Kendi Yaşam Hikayenizi Yazarken Kalemi Başkasının Tutmasına İzin Vermeyin…

Fırtınadan Sonra Daima Gökkuşağı Vardır…

Fazla Demleyelim Ya, İçilir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

”Karanlık gecelerin sabahında doğan güneşle uyandik, durgun göllerde yıkandık, esen yelde yüzümüzü güneşe çevirdik, kurumuş dalları yaktık, ağaçları kesmedik… Beyaz adamdan farkımız buydu.”

 

 

”Karanlık gecelerin sabahında doğan güneşle uyandik, durgun göllerde yıkandık, esen yelde yüzümüzü güneşe çevirdik, kurumuş dalları yaktık, ağaçları kesmedik… Beyaz adamdan farkımız buydu.”

Algonquian kabilele topluluğu / Kara Ayak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Oysa ben hiç insan kaybetmedim.Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar.

Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,
Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğuma değer biçmedim,sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim.
… Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım.
Ama hata insana mahsustur dedim.
Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler.
Ama asıl unuttukları şuydu;
Ben aldanmadım..!
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar..

Allah Bir Kapıyı Açarsa…’Hiçbir güç o kapıyı kapayamaz…”

Çok eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış…

Halil İbrahim Bereketi…

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış Büyüğü Halil…. Küçüğü ise İbrahim… Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekarmış… Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin… … Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip giderlermiş… Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar…. İş kalmış taşımaya…. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki abi demiş İbrahim… Ve Halil gitmiş çuval getirmeye…. O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demis ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine… Az sonra Halil çıka gelmiş. Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi…! İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil’i düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek….. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider….. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile….
Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki … Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe… Aksine çoğalır buğdayları. Dolar tasar ambarları. Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adi :
Halil İbrahim bereketidir..
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kahve Fincanının Hikayesi


Yaşlı kadın bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi.
Fincanın biçimi üzerindeki işlemeler renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu.   Ödediği fiyatı hatırladı; hayır hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi:
“Bana hayranlıkla baktı…ğının farkındayım.
Ama bilmelisin ki ben hep böyle değildim.
Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı ezdi dövdü yoğurdu.
Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm döndüm döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı.
Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu.
Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum.
Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı.
Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma gıdıklanıyorum!” dedim.
Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı.
Korkudan ölecektim.
“Hayır! Beni yine fırına sokma lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı.
“Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm.
Pencereden bakıp ona yine yalvardım ama o yine “Daha değil!” diyordu.
Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum.
Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum.
Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım çatlayacaktın.
Boyamasaydım hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde..
Ve ben kahve fincanı şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
– Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için;
” Sonsuz Teşekkür Ederim “…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?

Arkadaşlarımın hepsini bir araya toplasam bayağı kafası karışır herhalde insanların. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” lafının  anlamı kalmaz.

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?
Neden bazıları marjinal ötesi?
Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor?
Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.

Biriyle uslu, kibar kız oluyorum.
Diğeriyle küfürlü konuşup, abuk şakalar yapıyorum.
Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.
Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum.
Biriyle evde oturup çay içiyorum.
Diğeriyle bara gidip dans ediyorum.
Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.
Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.
Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi!

Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım…

Hepsi farklı günlerde aldığım rengarenk anti-depresanlarım sanki.

Mehmet Öz’den yeni bir şey daha öğrendim. Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış. Şaka değil! F vitamini diyor Mehmet Öz arkadaşlar için.

(F “Friends”den geliyor.) F vitaminin sağlığımıza faydaları say say bitmiyormuş…

Yapılan araştırmalara göre güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyormuş. Düzenli F vitamini kullanmak sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hâle getirebiliyormuş. Dostluğun sıcaklığı stresi azaltıyor, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyormuş.

Vay canına! Bilmeden yıllardır ne çok vitamin depolamışım vücudumda. Yaşasın!

Ayrıca, hesap da doğru. 45 – 30 = 15! Ben kendimi tam 15 yaşında hissediyorum. Kafa olarak ne bir eksik, ne bir fazlayım. (Bana kalsa hiç büyümek istemiyorum ama bana kalmıyor!)

Neymiş yani, arkadaşlara çok önem vermeye, mümkün olduğunca çok bağlantıda kalmaya, beraber her şeyin komik bir tarafını bulmaya devam…. Gülerken ağzımızı kocaman açmayı da unutmuyoruz, uçuşan bütün F vitaminlerini yutuyoruz (!)

Paris, 22 eylül 2010
Ayşe Akgün GiraudDevamını Gör

Neden erkeğe ”koca” kadına da ”karı” demiş eskiler?

I am realistic. I expect miracles :)

Bilge bir doktor; En iyi ilacın ”İlgi ve Sevgi” olduğunu söylemiş. ” Ya işe yaramazsa” diye sorulmuş.

Mutlu Ol!!! Her Daim Kalbin Pusulan Olsun !…

Nereden biliyoruz başkalarının vaktiyle ruhumuza açtığı yaraların, aslında içeri girmesi gereken ışığa yol vermek için olmadığını?

 

 

 

Nereden biliyoruz başkalarının vaktiyle ruhumuza açtığı yaraların, aslında içeri girmesi gereken ışığa yol vermek için olmadığını?