BENZEMEK İSTEMEDİĞİNİZ KİŞİYLE CİNSEL İLŞKİYE GİRMEYİN (TİBET TEDAVİSİ)

Benzemek istemediğiniz kişiyle ilişkiye girmeyin

Kendinize ait özel ve mahrem olan cinsel enerjinizi kiminle paylaştığınıza dikkat ediyor musunuz?
Mahrem enerjiniz, cinsel ilişki esnasında nelere yol açar?

Auranız, birleştiğiniz kişinin aurasıyla enerji yüklü iki kablonun birbirine bağlanması gibi bağlanır ve enerji akışı gerçekleşir.
Bu sistemden haberiniz yoksa ya da bu birleşim enerjisinin bu kadar önemli olduğunu kabul etmek istemeseniz bile,
birleştiğiniz kişinin, kendi fiziksel ve ruhsal titizliğinin derecesinden habersizsiniz
yani cinsel ilişki yaşadığınız kişinin içsel enerjisinin mahremiyetini bilmiyorsunuz,
ilişkiye girmeyi skor kaydetmek ve avlanmak gibi ilkel kişiliğine ait tatminsel sembollerle dışarı vuran kişinin, sizde bırakacağı tek şey kocaman bir ruhsal yıkıntı çöplüğü olacaktır.

İlişkiye girme sıklığınız,
partnerinizin aurası ile daha derin ve güçlü bağlantı kurmanız demektir.

Şimdi cinsel hayatı çok eşlilik üzerine kurulu kişinin kendine ait aurasındaki karışıklığı, kirliliği ve DAĞILMIŞLIĞI düşünün!!!

Beraber olduğu herkesin ruhsal özelliklerini de aurasında taşıyor ve
kendi yüksek benliği dışındaki her şeye ve aslında herkese dönüşüyor!

Karması farkında olmadan arap saçına dönmüş.
Kişilerle beraberliğinden sonra aldığı tüm negatif enerjiler (duygu, düşünce, his, inanç) kendi ayağına dolanıp durduğu için sık sık maddi manevi her alanda düşüyor, farkında olmadan aurasını kirletmiş ve gücünü bu negatif enerjiler aurasına yapışık onun yaşam enerjisini sömürür kemirir halde, zihin ve bedeniyle bir bütün olamadan DAĞILMIŞ olarak yuvarlanıp gidiyor..

Benzemek istemediğiniz kişiyle ilişkiye girmeyin!

kaynak: Işık Ulvi

 

HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR … ENFEKSİYONLAR, BAKTERİ VE VİRÜSLER BİZE NE ANLATIYOR…

11139995_10207493163317897_1225619433864062336_n[1]
Thorwald Dethlefsen/ Ruediger Dahlke

ENFEKSİYONLAR

Enfeksiyon, insan bedeninde en sık rastlanan hastalık süreçlerinden biridir. Enfeksiyon hastalıklarına, bulaşıcı hastalıklar da denir. Geçmişte insanların çoğu enfeksiyon hastalıkları nedeniyle hayatlarını kaybederlerken, bugün antibiyotik ve aşının keşfi ile büyük başarılar elde edilmiştir. Ancak bu, daha az enfeksiyon geçirdiğimiz anlamına gelmez, sadece bu hastalıkla savaşırken çok daha iyi silahlarımız olduğunu gösterir.

İltihaplı süreçlerde “bedende bir savaş” söz konusudur. Bakteri, virüs ya da toksinler ile bedenin bağışıklık sistemi savaş halindedir. Mücadele kabarıklık, kızarıklık ve ateş belirtileri ile kendini gösterir. Beden, saldırgan düşmana karşı zafer kazanırsa hasta iyileşir. Ancak düşmanlar yenerse, hasta hayatını kaybeder.

Savaş ve iltihaplanma arasındaki bu bağlantı dilde de ortaya çıkar. Almancada iltihaplanma anlamına gelen “Entzündung” kelimesi, aynı zamanda “yakma, tutuşturma”, İngilizcedeki karşılığı olan “İnflamation” ise “alevlenme, tutuşma” anlamındadır. Bu kadar ateşin olduğu yerde er geç bir patlama beklenir. Bu bedenimizde bir sivilce veya apse şeklinde ortaya çıkar.

Devamlı karar vermek (=kılıcımızı kınından çıkarmak) ve bir seçeneği isterken diğerinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, kendimizi çaresiz hissederiz. Bu gerginliği, insan olmanın gereği olarak kabul edebilenler şanslıdır çünkü insan çatışmayı görmediği ve hissetmediği için, kendinde hiç çatışma bulunmadığını zanneder. Bilincimizdeki çatışmalara katlanarak onları çözmeye hazır değilsek, çatışma bedensel boyuta iner ve “iltihaplanma” olarak karşımıza çıkar.

“Her enfeksiyon, maddeye dönüşmüş bir çatışmadır.”

Çatışma- İltihaplanma- Savaş Süreci

1-Uyarı: Hastalığın uyarıcıları bedene girer. Bunlar, bakteri virüs ve toksin şeklinde olabilir. Bakteri ve virüslerin bedene girebilmeleri, bedenin onları içeri almaya hazır olmasından kaynaklanır. Tıp buna “zayıf bağışıklık” adını verir.
Kendini uyarmaya çalışan bir çatışmaya bilincini açmayan kişi, bedenini hastalık uyarıcılarına açmak zorunda kalır. Bilincimizin savunma ve direncinden vazgeçersek, bedenimizin bağışıklığını korumaya devam edebiliriz. Ama bilincimizi yeni uyarılara kapatırsak, bu uyarıları beden almaya hazırlanacaktır.

2-Dışarı Sızma: Hastalık uyarıcıları bedene yerleşerek bir iltihaplanma merkezi oluştururlar. Doku şişer ve tüm dikkatimiz iltihaba yönelir.

3-Savunma: Bedene giren bakteri ve virüsler nedeniyle kanda ve kemik iliğinde, bedenimizi savunan antikorlar üretilir ve savaş tüm hızıyla devam eder.

4-Ateşlenme: Savunma güçlerinin saldırısıyla, bedene giren hastalık uyarıcıları tahrip edilir. Açığa çıkan zehirler ateşlenmeye yol açar. Yerel bir iltihaplanmaya beden, genel bir ısı artışıyla cevap vermiş olur. Bu bir derecelik ısı artışıyla, bedendeki kimyasal tepkimeler iki katına çıkar. Bu durum, ateşin bedendeki savunma işlemlerini ne kadar hızlandırdığını göstermektedir. Bu sebepledir ki halk arasında “ateş sağlıklıdır” denir. Ateş düşürücü tedbirler ancak hayati tehlike olduğunda alınmalı ve her ateş yükseldiğinde ateşi suni yollarla düşürmeye çalışılmamalıdır.
Sadece ateş değildir sağlıklı olan, ondan da sağlıklısı çatışmalarımız ile mücadele etmektir.

5-Çözüm: Bedenin savunma sistemlerinin başarılı olması durumunda, hem bu bedendeki savunma maddeleri hem de hastalık uyarıcıları parçalanıp dağılırlar. Bu arada beden de değişmiştir. Artık;
a) Hastalığın bilgisi bedene kayıtlanmıştır, gerekirse kullanılacaktır. Buna “özel bağışıklık” denir.
b) Savunma güçleri güçlenmiştir, buna da “özel olmayan bağışıklık” denir.

6-Savaşı hastalık kazanırsa, hasta hayatını kaybedecektir
.
7-Kronikleşme: İki taraf da çatışmayı çözmezse uyarıcılar bedende kalır, savaşı kazanamamışlardır ama bedene de yenilmemişlerdir. Bu bir “kronikleşme” durumudur. Temizlenemeyen problem, bedende kendine bir merkez oluşturur ve bu noktada bir enerji tıkanıklığına yol açar. Hasta kendini yorgun ve mutsuz hisseder. Savaş ya da barış yoktur.

Kronikleşmenin ruhsal boyuttaki karşılığı ise “sürekli çatışma”dır. Kişi çatışmaya saplanıp kalır ve karar vermeye ne güç ne de cesaret bulamaz. Çatışma, sürekli enerjimizi emer. Karar verildiğinde ise birçok şey öğrenir ve daha bilinçli hale gelir. Tıpkı bedenimiz gibi ruhumuz da her çatışmadan güçlenmiş olarak çıkar. Kazancımız, bedendeki özel bağışıklığa paralel olarak bilgi ve bilinçlenme ile gelecekte aynı problemi tehlikesiz olarak atlatma yetisidir.

Ayrıca yaşanan her çatışma, bize onlara daha iyi ve cesur biçimde yaklaşmayı öğretir. Bu da bedendeki, özel olmayan bağışıklığın karşılığıdır. Her çözümde, o ana kadar taşıdığımız görüşler, düşünceler, yaşama biçimleri ve alışkanlıklar ölür. Her “yeni”, “eski”nin ölümünü getirir.

İltihaplanma sonunda, hem bedenimizde hem ruhumuzda yara izleri kalır, geriye dönüp baktığımızda yaşantımızdaki dönüm noktalarını anımsarız.

Hastalık Bizi Dürüst Hale Getirir !

Hastalığın nedeni “ama bende bir çatışma yok ki” gibi yorumda bulunmak ve bilincimizle görememektir. Bunun sorgulanması çoğu kez sarsıcı ve rahatsız edici bir dürüstlük gerektirecektir.

Enfeksiyona karşı yürütülen savaş, maddesel bir boyutta çatışmalara karşı yürütülen bir savaştır. Bu savaşta kullanılan silaha verilen isim de ilginçtir; Antibiyotikler. Bu kelime Latince iki ayrı kelimeden oluşur, anti=karşı ve bios=yaşam. Yani “yaşama karşı yönlendirilmiş maddeler” anlamını taşır.

Antibiyotiklerin bu kelime anlamı şu iki alanda da geçerlidir: 1) Çatışmanın aslında yaşamın motoru olduğunu hatırlarsak, çatışmaları bastırmanın aynı zamanda yaşamın hareket gücüne bir saldırı olduğu, 2) Tıp çerçevesinde düşünürsek, iltihaplanma çabuk iyileşen ve hızlı bir problem temizliğidir.

Toksinler, cerahatle birlikte bedenden dışarı atılır. Ve bu işlem antibiyotikler tarafından sık sık ve uzun süreli olarak engellenirse, toksinler bedende depolanacaktır. Bu durum yoğunlaşırsa, kanserli oluşumlara yol açabilir. Bu yorum, antibiyotik asla kullanılmamalıdır şeklinde anlaşılmamalıdır.

Sonuç;

Bedende olan biten herşey, bilincimizde ve ruhumuzda yaşanır. Beden bir projeksiyon cihazıdır. Problemin oluşumu da çözümü de bedende değildir. Beden, daha yüksek bir farkındalık elde edebilmek için mükemmel bir yardım aracıdır ama çözümler bilinçtedir
.
Enfeksiyon= Maddeye Dönüşmüş Bir Çatışmadır.

İltihabi hastalıklara eğilimli olanlar, genellikle çatışmalardan kaçmaya çalışan kişilerdir. Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıklarda kendimize şu soruları sorabiliriz;

1-Yaşantımdaki hangi çatışmayı göremiyorum?
2-Hangi çatışmadan kaçınıyorum?
3-Hangi çatışmayı kendime itiraf edemiyorum?

İnsan olmak, bilinçte gerçekleşir ve bedene yansıtılır. Aynayı sürekli olarak parlatmak, aynaya yansıyan görüntünün kendisini değiştirmez. Bütün yansıtılan problemlerin neden ve çözümlerini aynada aramaktan vazgeçerek, aynayı kendimizi tanımakta kullanmamız gerekir.

KAYNAK: İLAHİ NİZAM VE KAİNAT

Dalai Lama’nın mutluluk üzerine 12 öğüdü:

dalai_lama_1471_luca_galuzzi_2007[1]

1. Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.

2. Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.

3. Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.

4. Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.

5. Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.

6. Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.

7. Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.

8. ‘Merhamet’, zamanımızın en radikal anlayışı.

9. Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.

10. Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.

11. İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.

12. Eski arkadaşlar gider yenileri gelir; tıpkı günler gibi. Onların da eskisi gider yenisi gelir. Önemli olan ise anlamlı olması: arkadaşın da günün de…

kaynak: sonsuz şifa

Sinirleri Güçlendirme Teknikleri

22406888[1]
Zihnimizi zorladigimizda çesitli kimyasal reaksiyonlar sonucu beyindeki sinir uçlari uyarilarak yeni hücrelerin yapilandirilmasi saglanir. Yani beynimizin bir kas gibi çalistigini düsünün. Ne kadar fazla çalistirirsaniz o kadar çok güçlenir. Halk dilinde buna \”kafayi çalistirmak\” denir. Çalismayi biraktiginiz an kasta sarkmalar, güçsüzlesmeler, beyin hücrelerinde \”toplu ölümler\” baslar.

Agrilar nimettir, vücutta ortaya çikan rahatsizliklari haber veren alarm sistemleridir. Saglikliyken iç organlarimizin çalistigini fark edemeyiz. 5 duyumuz ve iç organlarimizdan beyne bilgi götüren, beyinden gerekli emirleri getiren sinir telleri vücudumuzun mükemmel çalismasini, böylece hayatimizi devam ettirmemizi saglar. Beyne vücudun çesitli yerlerinden bilgi götüren sinir tellerinden bir kismi istihbaratçi gibi çalisarak islerin yolunda gidip gitmedigini haber verir. Bu istihbarat birimlerine ‘Jeed back\” devreleri denir. Bunlardan gelen istihbarat bilgilerine göre gerektiginde beyinden organlara çalisma tempolarini normalde tutacak yeni emirler gönderilir. Mesela vücut isimiz 36-50 olmasi gerekirken dis tesirler sebebiyle yükselince feed back devreleri derhal beyne haber verir. Beyin aldigi bilgileri degerlendirip isiyi normale indirmek için ter bezlerini faaliyete geçirir. Yine hücrelerdeki besin miktarinin düstügünü farz edelim. Bu durumda kandaki seker orani da düser. Feed back devreleri vasitasiyla kandaki seker oraninin düstügünü haber alan beyin, adrenalin salgi bezlerini faaliyete geçirir. Depo halindeki yedek seker kana verilerek kan sekeri seviyesi normale çikarilir. Hastalik sirasinda beyin düzeltemeyecegi durumla karsilasinca hastalik mikroplarinin veya baska sebeplerin zarar vermeye basladigi bölgeye agri mesajlari göndererek bizi uyarir. Biz de agrimizi dindirmek, hastaligimiza çare aramak için doktora kosariz.

Sinirleri güçlendirme teknikleri:
1. Yeni bir dil ögrenmek.
2. Ezber yapmak.
3. Yeni bir kitap okumak.
4. Beyni oksijensiz birakmamak maksadiyla temiz havada bulunmak. Beynin de oksijene ihtiyaci var. Oksijen beyin kan dolasimini artirarak hücrelerin yenilenmesini, dolayisiyla hafizayi güçlendirir. ister spor yapin, ister yavas tempolu bir yürüyüs. Beyin hücrelerinin oksijen ihtiyacini karsilamak için günde en az 20 dakika temiz havada bulunmak sart.
5. Düzenli uyku. Ayni saatlerde yatip kalkma aliskanligi edinin. Bu biyolojik ritminizi düzenledigi için beyin hücreleri üzerinde olumlu etki yapar. Uykudan önce 30 gr. tavuk, balik, tofu (soya peyniri) bir limonla ya da yogurtla birlikte yenmeli. Kisinin uyku bozuklugunun oldugunu anlamak için birkaç belirtiye dikkat etmek yeterli. Sabah yorgun uyariyor; unutkanlik, yorgunluk, konsantrasyon bozuklugundan yakiniyor; son zamanlarda daha çabuk sinirleniyor; kolay kilo veremiyorsaniz; tansiyonunuz kolay düzenlenemiyorsa sebep uyku bozuklugu olabilir.
6. Sindirim sisteminizi yoran yiyeceklerden uzak durmak.
7. Asin stresten kaçinmak. Hep stres altindaysaniz, bir ruh hekiminden yardim alin. Stres her tasin altindan çikiyor. Vücudun bir numarali düsmani stres beyne de zarar veriyor. Hücrelerin erken yaslanmasina ve ölmesine sebep oluyor. Bu yüzden çok yogun çalismak, psikolojik travma gibi agir stres dönemlerinde unutkanlik artiyor.

Stresle etkili mücadelede varilan son nokta:
Stresinizi sevin!
Stresi önlemek mümkün degil ama azaltmak mümkün.
Stresten kurtulmanin en etkili yolu B vitaminidir.

Sinirleri güçlendiren sifali bitkiler ve gidalar:
– B vitamini: Sinirlere iyi gelir; findik, et, yesil sebze, patates ve muzda bulunur. Çok sinirli hissettiginizde bir avuç yer fistigi, ceviz yiyin. Sinirleriniz gevser.
– Tabii gidalar: Sarimsak, nane, vanilya, elma gibi tabii besinler de sinirleri güçlendirir.
Elma sirkesi-bal karisimi: Kalbi ve sinirleri güçlendirmek için düzenli elma sirkesi bal karisimi alinmasi tavsiye edilir.
– Akdiken suyu: Bir yudum akdiken suyu yasli kalbi takviye eder. Hiçbir zarar vermeden kalp damarlarindaki kanin rahat dolasimini saglar. ihtiva ettigi yüksek miktarda potasyum zehirlerden arinir, dengeli su kullanimi saglar. Bu durumdan bilhassa kalp kaslari, damarlari ve sinir hücreleri faydalanir.
– Findik: Sinirleri güçlendirir. B vitamini disinda HGH hormonu olusumunu tetikleyen proteinler ihtiva eder.
– Anason: Yatistirici, rahatlatici, spazm çözücüdür. Uykusuzluga etkilidir. Sinirsel mide, bagirsak gazlari, kalp çarpintilarinda kullanilir. Sakinlestiricidir. Bas agrilarini giderir.
– Basalban: Bas dönmelerinde çarpinti, uykusuzluk, migrende önemlidir. Ruhi yorgunluk ve hafiza zayifliginda kullanilir, vücut direncinin artmasina yardim eder. Sinir ve sindirim sistemini uyarir. Kan dolasimini hizlandirir.
– Karabas lavanta: Agri kesici, sinirsel bas agrisini dindirici, yüksek tansiyonu düsürücü etkisi vardir. Yatistiricidir, sinirleri ve kalbi güçlendirir.
– Melissa: Huzursuzluk, sikinti gibi vücuttaki halsizlik belirtilerini tedavi eder. Sinir sisteminden kaynaklanan bas agnlarini giderir. Kasilmalara karsidir, uykusuzlugu giderir, sakinlestirir, migrende etkilidir.
– Serbetçi otu: Rahatlaticidir, uyutucu, nefes açici, sinirsel mide agrilarini giderici, sindirimi kolaylastiricidir. Bedeni güçlendirici bir toniktir. Merkezi sinir sistemi üzerinde uyarici etki yapar.
– Kedi otu: Yatistirici, stres gidericidir. Sinirsel yorgunluk, heyecanlanma, kalp çarpintilari önler. Spazm çözücüdür; ruhi bozukluklar, sinir kökenli bas agrilari, migrende kullanilir.
– Lavanta: Sinirleri yatistiricidir, spazm çözücüdür, depresyonla ve stresle ilgili bas agrilarinda iyilestiricidir. Bitkinlik ve güçsüzlükte merkezi sinir sistemi, dolayisiyla bedeni güçlendirici toniktir. Sinirsel mide-bagirsak gazini alir.
– Feslegen: Uyarici ve spazm çözücüdür. Sinirleri güçlendirici etki yapar. Bedeni güçlendirici tonik etkisi ve yatistirici özellik tasir.
– Bahar: Antibiyotik ve antiseptik özellik tasir. Çarpintilari giderir, teskin edicidir. Solunum, dolasim, idrar yollarinda tedavi edicidir.
– Sögüt kabugu: Agri kesicidir, uykusuzlukta kullanilir. Aspirinin ana maddesidir. Kuvvet verici olup sinirleri yatistirir. Romatizma, mafsal iltihaplarinda kullanilir.
– Kayisi: Sinirleri gevsetir. Bol miktarda A, B, C vitaminleri, protein, seker, madensel tuzlar ihtiva eder. Dünyanin en dogal sakinlestiricisidir. Sinirleri gevsetip rahatlatir.
– Nane: Sinirleri güçlendirici, yatistirici özelligi vardir.
– Magnezyum: Sinir sisteminin, kaslarin gevsemesini saglar. Sakinlesmeye yardimci oldugundan \”antistres minerali\” diye bilinir. Sinirlerin düzenli faaliyetine yardim eder; antialerjik, agri kesici, sinirleri güçlendirici etkisi vardir. Kuru baklagiller, findik, fistik, badem, muz, kakao, patates, bitkisel yaglar, bal kabagi, susam ve maden sulan magnezyum deposudur.
– Kavun: Sinirleri yatistirmada etkilidir. içindeki B vitamini krom ve iyot sinirleri teskin eder. Kisiyi sakinlestirir.
– Sinir sistemini teskin edici: Bergamiye, limon, ogulotu, papatya, lavanta.
– Sinirleri uyanci: Neroli, nane, yasemin, reyhan.
– Sinirleri güçlendirici: Ogulotu, lavanta, biberiye, ardiç, papatya, misk, adaçayi.
SAĞLIK İLE KALIN.

kaynak: Ahmet İdris Ulutaş

Hint Felsefesinin Dört Kuralı…

11951164_10153522773762570_7625243594610677094_n[2]

KURAL 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

KURAL 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

KURAL 3: “İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.”

KURAL 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”

SÜRÜNGEN BEYNİN AÇGÖZLÜLÜĞÜNE DAİR…

12108061_777793152343295_6984393359356780510_n[1]

Fransız Antropolojist G.Clotaire Rapaille, Los Angeles Times’a yazmış olduğu makalede, __ SÜRÜNGEN BEYİN AÇGÖZLÜLÜĞÜ __ne dair
şu noktaları belirtmiş:
“Fazlasına ihtiyaç duyma duygusu sürüngen beyinden gelir.

Sürüngen beyin, mümkün olduğu kadar güçlü olmak kadar,
çok da yemek bulmak ister, çünkü tamamen hayatta kalmaya odaklanmıştır.

Zihin ile sürüngen beyin arasında bir seçim yapılacak olursa
hep sürüngen beyin kazanır.

İçimizdeki kertenkele bizi aşağıya çekiyor.

Doyumsuz iştahımız ile diyabet ve kalp hastalıklarına daha yatkın olduk.

Dağlar kadar borcun altındayız

ve çılgınlar gibi yakıt kullanıyoruz.

Oysa zihnimizin ta derinliklerinde gerçekten sahip olmayı isteyip istemediğimizi bile bilmediğimiz bir mal edinme hırsı var,

üstelik çoğunu kullanmıyoruz bile…”

Görüldüğü gibi,
insanlar her hafta aynı saatte markete gitmek,
aynı günlerde aynı yemekleri yemek
gibi günlük ritüellerini yerine getirirlerken sürüngen beyin hep faaliyette.

İnsan toplumunun sürekli olarak gözü saatte,

her gün aynı şeyleri yapan

fiziksel ve finansal olarak hayatta kalmaya odaklanmış,

hep daha fazlasını kovalayan bir hale getirmiş.

Bütün bunlar sürüngen beynin algılamaları.

İnsanlar televizyon ve sinemayı tutku haline getirmişler.

Ancak tabii ki bunun da tasarlanmış olduğunu biliyoruz.

Araştırmacı Skip Largent şöyle yazıyor:

“Bütün televizyon programları ve sinema filmleri
sürüngen beyinin yansımaları.

Bu nasıl mı oluyor?

Filmler, televizyon ve video oyunları hep rüya gibi,
çünkü öyle sunuluyorlar.

Peki rüya görmek eylemi
başınızın neresinden kaynaklanıyor biliyor musunuz?

Sürüngen beyinde.

Sürüngen beynin dili, görsellik, dolayısıyla da iletişim,

her biri özel anlamları olan görsel sembolik sunuşlar ile gerçekleştiriliyor.”

(David Icke’ın kitaplarından seçmeler)

KAYNAK: HÜLYA REİS FACEBOOK SAYFASI

KARMANIN 10 YASASI:“Karma yasaları aslında cezalandırıcı değil, geliştirici bir yapıya sahiptirler”

moma-rain-room[1]

“Karma yasaları aslında cezalandırıcı değil, geliştirici bir yapıya sahiptirler”

Karma, Newton’un etki-tepki prensibine benzeyen, her hareketin etkisi ve sonucu olduğuna inanan bir öğretidir. Sanskritçe kökenli bu kelime, yapmak, bir fiilde bulunmak anlamına gelir. Bu yasa aslında cezalandırma değil, eğitimdir. Bir insan davranışlarının sonucundan kaçamayabilir, fakat sadece acı çekmek için ortam hazırlar ise Karma o kişiye acı getirecektir.

1. Büyük yasa
Neden-sonuç, etki-tepki yasasıdır.
-Eğer mutluluk, sevgi, barış ve arkadaşlık istiyorsak, o zaman bizzat kendimiz mutlu, sevgi dolu, barışçıl ve arkadaş canlısı olmalıyız.
-Ne ekersek, onu biçeriz.

2. Yaratılış yasası
-Hayat kendiliğinden meydana gelmez, bizim de dahil olmamız gerekir.
-Hem içimizde hem dışımızda, hepimiz evren ile biriz.
-Etrafımızı çevreleyen her şey, bize içimizde ne olduğu hakkında ipucu verir.
-Kendin ol ve etrafını, hayatında olmasını istediğin şeylerle çevrele.

3. Büyüme yasası
-Nereye gidersen git, orada da sen varsın.
-Ruhumuzu geliştirmek için çevremizdekileri ya da bulunduğumuz mekanları değil, kendimizi değiştirmeliyiz.
-Sahip olduğumuz tek şey hayatlarımızdır. Üzerinde kontrol sahibi olduğumuz tek şey de budur.
-Kalbimizde olanı değiştirirsek, hayatımız da buna uyum sağlayacaktır.
-Kalbimizde olanı değiştirirsek, hayatımız da buna uyum sağlayacaktır.

4. Sorumluluk yasası
-Ne zaman hayatımızda bir problem varsa, bizde de bir sorun var demektir.
-Bizi çevreleyen her şeyi yansıtırız, çevremizdeki her şey de bizi yansıtır.
-Hayatımızda olup bitenin sorumluluğunu almamız gerekir.

5. Bağlılık yasası
-Yaptığımız şey bize mantıksız gelse bile, evrende her şey birbirine bağlantılı olduğundan, o işin yapılması önemlidir.
-Her adım, bizi biraz daha ileri götürür.
-İşin tamamlanması için, birinin ilk görevi yapması gerekir.
-Bir işin ilk aşaması da son aşaması da aynı öneme sahiptir. Çünkü hepsi de işin tamamlanması için gereklidir.
-Geçmiş, şu an ve gelecek bağlantılıdır.

6. Odaklanma yasası
-Aynı anda iki şey hakkında düşünemezseniz.
-Bu sebeple eğer odağımız olumlu ruhsal kazanımlarsa, bizim için öfke ve açgözlülük gibi düşük seviye duyguları hissetmek mümkün değildir.
-Ne olduğunu anlayabilmek için geçmişi deşmek ya da gelecek hakkında endişelenmek bizi anı yaşamaktan alıkoyar.

7. Şu an ve burada yasası
-Ne olduğunu anlamak için geçmişi deşmek ya da gelecek hakkında endişelenmek bizi anı yaşamaktan alıkoyar.
-Eski düşünceler, eski alışkanlıklar ve eski hayaller yenilerini edinmemize engel olabilir.

8. Değişim yasası
-Tarih, doğru yola girmek için değiştirilmesi gerekeni anlamadığımız sürece, kendini tekrar eder.

9. Sabır ve ödül yasası
-Bütün ödüller, öncesinde çaba gerektirir.
-Uzun süreli değeri olan bir ödül kazanmak için, sabırlı olmak ve ısrarla çalışmak gerekir.
-Gerçek mutluluk, yapmamız gereken işi yaptığımızda ve ödülün bize kendi zamanında geleceğine inandığımızda elde edilebilir.

10. Önem ve ilham yasası
-Her kişisel katkı, aslında bütüne yapılan bir katkıdır.
-İsteksizce yapılan işlerin bütüne faydası yoktur, hatta zarar bile verebilir.
-Sevgi ile yapılan şeyler hayata canlılık ve ilham kazandırır.

uplifers

kaynak: şamil erkan facebook sayfası

Üç Filtre Testi…

59915_462316333830732_1693564160_n[1]

Bir gün bir tanıdığı ünlü filozofa rastladı ve dedi ki;

“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”

“Bir dakika bekle” diye cevap verdi Sokrat.

“Bana bir şey söylemeden önce seni küçük bir testten geçirmek istiyorum.

Buna ÜÇLÜ FİLTRE TESTİ deniyor.

“Üçlü Filtre ?”

“Doğru” diye devam etti Sokrat.”Benim arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.

Birinci filtre ile başlayalım:     GERÇEKLİK FİLTRESİ Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan                          emin misin?”

“Hayır” dedi adam “Aslında bunu sadece duydum ve…”

“Tamam,” dedi Sokrat “Demek sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim. Bu filtresin adı

İYİLİK FİLTRESİ Arkadaşım hakkında bana söylemek istediğin şey   iyi bir şey mi?

“Hayır, tam tersi…”

“Öyleyse,” diye devam etti Sokrat, “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.

Bu filtrenin adı  İŞE YARARLILIK FİLTRESİ Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey,benim işime yarar mı?

“Doğrusunu söylemek gerekiyorsa hayır, yaramaz”

“İyi” diye yanıt verdi Sokrat, “Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?”

Bu düşünce yapısı, Sokrat’ın iyi bir filozof olmasının   ve büyük itibar görmesinin esas nedeniydi.

Önyargıdan uzak kalabilmek için filozof olmak gerekmediğini dostlarına sıkça tekrarlayan Sokrat’ın bu Üçlü Filtre testini hayatınıza dahil etmeyi deneyin!

HAYATIN BANA 45 DERSİ…

imagesKA3ZE86Q

Plain Dealer, Cleveland, Ohio’lu 90 yaşındaki Regina Brett’in kaleminden:

Bir zamanlar, doğum günümde, “Hayattan aldığım 45 ders” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugüne kadar en çok okunan ve istek alan makalem oldu!

1. Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!!.

2. Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at!

3. Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil

4. Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!

5. Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.

6. Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! . Fikir farklılıklarını kabul et!!.

7. Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır..

8. Tanrıya kızmanda bir mahzur yok! O bunu kaldırabilir! !.

9. İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır..

10. Söz konusu çukulataysa, direnmenin anlamı kalmıyor. .

11. Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!.

12. Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma..

13. Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!

14. Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!.

15. Göz kırpacak kadar bir zamanda herşey değişebilir. Ama merak etme, Tanrı asla göz kırpmaz!!

16. Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.

17. Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at!!

18 Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.

19. Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı!!

20. Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla “hayır” sözcüğünü cevap kabul etme.

21. Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al…. Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!!

22. Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.

23. Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.

24. En önemli seks organı beyindir..

25. Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur! .

26. Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: “Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak??”

27. Daima yaşamı seç.

28. Herkesi, herşeyi affet.

29. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez! .

30. Zaman her imkana sahip.. Zaman tanı!

31. Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir..

32. Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!.

33. Mucizelere inan!!.

34. Tanrı, Tanrı olduğu için seni seviyor. Yoksa yaptıkların ya da yapmadıkların için değil!!

35. Hayatı denetlemeyi bırak!. Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.

36. İki seçeneğin var “Erken ölmek” ya da “yaşlanmak”..

37. Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!.

38. Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır!!.

39. Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler!.

40. Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle birarada görsek, bizimkileri geri toplardık..

41. Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan herşeye sahipsiniz!!

42. Herşeyin en iyisini daha yaşamadın!!.

43. Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!

44. Yol ver!

45. Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir!!.

KAYNAK: SONSUZ ŞİFA

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek ve zayıfların alkışını almak amacıyla yalan söylemekten sakınmak için bana yardım et.

1rengarenk_sekiller_15[1]

Tanrım !

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek ve zayıfların alkışını almak amacıyla yalan söylemekten sakınmak için bana yardım et.

Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma ve eğer bana güçler verirsen muhakeme yeteneğimi çıkarma.

Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğü çıkarma.

Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı çıkarma.

Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.

Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.

Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme.

Nede başarısız olursam olayım, umutsuzluğa düşmeme izin verme.

Daha ziyade, başarısızlığı başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.

Eğer paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak.

Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana .

Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bana bırak.

Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücünü ver bana .

Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.

Tanrım ! Eğer ben seni unutursam sen beni unutma.”

GANDİ

Lao Tzu, öyküsünü su nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

at_60[1]
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’nun zamanInda geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..
 
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
 
“Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep..
 
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..
 
Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
 
“Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın” demişler..
 
İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiginiz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir baslangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”
 
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
 
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
 
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanip özür dilemişler..
 
“Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. şimdi bir at sürün var..”
 
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha baslangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?..”
 
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden saf” diye geçirmişler..
 
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
 
Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
 
“Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler..
 
İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermis. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..”
 
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
 
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
 
“Gene haklı oldugun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şanşmış meğer..”
 
“Siz erken karar vermeye devam edin” demis, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlik olduğunu sadece Allah biliyor.”
 
Lao Tzu, öyküsünü su nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
 
“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
 
——————————————————————
Kendin İçin Birşey Yapmayacaksan ; Kim Yapacak ?
Başkası için bir şey yapmayacaksan ;Varolma’nın Anlamı Ne?
Şimdi Yapmayacaksan ; Ne Zaman ?
kaynak : sonsuz şifa

SÖZ BÜYÜDÜR / SÖZCÜKLERİN ETKİSİ

kavga6V859[1]

Binlerce yıl önce Meksika’nın güneyinde bilginin kadınları ve erkekleri olarak anılan ve kendilerine “Toltek”adını veren kızılderililer yaşardı. Onlar yaşam sanatını uyguluyorlardı. Bilgelik kitaplarında ise; insanın, dünyada cennet gibi bir ortam yaratabilmesi için kendisiyle yapması gereken dört anlaşmadan söz ediyorlardı. Bu anlaşmanın ilki ve en önemlisi “Sözcüklerinizi Özenle Seçin” başlığı taşıyordu.

Çünkü Toltek Kızılderilileri olumsuz sözcüklerin insan yaşamı üzerinde “kara büyü” etkisi yaratabileceğine inanıyorlardı. “Dört Anlaşma” isimli kitabın yazarı Don Miguel Ruiz bu konuyla ilgili olarak şöyle bir anısını anlatıyor:

“Küçük kız annesinin ruh halinden habersiz, kendi dünyasında, kendi rüyasında mutlu ve enerjikti. Kendisini çok iyi hissediyor, neşeyle avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor ve koltukların üzerinde hoplayıp duruyordu. Küçük kızın gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketliliği annesinin baş ağrısını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü kaybetti.

Kızgınlıkla küçük kızına bağırdı.
O çirkin sesini kes. Sus ve otur”.

Gerçekte annesinin o anda herhangi bir sese karşı toleransı sıfırdı. Gerçek, küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Ama küçük kız annesinin sözüne inandı. Ve o anda kendisiyle bir anlaşma yaptı. Küçük kız o andan itibaren bir daha şarkı söylemedi. Çünkü sesinin çirkin olduğuna inanmıştı. Sesiyle insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Okulda da içine kapanık, utangaç bir çocuk haline geldi. Derslerinde bile şarkılara katılmıyordu. Hatta başkalarıyla konuşmakta bile zorlanıyordu. Yaptığı bir anlaşma ile küçük kız için her şey değişmişti.

O artık sevgi ve kabul görmek için duygularını bastırması gerektiğine inanıyordu. Tek bir söz onun hayatını derinden etkiledi. Bu etki onu çok seven biri yani annesi tarafından yapıldı. Farkında bile olmadan. Ruiz “söz” konusunda şöyle bir açıklamada yapıyor:

Söz büyüdür. İnsan sözü kullanma yetisine sahip bir büyücüdür. Sözün gücünü yanlış şekilde kullanarak sürekli kara büyü yaptığımız söylenebilir. Sözün büyü olduğunun farkında bile olmaksızın…”

Dört Anlaşma / Don Miguel Ruiz

BAZI AĞRILARI TETİKLEYEN 10 OLUMSUZ DUYGU…

kürek-kemiği-ve-sırt-ağrısı1[1]
Psycology Today dergisinde yayınlanan bilimsel bir çalışmaya göre, vücudumuzdaki ağrıların fiziksel sebeplerinin yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Buraya kadar normal, çünkü hepimiz stresin bir takım ağrı ve acıları tetiklediğini biliyoruz. Ancak bu çalışmada hangi duyguların hangi bölgeleri etkilediğini de ortaya koymuş. Özellikle fiziksel sebebi saptanamayan kronik ağrıların sebebinin çözülemeyen travmalar olabileceği iddia edilmiş.
 
1. Baş Ağrısı – Stres ve Rahatlayamamak
 
Hepimizin tahmin edebileceği gibi baş ağrısının en önemli sebeplerinden biri gün içerisinde yaşanan stres, bu stresten kaynaklı kasılmalar ve rahatlayamama, düzensiz nefes almak ve beyne giden oksijenin azalması.
 
2. Boyun Ağrısı – Affedememek ve Kin
 
Bu çalışmaya göre kronik boyun ağrısının arkasında insanları affedememek ve kin beslemek yatıyor olabilir. Koy verin gitsin, tatlı canınızdan değerli mi?
 
Herkesi affettim ama ağrım geçmiyor diyorsanız biraz egzersiz işe yarar belki.
 
3. Omuz Ağrısı – Duygusal Yükler ve Suçluluk
 
Omuz ağrısı duygusal bir yükü taşımayı ifade edebiliyormuş. Bu yük bir başkasının size yüklediği yük de olabilir, bir suçluluk duygusu da.
 
4. Sırt Ağrısı – Duygusal Destek ve Sevgi Eksikliği
 
Sırt ağrısı çevrenizden beklediğiniz destek ve sevgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilirmiş. Savaşmayalım, sevelim, sevişelim ama biz yine de oturma ve duruş bozukluklarımızı da gözden geçirelim. (buyrun)
 
5. Bel Ağrısı – Maddi Kaygılar
 
Bel ağrısının sebebi maddi kaygılar ve gelecekle ilgili dünyevi endişeler (ev, iş, para, geçim derdi) olabiliyormuş. Belini doğrultamamak terimi tesadüf olabilir mi?
 
6. El Ağrısı – İletişim Eksikliği ve Kendini İfade Edememek
 
Psikologlar ellerimizin diğer insanlarla olan iletişim araçlarımız olduğunu ifade ediyor, bu sebeple vücut dilimizde en çok ellerimizi kullanıyoruz. Ellerimizde duyduğumuz ağrının kaynağı da iletişim eksikliği, anlatmak isteyip anlatamadıklarımız, kendimizi ifade edemeyişimiz olabilir.
 
Mouse kullanım alışkanlıklarımızı da gözden geçirmekte fayda var. (Karpal Tünel Sendromu)
 
7. Kalça Ağrısı ve Dirsek Ağrısı – Değişime Direnmek
 
Kalçaların ve dirseklerin değişime en çok direnen bölgeler olduğu söyleniyor. Hayatımızda büyük değişiklikler yaşadığımızda, koşa koşa seve seve değiştiğimizi düşündüğümüz zamanlarda bile kalçalarımız ve dirseklerimiz bu değişime direniyor ve düzeni korumak istiyor olabilir, böyle durumlarda ise sinyal veriyorlarmış.
 
8. Diz Ağrısı – Yüksek Ego
 
 
Diz Ağrılarının sebebinin yüksek ego, kibir ve kendini beğenmişlik olduğu düşünülmüş. Biraz tevazu lütfen.
 
Ayrıca yokuş aşağı koşmamaya da özen gösterelim, 65 yaşında emekli olup da gezmek istediğimizde o dizlere çok ihtiyacımız olacak. (Dikkat: Menisküs)
 
9. Bacak Ağrısı – Kıskançlık ve Kendine Güvensizlik
 
Bacak ağrılarının kişinin kendine güvensizliği, yetersizlik duygusu ve kıskançlıkla tetiklendiği düşünülüyor.
 
10. Ayak Ağrıları – Kötümserlik ve Umutsuzluk
 
Vücudun bütün yükünün ayaklarımızda birikmesi gibi, kötümserliğimizin olumsuz etkileri de ayakları etkiliyor, umutsuz başın cezasını ayaklar çekiyor.
* Alıntı

Babaannem derdi ki: Unutma, tohum bildiği toprakta çatlar…

254367504_bb3aad043b[1]

Babaannem derdi ki:

“Varı varlık eden de sensin,
yoku yokluk eden de…
Kamburu dağ, topalı bağ
sîneyi sağ selamet eden de…
Senden gayrı her şey, herkes bir rüya…

Ayağındaki taşa, omzundaki başa
etrafındaki telaşa
sen ne kadar anlam yüklersen
o kadar vardır
bağıra bağıra “varım” dese de güya…

Sev kızım…
Gözlerinin altındaki halkaları,
umuduna sallanan baltaları da sev…
Yüzünün solan rengini
saçının kırılan telini de sev…
“Bugün ben de doğdum” diyen alnındaki çizgiyi
diline yarım yamalak mandallanan ezgiyi de sev…

Mânâ denizinde madde yüzedursun…
Sen nasıl olsa layık olana gülüşünle
kimi zaman bir üfürük
kimi zaman bir tükürük savurursun…
Sevgiyi, bilmeyen topraklarla tanıştır n’olursun…”MERAL DEMİR

S/ÖĞÜT-Babaannem Derdi ki 2 isimli kitabından

İkinci Adam Yayınları

Ölüme Mahkum Edilen Filozof Sokrates’tan 32 Özlü Söz

İdam edilmeden önce karısı Xanthippe Sokrates’e şöyle der: “Ama sen suçsuzsun; suçsuz yere idam ediliyorsun.”

Sokrates de buna karşılık şöyle bir cevap verir: “Be kadın, suçlu olarak idam edilmemi mi yeğlerdin?”

1. Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan, işe önce kendisinden başlamalıdır.

Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan, işe önce kendisinden başlamalıdır.

2. Kendin pahasına olduktan sonra tüm dünyayı kazansan eline ne geçer?

3. Kendini bulmak istiyorsan, kendin için düşün.

4. Hayret etmek bir filozofun hissidir ve felsefe hayret etmekle başlar.

5. Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.

6. En faziletli insan, rûhen yükselmeye çalışan, en mutlu insan da yükseldiğini duyandır.

7. Cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir.

8. İnsanlar her zaman her yerde acıkmışlardır ama her zaman her yerde erdemli olmamışlardır.

9. Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.

10. Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın.

11. Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.

12. En derin arzular genellikle en ölümcül nefretlere sebep olur.

13. Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız , yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.

14. Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.

15. Sadece bir iyi vardır, bilgi; ve sadece bir kötü vardır, cehalet.

16. Öğrenmek, eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden hatırlamaktan başka bir şey değildir.

17. Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.

18. Eğer istediğin olmazsa acı çekersin, eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin, hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir. Değişimden özgür olmak ister. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür. Fakat değişim hayatın kanunudur ne kadar direnden de bu gerçeği değiştiremezsin.

19. Eğitim, kıvılcımla ateş yakmaktır, boş bir kabı doldurmak değildir.

20. Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.

21. Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.

22. Ölüm insanlara verilmiş nimetlerin en büyüğü olabilir.

23. Değersiz insanlar sadece yemek ve içmek için yaşarlar, değerli insanlar ise sadece yaşamak için yer ve içerler.

24. Sorgulanmamış bir hayat süren insanların hayatı, kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir. Onların denetimi dışarıdan gelmektedir.

25. Ne kadar az şey istiyorsan, o kadar Tanrı’ya yakınsın!

26. Bilgelik hayret etmekle başlar.

27. Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha acıdır.

28. Kainatta tesadüfe, tesadüf edilmez.

29. Hayattan uzaklaştığımız ölçüde gerçeğe yaklaşırız.

30. Kendini bil.

31. İnsan bildiğini öğrenir.

32. Umut her daim vardır.

kaynak: onedio