KİLO PROBLEMLERİN DUYGUSAL VE ZİHİNSEL NEDENLERİ ?KİLO SORUNLARINA NEFES NASIL İYİ GELİR?

kiloÅŸismandietnefes[1]

Kilo sorunlarımızın altında genelde korunma içgüdüsü vardır.

Kendimizi ifade etmekten korunma, eleştiriden korunma, cinsellikten korunma, duygulardan korunma, incinmekten korunma, kendi kendinden korunma gibi sebepleri olabilir.

Kilo problemleri olanların çoğunda bastırılmış öfke problemleri mevcuttur. Sanki öfkesini yemekten çıkartır gibi yemek yiyebilirler. Kendilerini ifade etme sorunları da vardır.

Kendine güvensizlik, kendi gerçeğini ortaya koyamama, potansiyellerini ortaya çıkarmaktan korktuğu için kilolarla kendini korumaya alma vardır.

Kilolu insanların çoğunda sahte bir neşeli olma hali, sürekli gülen bir yüz, hiç bir şey takmıyor havası, sürekli espri yapma ihtiyacı duyabilirler. Hâlbuki içinde fırtınalar esiyor olabilir. Duygularını bastırmakta üstlerine yoktur. İçinde öfke, kızgınlık, üzgünlük korku gibi duygular vardır.

Kilolu insanların onaylanmak ihtiyaçlarını karşılamak için, kendi isteklerinden vazgeçip, başkalarına uyum sağlama davranış modelleri olabilir. İstediklerini yapamadıkları ve sürekli kendinden ödün verdikleri için öfke birikmesine neden olur.

Nefes seanslarında kilolu insanların bastırılmış duygularını sağaltmak için tonlama ve olumlumalar çok ise yarar.

Kilolu insanlarda kullandığımız olumlumalar

“ Kendimi seviyor ve onaylıyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, kendimi ve duygularımı ifade etmek güvenli, bu yaşamda güvendeyim, Ben olmak güvenli ”

Bol nefesli günler

kaynak: gülin sarıyiğit

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AFFEDEREK ÖZGÜRLEŞİRİZ

AFFETMEKNEFES[1]

 

Affetmek, başkalarının yarattığı koşullardan ve yanlışlardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize acı vermesine izin vermemize son vermek demektir.

Affetmek, bir kesiftir… Bir yanlışı silmek değil, affettiğimiz kişiyle aramızdaki benzerliği keşfetmektir.
Affetmek unutmak değildir.. Geçmiş unutulmaz.. Unutmamalıyız da.. Ama geçmişte yapılanların yıkıcı etkisini ortadan kaldırmaktır. Artık acıyı hissetmemektir.
Affetme süreci, yas tutma sürecidir.. Kişi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acısını hissedebilir. Onarım zaman gerektirir.
Affetmek yapılanları onaylamak, hoş görmek değildir.. Yapılanları önemsiz farz etmek, örtbas etmek, yapılanların kötü olduğunu geçersiz farz etmek ya da o kişinin hakli olduğunu zannetmek de değildir.. Tam tersi “yapılanlar kotuydu.. İncitti ” diyerek ve yüzleşerek yola çıkılır.
Affetmek o kişiye kendimizi daha büyük hissettirerek onu bize karşı borçlu kılmak ta değildir.. Bu bir ego oyunu olabilir ancak.
Affetmeyi seçtiğimizde kimse bize borçlanmayacaktır. Diğer insanin da affetmesini, özür dilemesini, değişmesini ve
Bizim istediğimiz gibi olmasını beklemeyeceğiz. . Çünkü biz ancak kendimizi kontrol etmeye muktediriz..
Bir başkasının seçimlerini kontrol edemeyiz. Böyle bir gücümüz yok..
Affetmek fedakarlık değildir.. Katlanmak hiç değildir.. ” iyilik perisini” oynamak ta değildir.
Affetmemiz için illa o kişiyi anlamamız gerekmez.. Olayları illa hatırlamamız da gerekmez.
Affetmek o ana mahsus bir durum değildir.. Bir süreçtir.. Zaman içersinde sabırla yavaş yavaş olur.
Affetmek bir secimdir.. Amaç bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, özgürleşmemiz, hastalanmamamız ve hayatimizi sağlıklı ve mutlu yaşamamızdır.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil,
O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil,
O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil,
O kişiyi suçsuz ya da hakli bulmak değildir.
Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, içinde önemli bir dersi de barındırır.
Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşmemiz, yüzleşmemiz gerekebilir. .
Cesurca bunu yapmalıyız.. Zira affetmenin gerçek yolu buradan gecer.
Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir.
Affetmek kendimize verdiğimiz en büyük armağandır..
ACI, öfke ve çaresizlik hislerinden özgürleşmektir. .. Geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe yatırım yapmaktır.
Affetmek kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmek yerine, var olan enerjimizi kendimizi geliştirmek için kullanmamızı sağlar.
Gerçek affediş, mazeret uydurmak ta değildir.. ” annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptılar.. Naapsinlar.. Ah canim benim” demek te değildir.
Öfke ve affetmek birbirinin zıttı degıldır. Üzerinde birlikte çalışılması gereken olgular ve duygulardır.
Affetme süreci nasıl başlar?? Nasıl affedebiliriz? ?
1) Önce acıyı, travmayı kabul etmek ve yüzleşmeye kendimizi hazır hissetmek
2) Kendimizi tanımak, bu süreç içersinde bir yandan kendimizi affetmeye de başlamak
3. Basamak: sınırlarımızı çizmek.. Kendimize güvende hissettiğimiz bir alan yaratmak…
Yanı ” tamam.. Bugüne kadar yaptığın yanlıştı.. Kotuydu.. Bana acı verdi..
Ama artık dur.. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya karar vermek.
4) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek.. Değişecek olan diğer insan değil, biziz..
Yanı beklenti ondan değil, kendimizden.
5) Öfkemizi kullanacağız. .. Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi fark edeceğiz. .
Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyeceğiz.
6) Affetmenin kısa yolu, sihirli tarifeleri yoktur.. Bir süreçtir,, sabır gerekir.. Herkes için farklı yaşanır. Nefes teknikleri ile daha kolay affetme surecınden gecebılırsınız.
7) Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman, derin bir mutsuzluk ve yoğun bir öfke,
Korku hislerinden sonra gerçek uyanış başlar ve yeniden sevme gücünü kazanma sansını elde ederiz.
8) Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz.
Eğer biz bır cesaret yüzleşmezsek,
Travma kendini değişik kılıflarda, obje değiştirerek yine karşımıza çıkarak tekrarlayacaktır. .
bazen de ” marazı ask” kılıfı altında çıkacaktır karsımıza..
Marazı ask, çocuklukta yarım kalmış öfke ve obsesyonun erişkinlikte yeniden yaratılmış halidir.
9) Duygularımız bilinç altımızın tercumanıdır. .
Duygularımızı dinlemeyi anlamayı öğrenmeliyiz ve duygularımızın rehberliğine izin vermeliyiz..
Acılarımızı dolu dolu yasamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir,
Affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür,
Hiç olmadık yerde hiç olmadık şekillerde farklı objelere yansımalarla patlamalar yasarız..
Bu da bize zarar verir.
10) Affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın gittikçe boyutu gözümüzde küçülür…
Bizi bilinçli kırmaya çalışan ya da kotu niyetli davranan, zarar veren kişi
Zaten kendi yarattığı cehennemi yaşamaktadır.
Zaten yaşamında mutlu olsa, kendiyle barışık olsa hiç bunları yaparmı?
Başkalarına zarar verme güçsüzlerin, sevecenlik, affedicilik güçlülerin işidir.
11) Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek çok önemlidir..
Yoksa eşimizle olan yaşantımızda, patronumuzla ilişkilerimizde hemen aynı sorunlar karsımıza çıkıverir..
Örn: çocuğunu sevgiyle boğan kontrolcü ebeveyn,
Kendi doğrularını empoze etmeye çalışan mukemmeliyetçi ebeveyn,
Babaların yonettiği yaşamlar sevgi nefret ilişkisi yaratabilir. .
Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız…
Derken önce ruh hastalanır.. Sonra beden.
12) Gerçek affediş, zarar veren kişi için ” sen kendi öfkeni kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu..
Artık bana zarar veremezsin.. İzin vermiyorum.. Bitti..
Artık benim üzerimde hiçbir gücün yok. Ben özgürüm.” diyebilmek, hissedebilmek ve karar vermektir.
13) Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirlemek gücünü vermektir..
Onun için ikisi aynı süreç içerisinde yaşanır..
14) Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve gömmeye çalışmak bir tedavi yolu değildir..
Kendimize yönelik işlediğimiz bir suçtur..
İlaç tedavi etmez sadece semptomları geçici olarak bastırır..
Kökten iyileşme ancak farkındalıkla ve kendini derinden tanıma sureciyle olur..
Bedensel hastalıklar da duyguların hastalığıdır. .
Tedavisi yine duyguların açığa çıkmış enerjisi ile sağlanır.
15) Duyguları ifade etmek bastırmaktan daha sağlıklıdır. .
Ama ideal yol, duygularımızı rehber alarak, onları kanalize edebilmektir. .
Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz..
İfade edersek karşı taraf incinebilir. .
Ama kanalize eder yani yüzleşerek sınırlarımızı net bir şekilde çizersek, bu zarara izin vermemiş oluruz.
16) Affettiğimizi nerden anlarız ?
Artık o insandan korkmuyorsak, özellikle de onun da iyileşmesi için duacı isek,
Başına kötü birşey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek,
Ve o kişiyi kendisiyle başbaşa bırakabiliyorsak,
O kişinin adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, bilelim ki affetmişiz..
Lütfen bunu farkettiğimiz gün kendimizi kutlayalım..
Ama unutmayalım ki bu bir süreçtir.. Yas sürecidir.. Zaman ve sabır gerekir.. Zoru başarmaktır.
17) Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik hali değildir…
Sadece kendi ruhumuzu tedavi etme ve iyileştirme sürecidir..
Peki affetmezsek ne olur??
Sürekli bir güçsüzlük, acizlik duygusu içinde oluruz.. Kendimizi sık sık kurban ilan edebiliriz..
Çaresizlik yakınmalarımız hep değişik objeler aracılığıyla gündeme gelir.
Zira tüm onları yapan “kötü kişi ” olacağı için biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz.
Affetmediğimiz surece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu,
Gurur, kıskançlık, pişmanlık, kendimizi hep hakli gösterme çabası, zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği,
Sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, obur kişinin mutluluğunu istememe gibi negatif duygular içersinde olunur.
Veeee tüm bunların sonucunda:
Hayır deme zorluğu, yani kendi bireysel sınırlarını koyamama,
Farkında olmadan kendini cezalandırma ( çünkü bu duygular, arzular ve hırslar bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilinçaltı ” suçlular cezalandırılmalıdır ” komutu verecektir.)
Güzelliklerden mahrumiyet ve utanç
Zarar verici ilişkiler
Dürtüsel, zarar verici davranışlar
Bağımlılıklar
Kazalar
Hastalıklar
Depresyon
Yabancılaşma, yalnızlık
Büyüyememe
Risk alamama
Mutlu aile kuramama
Başkalarının hayatlarını yaşama vs. vs. olacaktır
Hiçbirşey için geç değildir!
Hepimize affetme gücü diliyorum..
* Dr. Şule Tokmakcıoğlu
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

KADIN HASTALIKLARIN DUYGUSAL VE ZİHİNSEL NEDENLERİ ? NEFESİ KADIN HASTALIKLARINA NASIL İYİ GELİR

images[1]

Akıntı, iltihap, kaşıntı, yara vajinal kuruluk ve benzeri tüm hastalıklar kadının karşı cinse karşı duyduğu öfke veya yetersiz, güçsüz hissetmesi ile alakaladır.

Özellikle geçmişte yasadıkları ilişkilerinde sevgili koca hatta babaya duyulan öfke bu hastalıkları tetikliyor.

Rahatsızlıklar mikrobik ve biyolojik gibi gözükse de genetik özellikler de taşıyabilir.

Bu tip hastalıklar yaşayan kadınların nefesine baktığımızda alt karın bölgesine nefes almadığını görürürüz. Nefes seanslarımızda alt karın bölgesindeki nefesimizi artırmaya çalışırız.

Karın bölgesi cinsellliğimizi ve kadınlığımızı kabul ettiğimiz bölgedir.

Bızde bu rahatsızlıklar varsa bilinçaltımızda derinlerde bir yerde kadınlığımız ile dişiliğimiz ile barışık değilizdir.

Kadın Hastalıklarımızı iyileştirmek için seanslarımızda su olumlamaları kullanırız

“ Kadınlığımla, dişiliğim ile barışığım , Cinselliğimi ifade etmek güvenli, Cinselliğimi yaşamaktan zevk alıyorum, Kadın olmak güvenli, kadın olmaktan onur duyuyorum “”

Nefes terapisti

Gülin Sarıyiğit Seans almak için Arayacağınız Numara

Tel : 0 532 665 41 15

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Titreşim Frekanslar ve Hayatımıza Etkileri

Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?

Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü

Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.

Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz

Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.

Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!

Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır.  Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.
Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz.  Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.

İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar… İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte.
Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…
yazar : Cem Özüak
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..

11059426_10152780705271714_904335982341093245_o[1]

Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..
Daima haklı olma ihtiyacından VAZGEÇİN..
Sizi sınırlayan inançlardan VAZGEÇİN..
Kontrol etme ihtiyacından VAZGEÇİN..
Başkalarını suçlamaktan VAZGEÇİN..
Değişime direnmekten VAZGEÇİN…..
Kendinizi suçlamaktan VAZGEÇİN..
Mazeretlerinizden VAZGEÇİN..
Şikayet etmekten VAZGEÇİN..
Korkularınızdan VAZGEÇİN..
Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..
Daima haklı olma ihtiyacından VAZGEÇİN..
Sizi sınırlayan inançlardan VAZGEÇİN..
Kontrol etme ihtiyacından VAZGEÇİN..
Başkalarını suçlamaktan VAZGEÇİN..
Değişime direnmekten VAZGEÇİN…..
Kendinizi suçlamaktan VAZGEÇİN..
Mazeretlerinizden VAZGEÇİN..
Şikayet etmekten VAZGEÇİN..
Korkularınızdan VAZGEÇİN..
Bağımlılıktan VAZGEÇİN..
Etiketlerden VAZGEÇİN..
SEVMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN

kaynak: Banu Gökçil
Etiketlerden VAZGEÇİN..
SEVMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçmişinde Çok Pis Kazık Yemiş Kadınların Yeni Bir İlişkiye Başlarken Yaşadığı 19 Şey

Hayatın, çocukluğumuzdan beri izlediğimiz romantik komedi filmleri gibi olmadığını kalbimizi paramparça eden korku&gerilim&aksiyon tadındaki ilişkilerle öğrendik. Bu durum etrafımızdakiler tarafından söylenen ”Her ilişki bir tecrübe cınım yha, üzülme!” minvalindeki boş teselli cümleleriyle devam etse de aslında bir yerde haklılardı. Tecrübe etmiştik ve akıllanmıştık. Artık ne biz ne de ilişkilerimiz ASLA aynı değildi ve olmayacaktı da. Ne gibi mi? İşte böyle…

1. Tam toparlandığını, tüm yaralarının iyileştiğini düşündüğün anda bir şeylerin yanlış olduğunu hissedersin.

Tam toparlandığını, tüm yaralarının  iyileştiğini düşündüğün anda bir şeylerin yanlış olduğunu hissedersin.
Tecrübe ettiğin  onca şey seni daha güçlü değil, aksine daha korkak yapmıştır ve sen bunu yeni yeni fark ediyorsundur.

2. Mesela seninle muhabbet etmeye çalışan şu tatlı çocuk var ya, her şeyi bu kadar doğru yapması mümkün mü gerçekten?

Mesela seninle muhabbet etmeye çalışan şu tatlı çocuk var ya, her şeyi bu kadar doğru yapması mümkün mü gerçekten?
”Bu işte bir iş var!” gibi düşüncelerle ondan uzaklaşırsın. Bir kez daha üzülmek istemiyorsundur.

3. Yine de emin olmak için, araştırma ve soruşturma sürecini başlatırsın.

Yine de emin olmak için, araştırma ve soruşturma sürecini başlatırsın.
Ortak arkadaşınız varsa geçmişine dair bilgileri alır, sosyal medya hesaplarında ilk attığı postlara kadar gidersin.

4. Diyelim ki bu aşamayı atlattı, bu defa da her cümlesinin ve her hareketinin ardındaki alt metni okumaya çalışırsın.

Diyelim ki bu aşamayı atlattı, bu defa da her cümlesinin ve her hareketinin ardındaki alt metni okumaya çalışırsın.

Bunu söylerken ne demek istedi acaba?

5. Sohbet arasındaki o uzun sessizlikten rahatsız olduğun için saçmalarsın.

Sohbet arasındaki o uzun sessizlikten rahatsız olduğun için saçmalarsın.
Sonra da: ”Keşke çenemi kapalı tutsaydım,” diye pişman olursun.

6. Bütün bunlara bir de gereksiz yere heyecanlanıp yaptığın esprileri de eklemesek olmaz elbette.

Bütün bunlara bir de gereksiz yere heyecanlanıp yaptığın esprileri de eklemesek olmaz elbette.

7. Senden hoşlandığını gösteren apaçık bir sinyali bile göremezsin. Görsen de emin olamazsın işte…

Senden hoşlandığını gösteren apaçık bir sinyali bile göremezsin. Görsen de emin olamazsın işte...

Arkadaşların, hatta tüm dünya bir araya gelse “Evet bu bir sinyaldi, senden hoşlanıyor!” deseler yine de inanmazsın, inanamazsın işte.

8. Konuşma sırasında dayanamayıp ”BENDEN HOŞLANIYOR MUSUN?” diye çığlık atmak istersin.

Konuşma sırasında dayanamayıp ''BENDEN HOŞLANIYOR MUSUN?'' diye çığlık atmak istersin.

 Ancak susarsın, kendine saklarsın.

9. Duyguların yoğunlaştıkça korkun ve gerginliğin de artmaya başlar.

Duyguların yoğunlaştıkça korkun ve gerginliğin de artmaya başlar.

Eskiden hiç böyle değildi oysaki. Belli ki o tatlı heyecanlar yerini korkulara bırakmış.

10. Ama yine de yavaş yavaş ona alışırsın.

Ama yine de yavaş yavaş ona alışırsın.

İlk başlarda hiç geçmeyen zaman, artık onunla birlikteyken ışık hızını sollamaya başlamıştır bile.

11. Ancak ilk temas her zaman en zorudur.

Ancak ilk temas her zaman en zorudur.

12. Hoşlanmak,sahiplenmek daha tehlikeli bir duyguyu uyandırmaya başlar: KISKANÇLIK

Hoşlanmak,sahiplenmek daha tehlikeli bir duyguyu uyandırmaya başlar: KISKANÇLIK

13. Kontrol edemediğin bu duygu, seni en az bir FBI elemanı kadar profesyonel bir iz sürücü yapar.

Kontrol edemediğin bu duygu, seni en az bir FBI elemanı kadar profesyonel bir iz sürücü yapar.

Aslında tüm o kötü tecrübelerin, en derinlerinde bir canavar yarattığını fark edersin. Tuvalete giden sevgilinin telefonunu karıştırma, Facebook şifresini isteme, Instagram arkadaş listesini her gün kontrol etme…

14. Bir süre sonra kıskançlığın dozajı hafifler ancak yön değiştirir.

Bir süre sonra kıskançlığın dozajı hafifler ancak yön değiştirir.

Geçmişteki tecrübelerine göre kıskançlığını yönlendirirsin. Mesela geçmişindeki o kabus, seni yakın bir arkadaşıyla aldattıysa, onun arkadaşlarına cephe alırsın.

15. Ettiğiniz kavgalarda ise hastalıklı bir şekilde eski başarısız ilişkini görürsün.

Ettiğiniz kavgalarda ise hastalıklı bir şekilde eski başarısız ilişkini görürsün.

 O anda her kızın lugatındaki o sihirli sözcükler süzülür dudaklarından: ”Hepiniz aynısınız…”

16. Bütün bunlara rağmen sabırla, anlayışla hala yanında kaldıysa yavaş yavaş ona güvenmeye başlarsın.

Bütün bunlara rağmen sabırla, anlayışla hala yanında kaldıysa yavaş yavaş ona güvenmeye başlarsın.

17. Ancak bir türlü tam anlamıyla kendini bırakamazsın. Kaybetme korkusu hep oradadır.

Ancak bir türlü tam anlamıyla kendini bırakamazsın. Kaybetme korkusu hep oradadır.

”Seni seviyorum” derken bile için ezilir. Ya sevdiğimden emin olur da giderse diye…

18. Bunun ilacı da zamandır…

Bunun ilacı da zamandır...

19. Onun sevgisi ve zaman sayesinde toparlanırsın. Hiç beklemediğin bir andaysa o sihirli kelimeler korkmadan çıkıverir dudaklarından

Onun sevgisi ve zaman sayesinde toparlanırsın. Hiç beklemediğin bir andaysa o sihirli kelimeler korkmadan çıkıverir dudaklarından

 ”Seni seviyorum.”

Bonus: Olur da, karşınızdaki kişinin gücü, sabrı veya sevgisi bu ağır süreci sizinle yaşamaya yetmezse…

Bonus: Olur da, karşınızdaki kişinin gücü, sabrı veya sevgisi bu ağır süreci sizinle yaşamaya yetmezse...

 19 maddelik bu Hüzün Döngüsü‘nü yeniden yaşamaya hazır olun ve hiç vazgeçmeyin.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DİLİ DAMAĞA DOKUNDURARAK ENERJİ SEVİYENİZİ ARTIRABİLİRSİNİZ

diltelefon-970[1]

Sadece dilin ucunu damağa getirerek (dili damağa dokundurarak) enerji seviyesi geçici olarak ve kolaylıkla artırılabilir. Bunun arka enerji kanalları ve ön enerji kanalları arasındaki bağlantıyı geliştirme ve böylece enerji dolaşımını geliştirme ve artırma etkisi vardır. Dilin temas etmesi iç auranın genişlemesine neden olur. Örneğin, ışık düğmesi açık iken, ışık yanmaktadır. Bir bağlantı vardır. Eğer düğme kapalı ise, ışık yoktur. Aynı şekilde, dil damağa dokundurulduğunda enerji akışında artış olur. Dil damağa temas etmediğinde, enerji dolaşımı azalır.

Dili damağa dokundurmak şifacının daha fazla enerjiye sahip olmasını ve daha etkili şifa yapmasını sağlar. Bu nedenle, hassaslaştırma yaparken, tarama yaparken, temizlik yaparken ve enerji verirken, dil damağa dokundurulmalıdır. Bu teknik ayrıca önemli miktarda enerji gerektiren okuma, çalışma, meditasyon ve diğer aktiviteler için de kullanılabilir.

Dilin durması gereken yer, dişin damakla birleşme noktası değil, tam üst noktası yani dil içeri doğru biraz kıvrılıyor. Diğer türlü hemen hemen herkesin dili, diş ve damak birleşme noktasındadır.

Ayrıca dili bu şekilde damağa değdirmek çakraları birleştiren meridyeni tamamlıyor. Enerji akışı bu şekilde sağlanıyor.

Dili arkaya doğru kıvrırarak üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirmek ayrıca Hipofiz bezini (Glandula Pituitaria) uyarmanın yollarından biridir.

Dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin küresi arasında denge oluşmasını sağlanıyor. Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

Sizde Enerji alırken dilinizi damağınıza yapıştırın ve enerjinizin bedeninizde özgürce akmasına izin verin

kaynak: bioenerji ayçan berker

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EVİNİZ RUHUNUZUN AYNASIDIR

Ev-Dekorasyon-Önerileri[1]

Evimiz ruhumuzun aynasıdır Ruh sağlığı ve yaşanılan mekan arasındaki sıkı ilişki, ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir Şizofrenler hiç bir şeyi atmazlar, ta ki evleri çöp ev olana ve polis kapıyı kırana dek Obsesif kişilerin evleri çamaşır suyu kokar ya da eşyalar simetrik şekilde dururlar, doğal olan ve akan hiçbirşey yoktur Depresyondaki insanların ruh hali de evlerine yansır, hiç bir şeyin yeri değişmez, bakımsız ve kasvetlidir

“Evin, bedenindir” der Osho “Evine nasıl baktığından, kendine nasıl davrandığını görmen mümkündür” Düzensizliğin her türü, hayatımıza kaosu çeker

Feng Shui: Feng “Rüzgar”; Shui “Su” demektir ve Çinlilerin sağlıklı yaşam için yerleşim sanatıdır Yeni bir ev alırken, bozuk enerjili bir evi düzenlerken, yeni bir eşya alırken, sağlıklı ve huzurlu yaşam için kullanılır

Bu sanatta önemli olanlar:

Temizlik, düzen, sadelik, 5 temel elementin ve renklerin bizim enerjimizle ve birbirleriyle uyumu, son olarak da eşyaların bize enerji olarak uyumdur

Feng Shui’ de 5 Element:

Evimizde 5 element uyum içinde olmaldır Toprak, metal, su, ağaç, ateş Eğer bu elementlerden biri fazlaysa ya da azsa o evde sorun vardır Elementler için her odanızı kontrol edebilir ve sonrasında gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz

Toprak elementi:

Seramik eşyalar, kare ve dikdörtgen formlar, sarının tonları, manzara resimleri Sadakat, sorumluluk, sabır ve dengeyi temsil eder

Metal Elementi:

Paslanmaz çelik, bakır, gümüş, aliminyum, mermer granit eşyalar, doğal kristaller, beyaz ve metalik gri, daire ve oval şekiller Maddi başarıyı ve düşünce netliğini ifade eder

Su Elementi:

Su ile ilgili her türlü dekor (resim dahil), akvaryumlar, cam, ayna vb eşyalar, asimetrik şekiller, siyah, koyu mavi, gri Bilgelik ve duyguları ifade eder
Ağaç Elementi: Ahşap olan herşey (masa, sandalye), yeşilin her tonu, bitkiler ve bitki resimleri (perde, örtü de dahil) Aile bağlarını, yeni fikirleri ve yeni başlangıçları temsil eder

Ateş elementi:

Lambalar, mum, şömine, tütsü, yün, kürk, tüylü halılar, üçgen, piramit, koni, kırmızının her tonu Ün, şöhret, başarıyı temsil eder

Günümüz insanının bir hatası, evinde “metal” elementini fazla kullanmasıdır Metal; soğukluk, kavga, ağız bozukluğu ve duygusuzluk getirir Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, elektromanyetik alan saçan herşey metal elementidir
Ateş, metali eritir Bu nedenle ateş enerjisi içeren kırmızı renk, mum, tütsü, üçgen ya da koni şekiller, insan ve hayvan resmi içeren sanat eserleri, kürk, yumuşak halı vb eşyalar, metal enerjisini yumuşatır İşiniz bittiğinde, elektromanyetik alan yaratan metalleri mutlaka kapatın ya da üzerlerine bir örtü örtün (annelerimiz boşuna TV örtüsü koymazlardı)

Ya da eğer bir evde kıskançlık, öfke, tutku ve tutarsızlık varsa bu “ateş” elementinin fazla kullanıldığı anlamına gelir Ateşi ise, su yumuşatır Bu şekilde enerjileri dengelemek mümkündür

Feng Shui Materyalleri:

Bambu ya da metal çanlar, kristaller (kesinlikle temiz olmalılar), akvaryum ya da su içeren cam materyaller (su ve balık, para demektir, ama temiz tutulmazlarsa para gider) Bagua aynası (Sekizgen ayna), bambu flütler, mumlar, tütsüler, doğru renk ve açıda aydınlatma gereçleri

Bunun dışında sizin ruhunuza huzur verecek tablolar (asla Dali ya da Van Gogh değil, kesinlikle canlı bitkiler (Feng Shuide ölü enerji olduğu için kurutulmuş bitki kullanılmaz), temiz tutulan biblolar

Ama bunlar belirli şekillerde yerleştirilmelidir Ve her eşyayı elinize alarak şöyle sormalısınız: BU ASLINDA NEYİ SEMBOLİZE EDİYOR? HAYATIMA ENERJİ OLARAK KATKISI YA DA GÖTÜRÜSÜ NEDİR?

Feng Shui Önerileri:

1 Gereksiz tüm eşyaları atın Asla kırık, çatlak, bozuk eşya bulundurmayın Ya tamir edin ya da atın gitsin

2 Sizde olumsuz anısı olan ya da size hüzün, kızgınlık vb negatif duygular veren tüm eşyalarınızı atın (giysiler dahil)

3 Ocak ve mutfak bereket sembolüdür Burası düzensiz ve pisse, asla iki yakanız bir araya gelmez Ocağın tüm gözlerini kullanın

4 Kristal, çan, gümüş, cam eşya ve aynalar, pencereler negatif enerji tutarlar Bu nedenle temiz olmalı ya da sık sık yıkanmalıdırlar

5 Mutfakta, bereket sembolü yiyecek resimleri, bakliyattan cam şişeler kullanın Buzdolabı üzerine asla kendi fotonuzu koymayın Hele ki mutfak pisse hiç Bu sizin duygularınızın donmasıyla eş anlamlıdır

6 Klozet kapağınızı, banyo kapılarınızı kapalı tutun Su elemeti para demektir ve paranın akıp gitmesini istemeyiz Banyo ve tuvaletiniz pisse, evde akan enerji “ölüdür” Ruhsal rahatlık ve huzur beklemeyin Akan ve bozuk musluklar da paranın akması ya da gelişinin tıkanması demektir

7 Evinizin eşyaları keskin değil, yumuşak olsunlar Keskin dikdörtgen bir yemek masası yerine, yuvarlak ya da oval seçin Yatağınız ise hiç metal içermesin

Bazı Hatalar:
Aşksızlıktan şikayet ediyorsunuz Ama evinizde hala eski eşinizin fotoları baş köşede duruyorsa, ya da eşyaları hala bir yerlerde saklıysa, bu yeni bir aşka izin yok anlamındadır

Ya da kapınızın girişine koskoca aslan kafası koyduysanız, aslında gayet tehditkar bir hava yaratıyorsunuz ve evinize misafir gelmemesinin sebebi bu olabilir mi? Buna karşın bir köpek biblosu, sizi hırsızlardan koruyacaktır

Çin’de, sevilmeyen komşularla Feng Shui savaşları yapıldığı söylenir Onlar savaş materyalleri olan kılıç, silah vb keskin madeleri ya da metalleri, karşı evin göreceği şekilde koyarlar Bunlara “zehirli ok” derler Zehirli ok hissettiğiniz insanlarla aranıza “ağaç elementi” koyun Bu okları işyerinizde de hissedebilirsiniz, bir canlı salon bitkisi (iyi bakılmak şartıyla) idealdir

Son Söz: Mekanınızı temizlediğinizde, gereksiz olanları attığınızda ve eşyaları sade ve basit şekilde yerleştirdiğinizde, aşk, iş ve maddi yaşamınız yoluna girecek ve hem ruhsal hem fiziksel olarak kesinlikle daha uyumlu olacaksınız Bunun için pahalı eşyalara gerek yok
T Roosvelt’in dediği gibi: “ELİNDE OLANLARLA, BULUNDUĞUN YERDE, ELİNDEN GELENİ YAP”

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadın ve Erkeklerin Birbirleri Hakkındaki Önyargılarını Anlatan 27 Enfes Çizim

Çinli sanatçı ve tasarımcı Yang Liu, “Man meets Woman” kitabında kadın erkek ilişkilerine ve bu ilişkilere dair önyargılara eleştirel yaklaşımını sergiliyor. Liu’ya göre ilişkilerimizde birbirimizde toplum tarafından empoze edilen toplumsal cinsiyet rollerini arıyor, o toplumsal cinsiyet elbiselerini birbirimize giydiriyoruz.

1. Erkeğin Erkekle Telefon Konuşması vs Kadının Kadınla Telefon Konuşması

Erkeğin Erkekle Telefon Konuşması vs Kadının Kadınla Telefon Konuşması

2. Erkeğin En Büyük Silahı vs Kadının En Büyük Silahı

Erkeğin En Büyük Silahı vs Kadının En Büyük Silahı

3. Erkeğin Aynaya Bakınca Gördüğü vs Kadının Aynaya Bakınca Gördüğü

Erkeğin Aynaya Bakınca Gördüğü vs Kadının Aynaya Bakınca Gördüğü

4. Erkek ve Bavul vs Kadın ve Bavul

Erkek ve Bavul vs Kadın ve Bavul

5. Erkeğe Göre Kadının Gizemli Objeleri vs Kadına Göre Erkeğin Gizemli Objeleri

Erkeğe Göre Kadının Gizemli Objeleri vs Kadına Göre Erkeğin Gizemli Objeleri

6. Erkeğin Seks/Aşk Önem Derecesi vs Kadının Seks/Aşk Önem Derecesi

Erkeğin Seks/Aşk Önem Derecesi vs Kadının Seks/Aşk Önem Derecesi

7. Erkeğin Kadın İmgesi vs Kadının Kadın İmgesi

Erkeğin Kadın İmgesi vs Kadının Kadın İmgesi

8. Erkek Yapınca Çapkın vs Kadın Yapınca “Yollu”

Erkek Yapınca Çapkın vs Kadın Yapınca

9. Kadın Susarken Erkeğin Zihnindekiler vs Erkek Susarken Kadının Zihnindekiler

Kadın Susarken Erkeğin Zihnindekiler vs Erkek Susarken Kadının Zihnindekiler

10. Erkeğin İş Yapma Biçimi vs Kadının İş Yapma Biçimi

Erkeğin İş Yapma Biçimi vs Kadının İş Yapma Biçimi

11. Erkeğin Cinsel Tecrübe Beyanı vs Kadının Cinsel Tecrübe Beyanı

Erkeğin Cinsel Tecrübe Beyanı vs Kadının Cinsel Tecrübe Beyanı

12. “Modern Erkek” vs “Ev Kadını”

13. Erkeğin Hayata ve İş Yaşamına Başladığı Yer ve Kadının Başladığı Yer (Haksız Rekabet)

Erkeğin Hayata ve İş Yaşamına Başladığı Yer ve Kadının Başladığı Yer (Haksız Rekabet)

14. Erkeğin Taşıdıkları vs Kadının Taşıdıkları

Erkeğin Taşıdıkları vs Kadının Taşıdıkları

15. İnternet ve Sosyal Medya Sonrası: Evli Çocuklu Erkeğin Beklentisi vs Evli Çocuklu Kadının Beklentisi

İnternet ve Sosyal Medya Sonrası: Evli Çocuklu Erkeğin Beklentisi vs Evli Çocuklu Kadının Beklentisi

16. Erkeğin Rota Algısı vs Kadının Rota Algısı

Erkeğin Rota Algısı vs Kadının Rota Algısı

17. Erkeğe Göre Mükemmel Gece vs Kadına Göre Mükemmel Gece

Erkeğe Göre Mükemmel Gece vs Kadına Göre Mükemmel Gece

18. Erkek Grip Olunca vs Kadın Grip Olunca

Erkek Grip Olunca vs Kadın Grip Olunca

19. Adres Arayan Erkek vs Adres Arayan Kadın

Adres Arayan Erkek vs Adres Arayan Kadın

20. Tamirat Yapacak Erkek Alışverişi vs Tamirat Yapacak Kadın Alışverişi

Tamirat Yapacak Erkek Alışverişi vs Tamirat Yapacak Kadın Alışverişi

21. Boşanmış Erkek vs Boşanmış Kadın

Boşanmış Erkek vs Boşanmış Kadın

22. Erkeğin AVM’de Hedefe Yürümesi vs Kadının AVM’de Hedefe Yürümesi

Erkeğin AVM'de Hedefe Yürümesi vs Kadının AVM'de Hedefe Yürümesi

23. “Sapık” Erkek vs “Cesur” Kadın

24. “Teşhirci” vs “Seksi”

25. Erkeğin İdeal Kadın Algısı ve Kadının İdeal Erkek Algısı

Erkeğin İdeal Kadın Algısı ve Kadının İdeal Erkek Algısı

26. “What Other’s Think”

27. Erkeğin Kadının Kafasındakiler Algısı vs Kadının Erkeğin Kafasındakiler Algısı

Erkeğin Kadının Kafasındakiler Algısı vs Kadının Erkeğin Kafasındakiler Algısı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İki Kadın/Erkek Arasında Kalan Kişilerin Çok İyi Bildiği 12 Durum

-İnanmıyorum ya, i-nan-mı-yo-rum!
-Ne oldu hayırdır?
-Arif yok mu? bana benden hoşlandığını söyledi
-Ee, sen hoşlanmıyor musun, mesele ne?
-Ya yok be, geçen günlerde de Selim açılmadı mı kızım bana?
-Halletmedin mi ki o konuyu?
-Ya biliyorsun Selim’i çok seviyorum ama sevgili gibi değil
-Yani?!
-Kaybetmeyeyim diye havada bıraktım, ucu açık bir süreç yani
-Ee?
-Eesi şimdi de Arif? ne yapıcam ben ya, ne buluyor bu erkekler bende anlamıyorum ki?
-Hıı evet zor…
-Ay lisede de böyleydi, geldi mi ikisi üçü birden gelir.
-İstemiyorsan söyle kızım çocukları oyalama
-Ay anlamıyorsun ben ikisini de kaybetmek istemiyorum yu nov?

1. Bu durumdan yakınmanız kesinlikle “şımarıklık” olarak algılanır.

Bu durumdan yakınmanız kesinlikle

2. Hangisini tercih ederseniz edin “ya doğru olan öbürüyse” hissiyatından kurtulamazsınız.

Hangisini tercih ederseniz edin

3. İkisini de kaybetmek istememeniz halinde ikisini de kaybedersiniz.

İkisini de kaybetmek istememeniz halinde ikisini de kaybedersiniz.

4. Evliyseniz sürekli maruz kaldığınız bir durum olabilir ki en fenasıdır.

Evliyseniz sürekli maruz kaldığınız bir durum olabilir ki en fenasıdır.

5. Muhtemelen taraflar bunu bilmediği için vicdanınız sizi sürekli rahatsız eder.

Muhtemelen taraflar bunu bilmediği için vicdanınız sizi sürekli rahatsız eder.

6. “Eğer iki kişi arasında kalıyorsanız; ikinciyi seçin. çünkü birinciyi gerçekten sevseydiniz, ikincisi olmazdı” sözü aklınızda dolanıp durur.

 Bukowski.

7. Kendinizi sürekli kötü biri gibi hissedersiniz.

Kendinizi sürekli kötü biri gibi hissedersiniz.

8. En yakın arkadaşlarınızla konuşur, kendinizi rahatlatacak bir şeyler ararsınız.

En yakın arkadaşlarınızla konuşur, kendinizi rahatlatacak bir şeyler ararsınız.

9. Her yeni güne, bu belirsizliğe son verme arzusu ile uyanırsınız.

Her yeni güne, bu belirsizliğe son verme arzusu ile uyanırsınız.

Ama veremezsiniz.

10. Sürekli bir değerlendirme hali içindesinizdir, tarafların artıları eksileri derken onlar hakkında onların bildiğinden çok şey bilir hale gelirsiniz.

Sürekli bir değerlendirme hali içindesinizdir, tarafların artıları eksileri derken onlar hakkında onların bildiğinden çok şey bilir hale gelirsiniz.

11. Bazen böyle devam etsin istersiniz…

Bazen böyle devam etsin istersiniz...

12. “Biz birini bulamıyoruz…” serzenişi hayatınızın bir parçası haline gelir.

Sonuç çoğunlukla üçüncü biridir.

Sonuç çoğunlukla üçüncü biridir.

 Çünkü aşk denge hali değildir. Eğer bir taraf ağır basmıyorsa ağır basacak birini bulur gönül.
kaynak: onedio
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne aradıysam zıttını buldum..

Seniors-may-ward-off-depression-by-practicing-tai-chi_16000510_800466451_0_0_7007302_300[1]

Doğruyu aradım yanlışı buldum, dostumu aradım düşmanımı buldum. Aramayı bıraktığımda ise doğruların ve yanlışların ötesinde renklerin zıtlığında resmin bütününü gördüm;
-Ne doğru vardı, ne yanlış.
-Ne kötü vardı, ne iyi..
-Herşey olması gerektiği gibi..
-Herşey olduğu gibi ..

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sadece Şefkat İyileştiricidir…

10649835_10152614109487510_193250382440675152_n[1]

Bitki Alemi, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Flörtünüze İlk Mesajı Attıktan Sonra Yapmamanız Gereken 13 Kusurlu Hareket

“Hayatımın aşkı”, “Bu sefer doğru insanı buldum”, “İyi ki tanıştırmışsınız bizi yaa” diyeceğiniz o insanla telefon numaraları alıp verildi. Sıra geldi fasulyenin faydalarına derken ilk mesajı attınız ve o gergin süreç başladı. Daha flört döneminde başlamadan biten bir hikayeniz olmasını istemiyorsunuz, aşağıda anlattıklarımızı kesinlikle yapmayın.

1. Durmadan last seen’i kontrol etmek

Durmadan last seen’i kontrol etmek
Mesajı yolladığınız ilk andan itibaren elinizden telefonu düşürmez ve durmadan flörtünüz ne zaman online olduğunu, online olup size cevap yazıp yazmadığını bakarsanız yandı gülüm keten helva.

2. Mavi tık oldu cevap yazmıyor hemen bir tane daha yazayım mı diye düşünmek

Mavi tık oldu cevap yazmıyor hemen bir tane daha yazayım mı diye düşünmek
Şimdi sakin olun ve telefonu görüş mesafenizden uzağa koyun. Arka arkaya nefessiz mesajlar atarsanız karşı tarafı anında kendinizden bezdirir ve hatta nefret dahi etmesine sebebiyet verebilirsiniz.

3. Aynı mesajı belki de gitmemiştr diye ikinci kere göndermek

Aynı mesajı belki de gitmemiştr diye ikinci kere göndermek
Hayır mesajınız karşı tarafa iletildi ve hatta kendisi bu mesajı okudu bile. Şimdiki akıllı telefonlar varolan mesaj hatasını anında size haber verirler. Bu yüzden sakın ola aynı mesajı ‘herhalde ulaşmadı ya bir daha atayım’ düşüncesiyle göndermeye kalkmayın.

4. Belki telefonu çekmiyordur diye nerede olduğunu araştırmaya başlamak

Belki telefonu çekmiyordur diye nerede olduğunu araştırmaya başlamak
Aklınıza gelen felaket senaryoları bir yana hemen nerede ve kimlerle olduğunu bulmaya çalışmak için o sosyal ağ benim, öbür check-in senin gezmeye başlamayın; sadece sakin olun.

5. Kesin başka biri var diye düşünmeye başlamak

Kesin başka biri var diye düşünmeye başlamak

Anında karalar bağlamak, hayatında başka biri var veya beni oyalıyor, kim bilir nerelerde fink atıyor diye düşünmek, sizi tansiyonun hastası yapar; canınıza yazık.

6. Seneler öncesinden kalan özel numaradan arama çakallığına başvurmak

Seneler öncesinden kalan özel numaradan arama çakallığına başvurmak

Yapmayın; kendinizi rezil rüsva etmeyin. Henüz mesaj atalı 7 dakika oldu ancak siz internette ‘Nasıldı bu özel numaradan çaldırma şeysi yaa’ diye arama yapıyorsanız vay halinize.

7. Yanında olabileceği muhtemel arkadaşlarına sebepsiz yere mesajlar yağdırmak

Yanında olabileceği muhtemel arkadaşlarına sebepsiz yere mesajlar yağdırmak

Telefon rehberini açıp yanında olabileceği muhtemel arkadaşları gözünüze kestirdiniz. Belki de aylardır konuşmadığınız ortak arkadaşlarınıza durup dururken ‘Naber :)’ mesajları göndermek bir süre sonra foyanızı kabak gibi ortaya çıkartır; bizden söylemesi.

8. Mesajlardaki saçmalığı örtmek için ‘Aaa ben arkadaşa atıyordum bunu ya pardon’ yazmak

Mesajlardaki saçmalığı örtmek için 'Aaa ben arkadaşa atıyordum bunu ya pardon' yazmak

Kendiniz bir türlü durduramayıp arka arkaya attığınız mesajlarda abarttığınızı fark ettiniz; ne güzel. Ancak şimdi de durumu kurtarmaya çalışmak pahasına olayı daha da berbat edecek mesajlar atmaya başlamayın sakın; gerekirse yakınınızdaki insana söyleyin ellerinizi bağlasın.

9. ‘Ama ben senden hoşlanıyordum ama bu şekilde olmaz ki…’ demek

'Ama ben senden hoşlanıyordum ama bu şekilde olmaz ki...' demek

Geçmiş olsun en büyük hatalardan birini yaptınız. Karşı tarafın çok acil veya önemli bir işi olduğunu göz ardı ederek sadece size cevap vermediğini düşünme hatasına düşmek bir yana, bir de delirme mesajlarınızı hoşlanma bahanesinin arkasına sığınarak açıklamak; olacak iş değil!

10. Yaptığının farkına varıp durumu kurtarmaya çalışırken şakaya vurmak

Yaptığının farkına varıp durumu kurtarmaya çalışırken şakaya vurmak

Karşı tarafın tüm bu mesajları gördüğünde size dair düşüncelerini değiştirmeye çalışmak için gerek random gülüşler, gerekse de utanan maymunlu emojiler göndererek durumu kurtarmaya çalışmanın henüz işe yaradığı görülmedi.

11. Aniden gelen cevap karşısında mutluluktan delirdiğini belli etmek

Aniden gelen cevap karşısında mutluluktan delirdiğini belli etmek

Aslında sadece yarım saat kadar bir bekleme süresinde ne kadar da abarttığınızı düşünmenize vesile olan ‘Pardon ya uyuyakalmışım’ benzeri bir mesaj sizi mutluluktan çıldırtır ancak OLLEY BEEE CEVAP ATTIN NİHAYET OHH tarzı bir cevap vermek olayı iyice sarpa sardıracaktır.

12. Durumu kurtarmaya çalışırken gittikçe sıvamak

Durumu kurtarmaya çalışırken gittikçe sıvamak

Flört mesajları normal seyrine girdiğinde tekrar tekrar konuyu açmak size negatif puana mal olacaktır. O yüzden o çılgın mesajları unutmuş gibi yapın ve her şey yolundaymış gibi davranın.

13. ‘O zaman hemen görüşelim de bana kendini affettir’ demek

'O zaman hemen görüşelim de bana kendini affettir' demek

Her şey yolunda giderken bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… Karşı tarafın bir hata yaptığını ona kabul ettirmeye çalışmak bir yana tekrar görüşme bahanesi olarak bunu öne sürmek size hiç yakışmaz.

Siz iyisi mi mesajını atın, derin derin nefes alın ve mutlu anlarınıza dair hayaller kurarken telefondan uzak durun.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

21 Sayısının Beyindeki Gizemine Tanık Olmak İçin:

10629790_10155690160940557_5328724865342449434_n[1]

Beyin midemiz gibi çalışır, önce bilgiyi alır sonra tekrar yolu ile hazmeder.’
Nasıl çalıştığı günümüzdeki tüm çalışma ve ilerlemelere rağmen tam olarak bilinmeyen beynin sırrı, beyinde oluşan ve ‘nöron’ adı verilen yaklaşık yüz milyar hücrenin içindedir. Bir nöronun yeni bir bağlantı kurma süresi yapılan araştırmalara göre 21 gündür. Bu şu demektir; bir davranışı 21 gün süre ile devam ettirmek, kurulan yeni nöron bağlantısı sayesinde o davranışın alışkanlık haline gelmesini sağlar. Zaman içinde daha sık tekrarlanan davranışlar ise ‘vücut saati’ kavramını harekete geçirerek süreklilik kazanmış olur.

kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kocaman bir fırça ve bin bir renk koydum kutuya, cennet resmi yapıp içine gir diye…

11059426_10152780705271714_904335982341093245_o[1]

 

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana,sade bir kurdele ile süslenmiş.
Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını..
Kocaman bir fırça ve bin bir renk koydum kutuya, cennet resmi yapıp içine gir diye…
Düşler serpiştirdim gizlice,düş kurmayı unutma diye.
Bir tane elma şekeri yerleştirdim,içindeki çocuğu tadabilmen diye.
… Günbatışını, billur suyun sesini,kırmızı gelinciklerin saflığını,taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım ruhlarımız aç kalmasın diye.
Kutuya biraz da sevecenlik koydum güçlü ol diye, çünkü acımasız olan güçsüzdür.
Beyaz bir güvercin uçup kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için…
Bir buket sevgi,bir yudum aşk ve bir elma da koyamadan edemedim.
Paylaşmayı anımsayalım diye..Sevdiklerimize onlara sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim diye; içtenliği, umudu,neşeyi, bağışlayıcılığı,özgüveni ve açık yürekliliği unutmadım,”BEN”in dışına çıkıp ”BİZ”e ulaşabilelim diye.

Son olarak bir kart iliştirdim kutuya, bak kartta neler yazıyor;

“Bu kutunun kapağını her kaldırşında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin.
Yaşamak için yarını bekleme,al yaşamı kollarının arasına ve sımsıkı sarıl, yaşamdan yalnızca almak yerine,ona bir şeyler ver.
kısacası ”İNSAN” ol.

Unutma!Yaşam dokuması henüz tamamlanmamış,olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu sadece sen doldurabilirsin.
Kimseyi kırmamak için ve üzmemek şartıyla istediğin her şeyi dene, bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturdugunda ne aklın kalsın ne de kırık bir yürek…!”