Dünyanın en büyük 20 piyanisti

 

 

 

Piyano ya da nadir olarak kullanılan İtalyanca ismiyle pianoforte, tuşlu bir çalgıdır. Piyanoda ses, teller vasıtasıyla elde edilir. Piyanonun tuşlarına basıldığında içindeki tahta çekiç tellere vurarak sesin meydana gelmesine sebep olur. “
Çok ansiklopedik bir bilgi ile konuya girmiş olabilirim. Ancak piyano ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki, insan nereden başlayacağını şaşırıyor. Bir de onu en güzel haliyle performansa dönüştüren büyük yetenekler var elbette.
İşte, gelmiş geçmiş en iyi 20 piyanisti bir araya getirdiğimiz yazımızın birinci bölümü…

İşte liste:
1. Sergey Rachmaninov (1873-1943) Rus.
rahmaninov1
Sergey Rahmaninov 20. yüzyılın en büyük piyanist ve bestecilerinden birisidir.
Asker kökenli zengin ve aristokrat bir ailenin çocuğu olan Rahmaninov, 1 Nisan 1873’de, Novgorod şehri yakınlarındaki Oneg’de doğdu. Aile bireyleri amatör olarak müzikle uğraşmaktaydılar. Oğullarının yeteneğini kısa sürede fark ettiler ve ona ders aldırmaya başladılar. Sergei 9 yaşındayken aile parasını yitirip mal varlıklarını satmak zorunda kalınca Petersburg’a yerleştiler ve Rahmaninov, konservatura devam etti. Ancak şehirdeki difteri salgınında kızkardeşi Sofiya’nın ölmesinden sonra anne ve babası ayrılan Rahmaninov, bu olaya tepkisini okuldaki tüm derslerinden kalarak gösterdi. Bunun üzerine Moskova’ya gönderildi ve sert bir öğretmen olan Nikolay Zverev’in evine yerleşti. Bu evde, diğer öğrenciler ile birlikte yoğun bir tempoda çalıştı, Zverev’in müzisyen arkadaşları ile tanışma fırsatı buldu. Çaykovski ile tanışması ve öğütler alması ona yeni ufuklar açtı.
Aşırı disiplinden hoşlanmadığı için Zverev ile geçinemeyen Rahmanin kendisine özel bir oda isteyince evden kovuldu, Moskova yakınlarındaki bir akrabalarının yanına taşınarak daha rahat bir ortama kavuştu ve çalışmalarına Franz Liszt’in öğrencilerinden olan kuzeni Siloti ile devam etti. 19 yaşında iken yazdığı Do diyez minör prelüd ile dikkatleri üstüne çekti. Bu eser, piyano edebiyatının en çok çalınan eserlerinden birisi oldu. Mezuniyet projesi olarak Puşkin’in Çingeneler Şiiri üzerine bestelediği tek sahnelik operası Aleko adlı eseri yazan Rachmaninov, böylece okuldan büyük altın madalyayı kazanarak mezun olduğu gibi yayıncı Gutheil ile bir sözleşme de yaptı. Mezuniyet sonrasında iki yıl öğretmenlik yaparak geçimini sağladı, bu arada çeşitli eserler besteledi. İlk önemli eseri 1895-1896’da yazdığı Re Minor 1. Senfoni’dir. Bu eser, 1897’de sarhoş bir orkestra şefi yönetimindeki bir orkestra tarafından çok kötü seslendirildi ve eleştirmenler tarafından yerden yere vuruldu.
Bestecilik yetenekleri konusunda kuşkuya düşen Rahmaninov, besteciliği bırakıp piyanistliğe yöneldi ve düştüğü bunalımdan kurtulmak için bir hipnozcunun yardımına ihtiyaç duydu. Bu arada geçici bir süre için zengin bir işadamının özel operasında yardımcı şef olarak orkestra şefliği yaptı. 1900’de Dr. Nikolai Dahl adlı hipnozcudan 3 ay boyunca terapi gördükten sonra yeniden besteciliğe döndü ve İkinci Piyano Konçertosunu yazdı. Rahmaninov, doktoruna ithaf ettiği bu eseri Moskova Filarmonisi’nin konserinde çaldı ve dünyanın takdir ettiği besteci-yorumculardan birisi oldu.
1902’de kuzeni Natalia Satina ile evlenen Rahmaninov, İsviçre’de geçirdikleri balayı sırasında 12 Şarkı’yı besteledi. Rusya’ya döndükten sonra ardı ardına eserler besteledi ve eserleri 1904’te şef olarak çalışmaya başladığı Bolşoy Tiyatrosu’nda seslendirildi. Ülkenin siyasi koşullarının özgüce beste yapmasını önlediğini hissedince Dresden’e gitti. İkinci Senfoni, Birinci Piyano Sonatı, Ölüler adlı senfonik şiirini bu dönemde besteledi.
Rahmaninov, 1909’da yeni eseri 3. Piyano Konçertosu ve diğer eselerini seslendirmek üzere Gustav Mahler ve Walter Damroch ile ABD’ye gitti. ABD turnesi için özel olarak bestelediği 3. Piyano Konçertosu’nu New York Senfoni Orkestrası eşliğinde başarıyla seslendirdi. Boston Senfoni Orkestrası’nda sürekli şef olma önerisi aldıysa da kabul etmeyerek Rusya’ya döndü.
Rusya’da müzik alanındaki zıtlaşmada hayranlık duyduğu Çaykovski’nin yanında yer aldı. Beste çalışmalarından insan sesine ağırlık vermeye başladı. Özel yaşamında ise iki genç kadınla ilişkisi oldu: Şair Marietta Shaginyan şarkıcı Nina Koshetz. Marietta Shaginyan, kendisine bestelemesi için çok güzel liberettolar yazdı. Nina Koshetz ise bazı eserlerine ilham verdi ve neredeyse evliliğinin bitmesine neden oluyordu.
1917’deki Bolşevik Devrimi’nden sonra Rahmaninov, ailesi ile birlikte Rusya’yı terk etti ve bir daha dönmedi. Bir süre İsveç ve Norveç’te yaşadıktan sonra ABD’ye gidip yerleştiler. Çok uzun süre hiçbir aile üyesi ve arkadaşlarından haber alamadılar. ABD’ye varır varmaz Rahmaninov ona dünya çapında ün getiren konser dizilerine başladı ve albümler çıkardı. Amerika, Avrupa, Kanada ve Küba’da konserler verdi. Kısa zamanda çok zengin oldu. Kızları için Paris’te bir yayınevi kurdu ve yazlarını Fransa’da geçirmeye başladı. Fakat tüm bunlar kendisine beste yapacak zaman bırakmadığından neredeyse 10 yıl boyunca hiçbir şey bestelemedi. 1926’da Dresden’de geçirdiği bir tatil sırasında 4. Piyano Konçertosu’nu yazdı.
1930’larda bestetelediği Paganini’ni Bir Teması Üzerine Çeşitleme, en çok çalınan eserlerinden biri oldu. Aynı yıllarda dönemde, Bolşevikler, rejime yaptığı eleştirilerden ötürü Rahmaninov’un eserlerinin Rusya’da çalınmasını yasakladılar. Rahmaninov, borsada tüm varlığını yitirdi, üstüne üstlük 1939’da II. Dünya Savaşı patlak verince Avrupa turnelerinen sağlığı bozulan Rahmaninov’a kanser teşhisi konulduktan sonra da beste yapmaya ve orkestra yönetmeye devam etti. En son büyük eseri olarak Senfonik Dansları besteledi. 28 Mart 1943‘te hayatını kaybetti.
2. Arthur Rubinstein (1887-1982) Polonyalı.
Polonyalı bir piyano virtüözüdür. 20. yüzyılın en iyi piyanistlerinden biri olduğu düşünülür. Chopin ve Brahms performansları ile uluslararası çapta büyük övgü toplamıştır.
Rubinstein; Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Łódź, Polonya’da doğmuştur. Piyanoya olan erken ve büyüleyici ilgisi dışında başka ilginç bir çocukluk özelliği de üç yaşına kadar konuşmamış olmasıdır. Konuşmasını geliştirene kadar ailesini konuşma harici sesleri taklit ederek eğlendirirdi. Geciken konuşması, erken çocukluktaki huysuzluk nöbetleri ve daha sonraki virtüözlüğü genel olarak piyanist Clara Schumann ve fizikçi Albert Einstein gibi geç konuşan ünlülerle benzer bir yol izlemiştir.
3. Vladimir Horowitz (1903-1989) Rus.
Vladimir Horowitz; romantik geleneği sürdüren, kusursuz tekniğiyle ünlü Rus asıllı ABD’li piyano virtüözüdür. Liszt, Rachmaninoff, Chopin, Skriyabin, Scarlatti, Moszkowski ve Prokofyev yorumlarındaki teknik kusursuzluğu ve sağladığı dolgun ses kalitesiyle çok beğenilen bir müzikçidir.
Bir elektrik mühendisinin oğluydu. On iki yaşında Kiev Konservatuvarı’na girdi. Öğrenciyken hiç konser vermedi ve beste yapmayı yeğledi. Ama ailesi I. Dünya Savaşı ve Sovyet Devrimi nedeniyle yoksul duruma düşünce ilk kez Harkov’da bir konser verdi (1922). Yirmi yaşındayken, Leningrad’da 23 resitallik bir konser dizisinde 200’den fazla yapıtı, hiçbirini tekrar etmeden seslendirince büyük üne ulaştı. Bunu başarılı Avrupa ve ABD turneleri izledi. 1933’te Arturo Toscanini’nin kızı Wanda ile evlendi. 1940’ta ABD’ye yerleşti, 1944’te de ABD uyruğuna geçti. 1953’te konser vermeyi bıraktıysa da plak doldurmayı sürdürdü. On iki yıllık bir ayrılığın ardından ilk kez 1965’te, daha sonra da 1974 ve 1981’de yeniden konser sahnesine dönerek büyük müzik olayları yarattı. 1982’de, 31 yıllık bir aradan sonra yeniden Avrupa turnesine çıktı. 1986’da SSCB’ye giderek iki konser, son olarak da 1987’de Avrupa’da bir dizi resital verdi.
4. Sviatoslav Richter (1915-1997) Rus.
O zaman Rusya İmparatorluğu, bugün Ukrayna sınırları içinde bulunan Jitomir’de 20 Mart 1915’te dünyaya geldi. Babası Teofil Danilovich Richter Viyana’da eğitim görmüş bir Alman müzisyen, annesi Anna Pavlovna ise onun bir Rus öğrencisidir. Odessa’da yetişti. Piyano çalmayı önceleri kendi kendine daha sonra babasından öğrendi. 1937’ye kadar resmi bir müzik eğitimi almadı.
On sekiz yaşında Odessa Operası’nda eşlikçi ve şef yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Daha o zamanlar orkestrada bütün partisyonları bir bakışta okuyabilmesiyle ünlendi. İlk konserini 1935’te Odessa’da verdi.
1937’de Heinrich Neuhaus ile düzenli çalışmalara başlamak üzerine Moskova Konservatuvarı’na sınavsız kabul edildi. Neuhaus, onu “hayatı boyunca beklediği dahi öğrenci” olarak nitelemiştir.
Prokofyev, 1940’taki 6. Sonattan sonra 1942’de 7. Sonatının dünya prömiyerini de Richter’in gerçekleştirmesini isteyince Richter, eseri dört günde öğrenip çaldı. Prokofyev, 8. ve 9. sonatlarını da ilk seslendirilişi için ona vermiş; ve 9. Senfoniyi Richter’e adamıştır.
1945 yılında soprano Nina Dorliak ile tanıştı ve ona Rimsky-Korsakov ve Prokofyev’in eserlerinden oluşan bir programda eşlik etti. Çift, resmen hiç evlenmedi ancak hayatları boyunca birlikte oldu.
1945’te Sovyetler Birliği Müzik Yarışması’nı, 1949’da da Stalin Ödülü’nü kazandıktan sonra ünü hızla yayıldı; Rusya, Doğu Avrupa ve Çin’de pek çok konser vermesinin önü açıldı. 1952’de ilk defa orkestra şefi olarak Prokofyev’in Senfoni-Konçerant Op.125 adlı eserinin dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Orkestra şefliğini bırakarak 1952’den itibaren piyanoya yöneldi. 1953’te Stalin’in cenazesinde David Oistrakh ile birlikte Prokofyev’in 1 Numaralı Keman Konçertosunu seslendirdi. 1958’de dünyanın en önemli müzik yarışmalarından I. Uluslararası Çaykovski Müzik Yarışması’nda jüri üyesi olan Richter, ABD’li piyanist Van Cliburn’un çalışından çok etkilendi ve bir Rus piyanisti birinci yapmaya çalışan diğer jüri üyelerine rağmen birincilik ödülünü Van Cilburn’un almasını sağladı.
Yeteneğinin çok yönlülüğü sayesinde, Bach’ın Ayarlı klavye’sinin tümünü plağa çaldı, arkadaşı olan Prokofyev’in piyano sonatlarından üçünü ilk kez seslendirdi; Elisabeth Schwarzkopf ve Dietrich Fischer-Dieskau gibi şarkıcılara eşlik etti.
Philadelphia Orkestrası’nın Sovyetler Birliği turnesi sırasında orkestrada solist olarak çaldı. 1957’de de Çin’de konserler verdi. 1958’de dünyanın en önemli müzik yarışmalarından I. Uluslararası Çaykovski Müzik Yarışması’nda jüri üyesi olan Richter, ABD’li piyanist Van Cliburn’un çalışından çok etkilendi ve bir Rus piyanisti birinci yapmaya çalışan diğer jüri üyelerine rağmen birincilik ödülünü Van Cilburn’un almasını sağladı.
Batıda ilk defa 1950’lerde konser kayıtları yoluyla tanındı. ABD turnesine gitmesine 1960’a kadar izin verilmedi. 1960’ta çıkabildiği ABD turnesi büyük ilgi uyandırdı; Ekim ayındaNew York’ta Carnegie Hall’de verdiği yedi konser ona dünya çapında ün getirdi. 1961’de EMI firması ile kayıt anlaşması yapan Richter, bu firmayla bağını 1980’lere kadar sürdürdü. Konser piyanistliğinin tercih ettiği bir yaşam tarzı olmadığına karar verdiği için 1970’ler ve 1980’lerde konser turnelerine devam etmedi; kendi dilediği zaman konser vermeyi sadece piyanosunun aydınlatıldığı karanlık salonlarda çalmayı tercih etti. 1964’te Tours yakınlarındaki bir festivale katıldıktan sonra her yıl yazı çok sevdiği Fransa’da geçirdi ve arkadaşlarıyla konserler verdi. David Oistrakh, Benjamin Britten ve Mstislav Rostropoviç gibi müzisyenlerle oda müziği çalmaktan hoşlanırdı. Birkaç kez Türkiye’de de (1967’de ve 1993’te) resital vermiştir.
Hem dinleyicilerin, hem eleştirmenlerin büyük övgüsünü kazanan Rihter, İngiltere’de Aldeburgh ve İtalya’da Spoleto festivalleriyle Fransız Müzik Festivalleri’ne katıldı. 1961’deSSCB Halk Sanatçısı seçildi ve Lenin Nişanı ile onurlandırıldı. 1996’da Rusya Federasyonu Devlet Ödülü aldı. Son resitalini 1995’te Lübeck’te verdi. 1 Ağustos 1997’de Moskova’da kalp krizinden hayatını kaybetti
5. Alfred Cortot (1877-1962) İsviçreli/Fransız.
Fransız-İsviçreli piyanist ve orkestra şefi. 20’inci yüzyılın en tanınmış klasik müzikçilerinden olan Cortot, başta Chopin ve Schumann olmak üzere, özellikle Romantik dönem piyano eserlerine yönelik şiirsel iç görüsüyle öne çıktı.
İsviçre’nin Nyon, Vaud kentinde Fransızca konuşulan bölümünde Fransız baba ve İsviçreli bir anneden doğdu. Paris Konservatuvarı’nda bir olasılıkla Chopin’in öğrencisi olan Émile Descombes ve Louis Diémer ile çalıştı ve 1896’da birincilik aldı. İlk halk önünde çalışını 1896’da Collone Konserleri’nde Beethoven’ın 3’üncü Piyano konçertosu’nu çalarak yaptı. 1898 ve 1901 arasında Bayreuth Festivali’nde önce koro şefi sonra da yardımcı orkestra şefi olarak görev aldı. 1902’de Wagner’in Götterdämmerung eserinin Paris Premiyerini yönetti. Wagner’in Parsifal’i, Beethoven’in Missa Solemnis’i, Brahms’ın Alman Requiem’i gibi büyük çaplı eserleri ve kendi çağdaşı olan Fransız bestecilerinin eserlerini seslendirmek üzere bir konser topluluğu oluşturdu.
1905 yılında Cortot Jacques Thibaud ve Pablo Casals il birlikte bir trio kurdu. Bu trio döneminin önde gelen oda müziği gruplarından birine dönüştü. 1907 yılında Paris Konservatuvarında Raul Pugno’nun yerin egeçmek üzere Konservatuvar müdürü ve öğretmeni olan Gabriel Faure tarafından görevlendirildi. 1923’e kadar Paris Konservatuvarın’daki öğretmenlik görevini sürdürdü. Bu kurumdaki öğrencilerinin arasında Clara Haskil, Yvonne Lefébure, Dinu Lipatti, Vlado Perlemuter, Simone Plé-Caussade ve Marguerite Monnotsayılabilir.
1919 yılında Cortot École Normale de Musique de Paris’i kurdu. Burada yaptığı müzikal yorumlama dersleri çok ün kazanmıştır. Buradaki dikkat çeken öğrencileri Elisha Abas, David Barnett, Victor Bouchard, Mario Braggiotti, Charles Bruck, Dino Ciani, Clotilde Coulombe, Halina Czerny-Stefańska, Jean-Michel Damase, Gunnar de Frumerie, Karl Engel, Renaud Gagneux, Eric Gaudibert, Ilmari Hannikainen, Clara Haskil, Václav Kaprál,Yvonne Lefébure, Raymond Lewenthal, Jerome Lowenthal, Jean-Pierre Marty, Marguerite Monnot, Vlado Perlemuter, Helena Sá e Costa, Pnina Salzman, Esteban Sánchez, Magdalena Tagliaferro, ve Warren Thomson gibi yirminci yüzyılda önemli yer tutmuş birçok müzisyeni de içerir.
Cortot başı çeken bir müzisyen olarak birçok uluslar arası müzik etkinliğinde yer aldı. Fransız hükümeti A. B. D.’ye yaptığı iki seyahatini ve 1920’de Rusya’ya yaptığı bir seyahatini finanse etti. Birçok orkestrayı yönetti ve Paris’e gelen önemli sanatçılara piyano eşliği yapmak için sıklıkla aranan bir piyanist oldu. Sağlığı bozulana kadar aktif olarak sahnelerde yer aldı ve son yıllarını aynı Franz Liszt’in yaptığı gibi ileri düzeyli öğrencilerle piyano dersleri yaparak geçirdi. İsviçre’nin Lozan kentinde öldü.
6. Dinu Lipatti (1917-1950) Rumen.
Yorumları ve tekniğiyle unlu Romanya asıllı piyanisttir. Bükreş’te doğmuştur
Ünlü müzisyen besteci George Enescu’nu vaftiz oğludur. Florica Musicescu, Alfred Cortot, Yvonne Lefebure, Charles Munch, Nadia Boulanger ile gibi ünlü isimlerle çalışmıştır. İlk kaydı 1937’de Brahms’in piyano eserleridir. 1939’dan 1943’e kadar Romanya’da kalmış ve
bir çok konser vermiştir. 1943’te Cenova’ya piyanist eşi Madeline Cantacuzene ile dönmüştür. Hastalığı nedeniyle konserleri azaltmış ve Amerika ve Avusturalya’yı kapsayan büyük etkinliklere katılamamıştır. Cenova’da vefat etmiştir.
7. Artur Schnabel (1882-1951) Avusturyalı.
Avusturya’da Lipnik şehrinde doğdu. Teodor Leşetiski‘nin öğrencisidir. özellikle oda müziği eserlerinin enterpretasyonunda gösterdiği yetkinlik ile tanınmıştır. Viyolonselist Hugo Becker ve kemancı Flesch ile bir trio kurmuşlardır. Schnabel aynı zamanda çalgısı üzerinde pedagog ve öğretmendir. Birçok piyano ve oda müziği eserleri ve “lied’ler yazmıştır.
8. Emil Gilels (1916-1985) Rus.
Tam adı Emil Grigoryeviç Gilels olan Rus piyanist. 19 Ekim 1916’da Odessa’da doğmuş, 14 Ekim 1985’te Moskova’da ölmüştür. Odessa’da eğitim görmüş ve 1933’ten itibaren konserler vermeye başlamıştır. Rusya dışındaki ilk konserini 1947’de vermiştir. New York’ta 19552te, Britanya’da ise 1955’te ilk defa çalmıştır. Bach’tan Bartok’a kadar geniş bir repertuarı ustalıkla çalmasını sağlayan teknik,disiplin ve fiziksel gücü birleştiren bir üsluba sahiptir.
9. Martha Argerich (1941- ) Arjantinli.
Arjantinli konser piyanisti. Üç yaşında piyano çalmaya başladı. Argerich soyadının, Katalan ya da Hırvatistan kökenli olduğu yönünde varsayımlar bulunuyor. Beş yaşında Vincenzo Scaramuzza ile çalışmaya başladı. İlk konserini 1949 yılında sekiz yaşındayken verdi. 1955 yılında ailesi ile birlikte gittiği Avusturya’da, Friedrich Gulda, Arturo Benedetti Michelangeli ve Stefan Askenase ile çalıştı.
10. Arturo Benedetti Michelangeli (1920-1995) İtalyan.
Brescia doğumlu unlu İtalyan piyanist. Mükemmelliyetçi tavırları ve tekniği ile ünlüdür. Bach/Busoni’nin Chaconne’u ve Brahms’in Paganini varyasyonlarindaki sıradışı performanslarıyla çok konuşulmuştur. Beethoven sonatlarındaki yorumları da kalitelidir
11. Krystian Zimerman (1956- ) Polonyalı.
Polonyali piyano virtüözü. Chopin’in tüm eserlerini tüm incelikleri ile çalması ile tanınmıştır.. Ayrica  Liszt,Debussy, Grieg, Schumann kayıtları da mevcuttur. Brahms’in 2 numaralı piyano konçertosunu Leonard Bernstein yönetimindeki Viyana Filarmoni Orkestrası ile çalmış ve canlı olarak kaydedilen bu yorum efsaneler arasına girmiştir.
12. Ignaz Friedman (1882-1948) Polonyalı.
Asıl adı Solomon (Salomon) Isaac Freudman olan piyanist Polonya doğumludur.
13. Radu Lupu (1945- ) Rumen.
1945 doğumlu Romen piyanist. Beethoven, Mozart, Brahms, Schubert ve Schumann gibi bestecilerin eserlerindeki başarılı yorumlarıyla tanınmıştır. Eğitimini Moskova Devlet Konservatuarı’nda tamamlamış olan Lupu, Van Cliburn (1966), Leeds International (1969) ve Enescu International (1967) yarışmalarında birincilik ödülünü kazanmıştır.
14. Edwin Fischer (1886-1960) İsviçreli.
İsviçreli klasik piyanist ve orkestra şefi. Yirminci yüzyılın geleneksel Alman repertuarının en büyük yorumcularından biri ve modern çağın en güzel piyano pedagogu biri olarak kabul edilir.
15. Wilhelm Kempff (1885-1991) Alman.
Alman piyanist, besteci ve müzik öğretmeni.
Berlin ve Potsdam’da eğitim görmüştür. Avrupa’nın birçok yerini gezip oralarda konserler vermesine rağmen, Londra’ya 1951’de gitmiştir. Son konserini 1981’de Paris’te vermiş ve Positano, İtalya’da 95 yaşında vefat etmiştir.
20.yy’ın en iyi piyanistlerinden biridir. Franz Schubert’in bütün Piyano Sonatlarını kayda geçmiştir. Kempff; Yehudi Menuhin, Pierre Fournier ve diğerleri ile oda müziği de yapmıştır. Meşhur olan kayıtlarından bazıları da Beethoven’in keman ve piyano için olan bütün sonatlarıdır (Menuhin ile).
1957 yılına gelindiğinde, Kempff, Positano’daki villasında yıllık Beethoven yorumlama kursu yapmaya başladı. Ölümünden 6 yıl sonra arkadaşı ve öğrencisi olan John O’Conor kursları devam ettirdi. Kempff’in çok az bilinen yeteneği ise bestecilikti. Kendi bestelerinin dışında Johann Sebastian Bach’ın eserlerinin transkreipsiyonlarıyla bilinir. Siciliano Flüt konçertosunun Kempff tarafından piyanoya uyarlanmış şekli en çok bilinenidir.
Kendisi İdil Biret’le de çalmış ve İdil Biret’e hayranlığını da belirtmiştir.
16. Murray Perahia (1947- ) Amerikan.
16. Murray Perahia (1947- )
Amerikali piyanist. Bir çok besteciyi repertuvarında bulundurmakla birlikte, özellikle Bach, Beethoven ve Bartok üzerinde ustalaşmıştır. Fazil Say’ın da kazandığı “Young Concert Artists” yarışmasından sonra ünü artmıştır. Bach’in Goldberg Varyasyonları’ çaldığı albümü bir çok ödül almıştır.
17. Glenn Gould (1932-1982) Kanadalı.
Kanadalı piyanist. Özellikle Bach yorumlarıyla tanınır. Hakkında yapilmis ’32 Short Films About Glenn Gould’ adlı bir de film vardır.
18. Walter Gieseking (1895-1956) Alman.
Alman, piyanist. Debussy ve Ravel’in önde gelen yorumcularındandır.
5 Kasım 1895’de Lyon’da doğdu, 26 Ekim 1956’da Londra’da öldü. Hiç okula gitmedi, ama dört yaşından başlayarak müzik dersleri aldı. 1911’de ailesiyle birlikte Almanya’ya giderek Hannover Belediye Konservatuvarı’na girdi. Yetişmesinde temel bir rol oynayan piyano eğiticisi Kari Leimer’in öğrencisi oldu.
1. Dünya  Savaşını izleyen yıllarda, Avrupa ve ABD’de turneleriyle yaygın bir ün kazandı. Özellikle 1930’larda, döneminin önde gelen virtüözlerinden sayılmaya başladı. 2. Dünya Savaşı sonrasında, Nazi yönetimiyle işbirliği yaptığı gerekçesiyle sert eleştirilere uğradı. 1947’de Saarbrücken Konservatuvarında piyano öğretmeni oldu. Uluslararası bir mahkeme tarafından hakkındaki iddianın geçersiz olduğu kabul edildikten sonra, yeniden turnelere başladı.
Gieseking, doğal yeteneklerini Leimer’le yaptığı çalışmalarla birleştirerek 20.yy’ın sayılı piyanistleri arasında yer almıştır. Beethoven, Prokofiyev ve Damenico Scarlatti yorumları özellikle dikkat çekmiştir. Çok geniş bir repertuvarın yanı sıra, üstün bir tekniğe sahipti. Bu tekniğe dayanan tını ve renk zenginliği de, izlenimci (empresyonist) bestecileri başarıyla yorumlamasını sağlamıştır.
19. Josef Hofmann (1876-1957) Polonyalı.
Polonyalı piyanist. Babası, besteci, orkestra şefi ve piyanist Kazimierz Hofmann, annesi şarkıcı Matylda Pindelska’dır. Rus müzisyen Anton Rubinstein‘in öğrencisidir.
20. Claudio Arrau (1903-1991) Şilili.
Şilili piyanist. Beethoven, Schubert, Chopin, Schumann, Liszt ve Brahms gibi 20. yüzyıl bestekârlarının repertuvarına sahipti.
KAYNAK KÜLÜR ELMASI

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HASTALIKLARI SAKİNLEŞEREK KOVUN

thai1

 

 

Her türlü hastalığın kaynağı huzursuzluk. Tedirgin edici duygular ve endişelerin yarattığı gerilim. Ve bütün bunlarla iç içe yaşayan insan. “Ne olur, bir parça sakin kalabilsem!” dediği halde bunun için ne yapacağını bilemeyenler için;

İşte, Paul Wilson’dan sakinlik için son derece basit,uygulanabilir sırlar. Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp “aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz” dediğinde şöyle cevap verdim;

Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var. Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.

Bir parça sessizlik taşıyın:

Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun.Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.

Zaman harcayın:

Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.

Nefesinizi dinleyin:

Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.

Vakti gelince endişelenin:

Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece “gelecek”, kendi başının çaresine bakacaktır.

Nane için:

Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.

Hassas ayakkabılar giyin:

Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.

Her şeyin içinde en iyiyi arayın:

İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.

İnsan olduğunuzu düşünün:

Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun,sonuç olarak daha rahat olacaksınız.

Çocukları izleyin ve ders alın:

Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın: Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.

Sakin düşünün:

Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım.En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.

Portakal çiçeği spreyleyin:

Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.

Beyaz giyinin:

Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.

Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.

Bebek gibi uyuyun:

Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.

Gülümseyin:

Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.

Daha az nefes alın:

Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.

Güzellik saçın:

Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.

Biraz gözyaşı dökün:

Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.

Günbatımını hayal edin:

Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar.Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.

Cumartesi olduğunu hayal edin.

Değişin:

Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.

Kol saatinizi çıkartın:

İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Haydi Kimler Dikkatli… 15 Kediyi Bulun Bakalım…

aakpre41

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çakraları dengelemek için yapabileceğimiz günlük uygulamalar

15036504_10154376078384262_5416334271725540684_n1
KÖK ÇAKRA
1. Çekmecelerini düzenle.
2. Evini temizle.
3. Sıcak su torbasıyla uyu.
4. Rengârenk, neşeli cıvıl cıvıl çoraplar giy.
5. Yumuşak ayakkabılar giy.
6. Eve girmeden ayakkabılarını çıkar…
SAKRAL ÇAKRA
1.Romantik bir film izle.
2.Duygusal müzikler dinle.
3.Yemekte yalnız isen kendin için en güzel sofrayı kur.
4.Çok güzel bir fotoğraf çektir.
5.Günde bir parça Çikolata ye 😉
SOLAR PLEKSUS
1. Kendine bir görev çizelgesi yap.
2. En sevdiğin kalemle kendini anlatan bir yazı yaz.
3. Yatak odana kilit koy ve kendi alanını oluştur.
4. “Hayır” demeyi öğren.
5. Ajanda edin ve onu kullanmayı öğren.
6. Sabahtan günlük hedeflerini yaz ve akşam eve döndüğünde o hedeflerden yaptıklarını ve onun dışında yaptıklarını yaz.
KALP ÇAKRASI
1) Şiir oku.
2) Sevdiğin birinin elini tut.
3) Herhangi bir arkadaşını / kişiyi kucakla.
4) Aşk filmleri seyret.
5) Salata ve taze yeşil sebzeler ye.
6) Üzerinde yeşil yada pembe rengi taşı
7) Senin hayatında sana veya hayatına pozitif etki yapan birine mektup yaz…
BOĞAZ ÇAKRASI
1. Teşekkür mektupları yaz.
2. Konuşmadan önce nefesini dinle.
3. Konuşmadan önce nefes al.
4. Boynunu saracak şekilde Gök Mavisi renginde şal, kolye, kravat.. kullan.
5. Sıcak bitkisel çaylar iç.
6. Söylemek istediklerini konuşmadan önce planla…
ÜÇÜNCÜ GÖZ
1. Aynaya seni iyi hissettirecek bir not yaz
2. Kendine çiçek al
3. Hafıza ve akıl oyunları oyna
4. Gün içinde gördüğün 3 güzel şeyi not al…
TEPE ÇAKRASI
1. Mozart veya Gregorian dinle
2. Yataktan kalkmadan meditasyon yap
3. Her gün Şükret
4. Geçmiş hayatınla ilgili bir hikaye yaz..
Alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi Gıdaları Eksik Aldığınızı Nasıl Anlarsınız?

15241227_1218502171550115_8426372868677545626_n1

 

 

Renginiz mi kaçık?
Soluk beniz, üşüme, deri kuruluğu: Demir, B12, folik asit eksikliği
Demir eksikliği için kuru fasulye, kuru bezelye, buğday, yulaf, kuru erik, kuru kayısı ve kuru üzüm gibi kurutulmuş meyveler, ıspanak, peynir, hurma, incir, portakal, domates, muz, havuç, lahana, fındık, karaturp, marul, mercimek, çavdar, bal, şalgam, kereviz, yağsız etler, karaciğer, sakatat, pekmez, yumurta, pancar, patates, badem, şeftali, armut, kabak ve balık tüketebilirsiniz.
B12 ve folik asit (B9) vitamini eksikliğini ise doktorunuzun önereceği vitamin haplarıyla giderebilirsiniz.
Çok sık kramp mı giriyor?
Kaslarda ağrı ve kramplar: Magnezyum, potasyum eksikliği
Magnezyum eksikliği için kuru yemiş, kuru sebze, zarı ve tohumu alınmamış tahıl, yeşil sebze, kakao, çikolata, deniz mahsulleri, tavuk eti, peynir, yumurta, tam unlu ekmek, yerfıstığı, patates ve portakal.
Potasyum eksikliği için bira mayası, kuru kayısı, mercimek, kuru incir, kuru bezelye, kuru üzüm, hurma, ceviz, fındık, üzüm, bal, pekmez, meyveler, yeşil sebzeler, domates, ısırgan otu tüketmelisiniz.
Kepek sorununuz mu var?
Saçlarda kepek oluşumu: Biotin, C ve B vitamini, yağ asitleri eksikliği
Bitoin eksikliği, B kompleks vitaminleriyle giderilebilinir.
C vitamini; narenciye meyveleri, kivi, ananas, domates, yeşilbiber, patates ve koyu yeşil sebzeler yenerek elde edilebilir.
B vitamini için karaciğer, tahıl, tahıl gevrekleri, sebzeler, sakatat, yumurta sarısı, balık, tavuk, hindi ve et gibi gıdalar tüketmelisiniz.
Göz kuruluğu: Yağ asitleri, A vitamini eksikliği
Beslenmede ideal yağ asidi dengesini sağlamak için, ana yağımızı tekli doymamış yağ asidi oranı yüksek soğuk sıkım zeytinyağı olarak seçmeli, doymuş ve trans yağları minimuma indirmeli, tahıla – ekmeğe bağlılığımızı düşürmeli, bol bol yeşil yapraklı gıdalar ve keten tohumu tüketmelisiniz.
Balık, et, peynir, yumurta ve yeşil sebzeler gibi yiyecekler A vitamini almanın ana kaynaklarıdır.
Diş etiniz mi kanıyor?
Diş eti kanaması: C vitamini eksikliği
C vitamini narenciye meyveleri, kivi, ananas, domates, yeşilbiber, patates ve koyu yeşil sebzeler yenerek elde edilebilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Bilgeye ” Nasıl İNSAN oluruz?” diye sormuşlar.

108728-1534429620131
“Üç adım atlama” gibi bir cevap vermiş bilge kişi;
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, insanlığa attığın ilk adım budur…
Sonra sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.
Ve nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman İNSAN olursun…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

BAŞIN DURUŞU NEYİ ANLATIR…

10399443_315063678689928_8329665819898734227_n1
Karşındaki birine bakınca kafası sağa yatıksa ;gelecek korkusu vardır.
Karşındaki kişi başını sola yatırmışsa;geçmişle hesapları bitmemiştir
Kafası dikse andadır.

Kaynak: Luna akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ İLE HASTALIK İLİŞKİSİ…ÇOK ÖNEMLİ…

15134672_587037221493381_3636057159634099139_n1

 

Günde 10-15 dakika güneş ışığı görmek vücudun yeterince D vitamini üretmesine olanak tanımasına karşın D vitamini eksikliği oldukça sık görülen bir durumdur. Ülkemizde açıklanmış bir veri yok ama dünya genelinde yetişkin nüfusun %20’sinden fazlasının bu vitaminin eksikliğini yaşadığı düşünülmektedir. Yaşlı kadınlarda ise bu oran %50’lere kadar çıkmaktadır.
Cildimiz güneşin UVB ışınlarını kullanarak D vitamini üretme kapasitesine sahiptir. Bu vitaminin eksikliğinin yaygın olmasının sebebi ise D vitamini içeren gıdaların sayısının az olması ve bu gıdalarda vücudun ihtiyaç duyduğu kadar D vitamini bulunmaması.
Güneşsiz bir bölgedeyseniz veya yeterince güneşe çıkmıyorsanız bu vitaminin eksikliğini yaşama riskiniz oldukça yüksek.
Bu riski artıran diğer faktörler ise şöyle; vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar.
D Vitaminine Neden İhtiyacımız Var?
D vitamininin başlıca görevi gıdalar yoluyla alınan kalsiyum ve fosforun işlenmesidir. Kalsiyum ve fosfor kemik sağlığı için son derece önemli minerallerdir. Dolayısıyla D vitamini için öncelikli olarak kemik sağlığının korunması için önemli bir vitamin diyebiliriz.
Kemiklerin güçlü olması için D vitaminine ihtiyacımız var ancak D vitamini eksikliğinde sadece kemiklerimiz zayıflamıyor. Uzun süreli D vitamini eksikliğinin meme kanseri, kolon kanseri, pankreas kanseri, kalp hastalıkları, depresyon gibi pek çok ciddi hastalığı tetiklediği biliniyor.
D Vitamini Eksikliği Belirtileri Nelerdir?
Diğer vitamin eksikliklerinde olduğu gibi kısa dönemli D vitamini eksikliğinde herhangi bir belirti görülmeyebilir.
Ancak bir süredir devam eden D vitamini eksikliğinde aşağıdaki “erken dönem” belirtileri ortaya çıkabilir.
Depresyon: D vitamini eksikliğinde görülen depresyon çok şiddetli olmayabilir ve daha çok kendinizi “nedensiz olarak hüzünlü hissetmeniz olarak” tanımlanabilir. Bunun nedeni, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin seviyesinin D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşmesidir.
Bu alanda yapılmış pek çok çalışma var. Örneğin 2006 yılında 80 yetişkinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre yeterince D vitamini almayanlar diğerlerine oranla depresyona 11 kat daha yatkın.
Kemik Ağrıları: Özellikle güneşin kendini fazla göstermediği kış aylarında D vitamini eksikliğine bağlı olarak kemik ağrısı görülme riski artar. Bu kemik ağrıları eklem ağrılarından farklı olarak tüm vücut genelinde hissedilebilir ve ağrılara halsizlik eşlik edebilir.
Eğer D vitamini eksikliği uzun süre devam ederse yetişkinler “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.
Soğuk Algınlığı: Çocuğunuz sık sık soğuk algınlığı yaşıyorsa bunun nedeni D vitamini eksikliği olabilir. Yapılan araştırmalar D vitamini eksikliği olan çocuklarda üst solunum yolları enfeksiyonlarının daha çok görüldüğünü ortaya koyuyor.
Kasların Zayıflaması: D vitamini eksikliği vücudumuzdaki kas dokusunun büyük bölümünü oluşturan ve iskelet kasları olarak adlandırılan kasların zayıflamasına yol açabilir.
Başın Terlemesi: Başın normalden fazla terlemesi hem çocuklarda/bebeklerde hem de yetişkinlerde D vitamini eksikliğine işaret ediyor olabilir.
Diğer Belirtiler: Kas krampları, halsizlik, eklem ağrıları, kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, mesane sorunları, kabızlık veya ishal gibi sindirim sorunları erken dönem D vitamini eksikliği belirtileri arasında yer alıyor.
D Vitamini Eksikliğine Bağlı Görülme Riski Artan Hastalıklar
D vitaminin yukarıdaki erken dönem belirtilerine ek olarak uzun dönemli D vitamini eksikliğinde bazı hastalıkların görülme riski artmaktadır.
Kalp Hastalıkları: D vitamini kan basıncının (tansiyonun) düzenlenmesi, damar tıkanıklığına bağlı (aterosklerotik) kalp hastalıklarının önlenmesi, kalp krizi ve felç riskini düşürmek için son derece önemli bir vitamindir.
D vitamini ve kalp hastalıklarının görülme oranı üzerine yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliği olan kişilerde çeşitli kalp hastalıklarının görülme oranının %50’ye kadar artabildiğini ortaya koyuyor.
Bağışıklık Sistemi Hastalıkları: D vitamini güçlü bir bağışıklık sistemi için de gerekli. Eksikliğinde, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık olan MS (multipl skleroz) ve diğer bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıkların görülme riski artıyor.
Bunama: 65 yaş ve üzeri 1600 kişinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre D vitamini seviyesi düşük olan kişilerin diğerlerine oranla %53 daha fazla bilişsel problem yaşadığı tespit edilmiş. Bu bilişsel problemler arasında düşünme ve problem çözme yeteneğinin zayıflaması, davranış bozuklukları, hafızanın zayıflaması, Alzheimer hastalığı ve bunama yer alıyor.
Kanser: Yetişkin erkeklerde en çok görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri D vitamini eksikliği yaşayan kişiler arasında daha yaygın.
Aynı durum meme kanseri için de geçerli. Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre D vitamini meme kanseri riskini önemli oranda azaltıyor. Tersi durumda, yani D vitamini eksikliğinde ise meme kanseri riski artıyor.
Şizofreni ve Depresyon: D vitamini eksiklği yaşanlarda şizofreni hastalığı görülme oranı 2 kat daha fazla. Beyin kimyasının dengesi için önemli bir vitamin olan D vitamini eksikliği aynı zamanda depresyona da yol açabiliyor.
D Vitamini Eksikliğinde Görülme Riski Artan Diğer Hastalıklar: Parkinson hastalığı, kronik ağrılar, obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoartrit, gut, kısırlık, fibromiyalji, diş eti hastalıkları, sedef hastalığı.
Ne Kadar D Vitamini Almamız Gerekiyor?
Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir.
0-12 ay: 400 IU
1-13 yaş: 600 IU
14-18 yaş: 600 IU
19-70 yaş: 600 IU
70 yaş üzeri: 800 IU
Gebelik ve emzirme dönemi: 600 IU
Yukarıdaki yaşlara göre günlük D vitamini ihtiyacı bilgileri ABD merkezli Gıda ve Beslenme Kurulu’nun (Food and Nutrition Board) sağlıklı bireyler için önerdiği rakamlardır. Kişinin D vitamini ihtiyacı sağlık koşullarına göre değişebilir. Bu nedenle sizin için en uygun günlük D vitamini tüketimi bilgisini ancak bir uzmandan alabilirsiniz.
D Vitamini İhtiyacını Karşılamak İçin Güneşten Nasıl Faydalanabilirim?
Cildinizin D vitamini üretebilmesi için direkt olarak güneşte kalması gerekiyor. İç mekanlardaki, gölge bölgeler veya camdan gelen güneş ışınları pek işe yaramıyor.
Bulutlu havalar, ten renginin koyu olması güneşin D vitaminine çevrilmesini olumsuz yönde etkileyen diğer faktörler.
Cildin yeterince D vitamini üretebilmesi için uzmanların önerisi vücudun büyük bir kısmını (kollar, bacaklar, sırt bölgesi gibi) güneş kremi sürmeden 10-15 dakika güneşe göstermek. Haftada 3-4 gün bu uygulamayı yaparsanız vücudunuz ihtiyacı olan D vitaminini üretecektir. 10-15 dakika yeterli ve daha fazla güneşte durmak daha fazla D vitamini üretileceği anlamına gelmiyor.
Ayrıca korumasız olarak uzun süre güneşte kalmak cilt kanseri gibi ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle 10-15 dakika güneşte durduktan sonra ya gölge bir noktaya geçmelisiniz yada yüksek koruma faktörlü bir güneş kremi sürmelisiniz.
D Vitamini İçeren Gıdalar
Soğuk iklimlerde yaşayanlar, çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle güneşe çıkamayanlar veya havanın sürekli bulutlu olduğu bölgelerde olanlar için D vitamini içeren gıdalar “takviyesiz” D vitamini için iyi bir kaynak olabilir. Fakat maalesef çok fazla gıdada D vitamini yok ve güneş olmadan sadece gıdalarla ihtiyacınız olan D vitamini almanız biraz zor görünüyor. D vitamini içeren besinler sayfasında hangi gıdaların D vitamini içerdiği ve ne kadar içerdiği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.
D Vitamini Eksikliği Nasıl Belirlenir?
Doktorunuz D vitamini eksikliğinde şüphelenirse veya kemik zayıflığı, anormal kalsiyum, fosfor değerleri, çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde kolay kemik kırılması, kistik fibrosiz, Crohn hatalığı varsa veya diğer bir hastalıktan dolayı D vitamininin takip edilmesi gerekiyorsa D vitamini testi isteyebilir.
D vitamini seviyesinin belirlenmesinde kullanılan “25 OH Vitamin D testleri” koldan alınan kan numunesi üzerinde yapılır. Bu testler için önceden bir hazırlık yapılması gerekmez.
D Vitamini Takviyesi Kullanmalı mıyım?
D vitamini takviyeleri genel olarak güvenli kabul edilmekle birlikte D vitamini takviyesini veya diğer besin desteklerini bir uzmana danışmadan kullanmamalısınız. Zaten bu vitaminin eksikliğini yaşıyorsanız doktorunuz sizin için gerekli miktarı içeren vitamin takviyesini yazacaktır.
Ayrıca D vitamini takviyesinin özel olarak dikkat gerektirdiği bazı durumlar ve hastalıklar var. Gebelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, böbrek hastalığı olanlar, kanında yüksek miktarda kalsiyum bulunanlar, paratiroid bezleri aşırı çalışanlar, lenfoma ve tüberküloz hastalığı olanlar doktora danışmadan D vitamini takviyesi kullanmamalıdır.
Kaynaklar
Güneş, Kanser, Kemik, Raşitizm, Vitaminler, Zayıf Kemikler
Varis Belirtileri Nelerdir?Kalsiyum Eksikliği

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İlk Hangi Tank Dolar?

15267990_10208194804530704_4043553409908024320_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Birşey satın aldığımda,ya da siz birşey satın aldığınızda,karşılığında para vermiyorsunuz. Verdiğimiz aslında vaktimizdir

15202653_566250910235364_7928216978173422702_n2

 

Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil.
Bu konu üzerinde çok düşündüm.Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim.Yeteri kadar vaktim oldu…
Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim.Bu bana düşünmek için zaman verdi.
Keşfettiğim şey şudur ki:
Ya hiç kimseye yük olmadan az ile yetinip mutlu olursun çünkü mutluluk içindedir ya da hiç bir yere varamazsın.
Yoksulluğu savunmuyorum.
Sadeliği savunuyorum.
Ancak sürekli büyümek isteyen tüketici bir toplum icat ettik.
Büyüme olmazsa, bu üzücüdür.
Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik.
Sürekli almalısın ve atmalısın…
Boşa harcadığımız hayatlarımız aslında.
Birşey satın aldığımda,ya da siz birşey satın aldığınızda,karşılığında para vermiyorsunuz.
Verdiğimiz aslında vaktimizdir.O parayı kazanmak için harcadığımız vakit.
Arasındaki fark…yaşamı satın alamazsınız.
Yaşam akıp gider.Hayatı boşa geçirmek,özgürlüğünü kaybetmek korkunç birşeydir…”
José Alberto Mujica Cordano/Uruguay eski devlet başkanı

15202653_566250910235364_7928216978173422702_n2

 

“Uruguay’ın başkanı olmam önemli değil.
Bu konu üzerinde çok düşündüm.Tek kişilik bir hücrede on senemi geçirdim.Yeteri kadar vaktim oldu…
Bir kitabın kapağını açmadan yedi yıl geçirdim.Bu bana düşünmek için zaman verdi.
Keşfettiğim şey şudur ki:
Ya hiç kimseye yük olmadan az ile yetinip mutlu olursun çünkü mutluluk içindedir ya da hiç bir yere varamazsın.
Yoksulluğu savunmuyorum.
Sadeliği savunuyorum.
Ancak sürekli büyümek isteyen tüketici bir toplum icat ettik.
Büyüme olmazsa, bu üzücüdür.
Gereksiz ihtiyaçlarla bir israf dağı icat ettik.
Sürekli almalısın ve atmalısın…
Boşa harcadığımız hayatlarımız aslında.
Birşey satın aldığımda,ya da siz birşey satın aldığınızda,karşılığında para vermiyorsunuz.
Verdiğimiz aslında vaktimizdir.O parayı kazanmak için harcadığımız vakit.
Arasındaki fark…yaşamı satın alamazsınız.
Yaşam akıp gider.Hayatı boşa geçirmek,özgürlüğünü kaybetmek korkunç birşeydir…”
José Alberto Mujica Cordano/Uruguay eski devlet başkanı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Boğazınız Ağrıyorsa…

15193530_1130545940397677_4469162750308762358_n1

Kış soğuklarının başlamasıyla boğaz ağrılarından şikayet edenlerin de sayıları arttı. Ilık su ve tuz karışımıyla yapılan gargara hücrelerdeki su tarafından çekilerek hücrelerdeki şişlik azalacak ve ağrı hafifleyecektir…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bel Fıtığı Olanlara Mucize Çözüm…

15220174_1132011753584429_9041638024605768819_n1

 

Bel Fıtığı Olanlar, 250 gr. Taşköprü Sarımsağını soyunuz. buharda 20 dakika bekletip, yumuşayınca eziniz, hakiki Zeytinyağı ile karıştırınız.
Temiz bir tülbente yayılır, bel fıtığından muzdarip hastanın beline tatbik edilir ve bir kat naylon sarılır bir hafta bekletiniz. Şifa Olsun!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Limon ve Karbonat ile Kansere tedavisi nasıl yapılır…

15232093_726757210811831_1336562802782115714_n1

Büyük ilaç şirketleri kar etsin diye kanser iyileştirilmiyor. Onlar kazansın diye kanserin çözümü olan limon ve narenciye açıkça söylenmiyor. Bu süreçte kanser vakaları katlanarak artıyor ve insanlar kanserden ölmeye devam ediyor. Oysa limonun antikanserojen olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Limon kist ve tümör yok edici özelliğe sahiptir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki narenciye, özellikle limon, kanser önleyici olduğu gibi, birçok kanser çeşitlerini de iyileştiricidir. Limon, karbonat ile birleştiriğinde vücudun pH seviyesini normal hale getirir. Bu sayede kanser hücreleri çoğalamaz, vücuda dağılamaz.
Avrupa’da yapılan “vaka kontrol” çalışmasının sonucuna göre haftada 4 limon tüketen boğaz kanseri hastalarının yüzde 58’i kanseri yendi. Ağız kanseri hastalarının yüzde 53’ü, miğde kanseri olanların yüzde 31’i ve kalın bağırsak kanseri olanların yüzde 18’i kanserden kurtuldu. Yakın zamanlarda yapılan bir Amerikan araştırmasına göre, hormon replasman tedavisi almayan göğüs kanseri hastaları günlük 75 gram greyfurt (meyve veya meyvesuyu) tüketerek meme kanserini yendi. Her iki çalışma da başta limon olmak üzere tüm narenciye meyvelerinin kanser önleyici olduğunu tespit etti. Yineleyelim: Limonda limonoids olarak bilinen anti-kanser birimleri vardır. Bu nedenle limon, tüm narenciye içinde en önemli kanser-savardır.
UNUTMA! LİMONLU SU DA BİR MUCİZE!!!
Limon antibakteriyel bir meyvedir. Aynı zamanda antifungal (mantar önleyici) olarak bilinir. Miğde ve bağırsakta bulunan parazit ve kurtları öldürür. Limon kan basıncını dengeler, güçlü bir antidepresandır, stres giderici özellikleri vardır ve yatıştırıcıdır

Tarif:

2 çorbakaşığı taze sıkılmış limon
Yarım tatlı kaşığı karbonat
Bir su bardağı su
Malzemeyi karıştırıp günde 4 kez içilmelidir.
Karbonat aliminyum ihtiva etmemelidir.
Bulunabilirse organik limon, daha etkindir.

Bu sitede anlatıldığı üzre, yukarıdaki karışım kanserli hücreleri öldürmekte oldukça etkin. Yineleyelim, tarifi verilen bu karışım belki hekimin uyguladığı kanser tedavisine destek olarak kullanılabilir ama tedaviyi bırakıp bu “ev yapımı” ilacı kullanmanızı tavsiye etmiyoruz.
Ayrıca karbonat vücuttan vitamin ve mineralleri sömürür. Ve bazı ilaçların etkisini de azaltabilir. O nedenle böyle bir küre başlamadan önce 1. doktora danışın 2. bol su içmeyi alışkanlık haline getirin 3. dengeli beslenme alışkanlığı geliştirin.
Büyük ilaç şirketleri kar etsin diye kanser iyileştirilmiyor. Onlar kazansın diye kanserin çözümü olan limon ve narenciye açıkça söylenmiyor. Bu süreçte kanser vakaları katlanarak artıyor ve insanlar kanserden ölmeye devam ediyor. Oysa limonun antikanserojen olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Limon kist ve tümör yok edici özelliğe sahiptir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki narenciye, özellikle limon, kanser önleyici olduğu gibi, birçok kanser çeşitlerini de iyileştiricidir. Limon, karbonat ile birleştiriğinde vücudun pH seviyesini normal hale getirir. Bu sayede kanser hücreleri çoğalamaz, vücuda dağılamaz.

Avrupa’da yapılan “vaka kontrol” çalışmasının sonucuna göre haftada 4 limon tüketen boğaz kanseri hastalarının yüzde 58’i kanseri yendi. Ağız kanseri hastalarının yüzde 53’ü, miğde kanseri olanların yüzde 31’i ve kalın bağırsak kanseri olanların yüzde 18’i kanserden kurtuldu. Yakın zamanlarda yapılan bir Amerikan araştırmasına göre, hormon replasman tedavisi almayan göğüs kanseri hastaları günlük 75 gram greyfurt (meyve veya meyvesuyu) tüketerek meme kanserini yendi. Her iki çalışma da başta limon olmak üzere tüm narenciye meyvelerinin kanser önleyici olduğunu tespit etti. Yineleyelim: Limonda limonoids olarak bilinen anti-kanser birimleri vardır. Bu nedenle limon, tüm narenciye içinde en önemli kanser-savardır.

UNUTMA! LİMONLU SU DA BİR MUCİZE!!!
Limon antibakteriyel bir meyvedir. Aynı zamanda antifungal (mantar önleyici) olarak bilinir. Miğde ve bağırsakta bulunan parazit ve kurtları öldürür. Limon kan basıncını dengeler, güçlü bir antidepresandır, stres giderici özellikleri vardır ve yatıştırıcıdır
Tarif:
• Malzemeyi karıştırıp günde 4 kez içilmelidir.
• Karbonat aliminyum ihtiva etmemelidir.
• Bulunabilirse organik limon, daha etkindir.
Bu sitede anlatıldığı üzere, yukarıdaki karışım kanserli hücreleri öldürmekte oldukça etkin. Yineleyelim, tarifi verilen bu karışım belki hekimin uyguladığı kanser tedavisine destek olarak kullanılabilir ama tedaviyi bırakıp bu “ev yapımı” ilacı kullanmanızı tavsiye etmiyoruz.
Ayrıca karbonat vücuttan vitamin ve mineralleri sömürür. Ve bazı ilaçların etkisini de azaltabilir. O nedenle böyle bir küre başlamadan önce 1. doktora danışın 2. bol su içmeyi alışkanlık haline getirin 3. dengeli beslenme alışkanlığı geliştirin.
Tüm kanser hastalarına şifa olması dileğiyle yazıyı paylaştık. Ama lütfen size verilen tedaviye ikame olarak kullanmayın. Hatta isterseniz, tedavi ile birlikte kullanmanızın uygun olup olmayacağınız doktorunuza danışın. Geçmiş olsun.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DOKTORLARIN ASLA SÖYLEMEYECEĞİ, KANSERİN ARDINDAKİ GİZLİ GERÇEK!

15241825_587841194746317_4067567788242682973_n2

 

 

Kanserin gerçek nedenini bulan Nobel ödüllü Dr. Otto H Warburg, hastalığın nasıl alt edileceğini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Fakat, bu gerçekleri duymamız pek de mümkün gözükmüyor. DOKTORLARIN ASLA SÖYLEMEYECEĞİ, KANSERİN ARDINDAKİ GİZLİ GERÇEK!

Kanserin gerçek nedenini bulan Nobel ödüllü Dr. Otto H Warburg, kanserin temelinde yatan sebebin oksijen eksikliği olduğunu tespit etmiştir.
Oksijen eksikliği, vücudun asit seviyesinin yükselmesine neden olur.
Dr. Warburg ayrıca kanser hücrelerinin anaerobik olduğunu (oksijen ile nefes almadıklarını) bulmuştur; yani vücudun alkalin durumu gibi yüksek oksijen içeren durumlarda yaşayamazlar.
“Tüm normal hücrelerin kesin bir oksijen ihtiyacı vardır, ancak kanser hücreleri oksijensiz yaşar—bunun hiçbir istisnası yoktur. Bir hücreyi 48 saat boyunca oksijen seviyesinin %35’inden mahrum bırakmanız onun bir kanser hücresine dönüşmesine yol açabilir.”
Yediğimiz yiyecekler, vücudumuzda uygun pH seviyesini sağlamakta hayati bir önem taşır. pH dengesi, vücudunuzun tamamındaki sıvılarda ve hücrelerde asit ve alkali arasındaki dengedir. Vücudunuz, hayatta kalabilmek için, kandaki pH seviyesini hafif alkali bir seviye olan 7.365 noktasında dengede tutmak zorundadır. Maalesef, günümüzdeki tipik beslenme şekli işlenmiş şekerler, rafine edilmiş tahıllar, genetiğiyle oynanmış organizmalar gibi zehirli ve asit oluşturan yiyeceklerle doludur. Bu da, sağlıksız, asidik bir pH oluşmasına neden olur.
Dengesiz bir pH, hücresel aktiviteleri ve fonksiyonları kesintiye uğratabilir. Fazla asidik bir pH, kanser, kalp-damar rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kemik erimesi ve reflü gibi birçok ciddi sağlık sorununa yol açabilir.
Vücudunuzu çok uzun bir süre asidik bir durumda bırakırsanız, bu yaşlanmayı da hızlandırır. Robert O. Young, The pH Miracle (pH Mucizesi) kitabında birçok sağlık sorununun yüksek asit seviyelerinden kaynaklandığını söylemektedir. Bunun sebebi, parazitlerin, kötü bakterilerin, ve (aşırı çoğalan kandida gibi) virüslerin asitliği yüksek ortamlarda büyüyüp çoğalabilmesidir. Halbuki, alkali bir ortam bakteri ve diğer patojenleri dengeler ve nötralize eder.
Dolayısıyla, pH dengesini sağlamak, sağlığınızı olabileceği en iyi noktaya taşımak için gereken en önemli araçlardan biridir. Aşağıda yer alan tarifi kullanarak sağlığınız için önemli bir adım atabilirsiniz.
YÜKSEK ASİTLİĞİ ÖNLEMEK İÇİN EV TARİFLERİ
Malzemeler: 1/3 çay kaşığı karbonat ve 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu veya organik elma sirkesi
Hazırlanışı: Tüm malzemeleri karıştırın. Asit/baz kombinasyonu anında köpürmeye başlayacaktır. Köpürme durana kadar karbonat eklemeye devam edin ve bardağı yaklaşık 250 ml suyla doldurun. Hepsini bir kerede için. Bu ev tarifi pH dengesini sağlayacak ve vücudunuzda alkali oluşturan bir ortam yaratacaktır. Mide asidine de çare olacak ve kandaki aşırı asitliği engelleyecektir.
Referanslar: Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi, pH Mucizesi: Diyetinizi Dengeleyin, Sağlığınızı Geri Kazanın, William Reed Business Media.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 34 Comments »