“Yalnız sekiz dakikan var…”

27890_10151134991193302_1078650605_n[1]

 

Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bi…r ses duyar:

“İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma! Ayrıca:
Sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
al… Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma…”
diyor, durmadan ikaz ediyordu.

Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce
şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:

“Yalnız sekiz dakikan var…”

Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
kapanır… Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş olduğunun farkına varır, ama
iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak fayda vermez.
Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.
Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:

“Sakın en mühim şeyi unutma!” der gibidir.

Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: “Ebedi hayatı kazanmak…”tır.
Kaybedilme ve riske sokamayacağımız şeyler:
Manevi değerler, doğru inanç, doğru arkadaş, doğru çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır.
Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz…

Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazilik/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet…

Alıntı

FARKINDALIKLI GÜNLER DİLERİM. SEVGİLER…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

09.09.2016 Eskinin BitipYeninin Başladığı Dönemin Mesajcısı…

76f00ecc095f92751

 

 

Nümeroloji meraklıları için bugün önemli bir gün. 9.9.2016 tarihinin kendi içindeki pin kodu 999999999 yani tam olarak dokuz adet dokuzdan oluşan bir enerjiye işaret ediyor. Nümerolojide bir günün enerjisinin bize yaptığı açıyı görmek için kişinin kendi pin koduyla o günün pin kodunu toplaması gerekir. Bu tarihte günün pin kodu herkese kendi pin kodunu ayna olarak yansıtıyor. Yani kendi sayınınzla günü topladığınızda gene kendi sayınıza varıyorsunuz. Nümerolojide dokuz sayısı bir döngünün kapanışı ve yeni bir karmanın başlangıcına işaret eder. Yarın için size bilgelik getireceğini düşündüğünüz bir faliyetle meşgul olmanızı tavsiye ederim. Meditasyon ibadet tövbe ve ilham kapıları sonuna dek açılacaktır. Yukarısının size mesajlarını dinlemek ve iç benliğinizle sohbet için harika bir enerji alanı açılıyor. Bu fırsatı kaçırmayın. Dokuzuncu çakra meziyetlerini aşağıdan okuyabilirsiniz:

9. Nolu Tipoloji: SANATÇI
Bütün dünyaya hizmet etmeyi ister. Bilgi ve deneyiminin tümünü aktarmak ister. Yaşamda bulunan yüceliğin aktarıcısıdır. Yüce Aşıktır. Elinde hiçbir şey kalmayacağını düşünmeksizin vermek ister. Destek aldığı kaynağa sonuna kadar güvenir. Evrensel kardeştir; sempatik, anlayışlı, hizmet eden. Erdem, gerçeklik, geniş fikirlilik ve görüş açıklığına sahiptir. Kişisel sevgi de ister ancak Evrensel sevgiye aittir. Duyguları ve kişisel çözümlemeleri nedeniyle sıkıntı çeker. Herkes için çekiciliği vardır ve herkes tarafından sevilir. Hayatını insanlığa adamaya hazırdır. Büyük bir sanatkârdır ve mesajının bütün dünyaya faydalı olmasını ister. Kendini, yeteneklerini ve duygularını “ tanıtmak ister”. Kesin olmalıdır, denge ve duygusal kontrolünü geliştirmesi gerekmektedir.
Yapıcı potansiyeller: Evrensel sevgi, kardeşlik, yardımseverlik, tutku, yüce adalet, artistik deha, kendine hizmet, insancıllık, çekicilik, sempati, anlayış, romantizm, cömertlik, geniş görüşlülük.
Olumsuz potansiyeller: Duygusallık, aşk eğilimi, benmerkezci olma, aşırı duygusallık, dağınık güçlere sahip olma, kabalık, döneklik, amaçsız hayal kurma.

9) Bütünlük ve Bilgelik:
Hayat amacı olarak dokuzuncu çarka üzerinde çalışan bireyler ruh, zihin ve beden bütünlüğünü sağlayıp, sezgiye dayalı bilgelikleriyle başkalarına ilham olacak örnek bir yaşamı ortaya koymak üzere buradadırlar. Tanrısal ilhamların elçisi olan bu varlıklar deniz feneri misali yolunu kaybetmişlere ışık tutarak, özü sözü bir olan duruş sergilemeye gelmişlerdir. Doğuştan getirdikleri karizmalarıyla spritüel yasaların şubesini açmışçasına, evrenin fondaki yücelten yayınını kalplerinde hissederler.
Dokuzuncu çakra, ilk sekiz çakrada ne olup bittiğinin büyük sentezinin yapılacağı aşama olduğundan duyguların düşüncelerin ve sezgilerin harmanlandığı yerdir. Eğer harflerden destek alamıyor ve bu çakrayı sıfırdan açıyorlarsa aşırı duygusallık, çocuksuluk, saflık, vericilik ve affedicilikten muzdarip olacaklardır. Pozitifte olduklarında bilgi ve deneyiminin tümünü aktarma çabasıyla bütün dünyaya hizmet ederek, yaşamdaki yüceltici unsurların sözcüsü olarak destek aldıkları evrensel kaynaklara derin bir itimat beslerler ve ellerinde bir şey kalıp kalmayacağını düşünmeksizin paylaşırlar. Spritüel bir geleneğe bağlandıklarında ve ruhsal bir yola girdiklerinde neredeyse evrensel yasaların bedenlenmiş hali olarak tanrının iş gören eli ayağı konumuna yükselirler. Geniş ve çekici auraları sayesinde topluluklara hitap edip onları yönlendirirler. Negatife düştüklerinde ise beslenmek için ihtiyaç duydukları sevgiyi evrenden almak yerine, tek tek insanlardan toplamaya çalışıp herkese kendini beğendirmeye çalışırlar. Duygusal denge ve kontrollerini kaybedip duygusallık sarkacında bir uçtan diğer uca savrularak enerjilerini sebil gibi dağıtırlar. Kasıtlı olarak karıncayı dahi incitemeyecek kadar duyarlı olan bu varlıklar kötülük karşısında mücadele etmektense küserek kaçıp gitmeyi yeğlerler. Toplumun hangi katmanında iş görürlerse görsünler doğal bir rehberlik ve kanaat önderliği kapasiteleri vardır.
Medyumluk kapasitelerinin yüksek oluşundan dolayı sanatsal ilhamlara liyakatleri vardır. Bu da onları bedensiz varlıkların obsesyonuna açık ve savunmasız bir konuma düşürür. İlahi iradenin ve kadiri mutlağın niyetlerinin elçileri olmaları gerekirken hayal kırıklıkları ve duygusal travmaları nedeniyle, sanatçının ilahi özle temas kuramadığı durumlardaki kendi özüne eziyet etme güdüsüyle, kolaylıkla alkolizm ve uyuşturucu batağına saplanabilirler. Mistik akımların fanatik bireylerini ve sahte guruların kurbanlarını oluştururlar. Kendi uyanışlarını tamamlayıp başkalarının uyanışlarına da yardım ederek fareli köyün kavalcısı misali liderlik etmelidirler.
Şifanın ustası olan bu varlıklar, şifaya kanal olmayı reddederlerse ciddi hastalıklara yakalanarak şifaya muhtaç hale gelirler. Derin suçluluk duyma kapasitelerinden dolayı kendilerinden başlayarak yargılamayı bırakıp, düşüncelerini yavaşlatmalıdırlar. Meditasyon sanatında uzmanlaşarak önce bedensel farkındalığı, onun üzerine yükselen zihinsel farkındalığı, ve son olarak ta duygu farkındalığını inşa etmeleri gerekir. Duygu ve düşüncelerimizin beynimizden kaynaklanmadığını, şuurumuzun sadece bir radyo alıcısı gibi iş gördüğünü idrak edip, gözlemci konumunda kalmayı öğrenmelidirler. Şuurumuzu gökyüzüne benzetirsek duygu ve düşüncelerimizi de bulutlar gibi ele alabiliriz. Dikkat edersek her duygu ve düşüncenin arasında bir boşluk olduğunu kavrarız. Eğer bulutlara objektif bir şekilde sanki bize ait değillermişçesine enerji vermeden ve çağrışım yapmadan, kişisel bir bağ kurmadan gözlemlemeyi başarırsak bu boşluk büyüyecektir. Bu boşluk oluşmazsa ise benlikleri çökerek enkaz haline gelecektir, oluşursa bizi yücelten unsurlara kanallık yapabilirler. Derinlerine yerleşmiş olan reddedilme korkularını ancak bu yolla sakinleştirebilirler. Onları çabuk heyecanlanan, zihninin hızına yetişmek istercesine arkasından atlı koşturur gibi konuşmalarından tanıyabiliriz. Eğer pin kodlarında dokuz takviyesi yoğunsa her hangi bir sanat dalında kariyer yapabilmeleri için erken yaşta uygun eğitimi almaları gerekir. Popüler kültürdeki çocuklara hitabeden ve sanatçıların hayat hikayelerini konu alan tüm eserler onların vazgeçilmez keyif kaynağıdır.

Dokuzuncu Şakra:
Dokuzuncu şakra evrendeki şifa boyutunu oluşturur. Dokuzuncu şakranın işlevi ilk sekiz şakranın sentezinin yapılarak bütünlük, bilgelik ve ilhamın aktarılmasıdır. Dokuz insanları saf, masum, güvenmeye yatkın ve çocuksu doğalarıyla sanatçı niteliklerini barındırırlar. Dünyasal konularda kandırılmaya ve yanlış yönlendirilmeye müsait iyi niyetleri çoktur. Aldatıldıklarında bile affederler ve kin tutmayı beceremezler. Bu şakra duygu ve arzu bedenimiz olan astral bedene bağlı olduğundan, bu varlıklar duygularının ve ilhamlarının yönlendirmelerine göre hissettikleri şekilde yaşarlar. Sezgilerinin rehberliğini dinlemedikleri durumlarda zor yoldan acı çekerek öğrenirler. Çağrışım süreçleri çok hızlı işlediğinden, her hangi bir durumla karşılaştıklarında meselenin kökenine hızla inebilme yetenekleri bulunur. Konuşma hızları zihinlerinin hızına yetişemediğinden arkalarından atlı kovalıyormuşçasına heyecanlı ve kelimeleri karıştırarak konuşurlar, biran önce gelen ilhamın hepsini aktarmak istemektedirler.
Paylaşma güdüleri çok baskındır, ellerinde avuçlarında ne varsa paylaşmadan duramazlar, destek aldıkları kaynağa yani ruhsal planlara derin bir güven duyarlar. Duygularını direkt olarak düşünmeden ifade ederler, duygusal oyunlar oynayamazlar, taktik ve strateji geliştirerek hareket edemezler.
Hayattaki bütün derslerini karşı cinsle ilişkiden alırlar, aynı anda birkaç insanı sevebilme kapasiteleri vardır. Aşık oluşları ve aşk acısı çekişleri dillere destandır, bu dönemlerde gözleri başka hiçbir şeyi göremez hale gelir. Derinlerine yerleşmiş bir reddedilme korkularından dolayı girdikleri her ortamda sevilme, kabul görme ve onaylanma ihtiyacı hissederler. Herkes onları bağrına basıp birlikte oyun oynamak zorundaymışçasına başkalarına yaranmaya çalışırlar. Kasıtlı olarak karıncayı bile incitemeyecek bir duyarlılıkları vardır, kötülük karşısında küserek ortamdan uzaklaşmakla yetinirler.
Önceden hazırlık yapmadan hitabet yetenekleri vardır, kanal olma kapasiteleri yüzünden birçok enerji, planlar tarafından onlar üzerinden diğer insanlara aktarılır. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında bir ile sekiz arasındaki şakralardan birisinin vereceği tepkiyi verebildiklerinden, tepkileri öngörülemez bu da onların dengesizmiş gibi görünmelerine sebep olur.
Ruh, zihin ve beden bütünlüğünün sağlanması sonucunda kendiliğinden oluşacak olan şifanın ustasıdırlar, bu yüzden geri tesirli bedensiz varlıklar tarafından obsede edilmeye açıktırlar. Girdikleri ortamların enerjisini anında absorbe ederek geri yansıtabilme yetenekleri bulunur. Sanatın her dalında usta bir sanatçı, öğretmen, reformcu, yazar ve buna benzer insanlara yardımcı olmanın ön planda olduğu her meslek dalında başarılı olurlar. Evrensel sevginin ve kardeşliğin elçisidirler, geniş görüşlü ve bilge olmak için buradadırlar.
Dağınık zihinlerini ilhamlarının yönlendirdiği konularda yoğunlaşarak toparladıklarında, toplumsal vicdanın sözcüsü olabilirler. Meditasyon onlar için bir lüks ya da keyfi bir unsurdan daha çok acil durum eylem planı olarak her sıkıştıklarında başvurulacak en hayati kurtarıcılarıdır. Ancak meditasyon yoluyla bütün dünyaya hizmet edebilir ve yaşamdaki yüceltici unsurların aktarıcısı olabilirler. Aksi takdirde duygusal çalkantılar içerisinde kaybolup bağımlılıkların pençesine düşerler.
Dokuz rakamı 1. hanede dünyaya bakarken takılan çocuksu, saf gözlükle bütün hayatın oyun alanı gibi algılandığını, 2. hanede cıvıl cıvıl şakıyan ses tonu aracılığıyla neşeli, oyuncu ve iyiliksever biri olarak algılanışı, 3. hanede hayatın büyük tiyatro sahnesi oyununda, genel karma gidişatına dahil olma açısının iyimser bir hayal gücüyle tanımlanan ilhamlara açık bir ego tasarımını, 4. hanede somut fiziksel boyuttaki sorunları çözme stratejisinde merhamet, hümanizm, insanlık sevgisiyle ayrım yapmadan hizmet etmenin geliştirilmesine duyulan ihtiyacı, 5. hanede karmik dönüşümün tamamlanması için önceki hayatlarda reddedilmiş olan başkalarının duygusal tepkilerini anlayışla karşılamaya yönelik borcun ödenmesi gerektiğini, dolayısıyla ilişkilerde acı çekme olasılığını, 6. hanede korku ve endişelerden uzaklaşma ve sevgide temellenmenin ancak eğlenceli, olayları hafife alan oyuncul bir tavırla sağlanabileceğini, 7. hanede maneviyat yolunda ilerlerken sezgilere güvenme dersinin öğrenildiğini, 8. hanede güç verildiğinde bolluk ve bereketin bütünün hayrına olacak şekilde dağıtılacağını, 9. hanede medyum olarak şifaya kanallaşmayı gösterir.

Kaynak: Rafet Gökhan Ayyüce

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NLP’de Özel Bir Teknik: Çapalama

nlp-teknikleri_646x3401

 

Oldukça sinirli bir anınızda, yanınızdan geçen bir arabadan geçmiş zamanda kendinizi mutlu hissettiğiniz bir anda çalan, o şarkıyı duydunuz. Evet o şarkı size eski mutlu bir gününüzü hatırlattı. O mutlu anı hatırladıkça sakinleştiniz… NLP’de buna çapalama denir. İşte çapalama yöntemi ve nasıl yapıldığı hakkında bilgiler…

NLP’de Özel Bir Teknik: Çapalama

İstanbul’da akşam saat 18.00 da işten çıktınız ve aracınızla trafiğe yakalandınız. Hava inanılmaz sıcak, siz yorgunsunuz, mideniz açlıktan gurulduyor. Tampon tampona trafikte stres altındayken radyoyu açtınız ve bir şarkı çaldı. Geçen sene eşinizle gittiğiniz tatilde kumsalda keyif yaparken dinlediğiniz o mükemmel şarkı. Bir anda bütün ruh haliniz değişti, trafikteki stresiniz yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. İşte bu çapalama mucizesi!

Bugün günlük yaşamınızda kullanabileceğiniz, size ve sevdiklerinize çok faydası olacağını düşündüğüm basit bir NLP tekniğini anlatmak istiyorum. Tekniğimizin ismi “Çapalama.” Konu hakkında bilgi vermeden önce NLP nedir ve nasıl işler kısaca değinelim.

NLP nedir?

“NLP” İngilizce ismiyle “Neuro Linguistic Programming” Türkçe karşılığı ile “Algısal Davranış Kontrolü.” ya da “Sinir Dili Programlaması.” Terim içeren ifadeler kullanıldığında konu bir doktora programını anımsatsa da aslında “NLP” ve barındırdığı teknikler oldukça basit. Çoğu zaman farkında olmadan kullandığımızı bile söyleyebilirim. NLP insanların daha iyi olabilmesi üzerine tasarlanan bir yöntemler bütünüdür. 70’li yıllardan başlayarak üzerinde çeşitli deneyler yapılarak günümüze kadar gelmiştir. Bizim bugün bahsedeceğimiz “Çapalama Yöntemi” ise NLP uygulamaları arasında en popüler olanlarından biridir.

Çapalama Yöntemi

Çapalar bizi olumlu ya da olumsuz ruh hallerine sokabilecek bağlantıları ya da hatıraları ateşler. Görme, duyma, dokunma, koklama ve tat alma olarak beş duyu organımızı kullanırız. Dünyayı algılamamızı sağlayan bu duyularımız aynı zamanda bilinçaltımıza olayları ve durumları kaydeder. Örneğin makasla el işi kesimleri yapan bir çocuk yanlışlıkla parmağını keser ve hastanede parmağına dikiş atılırsa, bu çocuk görme ve dokunma duyularıyla hissettiklerini bilinçaltında “makas tehlikeli bir alettir” şeklinde kodlayabilir. Bu kaza olmadan önceki süreçte makas hakkında olumsuz bir düşünceye sahip olmayan çocuk, kaza sonrasına makastan korkan, sevdiği el işlerini yapmaya çekinen bir ruh haline bürünebilir. Böyle bir durumda çocuk ne zaman makas görse kazayı hatırlayacak ve makası eline almaktan çekinecektir. Bu bir çapalama örneğidir. Yaşanan kaza sonucunda çocuk makas hakkında olumsuz bir düşünceye girmiştir. Obje olarak makas, çocuk ne zaman görse onda görsel bir alarmı tetikleyecek, belki de parmağında bir ağrı hissi bile uyandıracaktır. Algılar bireyin bilinçaltındaki olumlu ya da olumsuz kayıtları açığa çıkartabilir. Bu çocuğun makasa karşı olan korkusunu engellemek için başka bir duruma çapalama yapılabilir. Mesela çocuğun çok mutlu olarak yaptığı daha önceki el işi çalışmalarından birini ona gösterip, bu kesimi yaparken neler hissettiğini, nasıl iyi duygular içerinde olduğunu düşünmesini sağlayıp yeniden makas hakkında olumlu kodlar bilinçaltına kaydedilebilir. Başka bir örnekle çocuğun ileri vadede mesleki yönden terziliğe ya da berberliğe ilgi duyması makasla arasındaki olumsuz tohumları otomatikman değiştirecek yerine yenilerini ekecektir.

Çapalama Nasıl Yapılır?

İstanbul’da akşam saat 18.00 da işten çıktınız ve aracınızla trafiğe yakalandınız. Hava inanılmaz sıcak, siz yorgunsunuz, mideniz açlıktan gurulduyor. Tampon tampona trafikte stres altındayken radyoyu açtınız ve bir şarkı çaldı. Geçen sene eşinizle gittiğiniz tatilde kumsalda keyif yaparken dinlediğiniz o mükemmel şarkı. Bir anda bütün ruh haliniz değişti, trafikteki stresiniz yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. İşte bu çapalama mucizesi! Çapalar beş duyu organımızla algılanabildiği gibi zihnimizde de oluşturulabilir. Örneğin duyusal bir olay zihnimizde bir anda canlanabilir ve bu iyi ya da kötü bir duyguyu uyandırabilir. Kahve kokusu, kavga eden bir çift, aradığınız bir kişinin cep telefonunu açmaması gibi. Çapalar gün içerisinde kendiliğinden gelişebildiği gibi bilinçli olarak da programlanabilir. Bilinçli programlamaya örnek vermek gerekirse, ben çocukken dedem puding yapılan tencerenin dibini kaşıkla sıyırıp yemeyi çok severdi. Evde her puding yapıldığında tencerenin dibini benimle birlikte kazıyıp yerdi. O zamanlar bana “ne zaman puding yapılan tencerenin dibini kazırsan beni hatırla” demişti. Çok severek yaptığım bu çocukça eylem bende bir çapalamaya sebep olmuştur.

Basit Bir Çapalama Egzersizi

Şimdi hep birlikte bir çapalama egzersizi yapalım. Öncelikle sakin bir yere geçin. Hatta isterseniz mum, tütsü vb. yakabilirsiniz. Bilgisayarınızdan veya telefonunuzdan sizi sakinleştirici bazı müzikler açabilirsiniz. Youtube sitesinde arama çubuğuna “relax music” yazmanız yeterli olabilir. Rahat ettiğiniz bir pozisyonda oturun ve burnunuzdan derin derin birkaç nefes alın verin. Zihninizi boşaltmaya ve vücudunuzu gevşetmeye çalışın.
Belli bir sakinliği yakaladığınızda sizi çok mutlu eden, enerjinizi yükselten bir anı hatırlamaya çalışın.

Bu bir başarı olabilir, tatil olabilir, sizi kahkahalara boğan bir an olabilir, romantik bir akşam yemeği olabilir. Zihninizde canlandırdığınız bu anı iyice irdeleyin. Neler görüyorsunuz? Sesleri anımsayın. Koku algılayabildiniz mi? Tam anlamıyla size coşku ve mutluluk veren bu anı zihninizde yaşamaya başladığınızda başparmağınızı ve işaret parmağınızı birbirine dokundurun. Başka bir şeyde yapabilirsiniz bu kural değil. Mesela sol elinizle sağ elinizin serçe parmağını sıkabilirsiniz. Yeter ki yapacağınız bu eylem benzersiz olsun. Şimdi başka bir şey düşünerek bu anı bozmaya çalışın.

Mesela telefonunuzla ilgilenin müziği değiştirin vb. Tekrar sol elinizle sağ elinizin serçe parmağını sıkın. Mutlu olduğunuz coşkulu olduğunuz o ruh halini yeniden hissedeceksiniz. Eğer olmadıysa bir daha deneyin. Artık ilacımız hazır. Kendinizi çok kötü hissettiğiniz bir anda daha önceden hazırladığınız çapayı yapmanız (serçe parmağı sıkmak vb.) sizi kendinizi çok iyi hissettiğiniz bir ruh haline geri getirecektir. Bunu sık sık yaptığınızda (her moraliniz bozulduğunda) artık bilinçaltınız çapalamayı kabul edecektir. Bundan sonra yapmanız gereken şey gün içerisinde sizi mutlu eden ve mutsuz eden çapaları takip etmek.

Gecenin bir saatinde çalan telefon huzurunuzu bozuyor mu? Acaba bu neyin çapası? Börek yerken kendinizi kötü mü hissediyorsunuz? Daha önce börekle ilişkilendirdiğiniz bir şey olabilir mi? Ağlayan çocuk sesini neden sevmiyorsunuz? Yıllar önce çocuğunuz ağlarken eşinizle kavga mı ettiniz yoksa? Bunlar ve benzeri durumları çapalama yöntemiyle değiştirmek mümkündür.

Kaynak: spritüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek

landscape-1071406_960_7201
Yeni bir günün telaşıyla hareketlenmiş sokaklardan birinde, büzüldüğü kaldırımın köşesinde, mışıl mışıl uyumaktaymış adam. Bu manzarayı görenler, farklı yargılara varmışlar.
“Bütün gece kumar oynayıp, yorgunluktan sızıp kalmış olmalı. Kumarbazlar böyledir işte,” diye düşünmüş birisi. Diğeriyse, “Zavallı, çok hasta herhalde. Onu uyandırmamalı. Kendine geldiğinde evine gider nasılsa,” demiş ve yoluna devam etmiş. “Şu hale bak!” diye söylenmiş ötekisi, “Pis sokak serserisi, insan müsvettesi! Bedava içki buldun; içip körkütük sarhoş oldun. Şimdi de yolumuzu tıkıyorsun.” Son şahıs ise, saygıyla adamın önünde eğilerek şöyle demiş: “Bir ermiş için Tanrı’dan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. Şu anda kim bilir hangi boyutlarda dolaşıyor. Onu rahatsız etmemeli.” Metafizikçilerin önemini anlatmakla bitiremedikleri evrensel bir yasayı işliyor bu Hint hikayesi. İçimizdeki bir şeyleri daimi olarak dışarıya projekte ettiğimizi; yaşamın ekranında ancak kendimizde varolanları görüp, algılayabileceğimizi vurguluyor, “Yansıtma Yasası”.

“Bütün dünya kendi projeksiyonlarımızdan başka bir şey değildir,” diye izah ediyor Swami Satchidananda, “Temeliyse, düşüncelerinize ve zihni tavırlarınıza dayanır. Eğer zihninizde cehennem varsa, hiçbir yerde cenneti göremezsiniz. Eğer zihninizde cennet varsa, cehennem bile sizin için cennet olacaktır.”

Kendi içindeki kızgınlığı, saldırganlığı, kabalığı sahiplenmeyenlernereye giderlerse gitsinler, dünyanın agresif ve nezaketsiz insanlarla dolu olduğunu söyleyeceklerdir. Ağzımızdan bilinçsizce çıkanları, kulağımız farkındalıkla duyduğunda; başkalarına atfettiğimiz duygu ve düşünceler kendimizi sevmemiz ve yaşadıklarımıza müteşekkir kalmamız için eşsiz birer fırsata dönüşecektir..
Gerçeğe ulaşmak istiyorsak eğer, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanları dikkatle inceleyerek, onlar için sarf ettiğimiz sözlerin ne anlama geldiğini irdelememiz gerekiyor. Öz güvenle ilgili bir probleminiz varsa mesela, zaman zaman yaptığınız çıkışlarda, karşınızdakini “akılsız ve aptal olmakla” suçlayarak rahatlamaya yeltenirsiniz. Egonuzu aşmakta zorlanıyorsanız, başkalarında şahit olduğunuz ego sizi tedirgin ederek, çözüm bulmayı bekleyecektir.

Çalışma mekanizmasını ancak deneyerek kavrayabileceğimiz bu yasanın çok enteresan bir başka yönü de var. Başkalarına verdiğimiz nasihatleri genellikle kendimiz duymak ve ikna olmak için söyleriz. Dolayısıyla yol gösterip, nasihat verdiğinizde, kullandığınız kelimelere, kurduğunuz cümlelere dikkat edin. Onların mutlaka bir şekilde geçerli olduğunu; en iyiyi, en doğruyu seçip yaşayabilmeniz için ipucu verdiklerini fark edeceksiniz. Söylediklerinizi dinlerseniz, içinizde keşfedeceğiniz derinlik, dinginlik ve irfan, kendinize duyduğunuz güvenin, saygı ve sevginin artmasını sağlayacaktır.

Şahsımıza yöneltilen eleştirilerden, kendimizi geliştirmek, güçlendirmek adına payımıza düşeni kabullenirken, sözlerin gerisindeki manayı deşifre ederek karşımızdakini daha iyi anlama olanağını elde ederiz. Duyduklarınız sizi yüreğinizden vurduğunda, saldırıya veya savunmaya kalkışmadan, durup düşünün. Çünkü o, acıyan bir yaranın sözlere, hareketlere dökülerek, çare bulma arayışıdır.

Problemlerinizi halledip, yaralarınızı iyileştirdiğinizde, önceleri gösterdiğiniz aşırı reaksiyonlar gittikçe dinecek ve sizi daha nötr bir davranış tarzına yöneltecektir. Genellikle sizi üzen, sinirlendiren, tedirgin eden bir tavır veya söz karşısında artık hiç etkilenmediğinizi, tepki bile göstermediğinizi fark ettiğiniz an, bilin ki konu kapanmıştır.

* Işık Menderes – Radikal Gazetesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor

1781882_480011208788159_59601776_n1

“Kalbimizle düşünmek fikri artık sadece bir metafor değil, aslında, çok gerçek bir olgudur. Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor” Guru Joseph Pearce

Sekiz asır evvel Mevlânâ’nın “Bu beden ülkesinin padişahı akıl değil kalptir” ifadesi ile yakın zamanlardaki Nörokardioloji biliminin kalbin duyusal ve “bilgi“yi alıp, işleyen çok gelişmiş bir organ ve bir merkez olduğunu göstermesi ne kadar da örtüşmektedir

Dr. Armour ve Dr. Ardell, kalpte merkezi sinir sisteminden bağımsız, öğrenme, bilgi işleme, hatırlamaa ve anlama gibi işlevlerle donatılmış küçük bir beyin gibi olan bir nöron ağını bulmalarını takiben bu konuda ilk keşfedilen kalbin natriüretik faktör denilen bir hormon salgılamasıdır.

Kalbin kulakçık kasları tarafından yapılan ve salgılanan bu hormon; kan hacminin ayarlanmasında, idrar söktürücü, damar genişletici ve kan basıncının düşürülmesinde önemli rol oynamaktadır.

Nörobilimciler, kalpte sadece 40.000 sinir hücresi (nöron) olduğunu ve kalbin bağımsız bir sinir sistemine sahip olmasından dolayı kalbi “kalpteki beyin” diye adlandırıldığını belirtmekteler.

Kalpteki bu nöron hücreleri hem beyinle iletişim kuruyor hem de kalbin faaliyetlerini düzenliyordu. Böylece kalpten beyne ve beyinden kalbe bilgi akışı gerçekleşiyordu.

Araştırmalar, kalpten beyne gönderilen bilgi miktarının, beyinden kalbe gönderilenden daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

—————————————————————————————

Kalbin, beyinle 4 farklı yol üzerinden iletişim kurduğu ortaya konuldu;

1) Sinirler (nörolojik yol)

2) Hormonlar ve nörotransmitterler (biyokimyevi yol)

3) Kan basıncının oluşturduğu nabız dalgaları (biyofıziksel yol),

4) Elektromanyetik alanların karşılıklı etkileşimi (ego/nefs hareketi)

—————————————————————————————

Kalpte üretilen biyoelektromanyetik sahalar, insan kalbinden yaklaşık 50-70 cm mesafeden SQUID (Süper İletken Kuantum İnterference Cihazı) tabanlı magnetometreler ile ölçülebilmektedir.

(Hatta kalbin elektromanyetik gücünün beynin elektromanyetik gücünden 5000 kat daha fazla olduğu ifade edildiği artık sıradan bir bilgidir)

Dolayısıyla kalpten yayılan bu çok güçlü elektromanyetik yayılım dokular tarafından emilerek kolayca yok edilemez ve kalbin ritmik aktivitesi ile üretilen kan basıncı, ses basıncı ve elektromanyetik dalgalardaki değişiklikler, vücuttaki her organ ve hücre tarafından algılanmaktadır.

Kalpte oluşturulan bu elektromanyetik enerji, sadece bedenin her tarafına iletilmekle kalmaz, aynı zamanda o enerjinin yayılma sahası içinde bulunan kişiler tarafından da hissedilebilir

(Rusya ve Orta Asya ülkelerinde bu elektromanyetik enerji “aura” olarak bilinir ve Kirlian fotoğrafçılığı tekniğiyle açıkça gösterilebilmektedir).

Bütün bu tespitler, kalp pompalaması yanında, kalbe bedenin tamamında tesirli eş-zamanlılığı (uyum ve ritm bütünlüğünü) tanzim edici sinyal merkezi olarak da vazife verildiğini göstermektedir.

Her bir kalb atışı sadece kanı pompalamakla kalmaz; aynı zamanda bütün vücuda kan basıncıyla, nörolojik, hormonal ve elektromanyetik yollarla bilgi gönderir ve ondan aynı yollarla bilgi alır.

Kalbin içindeki sinir sistemi ya da “kalp beyni”, beynin serebral kortexinden bağımsız öğrenme, hatırlama, işlevsel kararlar alabilme fonksiyonlarına sahiptir.

Beyin ile bağlantılı çalışan kalb, beyne hangi endorfini ve hormonları salgılaması gerektiğini bildiren organdır.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor. Bütün bilgileri dağıtan organ kalbimizdir.

Bunun da ötesinde, pek çok deney göstermektedir ki;

Kalp üst beyin merkezlerini (algı, idrak, duygusal işlem) etkilemek için beyne sürekli olarak sinyaller yollar.

Kalbin beyin ve vücud ile kurduğu yoğun nöral iletişimine ek olarak, kalp elektromanyetik etkileşim vasıtasıyla beyinle ve beyin vasıtasıyla da tüm vücud ile bilgi aktarımı, iletişimi içerisindedir.

Araştırmaların devamında bütün bilgilerin duygular aracılığıyla iletildiği bulunuyor. Duygularımız, beynimizin ve diğer organlarımızın o an neye ihtiyacı olduğunu biliyor.

Bununla da kalmayıp elektromanyetik alanının, sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığı, buna kanaat ve düşüncelerimizi de eklememiz gerektiği bu araştırmaların devamında anlaşıldı.

Kalbimiz düşünce ve duygularımızı elektromanyetik alan oluşturan bir tür aracı olarak hizmet eder.

Vücudumuzla sınırlı kalmayan bu manyetik alan bizi kuşatır ve her şeyle iletişim halindedir. İnançlarımız kalbimizin yaydığı bu enerji ile dünya ile bir etkilemiş halindedir. Kalbimiz inançlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi, bir titreşime dönüştürür ve iletir.

Kalp, vücudun en güçlü ve geniş kapsamlı elektro manyetik alanını üretir. Beynin ürettiği elektromanyetik alanla kıyaslandığında kalp beynin ürettiğinden 60 kat daha geniş kapsama ve her hücreye nüfus etme özelliğine sahiptir.

Kalbin elektromanyetik alanındaki bilgiyi, başka bir deyişle kodlamayı anlamaya çalışıyor. HeartMath Enstitüsü yöneticilerinden Dr. Rollin McCraty şöyle söylülyor.

“Kalbin beyne gönderdiği sinyallerdeki düzen, beynin performansını derinden etkiliyor. Eğer sinyaller düzenli ise kavrama, düzgün düşünebilme, iyi karar verme gibi işlevler kolaylaşıyor. Aksi durumda zorlaşıyor.” Öfke, ümitsizlik, panik gibi hisler kalp atışlarında düzensizliğe sebep oluyor.

Kalbin elekromanyetik alanının, tüm vücudun global ve senkronize (toplu-uyum) bir şekilde işlemesine yönelik “bilgi sinyalleri taşıyıcısı” şeklinde faaliyet gösterdiğini düşünmekteyiz.

Bu durumu daha dikkatle incelersek, kalp atışının yaydığı enerji dalgaları, kalpten tüm vücuda yayılmakta ve tüm organ ve diğer yapılarla etkileşime girmektedir. Bu dalgalar, tüm vücutta meydana gelen özellikleri ve hareketliliği enerji dalga yapılı kalıplarda kodlar ve kaydederler.

Bu yolla kodlanan bilgi yani kalbin yaydığı dalgaların okuduğu bilgi, bedeni okuyup kodaladıktan sonra bedene yönelik bedensel faaliyetlere yön vermekte ve bu faaliyetlerin bir bütünlük içinde uyumlu bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Dr. McCarty, kalbin elektromanyetik alanının insanının duygusal durumuna ilişkin bilgiyi vücuda ilettiğini söylüyor. Kalp ritminin düzenliliği arttığında bağışıklık sistemi güçleniyor, stres hormonu düzeyi azalıyor, tansiyon düşüyor ve insanın zihni açık oluyor. Yalnızca, minnettarlık hissettiğimiz bir anı hatırlayarak kalp ritmimizin düzenliliğini artırabileceğimiz belirtiliyor.

McCraty şöyle diyor:”Dikkatinizi takdir, şefkat gibi olumlu bir duyguya yönlendirirseniz ya da düşüncelerinizi çok değer verdiğiniz bir hatıranızda yoğunlaştırırsanız kalp ritminiz anında değişir.”

—————————————————————————————

Ayrıca yeni bilgiler göstermektedir ki; kalbin alanı doğrudan “sezgisel” algılamayı içermektedir.

Deneysel çalışmalardan elde edilen bulgulara göre, hem beyin hem de kalp gelecekte olacak bir olayı, o olay olmadan önce bilgisini alıp ve cevap verebilmektedir.

Daha da şaşırtıcı olanı, kalbin beyinden daha önce bu “sezgisel” bilgiyi algılamasıdır. Bu belki de kalbin beyne göre daha geniş olan elektromanyetik alanının uzay ve zaman içerisinde, “öte” diyebileceğimiz noktadaki bilgileri kapsayan daha latif enerji alanı ile girdiği etkileşimi ile olabilmektedir.

The_Resonant_Heart.pdf erişimi için tıklayın

Kalp anne karnındaki ilk atışı ile içinde bulunduğu “vücud” adlı sistemi okumaya başlar, ve okuduğu bilgileri de nöronlar vasıtası ile beyne aktarır.

Nöronların bir özelliği olan ayna nöron fonksiyonu ile de kendindeki bilgileri aynı ile beyne iletebilmektedir. Ancak burada beynin her ne kadar da manyetik alanının kalp kadar güçlü olmasa da üretttiği çok özel dalga yapısını unutmamak gerekmektedir.

“Ruh” adlı bu hologramik mikrodalga yapı, beynin ürettiği bir yapıdır. “Vücut” adlı sistemi okuyup, bedenin tüm bilgilerini kodlayan ve kaydeden kalp, bu bilgileri sadece beyne değil, ayrıca tüm vücuda iletmektedir.

Bu nokta da beyin, ya bu bilgileri ayna nöron fonksiyonu doğrultusunda aynıyla işleme koyup, basit anlamda bedensel faaliyetler doğrultusunda işlem görüp ve bunu aynı şekilde hologramik mikrodalga yapıya yükleyecek, ya da sadece bedene yönelik bilgileri alıp kullanmayacak, kalbi ve onun kapsama alnınının genişliğinden yaralanarak “sezgisel” okuyuşu kullanarak, kendindeki sonsuz özellikleri ortaya çıkaracaktır.

*Kısacası artık analitik zihinlerimizden ziyade kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.

Bilim de bunu söylüyor

kaynak: hülya reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

5 Dakikalık El Egzersizi ile Duygularınızı İyileştirin.

a11

 

Jin Shin Jyutsu kimdir? Antik dönem japon felsefecisi ve sanatçısıdır. O dönem alternatif tıp yöntemleri ile insanları iyileştirdiği söylenmektedir. Yöntem fiziksel ve duygusal refahı dengede tutmak için keşfedilmiştir. Bu bir dokunma terapisidir. Ağrıyı hafifletir ve hayati enerjiyi dengede tutmaya yardımcı olur. Tüm duygusal ve enerji noktalarının elden başladığına inanılır. Hafif uyumlu dokunmalar ile eldeki enerji hastalıkları iyileştirmede faydalı olur.

(Bu bir alternatif terapi yöntemidir. Lütfen herhangi bir rahatsızlığınızda önce uzman doktora başvurunuz)

İşte Jin Shin Jyutsu yönteminin faydalarından bazıları şunlardır:

Ağrı kesicidir ve gevşemeye yardımcı olur.
Stres ve kaygı etkilerini azaltır.
Kan dolaşımını ve konsantrasyonu arttırır.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Cildi güzelleştirir ve cilt problemlerini azaltır.
Vücudun yenilenmesini arttırır.
Nefes solunumunu arttırır.
Toksinlerden arınmaya yardım eder.

BAŞ PARMAK:
Organlar: Mide ve dalak
Duygular: Duygusal baskı, endişe, üzüntü, keder, depresyon, anksiyete, stres, gerginlik,
Fiziksel Belirtileri: Mide sorunları, cilt hastalıkları, baş ağrısı

İŞARET PARMAĞI:
Organlar: Böbrek ve mesane
Duygular: Korku, zihinsel karışıklık, hayal kırıklığı,
Fiziksel Belirtileri: Sırt ağrısı, diş eti sorunları, sindirim problemleri,

ORTA PARMAK:
Organlar: Karaciğer ve kalın bağırsak
Duygular: Öfke, negatif düşünce, kızgınlık, sinirlilik, kararsızlık
Fiziksel Belirtileri: Baş ağrısı, adet sorunları, yorgunluk, kramplar, kan dolaşım sorunları

YÜZÜK PARMAĞI:
Organlar: Akciğerler ve Kalın bağırsak
Duygular: Anksiyete, endişe, reddedilme korkusu, olumsuzluk
Fiziksel Belirtileri: Cilt hastalıkları, sindirim ve solunum problemleri.

KÜÇÜK PARMAK:
Organlar: Kalp ve ince bağırsak
Duygular: Öz güven eksikliği, aile, güvensizlik, sinirlilik, yargılayıcı,
Fiziksel Belirtileri: Kan basıncı, boğaz ağrısı, şişkinlik.
Bu basit el egzersizini yapmak için
Jin Shin Jyustu göre > Elin her bölümü farklı bir organ ve ilgili duyguya bağlıdır. Yukarıdaki yazıda elin hangi bölümünde probleminiz olduğuna karar verebilirsiniz.
> İyileştirmek istediğiniz duygu durumu ve organ için o parmağa basılı tutun. Derin nefes alıp verirken, yaklaşık 3-5 dakika tutun.
> Eğer enerjiyi dengelemek ve vücut için uyum sağlamak istiyorsanız her parmağınıza yukarıdaki egzersizi tekrarlayın.

Huzur ve Sağlıklı bir yaşam için kaynakk:Bilgi Erdemdir.com

Kaynak:http://www.awesomequotes4u.com/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HEPİMİZİN İHTİYACI OLAN BU 10 SİHİRLİ CÜMLEYİ KULLANMAYI ÖĞRENİN..

cogu-insanin-hayatinin-kocaman-benzeri-parcasi-olan-yaseminlerin-17-birlik-ozelligi-57023bef3787a[1]

Eğer hissettiğiniz gibi olduğunuza inanıyorsanız, hayatınız gerçekten de düşüncelerinizden ve duygularınızdan filizlenir. Olumlamalar veya olumlu cümlelerin tekrar tekrar söylenmesi ruh halinizi çok daha yüksek seviyelere çıkarabilir. Düşüncelerimizi kelimelere dökerek ve daha sonra da niyete çevirerek istediğimiz şeylerin gerçek olmasını destekleyebiliriz. Olumlamalar kendini geliştirmenin kanıtlanmış bir yöntemidir çünkü beynimizin yeni bir şekilde çalışmasını sağlarlar ve insanların hayatını değiştirebilirler. Bilimsel kanıtlar da kendinle pozitif konuşmanın beyinde değişiklikler yarattığını doğrulamaktadır. Aşağıdaki 10 güçlü olumlama hayatınızı değiştirebilir:

En ilham verici olumlamalardan biri günlük olarak kendinize hayatınızda büyük şeyler başarabileceğinizi söylemektir. Tüm vizyonunuza ve hayallerinize odaklanın ve daha sonra bu vizyona duyguları ekleyin. Kendinize söyleyerek ve büyük şeyler başarabileceğinize inanarak bu durumu gerçeğe dönüştürebilirsiniz.

2- Bugün Enerji ve Neşeyle Doluyum

Neşe sizin içinizden gelir, dışarıdan değil. Ayrıca uyanır uyanmaz başlar. Dolayısıyla sabah kalktığınızda bu olumlamayı tekrarlamayı alışkanlık haline getirin.

3- Kendimi Olduğum Gibi Kabul Ediyor ve Seviyorum
Kendini sevmek, sevmenin en saf ve yüksek şeklidir. Kendinizi sevdiğinizde otomatik olarak kendinizi kabullenmeye ve kendinize saygı duymaya başlarsınız. Eğer yaptığınız şeylere özgüven duyar ve bunlardan gururlanırsanız kendinizde yeni bir ışık göreceksiniz. Böylece daha büyük ve güzel şeyler yapmak için cesaretiniz olur ve ilham alırsınız.

4- Vücudum Sağlıklı, Zihnim Parlak ve Ruhum Sakin

Sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihin ve ruhla başlar. Bunlardan herhangi biri olumsuz duygulardan zarar görürse, diğerleri de etkilenir. Hastalığın ve sağlığın bir numaralı kaynağı sizsiniz. Dünyadaki tüm sorunlara bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde size gelmeleri için verdiğiniz izni geri alabilirsiniz Hastalıklarınızı ve kusurlarınızı fethedebilir, her gün yenmeye devam edebilirsiniz.

5- Her Şeyi Yapabileceğime İnanıyorum

Bunu her gün kendinize söylemeniz gerekir. Çünkü hevesli kalmanız için çok önemli bir cümledir. Bunu söyleyerek her şeyi yapabilme, başarabilme yetisine sahip olursunuz

6- Şu An Olan Her Şey Benim Nihai İyiliğim İçin Oluyor

Kurbanlar, kazalar, tesadüfler yoktur. Siz ve çevrenizdekiler parçası olduğunuz şeyleri çekersiniz. Her şeyin gerçekleşmek için bir nedeni olduğuna ve mükemmel bir senkronizasyonla aktığına inanın. Gerçekleşen ve gerçekleşecek her şeyle barış içinde olun. Böylece korkularınız eriyip gider.

7- Hayatımın Mimarı Benim, Temelini Ben Attım ve İçindekileri Ben Seçtim

Her gün uyandığınızda kendinize bu cümleyi söyleyin. Her yeni gün yeni bir başlangıç sunar ve etrafınızdakiler üzerinde bir etki bırakır. Bu günü istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz çünkü hayatınızın mimarı sizsiniz. Eğer gününüze olumlu bir düşünceyle başlarsanız gününüzü mükemmele dönüştürebilirsiniz.

8- Geçmişte Bana Zarar Verenleri Affettim ve Onlardan Sakince Uzaklaştım

Bu yapılanları unuttuğunuz anlamına gelmez ancak yaptıklarıyla ve aldığınız derslerle barışık halde olabilirsiniz. Affetme gücünüz hayatınıza devam etmenizi sağlar ve herhangi bir tecrübeye tepkiniz diğerlerinin sizin hakkında ne düşündüğünden bağımsızdır. 1000 kişiyi affetseniz ve hiçbiri sizi affetmese bile, onların aynı noktaya gelene kadar sahip olamayacağını bildiğiniz bir barış ve özgürlük hissi tadarsınız. Onları affetmek ayrıca size nasıl tepki verdiklerini de anında değiştirir.

9- Zorlukları Başetme Yeteneğim Sınırsızdır, Başarma Potansiyelim Sonsuzdur

Basitçe şöyle söylenebilir: Kendinize koyduklarınız dışında hiçbir limitiniz yoktur. Nasıl bir hayat istiyorsunuz? Sizi durduran ne? Kendinize hangi engelleri zorluyorsunuz? Bu olumlama bütün sınırları fark etmenizi sağlar.

10- Bugün Eski Alışkanlıklarımı Bırakıyorum ve Yeni, Daha Olumlu Alışkanlıklar Ediniyorum

Zor zamanların hayatın geçici dönemleri olduğunu fark edin. Eski alışkanlıklarınızı bıraktıkça bunlar da geçecektir. İçinizde bulunan yaratıcı enerjiyle her şeye uyum gösterebilen bir varlık olmanız sizi sürekli yeni ve parlak fikirlere doğru götürüyor.

Sağlıkla Kalın

kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası

Fatoş Pabuççu Tuncay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GEÇMİŞ ŞİMDİKİ ZAMANI ETKİLEYEBİLİYOR , PEKİ GELECEK ETKİLEMİYORMU ? KUANTUM ZAMAN VE TERSİNE NEDENSELLİK

ingilizcegramerdersleri_1327310949101[1]

 

Geleceğin şimdiki anı etkilemesi

Tam şu an saatinize bakın. Gördüğünüz zaman anına nerd…en geldiniz? Elbette bir önceki andan, yani geçmişten geldim diyebilirsiniz. Peki ya tersi mümkün olamaz mı? Geçmişte değil fakat gelecekte yer alan olaylar sizi bu noktaya getirmiş olamaz mı? Yapılan yeni deneyler bu konuda tartışmalı sonuçlar sunuyor.
Şu an bu yazıyı okuyor olmanız, öncesinde gelişmiş olan olayların sonucunda geldiğiniz bir durum mudur? Geçmişte olanların bizi şu an bulunduğumuz noktaya getirmiş olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz. Ancak bilim dünyası ikinci bir ihtimalin de üzerinde duruyor. Bu teoriye göre yalnızca geçmişteki olaylar değil, henüz gerçekleşmemiş gelecekte yer alan olaylar da yaşadığımız anın üzerinde etki sahibi olabilir. Neden-sonuç ilişkisinin sadece geçmişten geleceğe değil, fakat gelecekten geçmişe doğru da akabileceğini ön gören ve tersine-nedensellik diye isimlendirebileceğimiz bu düşünce, geçmişimizin bizi geleceğe doğru ittiği tablonun yanında geleceğin geçmişe uzanıp bizi kendine doğru çektiği bir senaryoyu da gündeme getirmektedir.

Kuantum teorisi belirsizlik ilkesine dayalı bir olasılıklar kuramıdır. Bu nedenle parçacıkların örneğin konum veya hız gibi kesinlik barındıran özellikleri yoktur. Bunun yerine, konumu veya hızı bir ölçüm yaparak tespit etmeye kalktığımızda, hangi olasılıkla hangi sonuçları elde edeceğimizin bilgisini barındıran olasılıklar bütünü veya teknik tabiriyle “kuantum olasılık dalgası” vardır. Herhangi bir parçacığın durumunu tespit etmek için bir ölçüm yapıldığında, parçacığa ait olasılık dalgasının barındırdığı olasılıklardan biri gerçekleşmiş olarak gözlenir. Bu ölçüm gerçekleştirilmeden önce bütün olasılıkların bir arada bulunduğu bir superpozisyon durumu geçerlidir. Dolayısıyla ölçüm yapmak suretiyle parçacığın hangi konumlarda bulunabileceği bilgisini oluşturan olasılık dalgasını ve dolayısıyla superpozisyon durumunu imha etmiş ve belirli bir konum tespit ederek belirli bir kesinlik meydana getirmiş oluruz. Ölçüm olayı bu bağlamda yıkıcı bir olaydır ve herhangi bir kuantum sisteminin olasılık dalgasını yıkmadan netice veren bir ölçüm veya gözlem yapmak imkânsızdır. Ancak en büyük problem, ölçüm sonucu hangi olasılığın gerçekleşeceğini belirleyen hiçbir mekanizmanın olmamasıdır. Yani olasılıklardan biri “rastgele” gerçeklik kazanır.

Örneğin radyoaktif bozunmaya uğrayacak olan birbirinin tıpatıp aynısı iki atom hayal edelim. Bozunma olayının ne zaman olacağı kuantum mekaniksel çerçevede tamamen olasılığa bağlıdır. Atomlardan biri 5 dakika sonra bozunurken diğeri 5 yıl sonra bozunabilir. Bu olasılıkları hesap edebiliriz ancak olasılıklardan hangisinin ne zaman gerçekleşeceğini kesin olarak söyleyemeyiz. Çünkü olasılıklardan hangisinin gerçekleşeceğini belirleyen bilinen hiçbir neden-sonuç ilişkisi yoktur. İhtimallerden biri tamamen rastgele gerçekleşir. Geçmişten geleceğe akan etkileşimi esas alan klasik nedensellik modeli bu olayı izah etmekte yetersiz kalır. Çünkü atomların geçmişi, bozunmanın ne zaman gerçekleşeceğine dair neden-sonuç ilişkisi kurabileceğimiz herhangi bir bilgi taşımamaktadır. Dolayısıyla atomların başından geçmiş olanları incelemek hiçbir işe yaramaz. Bozunuma anının rastgele değil, fakat bir etki ile belirlenmekte olduğunu kabul edersek ve bu etki bozunma anının öncesinde, yani geçmişte yer almıyorsa, o halde gelecekte yer alıyor olabilir mi? Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor olmamızın nedeni, aradığımız nedenin henüz gerçekleşmemiş olması olabilir mi? Tersine nedensellik teorisine göre bu sorunun cevabı evet olmalıdır. Bu teoriye göre birbirinin tıpa tıp aynısı olan iki atomun durumunda aslında bir fark vardır ancak bu fark geçmişten değil, gelecekten gelmektedir. Bu ihtimali kabul edersek, neden-sonuç ilişkisiyle barışık bir kuantum teorisinden söz edebiliriz belki.

Bu iddiaların deneylerle test edilebileceğini düşünen Jeff Tollaksen ve Yakir Aharonov, her bir aşamada parçacıkların spin özelliklerine yönelik özel ölçümlerin gerçekleştirildiği üç aşamalı bir deney tasarladılar. Gelecekteki olayların geçmişi etkilediğini iddia eden tersine nedenselliğe delil getirmek için 2.aşamada gerçekleşen ölçümlerin, gelecekte yer alan 3.aşamadaki ölçümlerden hali hazırda etkilenmiş olduğunu göstermek gerekir. Deneyi daha iyi anlamak adına suyun ortasında duran bir sandal düşünelim. Suyun zamanı temsil ettiğini kabul edelim. Sandalın bulunduğu konum şimdiki anı, arkasındaki su kütlesi geçmişi, önündeki su kütlesi ise geleceği temsil etsin. Bu temsilde geçmişin şimdiki anı etkilemesi, sandalın arkasındaki su kütlesinde yayılan bir dalganın gelip sandala çarparak onu sallaması gibidir. Geleceğin şimdiki anı etkilemesi ise sandalın önündeki su kütlesinde yayılan bir dalganın gelip sandala çarparak onu sallaması gibidir. Hem geçmişin hem de geleceğin şimdiki anı etkileyebildiğini söylemek, hem önden hem de arakadan gelen dalgaların aynı anda sandala çarpması demektir. İki dalganın sandala çarpması, tek bir dalganın çarpmasına kıyasla daha şiddetli bir tepkiye neden olur diyebiliriz. O halde su dalgalarını kuantum olasılık dalgası ile değiştirelim. Sandal örneğinde geriden gelen dalga gerçek deneydeki 1.ölçümü, sandalın konumundaki durum 2. ölçümü, önden gelen dalga ise deneydeki 3. ölçümü temsil etsin. Eğer sadece geçmiş değil fakat gelecek de şimdiki anı etkileyebiliyorsa, 2.ölçümde tespit ettiğimiz durum, hem geçmişten hem de gelecekten yayılarak gelen kuantum olasılık dalgalarının bileşik etkisini taşıyacağından (tıpkı sandala iki dalgalanın çarparak daha şiddetli sallaması misali) bazı kuantum olasılıkların şiddetlenmesine neden olacaktır. Geleceğin şimdiki anı etkilemesi söz konusu değilse, bu durumda bahsini ettiğimiz şiddetlenme olmayacaktır. Deneyde 2.ölçüm esansında buna benzer bir şiddetlenmenin gözlenmesi, henüz gerçekleşmemiş 3.ölçümün 2.ölçümü etkilemiş olduğuna işaret edecektir.

Ancak dikkat ederseniz bu deney senaryosunda çok önemli bir problem var. Daha önce belirttiğimiz üzere ölçüm işlemi, kuantum olasılık dalgasını imha etmektedir. Deneyin kilit noktası 2.ölçümdeki olasılık dalgasının durumudur. Ancak ölçümler neticesinde olasılık dalgaları imha olacağından deneyin gerçekleştirilmesi mümkün görünmüyordu. Bu problemin üstesinden gelmek için “zayıf ölçüm” adı verilen yeni bir teknik geliştirildi. Normal ölçüme kıyasla son derece zayıf bir etkileşim sergilediğinden dolayı bu ölçüm işlemi sistemin kuantum superpozisyon durumunu imha etmez. Yani olasılık dalgası halen varlığını devam ettirir. Ancak bunun bedeli olarak tek bir ölçüm işleminde kesinlik içeren bir sonuç bilgisi elde edilemez. İşe yarar bir bilgiye ancak zayıf ölçümleri binlerce kez tekrarlamak suretiyle elde edilen büyük bir veri yığınının analiz edilmesiyle erişilebilir. Bu metot ile yapılan deneyler gerçekten de 2.aşamada bir şiddetlenmenin olduğunu gösteren sonuçlar verdi. Ancak deneylerin tersine nedenselliği ispatladığını söyleyemeyiz. Öncelikle zayıf ölçüm işleminin binlerce kez tekrar edilme gereksinimi, her üç aşamanın tek bir deneyde incelenmesini imkânsız kılmaktadır. Elde edilen sonuçlar toplam değerlerdir. Daha net bir şey söyleyebilmek adına geleceğin şimdiki anı etkileyip etkilemediğini deneylerde tek tek incelemeye kalktığımızda ise elde edilen veriler, ölçümlerin çok zayıf olmasından dolayı, cihazların hata paylarının dahilinde kalmakta ve kesin bir şey söylemeyi mümkün kılmamaktadır. Görünen o ki bu teori bilim dünyasını bir süre daha meşgul edecek ve yeni deneylerin çıkış noktası olacak.

Kaynak: Artificial Intelligence Önder Dağ’ya aittir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.”

14063958_1773595629549767_7845225883523882017_n[1]

 

 

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş. Bakalım neler olacak diye izlemeye başlamış.
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmişler. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş.
Sonunda bir köylü çıkagelmiş. Saraya meyve ve sebze getiriyormuş.
Kayayı görünce sırtındaki küfeyi yere indirmiş ve iki eli ile kayaya sarılıp itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kalarak kayayı yolun kenarına çekmiş. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereyken, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış, kese altın doluymuş. Bir de kralın notu varmış içinde;
“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir”
Köylü, aldığı dersi mırıldanmış;
“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Askıda Meyve Sebze…

13413663_10154217589459383_2942180657261021225_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ama biz hayatı bir 3. sayfa haberi gibi okumayı adeta şehvetle seviyoruz…

Merve-ozaslan-kolaj-nolmus-2[1]

kolaj: merve özaslan

 

Her gün bir sürü güzel ve çirkin şey oluyor dünyada…

Biz daha çok EN ÇİRKİN olanı fark ediyor, ve onun haberini okumakta ve yaymakta garip bir anlam buluyoruz!

Her gün sosyal medyadaki ana sayfama göz atıyorum ve görüyorum ki, bir çok insan göze görünmesinden, ağza alınmasından en hoşlanılmayacak şeyleri, en çirkin detaylarıyla paylaşıp bir üstüne kendi çirkin duygularını – nefret,tiksinti, lanet, hakaret v.b. – ekleyerek yayıyor.

İnsanların olan bitene tepki duymaları ve bunu göstermeleri normal! Hatta bir tür kamuoyu yaratılması açısından da oldukça gerekli…

Ama biz hayatı bir 3. sayfa haberi gibi okumayı adeta şehvetle seviyoruz… Zira bu bakış açısı bize, birilerinin çektiği acı üzerinden, ”bi tuhaf” kimlik geliştirmek fırsatını veriyor!

”Hayattan ve insanlardan neffffret ediyorum!” diye bağırma arzumuzu, bir başkasının yaşadığı bir olay üzerinden yansıtmak gibi, dolaylı bir dışa vurum çabasına dönüyor bazen böyle paylaşımlar…

İnsanların trajedilerini en acı detaylarıyla ortaya dökmek, etrafımızdaki insanlara ”Dünya çoook kötü bir yer ve aslında siz de EN AZ BENİM KADAR güvende değilsiniz!” demenin bir şekline bürünüyor…

Sanki derinde bir yerde, bizi terk eden sevgiliye, hiç bulunamayan gerçek aşka, asla yeterince kazanılamayan paraya, olmak istediklerimizle olduklarımız arasındaki bir türlü kapanmayan makasa duyduğumuz kızgınlığı, 3. sayfa tadında haber yayarak kusuyoruz…

Ama bu bizi, ne acılarını aktardığımız insanlar kadar şefkate muhtaç, ne de onlar kadar çaresiz yapıyor!

”Duyarlı insan primi” yaparak, kimseye reel bir faydamız olmuyor aslında! Sırf ”kötü” insanlara küfrettik ve onları şiddetle kınadık diye daha ”iyi ve yapıcı” olmuyoruz.

Dünyanın boktan bir yer olduğunu anıra anıra haykırmış olmak, dünyayı daha iyi bir yer yapmak konusundaki sorumluluğumuzu azaltmıyor!

”Ne yani fikrimizi söylemeyelim, sessiz mi kalalım?” diyenlere cevabım; Fikrimizi söylemek ve olumluya davet etmek ile umutsuzluk kusmak arasında fark var!

Hem zaten ne olması gerektiği hakkındaki fikrimizi söylediğimizde bile YETERİNCE iyi bir şey yapmış olmuyoruz!

Baktığınızda pek azımız, bu dünyaya katkıda bulunmakla ilgileniyoruz. Hatta çoğumuz ”çoooook kötü bir dünyada” yaşıyor olmamızı, duvara bir çivi çakmamak, bir ağaç dikmemek için bahane olarak öne sürüyoruz.

Oysa FAYDA, kötüyü ve kötülüğün uzantısı olan umutsuzluk duygusunu daha da fazla kişiye yaymakla değil, insanlara umut veren, güzelliği ilham eden, yardımcı bir el uzatan işler yapmakla olur.

SADECE, cart curt konuşmak yerine YAPTIKLARIMIZLA, ÜRETİKLERİMİZLE ÖRNEK olduğumuzda, bir katkıda bulunmuş oluyoruz hayata…

SADECE her şeye rağmen İNSAN GİBİ İNSAN olmaya çalıştığımızda, emektar, yapıcı, sevgi dolu, elinden geleni yapmaya hazır olduğumuzda – bir sürü insanın birbirine kıyarak var olmayan çalıştığı şu dünyada – anlamlı bir KARŞI DURUŞ sergilemiş oluyoruz.

GERİSİ BİLDİĞİN KAÇAK OYNAMAK…

Sert mi oldu? Naapalım bugün de böyle😉

kaynak: kendi halinde bir hayat gözlemcisi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır.

cute-pet-rats-13880jpg-728x728[1]

 

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür. Ve der ki, ”Sen cesaretsiz ve korkak birisin.
Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”

Ünlü yazar Shakspeare, bu konuda söyle diyor :
“İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ünlü Türk Ressam İbrahim Çallı’nın 15 Önemli Tablosu

İbrahim Çallı, Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk resim derslerini askeri okula girmek için geldiği ve çeşitli işler yapmak zorunda kaldığı İstanbul’da resim dersleri veren bir öğretmenden aldı. Daha sonra Kapalıçarşı’da çalışan ressam Ruben Efendi’den resim öğrendi. 1906 yılında Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzettin Bey’in aracılığıyla Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

ibrahim çallı adada gezintiye çıkan kadınlar tablosu

İbrahim Çallı – Adada Gezintiye Çıkan Kadınlar

1910 yılında Maarif Nezareti’nin açtığı Avrupa’ya tahsile gönderilecek ögrenciler yarışmasında Çıplak Adam ve Hareket Ordusu’nun Muhafiz Alayı’ndan Maksut Çavuş adlı tablolarıyla birinci oldu. Aynı yıl Hikmet Onat ve Ruhi Arel’le birlikte Paris’e resim öğrenimine gönderildi. Paris’te geçirdiği eğitim ve öğrenim yılları Çallı ve sanatı için önemli gelişimlerin yaşandığı bir döneme işaret eder. Doğuştan varolan yeteneği ögretim olanaklarıyla birleşince sanatına ve dolayısıyla Türk resim sanatına önemli bir atılım kazandırmış olur.

Çalışmalarında biçimler ve planlar, çizgilerle değil, sıcak ve soğuk renklerle ve renklerin ifade ettikleri ışık güneş oyunlarıyla tasvir edilir. Batılı empresyonistlerde beliren plan ve tablo düzeni Çallı’da daha yumuşak, daha belirsiz görülür. Çallı hazırlıksız, eskiz ve taslaksız, deseni fırça ucuyla çizmekle yetinirdi. Aşağıdaki tablosu, bu aceleci çalışma türüne örnektir.

 

İbrahim Çallı Salah Cimcoz Portresi tablosu

İbrahim Çallı – Kadın Portresi

İbrahim Çallı, Fernand Cormon’un atölyesinde 4 yıl resim çalıştı. Ancak Cormon o yıllarda Empresyonist ve Kübist denemelere şiddetle karşı çıkıyordu ve modern eğilimleri bir soysuzlaşma, resim sanatının bir yozlaşması olarak nitelendiren tutuculara katılmıştı. Çallı ve kuşağına bağlı diğer arkadaşları Avrupa’da öğrencilikleri sırasında bu tutucu ustalardan ders almalarına karşın etkilerinde kalmamışlar, aksine empresyonizme yakın özgür görüş ve tekniği benimsemişlerdir. Çallı’nın aşağıdaki tablosu izlenimcilik etkisinde yaptığı eseridir.

 

ibrahim çallı manolyalar tablosu

İbrahim Çallı – Manolyalar

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıkınca süresini doldurmadan yurda döndü. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde Vallaury’nin yardımcılığına getirildi. Gene aynı yıl Resim Bölümü Yağlıboya Atölyesi ögretmeni olarak resmen göreve başladı. Galatasaray Yurdu ve Lisesi’nde düzenleme, figür ve portreler yaptı.

ibrahim-calli-mavi-vazoda-guller

İbrahim Çallı – Mavi Vazoda Güller

Ada camları arasında gezinen hanımlar, balolar, kadın portreleri ve Türk resminde ilk görünen çıplaklarında (nü) Çallı, lirik bir fırçanın sahibiydi. Bu döneme ait eserlerinde dengeli bir kompozisyon kaygısı sezilir. Siyah ve kahverengiden arındırılmış renklere ve özgür bir fırça işçiliğine sahip olduğu görülür. Aşağıdaki resminde batılı giyim tarzında 2 kadın model var ve yüzleri son derece net. Sosyal ve psikolojik karakterleri yüzlerinden okunabilmektedir.

ibrahim çallı balkonda oturan kadınlar tablosu

İbrahim Çallı – Balkonda Oturan Kadınlar

En ilginç yapıtları Beyaz Rus akınıyla İstanbul’a gelip bir süre kalan ressam Alexis Gritchenko’nun etkisiyle 1927 yılında yaptığı Mevleviler dizisi oldu. Bu dizide o güne kadar uyguladığı yarı empresyonist tekniği bırakmış, Rus ressamın grafiğe yakın, şematik desenini, bu deseni örten az karışımlı renklerini benimsemişti. Burada ayrıntıları iyice ayıkladığı, iki boyutlu bir mekan derinliğinde düz ve ince sürülmüş renklerin uyumunu aradığı görülür.

ibrahim-calli-mevleviler

İbrahim Çallı – Mevleviler

Okuldayken kılık kıyafeti, onu biraz köylü, biraz yaşlı gösteriyordu. Ama çok çalışkandı. Fransa’dan döndükten sonra bu kez de Fransız şıklığı içindeydi. Türkiye’de resim sanatının en önemli mihenk taşlarındandır. 1914 kuşağı Çallı Kuşağı diye onunla anıldı.

İbrahim Çallı Bostancı Sahilinde gezintiye çıkan kadınlar tablosu

İbrahim Çallı – Bostancı Sahili’nde Gezintiye Çıkan Kadınlar

Çallı, canlı karakteri, hoşsohbetliği, sofra zevklerine, dolayısıyla içkiye düşkünlüğüyle tanınıyordu. Toplantıları renklendiren sıcak, sevimli kişiliğiyle, espirileriyle, hazırcevaplığıyla, bir hayli bohem yaşantısıyla ilgili fıkralarıyla uzun yıllar dilden dile dolaşmıştır.

ibrahim-calli-portre-2

İbrahim Çallı – Portre

Cumhuriyet’in ilanından sonra Kurtuluş Savaşı ve devrimlerle ilgili resimler yapar. Aşağıdaki tablosunu Ankara Etnoğrafya Müzesi’nde Osman Hamdi Bey’le açtığı sergide Atatürk görür: “Biz Kurtuluş Savaşı’nda ekmek zor buluyorduk, açtık, senin resimdeki atlar nasıl da semirmiş böyle” der. Bunun üzerine ressam boyası ve fırçasıyla atı zayıf bir hale getirir.

ibrahim çallı zeybekler tablosu

İbrahim Çallı – Zeybekler

Aşağıdaki resmi Gül Koklayan Kadın adlı eserini ressam John William Waterhouse’nin The Soul Of the Rose (Gülün Ruhu) tablosu, İbrahim Çallı’ya ilham vermiş. İlginçtir Çallı’nın kadının başında örtü de olsa, Waterhouse’nin İngiliz kadınından daha feminendir.

ibrahim çallı gül koklayan kadın

İbrahim Çallı – Gül Koklayan Kadın

Pul üzerine de basılan bu tabloda Prenses Vicdan Halim Moralı, kendi köşkünde, Edirnekâri bir sedirin üzerinde oturmakta, sedirin solunda aynı tekniği sergileyen sehpanın üzerinde, mavi Beykoz işi mavi opalin vazonun içinde pembe güller görülmektedir. Duvarda solda, üzerine porselen bir tabak konmuş. Edirnekâri kavukluk, sağda yaldızlı çerçeve içinde sülüs hatlı “Ve mâ tevfîki illâ billâ” (Ancak O’nun yardımıyla olur) yazısı yer alır. Sarı ipek şalvar, sim işlemeli yeşil üç etek giymiş olan prensesin elmas küpeleri ve sarı çiçek oyalı hotozu dikkat çekmektedir.

ibrahim-calli-yeşil-elbiseli-kadın-Bayan-Vicdan-Moralının-Portresi

İbrahim Çallı – Yeşil Elbiseli Kadın Bayan Vicdan Moralı’nın Portresi

1947 yılında anlaşamadığı ögretim kadrosuna Akademi’yi ve atölyesini bırakarak 65 yaşında emekli oldu. Eşsiz fırçası ile sayısız eserler vermiş, yüzlerce öğrenci yetiştirmiş bu değerli üstada Akademi’den ayrılışı nedeni ile görkemli bir tören yapıldı.

ibrahim-calli-portre

İbrahim Çallı – Portre

Torunu ressam Yaşar Çallı’nın dedesi ile ilgili şunları anlatıyor:

“Dedem de köyden Beyza yüzünden kovulmuş zaten. Onun hikayesi de ilginçtir. Bir akşam dedem 16 yaşındayken, 6 arkadaşıyla Kumral Vadisi’ndeki bağevine alem yapmaya gitmiş. Beyza’yı da kendilerine sakilik yapsın diye yanlarında götürmüşler. Dedem ve Beyza birbirlerinden hoşlanıyorlarmış. Yemiş, içmişler, dedem o gece Beyza ile birlikte olmuş. Beyza, dedem için hep çok önemli olmuştur. Sabah olduğunda Beyza sızdığı için herkes nöbetleşe sırtında taşıyarak onu evine götürmeye kalkmış. Tam dedeme sıra gelmiş, köylü onun sırtında Beyza’yı görmüş. Çünkü dedem evli, bir de çocuğu var. Kıyamet kopmuş ve dedem köyden ayrılmak zorunda kalmış.”

İbrahim Çallı Plajda Kadınlar tablosu

İbrahim Çallı  – Plajda Kadınlar

1947 yılında emekli olan ve 22 Mayıs 1960 yılında mide kanaması sonucu İstanbul’da yaşamını yitiren Çallı’yla son buluşmayı Hasan Ali Yücel, ölümünden sekiz gün sonra, 30 Mayıs 1960’ta kaleme aldığı Dostum Çallı yazısında, şöyle anlatıyor:

“O’nu son defa Taksim civarında görmüştüm. O şakacı Çallı, benimle uzun bir seyahate çıkacakmış gibi içli içli konuştu. Sesi, kederli bir inilti kadar ihtiyar ve bitkin, titriyordu. Ayrılırken öpüştük, aksi yönlere yürüdük. Garip iç dürtüsüyle arkama döndüm, ne göreyim, o da bana bakıyordu. Birbirimizi bir kere daha selamladık.”

İbrahim Çallı Adada Piknik Sefası

İbrahim Çallı – Adada Piknik Sefası

Avluda Oturanlar tablosu, 1913 tarihli bir Çallı tablosu. 2014 yılında 2 milyon 460 bin liraya satılarak bugüne kadar satılan en yüksek değerli Çallı eseri oldu.

ibrahim çallı avluda oturanlar tablosu

İbrahim Çallı  – Avluda Oturanlar

Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz?

cimbakimi8[1]

 

On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı. Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi. Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.
Baba-oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı. Önce balığa, sonra oğluna baktı.
‘Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,’ dedi.
‘Baba!’ diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.
‘Başka balıklar da var,’ dedi babası.
‘Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!’ dedi çocuk.
Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.
Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu. Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..
Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York City’nin ünlü mimarlarındandır.
Babasının küçük evi hâlâ o adadadır.
Oğlunu ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.
Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı. Fakat ‘değerler’ konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirir.
Babasından öğrendiği gibi ‘değerler’, doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur.
Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz?
Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.
Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara anlatırız.
Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben insanı toparladım, dünya da toparlandı…

nasa-dan-kiyamet-senaryolarina-cevap-dunya-2012-de-yok-olmayacak[1]

 

Çok zor geçen bir hafta sonundan sonra koltuğuna oturup biriktirdiği gazeteleri okumak istiyordu. Oysa küçük oğlunun başka planları vardı. O da yeni başladığı okulundan bunalmış babası ile parka gitmek için babayı zorluyordu.

Sonunda baba üzerinde dünya haritası bulunan büyük bir gazete sayfasını gazeteden kopardı, haritayı küçük parçalar halinde yırttı ve basit bir puzzle hazırladı ve sonra da oğluna dönerek;

“Tamam bu parçaları bir araya getir dünya haritasını tekrar toparla, bunu göreyim hemen parka gideceğiz” dedi. Çocuk halının üzerinde işe koyulduğunda baba en azından bir bir buçuk saat kazandığını düşünerek gazetelerine döndü.

Oysa tam tamına 10 dakika sonra çocuk parçaları doğru bir şekilde birleştirmişti bile. Adam şaşkın;

“daha ilk haftadan Coğrafya öğrenmeye başladınız mı ?” diye sordu. Çocuk hemen cevap verdi;

“Hayır, yırttığın sayfanın arkasında bir insan resmi vardı ben insanı toparladım, dünya da toparlandı” dedi.

——–

Coelho ustadan alıntı bu hikaye çok şey ifade ediyor. Hiç bir şeyi eksiltmeden ve hiç bir şey eklemeden gereği yapılır ise insan da dünya da tamamlanır.

Aslında hem bu hafta için hem de öyküyü yorumlamaya yönelik yazacak çok şey var ama düşünceleri sınırlamamak gerekiyor. “İnsan” ı hatırlamak yeter.

Dünyayı bu kadar eşsiz yapan “insan”dır.

(Vaethanan)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »