Hayat; Kimi sevdigin ve kimi incittigindir

iyi-bir-hayat-surme-ihtimali-en-yuksek-ulke-6739184_x_5115_o[1]

 

Hayat; Seni kac kisinin aradigi, kiminle ciktigin, cikiyor oldugun veya cikacagin demek de degildir. Kimi optugun, hangi sporu yaptigin, kimlerin seni sevdigi de degildir. Hayat, ayakkabilarin, sacin, derinin rengi de degildir. Nerede yasadigin veya hangi okula gittigin de degildir. Aslinda hayat; notlar, para, giysiler, girmeyi basardigin ya da basaramadigin okullar da degildir.

Hayat; Kimi sevdigin ve kimi incittigindir. Kendin icin neler hissettigindir. Guven, mutluluk, sefkattir. Arkadaslarina destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktir. Hayat; Kiskancligi yenmek, onemsemeyi ogrenmek ve guven gelistirmektir. Ne dedigin ve ne demek istedigindir. Insanlarin sahip olduklarini degil, kendilerini oldugu gibi gormektir. Her seyden onemlisi hayati, baskalarinin hayatini olumlu yonde etkilemek icin kullanmayi secmektir. Iste hayat bu secimden ibarettir. Insanlarin en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir.

Charles Eguone

7 Haziran Salı 11.00-.15.00 Reiki 1. Seviye… SON İKİ KİŞİ…

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

REIKI ŞİFA ENERJİSİNİ HERKES ÖĞRENMELİ…

Öğrenilmesi ve uygulanması çok kolay olup herkesin uygulayabileceği bir iyileştirme metodudur. Reiki uygulayabilmek için uzun süren meditasyonlar yapmak, farklı deneyimlere, tecrübelere ya da özel yeteneklere sahip olmak gerekmez.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz. O yüzden reiki enerjisini öğrenmek ve kendine düzenli uygulayarak enerjiyi yükseltmek hastalıklardan korunmak için çok önemlidir.
Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar.
Stresli olduğunuzda derin bir rahatlama sağlar.
Şefkat ve sevgi duygularını geliştirir. Uygulama sırasında en çok ortaya çıkan duygu: huzur, rahatlama ve güvendir.
Ruhsal gelişimdeki pozitif etkisi, uygulamadan sonra karşılaşacağınız sorunlara daha derin bir bakış açısı kazanmanızı sağlar. Yaşamınızda doğru kararlar almak için gereken farkındalığa ulaşmanızda yararlıdır.

Reiki 1 Aşama Eğitimi Neleri İçerir?
Reiki Nedir?
Reiki İlkeleri Nelerdir?
Reiki Nasıl Şifa Verir?
Hastalıkların Bize Anlatmak İstedikleri Nelerdir?
Çakraların Anlatımı
Temel El Pozisyonlarının Gösterimi
Reiki 1 Uyumlama
Kendimize Reiki Uygulaması
Başkalarına Reiki Uygulaması
Reiki Bizi Negatif Enerjiden Nasıl Korur
Evi, İşi, Arabayı Negatif Enerjiden Arındırma
Ödev
Seminer çıkışı reiki müzikleri cd’si dökümantasyon ve sertifika verilmektedir.
Başvuru: Anette İnselberg 0536 798 68 68
http://www.anettei̇nselberg.com/
Psikocity 0212 234 15 44-45
Valikonağı Cad. Şair Nigar Sok. N: 4/6 Nişantaşı/İST

eğitim 6 kişiliktir

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz.

IMG_0418

 

Bulgakov – Genç Bir Doktorun Anıları elime son dönemde geçen kitaplardan. Bu kitabın özellikle sonlarında Morfin diye bir hikaye var. Karşılıksız bir aşkın yarattığı çaresizlik ve onu insanın ne hale getireceği işlenmiş… Hem de çok çarpıcı bir şekilde…

Aşk karşılık gördüğünde bizi vezir eden ama görmediğinde sefil eden bir duygu… Edebiyat ve sanata baktığımızda çaresiz aşkları ve bu aşkların insan ruhunda açtığı yaraları ve yaptırdığı çılgınca davranışları okuruz.

Madam Bovarynin aşk için her şeyini bırakışı, Camille Claduellenin aşkından ayrıldıktan sonra delirmesi sayısız örneklerden sadece bir kaçı…Aslında bu hikayelerden etkilenişimiz kendi hayatlarımızda benzer çaresizliklerden geçmiş olduğumuzdan dolayı değil mi?

Tüm bu çaresizlik hallerini bilmemize karşın aşk bizi öyle büyüler ki, yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz. Sonunu düşünmemeye çalışarak, biraz daha duvarlı biraz daha mesafeli davranarak ama yine de nasipte üzülmek varsa kadere boyun eğerek…

Arkadaşlarla sık sık konuşuruz insan neden aşıkken yazmaz üretmez neden acı çekerken sürünürken üretir. Mutluyken gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten vakit mi kalmaz yoksa insan yazma ihtiyacı mı hissetmez…

Ne zamanki o üzgünlük ruha bir kıyafet gibi giyilir, ne zaman ki yara kanar , ne zaman ki gezecek tozacak kimse olmaz o zaman mı yazmak istersin…

Bilemiyorum…

Tek bildiğim şey ”Çaresizlik insanı yazar yapar”…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ayağımızın Üst Bölgesindeki Organlarımız…

13077060_490546454474982_6792009698224054482_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beni derinden etkileyen hayatlardan biridir Fikret Mualla…

 

 

 

 

“Ben hürriyetimi çok severim. Bunu naçiz sükutunda bulurum. Resim yaparken, ibadet eder gibi sükuneti beynimin tepesinde, saçlarımın dibinde hissedemezsem, o zaman bilirim ki bir yanlış işle meşgulüm veya işgal edilmişimdir.

Bu yanlış meşguliyetten kurtulmak için gider, evvela üç beş kadeh rakı içerim. Eğer bu yanlış meşguliyet daha sürerse, fitil gibi olur, çatacak, kavga edecek adam ararım”

Fikret Mualla

Yakın arkadaşları ve onu tanıyanların deyişiyle delinin biriydi, yaşamı boyunca aksi gibi davranmaya da çalışmadı. Başkalarını onu nasıl gördüğüyle ilgilenmediği gibi; kendisi de durup ara sıra da olsa aynaya bakmadı. Ona bir hayat sunulmuştu ve o hayatı olduğu gibi eğip bükmeden, değiştirmeye çalışmadan, sormadan, sorgulamadan yaşadı. Ya gerçekten bir deliydi ya da hayatı bizim gibi algılamıyordu.

En sevdiği arkadaşı içki şişesi ve fırçasıydı. Bazen biri bazen diğeri daha kıymetli oluyordu. Ama görünen o ki; fırçasını daha çok bir şişe daha şarap alabilmek için oynatıyordu. Yalnızlığının, kimsesizliğinin örtüsüydü içkisi ve fırçası, hayattaki tek tutanağıydı ama, onlara bile sımsıkı sarılmamıştı. Öylesine, her an bırakacakmış gibi parmaklarının ucunda… Hayatı da böyle bir çizgide yaşıyordu, her an düşecek gibi, istediği zaman çekip gidecek gibi… Hayatı boyunca iz bırakma kaygısı taşımadı, lakin hem hayatının büyük bölümünün geçtiği Paris’te hem de doğup büyüdüğü İstanbul’da pek çok iz bırakacaktı.

Yaşamı resimleri kadar renkli değildi… Yaşadıklarını mı çizdi, çizdiklerini mi yaşadı? Yoksa her an düşecek gibi çizgide mi yaşadı?

Fikret Mualla’nın yanlışlarla, çelişkilerle dolu hayatı 1903 yılında, Moda’da bir konakta başladı. Duyun-u Umumiye Memuru Mahmut Ekrem Bey ve annesi bir kız çocuk beklerken bir erkek evlat sahibi olunca, ismini hem kız hem de erkek çocuklarına verilen Fikret Mualla koydular…. Mualla’yı bir kız çocuğu gibi yetiştirdi annesi. Hem yetiştirilme tarzı hem de ismi Mualla’nın kadınlarla olan ilişkisini de etkiledi.

Futbol aşığıydı, futbolcu olmak istiyordu. Saint Joseph Lisesi’nde okurken biraz Fenerbahçe’de oynayan dayısının daetkisiyle futbolcu olmak istedi, ancak Fenerbahçe kayalıklarında geçirdiği kaza sonucu geçirdiği ayağı ismi gibi talihsiz bir yazgı olarak kaldı. İlerleyen yıllarda topallayan sadece ayağı değil, hayatı da oldu.

Kendini resme verdi, resim öğretmenliği yaptı… İlk akıl hastanesine düşüşü de resmi yüzünden oldu. Beyoğlu’nun arka sokaklarında kafayı çekerken gördüğü Atatürk resmine “bu ne biçim resim” diye söylenmeye başladı. Kısa süre sonra kendini önce Atatürk’e hakaretten karakolda sonra da akıl hastanesinde buldu. Akıl hastanesi deneyimini oda arkadaşı Neyzen Tevfik’in ve diğer arkadaşlarının resmini yaparak atlamaya çalıştı.. Yakın arkadaşlarından Fikret Adil’e yazdığı mektupta yalvarıyordu kabilinden adeta:

“Tam 9 aydır bir sürü serseri ve hergele içinde bulunuyorum.
Bir kere bile beni sorup aramaya gelmediniz.
Boşuna yatıyorum. Sıhhatçe demir gibiyim.
Beni kurtar kabilse…”

Kısa süre sonra yerleştiği Paris’te de birçok kez akıl hastanesine yatacaktı, Fikret Mualla Paris’e giderken ardında hiçbir şey bırakmamıştı. Okuldan kaptığı gribi annesine bulaştırdı ve annesini kaybetti. Annesinin ölümünün ardından bir başka kadınla evlenen babası da çoktan hayata gözlerini yumdu. Ardında bıraktığı tek kardeşinin uçak kazasında öldüğü haberini Paris’in 14. Bölgesinde bulunan yaşadığı evde L’impasse de Rouet’de aldı. Babasından kalan mirası kısa süre içinde bitirdikten sonra kendini tekrar resme verdi, zira resimden başka yapmayı bildiği bir iş yoktu. Resmi de artık çoğu zaman zevk için değil karnını doyurmak için daha doğrusu içki parası için yapıyordu. Daha iyi bir hayat umarken içki, akıl hastaneleri ve karakollar arasında geçecek bir hayatın temelleri çoktan atılmıştı.

Hıfzı Topuz o günlere gidip kendi gözünden Fikret Mualla’yla ilk karşılaşmasını şöyle anlatır: “Sene 1952 idi. Paris’e ilk geldiğimde ressam Avni Arbaş’ı buldum. Fikret Mualla ile tanışmak istediğimi söylediğimde “valla o pek kimseyle konuşmaz, hele gazetecilerden ürker, seni terslerse şaşırma, alınma”. Telefon olmadığı için verilen adrese direkt gittim. Yukarı çıktım, küçücük bir odada eski bir hırka, pejmürde kılıklı bir adam kapıyı açtı. Hırkanın önünü bir çengelli iğne ile kapatmış. Odaya ilk girdiğimde yatak gözüme çarptı, yatağın üzeri karmakarışık, başka bir köşede masa, masanın üzerinde bir iki elma, o elmaları çizdiği bir tuval, odanın bir ucundan diğer ucuna gerilmiş bir ip, ipin üzerinde yıkanmış çamaşırlar asılıydı”.

Fikret Mualla’nın bir içki parasına resimlerini sattığını ise şöyle anlatır Topuz: “Odaya beni davet ettikten sonra “benden bir resim alın” dedi. Paris’te öğrenci olduğumu, resim alacak kadar param olmadığını söylediğimde “cebinizde kaç para var?” diye sordu. 10 Frank olduğunu söyleyince “ziyan yok, ne kadar varsa verin” dedi. Benim için bir resim seçti eskilerden. Bu kadar düşük bir ücrete bir eskiz beklediğimi, böyle bir resmin çok değerli olduğunu söylediğimde “bu uygun, gayet iyi” diye cevaplayarak resmi bana verdi. “Sohbete aşağıda devam edelim, burada size ikram edebilecek bir şey yok” diyerek aşağıdaki kafeye davet etti. Kafeye gittiğimizde iki şarap söyledi, bir de Gitane sigarası aldı, 10 frangın hepsini orada harcadı. O gün bir fotoğrafını çektim, Fikret Mualla’nın yaşadığı bina, oda ve sokak hiçbir değişikliğe uğramadan bugün de aynı şekliyle o ruhu taşır”.

Paris’te değil 50 yılın öncesini yüzlerce yıl öncesinin izini sürmek kolay.. Sokak ve apartman isimleri değişmeden korunur. Paris bütün Avrupa şehirlerinden farklıdır. En büyük farkı da güzellikleri içine sindirmiş olması. Bu yüzden de “ben buradayım” diye bağırmıyor, sesini yükseltmiyor şehir, ama her şeyiyle kendini hissettiriyor şehir, yaşamaya gelen herkesi sessizce kucaklıyor, bırakmıyor. Dünya sanatına damgasını vuran pek çok sanatçıya yaptığı gibi…

Paris’te, özellikle Saint Germain Des Pres’de Cafe de Flore gibi, paralı sanatçıların gittiği üç beş kafeyi bilenlerimiz Fikret Mualla’nın da buralara gittiğini ve Türk ve dünya sanatçılarının buluşup sanat konuştuğu ortamlara katıldığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Fikret Mualla’nın ne buralara gidecek parası ne de nüfuzu vardı. O, kafelere ısınmak bir de parasız kaldığı zamanlarda resimlerini beş – on franga satmak için uğrardı, alan olmazsa bir şişe şarap karşılığı garsonlara verirdi.

Paris’te sanat çevrelerine kabul edilmek de hayata tutunmak da kolay değildi. Fırçasını koltuğunun altına alan Fikret Mualla da resimlerini Rue De Seine sokağında ya da Rue de Buci’de satıyordu. Paris’in sokakları Fikret Mualla’nın resimlerini sadece sattığı değil, yaptığı yerlerdi de..

Fikret Mualla o günlerde yazdığı mektuplardan birinde şöyle anlattı o günleri: “Ne isterlerse onu yapıyorum. Geçen gün, bir tanıdık iki natürmort ile bir peyzaj sipariş etti, şimdi onları hazırlıyorum. Mutlaka figüratif veya mutlaka somut yapacağım diye bir endişem yok. Ne isterlerse onu yapıyorum, bütün akımların dışındayım. Boynunu eğ diyorlar. Eğmiyorum, yağma yok. Ne ileri gidiyorum ne geri, orta yerde kalıverdim…”

Fikret Mualla’nın resimlerinde pazarlar çok yer alır, özellikle Paris’in en büyük ve en ucuz pazarı olan Bastille pazarında yapılmış çok sayıda eseri vardır. Resimlerinde en çok yer verdiği unsurlardan biri de insanlardı, uğradığı yerlerden biri de Les Jardens de Luxembourg idi, özellikle insanların çok olduğu Pazar günleri giderdi bu parka. Burada yaptığı resimleri hemen aynı gün insanlara 5 franga, bugünkü değeriyle 1 Avro’nun altında bir fiyata satardı. Renkleri coşkuyla kullanırdı, canlıydı resimleri, aslında pek renkli bir hayatı yoktu.

İstanbul’da yanlış anlaşılma sonucu ilk akıl hastanesine yatırılması esnasında edindiği polis fobisi Paris’te de devam etti. Kafasının iyi olduğu bir zamanda bir Fransız polisine saldırınca soluğu yine akıl hastanesinde aldı. Yatırıldığı Saint Anne Hastanesi ileriki yıllarda ikinci evi gibi olacak ve her seferinde onu buradan Abidin Dino kurtaracaktı. Akıl hastanesinde günleri acı içinde geçti. Fırçaları yanında yoktu, yapabildiği tek şey bulduğu her kağıda karakalem resimler çizmek oldu.

1939 yılında geldiği Paris’te yıl 1959 olmuştu. Fikret Mualla’nın yaşam biçimi sanat çevrelerinde pek de iyi karşılanmıyordu, yirmi yıldır tek bir sergi dahi açamamıştı. Birkaç kez açacak olmuş lakin tablo simsarları tarafından açılan sergilerinde, simsarlar, satılan tablo paralarını alıp sırra kadem basmışlardı. Eli fırçaya gitmiyordu, küsmüştü tuvale ve palete, dostu içkiye sığındı yine. Akıl hastanesinden çıktığı günlerden birinde, çalışmalarına gizli bir hayranlık duyan Profesör France Bertin, Fikret Mualla’nın sergisini açmaya karar verdi. Madame Bertin’in bir isteği vardı: Serginin açılışında Fikret Mualla orada olmayacaktı. France Bertin’in dışında kendisini keşfedenlere bozuktu.

Uzaktan akrabası, eski aşkı Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatıyordu: “Tablo tüccarlarının hepsi yahudi, bunlar kasıp kavuruyor. Bir hesap bir kitap üstüne bir de beni borçlu çıkartıyorlar. Heriflerde sıkılma falan gibi bir şey nanay, haysiyetime dokunuyor. Kuvvetim de yok bunlara karşı herhangi bir şey yapmaya, astıkları astık, kestikleri kestik. Yumurtlayıp duruyorum”.

O artık Fikret Mualla Saygı değil, Paris’teki sanat çevrelerinde az da olsa tanınan Fikret Moualla idi. Fikret Mualla mektup almayı çok severdi. Paris’te çok arkadaşı yoktu Tanıdıkları mektup yazarsa çok sevinirdi. Hatta Paris dışına çıktığında gittiği yerden kendisine mektuplar yazardı. Paris’teki La Monceau oteline geldiğinde, kendisine yazdığı kartları, mektupları bulduğunda dünyanın en mutlu insanı olurdu. Sevdiklerine de sıkı sıkı mektup ve kart yazmalarını tembih ederdi.

Onun Paris günlerinin tanıklarından birisi olan meslektaşı Bedri Rahmi Eyüboğlu Fikret Mualla’nın yaşam yaklaşımını şöyle özetliyor:

“Bir ressam tasarlayın ki, aklına estiği zaman resim yapmaktan başka hiç bir şeyden sorumlu değil. Haftada üç gün aç susuz dolaşmayı göze almış: Kırlarda böğürtlen toplarcasına sokaktan izmarit toplayıp içiyor. Eşin dostun yardımıyla birkaç resim satabilirse, ilk işi en sert içkilerle kafayı çekmek, en pahalı yiyeceklerle karnını doyurmak ve en sunturlu küfürlerle etrafındakileri kasıp kavurmak oluyor.”

Paris sokaklarındaki o oradan oraya koşuştururken şık burjuvaları, balon satın alan veya top oynayan çocukları, köpeklerini gezdiren şık kadınları resmeden kişi, aynı sokaklarda aç dolaşarak sigara izmariti kovalayan kişidir aynı zamanda… Mualla’nın eline her fırsat geçtiğinde – en azından yemek ve içmek açısından – resmettiği tüm o kişilerden daha hızlı ve fazla kendisine ikramda bulunduğunu bildiğimizden, bu Paris sokaklarında resmettiği burjuvaların yaşamına yabancı ve uzak olmadığı söylenebilir, ancak yaşamının şanssızlıklarının getirdiği mutsuzlukları alkol ile aşma niyeti onun düzenli bir yaşam sürmesini olanaksız kılmıştır.

Yine Bedri Rahmi, Fikret Mualla’nın resimlerinde ve resim yapma disiplinindeki, yaşamının diğer alanlarında olmayan bir düzeni onun Paris yıllarında gözlemlemiştir:

“Onun sinirlerinin ne halde olduğunu bilenler, iyi bir ressam olduğuna inananlar, her babayiğidin sineye çekemeyeceği birçok sözlerini hallerini duymazdan, görmezden gelirler. Bir parça resim sevgisi olup da Paris’e kadar uzanan bütün hemşeriler ondan birkaç desen suluboya almışlardır. Fikret Mualla’nın odasında, bir çekirge sürüsü gibi her yanı kaplayan sefalet bulutundan tek bir şey kurtulmuş. Boya kutusu ve fırçaları. Paleti çiçek gibi tertemiz. Yenilikten gelen bir temizlik değil, işleyen demirin pas tutmamasından gelen bir temizlik. Tüpler sevgi ve saygı ile sıkılmış. Fırçaları yokladım, bir kısmının uçları ıslak. Bu korkunç odasının içinde boya kutusu ve fırçalar bitmiş, tükenmiş bir yüzün ortasında bir sıra inci diş gibi duruyor. Sefaletini ve kendisini unutup bu temizliğe dalıyorum”.

Bir süre sonra Raguel Angles’in eşi Madam Fernande Angles ile tanıştı. Hayatının sonuna kadar Madame Angles’in himayesinde kaldı. Madame Angles’in himayesinde Paris’te yıllarda Hotel Monceau’da kaldı, otel ve yemek paralarını ödedi Madame Angles ödedi, bunun karşılığında Fikret Mualla Madame Angles’e resimler yaptı. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Tevfik Kent ile de Paris’teki buluşma noktaları da burası oldu.

İçki yüzünden rahatsızlığı artınca Madame Angles kendisini Reillane köyünde bulunan evine götürdü. El altından arkadaşlarına verdiği resimleri saymazsak Madame Angles resim satmasını yasaklamıştı. Mutluydu ama yalnızdı, kaderi yalnızlıktı, hayatının sonlarına doğru fiziksel sağlığı da bozulunca bunu iyice anlamıştı. Bir süre sonra içki yüzünden fiziksel ve ruhsal rahatsızlıkları artınca Morasque’da bir hastaneye yatırıldı, yüzü şişmişti, karnı şişmişti, zor yürüyordu. Bir süre sonra felç oldu… Zorlukla yürüyordu, yürüyebildiği zamanlarda hastane yakınındaki bir dostunun evine gidip gizlice içki içiyor ve resim yapıyordu.

Hıfzı Topuz, Abidin Dino, Müslüm Üstündağ, Safter Tarib ve bir kaç doktor arkadaşı ile Fikret Mualla’yı ziyaret etmek üzere Reillane’a gittiklerinde, kendisinin hastanede olduğunu öğrenirler. Arkadaşlarını gördüğünde duyduğu mutluluğu daha sonra göndereceği mektuplarda anlatacaktı. Arkadaşlarının gelişi onu mutlu etmişti, İstanbul’a dönmek istiyordu ama bir yandan da kararsızdı, gücü yoktu. Arkadaşları ayrılırken Fikret Mualla ağlıyordu…

Bir süre sonra, 19 Temmuz 1967 yılında Morasque’daki hastanede öldü. Ölürken kimsesi yoktu yanında. Arkadaşları ölüm haberini çok sonra aldılar. Morasque’da kimsesizler mezarlığına gömüldü. Kendisini tanıyan Japon bir kadının hayrına yazdığı bir mezar taşı dikildi mezar başına.

1940’lı yıllarda Paris Viskonsülü olarak görev yapmış olan ve Fikret Mualla’yı da tanıyan, dönemin Dışişleri Bakanı Hasan Esat Işık teşebbüsüyle kemikleri önce Paris’e, oradan uçakla Türkiye’ye, Karacaahmet Mezarlığı’na getirilerek defnedildi.

Moda’da bir konakta doğdu, Fransa’da tek başına öldü, kimsesizler mezarlığına gömüldü… Fikret Mualla’nın izinde onun dolaştığı sokaklarda, ısınmak için girdiği kafelerde, hastanelerde, kirasını başkasının ödediği evlerde, pazarlarda dolaştığınızda, çok de keyifli bir hayatı olmadığını anlıyorsunuz.

Siyah – beyaz bir hayat yaşadı, rengarenk resimler yaptı…

Hayal ettiği dünya yaşadığı değil, boyadığı tuvaller oldu…

Resimleriyle yaşadığı hayat arasındaki tek ortak nokta:

İkisinin de özgür olmasıydı…

Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur

Screen-Shot-2013-11-15-at-4.07.44-PM[1]

 

Alışkanlıklar beyinde 20 günde oluşmaktadır. 20 gün boyunca aynı
şeyi yapan insan 21. günde alışkanlık kazanmış olur. Tıpkı sigara alışkanlığı gibi.

Araba kullanmaya başladığımızda vitesi, debriyajın yerini,
sinyali verirken düşünürüz ama belli bir süre sonra beyin bunu otomatiğe bağlar hani kişisel gelişim kitaplarında hep yazar ya 20 gün aptalım diyen, 21. gün aptal olur.
Alışkanlık, bir halata benzer. Her gün bir lifi örer ve sonunda onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.
Horace Mann
Alışkanlıklar bırakılmazlarsa, zamanla ihtiyaç haline gelirler.
St. Augustine

Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.
Benjamin Disraeli
Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.
Ovidius

Hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini gösteremez.
Balzac

İlk gördüğümüz zaman korktuğumuz nice şeyler vardır ki, zamanla alışır, hiç aldırmaz oluruz.
Aisopos

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur.
İbn-i Haldun

Mademki alışkanlıklar hayatımızın en ileri gelen hakimleridir, öyle ise ne yapıp yapıp iyi birini edinmeye çalışmalıyız.
Francis Bacon
Tilki, derisinden vazgeçer de, alışkanlıklarından vazgeçmez.
Suetonius

21 GÜN KURALI

Sadece irade kullanarak alışkanlık değiştirme çabaları ancak kısa bir süre işe yarar. Sonra eski alışkanlıklara geri dönülür. Çünkü bilinç ile bilinçaltı çatıştığında kazanan daima bilinçaltıdır. Örneğin, siz bilinçli olarak sigarayı bırakmak isteyebilirsiniz ama bilinçaltınızda sigarayla ilgili olumlu bir kayıt olduğu sürece iradenizi kullanarak sigarayı bir süre bıraksanız bile bir müddet sonra yine başlarsınız. Bilinçli zihin dakikada dokuz düşünceyi bilinçli olarak algılayabilir; ama bilinçaltı bir dakikada 2.3 milyon bilgi parçacığını prosesten geçirir.

Olumlu ve olumsuz alışkanlıkların, yaşam deneyimlerinin, inançların belleği bilinçaltındadır.

Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz. Kötü alışkanlıkları yok etmek, yeni bir şeyi öğrenmekten daha zordur. Yeni bir alışkanlığı yerleştirmek için 21 gün boyunca hiç ara vermeden tekrar gerekir. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsunuz değil mi?

Bireysel gelişim yolculuğunuzda bilinçaltınıza belirli bir olgunlaşma süresi tanımanız gerekir; bunu kuluçka dönemi olarak düşünün. Unutmamanız gereken, bu 21 günlük kuluçka dönemini hiç sekteye uğratmadan tamamlamanız gerektiğidir.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Düşüncelerimizi Tek Bir Noktaya Odaklıyoruz…

13327346_10209873238776387_4141273710900997388_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bulgakovla Tanışmakta Geç Kalmışım… Siz Kalmayın…

genc-bir-doktorun-anilari-kitabi-mihail-bulgakov-Front-1[1]

Bulgakov – Genç Bir Doktorun Anıları elime son dönemde geçen kitaplardan. Ben bu yazarı keşfetmekte geç kalmışım. Siz kalmayın…

Bu kitabın özellikle sonlarında Morfin diye bir hikaye var. Karşılıksız bir aşkın yarattığı çaresizlik ve onu insanın ne hale getireceği işlenmiş… Hem de çok çarpıcı bir şekilde…

Aşk karşılık gördüğünde bizi vezir eden ama görmediğinde sefil eden bir duygu… Edebiyat ve sanata baktığımızda çaresiz aşkları ve bu aşkların insan ruhunda açtığı yaraları ve yaptırdığı çılgınca davranışları okuruz.

Madam Bovarynin aşk için her şeyini bırakışı, Camille Claduellenin aşkından ayrıldıktan sonra delirmesi sayısız örneklerden sadece bir kaçı…Aslında bu hikayelerden etkilenişimiz kendi hayatlarımızda benzer çaresizliklerden geçmiş olduğumuzdan dolayı değil mi?

Tüm bu çaresizlik hallerini bilmemize karşın aşk bizi öyle büyüler ki, yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz. Sonunu düşünmemeye çalışarak, biraz daha duvarlı biraz daha mesafeli davranarak ama yine de nasipte üzülmek varsa kadere boyun eğerek…

Arkadaşlarla sık sık konuşuruz  insan neden aşıkken yazmaz üretmez neden acı çekerken sürünürken üretir. Mutluyken gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten vakit mi kalmaz yoksa  insan yazma ihtiyacı mı hissetmez…

Ne zamanki o üzgünlük ruha bir kıyafet gibi giyilir, ne zaman ki yara kanar  o zaman mı  yazmak istersin…

Bilemiyorum…

Tek bildiğim şey  ”Çaresizlik insanı  yazar yapar , mutluluksa  ne yapar bilemiyorum…”’

Anette İnselberg

Matisse…20.Yüzyılın En Önemli Ressamlarından…

Renkleri büyük bir ustalıkla kullanışıyla Picasso ve Kandinsky ile birlikte, modern sanatın en büyük sanatçılarından biri kabul edilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güç ver bana, kardeşlerimden üstün olmak için değil fakat en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için.

manzara-1[1]

 

“Ey yüce ruh, ki esen rüzgarda duyduğum ses senin sesindir ve bütün dünyaya hayat veren senin nefesindir. Senden sonra geldim, senin çocuklarından biriyim. Ben küçük ve güçsüzüm. Senin gücüne ve bilgeliğine ihtiyacim var. Güzellikler içinde yürüyeme izin ver ve gözlerim kırmızı ve mor gün batımını ayırt etsin. Ellerim saygı göstersin senin var ettiklerine, kulaklarım sesini duyacak kadar keskin olsun. Beni öyle bilge yap ki, insanlarıma öğrettiklerini, her bir yaprağın ve her bir taşın ardına gizlediğin derslerini anlayabileyim. Güç ver bana, kardeşlerimden üstün olmak için değil fakat en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için. Yaşam batan bir günbatımı gibi solmaya başladığında, temiz eller ve korkusuz gözlerle sana gelmeye daima hazır yap beni, öyle ki; ruhum sana saf ve lekesiz gelebilsin.”

SIOUX duası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğum Tarihine Göre Kişilik Özellikleri…

Kişilik-ve-Vucut-Renkleri1[1]

1 Ocak – 10 Ocak

Huzursuzluk ve kavgadan hoşlanmayan. Sevdiklerine düşkün, sabırlı ve çalışkan Kimsenin bir şeyinde gözü olmayan, kendi çalışıp kazanmaktan yana olan. Başarılı olmayı isteyen ve rahat, güvende yaşamayı arzulayan. Gayet kibar ve nazik Doğru ve dürüst davranan. Başarısızlığa tahammülü olmayan, sevgiye önem veren. Takdir edilmekten hoşlanan, yeniliklere açık, bulunduğu alanda parlamak isteyen Kimi zaman coşkulu bazen karamsar olabilen. Fakat asla pes etmeyen, direnen.

11 Ocak – 19 Ocak

Son derece mantıklı, becerikli, akıllı, sözünde duran Eğitim hayatına önem veren. Öğrendiklerini kolay kolay unutmayan. Aklını ve yaratıcı hünerlerini kolaylıkla hayata geçirebilen Neyin gerekli neyin gereksiz olduğunu iyi ayırt edebilen mantıklı. Gerektiğinde sert konuşabilen. Aynı anda birden fazla konuda bilgi sahibi olabilen Gözlem gücü yüksek, iş hayatında başarıya mutlaka ulaşabilen.

20 Ocak – 29 Ocak

Açık sözlü, yenilikçi, toplum bilinci yüksek, arkadaşlık ilişkileri güçlü Orijinal düşünebilen, tavırlarıyla ilgi uyandırabilen buluşçu. Gerektiğinde duygularını geri planda tutarak, mantıklı hareket edebilen Zihinsel aktivite gücü yüksek, herkesten daha çabuk öğrenebilen. Uygulamaya dönük, analizci, çağın ötesinde düşünebilen Zorluklar karşısında aklıyla kolayca çözüme ulaşan, sınırlamalardan hoşlanmayan.

30 Ocak – 8 Şubat

Hızlı düşünebilen, gayet becerikli, dürüst ve arkadaşlıklara önem veren Tarafsız bir gözlem gücüne sahip, yapmacık insanlardan hoşlanmayan. Yabancı dil konusunda başarılı, konuşmaları sıradışı, yenilikçi Bulunduğu ortamda kolayca ilgi uyandıran, sıradışı espri kabiliyeti olan. Zeki, diğerlerinden çok çabuk öğrenen, kısa yoldan sonuca ulaşabilen Bilime önem veren, tartışmalardan hoşlanan, ikna gücü yüksek.

9 Şubat – 18 Şubat

Sıradışı ilişkiler yaşamaya hevesli, özgürlüğüne düşkün yenilikçi Yeni yerler keşfetmeye meraklı, modayı takip eden tasarımcı. Bulunduğu alana yenilikler getiren, orijinal ve çekici. Kaliteyi seven Başkalarından oldukça farklı, rutinlikten hoşlanmayan. Arkadaş çevresi geniş. Seçici, iyi gözlemci, farklı kişiliği ile ilgi uyandırabilen Çekiciliği ile karşı cins tarafından beğenilen, her giydiğini yakıştırmasını bilen.

19 Şubat – 29 Şubat

Hayal gücü oldukça yüksek. Sevdiklerine karşı duyarlı, çatışmalardan rahatsızlık duyan Şifa gücü yüksek, insanlara sorunlarında yardımcı olabilen. Duyarlı bir kişilik. Acıma ve şefkat duygusu yüksek. Pozitif düşünmeye çalışan Yaratıcı kabiliyetleri olan, yargılayıcı davranmayan, değişime açık. Karmaşa içinde yönelimini kaybetmeden ilerleyebilen, negatif insanlardan etkilenebilen Derin tutkulara sahip, aşk ilişkilerinde verici ve cömert. Oldukça romantik, hassas.

1 Mart – 10 Mart

Duygularının farkında olan, bağımlılıklarına düşkün, kimi zaman değişken Sosyal hayatta çekici kimliğiyle ilgi uyandıran, mütevazi ve çok sevilen. Ailesine düşkün, evini yuvasını önemseyen, aşkta tutkulu, güzel düşünen Kötülük bilmeyen, kendine yapıldığında oldukça etkilenen. Muazzam yeteneklere sahip, sezgileri güçlü, olacakları hissedebilen Karşı cins üzerinde duruşu, tavırları, fiziksel özellikleriyle oldukça beğenilen.

11 Mart – 20 Mart

Vizyon sahibi, her yerde başarılı olabilen. Hayallerini gerçeğe dönüştürebilen Gücünü iyilik ve güzellikler adına yönlendirebilen. Öngörüleri doğru çıkan. Doğaüstü yetenekleri olan, yalnız kaldığında güçlenen Başkalarını kolaylıkla etkileyebilen. Olumlu ve güçlü enerjilere sahip. Kararlılık gösterdiği zamanlarda her işin üstesinden kolayca gelebilen Güçlü bir manyetizmaya sahip, gizlilikleri kolayca öğrenebilen sırdaş.

21 Mart – 31 Mart

Fiziksel yönden oldukça güçlü. Hedefini bilen ve yılmadan üzerine gidebilen İsteklerine fazlasıyla düşkün. Dediğim dedik asla geri dönmeyen.Emir almaktan hoşlanmayan Kendi bildiği yolda ilerlemeyi seven. Cinselliği yoğun ve etkileyici Ateşli ve istekli.

1 Nisan – 10 Nisan

Çok canlı, bireylik duygusu yüksek Yaratıcı enerjiye sahip, pırıltılı bir kişilik. Yönetme gücü olan, insanları kolayca etkileyebilen İyi bir oyuncu (sanat), kendini ifade etmesini bilen. Hayatın güzel yanlarının tadını çıkarmasını bilen İsteklerini gerçekleştirme gücüne sahip renkli bir kişi.

10 Nisan – 20 Nisan

Keşfetmekten, yeniliklerde bulunmaktan hoşlanan Para harcama meyli yüksek, hoşsohbet, açık fikirli. İyi niyetli, geleceğini şekillendirmeyi seven, yürekli İnançlı, sağduyulu, cömert ve kendine güvenen. Adaletli, yardıma hazır, takdir edilmeyi seven Yabancı dile meyilli, seyahat etmekten hoşlanan.

20 Nisan – 30 Nisan

Güzelliklere aşık, gösterişli ve kaliteli olan herşeyi seven Maddi ve manevi değerlerini önemseyen, koruyan, sahiplenen. Sosyal hayatın içinde yer almaktan zevk alan. Arkadaşlarının önemseyen Güzel bir çevrede yaşamak isteyen. Duyarlı ve estetik bir kişi. İnce ve Nazik yapısıyla takdir edilen ve sevgi duyulan Uzlaşmazlık, kavga ve çekişmelerden hoşlanmayan.

1 Mayıs – 10 Mayıs

Zihinsel yetenekleri yüksek, aklını önemseyen, sezgileri kuvvetli İlgi alanları yoğun, dünyayı gözlemlemekten hoşlanan. Konuşma ve yazma yeteneği son derece güçlü. İnsanları kolayca çözebilen Değerlendirme gücü yoğun, organizasyon becerisi muazzam. Başkalarıyla çalışmaya müsait, uyumlu. Fazla detaydan hoşlanmayan Özgürlüğüne önem veren. Konuşmasıyla karşısındakini etkileyebilen.

11 Mayıs – 20 Mayıs

Gayet güvenilir, dürüst yaklaşımlara sahip. Güçlü ve derin duyguları olan Aşk ilişkilerinde güvenilir, karşısındakine değer veren. Gerçekçi düşünebilen, kendine yeterli. Başarma tutkusu olan, çalışkan Güzelliklere önem veren, kabalıktan hoşlanmayan. Keskin gözlem gücü olan. Başkalarının haksız sözlerinden etkilenebilen. Arkadaşlığa önem veren Hedefine ulaştığında böbürlenmeyen. İyiliğin, vefanın kıymetini bilen.

21 Mayıs – 31 Mayıs

Çok yönlü ve becerikli. Yargı ve mantık gücüne sahip Yenilikten hoşlanan, yeni insanlar tanımaktan zevk alan. Bilgiyi önemseyen, meraklı ve öğrenmeye aç Mantıklı, eğri ile doğruyu ayır etmesini bilen. Kıvrak zeka, konuşma kabiliyeti, kendini yönlendirebilen Düşmanlarını yenmeye başarabilecek kadar akıllı.

1 Haziran – 10 Haziran

Sosyal ilişkilerini önemseyen, akıllı davranabilen Zeki, uzlaşmacı, hayatın güzel yanlarının tadını çıkarabilen. Nabza göre şerbet vermeyi bilen. Yeniliklerden hoşlanan Değerli olanı bilen, duyarlı ve yapıcı davranabilen. Rahatına düşkün, sıradan şeylerden hoşlanmayan. Kaliteye önem veren İnce, nazik, aşka önem veren. İyi niyetli, arkadaşlıklara önem veren.

11 Haziran – 21 Haziran

Modern düşünebilen, tarafsız ve objektif düşünebilen Manyetizması güçlü, arkadaşlık olgusunu önemseyen. Özgürlüğüne düşkün, mantıklı davranabilen Orijinal herşeyden hoşlanan. Pek çok insanla anlaşabilen. Fikirleri bir çok insan tarafından beğenilen. Kuvvetli iradesi olan Yaratıcı, bireylik duygusu gelişmiş, haksızlığa boyun eğmeyen.

22 Haziran – 30 Haziran

Güvende yaşamak isteyen, empati yönü güçlü, duyarlı kişilik Ailesine, sevdiklerine önem veren. Koruyucu ve kollayıcı. Gerçeklerin peşinden koşabilen. İlişkilerde uzlaşmaktan yana olan Duygusal değerlerine önem veren, etkileme gücü yüksek. Karşısındaki kişiyi kolaylıkla etkileyebilen, ruhunun derinliklerine inebilen Kendini güvende hissetmediğinde tepkisel davranabilen.

1 Temmuz – 11 Temmuz

Düşünce gücü yüksek, sezgileri mükemmel derecede yoğun Bulunduğu alanı kötülüklerden arındırabilen, yenilikçi düşünebilen. Şüphelerini aydınlığa kavuşturabilen, kendini yenileyebilen Yüzeyde olanlarla yetinmeyen, araştırmadan güvenmeyen. Zihnini ve iradesini kendi gelişimi için odaklamasını bilen Güçlü iyileştirme gücü olan, güçlü olmayı, güvende olmayı önemseyen.

12 Temmuz – 22 Temmuz

Artistik kabiliyeti olan, aydınlanmaktan yana. Sanata meyilli Acıma ve şefkat duyguları yüksek. idealist. Kendini inandığı bir şeye adayabilen, vizyonu yüksek Kendini aşmak isteyen, duyarlı yüreğe sahip, özverili. Özlemleri olan, hayal gücü yüksek. Duyu dışı algıları olan. Birçok insanla anlaşabilen, aşkta derin duygulara sahip.

23 Temmuz – 1 Ağustos

Kendinden emin, bağımsız, liderlik gücü yüksek Soylu, gururlu, gösterişli, toplumda hemen farkedilen. Sadakat duygusu yüksek, organizasyon yeteneğine sahip Sevdiklerine düşkün, sanatkar, kolayca yükselebilen. İçi dışı bir, kalbinin sesine kulak verebilen. Sevilmeyi önemseyen Yaratıcılık yeteneği olan, isteklerini direkt olarak açıklayabilen.

2 Ağustos – 12 Ağustos

Hoşsohbetli, neşeli, etrafını rahatlatan, vicdanlı Para harcamayı seven, kaliteye önem veren, gururlu. Kimseyi kırmaktan hoşlanmayan, yüce gönüllü Gezmekten, araştırmaktan hoşlanan, inanç sahibi, maneviyatı güçlü. İyi bir sırdaş, güçlü bir dost Başkalarının emri altına girmekten hoşlanmayan, özgürlüğü seven.,

13 Ağustos – 22 Ağustos

Kendini ortaya koyabilen, savaşçı, enerjik, isteklerini elde edebilen Bilinçli, cesur, haksızlıklara boyun eğmeyen. Yeni fikirleri önemseyen.Girişimci, zeki, nerde ne yapması gerektiğini bilen açık sözlü.Hayatta kalmayı başarabilen. Fiziksel gücü yüksek.Karşısındaki kişiyi çabucak çözebilen, açık sözlüBeklemekten hoşlanmayan, yeni projelere, planlamalara istekli.

23 Ağustos – 1 Eylül

Mantıklı, becerikli, akıllı, başkalarıyla kolaylıkla bağlantı kurabilen Aşkı önemseyen, sorunlardan pek hoşlanmayan.Kaliteli ortamlar, elit yerlerden hoşlanan. Cahil insanlardan uzak duranKeskin gözlem gücüne sahip, bir bakışta eksiklerini görebilen.Olayların ardındaki gerçekleri önemseyen ve öğrenmek isteyenÇabuk kavrayan, net görmek isteyen, iletişimci.

2 Eylül – 12 Eylül

Ciddi bakış açısına sahip, sağlam kararlar vermeye çalışan Beklentileri akla ve mantığa uygun, çalışkan ve planlı.Güven olgusunu önemseyen, yanlış kararlar vermekten hoşlanmayanDisiplinli çaba, görev ve sorumluluk bilinci yüksek olan.Dayanıklı, mesleki konularda yetenekli. Dikkatli konuşanYaşından olgun. Sözleri tutarlı, kabul edilmekten hoşlanan.

13 Eylül – 22 Eylül

Yerinde konuşan, güçlü bir kişilik, sevme duygusu gayet yüksekUyumlu, dengeli, akıllı ve gayet çekici.Aşkta sıcak yürekli, nezaket dolu, güçlü imaj sahibiHuzursuzluktan hoşlanmayan, böyle ortamlarda bulunmak istemeyen.Sosyallikten hoşlanan ama aşırı uçlara kaçmayı sevmeyenÖncü, akıllı, iletişimci bir kişilik. Tarafsız düşünebilen.

23 Eylül – 2 Ekim

Lüks, güzellik, kaliteden hoşlanan. Sevgi dolu bir kişilikErkekleri yakışıklı, kadınları çok güzel olan.Sosyal yönü güçlü, yeni fikirleri seven, hassas yaradılıştaZevkleri için para harcamaktan çekinmeyen, bu yüzden zorlanan.Seyahat etmekten hoşlanan, yeni insanlarla tanışmaktan zevk alanAmaçları bir şekilde gerçekleştirebilecek şansa sahip olan.

3 Ekim – 13 Ekim

Başkaları tarafından her zaman ilginç, sıra dışı bulunan, çok çekici Özgürlüğüne düşkün, kurallarla çevrelenmekten hoşlanmayan. Sosyal ilişkilerini önemseyen, popüler ve girdiği ortamlarda farkedilenToplum içindeki yerini önemseyen, farklı bulunmaktan hoşlanan.Kararlarını kendi vermekten zevk alan ve bunda ısrar edebilenGünün yenilik anlamındaki tüm akımlarını takip eden, uygulayabilen.

14 Ekim – 23 Ekim

Fiziksel ve zihinsel anlamda hızlı ve aktif hareket edebilen Sözleriyle ilgi uyandırabilen, zekasıyla her türlü sorunun üstesinden gelebilen. Aşkta aşırı duygusallık yerine gerektiğinde mantığının sesine kulak verebilen Hislerini kağıda dökebilen. İşbirliğini önemseyen, etrafıyla uyumlu özel bir kişilik. Yenilikleri uygulamaktan hoşlanan, cinselliğine önem veren Cazibeli, aydınlık fikirleri olan, başarmaktan, gelişmekten, büyümekte hoşlanan.

24 Ekim – 1 Kasım

Kadınları oldukça çekici, Erkekleri karizmatik. Karşı cins üzerinde gayet etkililer Mistizm, bilinmeyenler konusunda meraklı ve bu yönde yetenekleri olabilen. Dönüşüm, değişim ve her türlü yenilikten hoşlanan. Bunun için gerekirse savaşabilen Sözleri keskin kendine güvenli. Doğruluktan hoşlanan. Disiplinli ve güçlü bir karakter. Gizliliklerine önem veren, başkalarının sırlarını kolayca öğrenebilen Güç ve kontrol kurmaktan hoşlanan, sözlerinin dinlenmesini isteyen.

2 Kasım – 11 Kasım

Oldukça duyarlı, Romantik ve tutkulu. İdeallerinden ödün vermeyen Hayal gücü yüksek fakat hayal ettiklerini hayatında uygulayabilen sezgileri yüksek. Aşkla büyümekten, gelişmekten hoşlanan. Aşkı için her türlü mücadeleye giren Başkalarının sorunlarına çare bulabilen, empatisi yüksek, yönlendirme gücü yoğun. Başkalarıyla yarışabilen, yüksek noktalara er veya geç gelebilecek güçlü bir karekter Derinlikten hoşlanan, iş olsun diye dost olmayan, dostuna gerçekten yardım edebilen.

12 Kasım – 22 Kasım

Oldukça etkileyici bir kişilik. Haksızlıklar karşısında her türlü mücadeleye girişebilen Dürüst ve doğrucu bir insan. Hakikatlerin ışığı altında ilerlemekten yana olan. Toplumsal vizyonu yüksek, girdiği ortamlarda çekiciliği, duruşuyla kolayca ilgi uyandıran Gayet şanslı. Sezgileri inanılmaz güçlü olacakları hissedebilen. Herhangi bir durum ve olayın ardından kolayca toparlanması bilen. Empati yeteneği güçlü Altıncı duyusu çok yüksek. Önsezileri inanılmaz kuvvetli. Vatanına, ailesine çok düşkün biri.

23 Kasım – 1 Aralık

Ahlaki özellikleri son derece güçlü. İnanışı, özgüven duygusu gelişmiş, dürüst kişilerdir Geniş görüşlü, vicdanlı, değerlerine önem veren, yüksek eğitimden hoşlanan. İyimser, öngörüşleri doğru çıkan. Gezgin bir ruh, yaşamı derinlemesine yaşamaktan hoşlanan Aşkta bağlanma duygusu fazla yüksek olmasa da, sevdiklerine düşkün ve onları koruyan. Başka insanları bilgisiyle, zarafetiyle büyüleyen. Yol gösteren abilik ablalık yapabilen İnsancıl, açık fikirli. Etik değerlere ve kanunlara saygılı. Fazla para harcamayı seven.

2 Aralık – 11 Aralık

Çok cesur. İnanmadığı hiçbir şeyi kabul etmeyen. Savaşma dürtüsü yüksek Haksızlıklara boyun eğmeyen amaca yönelik hareket edebilen. Gayet bağımsız zincirlere tahammül etmeyen. Kimsenin lafıyla hareket etmeyen Sadık ve oldukça fedakar. Söz verdiği zaman mutlaka yerine getiren. Aktif, hızlı ve gözü pek. Cinselliği güçlü, tutkulu, girişimci, istediği kişiye elde edebilen Kimi zaman oldukça sabırsız, aceleci davranabilen. Rekabetçi, oldukça tutkulu.

12 Aralık – 21 Aralık

Kişilik sahibi, bilgisiyle, tecrübeleriyle insanları kolayca etkisi altına alabilen Vizyonu güçlü, sezgi gücü yüksek, anlamaktan, keşfetmekten zevk alabilen. Duygularını kontrol edebilen, sevilmek ve ilgi görmekten fazlasıyla hoşlanan Aşkta kendi isteklerine düşkün. Çekiciliğiyle karşı cins üzerinde fazlasıyla etkili olan. Yanılmaktan hiç hoşlanmayan. Sanata ve yeni gelişmelere açık. Kendini gayet iyi koruyan Yenilgilerden yılmayan, gururlu ve kendini geliştirmesini bilen, hakimiyet kurabilen.

22 Aralık – 31 Aralık

Sorumluluk sahibi, ne istediğini bilen, doğru ve yerinde kararlar alabilen bir kişilik Disiplinli bir çaba ile her türlü güçlüğün üstesinden gelebilen. Sadık ve güvenilir. İç gözlem gücüne sahip, yavaş ve emin adımlarla ilerlemekten yana olan Koşullar ve şartlara göre kendini ayarlayabilen uçarılıktan asla hoşlanmayan. Aşkta güven, saygı ve sevgiye değer veren. Oldukça tutkulu, sevdiğine sahip çıkan Liderlik gücü yüksek, organize, iş hayatında parlayabilen. Bazen karamsar olabilen.

KAYNAK: bURÇ SİTELERİNDEN DERLENMİŞTİR (spritüeller-astroloji….)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve kendi başına ayakta kalıp tüm bunların geçmesini beklerler

13230284_10156878557905322_3609413270162708557_n[1]

Kimi Kadınlar

Onlar bir başınadır

Hastalandığında, korktuğunda, kırıldığında, yorulduğunda…

Ve kendi başına ayakta kalıp tüm bunların geçmesini beklerler

Toz pembe hayal kuramaz onlar,

Gerçek hayatta haklarına düşenden fazlasıyla haşır neşirlerdir çünkü

Güç böyle kasırgalardan sonra gelir bulur onları…

Güçlü ama bir başına imrenilen özenilen kadın olurlar

Ne garip…

Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi ve yontulmayı göze almalıdır…!

mevlana%20sozleri[1]

 

Üzülme der Mevlana ve devam eder; bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun.. Tek kanatla uçulmaz zaten..

Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır..

Allah sana sıkıntı vermekle tozunu kirini alır.. Niye kederlenirsin?

Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmaz… Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi ve yontulmayı göze almalıdır…!

 

-Mevlana-

Vücudun Hangi İşareti Hangi Hastalık Belirtisi

13267768_1051386074928393_4470493237110978707_n[1]

  1. Tırnaklar: Tırnaklarınızda hafif mavilik ya da morluk görürseniz bu kalp hastalığının belirtisi olabilir.
  2. Nefeslerinizi Sayın: Eğer dakikada 15 kez veya daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demektir.
  3. Gözler: Aynada gözlerinizden birine bakın. İrisin etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor
  4. Avuç İçinize Bakın: Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demektir.
  5. Tiroit Misiniz: Kollarınızı yere paralel olarak uzatın. Elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.
  6. Doğum Kilonuz: Doğum kilonuz 3 kilonun altındaysa kalp sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz.
  7. Beliniz Kalın Mı? Vücut şekliniz elmaya benziyorsa kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla
  8. Tuvalet Sıklığı: Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Bu diyabetin ene erken belirtisidir.
  9. Nabız Kontrolu: Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yaşayacaksınız demektir. (70 in altında olmalı)
  10. Parmak Uzunluğu: İşaret ve yüzük parmakları aynı uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla…kaynak: sağlık habeleri
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana Küçük Bi Sürprizim Olacak…

13325539_1126457507417450_7761651739062483926_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »