Çin Bambu ağacının yetişmesi kaç yılı alır?

Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:

… Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.

Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur :Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mi Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.

Eyvah sorunumu çalmışlar…


Sabah uyandınız ve gördünüz ki , o hep şikayetçi olduğunuz sorununuz artık yok. Mucizevi bir şeklide yok olmuş …Gitmiş…Uçmuş…Pufff… Şimdi düşünün bakalım hayatınızda ne eksilir, neyi kaybedersiniz?
Bir …çoğumuza garip gelse de, insan bazen şikayetçi olduğu, rahatsız olduğu , kurtulmak istediğini söylediği olumsuz durumları hayatında tutmak ve sürdürmek istiyor olabilir.Bunu isteyen bilinçli zihin değildir. Çünkü o hep “doğruyu” bilir ve söyler… Sağlıklı olmak lazım, başarılı olmak lazım, düzenli olmak lazım, zengin olmak lazım… lazım…lazım…lazım… Sorarız : Peki neden olmuyor ? Zihnimiz buna da en güzel ve akıllıca cevapları verir. Bu durumu haklı gösterecek. bir yığın nedeni bulup buluşturur, analiz eder, sentezler, toplar, çıkarır, böler ve o kadar güzel bir rapor hazırlar ki itirazsız kabul ederiz. Oysa ki ” olumsuz” diye tanımladığımız durumu yaratan bilinçaltımızda saklı duran İNANÇ KODLARIMIZDIR. Herhangi bir zaman diliminde ve herhangi bir olay sonucunda yazdığımız kodlar.
Siz çok sevgi dolu bir insan olduğunuzu düşünüyor ve biliyorsunuz. İnsanlara karşılık beklemeden sevgi sunuyorsunuz, özverilisiniz, kimseyi kırmıyor incitmiyorsunuz… Ama aşk, arkadaşlık, iş ilişkilerinizde aldatılıyor, değer verilmiyorsunuz.Üzülüyor, kırılıyor ve bilinçli zihninizle kararlar alıyorsunuz. Artık beni sevecek ve değerimi bilecek insanları hayatımda istiyorum diyorsunuz. Ama yine olmuyor, yine aldatılıyorsunuz. Bunun asıl nedeni derinlerde bir yerlerde “sevilmeye layık olmadığınız” inancı olabilir mi acaba?
Veya kilo vermeye çalışıyorsunuz. Onlarca yöntem denediniz. Bazıları gerçekten işe yaradı ama kalıcı olamadı.Yoruldunuz, sıkıldınız, vazgeçtiniz…. Peki acaba siz kilolu olmayı daha güvenli ve sağlıklı buluyor olabilir misiniz? Örneğin: Kilolu olursam çekici olmam ve karşı cinsten zarar görmem… zayıflık hastalık belirtisidir, kilolu olursam sağlıklı olurum… kilolu insanlar çok sempatiktir ve çok sevilirler gibi inançlara sahip olabilir misiniz ? Veya anneniz veya babanız sizi çocukken tombul kızım / oğlum diye sevdiyse onun sevgisini sürdürmesi için kilolu kalmayı istiyor olabilir misiniz ?
Bu örnekler yaşamın her alanı ile ilgili çoğaltılabilir. İş, dostluk, aile, sevgi, aşk, başarı, huzur, sağlık, zenginlik…
Arık biliyoruz ki kurtulmaya çalıştığımız her olumsuz durumun altında yatan gerçek inanç kalıbımızı değiştirmediğimiz sürece, kurtulmak için gösterdiğimiz çabalar boşa gidecek veya başarsak bile ömrü sabun köpüğü kadar olacaktır.
İnanç kalıbımızı GÖRMEK + KABUL ETMEK + SALIVERMEK olumsuz durumdan kurtulmamızın formülü. Formülü uygulamanın onlarca yolu var. Yeter ki biz gerçekle karşılaşmaya hazır olalım, yel değirmenleri ile savaşmaktan vazgeçme kararını alalım.
Şimdi, sizi mutsuz eden, kurtulmak istediğiniz bir durumu düşünün. Ve hayal edin… Yarın sabah uyandığınızda ” O DURUM ” artık sizin hayatınızdan tamamen çıkmışsa , siz “NEYİ KAYBEDERSİNİZ”.
Ayşenur Hakime Özkan
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÖNCE KENDİN!


Kimi istersen onu sec ama önce kendini sec ! kendin icin yasa, kendin icin sev, kendin icin asik ol. kendini begen ve kendini dinle her zaman. ancak o zaman bulabilirsin mutlulugun formülünü. Düsün ki cok seviyorsun dans etmeyi. ruhunu doyuruyorsun ve hayatinin vazgecilmezleri arasinda.
öyleyse dans et, durma. kimsenin seni engellemesine izin verme. … sirf baskalari mutlu olacak diye oturma sandalyeye. kalk ve ilerle pistin ortasina, sonra yorulana dek dans et.”ne derler”diye düsünme. birak konussunlar.
sen mutlu olacaksin ya gerisinin önemi yok! Kendini yollara mi vurmak istiyorsun, bin ilk otobüse. nereye gittigine bile bakma. cik yola. bir haber ver yeter. nereye gittigini soranlara “kendime gidiyorum”de. kes dünyayla iletisimini no’lur?
bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacagin tadi düsün. kayboluslar insana kendini buldurur bazen. geride kalanlari unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler. cok mu begendin vitrindeki giysiyi, al o zaman. cok mini, cok frapan çok renkli, cok sakil mi diyecekler birak desinler.
sen kendine yakistiriyorsun ya bu yeter. “bu da nereden cikti diyenlere “kendim icin, kendime aldim” deyiver gitsin. Korkma ic bu gece. sarhos olmak istiyorsan ol. bul siselerin dibini. Kim kötü düsünürse düsünsün. ic ve basla sarki söylemeye. bagira, cagira söyle hemde. sen egleniyorsun ya … kendi besteni kendin yap. kendi sözünü kendin yaz söyle.
“bu sarki da nereden cikti ” diyenlere “kendime yazdim”de. “kendim icin söylüyorum”de…. Ne yaparsan, kendin icin yap, kendini eglendir önce. sen mutlu ol ki; senin mutlulugun baskalarini da mutlu etsin. mutsuzken kimseyi mutlu edemezsin unutma! ve sakin herkesi birden mutlu etmeye calisma. Çünkü olmazlar.
SEN MUTLUYSAN BU HERKESE YETER….!!!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yaşadığımız Her ”An”, Kendi Hakkını İster…

 

 

 

Yaşadığımız Her ”An”, Kendi Hakkını İster…

Ayak İzinden Kendini Tanı…

Yaşadığın yeri cennet yapmalısın…

Bir kibrit yanar, ateşi kağıda dokunur, yanar kağıt, kibrit kül olur.

Bir kibrit yanar, ateşi kağıda dokunur, yanar kağıt, kibrit kül olur.
Bir kağıt yanar, ateşi oduna dokunur, yanar odun, kağıt kül olur.
Bir odun yanar, ateşi kömüre dokunur, yanar kömür, odun kül olur.
Bir kömür yanar, ateşi havada kaybolur, yanmaz hava, kömür kül olur.

Bir adam yanar, ateşi içine dokunur, yakar kendini kül olur.
Küller külleri bulur, rüzgara tutunur, denize kavuşur.
Bir adam yanar,
Ateş suya dokunur….

aLINTI

Dışardan nasıl göründüğümün bir önemi yok, içerden görebilenler yetiyor bana…

KAHVE ÇEKİRDEĞİ.


Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı “Olur” demiş çekine çekine. Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini … suyla doldurup üçünün de altını yakmış. “Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş…
Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına. Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?” Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış. “Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış. Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler  sonunda da öyleler.. “
Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş: “Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler. Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. “Asıl ders bu değil!” dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.
Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak… İkisinde de bir tat yok ” Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. “İçmek istersin herhalde” dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi… Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.” Kahve taneleri gibi olabileceğiniz bir yaşam geçirmeniz dileklerimle…
Alıntı

Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir

İki gezgin melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar.
Aile, pek kaba bir üslupla, meleklere yatacak yer olarak koca malikhanenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir …köşeyi göstermiş.
Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, yaşlı melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç melek, yaşlı meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, yaşlı melek hafifçe gülümsemiş:
– Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir…
Sabah malikhaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar. Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.
Sabah güneş doğduğunda, melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.
Genç melek bu sefer iyice öfkelenerek yaşlı meleğe isyan etmiş:
– Bunun olmasına nasıl izin verebildin? O varlıklı kaba adamın her şeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu; buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine izin verdin!
Bunun üzerine yaşlı melek, genç meleğe dönerek şu cevabı vermiş:
– Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir. O zengin malikânenin bodrumunda kaldığımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu fark ettim. Malikânenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz.
Ve devam etmiş:
– Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, ölüm meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine ölüm meleğine ineği verdim.
Yaşlı melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
– Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir. Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte. Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir. Bunun böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Asıl önemli olan dua edecek kadar temiz bir gönüle sahip olmaktır..

Küçük bir çoban bir Cuma günü koyunları güdüyordu ki, ezanın sesini duydu. Uzaktan, köy ahalisinin birer ikişer camiye doğru yol aldığını görünce:
“Ben de Rabbime yönelmeliyim? Ama O’na ne diyeceğim, nasıl ibadet edeceğim?” diye düşünmeye başladı.
Küçük çoban namaz kılmayı bilmiyor, ezberinde de ne bir sûre, ne bir dua bulunuyordu. Dizüstü yere çöktü, “Elif, be, te, se…” diye, duyduğu kadarıyla …alfabenin harflerini saymaya başladı. Bu duayı birkaç defa etti.
Oradan geçen bir adam çocuğun sesini duydu ve çalılar arasından ona baktı. Diz çökmüş, elini açmış, gözleri kapalı bir çocuğun alfabeyi okuduğunu gördü.
Çocuğa: “Burada ne yapıyorsun, küçük?” diye seslendi.
Çocuk “Dua ediyorum efendim” dedi.
Adam şaşkın bir şekilde: “Niçin alfabeyi okuyorsun?” diye sordu.
Çocuk cevap verdi: “Hiç dua bilmiyorum, efendim. Fakat, Allah’ın beni korumasını ve koyunlarımı güderken bana yardım etmesini istiyorum. O herşeyi bildiğine göre, harfleri yanyana koyar ve ne söylemek istediğimi bilir, diye düşündüm.”
Adam gülümsedi ve: “Kalbini ferah tut” dedi. “İnanıyorum ki, Allah duanı kabul edecektir.”
Önemli olan dua edecek sözlerin olması değildir Önemli olan dua edecek dillerin olmasıda değildir. Asıl önemli olan dua edecek kadar temiz bir gönüle sahip olmaktır..

Bir kadının ellerine en çok yakışan takı sevdiğinin elleriymiş…

Beyazıt Bestami’nin Salma Hayek’e yazdığı mektup.
Sevgili Salma,
Sana var olan bütün dillerde aşık olduğum için hangi lisan ile yazdığımın bir önemi yok, bu yüzden Türkçe yazıyorum.
Uzun zamandır seni izliyorum…
Ne zaman saçlarınla ilgili bir film başlasa içime nevruz düşüyor, ya da ne zaman buralara nevruz gelse içim de saçların yeşeriyor. Buraları az çok bilirsin. Mesela benim saçlarının ren…gini bildiğim bir sevgilim olmadı, buralarda kadınların bilekleri hep boştur çünkü bir kadının eline en çok yakışan takı sevdiğinin eliymiş derler.
Tek sorunumuz ; insanların güllere karşı duyarsız kalması.Güllere özgürlük, güllere daha çok özgürlük.
Salma,
İnsanlara en çok benzeyen bitki hurmaymış diyor sizin bilim adamları. Bir hurma çekirdeği ancak düştüğü ağacın altında filizlenirmiş. Peki ikimiz, bunca sene nasıl oldu da ayrı ayrı yerlerde boy tutabildik? Ömrüm senden gelecek kokulara hasretle mi geçecek?
Dün arkadaş söylemişti, şairler ikiye ayrılırmış. Zanaat için yazanlar, yazmazsa ölecek olanlar.Başka bir arkadaş ekledi,ve yazsa da ölecek olanlar diye…
Gözlerine şiirler yazamam ama Salma, uğruna depremler, yanardağlar , savaşlar, ayinler kiralayabilirim. Sen istedikten sonra bütün sınırları 1948 öncesine getirebilirim. Belki daha az çocuk ölür daha az anne üzülür, mermiler çaylardan daha pahalı olur.
Ah Salma !
Kirpikleri mermi etkisi yaratan yarim. Gözlerinin menziline gireceğim günü hasretle bekler. Kaşlarından tırnakların kirpiklerinden öperim…
Not : Antonyo Banderas’ı öyle öpme olur mu ?
Beyazıt Bestami………………..

Ben her şeyim. Ben enerjiyim. Ben mutluluğum. Ben neşeyim. Ben sevgiyim. Ben aşkım. Ben arzuyum.

Ben her şeyim. Ben enerjiyim. Ben mutluluğum. Ben neşeyim. Ben sevgiyim. Ben aşkım. Ben arzuyum. Paylaşılırsa daha çok olurum.
İçimde ki çocuğun sesini duyabiliyorum artık. Kendime yetebiliyorum.Ve asla yalnız olmadığımı, olmayacağımı biliyorum.
Hayat bize sunulmuş bir armağandır ve ben bu armağanı dolu dolu kullanmak istiyorum.Elde edemediklerime, yitirdiklerime değil, başarabileceklerime ve elde edeceklerime bakıyorum.Attığım her adımın tadını çıkartarak yürüyorum yaşam denen yolda.Kendimle daha derin bir bağlantı kuruyorum ve derinleştikçe yaşama daha çok bağlanıyorum…

lEYLA Hun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Katı kuralları olan bir zen manastırında…

Katı kuralları olan bir zen manastırında keşişler sessizlik yemini etmişlerdi; ancak on yılda bir iki kelime söyleme hakkına sahiptiler. keşişlerden biri ilk on yıllık periyodunu doldurduktan sonra başkeşişin yanına gitti. “on yıl geçti” dedi başkeşiş, “söyleyeceğin iki kelime nedir?”
keşişimiz “…yatak …sert” dedi. “anlıyorum” diye yanıtladı başkeşiş.
ikinci on yıllık periyottan sonra keşişimiz başkeşişe gidip: “..yemek …berbat” dedi. başkeşişin cevabı yine “anlıyorum” oldu.
üçüncü on yıllık periyodun ardından keşişimiz başkeşişe “..ben …bırakıyorum” dedi. “görebiliyorum” dedi başkeşiş ve devam etti:
– tek yaptığın şikayet etmek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayata Farklı Bir Bakış Açısı

Amerika’da bir adam lotodan bir milyon dolar kazanıyor, arabasına giderken bir bayan kızının çok ağır, ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve beş yüz bin dolar bulamazsa yarın kızının öleceğini söylüyor. Adam hiç düşünmeden parasının beş yüz bin dolarını veriyor. Ertesi gün bu olaya şahit olan biri, adama o parayı verdiği bayanın bir dolandırıcı olduğunu ve onu kandı…rdığını söylüyor. (adam gerçekten de kandırılmış)
Bu konuşmanın sonunda adam sadece gülüyor, Bu duruma barmen oldukça şaşırıyor.
-Nasıl olur, kadın seni kandırdı hiç mi üzülmedin?
Barmenin aldığı cevap ilginçtir:
-Benim sevincim yarın ölecek bir kızın olmaması!