Aradığın şey sende…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Sahi kaç kopyayız biz?

 
Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz? Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotoko­pimiz?
James Bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçl…ü İngiliz salon erkekle­rini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir James Dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?
Ne zaman Maryl Streep’in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp din­gin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip Madonna’nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?
Huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıl­tısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı?
Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?
Hangi kopyanız
“Kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken…
Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve göz­yaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı na­sıl kendinize bile söylemeye cesaret edemedi­ğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?
Her akşam haberlerin karşısında genç me­zarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz? Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfaların­dan oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı at­mak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi ha­tırlıyorsunuz, üzülerek mi..?
Aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor mu­sunuz? Kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuştu­ruyor musunuz hiç…? İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu? Hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı­nı denetleyebiliyor musunuz? Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misi­niz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benzi­yor? Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz? Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç su­ret bırakacaksınız? Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız? Sahi, kaç kopyasınız siz…? Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz…?
Can Dündar

Yaşananlar zararlı yada faydalı olarak ta değerlendirilmemeli.. İyi ya da kötü olarak ta.. Tüm yaşadıklarımız bizim ruhsal gelişimimize katkı sağlayan DENEYİMLERdir..

263428_467861619949608_1236963995_n[1]Hayat bize zarar vermez..
Bize zarar verdiğini sandığımız şeyler kendi seçimlerimizin sonuçlarıdır..
Yanlış yada doğru..
O seçimi yapan biz kendimiziz..
Kimse bizi zorlamadı ya..
Yaşananlar zararlı yada faydalı olarak ta değerlendirilmemeli..
İyi ya da kötü olarak ta..
Tüm yaşadıklarımız bizim ruhsal gelişimimize katkı sağlayan DENEYİMLERdir..

Mehmet Şen

Her zaman müziğin ve kahkahan olsun.. Ve her fırtınayı bir gökkuşağı takip etsin…

523614_621693001177514_1982647099_n[1]

Sevinçlerin, gece gökyüzündeki yıldızlar gibi sayısız olsun..

Yengilerin tüm dünyanın okyanuslarının tüm sahillerindeki kum tanelerinden daha bol olsun..

Yoksunluk ve mücadele yaşamından daima yok olsun..

Ve güzellik, düzen ve bolluk daimi yoldaşların olsun..

Seçtiğin her yol saf ve iyi ve latif olana götürsün..

… Her şüphenin ve korkunun yerini, sen etrafında Yüksek Bir Gücün kanıtını gözlemlerken, derin, ebedi bir güven alsın…

Ve sadece karanlık olduğunda ve hayatın fırtınaları geldiğinde,

Varlığının özündeki ışık dünyayı aydınlatsın…

Ölçünün ötesinde sevildiğinin daima farkında olasın ve karşılığında koşulsuz sevmeye istekli olasın…

Daima Yaradan’ın kollarında korunduğunu ve sakındığını hissedesin, korunan bir çocuk gibi…

Ve yargılamak için baştan çıktığında, hepimizin BİR olduğumuz,

Ve düşündüğün her düşüncenin, herkese ve her şeye dokunarak Evren’de yankılandığı sana hatırlatılsın…

Ve geride durduğunda, kendini alıkoyduğunda, sevginin özgürce aktığında, en iyi şekilde aktığını,

Ve en büyük armağanı verirken aldığımızı hatırlayasın…

Her zaman müziğin ve kahkahan olsun..

Ve her fırtınayı bir gökkuşağı takip etsin…

Memnuniyet her hayal kırıklığını yıkasın, Sevinç her üzüntüyü çözsün, Ve sevgi her acıyı hafifletsin…

Her yara bilgelik getirsin..

Her sınav zafer getirsin, Ve her geçen gün ile, önceki günden daha çok bolluk içinde yaşayasın..

Tüm kalbin ilahi aşkla dolsun Ve başkaları da senin tarafından  şifalansın Bu senin için kalbimin dileğidir…

Niyetim şifalanasın

Kaynak: Serap Görmez Etçi
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimse bir başkasını yargılayabilecek kadar kusursuz değildir ama kendinde bu hakkı görebilecek kadar hadsizdir…

Zamanı ne bir dakika geriye , Ne de bir dakika ileriye alabirim….

Zamanı ne bir dakika geriye , Ne de bir dakika ileriye alabirim…. Geleceğimi ne bir dakika önce , Ne de bir dakika sonra yaşayabilirim…. O yüzden En bildiğim şeyi yapmalıyım…. Hayatımı en iyi şekilde yaşamalıyım “…..!!!   ♥ ♥

Bir Kızılderili kitabesi derki;


“Yalan tohumdur. Bire kırk verir”. Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki; bire kırk verir. Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir. Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.

Zeka sudur. Tohumları yeşertir. Yalanı da, bilgiyi de. Yetenek topraktır. Ne ekersen onu biçersin.

Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter. Emek güneştir. Tohuma da, suya da, toprağa da hayat verir. Kader, çadırındaki kilim gibidir. İpliğini Allah verir, sen dokursun.

Deseni sendendir, renkleri Allah’dan. Şans doğal gübredir. Ne zaman nereye düşeceği belli olmaz. Kilimine düşerse kirletir, desenini değiştirir. Oysa toprağına düşerse besler.

Kaç çileden çıkar bir hayat?

ÖFKE, ÜZÜNTÜ GİBİ DURUMLAR İÇİN…


Çok mu öfkelendiniz ya da kendinizi çok mu üzgün hissediyorsunuz? Hemen derin bir nefesle kendinizi merkeze alın. Alamadınız mı? Hareketlenin, kendinizi olayın merkezinden çıkarın. Bunun için birkaç  seç…enek; Duş alın ya da elinizi yüzünüzü yıkayın. Hemen müziği açın; dans edin rastgele. Yakınınızda bir ağaç ya da bir hayvan varsa, ona sarılın; onun koşulsuz sevgisini içinize çekin. Zıplayın, evet evet zıplayın; daha yukarı daha hızlı..:) Bir bardak su için ve niyet edin; bu suyla birlikte üzüntümün ya da öfkemin bedenimden akıp gitmesini seçiyorum. Yapmaktan keyif aldığınız herhangi bir şey yapın. Bunlardan herhangi birini yapabilirsiniz; fakat aynı eylem planını tekrar tekrar kullanarak alışkanlık haline getirmeyin. Zamanla kendi eylem planlarınız da oluşacaktır. Sakinleşip olayın merkezinden çıkıp kendi merkezimizdeyiz. Şimdi bedenimizi kontrol ediyoruz. Nefesimiz nerde sıkıştı? Kalp bölgenizde bir ağırlık ya da midenize bir yumruk yemiş gibi hissediyor musunuz? Bunu nerde hissediyorsanız o bölgenizde muhtemelen bir blokaj oluştu; çünkü siz o an nefesiniz tuttunuz.  Şimdi o bölgeye üç defa derin ve yavaş nefes alıp; nefesimizi birden veriyoruz. O bölgede bir açılma hissedeceksiniz. Ardından zihin ekranımızda bize bu duyguyu yaşatan olayı tıpkı bir film gibi geriye sarıyoruz ve en baştan tekrar izlemeye başlıyoruz. Yaşadığınız olayın neresinde öfkeniz patladı; o ana gidin. Yaşadığınız olay size ne hissettirdi? Kendinizi çok mu değersiz hissettiniz? Ya da korku düğmenize mi basıldı? Biraz önce nefesimizi kontrol ettiğiniz bölgede yine bir ağırlık var mı? Tekrar o bölgeye üç defa derin ve yavaş nefes alın. Her ne yaşadıysanız kabule geçin. ………………………. yaşamış olmama rağmen kendime olan sevgim ve saygım, tam ve sonsuzdur. Yaşadığım olay bana kendimi ……………… hissettirmiş olmasına rağmen kendime olan sevgim ve saygım, tam ve sonsuzdur. Bu arada korkunuzla yüzleştiniz ya da size kendinizi kötü hissettiren o duygunuzla. Hemen onu da kabule geçin ve tüm kalbinizle niyet edin. BEN ( isminiz) …………..KORKUMU SEVGİYLE KABUL EDİYORUM VE  …………..KORKUMU SEVGİYE DÖNÜŞTÜRMEYE NİYET EDİYORUM. Şimdi kendinizi tebrik edin; eyleme geçerek öfkenizi kontrol ettiniz, kabule geçerek akışta kaldınız. Bunu bir kez yaptıysanız her zaman yapabilirsiniz.
Sevgi ve ışığınız bol olsun…

Kaynak: Işılay Dizbay

İlişkide ki küçük şeylerdir önemli olan. Villalar, arabalar çok paralar değil . Bunlar hayatı kolaylaştırır ama asla Mutluluğun temeli olamazlar.

 

 

Bu akşam eve geldiğimde Eşim Akşam yemeğini servis ediyordu. Elini tuttum ve ona söyleyeceğim şeyler olduğunu söyledim. Masaya oturdu ve sessizce yemeği yemeye başladı. Ve yine Gözlerinde o korkuyu gördüm.

Bir an da kasıldım ağzımı açamıyordum ama düşüncelerimi söylemem lazımdı. Ben boşanmak istiyorum. Sinirlenmedi Sözlerime karşılık ve…rmedi, sadece sebebini sordu.

Bir cevap veremedim ve buna çok sinirlendi elinde ki Çatal Bıçakları fırlattı. Bana bağırdı ve Adam olmadığımı söyledi. Bu akşam tek kelime konuşmadık. Eşim bütün Gece ağladı. Farkındaydım Evliliğimiz ne olacağını merak ediyordu, ama onu tatmin edecek bir şey söyleyemeyecektim. Ben Jane’e aşık oldum, eşimi sevmiyorum artık.

Bu vicdan azabıyla bir Evlilik sözleşmesi hazırladım, Evi, Arabayı ve Şirkettin 30% ona verecektim. Sözleşmeye kısa bir süre baktı ve yırttı. 10 yıl hayatımı paylaştığım bu Kadın bana yabancı olmuştu. Onun harcadığı zamana ve enerjiye üzülüyordum, ama geri dönemezdim, Jane’e çok aşık olmuştum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı, bu benim beklediğim bir tepkiydi. Onun ağlaması benim hafiflememe sebep olmuştu. Bir süredir aklımdan geçiriyordum boşanmayı, bu fikir bende saplantı haline gelmişti ve şimdi bu duyguyu daha da güçlü hissediyordum ve doğru karardı.

Bir sonra ki akşam eve geç gelmiştim ve Eşimi Masada yazı yazarken gördüm. Çok uykum vardı ve Akşam yemeğini yemeden uyumaya gittim. Jane ile geçirdiğim o kadar saat beni yormuştu. Bir ara uyandım ve onu hala yazı yazarken gördüm Masa da. Ama bu benim Umurumda değildi ve başımı çevirip uyumaya devam ettim. .

Ertesi sabah bana Şartlarını yazı halinde sundu. Benden hiç bir şey istemiyordu, sadece boşanmamızı ilan etmek için 1 ay müsaade istedi ve bu zamanda normal bir Aile gibi davranmamızı istedi. Bunun sebebi Oğlumuzun 1 ay sonra Sınavların olması ve bu dönemde ona bu yükü bindirmemekti. Bu kabul edilebilinir. Bir şey daha vardı, benden onu Evlilik Gecesinde onu kapıdan içeriye nasıl taşıdığımı hatırlamaktı, ve 1 ay boyunca her sabah onu Yatak odasında Kapıya kadar taşımamı istedi. Kafayı yediğini düşündüm, ama son günlerimizin iyi geçmesi acısından, kabul ettim.

Sonra bu şartlardan Jane bahsettim, yüksek ses ile gülüp bunun çok saçma olduğunu ve eninde sonunda Boşanmayı kabul etmek zorunda kalacağını söyledi.

Eşimle boşanma konusunu açtığımdan beri Fiziksel temasta bulunmadık. Bu sebepten ilk gün onu kucağıma alıp kapıya götürdüğümde tuhaf bir duygu yaşadım. Oğlumuz arkamızda duruyordu ve alkış yapmaya başladı ‘Babam Annemi kucağında taşıyor’ bu onu çok sevindirmişti, Sözleri canımı acıtmıştı… Yatak odasından Evin Kapısına kadar 10 metre taşıdım. Eşim gözlerini kapattı ve kulağıma’ Oğlumuza boşanmamızdan bahsetme’ diye fısıldadı. Bende başımı öne eğerek tamam dedim, ve içime bir üzüntü çöktü. Kapı önünde onu bıraktım Eşim Otobüs durağına gitti ve onu İşe götürecek olan Otobüsü bekledi. Bende tek başıma Ofise gittim.

2. Gün bu oyunu oynamak bize daha kolay gelmişti. Eşim başını Göğsüme yasladı, ve onun kokusunu duydum. Birden Eşime uzun süredir bakmadığımı anladım. Ve onun Evlendiğim zaman ki kadar Genç olmadığını fark ettim. Yüzünde hafif çizgiler oluşmuş saclarına ak düşmüştü. Gecen yıllar öylesine yanından geçmemişti, O an kendime ona bununla neler yaptığımı sordum.

4. Gün onu kucağıma aldığımda bir güven duygusu yaşadım. Bu bana Hayatının 10 yılını Hediye eden Kadın.

5. Gün bu güven duygusu daha da büyümüştü. Bundan Jane bahsetmedim. Günler geçtikçe onu taşımak daha da kolaylaşmıştı, belki de bu sayede yaptığım antrenman dan dolayıdır bu.

Bir Sabah onu ne giyeceğini düşünürken izledim. İsyan ederek her gün kıyafetlerin biraz daha bol geldiğini söyledi. Birden onun ne kadar süzüldüğünü ve kilo verdiğini fark ettim. Demek ki onu her sabah daha kolay taşıyabilmemin sebebi buydu. Birden yüzüme yumruk gibi vurdu. Bu kadar Acıyı ve Üzüntüyü Kalbinde taşıyordu. Farkında olmadan başını okşadım. O an Oğlumuz da geldi ve ‘ Baba Annemi taşıman lazım ‘ dedi. Bu hayatımızın bir parçası olmuştu, Babasının Annesini odadan Kapıya taşıması. Eşim Oğlumuzu yanına çağırdı ve ona sıkı sıkı sarıldı. Ben başımı cevirdim, son anda kararımdan vazgeçmek istemiyordum. Onu kucağıma aldım ve Yatak odasından Kapıya kadar taşıdım. Elini enseme koymuştu ve ben onu sıkı sıkı tutmuştum. Tıpkı Evlendiğimiz gün gibi.

Artık Huzursuzlaşmıştım bu kadar kilo vermesinden. Son Gün onu kucağım da taşıdığımda hareket etmedim. Oğlumuz okuldaydı ve Eşime Hayatımızda ki yakınlığın ne kadar eksildiğini söyledim. Ofise gittim arabadan fırladım kapıyı kilitlemeden bunun için zaman yoktu. Her anın kararımı değiştirmesinden korkuyordum ve Merdiven den yukarı koştum, yukarı varınca Jane kapıyı actı. Ona Karımdan boşanmayacağımı söyledim.

Şaşkın bir ifadeyle elini anlıma koydu ve ‘ Senin ateşin mi var’ diye sordu. Üzgünüm Jane ama ben artık boşanmak istemiyorum dedim. Evliliğimizin renksiz kalması sevgi eksikliğinden değil, birbirimizin değerini unuttuğumuzdan dı. Şimdi aklıma geldi ki, ona Evlendiğimiz Gün kapıdan içeri taşıyınca ömrümün sonuna kadar Sadakat yemini verdiğimi…….. Jane olayı anlayınca yüzüme bir tokat attı ve kapıyı kapatarak ağlamaya başladı. Hemen aşağı koşup ilk Çiçekçiye gidip Eşime bir Buket çiçek aldım, üzerinde ki Karta da”’seni her Sabah hayatımın sonuna kadar taşıyacağım”” .

Eve vardığımda yüzümü bir gülümseme kapladı, elimde Çiçeklerle yatak odasına gittim ve Eşimi yatağın üstünde Ölü buldum. Eşim aylardır Kanser ile savaşıyordu ve ben Jane ile ilgilenmekten bunu fark etmemiştim. Fazla yaşamayacağını bildiği için, beni Oğlumun bana negatif tutumundan korumaya çalışmıştı . En azından Oğlumun gözünde iyi bir Eş olarak kalmamı istemişti.

İlişkide ki küçük şeylerdir önemli olan. Villalar, arabalar çok paralar değil . Bunlar hayatı kolaylaştırır ama asla Mutluluğun temeli olamazlar.

İlişkine zaman ayır ve ilişkinin güven ve huzur anlamına gelecek şeylere meşgul ol.

Mutlu bir beraberlik yaşa.

Belki de hayatı anlamlı kılan şey ne aradığımız değil arayışın kendisidir.

Belki de hayatı anlamlı kılan şey ne aradığımız değil arayışın kendisidir.

Bugün Okula Gitmek İstemiyorum…

Kaç yaşımızda olursak olalım ne iş yaparsak yapalım anneye naz yapılır değil mi?
Sabah anne, oğlunun odasına girdi ve onu uyandırdı.“Haydi oğlum, uyan artık… O…kula geç kalacaksın…
”Oğlu, yarı açık gözlerle annesine baktı ve uykulu bir sesle; “fakat anne, bugün okula gitmek istemiyorum” dedi .Anne, oğlunun isteğine karşı çıktı.“Okula neden gitmek istemiyormuşsun bakayım?” dedi.“İki ciddi neden söyle bana…”Oğlu bir yandan esnerken, bir yandan da annesini yanıtladı :
“Okuldaki tüm öğretmenler benden nefret ediyorlar, bir… Tüm öğrenciler de benden nefret ediyorlar, iki… Bu iki ciddi nedenim yeter mi, anne? ”Annesi oğlunun nedenlerini geçerli bulmadı :“Bunlar okula gitmemen için neden olamaz” dedi.
“Şimdi hemen kalk ve çabuk hazırlan…” Bu kez oğlu iki ciddi neden göstermesini istedi annesinden :“Sen de bana, okula kesinlikle gitmemi gerektirecek iki ciddi neden gösterebilir misin, anne ? “ dedi. Sabrı tükenme noktasına gelen anne, oğlunun üstündeki yorganı hızla çekti ve oğlunun istediği iki ciddi nedeni açıkladı:
” Birinci ciddi neden, 52 yaşında koskoca adamsın..
İkinci ciddi neden ise, sen o okulun dekanısın… 🙂

Düşüncelerin, duyguların, hislerin, tutumların ve inançların insan vücudu üzerine olan güçlü etkisini gösteren bir olay”

155682_498624090203054_1603527590_n[1]

 

İnançlarımız ve yaşam senaryolarımız kısa ve uzun vadeli oto telkinler olarak değerlendirilebilir. Erickson’un naklettiği bir olay oto telkinin gücü konusunda oldukça kayda değerdir. Colorado Psycho.patik Hospital‘da bir hasta “ Ben önümüzdeki cumartesi sabahı saat 10.00 da öleceğim” diye duyuru yapar. Duyurudan sonra hasta iyi yemekler yer, uykusunu iyice alır. Sağlık durumu kontrol edilmiş, hiçbir sorun ile karşılaşılmamıştır. Cumartesi sabahı saat 10.00’dan önce tüm hastane personeli hastanın başında toplanır ve hastanın ölümünü seyretmek için beklemeye başlar. Hasta daha önce söylediği saatte ölür. Sonrasında yapılan otopside hastanın ölümüne neden olacak hiçbir belirti bulunamamıştır. Erickson’un bu olay hakkında; “Düşüncelerin, duyguların, hislerin, tutumların ve inançların insan vücudu üzerine olan güçlü etkisini gösteren bir olay” yorumunu yapar

https://www.facebook.com/oyum.ben

Yaşlı Adamın Zekası…

Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerinde…ki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, “Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 lira vereceğim” der.
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, “Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 kuruş verebilirim.”
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
“Bakın” der, “Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 kuruş verebilirim, tamam mı?”
“Olanaksız bayım” der içlerinden biri, “Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

TEBRİK ZAMANI


Tüm sorunlara rağmen hayatı sürdürüyoruz…
Hadi kendimizi bir tebrik edelim…
… Ayağa kalkın bir ayna bulun ve kendinizi en az üç kere tebrik edin sesli bir şekilde hemde… Hadi ama…
Hoşuna gitti ya da endişe ettiniz birden OLSUN yine de şimdi kalk aynanın karşısına geçin, çoktandır bunun için kendini hiç takdir etmediğiniz için bu önerimi şimdi yapın Lütfen…!
Ramazan Özdemir
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »