gerekli] teknoloji halihazırda var, bütün olay bilimi günlük hayatın mimarisine adapte etmekte… Gezegene gelecek 3 milyar insanı düşünürsek yaşam alanlarını baştan tanımlamanın zamanı geldi.”

Regen-Köyü-2

 

2016 yazında, Hollanda’da ilk köyünü kurmayı planlayan firma; devamında İsveç, Almanya, Norveç ve Danimarka’da pilot projeler uygulamayı düşünüyor. Aynı zamanda henüz ilk aşamalarında da olsa Çin, Afrika, Birleşik Arap Emirlikleri için de projelerin yolda olduğu ifade ediliyor.

Hazırlayan: Caner Uzun
Bu haber Nolmuş’un internet sitesinden alınmıştır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kıyafetlerinizi Çamaşır Suyu Kullanmadan Beyazlatmanın 5 Yolu

1-limon-ve-çamaşır[1]

 

Beyaz kıyafetler çok kolay lekelenirler veya uzun süre giyildikten sonra hafiften sararmaya başlarlar.

Beyaz kıyafetlerin beyaz kalmasını sağlamak için genelde mağazalarda satılan, çoğu çamaşır suyu içeren ve kıyafetlerinizi beyaz tutmak için en iyi çözüm olduğu iddia edilen kimyasal malzemeler kullanılır.

Bu ürünler çamaşırlarınızı beyazlatmak için en kolay yol olsa da içerdikleri kimyasallar hem sağlıklı değiller hem de çevreye zarar veriyorlar.

Hem çamaşır suyu ve çamaşır suyu içeren ürünlerin neden olabileceği ev kazalarını önlemek hem de kıyafetlerinizi daha doğa dostu bir yöntemle, doğal ürünler kullanarak nasıl lekelerinden arındırıp beyazlatabileceğinizi öğrenmek için okumaya devam edin.

1-Beyaz sirke

Beyaz sirke kıyafetlerdeki leke ve kirleri çıkartmaya yardımcı olur ayrıca kumaşlara zarar vermez ve kimyasal yumuşatıcılara ihtiyaç kalmadan doğal yollarla giyisilerinizi yumuşatmanızı sağlar.

Kullanılışı
•Çamaşır yıkarken, deterjana ek olarak yarım bardak ila bir bardak arası sulandırılmamış beyaz sirke ekleyin ve normal şekilde çamaşırlarınızı yıkayın.
•Eğer giyisilerinizin boyun, koltukaltı veya başka bölgelerinde lekeler varsa yıkamadan önce bu bölgelere bir miktar beyaz sirke sürüp bir saat bekletin.


2-Karbonat

Her yerde bulabileceğiniz karbonat, kumaşın içine işleyerek hem lekeleri kolayca çıkartır hem de kumaşların daha yumuşak olmasını sağlar.

Kullanımı
•Çamaşır deterjanınıza yarım bardak karbonat ekleyin ve çamaşırlarınızı her zamanki gibi yıkayın. Renkli ve beyaz çamaşırlarınızı yıkamadan önce ayırmayı unutmayın.
•Zor lekeler için, bir miktar karbonatı biraz limon suyu ile karıştırıp direkt olarak lekeli bölgenin üzerine sürün.

3-Hidrojen peroksit (oksijenli su)

Hidrojen peroksit beyaz çamaşırlar için ideal bir üründür çünkü çamaşır suyu içermez.

Kullanımı
•Çamaşır deterjanınıza yarım bardak %3’luk hidrojen peroksit ekleyin. Ayrıca hidrojen peroksiti zorlu lekeler için, direkt olarak lekenin üstüne de uygulayabilirsiniz.

4-Limon suyu

Limon suyu, kumaşın lifleri arasına işleyip, kir ve lekeleri çıkartan ve kıyafetlerinizin bembeyaz olmasını sağlayan doğal bir astrenjandır.

Kullanımı
•Bir tencereye su doldurup bir kaç dilim limon ekleyin ve kaynatın. Çamaşırlarınızı yıkamadan önce bu suyun içine basıp bir saat bekletin.
•Eğer isterseniz bir yemek kaşığı tuz ve iki limonun suyu ile bir karışım hazırlayabilirsiniz. Giyisilerinizi bu karışımı kullanarak suya basın ve bekletin; ardından durulayıp güneşte kurutun.

Süt

Kulağa şaşırtıcı gelse de kıyafetlerinizi temizlemek ve beyaz kalmalarını sağlamak için süt kullanabilirsiniz. Pamuklu kumaşlar veya hassas kumaşlar için özellikle süt kullanımı önerilmektedir.

Kullanımı
•Kıyafetinizi bir kase sütün içerisine yatırın ve birkaç saat bekletin. Ardından normal şekilde durulayın.

Kıyafetlerinizi beyaz tutmak için bazı ipuçları

Beyaz giyisiler parlaklıklarını ve güzelliklerini korumak için ekstra bakım gerektirirler.

Eğer beyaz giysiler sizlerin de en sevdikleriniz ise aşağıdaki ipuçlarını aklınızda tutmak faydalı olabilir:
•Polyester veya pamuk-polyester karışımından oluşan kumaşlarda çamaşır suyu kullanmamaya özen gösterin, çünkü çamaşır suyu polyester ile reaksiyona girip kumaşın sararmasına neden olacaktır.
•Çamaşırlarınızı yıkadığınız suya dikkat edin çünkü eğer su berrak değilse çamaşırlarınızın sararmasına neden olabilir.
•Beyaz çamaşırlarınızı yıkarken, yumuşatıcı olarak suda çözülmüş bir miktar boraks ekleyebilirsiniz. Boraks giyisilerinizde bir leke bırakmayacaktır.
•Beyaz giysilere leke bırakmamak için parfüm, deodorant veya benzer ürünleri kullanırken, kumaşla temas etmemelerine özen gösterin. Bu tarz maddeler genelde kumaşın sararmasına neden olur.
•Beyaz çamaşırlarınızı güneşte kurutmaya çalışın, UV ışınları bu çamaşırların beyazlamasına ve daha parlak kalmasına yardımcı olur.

KAYNAK: SAĞLIĞA BİR ADIM

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

halilcibran[1]

Evim der ki, “Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.”

Yolum der ki, “Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.”

Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,

“Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Halil cibran

Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul…

oysaherkes[1]

 

İlk öykü kitabıyla Can okurlarının karşısına çıkan Murat Gülsoy, genç bir öykücü; Hayalet Gemi adlı edebiyat dergisi okurlarının yakından tanıdığı bir isim. Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul’de on iki öykü yer alıyor. Bu öyküler, ağırlıklı olarak ‘yazı’ ve ‘oyun’ temaları üzerine odaklanmış. Murat Gülsoy’un öykülerinde göze çarpan bir özellik de ironi ve kara mizaha çokça yer verilmesi. Öykülerinde insanları şaşırtmayı sevdiğini söyleyen yazar, sürprizli, beklenmedik sonlarla, ilginç kurgularla çıkıyor karşımıza. İmgelerden yola çıkan, fantastik kurgulara yakın duran öyküler, tematik olarak bir süreklilik duygusu verse de, her öyküde başka denemelere giriyor yazar. Birinci tekil kişi anlatımının baskın olduğu çalışmalar, okurla bu nedenle sıcak bir ilişki kurmayı başarıyor. Sürükleyici bir anlatım, özenli kurgular, şaşırtıcı gelişmeler ve ironi. Bunlar Murat Gülsoy’un öykücülüğünün temel taşları.

Mutlaka alıp okuyun…

Hepimiz İçin Hayırlısı Neyse O Olsun :)))

13260047_1017720741652454_3760229609276472679_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonsuzluğa Giden ‘An’lar…

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

Bazen öyle anlar yaşıyorum ki, o kareyi dondurmak ve sonsuza kadar saklamak istiyorum…

Mesela metro da yürüyorum, yorgunum. Eve varmak için hızlı yürüyorum. Derken metro da müzik çalanların sesi geliyor kulağıma. Bildik bir şey çalıyorlar. Kendimi onlarla beraber söyler buluyorum. Cüzdanımı açıyorum, bozuk para atıcam çocuklara. Belki bir çay içecekler o parayla. İşte parayı atarken, çalgıcıyla göz göze geldiğimiz o an. Ben hafif utangaç, o hafif müteşekkir. İşte o an donup kalsın istiyorum…

Yolda yürüyorum, bir kız çocuğu. Üstü başı düzgün. Siyah saçlı. Saçları toplanmış. Yanıma gelip, abla bana büfeden dönerli sandüviç alır mısın diyor? Tamam diyorum… Büfeye gidiyoruz, bir de yanına kola istiyor. Ona da tamam diyorum… İstedikleri eline gelince, o çocuk masumluğuyla teşekkür ederim abla dediği zaman gözlerindeki parıltıyı dondurmak istiyorum…

Rumeli hisarında açık çayımı yudumlayıp, karşı kıyının doyulmaz manzarasına baktığım o anı da donduralım…

Yeni birisiyle tanışmışım, daha ne olacağı belli değilken, bana attığı o ilk mesajı okuduğum zamanki heyecanımı dondurmak istiyorum…

Annemin saçını okşayıp, sen bu ailenin ana kraliçesisin deyip, onu mutlu ettiğim o anı da koyalım…

Kavga edipte, çok uzun süredir görmediğim eski erkek arkadaşımı yolda görüp, amann ne çocukmuşuz deyip, birbirimize sarılıp, her şeyi geride bıraktığımız o dostluk anını da katalım…

Boğazım ağrıyarak kalktığım, bütün gün kendimi, ıhlamurlara, bitki çaylarına verdiğim günün sonunda artık iyileştiğimi anladığım o anı da alalım…

Sadece kardan adam değil kardan kadında yapalım yazısını görüp gülümsediğim o anı da alalım…

Sanki liste uzayıp gidecekmiş gibi geldi. En iyisi buralar da kesmek. Hayat bana göre bir resim. Hepimiz kendi resmimizi yapıyoruz. Her fırça darbesi bir ‘an’a denk geliyor. Eğer bütün anları güzel doldurursak, harika bir resmimiz olur demektir. Bütün hayatı güzel yaşarız demektir.

Sizin sonsuzluğa giden anlarınız neler? …

Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Suskunluğum Asaletimdendir…

BCM8UU7CQAAZ6Oo[1]

 

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..

Farkında olduğum için..

Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..

O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.

Sevdim; sevildim, paylaştım; dostum dedim..

En derinimde hissettim;

Anneme kızdım da kıyamadım;

Babam dedim..

Geçer dediklerimi geçirdim..

Biter dediklerimi bitirdim..

Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..

Gün oldu; silkindim, yeter dedim..

Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..

Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..

Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde..

Haddinizi aşmayın ey faniler..

Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken,

Güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden..

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?

Uğraştırmayın da dağılın hadi..

Dağılın ve gidin, ama bilin..

Kör cehalet çirkefleştirir insanları!

Suskunluğum asaletimdendir…

Her lafa verecek bir cevabım var…

Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye…

* Mevlana

Dünyanın en saf ve güçlü antibiyotiği: Gümüş!

65231[1]

 

Eğer mikroplarla savaşan etkili ve geniş spektrumlu, enfeksiyonun süresini kısaltan bir madde bulsaydınız bunun tüm zamanların en önemli buluşu olduğunu düşünmez miydiniz?

Böyle bir madde gerçekten mevcut. Bu en saf elementlerden biri de gümüşten elde ediliyor. Gümüş binlerce yıl antimikrobiyal olarak kullanılmış.

Gümüş tuzları kuşaklar boyu mucize iyileştirici olarak kabul edilmiş ta ki ilaç şirketleri onları unutturana kadar. Bunların yerini laboratuarda üretilmiş yapay antibiyotikler aldı. Önceleri onlar da mucize olarak kabul edildiler. Ancak o zamanlar daha antibiyotiğe dirençli organizmalar yoktu. Günümüzde bu sorun büyük bir tehdit oluşturuyor. O nedenle de gümüşe dönüş başladı ve gümüşün antibakteriyel ve antimikrobiyal özellikleri olduğuna kuşku yok.

Bu gerçek mucizevi madde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi çok önemli elektrolitler ve 70 diğer mikro mineral içeriyor. Elektrolitler hücrelerin içi ve dışındaki sıvı dengesini ve vücuttaki asit-baz dengesini korurlar bu da hücre sağlığı için çok gereklidir.

Çoğu antibiyotik ancak yarım düzine mikrobu öldürürken toksik olmayan gümüşün yüzlercesini öldürebildiği belirtiliyor. En önemlisi de reçete edilen antibiyotiklere olduğu gibi mikroplar doğal antibiyotik etki yapan gümüşe direnç geliştiremiyor. Gümüş çok çeşitli bakterileri 3 yolla öldürüyor:

1- Gümüş bakterilerin hücre duvarlarını zayıflatarak parçalanmalarına neden oluyor.

2- Gümüş bakterilerin metabolizmasına müdahale ederek onları aç bırakıyor.

3- Gümüş bakterilerin hücre bölünmesini bozarak çoğalmalarına engel oluyor.

Herhangi bir bakterinin gümüşe direnç geliştirmesi söz konusu değil ve reçeteli antibiyotiklerden farklı olarak yetişkinler için de çocuklar için de güvenle kullanılabilir.

Ana akım tıp herkesin, ilaçlar ve ameliyatlar demek olan “modern” tıptan önce her şey çok kötüydü görüşüne inanmasını istiyor. Oysa penisilin bulunmadan önce gümüş pek çok enfeksiyon için etkili olarak kullanılıyordu. Ancak bu maddenin kullanımı hafızalardan silinmek istendi çünkü doğal bir madde olduğu içi patentlenemeyecek, tekelleştirilemeyecek ve reçeteyle satılamayacaktı.

İlaç şirketleri FDA nezdinde de lobi yaparak gümüşün tıbbi amaçlarla kullanılmasının yasaklanmasını istediler. Ancak FDA bile partiküler gümüş ve gümüş tuzlarını yasaklayacak zemin bulamadı. İlaç şirketleri de başka bir yola baş vurdu ve FDA’nın gümüşün yararları konusunda bilgilere ulaşılmasının sınırlandırmasını istediler. Sonunda tezgah üstü satışına engel olmayı başardılar. Bu şaka gibi çünkü gümüş grip, ateş, herpes, hepatit, bronşit, zatüre ve mantar enfeksiyonlarında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Gümüş, gözler, kulaklar, boğaz, diş, burun, yanıklar, sokmalar, kesikler, atlet ayağı gibi dış enfeksiyonlarda da kullanılmaktaydı.

Neyse ki FDA araştırmacıların işlerini yapmalarını engelleyemiyor ve gümüş yeniden güçlü bir antibakteriyel ajan olarak kabul ediliyor. Ameliyatlarda kullanılan çivi ve vidaların olası enfeksiyonları önlemek için gümüş kaplamalı yapılmaları konusunda teknoloji araştırmaları yapılıyor.

Avustralya Adelaide Üniversitesi’ndeki doktorlar rinit ve sinüziti antibiyotiklerle tedavi etmekte zorlanıyorlarmış. Yeni bir çalışma ile suya gümüş parçacıklarının eklenmesiyle hazırlanan bir burun sprayinin başarıyla kullanıldığını gösterdiler. Kronik rinosinüzit oluşturan Stafilokokus aureus bakterilerinin daha önce tedavi edilemeyen semptomlarının başarıyla tedavi edildiği gösterildi.

Gümüşün romatoid artritte kullanımıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Polonyalı araştırmacılar gümüşü stafilokok, e.koli ve diğer öldürücü bakteriler üzerinde denemişler ve sonuç başarılı olmuş.

Kaynak: Sağlıkla KAL

Fatoş Pabuccu Tuncay

Ruh temizliği,arılığı,saflığı için 5000 yıldır Hindistan da Fesleğen kullanılıyor.

13310554_10156921329920557_8694889664654414331_n[1]

 

Ruh temizliği,arılığı,saflığı için 5000 yıldır Hindistan da Fesleğen kullanılıyor.
Ruh;Enerjiden oluşmuş Bilinç ,düşünme sistemidir.Bilimde Nöronlardır.
Bedenimizin tek enerji kaynağı oksijendir.
Fesleğen tıkanmış sinir sistemini açar.
Bol oksijenle beden enerji yani yeni sağlıklı hücre üretir.

kaynak: sağlıkla kal

Fatoş Pabuccu Tuncay

Işıl İpekçinin De Takılarının Olduğu 4 Hazirandaki Açılışa Hepinizi Bekliyoruz…

13315537_879504042177984_6142873896384030658_n[1]

Işıl İpekçi bizlere birbirinden güzel takılar tasarladı ayrıca melekler de cabası…

4 Haziran Ctesi
Valikonağı Caddesi, Şakayık sokak, Tuna Palas Apt. N: 53 Nişantaşı
Istanbul saat16.00 daki sergiye hepinizi bekliyoruz.

IŞIL iPEKÇİ:0536 508 19 73

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır.”

maxresdefault[1]

 

 

Babası oğluna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonra, kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir.
Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına oturur ve şöyle der:
“Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak.
Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır.”
Sokrates

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kahvenin Bilmediğiniz 10 Değişik Kullanımı

Coffee-halitosis-tr[1]

 

Bir çoğumuz, kahvemizi içtikten sonra telvesini çöpe atarız. Ancak kahve telvesini ve çekirdeklerini bir çok işlemde kullanabiliriz. Artık kahveyi nerelerde kullanabileceğimizi bilmekle, bu pahalı içeceğin her zerresini kullanıp, ekonomimize katıkıda bulunabiliriz. Bu yazımızda, kahveyi kullanmanın pratik ve kolay 10 yöntemini inceleceğiz.

1. Kötü Kokuları Giderme

Kavanoza biraz kahve telvesi koyup, buzdolabına yerleştirdiğinizde, dolabınızdaki kötü kokuları önlemek mümkündür. Ayrıca, balık gibi besinlerden dolayı ellerinizde bir türlü gideremediğiniz kötü bir koku varsa, kahve telvesini ellerinizde iyice ovaladıktan sonra yıkamak, kötü kokulardan kurtulmaya yardımcı olur.

2. Peeling (Ölü Deriden Arındırma)

Kahve, toprağımsı dokusu sayesinde peeling olarak da kullanılabilir. Ölü derilerden arınmak ve selülitten kurtulmak için kahve telvesi veya minik çekilmiş kahve çekirdekleri ile derinize masaj yapabilirsiniz. Selülit gidermek için kullanacağınız kahve telvesine bir miktar hindistan cevizi yağı ekleyebilirsiniz. Bu karışımı cildinize dairesel hareketlerle uygulamalısınız. Ölü derilerden arınmak için de benzer bir yöntem izleyebilirsiniz. Bunun için kahve telvesi ve çekirdeklerini, bir yemek kaşığı zeytinyağı ile karıştırıp, birkaç dakika hafif bir şekilde cilde yedirmek yeterlidir. Bu işlemin hemen ardından maskeyi uyguladığınız bölgeyi güzelce yıkamayı unutmamalısınız.

3. Gübre Yapımı

Kahve, bitkileri güçlendirmek için gübre olarak da kullanılabilir. Kahve ile yapılan gübre, özellikle asitli toprak isteyen bitkilerde kullanılabilir. Çünkü kahve, bakır, potasyum, magnezyum ve fosfor gibi elementleri içerir ve bunlar, asitli toprakta yetişen bitkilere gerekli maddelerdir. Çekilmiş kahve ayrıca havuç ve turp tohumlarına eklendiğinde, bu tohumların hızlı ve kolay büyümelerini sağlar.

4. Parlak Saçlar İçin

Kullanılmış kahve telvesini saçınızı parlatmakta da kullanabilirsiniz. Güzel ve parlak saçlar için, içmek için hazırladığımız kahveye benzer bir karışım hazırlamak gerekir. Bunun için, oda sıcaklığında su ve kahve telvelerini karıştırmak yeterlidir. Banyoda saçınızı yıkadıktan sonra bu karışımı saçlarınıza uygulayıp, 20 dakika bekletebilirsiniz. Saçınızı yıkadığınızda, parladığını fark edeceksiniz.

5. Böcek ve Hayvanları Uzak Tutma

Kahve, karıncaların ve özellikle kedi gibi bazı hayvanların uzak durmasını sağlayan keskin bir kokuya sahiptir. Karıncalardan kurtulmak için, bulundukları yere kuru kahve telvesi dökebilirsiniz. Kedileri uzak tutmak istiyorsanız, kahve çekirdeklerini limon veya portakal rendesi ile karıştırabilirsiniz. Ayrıca ev hayvanlarınızın derisine hafif bir şekilde ıslak kahve çekirdeği veya ıslak kahve telvesi sürdüğünüzde, pirelerin hayvanınızdan uzak durmalarına yardımcı olabilirsiniz.

6. Temizlikte

Kahvenin aşındırıcı ve asidik özellikleri de vardır. Bunlardan dolayı kahve, özellikle mutfakta, yüzey temizleyici olarak kullanılabilir. Bunun için, çekilmiş kahveyi biraz sabun ve su ile karıştırmak yeterlidir. Bu karışımı temizlemek istediğiniz inatçı yüzeylerde kullanabilirsiniz.

7. Odanızın Havasını Ferahlatmak İçin

Coffee-halitosis tr

Kahvenin kötü kokuları geçirdiğinden yukarda bahsetmiştik. Bununla birlikte kahve çekirdekleri ve telvesi, güçlü aroması sayesinde, odanıza hoş bir koku verip, havasını ferahlatmaya yardımcı olabilir. Bunun için, bir poşetin veya delikli bir bezin içine kahve telvesi veya çekirdeklerini koyup, bu karışımı havasını değiştirmek istediğiniz odaya bırakmanız yeterlidir. Ayrıca kahveye, aromatik yağlar veya meyve kabuğu rendeleri de ekleyip, güzel ve doğal kokular elde edebilirsiniz.

8. Toz Giderici

Kahvenin en ilginç kullanım alanlarından biri de toz giderici etkisinden yararlanmaktır. Bacalar gibi bol toz ve küf çeken yüzeylerde, ‘kuru’ kahve kullanılabilir. Kahveni kuru olması burada çok önemlidir, çünkü nemli kahve, daha fazla küflenmeye ve tozlanmaya neden olur. Bunun için tozlu ve küflü bölgelerin üzerine döktüğünüz kahve çekirdekleri, bu bölgelerin kolayca temizlenmesine yardımcı olacaktır.

9. Mobilyaları Korumak

Kahve sayesinde, özellikle ahşap mobilyaları daha uzun süre iyi koşullarda koruyabilirsiniz. Çekilmiş kahve çekirdekleri veya telvesiyle ahşap mobilyanızın yüzeyini bir bez yardımıyla iyice ovalayın. Mobilyanız yeni alınmış gibi ışıl ışıl olacaktır.

10. Yiyeceklerde

Artan kahveyi kek ve pastala yapımında kullanabilirsiniz. Ayrıca kahve, mantar yetiştirirken toprağın en altına da koyulabilir. Yukarda da bahsettiğimiz gibi, kahvenin içindeki mineraller bazı sebze ve meyvelerin gelişmesinde etkili rol oynamaktadır.

Kahvenin bu çok çeşitli kullanım alanlarını görmek sizi şaşırttı mı?

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SEVGİNİN GİRDİĞİ YERE ŞİFA KENDİLİĞİNDEN GELİR.

tumblr_inline_mq4vsvVeHL1rbbjly[1]

 

Miden ağrıyorsa; Yaşamında olan herşeyin senin en yüksek hayrına olduğunu bil ve sevgiyle hazmet

Boynunu ağrıyorsa; olaylara farklı açılardan bakıp pozitif taraflarını görmeye çalış, Şimdiki bakış açın doğru olmayabilir inadı bırak

Belin ağrıyorsa; paraya olan kötü bakış açını farkedip değiştir

Ayak ve bacakların ağrıyorsa:
Sol taraf için ; geçmişle bağlarını kopartıp geçmişte yaşamaktan vazgeç
Sağ taraf için ; gelecekten korkma, kendi geleceğin için ÖZ’e ve akış’a güvenin!!!

Başın ağrıyorsa; değersizlik duygunun farkına var, kendini önemse!

Geceleri uykunuzda dişlerinizi gıcırdatıyorsanız; biriktirdiğin öfkeleri serbest bırak!

Gözlerinde bozukluk ve ağrı varsa; görmen gereken neyi inatla görmek istemiyorsun farkına var ve görmeyi seç

Kulaklarında ağrı varsa ve duyma bozukluğu yaşıyorsan, inatla kendini etrafın ve iç sesine kapatma, duymayı seç, o seslerden sana mesaj var unutma!

Regl ağrın varsa; dişiliğini ve bunun sana sunduğu avantajları sevgi ile kabul et

Sırtın ağrıyorsa; suçluluk duygusundan vazgeç!

Omuzların ağrıyorsa; başkalarının yüklerini, sorumluluklarını taşımaktan vazgeçmenin Zaman’ı gelmiş de geçiyor bile!

Boğazınız ağrıyorsa; kendini sevgiyle ifade etmeyi seç, çekingenlikten vazgeç

Alerjin varsa; kendi gücünü reddetmeyi bıra. Kime alerjin olduğunu düşün! ve serbest bırak

Diş ağrın varsa; kararsızlığı bırakma vaktin gelmiş demektir.

Bağırsaklarında problem varsa; ihtiyaç duymadığın şeyleri atmanın zamanı geldi de geçiyor…

Ve
En önemlisi
Kalbin ağrıyorsa; içerisi nefret, kin, hayalkırıklığı dolduğundandır. Onları ordan söküp at. Yalnızca SEV,

SEV çünkü
SEVGİNİN girdiği yere ŞİFA kendiliğinden gelir.

KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR

* Cavit Çağ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yahu kadın !!! Ben seni darmadağın seviyorum,

13102783_10209126103047812_7292332955956147539_n[2]

 

Yahu kadın !!!
Ben seni darmadağın seviyorum,
Nedir bu derli toplu olacağım derdi ?
Saçın dağınıkmış,
Üstün başın berbatmış,
Yüzün gözlerin yorgunmuş,
Bunlardan bana ne ?
Geceler boyu yüzüme gözüme bulaşan başkası sanki !
Ben seni benim dağınıklığıma karışasın diye sevdim…
Hangi ağacın bir diğerine karışmış kökleri düzgün ki ?
Hangi dağ bir öbürünün hizasında ?
Hangi göl kıvrım kıvrım değil ?
Hangi bulut öyle, onlar kadar dağınık ?
Onlar kadar güzelsin diyorum,
Uzayan gölgem ol,
Karanlığınla bile dokun, yeter diyorum,
Dinletemiyorum…!!!
Can Yücel

Kendi Gibi Davranana İnsanları Seviyorum…

13307449_956509431128706_2602837482508566729_n[1]

Gönlü geniş insanları seviyorum

Vefakar insanları

Kusur Kapatanları

Açık aramayanları

Kendi gibi davrananları

Başkası olmayanları seviyorum…

Farid Farjad