Plan Yapmayın Plan Tutmaz Her İlişkide: Bir İlişkiye Taktiksel Yaklaşımın Yaratacağı 15 Sıkıntı

Bir ilişkiye en riskli yaklaşımdır taktiksel yaklaşım. İlişkiyi bir strateji oyunu gibi görüp, karşı tarafa yönelik bir takım sinsi planların içine girmek. Her ne kadar kötü amaç taşıdığı düşünülmese de “aşk” sizin oyun alanınız, birbirinize üstünlük sağlayacağınız bir savaş meydanı değil. Ama maalesef günümüzde çiftler hala “dur daha be onu köpeğim yapacağım” diye özetleyebileceğimiz bir taktiksel savaş içerisinde. Peki bunun sıkıntıları yok mu? Olmaz mı?

1. Kafanızda sürekli tilki dolaştığı için aşka yer açmak zordur.

Kafanızda sürekli tilki dolaştığı için aşka yer açmak zordur.

2. “Kişi kendinden bilir işi” diye özetleyebileceğimiz bir paranoya durumu ortaya çıkar.

“Kişi kendinden bilir işi” diye özetleyebileceğimiz bir paranoya durumu ortaya çıkar.

3. Yapılan her jestin, takınılan her tavrın, yaşanılan her anın ardında bir plan aramaktan heba olursunuz.

Yapılan her jestin, takınılan her tavrın, yaşanılan her anın ardında bir plan aramaktan heba olursunuz.

4. Aşk bir dengesizlik halidir, böylesine kararsız bir durumda taktiklerin boşa çıkması çok olasıdır.

Aşk bir dengesizlik halidir, böylesine kararsız bir durumda taktiklerin boşa çıkması çok olasıdır.

5. Aşk akışına bırakılması gereken bir olgudur, yapılan her müdahale onu rayından çıkaracaktır.

Aşk akışına bırakılması gereken bir olgudur, yapılan her müdahale onu rayından çıkaracaktır.

6. Davranışlarınızı bu kadar kontrol altında tutmaya çalışmak bir süre sonra kaçınılmaz olarak sizi yoracaktır.

Davranışlarınızı bu kadar kontrol altında tutmaya çalışmak bir süre sonra kaçınılmaz olarak sizi yoracaktır.

7. Kurduğunuz küçük oyunların deşifre olması kaçınılmaz sona sizi hızla yaklaştırır.

Kurduğunuz küçük oyunların deşifre olması kaçınılmaz sona sizi hızla yaklaştırır.

. Plan kurarak, taktik yaparak başladığınız bir ilişkide partnerinizi ne kadar seviyor olabilirsiniz ki?

Plan kurarak, taktik yaparak başladığınız bir ilişkide partnerinizi ne kadar seviyor olabilirsiniz ki?

9. Aşk doğaldır, müdahale ederek biçimlendirilince ortaya çıkan şey kesinlikle aşk olmayacaktır.

Aşk doğaldır, müdahale ederek biçimlendirilince ortaya çıkan şey kesinlikle aşk olmayacaktır.

10. İlişkilerini bu şekilde yaşamaya alıştığınızda bir süre sonra normali unutacaksınız.

İlişkilerini bu şekilde yaşamaya alıştığınızda bir süre sonra normali unutacaksınız.

11. Haliyle gerçek aşk sizi bulduğunda bir hayli bocalayacaksınız.

Haliyle gerçek aşk sizi bulduğunda bir hayli bocalayacaksınız.

12. “O bana bunu yaptı, ben de ona şunu yapayım” yaklaşımının sürdürülebilirliği yoktur.

“O bana bunu yaptı, ben de ona şunu yapayım” yaklaşımının sürdürülebilirliği yoktur.

13. Diyelim ki yaptığınız planlar, kurduğunuz küçük oyunlar ve taktikleriniz sayesinde partneriniz istediğiniz kıvama geldi, ee? Boşluğa düşeceksiniz.

Diyelim ki yaptığınız planlar, kurduğunuz küçük oyunlar ve taktikleriniz sayesinde partneriniz istediğiniz kıvama geldi, ee? Boşluğa düşeceksiniz.

14. Yani aşkı bir amaç olarak görmeniz halinde, amacınıza ulaşınca aşkınızı da bitirecektir.

Yani aşkı bir amaç olarak görmeniz halinde, amacınıza ulaşınca aşkınızı da bitirecektir.

15. Son olarak, ilişki bir meydan muharebesi değil, bir sığınaktır.

Son olarak, ilişki bir meydan muharebesi değil, bir sığınaktır.
Plan, taktik, oyun, vb. şeylerle temeline dinamit döşerseniz, sığınaktaki kaçacaktır.

Türkiye’deki 30 Şehrin İsmini Nasıl Aldığına Dair İlginç Hikayeleri

 1. Adana
Adana
Bizanslı İstefan, Adana‘yı Tarsus’la harbeden Adanos ve Saros adında iki kardeşin kurduğunu ve bunlardan Adanos’un ismini şehre ve Saros’un da ismini nehre koyduklarını yazmaktadır.

2. Adıyaman

Adıyaman
Adıyaman ilk zamanlarda, Piran Köyü’nün yerine kuruluydu ve Perre adını taşıyordu. Daha sonra Emeviler, buraya bir kale yaptırdı. Kent de Mansur’un Kalesi anlamına gelen ”Hısn Mansur” adıyla anılmaya başlandı. Kent, 1. Selim zamanında alınınca Türkler, buraya Adıyaman demeye başladılar.

3. Afyonkarahisar

Afyonkarahisar
Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. “Hisar” kuşatma anlamına gelir. Acılarla elde edilen yere “Karahisar” dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirilmeye başlayınca, Karahisar’ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir “Afyonkarahisar” adını aldı.

4. Aksaray

Aksaray
Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçlararslan bu şehre çok sayıda yapı yaptırmıştır. Şehir ise ismini, şehirde yaptırılmış olan büyük ve beyaz bir saraydan almıştır.

5. Amasya

Amasya
Amasya şehrini tarihçi Strabon’a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anlamına gelen “Amasesia” ismini verdi.

6. Ankara

Ankara
İslam kaynaklarında Ankara’nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça “Üzüm” anlamına gelen Engür’den, ya da Yunanca’da Koruk anlamına gelen “Aguirada”dan türemiştir. Bazılarına Hint-Avrupa dillerindeki “Eğmek” anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de; “Kıvrıntı”, anlamına gelen “ankaba”dan veya Latince’den çengel anlamına gelen “uncus”dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank “engebeli, karışık arazi anlamına gelir.” Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

7. Antalya

Antalya
Şehir ilk olarak Bergama kralı olan Attalos kralı tarafından kurulmuş ve Attaleia ismiyle anılmıştır. Ardından ise Adalia, Antalia ve son olarak Antalya ismini almıştır.

8. Artvin

Artvin
İskitler tarafından kuruldu. Eski Yunan tarihçisi Heredot’un İskit diye nitelendirdiği bu devlet çağının öncüsüydü. Tekerleği icat eden, atı evcilleştiren, tarihte ilk beyin ameliyatını gerçekleştiren İskitler, Artvin’i ele geçirerek bu alanı askeri üs olarak kullanmaya başlamışlardır. Artvin sözü İskitçe’dir.

9. Balıkesir

Balıkesir
Bu bölgenin Antik Çağdaki adı Mysia’dır. İlin, adını nereden aldığı hakkında değişik rivayetler vardır. Bir rivayette Paleo Kastro (Eski Hisar), bir başka söylentiye göre Bal-ı Kesr (Balı çok), bir başka rivayette ise Pers Devlet adamı Balı-Kisra’nın adından, ya da Balak-Hisar veya Balık-Hisar’dan geldiği söylenir.

10. Bitlis

Bitlis
Kimi tarihçilere göre, “Bageş” ya da “Pagiş” sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “Badlis” burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.

11. Bursa

Bursa
Bursa adı, bu şehri kuran Bitinya Kralı Prusias’dan gelmektedir. MÖ 7. yy’da bu bölgeye göç eden Bityn’ler(Bitinler) buraya Bitinya adını verirler. MÖ 185’te, Kartaca’nın yetiştirdiği büyük generallerden Hannibal’ın Kral I. Prusias’a, Prusias ve Olympus kentinin kurulmasını örgütlediği bilinmektedir. Prusias adı zamanla Prusa, sonra da Bursa’ya dönüşmüştür.

12. Çorum

Çorum
Söylentilere göre bu isim Çoğurum kelimesinden gelir. Çoğurum kelimesi ise, bu bölgede zamanında yaşayan Rum’lardan gelmektedir.

13. Diyarbakır

Diyarbakır
Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir’dir. Bekir’in memleketi anlamına gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va’il adlı Arap göçebe boyunun buraya yerleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır‘ın eski adı Amid veya Amed’dir. Gelen veya bizim anlamına gelir. Dede Korkut kitabında Amid’e Hamid de denilmiştir.

14. Elazığ

Elazığ
1862 yılında o dönemde padişah olan sultan Abdulaziz’in uğruna Mamuretülaziz ismi verilmiştir. Sonradan isim uzun bulunmuş ve Elaziz diye değişmiştir. 1937 yılında ise Elazığ olarak değiştirilmiştir.

15. Gaziantep

Gaziantep
Şehrin eski adı Ayıntab’dır. Kelime anlamı ise pınarın gözü demektir. Bu kelime halk tarafından Antep olarak değiştirilmiştir. Gazi kelimesi ise Kurtuluş Savaşındaki destek ve başarıdan dolayı verilmiştir.

16. Hatay

Hatay
Bu şehre ismini Atatürk vermiştir. Avrupa, adı Hıtaylar olan yarı göçebe kabilelerin Çin’in kuzeyini işgal ettikleri için Çin’in kuzeyine Hıtay demişlerdir. Atatürk, Hıtaylıların Antakya bölgesine geldiğine inanıyordu ve bu nedenle bu şehre Hatay ismini vermiştir.

17. Iğdır

Iğdır
Kentin ismi Oğuz Han’ın altı oğlundan biri olan Deniz Han’ın en büyük oğlu olan İğdir Bey’den gelir.

18. İstanbul

İstanbul
MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir. Roma imparatoru Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla “Antion” olarak anıldı. Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre “Konstantin veya Konstanpolis” adı verildi. Araplar “Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis” demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan “Stin-polis” deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu “Stin-Polis” şehrinden türetildi. Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında “İslambol” adını verdiler. Fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

19. İzmir

İzmir
Şehrin asıl adı “Smyrna”dır. İzmir kelimesi smyrna’nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan alır ve tanrıça Artemis İzmirli’dir. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar’dır.

20. Kars

Kars
MÖ 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre Kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelir.

21. Kırıkkale

Kırıkkale
Bu kentin ismi Osmanlı arşivlerine göre Kırıkkal şeklindedir. Bizansın kale komutanı, akıncıların kaleye doğru hücum ettiğini öğrenir ve eğer mağlup gelinirse barut dolu fıçıların havaya uçurulmasını emreder. Bizans kale komutanı mağlup olur ve barut fıçıları her yeri yerle bir eder. Şehrin ismi şehirdeki kahramanlıkları

22. Kırklareli

Kırklareli
Bu isim, bu bölgeyi Türklere katan 40 savaşçıdan gelir. Bu savaşçılar deliler veya akıncılar olarak bilinirler ve bölgeyi fethederken öleceklerini bildikleri halde kaleyi ele geçirdikten sonra can vermişlerdir.

23. Konya

Konya
Konya şehrinin isminin Kutsal Tasvir anlamındaki “İkon” sözcüğüne bağlı olduğu iddia edilir. Mitolojide bu konuda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bu hikâyelerden birinde anlatıldığı üzere, kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi olarak bir anıt yapılır ve üzerine de olayı anlatan bir resim çizilir. Bu anıta verilen isim, İkonion dur. İkonion adı, zamanla İcconium’a dönüşür.Araplar kentin ismini Kuniya olarak değiştirmişlerdir, Selçuklu ve Osmanlı döneminde bu ad Konya’ya dönüşmüştür. Günümüzde de kent hala Konya adını taşımaktadır.

24. Mersin

Mersin
Mersin‘in tarih sahnesine çıkışı 19. yüzyılın ortalarına rastlamaktadır. Bu dönemde henüz bir köy olan bölge, konar göçer bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapmış ve adını da bu aşiretten almıştır.

25. Nevşehir

Nevşehir
Kent, Orta Çağ ve Yeni Çağ’da, Seandos; Nissa ve Muşkara adıyla anılıyordu. Damat İbrahim Paşa olarak sadrazamlığa getirildiğinde doğduğu kent olan Muşkara’da büyük bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını verdi.

26. Rize

Rize
Antik Çağ yazılı kaynaklarında Rhizus olarak anılan Rize adının Yunanca “riza”dan geldiği sanılmakta olup anlamı “Dağ Eteği”‘dir.

27. Sinop

Sinop
Antik Çağ’da, Paflagonya bölgesi içinde kalan Sinop’un saptanabilen en eski adı, Sinopedir. Bir söylenceye göre kent adının kurucusu olarak kabul edilen aynı bir Amazon’dan almıştır. Bir başka söylenceye göreyse, kenti eski Yunan‘da Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope kurmuştur.

28. Sivas

Sivas
Kentin adı Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir. Sivas ismi bu şekilde oluşmuştur.

29. Şırnak

Şırnak
Şırnak, Nuh’un gemisi kalıntılarının olduğu öne sürülen Cudi Dağı’nın kuzeyinde ‘Şehr-i Nuh’ adıyla kurulmuş, önceleri “Şerneh”, daha sonraki yıllarda ise “Kürdara Şırnak” adını almıştır.

30. Trabzon

Trabzon
Yunan mitolojisinde Lycaon’un oğlu Trapezeus’un Arkadya’daki adaşına ismini verdiği bilindiğinden, Karadenizdeki Trabzon’un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının Yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

kaynak: sabah gazetesi

Hiç Çalışmadan da Başarılı Olabilen İnsanların 17 Temel Özelliği

Hani vardır ya böyle, lisede en arka sırada oturan, dersi dinleyen ama hiç ilgisini çekmiyormuş gibi görünen insanlar. Sınav olduğunu okula geldiğinde öğrenir, çalışmaya zamanı kalmamışken şöyle defteri bir karıştırır buna rağmen 80-90 almayı başarır.

Sonra iş hayatında; toplantılarda, hemen yanınızda not aldığı kağıda karikatür çizer ama en parlak fikri de yine o sunar. Fikrini anlattıktan ve herkesin taktirini kazandıktan sonra yine çizdiği karikatüre devam eder.

İşte böyle insanlar var. Evet, evet hem de sayıları çok fazla. Varlıklarına ve başarılarına şahit oluyoruz. Ya da onlardan biri en yakın arkadaşınız hatta belki de sizsiniz.

Biz de bu insanlar kimmiş, neymiş tanıyalım dedik. O yüzden “Hiç Çalışmadan da Başarılı Olabilen İnsanların 17 Temel Özelliğini” sizler için derledik.

1. Genellikle diğer insanların çalışmaya harcadığı süreyi onlar hayal kurmaya ya da düşünmeye harcar.

Genellikle diğer insanların çalışmaya harcadığı süreyi onlar hayal kurmaya ya da düşünmeye harcar.

2. Ancak kısa bir sürede verilen işi tamamlarlar ve teslim ederler.

Ancak kısa bir sürede verilen işi tamamlarlar ve teslim ederler.

3. Bu insanlar doğuştan yaratıcı olurlar. Büyük ihtimalle yaptığı işin yanı sıra bir enstrüman çalarlar ya da edebi yönleri oldukça kuvvetlidir. En güzel şiirler onların kaleminden çıkar.

Bu insanlar doğuştan yaratıcı olurlar. Büyük ihtimalle yaptığı işin yanı sıra bir enstrüman çalarlar ya da edebi yönleri oldukça kuvvetlidir. En güzel şiirler onların kaleminden çıkar.

4. Biraz ukala gibi görünürler. Ancak bunu dışarıdaki dünyaya karşı bir korunma mekanizması olarak geliştirmişlerdir.

Biraz ukala gibi görünürler. Ancak bunu dışarıdaki dünyaya karşı bir korunma mekanizması olarak geliştirmişlerdir.

5. Her şeyden çok çabuk sıkılırlar. İnsanların çözmek için üstünde günlerce çalıştığı şeyleri, zaman kaybı olarak görürler.

Her şeyden çok çabuk sıkılırlar. İnsanların çözmek için üstünde günlerce çalıştığı şeyleri, zaman kaybı olarak görürler.

6. Ayrıntılar onun için cezbedicidir. Günlük hayatın koşuşturması arasında durup bir çiçeğin yapraklarına ya da bir kuşun uçuşuna takılabilirler.

Ayrıntılar onun için cezbedicidir. Günlük hayatın koşuşturması arasında durup bir çiçeğin yapraklarına ya da bir kuşun uçuşuna takılabilirler.

7. Arkalarına yaslanıp bu hayatın seyretmekten keyif alırlar. Başkaları televizyon seyrederken o dışarıdaki bir kedinin ya da rüzgarda uçuşan yaprağın hareketini saatlerce izleyebilir.

Arkalarına yaslanıp bu hayatın seyretmekten keyif alırlar. Başkaları televizyon seyrederken o dışarıdaki bir kedinin ya da rüzgarda uçuşan yaprağın hareketini saatlerce izleyebilir.

8. Akıllarında sürekli farklı düşünceler döner, kendini o düşüncelerin akışına bıraktığında hayal gücü onları adeta boyutlar arası seyahate çıkarır.

Akıllarında sürekli farklı düşünceler döner, kendini o düşüncelerin akışına bıraktığında hayal gücü onları adeta boyutlar arası seyahate çıkarır.

9. Göründüklerinden çok daha derin bir dünyaları vardır. Hiçbir zaman onları tam olarak tanıyamazsınız.

Göründüklerinden çok daha derin bir dünyaları vardır. Hiçbir zaman onları tam olarak tanıyamazsınız.

10. Ne zaman neye nasıl bir tepki verecekleri belli değildir. Onun etrafındayken, sürekli sizi şaşırtacak şeylere imza atarlar.

Ne zaman neye nasıl bir tepki verecekleri belli değildir. Onun etrafındayken, sürekli sizi şaşırtacak şeylere imza atarlar.

11. Ortada çözülmesi gereken bir sorun varsa, bu soruna herkesten farklı bir şekilde yaklaşırlar. O sorundan kaçanların aksine onu kucaklarlar.

Ortada çözülmesi gereken bir sorun varsa, bu soruna herkesten farklı bir şekilde yaklaşırlar. O sorundan kaçanların aksine onu kucaklarlar.

12. Dikkatleri çok çabuk dağılır. Sıkıldıkları zaman etrafta onu oyalayabilecek ne varsa onunla uğraşırlar.

Dikkatleri çok çabuk dağılır. Sıkıldıkları zaman etrafta onu oyalayabilecek ne varsa onunla uğraşırlar.

13. Farklı oldukları için toplum tarafından dışlanırlar. Başarıları kıskanılır ancak buna nasıl ulaştığı çözümlenemediğinden başka insanlar tarafından kabul görmezler.

Farklı oldukları için toplum tarafından dışlanırlar. Başarıları kıskanılır ancak buna nasıl ulaştığı çözümlenemediğinden başka insanlar tarafından kabul görmezler.

14. Geçmişinde yaşadıkları pişmanlıklar çoktur. Bu yüzden kendileriyle sürekli bir çatışma halindedirler.

Geçmişinde yaşadıkları pişmanlıklar çoktur. Bu yüzden kendileriyle sürekli bir çatışma halindedirler.

15. Başarılarını diğer insanlar gibi sürekli anlatmaktan hoşlanmazlar. Onlar için bu sıradan bir olaydır. Mütevaziliği hiçbir zaman elden bırakmazlar.

Başarılarını diğer insanlar gibi sürekli anlatmaktan hoşlanmazlar. Onlar için bu sıradan bir olaydır. Mütevaziliği hiçbir zaman elden bırakmazlar.

16. Dağınıklık onların en temel özelliklerinden biridir. Yaşadığı ortam biraz da zihinlerinin bu dünyadaki yansımasıdır.

Dağınıklık onların en temel özelliklerinden biridir. Yaşadığı ortam biraz da zihinlerinin bu dünyadaki yansımasıdır.

17. İçlerinde büyüyememiş bir çocuk yaşar. Bu çocuğu serbest bırakmakta da hiçbir zaman bir sakınca görmezler.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çoğu zaman istediklerimizi yapanları, bize uygun davranan insanları severiz.

10175017_871548776241816_1312749842349790470_n[1]

Çoğu zaman istediklerimizi yapanları, bize uygun davranan insanları severiz. Onların yanında kendimizi güvende hissederiz. Aslında bize uygun olanı sevmek kolaydır. Zor olan, bize benzemeyenleri, istediğimizi yapmayanları sevebilmektir. Birini, seni mutlu ettiği için değil, yalnızca kendi başına var olduğu için, bir başkası gibi değil kendisi gibi olduğu için sevebilmek zordur…

Sabahları ögrenme kapasitemiz akşama göre 4 kat daha fazladır.

11407313_388485058014456_8060382482819883839_n[1]

 

 

ATASÖZLERİMİZDEN; SABAHIN HAYRI SÖZÜ NEDEN SÖYLENİR.
Sabahları ögrenme kapasitemiz akşama göre 4 kat daha fazladır.
Beyin sabah ögrenir,akşam bunları yorumlar.
Önemli kararlar ,toplantılar sabah yapılırsa daha dogru kararlar alındıgını göreceksiniz.

Luna Akademi

İyi İnsan Olmak Başkadır, İnsanlara İyiliği Dokunan İnsan Olmak Bambaşkadır.”

11400995_10153312855120280_6692542792452947639_n[1]

 

 

Havanın çok soğuk olduğu bir günde erenlerden biri dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına kap getir de yoğurt alayım demiş.

Hanım yoğurt var ihtiyacımız yok deyince, Mübarek de bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtcunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi Demiş..
“İyi İnsan Olmak Başkadır, İnsanlara İyiliği Dokunan İnsan Olmak Bambaşkadır.” smile ifade simgesi

ATALARIMIZ SEÇTİ BİZLER YAŞIYORUZ, BİZLER SEÇECEĞİZ TORUNLARIMIZ YAŞAYACAK…

11401346_662613413869030_3281628311580503564_n[1]
Hayattaki Yanlış Seçimleriniz DNA Yoluyla Gelecek Nesillere Aktarılabilir
Yeni araştırmalar ilk defa, zayıf yaşam tarzımızın çevresel stres etkenlerinin ve travma izlerinin DNA boyunca gelecek nesillere aktarılabildiğini, potansiyel olarak çocuklarımızı zihinsel rahatsızlıklara ve obeziteye karşı daha eğilimli hale getirdiğini gösterdi.
Bilim adamları, kıtlık gibi önemli travmatik olayların izlerinin bir sonraki jenerasyonlara aktarılabildiğini zaten biliyordu; fakat ilk kez mekanizmayı onu gerçekleştiren şeyle beraber gözlemleyebildiler ve daha öncesinde kabul edilenin aksine yavrularımız için genetik olarak temiz bir sayfa açılmıyor.
DNA’mız devamlı olarak epigenom olarak bildiğimiz şey boyunca çevremiz tarafından değişime uğrar. Temelde epigenetik değişiklikler, DNA’mızdaki hangi genlerin yaşamımız boyunca kullanılıp hangilerinin kullanılmayacağına etki eden değişikliklerdir. Bu durum, sağlığımız üzerinde oldukça derin bir etkiye sahip oldukları anlamına gelir. Fakat bunun öncesinde, bilim insanları tüm bu epigenetik değişimlerin (diyet ve stres seviyelerimiz gibi şeylere etki eden) sperm ve yumurta hücreleri boyunca aktarılamadığını ve her bir jenerasyonun hayata temiz bir sayfa ile başladığını düşünüyordu.
“Tüm jenerasyonlardaki bilginin, yeni döllenmiş yumurtanın gelişimini düzenlemek için daha fazla bilgi eklenmeden önce sıfırlanması gerekmektedir. Bu, bir bilgisayar diskini yeni veriler eklemeden önce temizlemeye benzer,” Azim Surani, Cambridge Üniversitesi, araştırmaya öncülük eden kişi.
Ekibin insanlardaki bu epigenetik silme sürecini tanımlaması ilk defa mümkün oldu ve bu çevresel değişikliklerin tamamında temiz bir sayfanın açılamayacağı gösterildi. Aslında araştırma, DNA’nın yaklaşık %5’inin yeniden programlamaya karşı direnç gösterdiğini ve hatalarımızın bir sonraki jenerasyona aktarıldığını ortaya çıkardı.
Araştırmacılara göre, bu silinmeye karşı dirençli genler özellikle beyin hücrelerinde aktif durumdalar ve şizofreni, obezite ve metabolik bozukluklar gibi koşullar ile de bağlantılılar.
“Çalışmamız bize, bir sonraki jenerasyona aktarılmasa da potansiyel olarak gelecekteki jenerasyonlara aktarılabilecek epigenetik bilginin potansiyel genom bölgelerinin iyi bir kaynağını verdi.” Walfred Tang, Çalışmanın başyazarı. “Şunu biliyoruz ki bu bölgelerin bazıları farelerdekiyle aynı, bu durum bize onların işlevini incelemek için büyük bir fırsat sağlayabilir.”
Cell dergisinde yayımlanan araştırma, bize iyi genlerin sağlıklı çocukları sağlamak için yeterli olmadığını gösterdi. (DNA’mızı sağlıklı bir şekilde korumamız gerektiğini de…)
Hala tam olarak neyi aktarıp neyi aktaramayacağımız hakkında öğrenmemiz gereken çok şey var ve ekip şu sıralar bu çevresel değişikliklerin birden fazla jenerasyona miras bırakılıp bırakılamayacağı üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

kaynak: sağlıkla kal

Fatoş pabuççu tuncay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair.

 

kumsal_manzarasi_3[1]

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair. Sözler bir doktorun bilge yüreği aracılığıyla yaşanmışlıkların dile gelişi. Herhangi bir öğreti veya manevi bir akıma atıf olmadan, sıradan görünen hayatlarımızda herşey ve herkesten öğrenebileceğimizin canlı bir kanıtı. Kelimeler az geliyor..

 “Bir kaç dakika onu düşünceleriyle yalnız bıraktıktan sonra, ‘Ne düşünüyorsun, Peter?’ diye …sordum.
‘Hep bana bir gün gelip enfeksiyonun geri geldiğini, artık tedavi edilemeyeceğini ve bu enfeksiyonun beni öldüreceğini söylemenizden korkmuştum.’ dedi.
‘Peter, üzgünüm ama sana söylediğim şey buydu.’ dedim yumuşak bir ses tonuyla.
‘Ben de bundan bahsediyorum işte!’ diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.
‘Artık üzerinde hiçbir kontrolüm olmayan bir şey için bir an bile endişe etmeme gerek yok.’
 Bir zamanlar bu adamın bana herhangi bir şey öğretebileceğine inanmamıştım. ‘Peter’ dedim.
 ‘Gerçekten inanılmazsın. Daha ilk ziyaretinde çok özel bir insan olduğunu anlamıştım.’
‘Karşında öfkeli bir zenci bekliyordun da ondan!’ diye şakalaştı benimle. ‘Sanırım haklısın. Senin başına gelen ve gelmeye devam edenler bir başkasının başına gelse, herhalde öfkeden deliye dönerdi. Ama ben seni hiçbir zaman öfkeli görmedim.’ ‘Bir keresinde çok öfkelenmiştim. Vurulduktan hemen sonra, hastanede yatarken, yatağımdaki ayaklanmalara alkış tutup, hırsızları destekliyordum. İçim öylesine nefret dolmuştu ki gazetelerde benim hakkımda yazan her şeyin doğruluğunu kanıtlayan bir insan olmak istiyordum.’
 ‘Peki bu kadar değişmeni sağlayan ne oldu?’ diye sordum. Peter, bunun cevabı çok basitmiş gibi baktı ve ‘Onları affettim.’ dedi.
 ‘Hepsini affettim. Polis memurunu, davaları, savcıyı, gazetecileri, hepsini. Bir gün yeğenimi, mahalledeki çetelere katılıp benim başıma gelenlerin intikamını almalarına  yardımcı olacağını söylerken duydum. Böyle nefret dolu sözleri küçük bir çocuktan duyduğuma inanamıyordum, ama bu çocuk bir de yeğenim olunca, bu kişisel bir mesele haline geldi. Bu sevgi dolu çocuğa nefret aşılanmıştı ve bunun sorumlusu bendim.
O güne kadar ne kadar nefret dolu olduğumu ve bu nefreti başkalarına da nasıl bulaştırabileceğimi anlamamıştım. Bir anda, sanki birisi karanlık bir odada ışık yakmış gibi, annemin bize öğretmeye çalıştığı şeylerin ne demek olduğunu anladım. Vahşi hayvanlardan, benim serbest bıraktığım vahşi hayvanlardan koruyormuşcasına  yeğenime sıkı sıkı sarıldım. Sadece sevgimi hissetmesini istedim, ama bende de verecek pek fazla sevgi yoktu.
Benliğimi saran arzunun aslında affetme arzusu olduğunu anladığımda, daha önce hiç duymadığım bir huzur duydum. Sanki artık ben de affedilmiştim.’
 Daha önce gözlerinde gördüğüm korku kaybolmuş, yerini bir damla göz yaşı almıştı. Ama bu gözyaşı üzüntüden akmıyordu. Bu gözyaşı, bazen birinin çok özel bir hediye aldığını gördüğünüzde gözünüzden süzülen gözyaşı ile aynı gözyaşıydı. Sözlerini bitirmeden elimi tuttu.. ‘O günden bu yana öfke hissetmedim. Ve hiç bir şeyden pişman değilim.’ …”
alıntı

BAŞKALARINA BAĞIMLI OLMAYI BIRAK, ÖZGÜR OL!

10381983_10205115639562802_1977244138937253643_n[1]
Başkalarına bağımlı olmayı bırak, özgür ol
Duygusal yada ekonomik açıdan başkalarına bağımlı olduğunuzu hissettiğiniz anlar olabilir. Peki bir insan her açıdan “bağımsızlığını” nasıl ilan eder? İşte başkalarına olan bağımlılığınıza son vermek ve özgürlüğünüzü ilan etmek için yapılması gerekenler…
Başkalarına olan bağımlılığınıza son vermek ve özgürlüğünüzü ilan etmek için izlemeniz gereken 3 adım
Sizi kurtaracağına inandığınız yardım eli, sonunda yalnızca kendinizinki olacaktır.
İsveç atasözü
‘Kendimi bildim bileli bir gün finansal özgürlüğümü elime alacağım, aileme ekonomik anlamda bağımlı olmayacağım günü hayal etmişimdir. Genel olarak bir çoğumuzun yıllarca emek vererek aldığı diplomanın en önemli amaçlarından biri bu: Özgürlüğe kavuşmak, kendi ayaklarımız üzerinde durmak, kendi kendine yetebilme duygusu…
Şimdiye kadar farklı işlerde çalışarak geçen alıştırma turlarından sonra, finansal özgürlük adına attığım ilk gerçek adım, üniversite mezuniyetinden hemen sonra oldu. Ne banka hesabımda birikmiş bir param, ne yaşayabileceğim bir evim ne de arabam vardı. Tek gelir kaynağım çalıştığım işten aldığım başlangıç ücretiydi.
Kendi paramı kazanıyor olmanın verdiği özgürlük ve yeterlilik hissi ne yazık ki çok uzun sürmedi. Kira, yol giderleri, faturalar, ekstra harcamalar darken kendimi ağır bir yükün altındaymışım gibi hissetmeye başladım. İlk günlerde hissettiğim özgürlü hissi, yerini kuyruk gibi peşimde dolanan bir ‘sorumluluklar’ silsilesine bıraktı.
Tekrar başa dönmüştüm. Durumla başa çıkamadığımı ve kendimi gereğinden fazla hırpaladığımı düşünen ailem bana küçük küçük, fark ettirmemeye çalışarak destek olmaya başladı. Bu durum bir süre sonra kendimi rahatsız hissetmeme neden olmaya başladı. Potansiyelimi yeterince iyi kullanamadığımı, başarısız olduğumu düşünmeye başladım. Başarısız olduğum her anda ailemin yanımda olacağını biliyor olmak, kendi sınırlarımı zorlamamı engelledi. Artık bu duruma bir son vermeliydim.
Ailemi ekonomik anlamda zorlamanın yanı sıra, kendi gelişimimi de engellediğimi hissediyordum.
Ailemden finansal olarak bağımsız olmayı istemem, artık onların yönlendirmelerinin ve kararlarının yerini benimkilerin aldığını gösteriyordu. Taksi kullanmak yerine daha sık otobüse binmeye başladım, hatta kısa mesafeleri yürüdüm. Tek başıma eve çıkmak yerine 3 kişilik öğrenci evinde kalmaya devam ettim. Sürekli dışarıda yemek yerine yemeklerimi evde hazırlayıp yemeye başladım.’
Alana Mbanza – Blogger
Finansal ya da duygusal olarak kendimizi başkalarına bağımlı hissettiğimiz zamanlarda tek başımıza hareket ederek ayakta kalmaya çalışmak, yukarıdaki örnekte de olduğu gibi duygusal olarak yıpratıcı bir süreç. Kişilik özellikleriyle bağlantılı olan bağımlı ya da bağımsız yaşama düşüncesi, insan gelişiminin ilk evrelerinden itibaren gelişen ve zamanla değişime uğrayan bir özellik.
Bağımlı olarak yaşamak, konfor alanından ödün vermek istemeyen kişiler için cazip olabilir, ancak bağımsız yaşamak için verilen mücadele ve karşılaşılan engeller bireyin yaşamın zorluklarıyla mücadele etme, tek başına ayakta durabilme ve tehlike durumunda tek başına karar verebilme edinimlerine önemli katkılar sağlıyor;
Başkalarına olan bağımlılığı azaltmanın yolları
Yukarıdaki örnekte gördüğümüz aile-çocuk ilişkisi, tarafların bağımsızlık duygusunu geliştirmek zorunda oldukları ilişkilerden yalnızca biri. Ebeveyn-çocuk ilişkisi dışında, yetişkinlik döneminde yaşadığımız duygusal ilişkilerde de hem ekonomik hem de duygusal anlamda bağımsızlığın kazanılması çok önemli.
Her ilişkinin dinamikleri ve kişiler arasındaki iletişim farklı olsa da, bağımsızlığınızı kazanma konusunda izlemeniz gereken 3 genel adım karar verme, uzaklaşma ve bağlantıyı tekrar kurma süreçleri.
1. Karar verme
Özgürlüğünüzü elde etme konusunda atmanız gereken ilk adım, bağımsızlık istediğinize gerçekten inanmak ve bu konuda bir şeyler yapmanız gerektiğiyle ilgili karar almak. Bu adımı, annenizin karnından ayrılarak bağımsız bir birey haline gelmenizi sağlayan göbek kordonunun kesilmesi sürecine benzetebilirsiniz.
Karar verme aşamasında, artık daha bağımsız ve özgür bir birey olmak istediğinizi karşınızdaki kişiyle açık açık konuşmalısınız. Kararınız karmaşa, sinir, üzüntü gibi çok farklı duygunun ve tepkinin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu nedenle, özellikle karar verme aşamasında karşınızdaki kişiyle kurduğunuz iletişim, yani ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz çok önemli.
Vermek istediğiniz mesajı kendinize güvenerek ve karşınızdakini kırmayacak şekilde iletmeye çalışın.
Kısa ve öz konuşun.
‘Ben’ dilini kullanarak bu kararın tamamen kendinizle ilgili olduğunu, karşınızdaki kişide ya da aranızdaki ilişkide herhangi bir problem olmadığını hissettirmeye çalışın.
Aldığınız karar nedeniyle kendinizi yargılamayın ya da suçlu hissetmeyin.
Karşınızdaki kişinin her türlü tepkisine hazırlıklı olun.
2. Uzaklaşma
Uzaklaşma, bağımsız olmak istediğiniz kişiyle aranıza fark edilebilir bir sınır koymanız anlamına gelir. Bu sınır, bağımlı olduğunuz kişiden fiziksel olarak, cinsel olarak, ekonomik olarak ya da duygusal olarak uzaklaşmakla sağlanabilir. Hangi konuda uzaklaşmak isteyeceğiniz tamamen ilişkinizin dinamiklerine bağlıdır.
Eğer partnerinizle aynı evde yaşıyorsanız ya da başka bir sebepten ötürü fiziksel olarak uzak kalmanız mümkün değilse, bu kişiyle iletişim kurduğunuz zamanı azaltmaya ve o yokmuş gibi davranmaya çalışabilirsiniz.
Uzaklaşmanın amacı aslında kendinizi daha net görebilmenizi ve kendinizi iyi hissetmek için neye ihtiyacınız olduğunuzu fark etmenizi sağlamaktır. Yaşadığınız hayattan, çevrenizdeki kişilerden uzaklaştığınızda kendinizi dinlemek ve kendinizle konuşmak için zaman yaratmış olursunuz. Kendi başınıza yapabildiklerinizi ve partnerinizin desteğiyle yapabildiklerinizi karşılaştırma imkanı bulup, eksik yönlerinizi nasıl geliştirebileceğiniz konusu üzerinde çalışabilirsiniz.
3. Bağlantıyı tekrar kurma
Bağımsızlığınızı ve özgürlüğünüzü kazanma yolunda atacağınız son adım ise yeni bir iletişim yolu ve bağlantı yaratma. Bu aşamada karşınızdaki kişiyle olan iletişiminizdeki şartları ve sınırları tekrar belirlemeniz, iletişiminizi aldığınız kararlar doğrultusunda daha sağlıklı hale getirmeniz amaçlanmaktadır. Bu aşamada, partnerinizin ve sizin ilişkideki rollerinizin açık ve net bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Koyacağınız kuralları ve rollerinizi şu soruları sorarak belirleyebilirsiniz;
Karşımdaki kişide hangi davranışların olmasını, hangilerinin olmamasını istiyorum?
Birbirimizden ne bekliyoruz?
Beklentilerimiz örtüşüyor mu?
Koyduğumuz kuralları uyguladığımızda ve rollerimizi belirlediğimizde bizi ne gibi sonuçlar bekliyor olacak?
Kurallar koymak ya da rol dağılımını belirlemek karşınızdaki kişiyi manipüle etmek istediğiniz anlamına gelmez. Aksine, ilişkinizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu test etmenize ve hatalarınızı görmenize olanak verir. Size sunduğu ayrıcalıklar kadar, karşınızdaki kişinin de sizin beklentilerinizin ne olduğunu, nasıl bir ilişki istediğinizi görmesine olanak verir.
Kaynak:

Dikkat! Yaşanmış Bir Olay! Organ Mafyasının Yeni Yöntemi… Paylaşarak Sevdiklerinizi Bilgilendirin…

10524313_783939708320859_2958794196713686273_n[1]

Sevdiklerimizi Bilgilendirmek Adına ”LÜTFEN” Paylaşalım.!

YER İSTANBUL….

Bir genç deniz kenarında, bankta yorgunluğunu atmak için oturmaktadır.

Bir müddet tek başına oturduktan sonra 20-22 yaşlarında bir genç yanına gelerek bankın diğer ucuna oturur.
2-3 dakika sonra bu gencin arkadaşları olduğu anlaşılan iki akranı daha gelir ellerinde 3 bardak çayla…ı
Gençler birer bardak kendileri alırlar ve 3. bardağı daha önceden gelip oturmakta olan diğer arkadaşlarına ikram ederler.. Fakat yoğun ısrarlara rağmen, arkadaşlarına çayı sevmediğini, zaten bildiklerini, bu yuzden de o çayı boşa aldıklarını söyleyerek reddeder… O zamana kadar hiç bir diyaloğa girmedikleri arkadaşıma dönerek: ‘yaa hocam, bu çayı aldık ama arkadaş içmeyecek..bari sen iç de israf olmasın’ derler..

İlk başta reddetse de ısrarlara dayanamayıp çayı alır ve içmeye başlar..

Bu arada 3’lü, ne kadar yan yana olsalar da, arkadaşımdan bağımsız olarak koyu bir sohbete dalmıştır.. Çayın sonlarına doğru baş dönmesi hissetmeye başlar.. Tabii o an anlar başına bir bela aldığını..
Ucu ise sohbetlerine bununla ilgilenmeden hala devam etmektedirler. .
Baş dönmesi ve halsizlikle olduğu yerde durmaktadır. .
Bir an kendine gelip bunlardan uzaklaşması gerektiğini düşünerek ayağa kalkar ve biraz ilerdeki otobüs durağına zor da olsa varır..

Fakat 3’lü de bununla birlikte harekete geçmiş ve durağa gelmiştir…
Otobüse binip koltuğa oturduğunda üçü de otobüse binip bunu rahatça görebilecekleri bir yere oturur..

Fakat bu arada artık neredeyse bilincini kaybetmek üzeredir..
Büyük bir gayretle cep telefonunu çıkarıp
(teknolojinin gözünü seveyim) arkadaşını arar, başına böyle bir iş geldiğini, o an otobüste olduğunu, falanca durakta ineceğini söyler..

Durağa geldiğinde iner ve arkadaşının kucağına bayılır. .
Arkadaşı ise bununla beraber inen 3’lüden şüphelenir.
O an orda devriyede bulunan polise durumu bildirir..
Birlikte hemen bir taksiye binip hastaneye giderler..

Acilde doktorlar imdada yetişir ve arkadaşın yanına gelerek:
İntihar mı etti?’ diye sorar.
Neden böyle bir şey sorduğunu sorar doktora.
Doktor; aşırı dozda ilaç almış. Gecikseydiniz kurtaramayabilirdik ‘ diye cevap verir..

İşin daha ilginci ve can alıcı noktasıysa bunların yakalanamaması..
Bu 3’lünün ORGAN MAFYASI çetelerinden olduğu anlaşılır..

Yani hala ortalıklarda geziniyorlar. .
Adapazarı depreminde ölülere musallat olan organ mafyaları, işi daha da ileri götürerek canlı insanların peşine düşmektedir. . Bu yaşanmış bir olay…..
Herkesin çoluğu çoçuğu ve yakınları var, özellikle İstanbul’ Ankara’ İzmir’ dikkat etsin…
Savaş, ekonomi, Kıbrıs derken hayatın detayları çok korkunç olabiliyor. Sağlıklı ve kazasız belasız günler dilerim..

BU PAYLAŞIMI, TÜM SEVDİKLERİNİZE, TANIDIKLARINIZA İLETİN.
MAİL OKUYACAK DURUMDA OLMAYANLARA VE AİLELERİNİZE SÖZLÜ OLARAK ANLATIN…

LÜTFEN ÇOK DİKKATLİ OLUN…

Doç. Murat SEVENCAN
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

kaynak: Özkara Nilgün yeşimin sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1 bardak çay, vücuttan 2 bardak su attırır… 1 bardak kahve , vücuttan 4 bardak su arttırır…

11390103_388233741372921_6032794789882504559_n[1]

1 bardak çay, vücuttan 2 bardak su attırır… 1 bardak kahve , vücuttan 4 bardak su arttırır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erkekler ve Kadınlar Arasında Bulunan, Kimsenin İnkar Edemeyeceği 11 Temel Fark

Yani şimdi ‘kadınlar ve erkekler arasında hiçbir fark yok’ demek biraz saçma değil mi? Elbette farklıyız, adlarımız bile farklı; erkek ve kadın. Bu farklar bizleri birbirimizden daha üstün veya aşağılık bir canlı haline getirmiyor. Aksine, farklılıklarımızı kabul ederek birbirimizi daha iyi anlayabilir ve birlikte daha mutlu olabiliriz.

İşte kimsenin inkar edemeyeceği, erkekler ve kadınlar arasındaki temek 11 fark;

1. Lakap mevzusu

Lakap mevzusu

2. Hesap ödeme şekli

Hesap ödeme şekli

3. Para kullanma alışkanlıkları

Para kullanma alışkanlıkları

4. Banyo düzeni

Banyo düzeni

5. Tartışmalardaki roller

Tartışmalardaki roller

6. Gelecek hakkındaki düşünceler

Gelecek hakkındaki düşünceler

7. Başarılı olmak

Başarılı olmak

8. Evlilik beklentileri

Evlilik beklentileri

9. Özel olarak giyinme olayı

Özel olarak giyinme olayı

10. Günün ilk saatleri

Günün ilk saatleri

11. Çocuklarla ilişkileri

Çocuklarla ilişkileri
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Sonunda Hayatta Aradığım Doğru İnsanı Buldum” Demenize Yardımcı Olacak 12 İpucu

Çağın getirdiği bir olgu mudur, bilinmez ama çoğumuz zamanın olması gerektiğinden daha hızlı akıp gittiğini hissetmişizdir. Hal böyleyken insanın aklına, bu zamana kadar yaptıklarından çok, elde edemediği şeylerin gelmesi pek tabii doğaldır. Zaten hepsi bir liste gibi gözümüzün önünden sürekli akıp geçer. Herkesin listesinde farklı şeylerin olabileceği gerçeğini gözardı etmeden, biz iyisi mi çoğu listede var olduğuna inandığımız “doğru insan” maddemize geçelim.

Belki hayatınıza yeni biri girdi. Ya da girmedi ama hemen kapınızın eşiğinde duruyor. Sorun değil, sizi anlıyoruz. Çünkü tereddütleriniz var ve emin olamıyorsunuz.  Bu galeriyi hazırlama sebebimiz, işte tam da bu sebeptendi. Şimdi arkanıza yaslanın ve “doğru insanı buldum” demenize sebep olabilecek 12 maddeyle ilgili yazdıklarımızın; doğru çıkması için yüksek sesle dua edin:)

1. Sebepsiz Yere Arar

Sebepsiz Yere Arar
Evet biliyoruz, telefonla konuşmak o kadar da büyütülecek bir belirti değil. Ancak siz telefonu açar açmaz, karşı tarafta beliren bir telaş, ne yapacağını bilememe hali; anlayana çok şey ifade edecektir. Özellikle de sohbet, gününüzün nasıl geçtiği gibi sıradan bir konu üzerinden gelişip, bir şekilde sürekli sizinle ilgili hale geliyorsa…

2. Planları İki Kişiliktir

Planları İki Kişiliktir
“Bu haftasonu ne yapıyorsun?” sorusunu takiben, “Birlikte şunu/bunu yapalım mı?” şeklinde bir teklif geliyorsa; içiniz rahat olsun. Demek ki karşınızda, yapabileceği onca farklı şey varken, sizinle zaman geçirmeyi, başka her şeyden daha fazla isteyen biri var… Yetmez mi…

3. Sizi Arkadaşlarıyla Tanıştırmak İster

Sizi Arkadaşlarıyla Tanıştırmak İster
Birlikte olduğunuz kişi,  sizi mümkün olan en kısa sürede kendi çevresiyle tanıştırmak isteyecektir. Çünkü bu sizinle olan bağını kuvvetlendirmek istemesinin, doğal bir neticesidir. Bu anlar sıklıklı önceden titizlikle planlanır ve siz mutlaka en son duyan kişi olursunuz. Bundan sonraki adımı ise sizin yakın arkadaşlarınızla tanışmak istemesi olacaktır…

4. Zor Zamanlarınızda Koşulsuz Yanınızdadır

Zor Zamanlarınızda Koşulsuz Yanınızdadır
Kötü bir gün mü geçirdiniz? İş yerinizde bir problem mi var? Yoksa arabanız mı bozuldu; fark etmez! Çünkü doğru kişi bu anların tümünde yanı başınızda olacaktır. Üstelik seve seve. Kıymetini bilin…

5. Dikkati, İlgisi Hep Üzerinizde Olur

Dikkati, İlgisi Hep Üzerinizde Olur
Çoğu insan yalnızlığın zamanla bir labirente dönüştüğünden habersizdir. Öyle bir gün gelir ki, siz isteseniz bile çıkış yolunu bir türlü bulamazsınız. O yüzden biri sizi önemsiyor diye hemen havalara girmeyin. Birinin gözlerinde kendi yansımanızı fark etmeniz, aslında ne mucizevi bir şeydir… Bir farkına varsanız….

6. Öyle Açık, Öyle Dürüsttür ki; Kimi Zaman Onun Bir Melek mi, Yoksa Bir Psikopat mı Olduğu Konusunda Çelişkiye Düşersiniz

Öyle Açık, Öyle Dürüsttür ki; Kimi Zaman Onun Bir Melek mi, Yoksa Bir Psikopat mı Olduğu Konusunda Çelişkiye Düşersiniz
Onunla konuşmak her zaman kolaydır. Çünkü dolaylı bir dil kullanmaz. Size karşı dürüsttür ve kendini net bir biçimde ortaya koyar. Psikopatlık işin latifesi. Başlığa bakıp takılmayın. Bu zaman da, ne istediğini bilen, net ve dürüst bir insan bulmanın zorluğunu, bilmiyoruz hatırlatmaya gerek var mı…

7. Geleceğini İlgilendiren Hayati Kararları Alırken Sizi Gözardı Etmez

Geleceğini İlgilendiren Hayati Kararları Alırken Sizi Gözardı Etmez
Doğru insan böyledir işte. Geleceği sizinle birlikte inşa etmek ister. Bu sebeple kendi karar süreçlerine bile sizi dahil eder. Bazen öyle olduğunu bilirsiniz. Bazen de haberiniz bile olmaz. Konuşmalarını dikkatle dinlerseniz, bu tür şeyleri nasıl da başınıza kakmadan, gayet kibar ve sevecen bir üslup ile size aktardığını kolaylıkla fark edersiniz…
Ne güzel şeydir bir kalbe iki can sığdırmak. Şayet yerim yar diyorsa; geçiniz efenim…

8. Sizi Koşulsuz Destekler

Sizi Koşulsuz Destekler
Doğru kişi sizi her zaman destekler ve hedeflerinize ulaşmanızda size yardımcı olur. Bir nevi süper kahramandırlar. Çünkü böylesine zorlu bir misyonu ancak bir süper kahraman karşılık beklemeden üstlenirler. E tabii kıymetini bilene…

9. En Zayıf Yönlerini Görmenize İzin Verir

En Zayıf Yönlerini Görmenize İzin Verir
Çoğu insan bir ilişkiye girdiğinde savunma mekanizmalarını da otomatik olarak aktif hale getirir. Bu anlaşılabilir bir durumdur çünkü insanlar birbirlerinin zaaflarını bulmak ve kullanmak konusunda oldukça istekli ve acımasızdır. Ancak doğru kişi size böyle yaklaşmaz. İçinde ona zarar vermeyeceğiniz konusunda kuvvetli bir his vardır ve o bu hisse tutunur. O yüzden size karşı zayıf noktalarını göstermekte bir beis görmez.

10. Birbirinizin Çekimine Kapılırsınız

Birbirinizin Çekimine Kapılırsınız
Birbirleri için yaratılmış iki insanın arasında gelişen kimyanın kusursuz gücüne ve yarattığı çekime karşı konulamaz… Bu tıpkı açık gökyüzünde rüzgarla karşılaşan bir bulutun umarsızca oradan buraya savrulması gibi; tamamen doğal ve mucizevi bir şeydir…

11. Sizi Daha İyi Bir İnsana Dönüştürdüğünü Hissedersiniz

Sizi Daha İyi Bir İnsana Dönüştürdüğünü Hissedersiniz
Evet, doğru kişinin böyle bir gücü vardır. Çünkü o çoğu insanın sizde katlanamadığı birçok şeyi gördüğü halde, yine de yanınızda olmayı seçmiştir. Ancak bu sizi bulduğu gibi bırakacağı anlamına gelmez. Lafı uzatmayalım ama bir zaman sonra, içten içe sizi bile rahatsız eden ancak bu durumu kendinize bile itiraf edemediğiniz çoğu beter huyunuzun yok olduğunu, hayretle kendiniz gözlemlersiniz.

12. Onu İlk Gördüğünüzde Tamam Dediyseniz…

Onu İlk Gördüğünüzde Tamam Dediyseniz...
Buraya kadar yazdıklarımız, mantığını duygularından ön planda tutan insanlar için daha rahat kabul edilebilir şeylerdi. Çünkü maddeler doğru kişinin varlığını, duygulardan ziyade elle tutulur kanıtlar aracılığıyla aktarıyordu. Ancak herkes hayatını böyle yaşayacak diye bir kaide yok. Bazen ilk görüş, çoğu şeyi anlamak için fazlasıyla yeterlidir.  “Ama ya gerisi mi” mi dediniz? Onu da zamana bırakın. Çünkü hayatın her anı yaşamaya değerdir. Ve anı yaşamadan, geleceğin getireceği olası şeyleri düşünmenin kimseye bir faydası yoktur..

Yavaş Nefes Alıp, Hızlı Verme Vücudu Canlandırır…

11220788_387405338122428_8333101303833874641_n[1]

Baltayı Elimize Almadan Önce Bir Düşünmek Gerekmez mi?

ofke-kontrolu-yazi-ici[1]

ÖFKEYLE KALKIP ZARARLA OTURMAMAK İÇİN NE YAPABİLİRİZ?

öfke nası yönetilir
“Öfke baldan tatlıdır” derler Ama “Öfkeyle kalkan zararla oturur” ya da “Keskin sirke küpüne zarar verir” de derler Bir düşünseniz ya, hastaneler ve hapishaneler bir anlık öfkenin kurbanlarıyla dolu Öyleyse insan, başkalarından önce, kendisinin iyiliği için öfkesini kontrol etmelidir İyi de bu iş o kadar kolay mıdır? Uzmanlar kolay diyor

İşte öfkeyle baş etmenin yolları:

1- Önce Sayın: Öfkenizin kabarmaya başladığı anda, düşünebildiğiniz en yüksek rakamdan geriye doğru saymaya başlayın

2- Sayarken; öfkenizin sebeplerini düşünün Sahi siz neye öfkelenmiştiniz?

3- Susun: Öfkelendiğiniz anda konuşmayın Biraz susun, içinizden kendinize konuşun

4 – Meşrulaştırmayın: Öfkenizin sebebi ne kadar meşru olursa olsun, öfkelenmek meşru bir durum değil Öfkenizi meşrulaştırmak, haklı olduğunuz halde haksız duruma düşmenize neden olabilir (Ne de olsa öfkelenerek birine haksızlık etmek meşru bir hak sayılmaz)

5 – Telkin Edin: Öfke insani bir durum olsa da, öfkelenmenin mantık yollarınızı kapayacağını biliyorsunuz Şu halde kendinize mantıklı olmanız gerektiğini telkin edin

6 – Sakin Olun: Haklı bir sebeple de öfkelenmiş olabilirsiniz O halde adalet istiyorsunuz demektir Şu halde istediğiniz adaletin ne şekilde yerine getirilebileceğini sakin kafayla düşünün

7 – Kişiselleştirmeyin: Öfkelenmemize neden olan şeylerin büyük bir bölümü karşımızdakilerin yetersizliklerinden kaynaklanır Başkalarının yetersizliklerini size karşı yapılmış bir hareket gibi algılamayın

8 – Öfke Üzüntüsünden Uzak Durun: Öfke kendini ifade edemediğinde üzüntüye dönüşür ve sonra üzüntüden kurtulmak için daha da çok öfkelenmeyi seçebiliriz Bu yüzden öfkeyle üzüntü arasındaki diyalektiği iyice kavrayın

9 – Anlayış Gösterin: Özellikle öfkenizin sebebi karşınızdakinin yetersizliğiyse, bağırıp çağırarak onu meşrulaştırabileceğinizi aklınızda tutarak ona anlayış gösterme yolunu seçin

10 – Müzakere Edin: Kendinizle öfkenizi ifade etmenin yolları konusunda müzakere edin Eğer öfkelendiğinizi dile getirecekseniz bile sükuneti elden bırakmayın Böylece daha etkili bir ifade yöntemi bulmuş olacaksınız

11 – Kaynakla Hedefi Karıştırmayın: Öfkenin kaynağıyla, öfke ifadesinin hedefinin aynı olmasına özen gösterin Yani öfkelenip acısını başkasından çıkartmayın Çünkü bu defa kendinize de öfkelenmeye başlarsınız

12 – Öfkenizi Saklamayın: Yukarıdaki hiçbir cümle öfkenizi kendinize saklamanız gerektiğini söylemiyor Aksine öfkenizi bir şekilde ifade etmezseniz büyür Bu yüzden sakın ola duygularınızı saklamaya uğraşmayın Sadece onu ifade etmenin en doğru yolu üzerine biraz düşünün

13 – Haksızsanız Kabul Edin: Öfkelendiğiniz konuda bir haksızlığınız söz konusu ise bunu kabul edin

14 – Affedici Olun: Öfkenizi ifade ettiniz, o da hatasını anladı Şu durumda sıra affetmeye geldi demektir

15 – Beklentilerinizi Kontrol Edin: Öfkenizin sebebi yerini bulmayan beklentilerse başka türlü bir strateji izlemelisiniz?

16 – Ölçün Biçin: Beklentilerinizle gerçekleşenler arasındaki mesafeyi bir ölçün Öfkelenmeye değer mi?

17 – Öfkelenmeye Değer mi? Demek öfkelenmeye değer bir durum, yani beklentilerin gerçekleşmemesi hali söz konusu Şu durumda karşınızdakinin beklentilerini ve yetilerini düşünün…

18 – Nedenlerini Düşünün: Beklentileriniz neden gerçekleşmedi? Elden gelen bir şey yok muydu yoksa bilinçli bir ihmal mi söz konusu?

19 – Elden Geleni Yapın: Eğer elden gelen buysa anlayış göstermek en doğru seçenek

20 – Öfke Bir İhmalden de Olabilir: Eğer neden ihmalse o zaman ihmalin sebeplerini düşünün Öfkenizin gerçek sebebi beklentilerinizin gerçekleşmemesi değil, bu ihmalin nedenleridir

21 – İhmalin Nedenlerini Bulun: İhmal edene, ihmalinin sebeplerini sorun Giderek arkeolojik kazıya benzeyen bu süreçte ihmalin gerekçelerini bulmak bir daha bu konuda öfkelenmemenizi sağlayacak önlemler almanıza yardımcı olacaktır

22 – Yüksek Beklentilerden Uzak Durun: Bazen beklentiler ihtimallerden daha yüksek olabilir Eğer durum buysa neden beklentilerinizi yüksek tuttuğunuzu sorgulamanın zamanı gelmiş demektir

23 – Olmayacak Beklentilerinizi Değiştirin: Madem sebep sizin beklenti düzeyinizi yüksek tutmanızdı, şu durumda yapmanız gereken beklenti düzeyinizi değiştirmektir

24 – Kendinizle Tartışın: Beklenti düzeyinizin yüksek olması meselesi kendinizle tartışın ve bu konuda radikal bir değişiklik yapın

25 – Ah Şu Anlık Öfkeler Var ya: En kötüsü anlık öfkelerdir Memleketimizde birçok gereksiz kavga anlık öfkeler yönetilemediği için çıkar

26 – Kökeni: Anlık öfkenin kökeni insanların birbirlerine karşı anlayışsız davranmalarıdır

27 – Anlık öfke, başka öfkeleri ortaya çıkarmaktan başka işe yaramaz Bu nedenle bir ortamda başlayan öfke şelalesinde geçmiş öfkelerinizden temizlenmeye çalışmayın

28 – Öfkenizi Ciddiye Alın: Öfkenizi kontrol edemediğiniz durumların sayısı artıyorsa bu durumu ciddiye alın ve bir doktora görünün Belki de bir sağlık probleminiz öfkenizi kontrol etmenizi sağlayan mekanizmalarınızın çalışmamasına neden oluyordur

29 – Derin Nafes Alın: Öfkelenmeye başladığınız anda derin birkaç nefes alın Oksijen aklınızı başınıza getirmeye yardımcı olacaktır

30 – Çirkinleştiğinizi Düşünün: Öfke herkesi çirkinleştirir Hemen bir aynaya bakmaya başlayın Çirkinleşmek istemiyorsanız sakinleşmek durumundasınız

31 – Zarar Verebileceğinizi Hesaba Katın: Eğer öfkeniz geçmiyor hatta öfkelenmenize neden olan insanlara zarar vermeyi bile düşündürecek kadar yoğunlaşıyorsa hemen başka bir şeye konsantre olun Meseleyi takıntı haline getirmeyin

32 – Uzaklaşın: Öfkenizi bulunduğunuz ortamda yenemiyorsanız, dışarı çıkıp biraz hava alın Buna beladan kaçma da diyebilirsiniz

33 – İyi Uyuyun: Öfkenizi kontrol edemeyeceğiniz durumlar sıklaşıyorsa az ya da niteliksiz uyuyor olabilirsiniz Uyku düzeninizi gözden geçirin

34 – Yaratıcı Olun: Öfkenizi, daha doğrusu yoğun duygularınızı yaratıcı işlere kanalize edin

35 – Müzik Dinleyin: Öfkelendiğinizde ve kontrol etmek zorlaştığında sizi sakinleştiren bir müzik dinleyin

36 – Biraz Tepinin: Çok öfkelendiniz, kontrol edemiyorsunuz Hemen tuvalete gidin ve biraz tepinin

37 – Bir Bardak Su İçin: Öfkenizi kontrol altına alabilmek için o anda yapabileceğiniz şeylerden biri de su içmek

38 – İyi Şeyler Düşünün: Öfkelendiğiniz anda iyi bir şeyler düşünmeye başlayın Hep aynı iyi şeyi düşünürseniz bu kendinizle aranızda bir şifre gibi çalışmaya başlayacaktır zamanla

39 – Fazlalıkları Atın: Yaşadığı ya da çalıştığı ortamda fazlaca eşya bulunan insanlar daha sık öfkeleniyorlar Yüklerinizden kurtulun

40 – Küçük Bir Değişiklik Yapın: Öfkelendiğinizde mesela gidip üstünüzü ya da küçük bir aksesuarınızı değiştirin Ne kadar işe yaradığını göreceksiniz

Eh bu kadarını yapabiliyorsanız zaten öfkeniz geçmiştir Hala geçmediyse sizin için başka ne yapabiliriz? Gidin bildiğinizi yapın Artık ya hastanede ya da hapishanede ziyaretçilerinizi bekleyin

*Alıntı

kaynak: bioenerji ayçan berker

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »