Gerçekten mutlu olmak istiyorsak, şefkat dolu, korkusuz, insanların acılarının dinmesini ve kalplerinin ışıkla dolmasını sağladığımız anıları biriktirmeliyi

Image result for cem şen resimleri

10 yaşımdaki başarılarım 10 yaşımın, 20 yaşımdaki başarılarım 20 yaşımın, dünün başarıları ise dünün başarılarıdır. Bunların bugün bir anlamı yoktur. Onlarla bö…bürlenip, ben ne kadar muhteşemim diye yaygara yapsam da geçmişin bu başarılarında bugün hissedilen büyük tatminler yoktur.

10 yaşımda okul müsameresinde başrol oynamak çok havalı ve beni mutlu eden bir şeydir belki ama bugün onu anımsadığımda aynı mutluluğu hissetmem. 20 yaşımda şu madalyayı kazanmak, bu dağa tırmanmak da o gün muhteşem
olsa da bugün bana vereceği şey en fazla gururlanma ihtimalidir.

Oysa 10 yaşımda, okula getirdiğim yemeğimi okulun yoksul çocuğu ile paylaşmak, 15 yaşımda lisede herkesin hor gördüğü bir insanın göz yaşlarını dindirmek için onunla sohbet etmek ve ona önemsendiğini hissettirmek, mesanesi patlamak üzere olan sakat, yaşlı bir evsizin herkes dalga geçerken tuvaletini yapmasına yardımcı olmak, sokakta diğer çocukların korktuğu sara krizi geçiren bir adamı kollarında sakinleştirmek, herkesin, tüm
doktorların umudu kestiği bir öğrencinin yavaş yavaş yeniden yaşama tutunmasını sağlamak, yıllarca dert tasa çekip çabalayıp öğrendiğin bilgileri insanlara çömertçe sunup onların senden daha hızlı, daha kolay hayatlarını mükemmelleştirdiklerini izlemek… Bunlar ilk anda, o eylemi yaparken hissettiğim hazzı bugün de tam gücüyle, tam etkisiyle hissettiğim mutluluklardır. Ne zaman kendi adıma bir başarı kazansam onun hazzı yalnızca o zamana ait oldu, ne zaman başkaları için kendimden bir şeyler versem, onların mutlu olması için bir adım atsam hazzı tüm zamanların oldu.

Başarı ölümlüdür, geçicidir, unutulmaya mahkumdur; iyi olan, şefkatli olan, paylaşılan ölümsüzdür, kalıcıdır, daima anımsanır. Gerçekten ama gerçekten mutlu olmak istiyorsak biriktirmemiz gereken şey başarı dolu anılar değildir. Bu anılar bize şu an bir şey hissettirmedikleri gibi geçmişte kalan başarılar oldukları için acı çekmemize bile sebep olurlar. Gerçekten mutlu olmak istiyorsak, şefkat dolu, korkusuz, insanların acılarının dinmesini ve kalplerinin ışıkla dolmasını sağladığımız anıları biriktirmeliyiz. Bu anılarımız ne kadar fazlaysa o kadar mutlu, o kadar güçlü, o kadar muhteşem ve o kadar ölümsüz olabiliriz.

Hocam Cem Şen

Çocuklarınıza ‘KEŞKE’ Dedirtmeyin…

15178959_1215163758550623_5339871885522115652_n1

 

Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”
“Sohbet ediyor musunuz?”
“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”
“Kaç yaşında?”
“On yedi yaşında.”
“Mesela ne diyorsunuz?”
“Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum.”
“Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz.”
“Evet.”
“Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz.”
“Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz.”
“Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz.”
Kadın haklı olarak “neden bahsediyorsunuz,” diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.
İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.
Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.
Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.
“Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?” diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.
“Adın ne?”
“Selim.”
“Kaç yaşındasın?”
“On iki.”
“Bugün ayın kaçı?”
“24 Aralık 2008.” (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)
“Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?”
Anladığını belirtmek için başını salladı.
“Lütfen gözünü aç.”
Selim, gözünü açtı.
“Bugünün tarihini söyler misin?”
“24 Aralık 2028.”
“Kaç yaşındasın?”
“Otuz iki.”
“Ne iş yapıyorsun?”
“İç mimarlık.”
Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim’in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.
“Nerede çalışıyorsun?”
“New York, Manhattan’da.”
Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.
“Evli misin?”
“Hayır.”
“Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?”
“Kızların hepsi evlendi.”
Gülüşmeler..
“Çalıştığın yere beni götürür müsün?”
“Ofisim, Manhattan’da 86 katlı bir binanın 42. Katında.”
Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.
“Burası ‘home office,’” dedi.
İçeri girdikten sonra açıkladı:
“Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam.”
“Selim, salonda neler var?”
“Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var.”
“Duvarlarda ne var?”
“Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var.”
“Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?”
“Annem ar, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım.”
“En küçük sen misin?”
“Evet.”
“Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde ‘keşke!” duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir ‘keşke’nin sesini duyuyor musun?”
Hiç beklemeden “Evet,” dedi.
“Haydi, anlat bize,” dedim.
“Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu.”
Baba’ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.
Selim’e teşekkür ettim. Ve sordum:
“Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?”
“Hayır!”
“Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?”
“Olanla ilgili olarak konuştuk.”
“Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?”
“Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım.”
***
Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.
Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.
Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.
Türkiye’nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.
Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIR MISIN?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Vücuttaki zehirli toksinleri ayaktan atın!

vucuttaki_zehirli_toksinleri_ayaktan_atin_1459413114_36341

 

Gün boyunca hareketsiz kalan kişilere özel bu karışım ile, vücudunuzda biriken zehirli toksinleri ayaklarınızdan atabilirsiniz…

Vücudumuzda bulunan zehirli sıvılar lenf ve kan dolaşım sistemi tarafından gün içerisinde temizlenerek zararsız hale getirilir, fakat oturarak çalışan insanlar gibi hareketsiz yaşam tarzı olanların bacaklarında, alt bacak ve ayak bileklerinde sıvı birikir.

Ayaktan zehirli toksinleri atan ped hazırlayarak gün içinde hareketsiz kalmamız sonucu bacaklarda ve ayak bileklerinde özellikle ayak tabanlarında biriken vücut içi sıvılarını, zehirli toksinleri atmak mümkün.

Aynı zamanda özel bir detoks da olan bu ayak pedleri, Yatmadan önce ayak tabanına yapıştırılarak yapılır. Ertesi sabah bu pedleri kaldırdığımızda vücutta biriken zararlı toksinler sebebiyle kapkara olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.
Evde detoks pedi hazırlamak için malzemeler:
Soğan
Sarımsak
Yapışkanlı gazlı bez
Çorap

Evde Detoks Pedi Yapılışı
Orta boy soğanı ve 2-3 diş sarımsağı ince ince keserek iyice doğrayın. Homojen bir karışım elde edecek kadar ince doğramaya özen gösterin. 2 Bardak suyu kaynamaya bırakın, su ılıklaşınca içine soğan ve sarımsağı ekleyin 10 dakika boyunca kaynamaya bırakın.
Suyun 20 dakika soğumasını bekleyin, vücudunuzu yakmaycak kadar ılıklaşınca  kendinden yağışkanlı gazlı bezin ortasına bu karışımı sürün. (Fazla ıslattığınız zaman elinizle sıkın ve fazla sıvıyı dışarı atın)

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kansızlık için 6 Sağlıklı İçecek

Bu hastalığın tedavisini hızlandırmak için, demir açısından zengin yiyecekler tüketmelisiniz. 

Bu mineral alyuvarları arttırmaktan ve bunların eksikliğinden etkilenen vücut fonksiyonlarını düzenlemekten sorumludur.

Yani tedavinizi demir ve belli başlı besleyici ögeleri içeren içecekler tüketerek destekleyebilirsiniz. 

Bugün sizlerle hem kansızlık tedavisine yardımcı olacak, hem de bu duruma karşı koruyucu etki yaratacak 6 farklı meyve-sebze suyu tarifi paylaşacağız.

Gelin beraber göz atalım!

1. Maydanoz suyu

maydonoz

Maydanoz bir çok faydalı özelliği ile hem alternatif tıp hem de yemek alanlarında kullanılmaktadır.

Maydanoz yüksek oranda demir içerir, ayrıca bir çok vitamin ve vücudun detoksuna yardımcı olan antioksidanlar taşır.

Bu meyve suyunun tadı muhteşem değil, ama sağlığa yararları için içmeye değer.

Malzemeler

  • 1 demet maydanoz
  • 1 limonun suyu
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Bir demet maydanozu alın ve iyice yıkayın. Doğrayın.
  • Taze sıkılmış limon suyu ve bir bardak su ile mikserden geçirin.
  • Bir kaç dakika iyice sıvı haline gelene kadar karıştırın.
  • Tercihen kahvaltıdan önce hazırlayıp bekletmeden tüketin.

2. Pancar ve bira mayası içeceği

Pancar veya pancar kökü yüksek oranda demir taşır. Bu yüzden kansızlık belirtilerine çok iyi gelir. 

Enerji verir ve yorgunlukla savaşır, ve içeriğindeki besleyici ögeler zayıf saçlar ve tırnakları iyileştirir.

Malzemeler

  • 1 pancar
  • 1 havuç
  • 1 çay kaşığı bira mayası (5 gram)
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Pancarı ve havucu doğrayın, miksere koyun.
  • Bir bardak suyu ve mayayı ekleyin. Bir kaç dakika karıştırın.
  • İyice karışınca hemen için.

3. Böğürtlen, çilek ve elma suyu

bo%cc%88g%cc%86u%cc%88rtlen

Bu lezzetli içecek sadece demir içermekle kalmaz, antioksidan bileşenli lifler de taşır, bunlar kanı temizlemeye yardımcı olur.

Malzemeler

  • 2 böğürtlen
  • 3 çilek
  • 1 elma
  • 1/2 bardak su (100 mL)

Hazırlanışı

  • Böğürtlen ve çilekleri iyice yıkayın ve miksere koyun.
  • Elmayı doğrayın ve diğer malzemelerle beraber ekleyin. Çekirdeklerini almayı unutmayın.
  • Yarım bardak suyu ekleyin ve bir kaç dakika karıştırın.
  • Sabahları için.

4. Turp ve  and tere suyu

Turp ve tere suyu düşük kalorilidir, bu yüzden rahatlıkla diyetinize ekleyebilir, böylece kansızlığa karşı koruma sağlayabilir ve zayıflık ve yorgunlukla gelen rahatsızlığı giderebilirsiniz.

Malzemeler

  • 5 dal tere
  • 4 turp
  • 2 avuç ıspanak
  • 1 bir bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Sebzeleri yıkayın ve meyve sıkacağından geçirin.
  • Bir bardak suyu ekleyin ve kahvaltıdan önce için.

5. Havuç ve tere suyu

havuc%cc%a7

Havuç ve tere bol miktarda lif, vitamin ve vücudu canlandırıcı gerekli mineralleri içerir.

Bu içeceğin düzenli tüketimi kansızlık belirtilerini giderir ve düşük enerji halinde fiziksel ve akli performansı arttırır. 

Malzemeler

  • 3 havuç
  • 2 dal tere
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Sebzeleri doğrayıp su ile miksere koyun ve karıştırın.
  • İyice karışınca için.
  • Günde iki bardak içebilirsiniz.

6. Havuç, ıspanak ve kereviz suyu

Bu sebze suyu yüksek oranda vitamin ve mineral içerir, bunlar vücudun enerjisini arttırır ve yorgunlukla kansızlığa iyi gelir.

Malzemeler

  • 5 havuç
  • 1 kereviz sapı
  • 1 avuç ıspanak
  • 1 bardak su (200 mL)

Hazırlanışı

  • Malzemeleri iyice yıkayın ve doğrayıp miksere ekleyin.
  • En yüksek derecede bir kaç dakika karıştırın.
  • Taze servis edin ve kahvaltıdan önce için.

Bu tariflerden istediğinizi seçin ve kansızlık tedavisi ve belirtilerini gidermek için tüketin.

Ancak aklınızda bulundurun, bunlar ilaçların veya bir doktorun önerilerinin yerini tutmaz. 

Kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

”Benim İnsülin Direncim Var” Ne Demektir?

15220180_402921210098919_2149926919676966599_n1

Hormonlarımın dengesi bozulmuş ve sağlık sorunları başlamış demektir.

Karaciğerim yağlı demektir

Pankreasım yağlı demektir

Kan yağları alt üst olmuş demektir

Devamlı kilo alıyorum demektir

Ne yersem hemen acıkıyorum demektir.

Sürekli şeker ve tatlılara saldırıyorum demektir

Gizli şeker hastalığım var demektir

Bağışıklık sistemim çok zayıflamış demektir

Unutkanlığım arttı demektir

Rahat uyuyamıyorum demektir

 

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Işıl İpekçi (0536 508 19 73) Sizi Koruyan Melek Tasarımlarıyla Natura Festivalinde…

aaa

Işıl İpekçi  (0536 508 19 73) Harbiye’de Ruh-Beden- Zihin Festivalinde 24-27 Kasım arası sabah 11.00-19.00 arası size uygun melek tasarımlarını paylaşmak için bekliyor…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Selma Naapıyorsun Orda…

15056697_1165453613546400_3856244027460419584_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)

karma11

 

 

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)
Geçmişinden, çevrendeki insanlardan, annenden, babandan, sevdiklerinden, çatışma yaşadığın kişılerden yaşadığın alandaki herkesten ve her olay ve durumdan aldığın bilinçaltı kalıpların varlığında ve dış dünyanda çatışmaya sebep oluyor. Varlığının sonsuzluğu bu sınırlı kalıplarınla çatışıyor doğal olarak. Bu çatışma dış dünyanda da çatışma ile problemlerle karşılaşmana neden oluyor. Bu uygulamada bu yüklerin her birini tek tek bırakacak özgürleşeceğiz.
Rahat olacağın bir yerde rahat bir pozisyonda otur. Gözlerini yavaşça kapat. Ağır ağır ve derin nefesler al. Üç derin nefes alışverişinden sonra hayatında en fazla çatışma yaşadığın kişiyi gözünün önüne getir. Bu kişi bir arkadaşın olabilir, tanıdığın olabilir, bir akraban olabilir. Şu an hayatında olabilir, ya da geçmişte hayatında olmuş bir kişi olabilir. Hatta şu anda hayatta olmayan biri de olabilir. En fazla çatışma yaşadığın kişiden başla. Her seferinde bir kişi ile çalışacaksın.
Gözlerin kapalı, derin ve ağır nefesler alıyorsun. İlk önce çalışma yapacağın kişinin karşında olduğunu gör. Şu anda o kişi karşında. İmgesel olarak göremesen de yalnızca karşında olduğunu hisset. Şu anda o karşında duruyor. Ne hissediyorsun. Daha önce yaşadıgınız o çatışmadan dolayı ona kızgın olabilirsin, ya da sen bir şey yaptın, bunun suçluluğunu taşıyor da olabilirsin. O kişiden korkuyor olabilirsin hatta nefret ediyor olabilirsin. Ama bil ki bunu sen hissediyorsun. O sadece içindeki kızgınlığın, korkunun açığa çıkması, dışarıdaki yansıması. O sensin. Kendi içindeki, bilincindeki çatışan yönlerini görüyorsun. O sana onu gösterdi. Seni sana gösteren bir aynan, yüzün o. Senin iç dünyanın ayna görüntüsü. İçindeki bu çatışmayı durdurmazsan, hayatında farklı farklı görünüşlerle ayni sorunu yaşayacaksın. İsimler değişecek belki, sahneler degişecek. Ama aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayacaksın eğer içinde o çatışan yönünü bırakmazsan.
Şimdi, ona hissettiğin şeyler ne olursa olsun onun gözlerinin içine bak. Ama yalnızca sevgiyle. Çünkü o sensin, senin yüzün. Sevgiyle gözlerinin içine baktıktan sonra ona söyleyeceğin iki cümle çok önemli. Bu seni onun varlığıyla ve evrenle birleştiren iki cümle. Evrenden, her şeyden kendini ayırdığın, büyük resmi göremediğin için yaşadın bunları. İki cümle.
TEŞEKKÜR EDİYORUM.
SENİ SEVİYORUM.
Bu iki cümle, seninle onu,  çatışma ile çözümü biraraya getirecek. Teşekkür ediyorsun, çünkü o sana senin bir yüzünü gösterdi. Senin olmak istemediğin bir yüz olabilir bu. Ama en mükemmel yüzünü ortaya çıkarman için, önce sen olmayan yüzlerini kendine gösteriyorsun. Kendin olmayan yüzlerini görerek, en mükemmel oluş halini ortaya çıkaracaksın. Kendini hatırlıyor, her an yükseliyor, varlığın muhteşemliğini açığa çıkarıyorsun. Bunun için hayatında mutlaka çatışma yaratman gerekmiyor.Bir şeyleri öğrenmek için hayatında mutlaka zorluk yaşaman, düşmen, kafanı duvara çarpman gerekmiyor. Kafanı duvara çarpmadan da öğrenebilirsin. Acı çekmek burada öğrenmek ya da hatırlamak için kullandığın bir yöntemdi. Ama bu şekilde öğrenmek yerine her şeyi kolaylıkla, acı yaratmadan, sevgiyle, mutlulukla, bollukla hatırlayabilirsin. Acıyı kullanarak öğrenmek senin seçimin. Seçimin ne ise de onu yaşarsın.
Evrene bakarsan her şeyin kolaylıkla olduğunu görürsün. Evrende milyonlarca galaksi trilyonlarca trilyon yıldız var. Devasa boyutları ile doğal halleri ile dönüyorlar. Bir güç sarfetmelerine gerek yok. Bir tohum toprağa düştüğünde doğal hali ile çıkıyor. Bunu içinn ek bir güce, cabaya ihtiyacı yok her şey doğal haliyle ve kolaylıkla oluyor. Işığın müziğiyle birleştiğinde hayatında her şeyin kolaylıkla olduğunu goreceksin.
Gözlerin kapalı, o kişi karşında. Gözlerinin içine sevgiyle baktın. O muhteşem iki sözcüğü söyledin. Seni seviyorum, teşekkür ederim. Sonra ona SARIL. Bunu fizikselleştirebilir kendine sarılıyormuş gibi bir sarılma hareketi yapabilirsin. Bu sıcaklığı hissetmeni sağlayacaktır. Kendine sarılıyormuş gibi sarıl ona. Hisset sıcaklığını. Varlığını içine al. O senin varlığının içinde kabul etmediğin bir yüzün. O yüzünle bir arada olmak durumunda değilsin. Ama o yüzünü de kabul et. O da senin bir yüzün. Bir şeyi bırakman için önce kabul etmen gerekir. Kabul etmediğin, reddettiğin her ne varsa onları çoğaltırsın. Kabul, ruhunun, bedeninin şifasıdır.
Sarıldıktan sonra şunları söyle ona:
“Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”
Valığımızda karşılaştığımız insanların yüklerini taşyoruz. Bu sevdiğimiz insanlar için de geçerli. Sevdiğimiz biri bizimle biraraya geldiğinde yaşadığı bir sorunu anlattığında fark etmeden onun yükünü alıyoruz. Aynı zamanda onun hayata bakışını, kalıparını da bilinçaltımıza ekliyoruz. Çatıştığımız insanlar keza onların yüklerini de hala üzerimizde aşıyoruz. Geçmiş denilen zaman diliminde bir olay yaşanmış. Hala hayatımızda bu olayın yükünü taşıyoruz. Bu cümleyi söyleyin ona. Bu cümle ondan ayrılmanız anlamına gelmiyor. Varlığınızın bir parçasından ayrılamazsınız. Her biri bir çünkü. Yalnızca aldığınız, üzerinize yapıştırdıgınız yükünüzü bırakıyorsunuz. Çünkü artık yürümek, mutlulukla koşmak, ışığın muhteşem müziğini yazmak istiyoruz. Her şey birbiri ile bağlı ve bir olduğundan siz bu çalışmayı yaptıgınızda, karşınızda gördüğünüz kişi de yüklerini bırakabilir eğer arzu ederse tabi.
Ona sarıl ve bunu söyle “ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”. Sonra bir adım kadar geriye çık. Göbekleriniz arasında bir kordon ya da ip olduğunu düşün. Bu kordon, varlığına aldığın bu yükü taşıyan kordon. Kordonu gör, bu kordonla bilinçaltı kalıplarını, varlığını aşağı çekecek kabukları aldın. Şimdi eline altın renkli bir makas al. Bu altın renkli makasla o kordonu kes. Kordonun kesildiğini ve ayrıldıgını mutlaka gör. Ya da hisset. Ayrılmaz, kesilmezse tekrar dene. Daha çok sevgini ver. Bazen ip büyüyebilir, dallanıp budaklanabilir. Bu sefer makası büyüt o ip kesilsin ve ayrılsın. İp ayrıldıktan sonra tekrar gözlerinin içine bak, teşekkür ediyorum de ve uzaklaştığını gör. Yavaş yavaş gözlerini aç.
Bu çalışmayı yaparken çözülmeler yaşayabilirsin. Sarıldığında bazen birden bir duygu boşalması yaşayabilir, ağlayabilirsin. Bırak hislerin olduğu gibi aksın sen süreci yönetmeye çalışma bırak kontrolü. Varlığının çatışmaları çözülsün.
Çalışmanın aşamalarını kısaca tekrarlıyorum.
Gözlerini kapa, birkaç derin nefes al,
Çalışma yapacağın kişiyi karşına al,
Gözlerinin içine sevgiyle bakarak, teşekkür ediyorum ve seni seviyorum de,
Sonra ona sevgiyle sarıl ve şöyle söyle “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.” Bir adım geriye çık.
Aranızda bir kordon olduğunu gör ya da düşün. Yükü taşıyan bu kordonu altın bir makası eline alarak kes. İpin ayrıldıgını mutlaka gör. Ayrılmazsa makası büyüt. Eğer zorlama ya da direnç hissediyorsan o an o kişiyi bırakıp başka birine geçebilir, başka bir zaman yine aynı kişi için yapabilirsin.
Gözlerinin içine tekrar sevgiyle bakarak, teşekkur ediyorum de, senden uzaklaştığını gör ve gözlerini yavaş yavaş aç.
Bu çalışmayı her seferinde bir kişi için yap. Bir kişi için 2-3 dak. yeterlidir bunun için. Öncelikle en çok çatışma yaşadığın kişilere, daha sonra çevrendeki insanlara, geçmişte yaşamış ya da şu an yaşamayan hayatındaki kişilere, en son sevdiklerine de bu çalışmayı yap. Bir kişi için eğer kordon ayrıldı ise bir kez yapman yeterli. Tekrar tekrar yapman inancının zayıflığını, şüphe duymuş olduğunu gösterir. Bir kez yap ve olduğunu bil. Sevdiklerinle daha güçlü bağlar kurduğunu, daha mutlu ilişkiler deneyimlediğini göreceksin. Çalışma iki taraflı çalıştığından, çatışma yaşadığün bir kişi ile birden daha güzel bir diyalog içine girdiğini görebilirsin. O kişi seni hiç beklemediğin halde hemen ve kısa bir süre sonra arayabilir. Birden çatışmanın çözümlendiğini görebilirsin.
Daha açık, sevgi dolu dostluklar, ilişkiler kuracaksın. Çünkü ilişkilerin yüklerden özgürleşecek. Hayatına artık hizmet etmeyen kişilerin de hayatından birden kendiliğinden çıktığını göreceksin. Çünkü o senin bir yanındı, ve sana yalnızca bir şey anlatmak için yine senin tarafından kendi yüzlerinden birini görmen için geldi. Artık hayatındaki görevi bittiğinden, birden uzaklaştıgını görebilirsin. Hayatına yeni birileri girebilir. Hayatına yeni girenler de senin şu andaki sevgi dolu titreşimine uygun kişiler olacak. Hatırla, içerisi nasılsa dışarısı da öyledir. İç çatışma durduğuda dışarıdaki çatışma da duracak.
Çalışmayı kendinde çatıştığı yanların için de yapabilirsin. Mesela bir konuda endişeleniyorsun, ya da içinde bir yanın seni aşağı çekiyor, korkuya sevkediyor. Bu sefer, kendini karşına al ve bu çalışmayı yap. Karşındaki kendin olsun. Bak gözlerinin içine. Karşındakini tanımla, o sensin, benim …..dan endişe duyan yanım. Teşekkür ediyorum, seni seviyorum. Sarıl, “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum” dedikten sonra kendi nin o yüzü ile arandaki bağı kes. Bunu aynı şekilde, bağımlı olduğun şeylere yapabilirsin. Herhangi bir hastalığını karşına alıp onunla bağini kesebilirsin. Bu yöntemle birden hastaığın çözülmeye iyileşmeye başladığını görebilir, mucizeler yaşayabilirsin. Hatta calışmayan bir cihazla arandaki baği kestiğinde onun çalışmaya başladığını bile görebilirsin.
Bizim cansız dediğimiz cihazlarımız da enerji ile calıştıklarından bazen bizdeki enerji dalgalanmaları manyetik alan yaratıp onların bozulmasına sebep olabilir. Bazen tuttuğunuz bir şeyin bozulduğunu, ya da elinizde kırıldığını görebilirsin. Uygula bunu, aklına gelen her şeyle yapabilirsin, bitkilerin, hayvanlarınla, bununla oyna ve yaratıcılığınla bu yöntemi kullan. Çok etkili ve hızlı çalışan bu yöntem, ayağındaki taşları, prangaları atmanı, kanatlanmanı sağlayacaktır.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Unutma Çekirge Burda Öğrendiklerini…

aaa

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kafadan kalbe geç, bütün duyuların birden bire berraklaşacak…

cicek_flower_heart_kalp_png_12_11

 

Gerçek yaşam hissetmektir.
Düşünmek yapmacıktır, çünkü düşünmek her zaman yaklaşıktır; asla gerçek olan değildir.
Seni sarhoş edecek olan şey, şarabı düşünmek değil, şarabın kendisidir.
Şarabı düşünmeye devam edebilirsin ama sadece şarabı düşünerek asla sarhoş olmazsın.
Şarabı içmek zorundasın ve içmek duygu yoluyla olur.
Düşünmek uydurma bir faaliyettir, geçici bir faaliyettir.
Düşünmek bir şeyin olduğuna ilişkin sana yanıltıcı bir duygu verir, oysa hiçbir şey olmaz.
Bu yüzden düşünmeden, hissetmeye geç.
Bunun için yapılacak en iyi şey kalpten nefes almaya başlamak olacak.
Gün içinde hatırına geldikçe, derin bir nefes al.
Bu nefesin tam göğsün ortasına çarptığını hisset.
Bütün varoluşun adeta içine, kalp merkezinin olduğu yere aktığını hisset.
Bu merkez insandan insana değişir; genellikle sağa yatıktır.
Fiziksel kalple hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen farklı bir şeydir; görünmeyen bedene aittir.
Derin nefes al ve her seferinde, derin nefeslerle en az beş kez yap.
Nefes al ve kalbi hisset.
Tam ortada hisset, o varoluşun kalp yoluyla aktığını hisset.
Canlılık, yaşam, tanrısal, doğa, herşey içine akıyor.
Sonra derin bir nefes ver,
yine kalpten ve sana verilenlerin hepsini varoluşa, tanrısala geri akıttığını hisset.
Bunu gün içinde birçok kere yap ama her yapışında bir seferde beş defa nefes al.
Bu senin kafadan kalbe geçmene yardımcı olacak.
Giderek daha duyarlı olacaksın,
daha önce farkında olmadığın birçok şeyi giderek daha fazla fark edeceksin.
Daha çok koklayacak, daha çok tadacak, daha çok dokunacaksın.
Daha çok görecek, daha çok duyacaksın; herşey yoğunlaşacak.
Bu yüzden kafadan kalbe geç, bütün duyuların birden bire berraklaşacak.
İçinde yaşamın içinde, fırlamaya ve akmaya hazır bir halde
gerçekten attığını hissetmeye başlayacaksın.
* OSHO

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlaka Okuyun… Her Derde Deva Arı Poleni…

pelud1

 

Arı Poleni
Arı poleni, bal arıları tarafından üretilir ve genç arıların besin kaynağıdır. Arı poleni hemen hemen biz insanların beslenmek için ihtiyaç duyduğu tüm besin kaynaklarına sahiptir bu nedenle de dünyadaki “her derdin devası” unvanına sahip olmuştur. Arı poleni protein açısından çok zengindir (yaklaşık %40 protein), amino asitler, vitaminler, B-comlpex ve folik asit arı poleni içinde bulunan faydalı maddelerden sadece bir kaçı.
Arı poleni nasıl yapılır diye sorabilirsiniz ve bence bunu bilerek tüketmeniz çok önemlidir. Arı Poleni Yapımında 1 çay kaşığı polen için bir arının tam tamına 1 ay içerisinde her gün 8 saat çalışması gerekir. Her bir polen kalıbı içerisinde yaklaşık 2 milyon çiçek poleni içerir, yani bu kadar büyük bir emek harcanarak toplanılan Arı Polenlerini doğru kullanmak gerekir.
Poleninin Faydaları?
Aşağıda polenin faydaları hakkında kısa açıklamal görebilirsiniz ancak polenin içeriği hakkında detaylı bilgi almak isterseniz Polenin Faydaları ve Zararları yazımı okumanızı tavsiye ederm, polen neredeyse her şeye iyi gelir ancak size Arı poleninin en önemli faydalarını yazmak istiyorum:
Polen Enerjinizi Arttırır
Arı Poleni İçerisinde bulunan besin kaynakları sayesinde arı poleni doğal bir enerji kaynağıdır. Arı polenindeki karbonhidratlar, proteinler ve de B vitaminleri dayanıklılığınızı artırarak gün boyunca sizi dinç tutar.
Polenin Cilde Faydaları
Arı poleni genellik ile İltihapları tedavi etmek için kullanılır ayrıca sedef hastalığı ve egzama gibi hastalıklarda ortaya çıkan tahrişleri de gidermekte kullanılmaktadır. İçerisinde bulunan amino asitler ve de vitaminler cildimizi korur ve de yeni hücrelerin oluşmasını sağlar.
Arı Poleninin Solunum Sistemine Faydaları
İçerdiği yüksek miktardaki antioksidan sayesinde akciğer dokularında iltihap önleyici olarak kullanılır ve astım gibi hastalıkları önleyebilir.
NOT: Arı poleni astım gibi hastalıklar için kesin bir çözüm değildir. Kullandığınız ilaçlar yerine asla arı poleni geçemez. Bu polen sadece alerji sezonunda daha az reaksiyon göstermenizi sağlayabilir.
Arı Poleni ve Alerji Tedavisi
Arı poleni histamine miktarını azaltarak birçok alerjiyi tedavi edebilmiştir. Yapılan araştırmalara göre arı poleni tüketiminden sonra çoğu hastanın astım sorunu ve de sinüs ile ilgili alerjik problemlerinin azaldığı sonucuna ulaşmışlardır.
Arı poleni faydaları ve Sindirim sistemi
Sağlığa yararlı vitaminler, mineraller ve de proteinlerin yanı sıra arı poleni içerisinde sindirim sistemimiz için fayda sağlayacak enzimler bulundurur.
Arı poleni faydaları ve Bağışıklık sistemi
Polen bağırsak florası için çok önemlidir dolayısı ile bağışıklık sistemimizi desteklemekte faydalıdır. Araştırmalara göre arı poleni içerisinde antibiyotik özelliği bulunur bu sayede bedenimizi virüslere karşı korumakta bire birdir.
Arı poleni faydaları ve Kardiyovasküler sistemi
Arı poleni içerisinde bulundurduğu antioksidan sayesinde kılcal damarları, kan damarlarını, dolaşım ile ilgili sorunların giderilmesinde yardımcı olur ve de kolesterol seviyesini düzenler. Pıhtılaşmayı önleyerek kalp krizlerinde ve felç gibi durumları önlemekte yardımcı olur.
Arı poleni ve Prostat için Faydaları
Prostat sorununa sahip olan erkekler arı poleninin iltihap önleyici özelliğini kullanarak bu dertlerine bir deva bulabilirler.
Arı Poleninin Kısırlık Tedavisinde kullanımı
Arı poleni yumurtalıkları düzene sokarak ve de uyararak hamile kalma ihtimalini hızlandırır ayrıca arı poleninin kullanıldığı diğer bir alan da cinsel gücü artırmaktır.
Arı Poleni Nasıl Kullanılır?
Arı polenini kullanmaya başlamadan önce polene ve ya arılara alerjiniz olup olmadığını bir doktora başvurarak anlamanız gerekir. Eğer polene veya arıya alerjiniz yoksa ilk adımda arı polenini çok düşük dozlarda tüketmeniz gerek çünkü yukarda belirttiğim gibi arı poleni çok güçlü bir besindir ve üzerinizde nasıl bir etki yaratacağını tahmin etmek zordur. Yetişkinler gün içerisinde ¼ çay kaşığı arı poleni tüketmelilerdir. Çocuklarda, yetişkinlerin miktarından biraz daha az miktarda kullanmaları gerekmektedir. Arı polenini yemek ile birlikte ve ya en iyi yöntem meyve ile birlikte tüketmektir. Arı polenini ilk kez tüketmek istiyorsanız bunu sabah saatlerinde yapın, bu sayede eğer alerjik reaksiyon belirtisi ortaya çıkarsa bir doktora gidecek durumda olursunuz.
Arı Poleni Nerden Alınır?
Arı polenini satın almak için en iyi mekân güvendiğiniz yerli arı yetiştiricilerdir. Satın almak istediğiniz polenin tarım ilaçlarından, kimyasal tarım ürünlerinden uzak olmasını istersiniz. Arı polenini satın alabileceğiniz diğer yerler de güvendiğiniz sağlıklı yiyecekler satan marketlerdir. Arı poleninin rengi onun kalitesinin bir göstergesi değildir. Polenin rengi genellik ile açık sarı olsa da kırmızı, mor, yeşil, kahve, turuncu ve diğer renklerde de buluna bilir, aslında içerisinde değişik renkler bulundurması iyi bir anlama gelir çünkü bu arının farklı çiçeklerden poleni topladığının bir göstergesidir.
Nasıl taze bir arı poleni aldığınızı anlarsınız?
Bunun anlamanın en iyi yöntemi bir miktar arı poleninden tatmaktır. Az bir miktar arı polenini dilinize yerleştirin eğer taze ise hafif bir şekilde ağzınızda ericektir. Poleni çiğnediğinizde dişlerinizin kuvveti altında hemen ezilecektir. Taze bir arı poleni hiçbir şekilde ağzınızda zorla çiğneyerek yenmez. Arı poleninizin taze kalmasını sağlamak için onu saklayacağınız en iyi yer buzdolabıdır. Sıcaklık ve güneş ışığı arı polenindeki tüm besin kaynaklarını yok eder. Arı poleni yaklaşık 1 sene boyunca saklanabilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

NASA Açıkladı: Bu Tekniği Kullanarak İnsanüstü Yeteneklere Sahip Olmak Mümkün!

Güneş seyri” ismi verilen pratiğin, tarih boyunca Maya, Mısır, Aztek, Tibet ve Hindistan medeniyetleri tarafından hastalıkları iyileştirmek ve insanüstü güçler geliştirmek için kullanıldığı iddia edilmiştir.

Son çalışmalar da bu iddiayı kanıtlar nitleikte…

Güneş seyri, morötesi ışınların gözlere zarar vermediği gün doğumu ve gün batımı saatlerinde gerçekleştirilen Güneş’i izleme pratiğidir.

Güneş seyri, morötesi ışınların gözlere zarar vermediği gün doğumu ve gün batımı saatlerinde gerçekleştirilen Güneş'i izleme pratiğidir.

 

Bu pratiği gerçekleştiren insanlar, Güneş seyrinin belirli kuralları olduğunu belirtiyor. En önemli kural, gözlerin Güneş ışınlarından zarar görmemesi için seyrin gün doğumunu izleyen bir saat içerisinde ve gün batımından önceki bir saat içerisinde gerçekleştirilmesi.

İkinci kural ise pratik sırasında yalın ayak olmak. Bunun amacı ise süreç boyunca bedeninizin dünya ile iletişim hâlinde olması…

İkinci kural ise pratik sırasında yalın ayak olmak. Bunun amacı ise süreç boyunca bedeninizin dünya ile iletişim hâlinde olması...

Ayrıca Güneş seyrini kısa sürelerle başlatıp zamanla artırmanız da sağlığınız açısından önem taşıyor. İlk gün 10 saniye ile başlanması ve her gün 10 saniye artırılarak devam edilmesi öneriliyor.

Ukraynalı Nikolai Dolgoruky, son 12 yıldır Güneş seyri gerçekleştiren isimlerden bir tanesi.

Ukraynalı Nikolai Dolgoruky, son 12 yıldır Güneş seyri gerçekleştiren isimlerden bir tanesi.

Dolgoruky, Güneş seyrine başladıktan 9 ay sonra yiyecek ihtiyacının yok olduğunu ve ihtiyacı olan tüm enerjiyi Güneş’ten sağladığını belirtiyor. Ayrıca 9 aylık süreçten sonra haftanın 6 günü doğada yalın ayak yürümenin pratikten edinilen aydınlanmayı geliştirdiğini ve sağlığa büyük faydaları olduğunu iddia ediyor.

Gelelim Güneş seyri sırasında insan bedenine neler olduğuna…

Gelelim Güneş seyri sırasında insan bedenine neler olduğuna...

Güneş seyrinin ilk üç ayında Güneş ışınları gözlerimizden girerek beynimizin hipotalamus adı verilen bölgesini aktive ediyor ve enerji akışı zamanla beynimizin diğer bölgelerini de etkilemeye başlıyor. Bu süreçte hissettiğimiz ilk değişim, beslendiğimiz şeylerin verdiği enerjinin yarattığı gerginlik ve endişenin azalması oluyor.

Yediğimiz şeyler de enerjisini Güneş’ten alır. Bu yüzden Güneş’ten aldığımız enerji, bir süre sonra iştah kaybına yol açar.

Yediğimiz şeyler de enerjisini Güneş'ten alır. Bu yüzden Güneş'ten aldığımız enerji, bir süre sonra iştah kaybına yol açar.

Ancak önemli nokta, Güneş seyrine başladıktan sonra beslenmeye normal şekilde devam etmektir. Söylenene göre bu pratik iştahın kaybolmasına zamanla ve doğal olarak yol açmaktadır.

Güneş seyrinin bir diğer getirisi, kişinin öz güveninde artış ve problemlerini kolayca ve stressiz bir biçimde çözme yetisidir.

Güneş seyrinin bir diğer getirisi, kişinin öz güveninde artış ve problemlerini kolayca ve stressiz bir biçimde çözme yetisidir.

Hepimizin öyle ya da böyle belirli psikolojik problemleri var. Güneş seyrinin birkaç ay gerçekleştirilmesi ise bu problemlerin ortadan kalkmasının, negatif enerjinin vücudu terk etmesinin ve korkulardan arınmanın mümkün olduğu söyleniyor.

Eski inanışa göre insanlardaki negatif özellikler, Güneş ışığından yoksun kalmakla ortaya çıkıyor.

Eski inanışa göre insanlardaki negatif özellikler, Güneş ışığından yoksun kalmakla ortaya çıkıyor.

Öfke, korku, kıskançlık, şehvet gibi insan için yıkıcı olabilen duygular, yaşamın kaynağı olan Güneş enerjisinin beynimizi dönüştürmesine izin vermekle yerini sonsuz bir güven ve aydınlanma hissine bırakıyor.

Ayrıca 3-6 aylık Güneş seyrinin fiziksel rahatsızlıklar üzerinde de iyileştirici etki gösterdiği söyleniyor.

Ayrıca 3-6 aylık Güneş seyrinin fiziksel rahatsızlıklar üzerinde de iyileştirici etki gösterdiği söyleniyor.

Bulunduğu iddia edilen sonuçlar, belirli bir sürenin ardından günlük 30 dakikaya ulaşan pratiğin, Güneş’ten gelen tüm renklerin beyni etkilemesi ile fiziksel rahatsızlıkların yok olmaya başladığını gösteriyor.

Ortaya atılan fikirler, Güneş’ten aldığımız enerjinin, hayatımızı devam ettirmek için gereken tüm enerjiyi sağladığını gösteriyor.

Ortaya atılan fikirler, Güneş'ten aldığımız enerjinin, hayatımızı devam ettirmek için gereken tüm enerjiyi sağladığını gösteriyor.

Güneş seyri yedi buçuk aylık sürece ulaştığında, gıda ihitiyacı azalmaya başlıyor ve süreç dokuz aya geldiğinde tüm enerji ihtiyacı ile zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklar kayboluyor. İddia sahipleri, 9 aylık sürecin ardından pratiğin bırakılmasını ve yalnızca toprak üzerinde yalın ayak yürüyüşlerin düzenli olarak devam ettirilmesini öneriyor.

Ve Güneş seyrinin göz sağlığında olumsuz bir etki yaratmadığı yapılan deneylerle kanıtlandı.

Ve Güneş seyrinin göz sağlığında olumsuz bir etki yaratmadığı yapılan deneylerle kanıtlandı.

Güneşe çıplak gözle bakmanın retinaya zarar verdiğini hepimiz biliriz. Ancak günün doğru zamanlarında ve belirli bir süre için Güneş’e bakmanın gözler üzerinde olumsuz bir etki yaratmadığı kanıtlanmıştır. Çalışma kapsamında Güneş seyircilerinin gözlerini de inceleyen araştırmacılar, herhangi bir rahatsızlığa ya da görme kaybına rastlamamıştır.

Kaynak: evrenseluzayplatformu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sokaklarda Kağıt Toplarken Bulduğu Kitapla Hayatı Değişen Oktay’ın İnanılmaz Hikayesi

Bazen hayat, bazıları için hiç de güzel bir başlangıç değildir. Ama o başlangıç ne kadar kötü olursa olsun; onu değiştirmek küçücük bir “tesadüf”e bakar… Tesadüflere inanıyorsanız elbette.

İşte bu bahsettiğimiz dönüm noktaları için, siz ister tesadüf, isterseniz de kader diyin. Adının hiçbir önemi yok. Önemli olan her zaman ve daima “farkında olmak”.

Oktay’ın hikayesi, tesadüf veya kader değil; içerisinde kocaman bir farkındalık barındırıyor. Doğduğu günden beri, aldığı nefesin, daima farkında olan bir adam o çünkü…

Oktay Çetinkaya’nın İstanbul’da devam edecek ve hatta boyut değiştirecek hikayesi, ilk olarak Adana’da başladı…

oktay-97
“muğlaya bağlı ortaca kazasının çöplüğü, yıl 1997. Ben yarı çıplak ve diğer geri dönüşüm emekçisi arkadaşlar. Fotoğrafı istanbulda çöpte bulduğum makina ile çekmişti bir arkadaş ..”

Oktay, alkolik ve kumarbaz bir baba ile dilencilik yapan bir annenin çocuğu olarak, Adana’da dünyaya geldi. Sadece ilkokulu bitirebildi ve sonrasında bir kaportacının yanında işe girdi. Daha çocuk yaşında, çarpık düzenin ağırlığını, en acımasız haliyle omuzlarında hisseden Oktay, daha sonra, hurdacılara satmak için kablo, kanalizasyon kapağı gibi malzemeler çalmaya başladı… Hırsızlık yaparken rastladığı kağıt toplayıcılara özendi ve aslında onu bambaşka bir yolculuğa sürükleyecek olan işle; yani kağıt toplayıcılığıyla böylece tanışmış oldu.

Kaportacılık, hırsızlık ve kağıt toplayıcılığı derken; Oktay’ın yolu bir şekilde taşı toprağı altın İstanbul’a düştü…

oktay-sokak
“Sokaklarda çalışırken, 1996 yılı beyoğlu, yorucu güzel günlerdi..”

Ve başladı İstanbul sokaklarında kağıt toplamaya. Diğer kağıt toplayıcıları, tinerciler, sokak çocukları, sokak hayvanları; hepsi en iyi dostları oldu onun. Kitap demek, sadece ekmek parası demekti Oktay için. Çöpte bulduğu kitapları bazen sahaflara satıyor; parasını alıyordu. Zaten sadece ilkokulu bitirebilmişti; sonrasında ise kitaplarla tek ilişkisi bu şekilde olmuştu.

Oktay bir gün çöpte bulduğu bir kitabı okumaya karar verdi… Ve bu karar, onun bütün hayatını değiştirdi.

oktay-mekan-ac
Oktay önce o kitabı okudu, sonra diğerini… Derken artık çöpte bulduğu kitapları biriktirmeye ve hepsini teker teker okumaya başladı. Sırf bu yüzden, kitapları da satmıyordu sahaflara. Arkadaşları ile kaldıkları mekanda biriktiriyor, gözü gibi sahipleniyordu onları… En çok da Dostoyevski’yi seviyordu.

Önce kağıt toplayıcılığını bıraktı; sokakta bir kitap tezgahı açtı; sonra bu iş için bir mekan tuttu kendisine.

oktay-sahaf
Oktay’ın Beyoğlu’na açtığı dükkan(Lamelif Sahaf), yıllar içerisinde birçok araştırmacının uğrak yeri oldu. O kadar aşkla yapıyordu ki işini, zaten başarılı olması kaçınılmazdı.

Onun bu etkileyici hayat hikayesi bir de belgesele konu oldu: Çöpte Dostoyevski Buldum

oktay-cetinkaya-belgesel
Oktay Çetinkaya’nın hikayesi yönetmen Enis Rıza tarafından 2009 yılında 83 dakikalık bir belgesele çekildi. Belgeselde Oktay’ın annesi, dostları, işverenleri onunla ilgili öyle şeyler anlatıyor ki, insan izlerken oturup kendi hayatını sorguluyor; acaba gerçekten anlamlı bir yaşama mı sahibim diye…

Oktay’ın “fakirmeczup” isimli bir Instagram hesabı var; ve orada sokaklardan tanıdığı; sokaklarda tanıştığı insanların hikayelerini anlatıyor…

karadenizli-kaptan-amca
“Adem abi karadenizli eski bir gemi kaptanı. Yirmi yıl önce istanbula ilk geldiğim yıl tanıdım Adem abiyi. O’da birçok insan gibi etrafındaki insanlara ve hayata uyum sağlayamayıp sokağa ve çöplüğe sığınanlardan. Bir bilseniz öyle ilginç bir insanki.”

Bakın nasıl yaşamlar varmış…

cem-sokak
“Cem kırk yaşında, bir kırk boyunda bir sokak insanı. Birde kardeşi tinerci metin vardı , beyoğlunda terk edilmiş bir binada cesedi yanmış halde bulunmuştu, esnaf çok severdi metini abisi cem gibi. Doksanlı yıllarda bir gazete kupon ile televizyon veriyordu ,cem sokakta yaşamasına rağmen her sabah bir adet gazete alıp kuponlarını kesip biriktiriyordu annesine televizyon hediye edebilmek için.”

Bir diğeri…

sevim-abla
“Sevim ablanın kocası Tahir abi geçtiğiğimiz aylarda vefat etti . Tahir abide hayatı boyunca çöplerden topladıklarını satarak geçimini sağlamış bir insandı. Karı koca okuma yazmaları yok, çocuklarıda okula gitmedi. Sevim abla çok hasta ,Torunu yardım etmek için Sevim abla ile birlikte çıkmış işe , poşetlerini taşımasına yardım ediyor anneannesinin.”

“Kendi hikayem bana ‘inanılmaz’ gelmiyor. Çünkü daha kötü yerlerden daha iyi yerlere gelmiş insanları tanıdım.”

oktay-amcayla
“Nıhat abi 75 yaşında bekar bir teknoloji mağduru. Eskiden beyoğlu esnafının tabelalarını boyar, yazar, çizerdi . Arada boya badana işleride yapardı ama asıl işi tabelacılık nihat abinin, teknolojiye ayak uyduramadığı ve birazda huysuz olduğu için bu aralar durumu hiç iyi değil.tophanede yıkılmak üzere olan bir binada tek başına yaşıyor, zamanında benimde içinde yaşadığım bir binada. 50 yıldır tophanede yaşıyor nihat abi, ne hikayeler var nihat abide ah bir yazabilse”

Böyle söylüyor kendi hikayesi için Oktay. Belki kötü bir çocukluk geçirdi; şimdi de harika bir hayatı yok. Ama belli ki o, her zaman bu hayatın değerini bildi; vazgeçmedi yaşamaktan. Yaşadığı her günü gerçekten severek yaşadı. Kitaplarla buldu yolunu. Ve de kitaplarla devam ediyor. Sevgisiyle, yaşam enerjisiyle bir yandan tanıdığı insanlara neşe oluyor; bir yandan da başka insanların hikayelerini anlatarak; bizlere nasıl yaşamlar olduğunu gösteriyor; yaşamın asıl anlamını sorgulatıyor…

Kaynak: listelist

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Akciğer Temizleme Kürü

15171214_585453598318410_331618153901094818_n1

 

Akciğer Temizleme Kürü (İbrahim Saraçoğlu)
TERE KÜRÜ
Malzemeler
Yarım litre içme suyu
15 yaprak taze ve yeşil tere
İçme suyunu kaynatın. İçine taze ve yeşil tereleri atın. Ve üzeri kapatılmış olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatarak haşlayın. 3 dakika sonunda soğuması için bekletmeden hemen süzün.
Ilıkken veya soğuduktan sonra için.
NE ZAMAN İçeceğiz?
Aç karnına veya yemeklerden 2-2,5 saat sonra tamamını için. İçine hiçbir şey ilave etmeyin.
Mutlaka tek başına tüketin, salata veya yemekle birlikte tüketildiğinde etkisini büyük oranda kaybeder.
Bu kürü kimler KULLANMAMALI:
1. Böbrek yetmezliği olanlar
2. Diyaliz hastaları
3. Hamileler
——– Sponsorlu İçerikler ——–
NE KADAR SÜREYLE uygulayacağız?
5 gün boyunca. Hergün.
Kür ayda bir kez tekrar edilebilir, sadece 5 gün olarak.
Kür kendini NASIL GÖSTERECEK?
Kürü uygulamaya başladıktan bir iki gün sonra balgam sökmeye başlayacaksınız.
Kür boyunca bazen idrar yapma sırasında yanma görülebilir, normal, bu terenin içerdiği etken maddelerden kaynaklı.
Bu paylaşım için Sayın Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu’nun Tıbbi Bitkiler Rehberi isimli kitabından yararlanılmıştır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluk Küçük Şeylerde Saklıdır… Günün Fotosu…24/11/2016

15181302_1257706967623021_5796736851909943085_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »