HANGİ BURÇLA EVLENMELİSİNİZ?

evlilikte-ahde-vefa
Koç
Arası çok iyi: Aslan, Yay
İyi: Boğa, İkizler, Kova, Balık
Kötü: Yengeç, Terazi, Oğlak
Ne iyi ne kötü: Başak, Akrep
Boğa
Arası çok iyi: Başak, Oğlak
İyi: İkizler, Yengeç, Balık, Koç
Kötü: Kova, Aslan, Akrep
Ne iyi ne kötü: Terazi, Yay
İkizler
Arası çok iyi: Terazi, Kova
İyi: Yengeç, Aslan, Koç, Boğa
Kötü: Başak, Yay
Ne iyi ne kötü: Akrep, Oğlak, Balık
Yengeç
Arası çok iyi: Akrep, Balık
İyi: Aslan, Başak, Boğa, İkizler
Kötü: Koç, Terazi, Oğlak
Ne iyi ne kötü: Yay, Kova
Aslan
Arası çok iyi: Yay, Koç
İyi: Başak, Terazi, İkizler, Yengeç
Kötü: Akrep, Kova, Boğa
Ne iyi ne kötü: Koç, İkizler
Başak
Arası çok iyi: Boğa, Oğlak
İyi: İkizler, Yengeç, Balık, Koç
Kötü: Kova, Aslan, Akrep
Ne iyi ne kötü: Terazi, Yay
Terazi
Arası çok iyi: Boğa, Başak
İyi: Kova, Balık, Akrep, Yay
Kötü: Koç, Yengeç, Terazi
Ne iyi ne kötü: İkizler, Aslan
Reklam

Akrep
Arası çok iyi: Balık, Yengeç
İyi: Yay, Oğlak, Başak, Terazi
Kötü: Kova, Boğa, Aslan
Ne iyi ne kötü: Koç, İkizler
Yay
Arası çok iyi: Koç ve Aslan
İyi: Oğlak, Kova, Terazi, Akrep
Kötü: Balık, İkizler, Başak
Ne iyi ne kötü: Boğa, Yengeç
Oğlak
Arası çok iyi: Boğa, Başak
İyi: Kova, Balık, Akrep, Yay
Kötü: Koç, Yengeç, Terazi
Ne iyi ne kötü: İkizler, Aslan
Kova
Arası çok iyi: İkizler, Terazi
İyi: Yay, Oğlak, Balık, Koç
Kötü: Boğa, Aslan, Akrep
Ne iyi ne kötü: Yengeç, Başak
Balık
Arası çok iyi: Yengeç, Akrep
İyi: Oğlak, Kova, Koç, Boğa
Kötü: İkizler, Başak, Yay
Ne iyi ne kötü: İkizler
kaynak: msn

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İSİM FALI

untitled

 

Son günlerde oldukça popülerleşmeye başlayan isim falına bakarak karşınızdaki kişi hakkında fikir sahibi olunabilirmiş.. Astrologlara göre durum bu kadar basit..
NASIL BAKILIR?
Fal için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki harflerin anlamlarını biraraya getirerek anlamlı sonuç çıkarıyorsunuz.
Örnek-1 : Aranan ad “TUĞBA” olsun, harf tablosundan T-U-Ğ-B-A harflerinin karşılığını bulup alt alta getiriyoruz ve isim falına bakılmış oluyor.
T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

HARFLER & ANLAMLARI

A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.
C : Güzel sanatlara yatkınlığı temsil eden duygusal kişiliği ifade eder.
Ç : Zevk ve sefa düşkünü kişiliği ifade eder.
D : Üstün gücü temsil eder, hırslı ve zorluklara direnen kişiliği ifade eder.
E : ruhsal karışıklığı temsil eder, yani üzüntü ve sevinci birarada yaşayan ve ruhsal gel-gitleri olan kişiliği ifade eder.
F : Sakinliği temsil eder, uysal ve güvenilir kişiliğin işaretçisidir.
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.
H : Sakin ve durağan bir kişiliği ifade eder.
I,İ : Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişiliği temsil eder.
J : Kaprisli ve kıskanç kişilik belirtisidir.
K : Başarılı, ünvan sahibi ve daima yükselen bir kişiliği ifade eder.
L : Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik ifadesidir.
M : Ticarete yatkınlık ve yüksek zeka seviyeli kişiliği ifade eder.
N : Üstün güçlere sahip, sağduyulu kişiliği ifade eder.
O,Ö : Gizemli kişilik sahibidir. Gizliliği sever ve duygularını açığa vurmaktan kaçınan tiplerdir.
P : Kendinden emin kişilik, girdikleri ortamda kendine güvenli tavırlarıyla dikkat çekerler.
R : Tereddütlü kişilik demektir, karar vermede zorlanmalar yaşarlar.
S,Ş : Hayalperestliği sembolize eder. Aşırı hayal kuran kişilik.
Reklam

T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.
V : Kendi içine dönük, umursamaz bir kişiliği ifade eder, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eden kişilik örneği.
Y : Geçmişteki izleri, üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşarlar, geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir kişilik yapısı gösterirler.
Z : Bilimsel açıdan başarılı, okumayı seven, akademik anlamda başarılı kişilik ifadesidir.
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

VÜCUDUMUZDA 24 SAAT BOYUNCA NELER OLUYOR

18423853_817573988396819_4178041252366219730_n
06.00 Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.
07.00 Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.
08.00 Libidonun en yüksek olduğu saat. Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.
09.00 Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.
10.00 Organizmanın kendine gelme, ‘ben burdayım’ deme saati. Fazla enerjik, vücut en yüksek ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. ‘Kısa süre belleği’ iyi durumda. Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.
HAZIR CEVAP OLDUĞUMUZ SAAT
11.00 Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.
12.00 Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanıyor.
13.00 Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.
14.00 Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.).
HOŞ GELDİN ENERJİ
15.00 Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az.
16.00 Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.
17.00 Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor. Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00 ‘ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.
18.00 Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.
19.00 Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. Antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.
20.00 Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyor. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.www.diyetevi.com
YEMEĞİ KESİYORUZ
21.00 Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.
22.00 Vücudun polisi olan akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor.
23.00 Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.
TATLI RÜYALAR
24.00 Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.
01.00 Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.
02.00 Araba kullananlar dikkat: Görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor.
03.00 Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.
04.00 Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.
05.00 Stres hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

QUO VADIS? [Nereye gidiyorsun?]

26838390

Hermann Hesse, “Her insanın tek bir gerçek işi vardır; kendine giden yolu bulmak.” diyor.

Sen de önce kim olduğunu, ardından da neden burada olduğunu bulacaksın.
Bunları bulana kadar geçecek sürede, yaşam sana korkunç bir eziyet gibi gelecektir.
Dayanmalısın!

Bir dövme gibi sonsuza dek kalbine kazıyacağın bir yanıt bulana kadar, bıkıp usanmadan sor kendine:
Kimsin sen?
Neden buradasın?.
Bu soruların yanıtı, yaşam amacındır.

Düşünsene…
Hayatta hiçbir yere nedensiz gitmezken, bu dünyadan nedensiz gidecek misin?

Aklın bu dediklerimi şimdi kesmeyebilir.
Ama bir gün kesecek.
O andan itibaren yaşam amacının peşine düş.
Onu, tutkularının yanı başında bulacaksın.

Bulduğunda, o güne kadar bildiğin yaşamın ötesine geçeceksin.
İşte o an, ikinci doğum anındır.
İkinci kez doğan, ruhundur.
Bedeninin evrende doldurduğu fiziki boşluk, ruhunla zenginleşecek.

Bir kibrit çöpü gibi parlayıp simsiyah tükenenlerden, geldiği gibi gidenlerden, boş verenlerden, gözlerini son kez kaparken korkunç pişmanlıkla yüzleşeceklerden olma…

Işığını yayanlardan, sevgiyi paylaşanlardan, kalplere dokunanlardan ol.
Bir gün bu evrenden gideceksin.
Ardında aydınlık bir iz bırakmanın sonsuz huzuruyla git.
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendinizi bu 6 negatif insandan koruyun!

pkorum5

 

Bazen çevremizdeki insanlar farkında bile olmadan bizi incitiyor olabilirler, bu da onları geride bırakmamızı çok zor hale getirir. Problemin farkına varır varmaz, bu negatif kişilerle aranıza mesafe koyun.
Kendinizi bu 6 negatif insandan koruyun!
Kendinizi, size eşlik etme konusunda pek de iyi olmayan insanların arasında bulmanız oldukça kolaydır.
Bu nedenle bazı insanların gerçekten hayatınızda olması gerekip gerekmediğini düşünmek için zaman ayırın.
Şüphesiz, olgunlaşmanıza yardımcı olan ve sizi takdir eden insanların hayatınıza olumlu etkileri vardır.
Bununla birlikte gerçekler, çoğu zaman ilerlememizi ve daha iyi bir hayata sahip olmak adına bazı insanlardan uzak durmamızı zor hale getirir.
Bunlar, kaçınılması gereken olumsuz insanlardan bazılarıdır:
Olumsuz eleştirenler
Hayatınızda şimdiye kadar olumlu ve olumsuz pek çok eleştiri almışsınızdır, ve bundan sonra da alacaksınız, bu son derece normaldir. Bununla birlikte, nasıl hareket ettiğinizi, ne dediğinizi ya da ne yaptığınızı eleştiren insanlardan uzak durmanız gerekir.
Birisi kendi hayatından memnun değilse, yaptıkları onları hiçbir zaman tatmin etmez ya da başarısızlığa uğramış gibi hissederler. Bu negatif insanlar, farkında olmadan sizi de kendi mutsuzluklarının içine çekmeye çalışırlar.
Bu insanlar, özsaygınıza ve özgüveninize zarar vererek ilerlemenizi ve hedeflerinize ulaşmanızı engellemeye çalışırlar. Eleştirici insanlar çoğunlukla acımasızdır ve incinip incinmediğinizi umursamazlar.
Sizi yönetmeye çalışan insanlar negatif insanlar
Uzak durmanız gereken bir diğer insan tipi ise manipülatörler, yani sizi yönetmeye çalışanlardır; ancak çoğunlukla bu insanları tespit etmek zordur.
Zordur çünkü bu insanlar istediklerini almak için kullandıkları taktiklerde usta olmuşlardır.
Genelde bunları iyi niyetle yaptıklarına sizi inandıracak şekilde konuşurlar. Kendinizi suçlu hissetmeniz veya bazı durumlarda kendinizi sorumlu hissetmeniz için duygularınızı manipüle etmeye çalışacaklardır.
Eğer nazik ve hassas biriyseniz bu onlar için çok daha kolay olacaktır çünkü sizi kendilerinden daha zayıf olarak göreceklerdir.
Bu tür insanlar sizi sürekli kendi dertleriyle meşgul ederek hayallerinizin peşinden gitmenizi engeller. Bu insanlardan en kısa sürede uzaklaşmanız ya da aranıza uygun bir mesafe koymanız gerekiyor.
Yalan söyleyenler
Her gün ufak yalanlar karşımıza çıkar ancak düzenli olarak yalan söyleyen birinin size saygı duymadığı aşikardır.
Zarar görmeden kendinizi kurtarmanız gereken bu tip insanlar, yalanlarının insanlar üzerindeki etkisinin büyüklüğünü tahmin etmekte sorun yaşarlar. Aslında, çoğu yalan söylediklerinin farkında bile değil.
Bu insanları hayatınızdan çıkarırken kendinizi suçlu hissetmeyin. Her şeyden önce, gerçeği saklamak onlar için bu kadar kolaysa, yalanlarına maruz kalmanın size zarar verdiğini anlamaları zor olmayacaktır.
Kötümser insanlar
Karamsarlık her durumda oluşan bir düşünce yapısıdır. Bu insanlar her şeyi şüphenin gölgesinde kalarak ve tüm kötü sonuçları öngörerek değerlendirir.
Karamsarlar, uzak durmak için elinizden geleni yapmanız gereken olumsuz insanlardır. Her şeyin kötü yanlarına odaklanırlar. Her zaman, sizi olası en kötü senaryoya sürükleyecek bir fikirleri vardır.
Daha da kötüsü, çoğunlukla bu pesimist halleri yüzünden başlarına kötü şeyler gelir. Siz binlerce çözüm önerisi sunsanız da, pesimist insanlar her zaman her şeyi olumsuz olarak düşünecektir.
Cimri insanlar
Cimrilik, bir insanın sahip olabileceği en kötü kusurlardan birisidir. Cimri insanlar her zaman ceplerinden bir şey çıkarmamak için bir bahane bulurlar.
En basite indirgersek, sadece başkalarına yardım etme niyetleri yoktur. Cimrilik çoğu zaman bencillik olarak adlandırılır ancak onlar bencil değillerdir.
Reklam

Bunlar, daima başkalarının yardımına ihtiyaç duyan ve her durumda kendilerine kar edebilecekleri yollar arayan insanlardır.
Cimri insanlar sizinle dışarı çıkmayı çok sever ancak sıra hesap ödemeye geldiğinde, daima  para vermekten kaçacak bir yol bulmayı başarırlar.
Dedikoducu insanlar
Uzak durmanız gereken son insan grubu ise dedikodu yapanlardır. Başkaları hakkında konuşmayı sevmeleri, kendi içlerinde bir tür güvensizlik barındırdıklarının bir göstergesidir. Bu tür insanlar spekülasyonları ve yanlış anlaşılmaları nasıl ayırt edeceklerini bilmezler.
Eğer dikkat etmezlerse dedikoduları birçok insanı incitebilir. Dedikoduya yatkın biriyle vakit geçirmek, insanların size bakış açılarını zedeliyor. Bu durum sizin için sorun çıkarabilir, hatta gereksiz düşmanlara yol açabilir.
Dedikoducularla zaman geçirmezseniz sizin hakkınızda konuşamazlar.
Olumsuz insanlara dikkat edin
Yukarıda bahsettiğimiz 6 türün dışında, eğer dikkatli değilseniz size zarar verebilecek çok daha fazla olumsuz insan vardır. Bunu vurguluyoruz çünkü size çok ciddi zararlar verebilirler, bu yüzden de onları hayatınızdan çıkarmanız gerekir.
Etrafınızda bu davranışlardan herhangi birini sergileyen insanlar varsa, şimdi kendiniz ve etrafınızdakiler için bir şeyler yapma vakti.
Davranışlarınızı şimdi değiştirin ve gelecekte de yanınızda olacak iyi insanları üzmekten kaçının.
Kaynak: Sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BEDENİNİZLE SAVAŞMAYI BIRAKIN

IMG_0045

 

Bir doktorun ofisinde, doktor gelmeden önce gözlerimde yaşlarla oturduğumu hatırlıyorum. Geleceğini bildiğimi sözcükleri korkuyla bekliyordum.
“Pekala, bu test negatif çıktı.” Veya “Sende ne olduğunu hala bilmiyoruz.” Ya da “Başka bir test yapmak istiyoruz.”
Sindirim sistemimde garip bir rahatsızlık geliştirdim, hiç kimsenin çözemediği bir rahatsızlık. 18 yaşında teşhis edilen bir tiroit sağlık durumunun yanı sıra geldi. Buna tekrar tekrar yapılan diz ameliyatlarını ekleyin, bedenim ve ben savaştaymışız gibi hissettiriyordu.
Daha iyi olmayacaktı. İstediğim şey olmayacaktı. Hayal kırıklığı yaşatmıştı. Doktorları listeye ekleyebilirim. Bana yardım edemediler. Beni umursamadılar. Beni hayal kırıklığına uğrattılar.
Hayal kırıklığım kızgınlığımı körükledi. Doktorları unutun: Onlara rağmen daha iyi olacaktım! Alternatif şifacılar aramaya başladım. Temizlikler, meditasyon, her tür diyet yaparak başladım, yoga bağımlısı oldum, hatta güneşe bakmaya başladım. Bulduğum her yeni şeyi sağlık incili yaptım. Her yeni insan yanıta sahip olabilirdi.
Yeni bir semptom alevlenene dek yanıtları vardı, yanıtları beni yine hayal kırıklığına uğrattı. Sonra bir gün, gayretli şekilde yanıtlar ararken, yolum beklenmedik bir yöne girdi. Yanlışlıkla bazı ilgi çekici yeni sorulara tosladım.
– Bedeninizin gereksinimlerini bilen tek kişi ya siz iseniz?
– Ya bedeniniz aslında gereksinim duyduklarını size anlatabiliyorsa?
– Sizde YANLIŞ olan hiç bir şey yoksa ve bedeniniz gerçekte iletişim kurmaya çalışıyorsa?
Bu soruları sinir bozucu buldum. Önce ne yapmam bekleniyordu? Ne yemeliydim? Nasıl oturmalıydım? Bu insan bana hiç bir şey anlatmıyordu!
Yine de sorular içimi kemiriyordu. Bedenim gerçekten benimle konuşuyor muydu? Tüm o yıllar boyunca onu görmezden mi geldim? Bu kadar uzun zamandır bana ihanet eden bedenim dediğim bu şeye güvenebilir miydim? Dinlemek için kendime yeterince güvenebilir miydim?
Alternatifler olarak gördüğüm şeylerden tükenmiş olarak – ve 14 gündür sadece lahana ve salatalık suyu içmekten aç – teslim olmayı seçtim.
Yanıtlar değil, sorular sağlığa yolculuğumu sonlandırdı. Ve bu aynı soruları bugün size getiriyorum.
– Sağlığınızı ve bedeninizi düzeltmeyi başka birilerine vermeye çalışmayı bırakmaya istekli olur muydunuz?
– Bedeninizle iletişim kurmayı öğrenmeye istekli olur muydunuz?
– Bildiğiniz şeyi takip etmeye istekli olur muydunuz?
İşte sağlığımı geri alma ve kendi bedenimi iyileştirme yolunda 10 yeni alet ve soru;
1. Bedeninize Sorular Sormaya Başlayın
Bedeniniz ile başka bir insanmış gibi konuş mu demek istiyorsun? Evet! Bedeniniz sizinkinden farklı olan bir farkındalığa sahiptir. Onu bir dostmuş gibi düşünün. Bir şey yemeden önce, sorun, “Bedenim bunu arzuluyor musun?” Egzersiz programınızdan önce sorun, “Bedenim, bugün nasıl hareket etmek istersin? Tam o anda yanıtlar almayabilirsiniz; ama, bedeninizin kendi bakış açısına sahip olabileceğini düşünme alışkanlığını edinmek ikinizin iletişim kurma sürecini başlatacaktır.
2. Bedeninizin Dilini Öğrenin
Bedeninizden onu anlamanıza yardımcı olmasını isteyebilirsiniz. Ayakta durarak “Bedenim, bana eveti göster” ve sonra “Bedenim, bana hayırı göster” diyebilirsiniz. Çoğu insan tutarlı olarak evet için bir yöne, hayır için diğer yöne eğilir. Bedeninizin konuştuğu dili anladığınızda, ona sormaya başlayabilirsiniz, “Bu peyniri yemek ister misin?” veya “Yürüyüşe çıkmak ister misin?” Bununla oynayın!
3. Hafif Olanı İzleyin
Her birimiz için farklı şeyler doğrudur. Sizin için doğru olan şey hafiftir. Ağır olan şey bir yalandır. Bir şey okuyorsanız ve sizi gülümsetiyorsa veya gözleriniz parlıyorsa, o sizin için doğru olabilir. Neden başka bir soru sormuyorsunuz? Bedeniniz büzülüyorsa veya mideniz alt üst oluyorsa, o sizin için doğru olmayan bir şeydir veya arzu ettiğiniz şeyi yaratmaz. Başka nereye bakabilirsiniz?
4. Değişimi Zorlamayı Bırakın
Kesinlikle acınası görünen spor salonlarına koşuşturan insanları ne kadar sıklıkla görüyorsunuz? Bedeninizin tükürmek istediği kaç tane diyet yaptınız? Bedeninizle aranızdaki iletişimi artıracaksanız, bedeninizin yapmak istemediği şeyleri yapması için onu zorlamayı bırakmak ve aynı ekipte oynamaya başlamak zorunda olacaksınız. Bedeniniz koşmaktan nefret mi ediyor? Bedeniniz koşmayı sürdürürseniz dizlerinizin patlayacağı farkındalığına sahip olabilir. Bedeniniz hangi hareketlerden keyif alırdı?
5. Etiketleri Kesin
Toplumumuz etiketleri ve teşhisleri sever. Ne kadar sıklıkla bir teşhis sorular sormaya son vermek için gerçekten bir izindir? Reflüm var. Sizin var mı? Bedeniniz sıklıkla reflü dediğimiz semptom ile biraz önce yediğiniz şeyi beğenmediği bilgisini veriyor mu? Hiç domates yiyemediğiniz veya bedeninizin domates ile iyi olduğu zamanlar bulunduğu doğru mudur? Eğer son çare olarak başvuracağınız bir teşhisiniz olmasaydı, bedeninizin her an neyi arzuladığının farkında olmak zorunda olur muydunuz?
6. “Sağlık” Oyununu Bırakın
Evet beni duydunuz. Beslenme uzmanları bunun için benden nefret edecekler, ama neyin sağlıklı olduğu neyin sağlıksız olduğu ile ilgili o kadar çok bakış açısı topladık ki, bedenimizin ondan hoşlanıp hoşlanmayacağını görme şansına sahip olmadan yiyecekleri yargılamaya başlıyoruz. Lahana sağlıklı öyle değil mi? Tiroitiniz az çalışıyorsa, sağlıklı değil. Domates sağlıklı öyle değil mi? Reflünüz varsa değil. Şeker sağlıklı değil. Gerçekten mi? Her zaman mı?
Sizin için iyi ve kötü olan tüm yiyeceklerin listesini dikkatle yaratabilirsiniz ya da size yiyecekler ile ilgili anlatılmış olan her şeyi silip bedeninize her an neyi arzuladığını sorabilirsiniz. Bedeninizin ne kadar çok şey bildiğine ve aslında size karşı işlememeye çalıştığına şaşıracaksınız. Bu harika hissettirecek!
7. Geri Bildirimi Değerlendirin
Baş ağrısıyla ne kadar sık hayal kırıklığına uğrarsanız? Ya da beliniz ağrıdığında keyfiniz kaçar? Bedeninizdeki ağrı ya her zaman kötü bir şey değilse? Bu, bedeninizin sizinle iletişim kurmak için son çaresi ise? Bedeninizde ağrı veya yoğunluk olduğu zaman, minnettar olmak için elinizden geleni yapın ve sorun, “Bedenim, burada bana neyi göstermeye çalışıyorsun?” Yediğiniz bir şeyi mi beğenmiyor? Zehirleyici bir sohbete mi isyan ediyor? Size ne anlatmaya çalışıyor?
Reklam

8. Değişime İzin Verin
Sizin için bir gün doğru olan şey, sonraki gün doğru olmayabilir. İnsanlar tutarlı olmamızı severler, ama gerçek şu ki siz her gün farklısınız. Farklı bir hava durumu vardır, farklı bir ruh halindesinizdir, farklı gereksinimleriniz vardır. Her zaman ne yiyeceğinizi veya tüm yaz boyunca çalışma planınızı düşünmek yerine, sadece bu an ile uğraşın. Bedeniniz bugün neyi arzuluyor? Tutarlı olmak zorunda değilseniz ne olurdu? Bedeniniz tutarlı olmak zorunda değil!
9. Yargılamayı Bırakın
Her gün bedeninize kaç tane yargılama yöneltiyorsunuz? Eğer köpeğinize çoğu insanın bedenlerine davrandığı gibi davransaydınız, o kaçıp giderdi! Bedeninizin sizinle kolaylıkla çalışmaması şaşırtıcı mı? Bedeninizi yargıladığınız her zamanı fark etmeye başlayın ve her seferinde kendinize, “Bu ilginç bir bakış açısı” deyin. Yargılamalarınızın gerçeğiniz olmadığını kavradığınız zaman, sizi kontrol etmeyi bırakacaklardır. Oradan özgürlük yolunda olursunuz!
10. Minnettarlığı Artırın
Değiştirmeyi istediğiniz şeyler üzerinde durmak yerine, işleyen şeyler için minnettar olmaya başlayın. Bedeniniz ile ilgili minnettar olduğunuz her şeyin listesini yapın ve kendinize bunları her gün hatırlatın. Çok fazla minnettar değil misiniz? Görebilmenize ne dersiniz? Derinizdeki esintiyi hissedin. Düşündüğünüzden çok daha fazla minnettar olacağınız şey var!
Minnettarlık yerinden, yargılama yerinden daha fazla şeyleri değiştirmek çok daha kolaydır. Bunu deneyin!
Bedenim ile ilgili seçimler yapmam gerektiğinde, sessizleşirim ve kendime sorarım, “Neyi biliyorum?” Nasıl hissettiğim hakkında artık başkalarını suçlamıyorum. Doktorların verdiği bilgiler için minnettar olabilirim, ama en sonunda harika hissetmekten kendimin dışında kimsenin sorumlu olmadığını biliyorum.
Bedenim ile birliğe girerek, “sindirim rahatsızlığım” yok oldu, tiroit seviyelerim normale döndü (bu mümkün görünmüyordu) ve tekrar bedenimden keyif almaya başladım!
Artık savaşta olmamak ne güzel bir armağan. Bedeniniz ile savaşa son vermenin zamanı mı? Öyleyse, hangi soruları sorabilirsiniz?
Blossom Benedict
(Çeviri: Saffet Güler)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

inanilmaz-yasam-hikayeleri-rochom-p-ngieng-john-ssebunya-1476342

 

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
……
YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
“Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum”
[Özdemir Asaf]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ahtapotun anneliği hiçbir canlının anneliğine benzemez

13319914_1138953439489103_7179690374737440733_n

 

 

Ahtapotun anneliği hiçbir canlının anneliğine benzemez
Dişi Ahtapot çiftleşmeden sonra bir oyuk bularak oraya yerleşir.
Yumurtlamaya başlar ve yumurtlama işlemi bittikten sonra kuluçkaya yatar.
Yumurtalarını yuvanın tavanına çengelle asar gibi dizer.
Yumurtalara devamlı su pompalayarak onların temiz kalmalarını sağlar.
Her ne pahasına olursa olsun yuvasını terk etmez.
Yavrular yumurtadan çıkmadan açlığa dayanamazsa birkaç kolunu yer ve bu şekilde tüm yavrular yumurtadan çıkıncaya kadar hayatta kalır ve yumurtaları korur…
Ancak uzun süren kuluçka dönemi onu aç ve bitkin bırakır tüm yavrular yumurtadan çıkınca o da yuvasında can verir.
Hayata yeni başlayan yavrular için anne ahtapotun cansız vücudu yaşama tutunmaları için iyi bir besin kaynağı olur.
Bu yüzdendir ki hiçbir dişi ahtapot yavrularının büyüdüğünü göremez…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Trenimde yolcu olduğunuz için her birinize teşekkür ederim

tren-yolculugu

 

BU HARİKA BİR MESAJ  PAYLAŞMAK İSTEDİM
Doğarken bindiğimiz trende anne ve babamızla tanıştık. O zamanlar onların hep bizimle seyahat edeceklerini sanıyorduk.
Oysa
istasyonun birinde onlar trenden ineceklerdi ve bizi yolculuğumuzda yalnız bırakacaklardı.
Zamanla
trene başkaları da bindi
ve bizim için önemliydiler. Kardeşlerimiz,arkadaşlar, çocuklarımız,
hatta hayatımızın aşkı…
Birçoğu inmiştir arkalarında üstelik de kalıcı bir boşluk bırakarak.
Kimisinin de eksikliği o kadar farkedilmez olmuştur ki, yerlerinin boşluğunu bile farkedememişizdir..
Bu tren yolculuğu neşe, keder, hayaller, beklentiler, merhabalar, Allahaısmarladıklar ve vedalarla doludur.
Burada başarı,
tüm yolcularla iyi ilişkilerde olmaktır.Bunun için de elimizden gelenin en iyisini
yapmalıyız..
Ancak,
hepimizin karşı karşıya olduğu bir muamma var:
Hiçbirimiz hangi istasyonda ineceğimizi bilmiyoruz.
İşte bunun içindir ki,
En iyi şekilde yaşamalı,
en iyi şekilde sevmeli, affetmeli, olduğumuzun en iyisini yansıtmalıyız.
Burası çok önemli
çünkü trenden inip de yerlerimizi boş bırakacağımızda
yaşam treninde yolculuğa devam edeceklerde güzel anılar bırakmalıyız.
Öyleyse
yaşam treninde size iyi yolculuklar diliyorum.
Çok sevgi verin, başarı biçin!
Son olarak da, trenimde yolcu olduğunuz için her birinize teşekkür ederim.
Ha, unutmadan!
Şahsen trenden bu yakınlarda inmeye hiç niyetim yok!
Yine de,
ola ki indim,
sizinle seyahat bir zevkti!
İyi ki binmişsiniz!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YÜKSELİŞ YOLUNDAKİ TUZAKLAR

images

 

 

Joshua Stone
Yaşamda spiritüel öğretmen, spiritüel psikolog ve talebe olarak yolculuğum boyunca, spiritüel yolun bir çok tuzaklarının farkında vardım. Bu konuda uzman olduğumu düşünüyorum, çünkü bunların çoğuna kendim yakalandım.
Aşağıdaki liste üzerine meditasyon yapmanızı ve derin bir şekilde konsantre olmanızı öneririm. Sözcükler kısa olmasına rağmen, içgörüleri mükemmeldir. Amacım bu dersleri öğrenmemenin neden olduğu ıstıraptan, yükseliş yolunuzdaki gecikmeden kurtulmanızdır. Spiritüel yol bir seviyede çok kolaydır, başka bir seviyede inanılmaz karmaşıktır.
Yolun her adımında negatif egonun ve karanlık güçlerin sunduğu cazibeler, kapanlar, tuzaklar vardır. Hatalar yapmak ve bunlara yakalanmak pekaladır. Endişem uzun zaman boyunca bunlara yapışıp kalmamanız için yardımcı olmaktır.
Yükseliş Yolunun Tuzakları
1. Kişisel gücünüzü başka birilerine, başka şeylere vermek (Diğer insanlar, bilinçaltı zihniniz, negatif egonuz, beş duyunuz, fiziksel bedeniniz, duygusal bedeniniz, zihinsel bedeniniz, bir guru, Yükselmiş Üstatlar, Tanrı – gücünüzü tüm bunlara veya başka şeylere vermek)
2. Başkalarını sevmek, ama kendini sevmemek.
3. Tüm probleminizin kaynağının “negatif egonuz” olduğunu fark etmemek.
4. Tanrı’ya odaklanmak, ama içsel çocuğunuzu doğru şekilde bütünleştirmemek ve içsel çocuğunuza anne – babalık yapmamak.
5. Doğru beslenmemek, yeterli egzersiz yapmamak, bunlar fiziksel rahatsızlığa neden olur, sonra tüm diğer seviyeleri kısıtlar.
6. Spiritüel yaşama derin dalmak, ama anlaşılması ve üstat olunması gereken psikolojik seviyeyi fark etmemek.
7. “Maddi arzular”
8. Gücün tuzağı ve çekiciliği. Bu çekicilik başkalarının üzerinde uygulanan gücün tuzağıdır.
9. Fazla topraklanmamış olmak, bunun kişinin fiziksel bedeninde zararlı etkisi olur.
10. Dünyada cenneti yaratmak yerine dünyadan kaçmaya çalışmak.
11. Tüm görüntünün altındaki gerçek realiteyi görmek yerine görüntüleri görmek.
12. Zaten (herkesin olduğu gibi) Ebedi Benlik olduğunuzu kavramak yerine Tanrı olmaya çalışmak.
13. Her şeyin nedeni olduğunuzu kavramamak.
14. Kendi içinizde kendinizi gerçekleştirmeden bütünüyle başkalarına hizmet etmek.
15. “Haklı öfke” diye bir şey olduğunu düşünmek. Öfke insanlar için büyük bir tuzaktır.
16. Aşırı olmak ve her şeyde ılımlı olmamak.
17. Spiritüel olmak için zahit, çileci olmak (dünya nimetlerinden elini ayağını çekmek) zorunda olduğunuzu düşünmek
18. Çok ciddi olmak, yaşamınızda yeterince neşe, mutluluk ve eğlence olmaması.
19. Disiplinsiz olmak ve spiritüel uygulamalarınızı fasılasız sürdürememek
20. Bir ilişkiye girdiğiniz zaman, spiritüel uygulamalarınızı ve araştırmalarınızı bırakmak.
21. Bir ilişkiyi kendinizin ve Tanrı’nın önüne koymak.
22. Hayatınızı içsel çocuğunuzun yönetimine bırakmak.
23. Kendinizi çok eleştirmek
24. Psişik güçlerin çekiciliğine ve illüzyonuna kapılmak.
25. Gücünüze sahip çıkmak, ama aynı zamanda Tanrı’ya teslim olmayı öğrenmemek; veya Tanrı’ya teslim olmak, ama aynı anda kendi gücünüze sahip çıkmayı öğrenmemek.
26. Fiziksel olarak yorgun ve tükenmiş olduğunuz zaman, kişisel gücünüzü kaybetmek.
27. Tüm problemlerinizi Tanrı’nın, Yükselmiş Üstatların veya Meleklerin çözmesini ümit etmek.
28. Kendinizi “otomatik pilota” bırakma ve uyanıklılığınızı kaybetme.
29. Gücünüzü kanallık veren (mesaj veren) varlıklara verme.
30. Çok fazla okumak ve yeterli meditasyon yapmamak.
31. Cinselliğinizin üstadı olmak yerine, onu kendiliğine bırakmak.
32. Zihinsel veya duygusal bedeniniz ile fazla özdeşleşmek, ve dengeye ulaşmamak.
33. Yükselmek için veya spiritüel olmak için ses kanalı (konuşarak mesaj iletme) olmanız veya her tür psişik fenomenleri deneyimlemeniz gerektiğini düşünmek.
34. Kundalinin yükselmesini zorlamak.
35. Çakraların açılmasını zorlamak. (çakraları zorla açmaya çalışmak)
36. Spiritüel yolunuzun “en iyi yol” olduğunu düşünmek.
37. Sahip oldukları inisiyasyon seviyesinden (bilgi de denebilir) dolayı insanları yargılamak.
38. Başka insanlarla “ileri” inisiyasyon seviyenizi (bilginizi) paylaşmak.
39. Alçakgönüllü olmak yerine, insanlara “yaptığınız iyi spiritüel işleri” anlatmak.
40. Negatif duygulara sahip olmak zorunda olduğunuzu düşünmek.
41. Kendinizi insanlardan izole etmek ve bunun spiritüel olduğunu düşünmek.
42. Dünyanın korkunç bir yer olduğunu düşünmek.
43. Gücünüzü astrolojiye ve yıldızların etkisine vermek.
44. Nesnelere, insanlara çok düşkün olmak.
45. Yaşama bağlı olmamak.
46. Kendinizle çok meşgul olmak ve başkalarına hizmet etmekle yeterince ilgilenmemek.
47. Bütün bulmacanın sadece bir parçası olan geleneksel psikolojinin hatalı teorilerine yapışık kalmak.
48. Çok fazla mistik ya da çok fazla okültist olmak ve bunları bütünleştirmemek.
49. Vazgeçmek. Asla vazgeçmeyin!
50. Hangi seviyede olursa olsun, çektiğiniz ıstırabın geçmeyeceğine inanmak.
51. Yapılması gereken çalışmalara odaklanmak yerine, bulunduğunuz inisiyasyon seviyesine veya ne zaman yükseleceğinize odaklanmak.
52. Sevginin en önemli spiritüel güç olduğunu fark etmek yerine siddhaların spiritüel güçlerine ve başarılarına yakalanmak.
53. Diğer spiritüel veya metafizik gruplarını kötülemek.
54. Geleneksel dinin dogmalarına kapılmak.
55. Kendinizle Tanrı arasında aracı olacak bir rahibe gereksiniminiz olduğunu düşünmek.
56. Spiritüel inançlarınızı ayrılıkçılık veya elitizm yaratmak için kullanmak.
57. İnançlarınızda çok fanatik olmak.
Reklam

58. Haplar veya ilaçlar vasıtası ile aydınlanmaya erişebileceğinize inanmak.
59. Diğer insanların, spiritüel yollarında sizin çalıştığınız gibi çalışmak zorunda olmadıklarına inanmak.
60. Çocuklarınız ile ilişkinizi kendi benliğinizin ve Tanrı’nın önüne koymak.
61. İçinde yaşadığımız bu büyüleyici materyal dünyanın cazibelerine kapılmak.
62. Sevginizi bir çok insana yaymak yerine tek bir insanı sevmeye çok odaklanmak.
63. Ölçülü olmaya, içsel huzura erişmek yerine dualiteye yakalanmak. Dualiteyi aşmadığınız zaman, yaşamın iniş çıkışları arasında aşağı yukarı inip çıkan duygusal bir lunapark trenine benzersiniz.
64. İlişkilerinizde bir yetişkin olmak yerine baba veya oğul olma, ya da anne veya kız evlat olmanın tuzağı
65. Hayatta ıstırap çekmeniz gerektiğini düşünmek.
66. Spiritüel yolunuzda bir şehit olma tuzağı.
67. Başkalarını kontrol etme.
68. Spiritüel hırs, ihtiras.
69. Sevilmeye, sevmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyma.
70. Bir öğretmen olma ihtiyacı.
71. Hiperhassaslık veya madalyanın tersi, çok korunma, kalkanlar koymak
72. Başka insanlar için sorumluluk almak
73. Kurtarıcı olmak.
74. Bencil amaçlarla hizmet etmek ve yine de spiritüel olduğunuzu düşünmek.
75. Spiritüel anlamda gerçekte olduğunuzdan çok daha ileri olduğunuzu düşünmek ve madalyanın diğer tarafı, gerçekte olduğunuzdan çok daha az ileri olduğunuzu düşünmek.
76. Ünlü olma tutkusu.
77. İkiz ruhunuzu veya ruh eşinizi bulmaya çok fazla önem vermek ve gerçekte en çok aradığınız şeyin ruhunuz ve Monad’ınız (Ben’im Varlığınız, Tanrısal Benliğiniz) olduğunu kavrayamamak.
78. Mutlu olmak için romantik bir ilişkiye gereksiniminiz olduğuna inanmak.
79. Merkezde duran en önemli kişi olma ihtiyacı, ya da madalyonun diğer yüzü, her zaman duvar çiçeği olmayı seçmek.
80. Çok fazla çalışmak ve fiziksel olarak yorulmak. Madalyanın diğer yüzü, çok fazla oynamak ve işinizi yapmamak.
81. Rehberlik için psişiklere, kanallara, medyumlara gitmek ve kendi sezginize güvenmemek.
82. Bu planda veya içsel planda Yükselmiş Üstatlar olmayanlar ile çalışmak ve realitenin anlayışında ve algısında sınırlı olmak
83. Spiritüel yolu bir hobi olarak izlemek.
84. Çok fazla TV seyretmek, saçma romanlar okumak ve şiddet filmleri seyretmek.
85. Başkaları ile tartışmanın size veya o kişiye hizmet ettiğini düşünmek.
86. Sevgi için çabalamak yerine kazanmaya veya “haklı” olmaya çalışmak.
87. Hepsinin dengelenmesi ve doğru oranlarda bütünleştirilmesi gerektiğini kavramak yerine, sezgiye, zekaya, hislere ve içgüdüye çok fazla vurgu vermek. Buradaki tuzak bunlardan biri ile aşırı özdeşleşmek.
88. Gerçekte olduğunu Ebedi Benlik yerine, sizi küçülten, guruya adanma tuzağı.
89. Gereksinim olduğunda enerji alanınızı nasıl açıp kapayacağınızı bilmek yerine, her zaman açmaya çalışmak.
90. Gereksinim olduğunda, başka insanlara, negatif egonuza “hayır” demeyi bilmemek.
91. Problemleriniz için Tanrıyı suçlamak, Tanrıya kızgın olmak.
92. Dualarınız yanıtlanmıyorsa, Tanrının dualarınıza yanıt vermediğini düşünmek.
93. Kendinizi kendiniz ile karşılaştırmak yerine, başka insanlar ile karşılaştırmak.
94. Fakir olmanın spiritüel olmak anlamına geldiğini düşünmek.
95. İnisiyasyon veya yükseliş seviyesi ile ilgili başkaları ile yarışmak veya karşılaştırma yapmak.
96. En büyük tuzaklardan biri, başka insanların, kendi fiziksel bedeninizin, duygusal bedeninizin, zihinsel bedeninizin, arzularınızın, beş duyunuzun, negatif egonuzun veya düşük benliğinizin kurbanı olmanıza izin vermektir.
97. Çok fazla çalışmak, ama bunu gerçek dünyada yeterince göstermemek.
98. Değerinizin şeyleri yapmaktan veya şeylere erişmekten geldiğini sanmak.
99. Kendinizi spiritüel, psikolojik ve fiziksel olarak korumaya gereksiniminiz olmadığını düşünmek.
100. Çekicilik, maya, illüzyon, negatif ego, korku ve ayrılığın gerçek olduğunu düşünmek.
101. Fiziksel enerji için şeker, yapay tatlandırıcı, kahve ve soft içecekler kullanmak
102. Her şeyi kendiniz yapmaya çalışmak ve Tanrıyı yardıma çağırmamak. Madalyonun diğer yüzü, Tanrıyı yardıma çağırmak, ama kendinizin yardımcı olmaması, hiçbir şey yapmamak.
103. Size kötü davrandıkları için insanları daha az sevmek, kişiyi davranıştan ayırmamak.
104. Ruhunuzun, Monadınızın, Tanrının ve Yükselmiş Üstatların yaşayan realitesine inancı kaybetmek ve eğer sebat ederseniz ve payınıza düşeni yaparsanız onların size yardım etme yeteneklerine inancı kaybetmek.
105. Diğer insanların yükselişe ulaşabileceğini, ama kendinizin en azından bu hayatta ulaşamayacağınızı düşünmek.
106. Kişinin problemlerinden kaçması için yükselişe erişmeye çalışması.
107. Dünyanın Tanrının yedi cennetinden biri olduğunu fark etmek yerine, onun bir hapishane olduğunu düşünmek.
(ÇEVİRİ: Saffet Güler)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güçlü kadınları yürüşünden tanırsınız!

kadin-728x410

 

Kim, sırtını güvendigi bir omuza yaslama imkani varken, omuz omuza carpismaya ya da sicacik bir kucakta huzur bulabilecekken kendini ateşlere atmaya gönüllü olur?Gördüğünüz o güçlü kadınların kaçı yaradılıştan güçlü, kaçı hayatın içinde tek basina dimdik olmaya mecbur bırakılmıştır acaba?

Onları bir çırpıda tanımak, en kalabalık ortamda bile çok zor değildir. Duruşları farklı, bakışları kendinden emindir. Yüzlerinde hüzünlü bir gülümseme, bazen de tüm acılara inat kahkahaları vardır. Sorumluluk, insana kudretli olma zorunluluğunu da yanında getirir. Hepsinin ortak yanı yorgun ve (d)üzgün kadın olmalarıdır.

Rimellerini silip, saçını başını düzeltip, yüzüne gülümseme maskesini takmakta üzerlerine yoktur. İçinde fırtınalar kopsa da belli etmemek onlar için hayat oyununun en kolay sahnelerindendir.Çünkü provasını en çok yaptıkları bölüm buralarıdır.

Farklıdır ve her şeyin farkındadırlar bu kadınlar. Kendisine kur yapıldığını, yalan söylenildiğini, kandırılmaya çalışıldığını ve çok sevildiğini anlaması hiç zor değildir. Bilir kimin onu sevip sevmediğini. Değersizliğini hemen fark eder, ardına bakmadan kaçmışlığı çoktur. Artık ne istediğinden çok ne istemediğini daha iyi bilir ve bunu hemen ayırt etmesi de hiç zor olmaz.
Bu kadınların en güzel tarafı, sevildiğini hissettikçe güzelleşmeleridir. Sevildikçe sevmeyi çok iyi becerebilir ve hiç kimsenin sevemeyeceği kadar güzel severler. Şefkatleri sıcacıktır.

İyi ki varlar hayatlarımızda.Varlıkları rahatsız etmez ama yoklukları çok rahatsız edicidir.İş hayatının tuttuğunu koparanları,her soruna hızlı çözüm getirenleri ve fedakar annlerdir aynı zamanda.

Bu kadınlar kendilerini güldüren soylu ve ciddi adamları severler, soytarıları değil. En sık duydukları söz “Seni taşıyan erkek zor bulunur.”dur. Ağır gelen dürüstlükleri, mertlikleri, kariyerleri, beceriklilikleri ve zekalarının toplam hacmidir oysa ki! Güçlü kadınların aklında ve beyninde olabilirsiniz ama kalplerinde hele gözbebeklerinde olabilmeniz güçtür. Vaatlere karınları toktur. Canına okuyanlar çok olduğundan hariçten gazel okuyanlara eyvallahları zerre yoktur.

“Zor kadın“ da diğer tanımlamaları… Zor, bir şeyin nasıl olduğunu bilmemektir. Bir erkek için ütü yapmak, bir kadın için tır kullanmak neden daha zordur? Çünkü ne yapacaklarını bilmezler, tecrübeleri yoktur. Zor, bu yüzden ne/nasıl olduğunu bilmemek haline denilir. İşte bu kadınların dünyaları ve dillerini bilen az olduğundan” zor kadın” olarak çıkmıştır adları. Doğru aslında ama tanımda bir kelime eksik… Koca hayatlarını ortaya koyunca “zor hayatlı kadınlar” denilmesi daha hakkaniyetli olur.

Ne kadar zorsa o kadar kırılmıştır, ne kadar ağır başlı ise o kadar hayalleri yıkılmıştır.
Yüreklerine mangal demek hafif kalır. Koca bir yanardağ gibidir cesaretleri ve dürüstlükleri. O yüzdendir ya şaklabanlar tarafından sevilmemelerinin nedenleri. Çünkü onlar rol yapanları hemen anlarlar ve oyuna uymaz, oyunun kurallarını öğretirler.

Bu kadınların en sert görünen taraflarının yanında merhametleri koca bir dağ gibidir. İnsan neyin eksikliğine zaaflı ise işte bundandır. Omuzlarından öpülmelidirler, yılların yükünü hafifletmek için.
Sevmekten vazgeçmeyi çoktan öğrenmiştir bir kısmı, soğumuştur kalbi. Kırılmaktan, hayal kırıklığına uğramaktan ”aşk yok“ derken gözlerini kaçırdığını fark ederseniz, anlarsanız kendisinin bu yalana inanmadığını. İçindeki umudunu söylemeyecek kadar gururludur da, kolay kolay almazlar yüreklerine kimseyi. Varla yok arası duvarları vardır. Yaş onlar için sadece bir sayıdır. Çoğu yetmiş yaşına üç kere gidip gelmiştir. Yalnızlığın asaletine inanarak avuturlar kendilerini. Mutlu aileleri gördükçe içlerinin sızladığını hissedemezsiniz. Gülümseyerek bakar aşık çiftlere, içinden dua ettiğini bilemezsiniz!

Bu kadınları üzebilirsiniz ama yıkamazsınız. O bilir ne zaman gideceğini, ne kadar kalacağını.
Sorsan bu kadınlara güçlü olmayı sen mi istedin diye? Güçlü değil” pamuklara sarılmış mutlu kadın olmak varken, deli misin sen neden isteyeyim ?” diye gülümser ve ardına bakmadan gülümseyerek gider.Karışır kalabalığın içindeki yalnızlığına.

Yürüyüşünden tanırsınız…

Kaynak: Flashaber Didem Tınarlıoğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir yazı kaleme aldı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve unutma; Yaşam bir AKIŞ. HER ŞEY değişir.

18839244_10210850815120427_7802521593946298751_n[1]

 

BÜYÜKLERE MASALLAR
Buda, bir ormanda yolculuk ediyormuş. Sıcak bir günmüş. Susamış ve öğrencisine demiş ki; “Küçük bir çayın üzerinden geçtik. Geri dön ve bana biraz su getir”
Öğrencisi geri dönmüş. Ama çay çok küçükmüş ve üzerinden arabalar geçmiş. Su bulanmış. Çamurlanmış. Artık içilemez bir haldeymiş. Bu yüzden; “Geri dönmeliyim” diye düşünmüş. Geri dönmüş ve Buda’ya demiş ki; “O su tamamen çamurlandı ve içilemez durumda. İzin ver ileriye gideyim. Buradan birkaç kilometre uzakta bir nehir biliyorum. Gidip oradan su getiririm”
Buda demiş ki; “Hayır! Aynı çaya geri dön”
Buda bunu söylediği için öğrencisi itaat etmiş. Ama suyun getirilecek durumda olmadığını bildiği için yarım gönüllü gitmiş. Ve boşu boşuna zaman harcadığını düşünüyormuş. Üstelik o da susamış. Ama Buda söylediği için gitmek zorundaymış.
Yine gidip geri dönmüş ve demiş ki; “Neden ısrar ediyorsun? Su içilemez durumda”
Buda demiş ki; “Yine git”
Ve Buda dediği için öğrencisinin itaat etmesi gerekmiş.
Çaya üçüncü gidişinde su her zamankinden daha berrakmış. Toz akıp gitmiş. Ölü yapraklar gitmiş ve su yine safmış. O zaman öğrencisi kahkaha atmış. Suyu dans ederek getirmiş. Buda’nın ayaklarının dibine çökmüş ve demiş ki;
“Öğretme yolların mucizevi. Bana büyük bir ders verdin. Yalnızca sabra ihtiyaç olduğunu ve hiçbir şeyin kalıcı olmadığını”
İşte temel öğreti bu. HER ŞEY gelip geçici. O zaman neden endişelenesin?
YALNIZLIĞINA geri dön. Şimdiye dek her şey değişmiş olmalı. Hiçbir şey aynı kalmaz. Sen sabırlı ol. Tekrar, tekrar, tekrar git. Birkaç gidiş gelişten sonra o yeniden, SAF BİR YALNIZLIK olacak ve bundan rahatsızlık duymayacaksın.
Öğrencisi de ikinci defa giderken Buda’ya sormuş; “Gitmem konusunda ısrar ediyorsun. Ama o suyu saf kılmak için bir şey yapabilir miyim?”
Buda demiş ki; “Lütfen hiçbir şey yapma. Aksi halde onu daha da kirletirsin. Ve çaya girme. Sen dışarıda kal. Kıyıda bekle. Senin çaya girmen kargaşa yaratır. Çay kendi kendine akar. Bu yüzden bırak aksın”
Ve unutma; Yaşam bir AKIŞ. Su akıp gider. HER ŞEY değişir.
Ve akan, yalnızca nehir değil. SEN de akarsın.
HER ŞEYDEKİ gelip geçiciliği gör. Acele etme.
HİÇBİR ŞEY yapmaya çalışma.
Yalnızca BEKLE.
Beklemek, en güzel YAPMAYIŞTIR.
Ve eğer bekleyebilirsen, DÖNÜŞÜM gelecektir.
Bu bekleyişin kendisi bir DÖNÜŞÜMDÜR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞAMDA UYGULANMASI GEREKENLERİN LİSTESİ;

18920169_1215480851894750_3199231956986969528_n

YAŞAMDA UYGULANMASI GEREKENLERİN LİSTESİ;
1. Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.
2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
9. Zamanınızı israf etmeyin.
10. Akşam yemeklerini basitleştirin.
11. Kötümser insanlardan uzak durun.
12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
18. Gülümseyin.
19. Bebekleri gıdıklayın.
20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin. Bazı şeyleri de bilmeyin.
22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
24. Arada bir hamama-saunaya gidin.
25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
27. Kendinize güvenin.
28. Nüktedan olun.
29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
30. Hiç tanımadığınız insanlara da merhaba deyin.
31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
34. Arada bir şiir okuyun.
35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
36. Yardım istemekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
37. Görünüşünüze özen gösterin.
38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
42. Ayakkabınızı boyatın.
43. Berbere gidin.
44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
47. Her gün biraz spor yapın; her fırsatta yürüyün.
48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin, gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
49. Yeni moda birkaç şarkıların sözlerini ezberleyin.
50. İşe erken gidin.
51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.
52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.
53. Kırlarda dolaşın.
54. Maça gidip bağırın.
55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.
56. Teşekkür edin.
57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.
58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun, sonra da afiyetle yiyin.
59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.
60. Severken karşılık beklemeyin.
61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.
62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.
63. Şişmanlamayın .
64. Hatıra defteri tutun.
65. Kirli bir yeri temizleyin.
66. Kağıttan bir uçak yapıp uçurun.
67. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..
68. Mutlaka yeterince dinlenin ve uyuyun.
69. Az konuşun, çok dinleyin.
70. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.
71. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.
72. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.
73. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huydur; bunu unutmayın
74.Dostlarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza karşı hoşgörü içinde olun…
75. Son söz: Öfkeyi, kederi ve dertleri kendinize zevk edinmeyin…

– Alıntı –

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DÜNYANIN SON GÜNÜ

18813933_1775243942786819_673552136374182843_n

 
Bir üniversitede bir hoca derse şöyle başlamış. “Düşünün ki bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte herşey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugun ne yapardınız?” Tüm öğrencilerden birçok değişik cevap gelmiş:
– İbadet eder Allah’tan günahlarımı affetmesini dilerdim.
– Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.
– Üzdüklerimi arar özür dilerdim, beni affetmesini isterdim.
– Sevdiğim insanın son ana kadar yanımda olmasını sağlardım.
– Ailemle zamanımı geçirirdim.
– Anneme veya babama giderdim.
– Arkadaslarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım.
– Barbeku partisi yapardım.
– Sevgilimle zamanımı geçirirdim.
– Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
– Yatar uyurdum.
– Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
– En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
– Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim.
– Jet uçağına binerdim.
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek sormuş. “Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

“Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”

  1. BEDEN – Louise Hay
    “Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”
  2. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n
    Hayatta herşeyin olduğu gibi, beden de içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynasıdır. Dinlemesini bilirsek bedenimiz daima bizimle konuşur. Bedenimizin her hücresi, düşündüğünüz her düşünceye, söylediğiniz her söze karşılık verir.
    Sürekli düşündüğünüz ve söylediğiniz şeyler, beden yapınızı, şeklini, sağlığını ve hastalığı oluşturur. Asık görünüşlü bir surata sahip kişi, bu görünüşünü sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır. Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır. Siz yaşlandığınızda nasıl görüneceksiniz?
    Bu bölümde bedende hastalık yaratan Olası Düşünce Kalıplarını ve sağlık yaratmakta kullanacağımız Yeni Düşünce Modellerini ve Olumlu ifadelerini göreceksiniz. Size fikir vermesi açısından bazı yaygın sorunları nasıl yarattığımız konularından da bahsettik.
    Her hastalığın zihinsel nedeni herkes için yüzde yüz geçerli değil elbette. Ama hastalığın nedenlerini araştırmaya başladığımız için bir başlangıç noktasını veriyor.
    BAŞ, bizi temsil ediyor. Dünyaya gösterdiğimiz şey. Genellikle başımızla tanınırız. Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu, genellikle “bizde” çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.
    Olumlaması “Barış, sevgi, haz, gevşeme, rahatlık. Hayatın akışına kendimi bırakıyor ve hayatın içinde kolaylıkla gelişiyorum“
    SAÇ, dayanıklılığı temsil ediyor. Gergin ve korku dolu olduğumuzda, sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine, hatta göz çevresine kadar yayılır. Saç, saç kökleriyle beslenir. Kafa derimizde gerginlik olduğunda, sıkılmaktan dolayı saç nefes alamaz. Ölür ve dökülür. Gerginlik sürüyorsa, kafa derisi gevşeyemez. Saç kökleri sıkıştığı için yeni saç büyüyemez ve sonuç; kellik.
    Gerginlik güçlü olmamaktır. Gerginlik zayıflıktır. Gerçekten güvenli ve güçlü olmak demek, sakin, dengeli ve huzurlu olabilmektir. Bedenlerimizi daha çok gevşetmeliyiz, baş derimizi de.
    Şimdi deneyin. Baş derinize gevşemesini söyleyin ve bir farklılık hissedip hissetmediğinizi gözleyin. Eğer gevşediğini hissediyorsanız bu egzersizi sıkça yapmanızı öneririm.
    KULAKLAR, işitme kapasitesini temsil ediyor. Eğer kulaklarınızda sorununuz varsa, genellikle işitmek istemediğiniz bir şeylerin olup bittiği anlamına gelir. Kulak ağrısı işittiğiniz bir şeyden kızgınlık duyduğunuzun göstergesidir.
    Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genellikle evlerinde işitmek istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir.
    Sağırlık, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir. Dikkat edin, çiftlerden birinde sağırlık sorunu varsa, diğeri sürekli konuşur, konuşur, konuşur.
    Yeni Düşünce Modeli: “Tanrıyı dinliyorum. Hayatın coşkusunu işitiyorum. Hayatın bir parçasıyım. Sevgiyle dinliyorum“
    GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.
    Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.
    Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?
    Bakın, kendimize sormamız gereken ilginç sorular var, değil mi?
    Yeni Düşünce Modeli: “Özgürüm. Özgürce ileriye doğru bakıyorum. Çünkü hayat sonsuzdur ve mutluluklarla doludur. Sevecen gözlerle bakıyorum. Kimse bana asla zarar veremez“
    BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında, kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz.
    BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor.
    Kızgınlık, boğaz ağrılarının sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak demek.
    Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan ne çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.
    Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.
    Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“
    KOLLAR, hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesini ve yeteneğini simgeler. Kolların dirsekten yukarısı kapasitemizle, dirsek altı bölümü yeteneklerimizle ilgilidir. Duygu birikintilerimizi eklem yerlerinde depolarız ve dirsekler yön değiştirmede esnekliğimizi simgeler. Hayatınıza yeni bir yön verme konusunda esnek misiniz? yoksa eski duygu birikimleriniz sizi aynı noktada mı tutuyor?
    ELLER, yakalar, tutar, kavrar. Bir şeylerin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin veririz. Bazen gerektiğinden fazla tutarız. Açık elli, sıkı elli, el becerili, yumruk sıkan, yumuşak elli oluruz. Elden veririz, el veririz, elde edemeyiz, elinin hakkını veririz. El ele veririz, avucumuzun içine alırız, elimizden gelmez. Eli maşalıdır, eli uğurlu gelir veya ele avuca sığmaz.
    Eller yumuşak olabilir veya parmak boğumları çok fazla evhamlı ya da katı düşünceli olmaktan dolayı sert ve yumru yumru olabilir. Elleri sıkmak korkudan kaynakların; kaybetme korkusu, asla yetmeyeceği korkusu, bırakırsan gider korkusu.
    Bir ilişkiye sıkı sıkıya yapışmak, eşin arkaya bakmadan kaçmasına yol açar. Sıkılmış yumruklar yeni bir şeyi tutamazlar. Elleri bileklerden rahatça sallamak, insana rahatlık ve açıklık duygusu verir. Size ait olan şey, sizden alınamaz. Rahat olun.
    Yeni Düşünce Modeli : “Tüm düşüncelere sevgiyle ve kolaylıkla uyum sağlıyorum”
    SIRT, destek sistemimizi temsil eder. Sırt sorunları genellikle yeterince destek görmediğimizin ifadesidir. Sıklıkla bizi işimizin, ailemizin, eşimizin desteklediğini düşünürüz. Gerçekte, tümüyle Evren ve Hayatın kendisi tarafından destekleniyoruz.
    Üst sırt ağrıları, duygusal destek yoksunluğunun hissedilişidir. Kocam-karım-sevgilim-arkadaşım-patronum beni anlamıyor ve desteklemiyor.
    Orta kısım suçluluk duygusuyla ilgili. Geçmişimizde arkamızda kalan bir şey. Arkanızda ne bıraktığınızı görmekten mi korkuyorsunuz ya da arkada bıraktığınız bir şeyi mi gizliyorsunuz? Sırtınızdan hançerlenmiş gibi mi hissediyorsunuz? Gerçekten “bitip tükendiğinizi” mi hissediyorsunuz? Ekonomik sorunlarınızla bir çıkmaz içindesiniz? Ya da ekonomik endişeleriniz çok mu fazla? Bu durumda, alt sırt bölgenizde sorunlarınız olacaktır. Parasızlık ya da parasal korku bunu yaratacaktır. Miktarın hiç önemi yoktur.
    Çoğumuz hayatımızda en önemli şeyin para olduğunu düşünürüz. Onsuz yaşanamaz. Bu doğru değildir. Paradan çok daha önemli, onsuz yaşayamayacağımız bir şey var. O nedir? Nefesimiz.
    Nefesimiz hayattaki en değerli şey. Ama nefes verdiğimizde, bir sonraki nefesi almak için havanın orada olacağından zerre kadar şüphe etmeyiz. Bir nefes daha alamazsak, üç dakika dayanamayız. Bizi yaratan GÜÇ, hayatımız boyunca yetecek nefesi bize verdiğine göre, neden tüm diğer ihtiyaçlarımızın da karşılanacağına güvenemiyoruz?
    Yeni Düşünce Modeli: “Hayat beni destekliyor. Evrene güveniyorum. Sevgi ve güveni özgürce veriyorum“
    MİDE, tüm yeni düşünce ve deneyimlerimizi hazmeder. Mideniz neyi alıyor, neyi almıyor? Hazmedemediğimiz şey ne? Mide sorunları, yeniliklere kolaylıkla adapte olamadığımızın göstergesi. Korkuyoruz.
    Çoğumuz uçakla yolculuğun yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemleri hatırlıyordur. Kocaman metal bir kuşun içine girip, güvenli bir şekilde yolculuk edeceğimizi düşünmek oldukça zordu. Her koltukta kusma torbaları vardı ve çoğumuz torbaları kullanıyorduk. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra torbalar hala var. Ama çok ender kullanılıyorlar. Uçma fikrini hazmettik artık.
    Yeni Düşünce Modeli: “Yeni düşünceleri kolaylıkla özümlüyorum. Hayat benimle uyum içinde. Hiçbir şey bana rahatsızlık veremez. Dinginim“
    BACAKLARIMIZ, hayatta bizi ileriye doğru götürüyor. Bacaklardaki sorunlar, öne adım atma korkusu ya da bir yolda ilerlemekteki kararsızlığımızın göstergesi. Ayaklarımızla koşarız, ayağımız geri geri gider, ayağımız sürünür. Bir şeyleri yapmak istemediğimiz zamanlar, bacaklarımızda küçük sorunlar yaratırız. VARİS DAMARLARI nefret ettiğimiz bir yerde veya iş de olduğumuzu gösterir. Damarlar zevki taşıma yeteneklerini kaybederler. Siz istediğiniz doğrultu da mı ilerliyorsunuz?
    AYAKLARIMIZ, kendimiz ve hayat hakkındaki anlayışımızla ilgilidir. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle. Çoğu yaşlı insan yürümekte zorluk çeker. Hayat anlayışları geçerliliğini yitirmiştir ve gidecek bir yerleri kalmamış gibidir. Küçük çocukların hoplayıp, zıplayıp, dans eden ayakları vardır. Yaşlı insanlar hareket etmekten korkarcasına durdukları yerde bile sallanırlar.
    Yeni Düşünce Modeli: “Gerçek benim desteğim. İleriye doğru zevkle adım atıyorum. Spiritüel anlayışa sahibim“
    CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.
    Yeni Düşünce Modeli: “Olumlu yollarla dikkat çekiyorum. Güvenliyim. Kimse bireyselliğimi tehdit edemez. Huzurluyum. Dünya güvenli ve dostça. Tüm kızgınlık ve öfkelerimden kendimi özgür kılıyorum. İhtiyacım olan şeyler bir şekilde karşılanacaktır. Suçluluk duymadan iyi olan her şeyi kabul ediyorum. Küçük mutluluklardan yararlanmasını biliyorum“
    KAZALAR, kaza değildir. Her şeyi olduğu gibi kazaları da biz yaratırız. Tabii ki, “bir kaza geçirmek istiyorum” demeyiz. Ama düşünce kalıplarımızla kazaları kendimize çekeriz. Bazıları “sakardır”, kazalar her yerde onları bulur, bazılarının ise hayat boyu başlarına birşey gelmez.
    Kazalar kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur (çarpar). Kendimize kızdığımızda, suçluluk duyduğumuzda, kendimizi cezalandırma ihtiyacı duyduğumuzda , kaza bu işlevi görür.
    Kazada bizim hiç suçumuz yokmuş gibi görünebilir, kaderin talihsiz bir kurbanıyızdır. Kaza, başkalarından ilgi ve şefkat görmemizi sağlar. Birileri bize bakar, yaralarımızı iyileştirir. Bazen yatakta uzun süre istirahat etmek zorunda kalırız. Ve ağrılarımız olur. Ağrılarımızın bedenimizde oluştuğu yerler, hayatımızın hangi alanında kendimizi suçlu hissettiğimiz konusunda bize ipucu verir. Bedensel hasarın boyutu, ne kadar ağır cezalandırılmak istediğimizi ve mahkumiyetimizin süresini gösterir.
    ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.
    Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.
    YARALAR, YANIKLAR, KESİKLER, ATEŞLENME, ŞİŞME, KABARMA, KAŞINMA kızgınlığın bedendeki ifadesi oluyor. Ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım, kızgınlık ifade edilmenin bir yolunu bulur. Birikmiş öfke patlamaması için içimizden çıkmalıdır. Öfkemizle dünyamıza zarar vereceğimizden korkarız. Ama kızgınlık kolaylıkla “şu konuda kızgınlık duyuyorum” diye ifade edilebilir. Tabii bu sözleri patronumuza her zaman söyleyemeyiz ama yastığı yumruklayabilir, arabada avazımız çıktığı kadar bağırabilir veya tenis oynayabiliriz. Bunlar, kızgınlığı fiziksel olarak ifade etmenin zararsız yollarıdır.
    Spiritüel insanlar genellikle kızmamaları gerektiğini sanırlar. Evet hepimiz duygularımız için başkalarını suçlamayacağımız noktaya gelmeye çalışıyoruz. Ama o noktaya erişinceye kadar, an içinde ne hissettiğimizi olduğu gibi kabul etmek daha sağlıklı.
    ŞİŞMANLIK, Korunma ihtiyacını temsil eder. İncinmelerden, eleştiriden, tacizden, cinsel sömürüden korunmaya ihtiyaç duyarız. Yani genelde hayattan ya da bazı konulardan korkarız. Siz seçiminizi yapın.
    Ben şişman bir insan değilim. Ama yıllar boyu, kendimi güvende hissetmediğim dönemlerde birkaç kilo aldığımı farkettim. Tehlike gittiğinde, kilolar da kendiliğinden gidiyordu. Kilolarla savaşmak zaman ve enerji ziyanıdır. Rejimi bıraktığınız anda kilolar tekrar geri geliyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, yaşam sürecine güvenmek, aklınızın gücünü bilmekten gelen güvencede olma duygusu, bence en iyi rejim. Olumlu düşünenlerin rejimini yapın, kilolarınız kendiliğinden kaybolacaktır.
    Birçok anne, baba sorun ne olursa olsun, bebeğin ağzına yiyeceği dayıyor. Bu bebekler büyüdüklerinde bir sorunları olduğu zaman “ne istediğimi bilmiyorum” diyerek buzdolabının kapısını açıyor.
    AĞRI, Her türlüsü bir suçluluk duygusunun belirtisi. Suçluluk duygusu daima ceza arar, ceza da ağrıyı yaratır. Kronik ağrılar, kronik suçluluk duygusundan kaynaklanır. Bu duygular o kadar derinlere gömülmüştür ki, çoğunlukla farkında bile olmayız. Suçluluk duymak, tümüyle faydasız bir duygu. Ne kimsenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, ne de durumu değiştirir.
    KASILMA, TUTULMA, Zihindeki tutukluğun ifadesi. Korku, bildiğimiz eski yollara yapışıp kalmamıza neden oluyor, esnek olmakta zorlanıyoruz. Eğer birşeyi yapmanın sadece “tek yolu” olduğuna inanıyorsak, genellikle bir yerimiz tutulur. Daima başka yollarda vardır.
    Beden ile ilgili çalışabileceğiniz bir olumlama
    Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.
    Bedenime iyi bir arkadaşım olarak bakıyorum.
    Bedenimin her hücresi kutsal zekaya sahip.
    Bana ne söylediğini dinliyor ve önerilerinin geçerli olduğunu biliyorum.
    Daima güvendeyim ve tanrısal olarak korunuyor ve yönlendiriliyorum.
    Sağlıklı ve özgür olmayı seçiyorum.
    Dünyamda herşey iyi ve güzel.
    Düşünce Gücüyle Tedavi / Louise Hay
    Görsek sanat :
  3. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »