Sarılmanın Faydaları Şaşırtıyor!

Sevgi dolu bir kucaklaşmanın sağlığınıza faydalı olabileceğini hiç düşündünüz mü? İşte sarılmanın faydaları!

Sarılmanın Faydaları Şaşırtıyor!

Aile Terapisti Virginia Satir, bir günü atlatabilmek için 4 sevgi dolu kucaklaşmaya ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Kendimizi onarmak için ise 8 defa sevdiğimiz birine sarılmamız gerekli.

Yaşamımızdaki sihirli dokunuşlardan biri olan sarılmak, hayatın üstesinden gelmemizi kolaylaştırırken farkında olmadığımız faydalar da sağlıyor.

Sarılmak hastalıkları önlüyor!

Yalnızca kendimizi iyi hissetmemize değil hastalıklarla savaşmamızda da oldukça faydalı olan sarılmanın faydaları Miami Üniversitesinin yaptığı araştırmayla ortaya çıktı.

Etkili bir kucaklaşma stres seviyemizi, vücudumuzdaki ağrıları azaltıyor ve kanser hastası kişilerin bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Kendimizi iyi hissetmemizde birçok kimyasalın rolü var ve sevdiklerimize sarılmak ruh halimizi iyileştiren kimyasalların salgılanmasını arttırır.

Serotonin, endorfin, dopamin ve oksitosin gibi hayattan zevk almamızı sağlayan, motivasyon arttıran ve mutluluk veren hormonlar birine sarıldığımızda daha fazla salgılanıyor.

Serotonin ruh halini dengelemekte etkilyken, endorfin hormonu beynin uyku reseptörlerini tetikler ve acı hissini azaltarak mutluluk hissini arttırır.

Dopamin ise beynin zevk merkezlerini kontrol eder. Ve aşk hormonu olarak bilinen oksitosin hormonu da duygusal bağlılık davranışı üzerinde etkili.

Sarılmak kendinize olan güveninizin artmasını sağlar!

Kucaklaşma bizlere sevildiğimizi ve özel olduğumuzu hissettirir.

Özellikle çocuklar için sarılmak ve sevgi gördüğünü hissetmek oldukça önemlidir. Bu şekilde sevildiğimizi hisseder ve aynı şekilde başkalarına da sevgi göstermeyi öğreniriz.

Sarılmak erkeklerin yatışmasını sağlıyor.

Eğlence ve medya dünyasında çizilen maço erkek modeli dışındaki erkekler sinirli, öfkeli ya da endişeli oldukları anlarda sıcak bir kucaklaşmayla sakinleşebiliyor.

Erkekler kucaklaşma sayesinde daha sevecen bir yapıya bürünüyor, sosyal bağ ve iyi ilişkiler kurabiliyor. Yapılan araştırmalarda sarılma sayesinde erkeklerin libidolarının ve seks performanslarının arttığı da gözlemlendi.

Sarılırken ağzımızdan sözcükler çıkmasa da yine de iletişim kuruyoruz.

İletişim kurmanın son derece duygusal bir şekli olan kucaklaşmak, empati yeteneği, cesaret, arzu, mutluluk ve diğer birçok duyguyu tetikliyor.

İnsanlar birbirini gördüğüne sevindiğinde ilk yaptıkları şey kucaklaşmak oluyor.

Sarılmak sinir sistemimizi dengelemeye yardımcı oluyor.

Cildimiz sarılmalara ve dokunuşlara cevap vermek için iletkenliğini değiştiriyor. Biri bize sarıldığı zaman cildimizdeki zevk sensörleri cildin iletkenliğini değiştiriyor.

Bu etki hem cildin nemini hemde elektriğini değiştirerek daha dengeli bir parasempatik bir sinir sistemi sağlıyor.

Sarılmanın pozitif etkileri bir terapi gibi kullanılıyor. Yoğun bir kucaklaşma ve dokunuşlar tedavi edici özellikte. Sarılmak, tutmak, okşamak ve hayvanları sevmek gibi davranışların hepsi bu kategoriye giriyor.

Bazı psikolojik rahatsızlıkların tedavilerine destekleyici olarakyunuslarla yüzmek gibi hayvan terapileri ve dokunma terapileri öneriliyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayata Bakış Açımızı Değiştirecek 19 Felsefi Film

1. Man About Town (2006) – IMDb 5,6

Man About Town (2006) - IMDb 5,6

Man About Town (Şehrin Adamı)

Jack Giamoro son derece zengin ve başarılı bir menajerdir. Los Angeles’da kayda değer bir kariyere sahiptir. Ancak bir gün gelir ve hayat onu sınar. İlk olarak karısının, kendisini bir müşterisi ile aldattığını öğrenir. Ardından bir talihsizlik sonucu kendi özelini yazdığı günlüğü, dişli bir muhabirin eline geçer. Yitirmekte olduğu şeylere sahip çıkmak adına attığı adımlar, ne yazık ki Jack’i hatalar silsilesine sürükler. Aile, sadakat, özgüven ve rekabet gibi konulara odaklanan bu dramatik komedi, özgün bir bakış açısı ile perdeye aktırılmış görünüyor.

IMDb 5,6

2. What The Bleep: Down The Rabbit Hole (2006) – IMDb 6,5

What The Bleep: Down The Rabbit Hole (2006) - IMDb 6,5

What The Bleep: Down The Rabbit Hole (Biz Ne Bilebiliriz Ki: Tavşan Deliğinden Aşağı)

Sadece ağızdan ağza tavsiyelerle yayılarak gişe rekorları kıran, kuantum fiziği kuramlarından yola çıkarak gerçek dediğimiz şeyin bambaşka biçimlerde düşünülebileceğini gösteren Biz Ne Bilebiliriz Ki?’nin ardından ikincisi geliyor. Film ilkinde olduğu gibi, depresyonla cebelleşen, hayattan, erkeklerden, işinden bıkmış olan Amanda’nın  yaşadıkları etrafında dönse de, bu kez işin gerçek yıldızları kuantum dünyasını anlatan bilim adamları, araştırmacılar, gazeteciler ve mistikler. Kendi gerçek doğan hakkında ne kadar şey bilmek istiyorsun? İnsan olmak ne demek ve bu noktada kuantum fiziği yeni bir paradigma yaratmak için nasıl kullanılabilir? Dünyayı algılayış biçimimiz günlük hayatımızı nasıl şekillendiriyor? Bu ve benzeri soruları dünyanın önde gelen 16 tane bilim adamı, felsefeci, gazeteci ve mistiği bilinç, fizik, biyoloji, duygular ve bağımlılıklarla da ilişkilendirerek cevaplıyor. İkinci filmde yer verilen önemli yeni bilimsel keşifler ise kuantum fiziği, nörobiyoloji, insan bilinci ve günlük hayat arasındaki bağlantıları farklı bir şekilde düşünmemizi sağlıyor. Tavşan deliğinden aşağı bir girmeyi deneyin deriz, bakarsınız dünyayı bambaşka bir şekilde görmenize sebep olabilir.

IMDb 6,5

3. Seven Years in Tibet (1997) – IMDb 7,0

Seven Years in Tibet (1997) - IMDb 7,0

Seven Years in Tibet (Tibet’te 7 Yıl)

1939 sonbaharında Heinrich Harrer adlı Avusturyalı ünlü dağcı ve memleketlisi Peter Aufschnaiter, Himalayalar’ın en yüksek tepelerinden biri olan Nagna Parpat’a tırmanmak için yola çıkar. Bu yolculuktan önce tek amacı şan şöhret edinmek olan Harrer, bencil, kendinden başka hiçbir şeyi umursamayan bir adamdır. Himalayalar’da yaptığı bu yolculuk onun hayatını, duygusal yapısını tümüyle değiştirir. Onu önce Himalayalar’ın zirvesinden, İngiliz esir kampının derinliklerine; daha sonra da bir kaçış ve iki yıl süren zorlu Himalaya yolculuğunun ardından Tibet’in gizemli kenti Lhasa’ya sürükleyen bu olağanüstü yolculuk sayesinde duygusal bir uyanış yaşar.

Batılıların çok ender ziyaret ettiği yabancı bir ülkede Harrer, küçük Dalai Lama tarafından dostlukla karşılanır ve bu dini lidere İngilizce, coğrafya ve batı dünyası konusunda ders verilmesi istenir. Tibet’te yedi yıl kalan Harrer için bu yıllar Dalai Lama’nın dostluğu ve hayat felsefesi ile zenginleşmiştir. Bu yedi yıl yalnızca Harrer için değil, Tibet için de köklü değişimlerin yaşandığı bir dönem olur. Her ikisi de insanlardan kopuk ve yalnız kişiler olan Harrer ve Lama arasındaki derin ve kopmaz bağ oluştukça, egoist Harrer hayatında ilk kez kendini düşünmemeyi öğrenir, böylece Lhasa yolculuğunun başından itibaren başlayan değişim süreci tamamlanmış olur.

IMDb 7,0

4. Agora (2009) – IMDb 7,2

Agora (2009) - IMDb 7,2

Agora (Agora)

Agora tarihte bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan İskenderiyeli Hypatia’yı (370-415) Oscar ödüllü oyuncu Rachel Weisz canlandırıyor. Roma İmparatorluğu artık giderek güç kaybetmektedir. Hâkimiyeti altındaki topraklara eskisi gibi iştihamla hükmedememekte, ufak tefek isyanları bile bastırmakta zorlanmaktadır. Yüzlerce yıl Romanın egemenliğinde olan Mısır’da da kontrolünü iyice yitirmeye başlamıştır. Agora’nın konusu da işte bu çalkantılı dönemde Mısır’ın sanat ve bilim merkezi olan, birçok filozof, bilim adamı ve sanatçıyı bünyesinde barındıran İskenderiye kentinde geçmektedir.

“Gökyüzünün sırrını çözdüğüm zaman, işte o zaman mutlu bir insan olarak öleceğim.”

“Bizi birleştiren şeyler, ayıranlardan daha fazla.”

“Mucize bir ekmeği paylaşmaktır.”

IMDb 7,2

5. The Terminal (2004) – IMDb 7,3

The Terminal (2004) - IMDb 7,3

The Terminal (Terminal)

“The Terminal”de Doğu Avrupa ülkelerinden birisinden New York´a gelen Viktor Navorski´nin (Tom Hanks) ilginç öyküsü anlatılır. Amerika yolundayken ülkesinde askeri darbe olması üzerine Viktor, New York´un JFK Uluslararası Havaalanında mahsur kalır. Pasaportu artık geçersiz olduğu için Amerika Birleşik Devletlerine´ne girme hakkını yitirmiştir. Ülkesindeki savaş bitinceye kadar havaalanı terminalinin transit yolcular salonunda beklemek zorundadır.

Viktor´un havaalanında haftalar süren bekleyişi devam ederken çok değişik insan manzaralarıyla karşılaşır. Terminal binasının içine sıkıştırılmış bu dünyada her türlü mantıksızlık, anlamsızlık, cömertlik, hırs, eğlence, statü mücadelesi, beklenmedik rastlantı vardır. Hatta Amelia isimli güzel bir hostesle (Catherine Zeta-Jones) romantik ilişki bile yaşayacaktır.

Ancak Viktor´un oradaki zoraki varlığına sıcak bakmayanlar da vardır. Bunlardan birisi de havaalanı yetkilisi Frank Dixon´dur.Bu rolde Stanley Tucci var. Viktor´un varlığını bir türlü kontrol edemediği bürokratik bir facia olarak gören Frank Dixon, bu sorundan bir an önce kurtulmanın çaresini bulmaya çalışmaktadır.

IMDb 7,3

6. The Fountain (2006) – IMDb 7,3

The Fountain (2006) - IMDb 7,3

The Fountain (Kaynak)

Filmin 21. yüzyıldaki diliminde bilim adamı olan Tommy Creo, ölmek üzere olan kanser hastası eşi Izzi’yi kurtarabilmek için umutsuzca hastalığa çare bulmaya çalışmaktadır.

Bu sırada Izzi 16. yüzyıl İspanya ‘sında geçen bir hikâye yazmaktadır. Hikâyede Engizisyon tarafından toprakları elinden alınmakla tehdit edilen Kraliçe Isabella, sadık konkistador Tomás’ı İspanya ‘yı kölelikten kurtarabilmenin tek yolu olduğuna inandığı Hayat Ağacını araması için Maya ormanlarına gönderir. Hikâye Ispanya ‘da başlayıp Xibalba denilen Nebula’da bitecektir ancak Izzi’nin hikâyeyi bitirecek kadar zamanı olmadığı için Tommy’den hikâyeyi bitirmesini ister.

26. yüzyılda ise uzay gezgini olan Tom uzaydaki gezintisi sırasında kendisini çok uzun sürelerdir rahatsız eden olayların arkasındaki gerçekleri keşfeder. Bu üç adamın hikâyesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

IMDb 7,3

7. The Devil’s Advocate (1997) – IMDb 7,5

The Devil's Advocate (1997) - IMDb 7,5

The Devil’s Advocate (Şeytanın Avukatı)

Kevin Lomax, başarılı bir savunma avukatıdır. Davaların zorluk seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, başarıya alışkın Kevin, bir şekilde jüriyi tesiri altına almayı ve müvekkilini temize çıkarmayı başarır. Mutlu bir evlilik süren avukatın hayatındaki her şey yolunda gibidir. Bir gün, müvekkili haksız olduğu halde kazandığı bir dava sonrasında New York’taki çok büyük bir hukuk bürosundan müthiş bir teklif alır. Teklifi yapan dünyanın en büyük hukuk bürolarından birinin lideri olan John Milton’dur. Kevin’ın vereceği ‘evet’ cevabı, hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirecektir.

IMDb 7,5

8. The Illusionist (2006) – IMDb 7,6

The Illusionist (2006) - IMDb 7,6

The Illusionist (İllüzyonist)

Film farklı dünyalardan gelen insanların arasında doğan bir aşkın, kolaylıkla onaylanmaması ile başlıyor. Sophia aristokrat bir ailenin kızı olarak, marangoz bir ailenin oğlu olan Eisenheim’a aşık olur. Üstelik aşkı karşılıklıdır. Bu ikili, birbirlerine hissettiklerinden ötürü tepki alırlar. Öyle ki aşkına yasak bile getirilen Eisenheim, ülkeyi terk eder. Dünyayı dolaşacaktır. Aradan on beş yıl geçtikten sonra ülkesine bir illüzyonist olarak geri döner. Bu sırada Sophia, nişanlanmak üzeredir. Onca zaman sonra yeniden karşı karşıya gelen aşıkların hisleri yeniden alevlenir. Bu durumu hisseden Sophia’nın nişanlısı Prens Leopold ile Eisenheim hesapta olmayan bir mücadeleye girmek zorunda kalacaklardır.

IMDb 7,6

9. The Truman Show (1998) – IMDb 8,1

The Truman Show (1998) - IMDb 8,1

The Truman Show (Truman Şov)

The Truman Show’un ilham kaynağı mağara metaforudur. Mağara metaforu, Platon’un en ünlü metaforudur. Mağara mitosunda, toplumdaki insanlar (düşünürler dışındakiler) bir mağarada kollarından birbirine zincirlerle bağlanmış ve sırtı mağara kapısına dönük oturan esirler gibidirler. sadece arkalarındaki ışık kaynağının (doğrunun,gerçeğin) yaydığı ışıkla karşılarındaki duvarda oluşan kendi gölgelerini görebilir, bu gölgelere bakarak eğlenir ve hayatlarını böyle geçirirler. filozoflar ise kendilerini bu zincirlerden kurtararak her ne kadar zor ve acı verici olsa da yüzlerini cesaretle ışığa (gerçeğe) dönerek hayatın gerçek anlamını ve doğruyu görebilen kimselerdir. ancak bu kimselerin mağaraya döndükten sonra gördüklerini diğer insanlara anlatması ve onları inandırması da bir o kadar zor olacaktır, çünkü esaret ve karanlık rahattır, oysa gerçekleri görmek ve ışığa bakmak cesaret ister.

Ünlü düşünür Gurdjieff şöyle der: “Sen kendi durumunun farkında değilsin. Hapishanedesin. Bütün dileğin, eğer akıllı bir kimseysen, kaçmak olmalıdır. Hapishanedeki insanın herhangi bir durumda kaçma şansı olduğunda, öce hapishanede olduğunu fark etmesi gerekir.”

IMDb 8,1

10. Before The Rain (1994) – IMDb 8,1

Before The Rain (1994) - IMDb 8,1

Before The Rain (Yağmurdan Önce)

Konusu Bosna savaşı sırasında geçen film, başta birbiriyle alakasız gibi gözüken üç ayrı öyküden oluşmaktadır. “Kelimeler”, “Yüzler” ve “Fotoğraflar” başlıklarını taşıyan bu öyküler sonunda birbirleriyle kesişirler. Film bu anlamda biçimsel olarak hemenAlejandro González Iñárritu’nun Babel’ini (2006) akıllara getirir. Bir savaş atmosferinde ve politik çalkantıların zemininde talihsiz trajik aşkların anlatıldığı öykülerden ilki Makedonya’da bir Ortodoks Manastırında, ikincisi Londra’da geçerken, üçüncü öyküde tekrar Makedonya’ya dönülür ve bu sonuncu öykü, ilk iki öyküyü birbirine bağlar. Başlıca karakterleri suskunluk yemini etmiş genç bir Ortodoks keşiş, çetelerden kaçan Arnavut kız, Londra’lı bir fotoğraf editörü ve bir savaş fotoğrafçısı olan film, içten öyküsüyle savaşın anlamsızlığını sorgulamakta, güçlü bir savaş karşıtı mesaj vermektedir.

IMDb 8,1

11. Amadeus (1984) – IMDb 8,3

Amadeus (1984) - IMDb 8,3

Amadeus (Amadeus)

Dünya müzikal tarihine yön veren deha Mozart, gündelik yaşamında gerçek bir arıza karakter olarak yaşamdan bir hayli kopuk bir hayat tarzı sürdürmektedir. Yeteneğini dışa vurmak için ilginç bir yol seçen sanatçı tutarsız davranışlarda bulunmayı bir alışkanlık edinmiştir. Yaşamı ile müziği zıt kutuplarda ilerleyen Mozart, yeteneğini sergilemek için mantıksız hareketlerde bulunur. Adeta bir “tutunamayan” profili çizen Mozart, bu sağlıksız yaşamı yüzünden Antonio Salieri’yi endişelendirmektedir. Diğerine göre çok daha disiplinli ve müzik konusunda hırslı olan Antonio, müziğin tanrısı kadar başarılı olamamaktadır. Bu düşünceler zamanla farklı bir ilişki kurmalarına neden olur… Müzik konusunda yüce bir yeteneğe sahip olan Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin ilişkisine odaklı bir başyapıt. Sanat ile sanatçının kişiliği arasındaki ilişkiye odaklanan ve usta müzisyenin yaşamını, Salieri üzerinden anlatan bir klasik.

IMDb 8,3

12. Up (2009) – IMDb 8,3

Up (2009) - IMDb 8,3

Up (Yukarı Bak)

İlk çocuklukta bir rastlantı eseri yolları kesişen iki çocuk, yıllarca sürecek tatlı ve dokunaklı bir hikayenin başkahramanlarıdır. Maceracı doğan ve hayattaki her şeye dair çocuksu saf meraklar barındıran Ellie’nin tek hayali dünyayı gezebilmektir. Carl ise sessizliği ve dinginliğiyle örttüğü maceraperestliği ve kocaman kalbiyle Ellie’nin tek isteğini gerçekleştirebilmeyi dilemektedir. İki küçük çocuk büyür, evlenir, yaşlanır… Ölüm Ellie’nin kapısını çalar, Carl ise sevdiğinden kalan tek şeyi, bu çocuksu hayali gerçekleştirmeye koyulur.

IMDb 8,3

13. Black (2005) – IMDb 8,3

Black (2005) - IMDb 8,3

Black (Siyah)

Kör ve sağır bir kızın bir öğretmen sayesinde hayata nasıl tutunduğunu ve nasıl yaşam mücadelesi verip kazandığını, sonunda da öğretmeni aynı duruma düşünce ona nasıl umutsuzca öğretmenlik yaptığını konu almaktadır. Kör ve sağır doğan Michelle ailesi tarafından anlaşılamamaktadır. Annesi ve babası Michelle’i akıl hastanesine göndermeden önce son kez bir öğretmen tutup şanslarını denemek isterler. Başta öğretmenle iyi anlaşamasalarda bu öğretmenin kızı başarılı bir şekilde eğittiğini görünce bu öğretmenle yola devam ederler ve Michelle bu öğretmen sayesinde üniversiteye gider ancak sonra Michelle’in öğretmeni Alzehimer hastası olur ve Michelle’e bakamayacak duruma gelir.bir gün michelle öğretmeninden onu öpmesini isteyip hayatının en büyük hatasını yapar.öğretmenini zorlar ve öğretmeni onu öper.o artık yoktur.michelle her pazar öğretmeninin gelmesi için kilisede duâ eder12 yıl sonra onu ilk kelimeyi öğrendiği çeşmede bulur.Artık öğretmen olma sırası Michelle’dedir kendi öğretmenine ona öğrettiklerini geri öğretmek için umutsuzca çabalar.

IMDb 8,3

14. Amelie (2001) – IMDb 8,4

Amelie (2001) - IMDb 8,4

Amelie (Amelie)

Amélie Poulain, bir doktor olan babası tarafından diğer çocuklardan, kalp hastalığı olduğu gerekçesiyle, uzak yetiştirilen bir çocuktur. Aslına bakılırsa babasının yanlış bir teşhisidir bu, çünkü Amélie’nin babasıyla kurduğu nadir fiziksel temas babasının sağlık kontrolleriyle gerçekleşmektedir ve bu kontroller sırasında Amélie heyecanlanmakta, kalp atışı hızlanmaktadır. Amélie’nin annesiyse, en az babası kadar nevrotik bir kadındır. Amélie küçük bir çocukken, annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu vefat etmiştir. Böylece babası daha da sessiz ve silik biri olmuş, kendisini eşi için ilginç bir anıt mezar düzenlemeye adamıştır. Amélie de bu yalnızlığın ortasında kendini eğlendirebilmek için, oldukça ilginç ve derin bir hayalgücü geliştirmiştir.

Amélie diğer insanlarla ilgilenirken, kimse kendisiyle ilgilenmemektedir. Başkalarının mutluluğu yakalaması için uğraşırken, kendi yalnızlığını sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, pasaport için fotoğraf çekilen fotoğraf kulübelerinden, kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan, tuhaf karakter Nino Quincampoix ile olan bağıntısını görünce daha açık ve rahatsız edici olmaya başlar. Her ne kadar Nino’yu kendi yöntemleriyle pek çok dolambaçlı şekilde cezbetmeye çalışsa da, özünde utangaçtır ve Nino’ya yaklaşamamaktadır. Ancak Raymond’ın öğütleri sonunda, başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunu da elde edebileceğini öğrenir…

IMDb 8,4

15. 3 İdiots (2009) – IMDb 8,5

3 İdiots (2009) - IMDb 8,5

3 İdiots (3 Aptal)

“Mark Twain’in “Okulumun eğitimimi engellemesine asla izin vermedim.” diye bir sözü var. Mark Twain şu an yaşıyor olsaydı 2009 yapımı Hint Filmi 3 Idiots’u çok beğenirdi. Filmin ana konusu M.T’nin bu sözüyle paralel. Tek tip insan yetiştiren, duyguları körelten ve düşünüp anlamayı değil yalnızca ezberi ve yarışı dikte eden eğitim sistemine eleştiri getiriyor film. Ülkenin en iyi mühendislik okulu ICE’de okuyan üç arkadaş, nam-ı diğer 3 aptal var. Biri evini geçindirmeye uğraşan; hasta babasının ilaçları ve ablasının evliliği için bir iş sahibi olması gereken Raju, diğeri babasının dikte ettiği mühendislik uğruna çok sevdiği ve tutkusu olan fotoğrafçılıktan vazgeçen Farhan ve bu ikisiyle birlikte düşünceleri yıkmaya çalışan, sistemi eleştiren ve filmin baş kahramanı olan Rancho. Bir de sistemin somutlaşmış hali olan, okulun müdürü ve onun iyi kalpli kızı.”

IMDb 8,5

16. It’s A Wonderful Life (1946) – IMDb 8,6

It's A Wonderful Life (1946) - IMDb 8,6

It’s A Wonderful Life (Şahane Hayat)

İflasın eşiğine gelen George Bailey (James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir.Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış,hoşgörülü,güvenilir ve yardımsever bir insandır.Büyük bunalım ‘ı hasarsız atlatmış,babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır.Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını,dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır.Kasabaya yaptığı bunca iyilik kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)’ın çıkarları ile çakışır.Potter,Bailey’in sürekli peşindedir artık.Birgün aradığı fırsat çıkar ve Finans şirketine ait önemli bir miktarda para Bailey’in alkolik ve yaşlı amcası Billy Bailey (Thomas Mitchell) ‘in dalgınlığı sonucunda Potter’ın eline geçer.Banka müfettişlerinin yaptığı bir denetlemeden sonra şirketin açığı ortaya çıkar.Bu iflas ve tutuklanma anlamına gelmektedir.Çareyi intaharda bulan Bailey kendini nehre atmak üzere iken yeryüzüne gönderilen melek Clarence (Henry Travers) onu ölümden kurtarır.Melek,Bailey’in bir arzusunu yerine getirerek ona ‘kendisinin hiç doğmamış ve yaşamamış olduğu’ bir dünyayı gösterir.Bailey kendisine gösterilen bu dünyanın hiç de güzel olmadığını görür ve insanların çevrelerine sayısız katkıları,iyilikleri olduğunu,ama her zaman bunun farkına varamadıklarını anlar.

IMDb 8,6

17. The Matrix (1999) – IMDb 8,7

The Matrix (1999) - IMDb 8,7

Matrix (Matrix)

“Siz olsaydınız hangi hapı seçerdiniz; kırmızı mı, yoksa mavi mi, cahillik mutluluk mudur, yoksa -ne olursa olsun- gerçeği bilmeye değer mi?” Seyircinin devamlı kendine soracağı suallerdir bunlar. Matrix, bütün karşı çıkışlara rağmen amacı için mücadele eden ve sonunda soylu davasını kanıyla ödeyen düşünür Sokrates’in hikayesinin yeniden anlatımıdır. Sokrates ona Tanrı (Apollon) tarafından verilen bir görevdedir. Görevi doğduğu kentin insanlarını, Atinalıları uyarmaktır. Sokrates beynine takılıp, onu deliye çeviren bir soruyla uğraşmaktadır: “İyi bir hayat nedir?” Filmin kahramanı Neo (ki adı One, yani bir’in harf değiştirilmişidir) ise “Matrix nedir?” demektedir. Soru sorma her iki kahramanımıza da bela getirir. Sokrates kendini Tanrıtanımazlık ve gençleri baştan çıkarmakla suçlandığı bir mahkemede bulur. Neo ise ajanlar tarafından “Kanun kitaplarında yazılı bütün internet yasalarını” çiğnemekle suçlanır.

IMDb 8,7

18. Inception (2010) – IMDb 8,8

Inception (2010) - IMDb 8,8

Inception (Başlangıç)

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği her şeye mal olmuştur.

Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkânsız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.

Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

Olay yeri ise zihniniz.

IMDb 8,8

19. The Shawshank Redemption (1994) – IMDb 9,3

The Shawshank Redemption (1994) - IMDb 9,3

The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli)

Andy (Tim Robbins) kendisini aldatan eşini ve eşinin sevgilisini öldürmek suçu ile müebbet hapse mahkum olmuştur. Bankacı olan Andy, bu cinayetleri işlemediğine emindir. Ancak bu hakimin fikrini değiştirmemiştir. Shawshank hapishanesinde genç yaşta suç işleyen ve pişmanlık yaşayan Red (Morgan Freeman) ile tanışır.

Tüm haksızlıklara ve zor şartlara rağmen kendini bunların dışında tutabilen biridir Andy… İlk iki senesi kabus gibi sıkıntılarla geçer ama Andy, tüm bunlarla mücadele eder, kavga eder, dayak yer ama yıkılmaz.Ta ki bir gün hapishanenin en zorlu gardiyanlarından birinin vergi borçlarına yardım etmeyi teklif eder. Gardiyan onu binadan aşağı atacakken, gardiyanı ikna eder ve karşılığında arkadaşları için kişi başına “üç bira” ister.
Kendisi bira içmemesine rağmen bu olay onun yüzünü gülümsetir.
Andy kendini özgür ve normal hissetmiştir.

Andy kendini iyi hissetmek için sevdiği arkadaşlarına bir şeyler vermeye çalışır.

Andy’nin görüşüne göre ise, umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şey ve iyi olan hiçbir şey yok olmaz…

Andy umudunu hiç kaybetmez. Umut ve hayallerimiz bizi ayakta tutar ve hayatımıza anlar katar. Hayallerimiz için elle tutulur çalışmaları yapar ve sabırlı olursa hayallerinin gerçekleşeceğine inanır ve bunu tam yirmi sene sonra bunu inanılmaz bir şekilde başarır!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mesela Yani Mesela diyorum; bu gece bir delilik yapsam! Bıraksam mutfakta biriken bulaşıkları,

özgürlüğe-giden-10-yol_doğada-mutlu-kadın-600x398[1]

Mesela Yani Mesela diyorum;
bu gece bir delilik yapsam!

çeksem arkamdan kapıyı,
Kadın başıma,
gitsem bir meyhaneyi dağıtsam!
Fonda bir masa,
Arkada Sezen’in şarkıları çalsa!
Ben ağlasam…
Şişenin dibine dibine vursam!

Mesela diyorum;
sokaklardan bütün erkekleri kovsam!
Bu gecelik evlerinde otursalar.
Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
Kimse dokunmasa bana,
Bir sandalda sabahlasam.
Alabildiğince kadın,
alabildiğince özgür olsam.
Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam,
Şehre isyanımı haykırsam.
Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın anası!
Mesela diyorum;
bu gece de ben babasını satsam!
Mesela Yani Mesela diyorum…

– alıntı –

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

STRESTEN KURTULMAK İÇİN MUCİZEVİ NOKTA

nocanvas_stres-6pt_2[1]

İş yaşamının ve günlük hayat telaşının getirdiği stresin üstesinden gelmek için uygulayabileceğimiz çok kolay bir yöntem cennet kapısı (shen men) ve sıfır noktası. (point zero)

Akupunkturdan da aşina olduğumuz vücudumuzun belli yerlerindeki sinir noktaları artık sağlıklı bir hayata destek için kendi kendinize uygalayacabileceğimiz pratik yöntemler sunuyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çeşitli sebeplerden dolayı stres içinde olan insanların vücutlarının farklı bölgelerinde hissettikleri ağrı ve sıkışma hisleri cennet kapısı (shen men) diye adlandırılan kulaktaki noktalara yapılan hafif bir masaj ile son bulabiliyor.

Cennet kapısı

Cennet Kapısı (shen men) adını hafif bir basınç ile doğru noktaya yapılan masaj sonucunda insanların rahatlayıp kendisini cennette hissetmesi yorumlarından alıyor.

Stresli bir zamanımınzda ilk yapmamız gereken şey negatif düşüncelerden uzaklaşıp, bizi mutlu eden rahatlamamızı sağlayacak şeyler düşünmek. Rahatlamanın fiziksel kısmında ise refleksoloji çok işimize yarayabilir. Gerçek olan şu ki içinde yaşadığımız mucizevi dünyanın mucizevi bedenlerine sahip olan bizler dünyaya anti stres noktalarıyla beraber geliyoruz. Tek yapmamız gereken bu noktalara masaj yapıp rahatlamak.

stres_icin_masaj_noktasi_denme

Eski Çinlilerin Kullandığı bir Yöntem

Eski Çinlilerin Shen men olarak adlandırdıkları olanağan üstü bir güce sahip olan cennet kapısı noktası, vücuttaki bütün stresi yok edip, enerjinizi yükseltecek bir güce sahip.

Cennet kapısı noktasına yapılan masaj aynı zamanda iltihabı atma, alışkanlıklardan kurtulma, vücuttaki ağrıyı ve acıyı azaltmak için de kullanılan bir yöntem. Bütün bunlar için masaj yapmamız gereken cennet kapısı noktası kulağımızın iç üst tarafında yer alıyor.

Medikal bilim ve pskiyatri uzmanı olan Mark Sandomirsky nin açıkladığı bu yöntem için bazı tavsiyeler:

Masaj Önerileri

  • Küçük bir pamuk parçası yardımı ile parmaklarınızla nazikçe bu bölgeye masaj yapın.
  • Vücudunuzda olup biteni izleyin.
  • Derin nefes alıp verin.
  • Nefes alırken sola ve nefes verirken saga doğru bakarak kan akşını destekleyin.
  • Vücudunuzun nasıl rahatladığını hissedeceksiniz.
  • Ne zaman stresli hissederseniz bu yöntemi kullanın.
  • Gece yatmadan önce rahatlamak ve güzel bir uyku için bu yöntemi kullanın.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Her Şeyi Yapabilme Gücü

11694848_10206076024331821_6810913011192850953_n[1]
Mitolojik zamanda insanoğlu zaman içinde çok güçlenmeye başlamış. O kadar güçlenmişler ki her istediklerini elde etmeye başlamışlar. Kötü niyetli olan insanlar ve kıskanç insanlar, ellerindeki gücü kullanarak, kendinde olmayan ve başkalarının elindekilerini de istemeye başlamışlar. Bu durum kısa sürede insanlar arasında büyük bir kaos başlatmış.

Zeus olayların büyümesi üzerine tanrılar heyetini toplamış ve insanların her şeyi yapabilme gücünü, insanlar ve tanrılar arasında çok eskiden yapılmış anlaşmaları bozmadan, nasıl gizleyebileceklerini tartışmışlar. Poseidon, bu gücü denizin derinliklerine saklayalım demiş. Diğerleri, insanlar çok zeki zaman içinde bir denizaltı yaparlar ve sırları ele geçirirler, diye itiraz etmişler. Apollo, o zaman uzayda bir yere saklayalım demiş, yine diğerleri, insanlar uzay gemisi yapar araştırmaları sırasında her şeyi yapabilme gücünü bulabilirler demişler. Zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası olan ve kurnazlığı ile bilinen Athena, o zaman bu gücü insanların hiç bakmayacakları bir yere saklayalım demiş. Zeus hemen sormuş, “Athena neresidir bu insanların hiç bakmayı akıl etmeyecekleri yer ?”

Athena, yüce Zeus her şeyi yapabilme gücünü insanların kalbine saklayalım. İnsanlar hiç buraya bakmayı aklından geçirmezler demiş. Hikaye bu ya, Zeusun emri ile bu güç kalbin içine gizlenmiş.

Bizler hareketlerimizi davranışlarımızı etrafımızdakilere göre ayarlamaya çalışırız. Başkasının ne yaptığına nasıl davrandığına ne giydiğine, hangi arabayı kullandığına, nerede oturduğuna, işinde başarılı ise hangi yollardan geçtiğine bakar ve onlara benzer şeyler yapmaya çalışırız.

Yukarıdaki hikayede de söylendiği gibi huzuru, mutluluğu, keyifi, başarıyı, aşkı ve sevgiyi yakalamanın en önemli adresi kalbin içine bakmak ve kendini tanımaktır.

Kendine vakit ayırmak ve yaptığın hatalardan, yanlışlardan ya da seçimlerinden dolayı kendini affetmek, kalbin ve koşulsuz sevginin kapılarını size sonuna kadar aralayacaktır.

Güzel bir meditasyon ile gözlerinizi kapatarak kalbinize doğru bakın…. Birkaç defa burnunuzdan diaframınızı şişirerek derin nefes alın ve tekrarlayın…

“ Ey benim en değerli parçam,

Varoluşumda dünyaya gelirken ilk oluşan organım,

Güzel ışığımın merkezi,

Bugüne kadar, bilerek veya bilmeden, seni ihmal ettimse, sana gereken önemi vermedimse, seni hep cezalandırdımsa lütfen beni affet…

Şu andan itibaren seninle yeni bir anlaşma yapıyorum. Bilerek veya bilmeden sana verdiğim tüm cezaları tüm tıkanıklıkları ve tüm blokajları iptal ediyorum. Ey güzel kalbim seni ilahi bir aşkla seviyorum ve sana güveniyorum. Sevmeye ve sevilmeye, mutlu ve güçlü olmaya, huzurlu olmaya niyet ediyorum. Gönül gözümle, güzel yüreğimle istemiş olduğum ve hayrıma olan tüm güzellikleri, kalbimin içinde saklı duran, her şeyi yapabilme gücümle kendime çağırıyorum.

Uzun zamandır ihmal ettiğim ve söylemediğim bir şeyi kendime tekrarlıyorum.

Kendimi çok seviyorum. Kalbimi çok seviyorum. Ben sevgiyi hakkediyorum ve bunu yaşamaya hazırım…

Sevgiyle — Serkan Sorguç ŞifaChi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YANLIZ SEKİZ DAKİKAN VAR…

11064757_10154220214726988_8324642777064105017_n[1]

Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyar:

“İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma! Ayrıca:
Sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
al… Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma…”
diyor, durmadan ikaz ediyordu.

Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce
şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya başlar.
Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:

“Yalnız sekiz dakikan var…”

Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
kapanır… Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş olduğunun farkına varır, ama
iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak fayda vermez.
Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.
Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:

“Sakın en mühim şeyi unutma!” der gibidir.

Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: “Ebedi hayatı kazanmak…”tır.
Kaybedilme ve riske sokamayacağımız şeyler:
Manevi değerler, doğru inanç, doğru arkadaş, doğru çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır.
Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz…

Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazilik/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet…

Alıntı

FARKINDALIKLI GÜNLER DİLERİM. SEVGİLER…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞAMAYA VAR MISIN ?

11221703_497652750398607_1810484200845689371_n[1]

Güneşin o ilk doğuş anına en son ne zaman tanık oldun insanoğlu? Taptaze ışıklarının tüm vücuduna yayılmasını ne zaman izledin kendinde? Bir sonbahar sabahı o ılıklığı ne zaman hissettin yüreğinde?
Bizler aslında bize her günün bir lütuf olduğunu anlamayacak kadar duyarsız bir şekilde geçip gidiyoruz bu hayattan. Hanginiz sabah gözünü açtığında şunu dünyaya tekrarlıyor: “Bugün özel bir gün çünkü ben bugün de yaşıyorum. Gözlerim açık, ilk nefesimi bilinçli bir şekilde çektim içime. Bu bir ayrıcalık! Bugün özel bir gün, evet, bugün bana bir gün daha yaşama şansı verildi…”
İnsan yaşamında ne sorunlar var ama biz o kazağı alamadık diye bütün günü o güzelim ruhumuza ve bedenimize azap çektirmekle geçiriyoruz veya sevgilimiz sevgimizin yüceliğini anlamadı diye kahroluyoruz veya sular kesildi diye, hava soğudu diye bütün gün kendimize ve sevdiklerimize surat asıyoruz.
Bir de şöyle düşünelim: Siz başlı başına bir yaşamsınız ve hayatta telâfi edilemeyecek tek şey ölümdür. Sular elbette gelecektir. Soğuk hava için biraz daha sıkı giyinebiliriz. Sevgiliniz sizi anlamıyorsa aslında sevdanıza layık olmadığını pekalâ algılayabilirsin…
Peki, bu hayata ne zaman gülümseyeceksin? Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın? En sevdiğin çiçeği neden hâlâ başkalarından bekliyorsun? Bugün kendine niye o çiçeği almıyorsun? Neden miskinliğinden bir sabah ödün verip de doğanın uyanışına kendini şahit etmiyorsun? Unutma ki bu hayatı güzelleştirecek olan da, çekilmez hale getirecek olan da sensin. Sakın başkalarını suçlama…
Haydi artık her sabah yüreğine kocaman gülümsemelerle dolu bir nefes çek ve bütün gün verdiğin her nefesin içine bu gülümsemelerden katarak etrafındaki tüm canlı varlıkları varlığından haberdar et.
Hayata öylesine gelme ve de öylesine gitme. Unutma ki bir ağacın gövdesine sarıldığında onun kalp atışlarını duyabilecek kadar duyarlı yaşamak senin elinde.
Her ne olursa olsun, tanı veya tanıma ama günaydınını ve gülümsemeni hiçbir canlıdan eksik etme.
Unutma sen bu dünyada başlı başına bir yaşamsın ve bu yüzden bile varlığın çok özel.
Evet insanoğlu, bugün YAŞAMAYA VAR MISIN?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Uzun Yaşamın 10 Altın Kuralı

mandala[1]

Gün geçmiyor ki,gazetet ve dergilerde sağlıklı ve uzun yaşamın sırları üzerine yeni bir araştırma yayınlanmasın. Bu kervana katılan yayın organlarından biri de dünyaca ünlü ekonomi dergisi Forbes… ABD’de yayınlanan dergi, birbirinden prestijli üniversitelerde yapılan araştırmalara dayanarak uzun yaşamın sırlarını açıkladı. İşte Forbes dergisinden uzun ve sağlıklı yaşam formülünü içeren 10 altın öğüt:

1 – İYİ BİR EVLİLİK YAPIN
İyi bir evlilik yapmak çoğu kişi için ‘zengin biriyle ile evlenmek’ anlamına gelebilir. Ama burada bahsedilen ‘genetik’ anlamda iyi bir evlilik yapmak. Uzun yaşamın sırrının genetik olduğu bilimadamlarınca ispatlandı. 2005 Şubat’ında yapılan bir araştırmaya göre uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma aileden miras kalan genlere bağlı. Bu nedenle eşinizi seçerken büyükanne ve babasının yaşayıp yaşamadığına bakın. Tabi ki bu seçim doğrudan sizin etkilemez ancak en azından çocuklarınız için yardımcı olacaktır.

2 – ANTİOKSİDAN ALIN
Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya çevre kirliliği, sigara, alkol ya da kirli hava ile alınan zararlı maddeleri etkisizhale getirirler. Antioksidanlar, vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal madde. Gıda yoluyla alınan en önemli antioksidanlar, betakaroten, E ve C vitaminleridir. Bunun için de sofranızdan; tarçın, karanfil, enginar, koyu renkli yapraklı bitkiler, ıspanak, havuç, C vitamini yönünden zengin turunçgiller, çilek, brokoli, lahana, patates, maydonoz kuruyemişler, bazı bitkisel yağlar ve lifli yeşil besinleri eksik etmemeye özen gösterin.

3 – EVCİL HAYVAN BESLEYİN
Evlerinde evcil hayvan ve özellikle de köpek besleyenlerin, hayvanlardan uzak duranlara oranla daha az stresli olduğu tespit edildi. Evcil hayvan besleyenlerin kan basıncı daha düşük oluyor. Hayvanlar bunun yanı sıra psikolojik olarak insanı rahatlatıyor. Evcil hayvanlar, sahibini neşelendiriyor, yalnızlık duygusunu ve depresyonu azaltıyor, iyi beslenmeye ve spor yapmaya teşvik ediyor.

4 – STRESTEN UZAK DURUN
John Hopkins Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, çabuk öfkelenenler kişilerde kalp hastalıklarının baş göstermesi ihtimali diğerlerine göre üç kat daha fazla. Çabuk sinirlenenler için 55 yaşından sonra kalp krizigeçirme ihtimali ise altı kat daha yüksek. Bundan alınacak ders ise çok basit: Olabil diğince stresten uzak durun!..

5 – SİGARAYI BIRAKIN
‘Sigara sağlığa zararlı’ demek oldukça klişe bir uyarı ama sigara tiryakisi olan erkeklerin, hiç sigara içmeyenlere oranla prostat kanserine yakalanma riskinin iki kat fazla olduğunu hatırlatmakta fayda var. Uzun yaşamak isteyenlerin, sağlıklı yaşlanmanın baş düşmanları arasında yer alan sigaradan uzak durması gerekiyor.

6 – DAR GELİRLİNİN İŞİ ZOR
Amerikan Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi’ne göre geliri, 20 bin doların altında olanların yüzde 24’ü kronik hastalıklara yakalanırken, geliri 75 bin doların yukarısında olanların sadece yüzde 6’sında bu tarz problemler görülüyor. En ağır sağlık problemleriyle yüzleşenler, gelir düzeyi ya da eğitim seviyesi en düşük kesim arasında yer alıyor. Çünkü yüksek gelir; iyi beslenme, sıcak bir ev ve temiz bir çevreyi de beraberinde getiriyor.

7 – DÜZENLİ DOKTORA GİDİN
Doktor kontrolleri hastalıkların erken teşhis edilmesini sağlayarak üzücü sonuçları önleyebiliyor. Özellikle ilerleyenyaşlarda sağlık sorunlarınızı ihmal etmeyin ve şikayetlerinizi ertelemeyerek derhal bir doktora danışın.

8 – HAYATA OLUMLU BAKIN
ABD’nin Minnesota eyaletinin Rocherster kentinde bulunan Mayo Klinik’te yapılan bir araştırmaya göre erken ölüm ihtimali karamsar insanlarda iyimserlere oranla yüzde 50 daha fazla. Pozitif bakış açısı olanlar daha az stresli, rekabete karşı hazırlıklı ve daha sağlıklı oluyorlar.

9 – CİNSEL HAYATINIZI CANLANDIRIN
Seks sağlıklı kalmaya yarıyor ve bu da ömrü uzatıyor. Seks, insanın daha az stresli, daha mutlu ve dinlenmiş olunmasını sağlıyor. 2004 yılı Nisan ayında Amerikan Tıp Birliği gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre düzenli bir cinsel yaşam, erkeklerde prostat kanseri riskini azaltıyor.

10 – FAZLA UYUMAYIN
Çok fazla uyumak ömrü kısaltabiliyor. Araştırmaya göre günde sekiz saatten fazla uyuyanların ölüm oranları daha yüksek. Ancak bu haber, partilerde sabahlayanları sevindirmesin. Çünkü dört saatten az uyuyanların ölüm oranı da hayli yüksek. Uzun bir yaşam için günde en az altı saat uyumak gerekiyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

15 Maddeyle Her Fırsatta Tekrar Tekrar İzlenesi Film: Amélie

15. Amelie’yi oynayan Audrey Tautou’nun kendi has, duru güzelliği…

Amelie'yi oynayan Audrey Tautou'nun kendi has, duru güzelliği...

14. İzlemeseniz bile kulak aşinalığı olduğunuz bu soundtrack, sanki insanı geçmişle yolculuğa sürükler. Böyle büyülü bir havası vardır.

13. Amélie’nin bize küçük şeylerle mutlu olmayı öğretmesi.

Amélie'nin bize küçük şeylerle mutlu olmayı öğretmesi.

12. Mesela bunun gibi…

Mesela bunun gibi...

11. Amelie’nin kendi mutsuzluğunu insanları mutlu ederek doldurması ve bundan büyük keyif alması.

Amelie'nin kendi mutsuzluğunu insanları mutlu ederek doldurması ve bundan büyük keyif alması.

10. Kötü insanları da kendi adaletiyle cezalandırması. Bunu gizemli bir şekilde yapması.

Kötü insanları da kendi adaletiyle cezalandırması. Bunu gizemli bir şekilde yapması.

9. Amelie’nin her zaman hazır cevap oluşu.

Amelie'nin her zaman hazır cevap oluşu.

”Siz bir sebze bile olamazsınız Monsieur Colignon, çünkü enginarın bile bir kalbi vardır.”

8. Harika replikleri olması.

Harika replikleri olması.

Hayat çok tuhaf. Çocukken zaman çok yavaş geçer. Sonra bir de bakmışsın 50 yaşına gelmişsin ve çocukluğundan ne kaldıysa geriye bir kutuya sığmıştır,tozlu bir kutuya.

  • Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.
  • Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.
  • -Mucizelere inanır mısınız? 
  • +Bugün değil.

7. Kimsenin dikkat etmediği ayrıntıları yakalaması, dışarı bakıp sorular sorması ve bunu düşünerek mutlu olması.

Kimsenin dikkat etmediği ayrıntıları yakalaması, dışarı bakıp sorular sorması ve bunu düşünerek mutlu olması.

“Şu anda Paris’te kim bilir kaç kişi sevişiyordur?__

6. Bize gerçek aşkı hissettiğimiz zaman diğerleriyle neden işlerin yürümediğini öğretir.

Bize gerçek aşkı hissettiğimiz zaman diğerleriyle neden işlerin yürümediğini öğretir.

5. Aşk kaçınılmazdır.

Aşk kaçınılmazdır.

4. Film bittikten sonra durup düşünmeye başlarsın. Farklı düşünmeye başlarsın.

Film bittikten sonra durup düşünmeye başlarsın. Farklı düşünmeye başlarsın.

3. Ve hemen sonrasında gelen o gülümseme… ”Hayat gerçekten güzel” dercesine gülümsersin.

Ve hemen sonrasında gelen o gülümseme... ''Hayat gerçekten güzel'' dercesine gülümsersin.

2. İnsanların yaşama ezberini bozar Amélie.

İnsanların yaşama ezberini bozar Amélie.

Hem de bunu en basit şekilde yapar. Düşünmeden ve sadece gerekli olduğu düşünüldüğü için yapılan eylemleri sorgular. Sorgulamak değil de, belki sadece farkına varmak… Yaşadığının farkına varmak. Var olmak… 

1. Bu yüzden film bittikten sonra ”Neden hayatımda Amelie gibi biri yok?” diye şikayet etmek yerine, bazen onun gibi düşünmeye çalışalım. Belki hayat daha güzel olur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Düşüşten Sonra Tekrar Ayağa Kalkmayı Bilen İnsanların Hayata Dair 22 Deneyim

1. Alçak gönüllülük süstür, fakat onsuz daha başarılı olunur.

Alçak gönüllülük süstür, fakat onsuz daha başarılı olunur.

2. Kart kuşu yolmak zordur.

Kart kuşu yolmak zordur.

3. Çalışmak ekmek, tembellik kıtlık getirir.

Çalışmak ekmek, tembellik kıtlık getirir.

4. Kargalarla yarenlik eden güvercinin tüyleri beyaz kalır, ama kalbi kararır.

Kargalarla yarenlik eden güvercinin tüyleri beyaz kalır, ama kalbi kararır.

5. Hiçbir ağaç ilk darbeyle yıkılmaz.

Hiçbir ağaç ilk darbeyle yıkılmaz.

6. Kadın, çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir.

Kadın, çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir.

7. Eğitimsiz insan, cilasız aynaya benzer.

Eğitimsiz insan, cilasız aynaya benzer.

8. Bozuk yumurta bütün yemeği bozar.

Bozuk yumurta bütün yemeği bozar.

9. Hediye edilen atın dişine bakılmaz.

Hediye edilen atın dişine bakılmaz.

10. Barış zamanında bir yumurta, savaş zamanında bir öküzden daha iyidir.

Barış zamanında bir yumurta, savaş zamanında bir öküzden daha iyidir.

11. Paylaşılan sevinç iki katına çıkar.

Paylaşılan sevinç iki katına çıkar.

12. Yemek pişirmek eski tavalar ile öğrenilir.

Yemek pişirmek eski tavalar ile öğrenilir.

13. Parlayan her şey altın değildir.

Parlayan her şey altın değildir.

14. Tek gözlü olmak kör olmaktan iyidir.

Tek gözlü olmak kör olmaktan iyidir.

15. Ufak hırsızlar asılır, büyük hırsızlar serbest bırakılır.

Ufak hırsızlar asılır, büyük hırsızlar serbest bırakılır.

16. Eldeki serçe, damdaki güvercinden iyidir.

Eldeki serçe, damdaki güvercinden iyidir.

17. İtimat kontrole mani değildir.

İtimat kontrole mani değildir.

18. Herkes kendi kaderinin demircisidir.

Herkes kendi kaderinin demircisidir.
 19. Ağaçlar gökyüzüne kadar büyümez.
Ağaçlar gökyüzüne kadar büyümez.

20. Ödünç alan, özgürlüğünü satar.

Ödünç alan, özgürlüğünü satar.

21. Rica daima sıcak, teşekkür daima soğuktur.

Rica daima sıcak, teşekkür daima soğuktur.

22. Düşmek suç değildir, düşüp kalmak suçtur.

Düşmek suç değildir, düşüp kalmak suçtur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BAŞARAMAYACAĞIN HİÇBİR ŞEY YOK kendini engellemedikçe.

222db-419818089785

Geçmişe ağlamaktan anı kaçırıyoruz, geleceğe kaygımızdan anı yaşayamıyoruz böyle geçiyor zaman ama önemli olan tek şey var o da şu an. Hem hayatından memnun olmayıp hem değişime açık değilseniz üzgünüm ama o mucize gerçekleşmez.

Çevremizdeki düşmanları da, sorunları da biz yaratıyoruz. Bunu tamamen ilizyon bir dünya olarak hayal edin. Onlar sadece bizim izin verdiğimiz kadar varlar. Bazı şeyleri serbest bırakmanız için affetmeniz gerekiyor ve bazı düşmanları hayatınızdan çıkarmanız için ”görmeniz.”

Yeteri kadar depresif yıllar geçirdik. Çok acı çektik, çok depresyona girdik. Artık silkelenme zamanı gelmedi mi cidden? Bu devran kendi başına dönmeyecek işte, elini taşın altına koymadan. Ortada kocaman bir çark var evet ama onu döndüren herkesin kendi özel çarkı. Herkes kendi çarkını döndürürse evrende bu devranı döndürecektir. Bu yüzden önce kendin, sonra sevdiklerin, sonra insanlar ve doğa için kendi çarkını çevirmeye başlamalısın.

Nasıl düşmanların senin acılarını, zayıflıklarını kullanıyorsa, içindeki düşmanda aynı şeyi yapıyor. Zafer yolu içindeki düşmanı yenmekle başlayacak.

İnsanların mutluluğunu kıskandıkça mutlu olamazsın ve insanların başarılarında gözün oldukça başarısızlığa mahkum kalacaksın. Sokakta gördüğün mutlu insanların gülümsemesiyle mutlu olmadıkça, sevdiklerinin mutluluğuna içinden ”ben mutlu olmalıydım, o niye mutlu” deyip yüzüne güldükçe. Kendi işinde ”rekabet” adı altında diğer insanlardan yukarı çıkmaya çalışmak yerine onları aşağı çekmeye çalıştıkça yerinde sayacaksın. İnsanlar bu dönemde arkadaşlarının iyi ilişkilerini bile kıskanıyor. Yaptığı tatile bile sövüyor içinden. ”Ben niye böyle değilim” diye. Çünkü tam olarak bu yüzden, rekabet, para, mevki,ego aşkı gözünü kör ettiğinden.

Madde dünyasının köleliğine kendini bıraktığın için. Olasılıklar dünyasında, sonsuzluğun resminde kendimize sadece çöpten adam çiziyoruz. Yeteneksizlikten değil, kendimize ve evrene inançsızlığımızdan, başaramayacağın hiçbir şey yok sadece korkaklığın var, çünkü kafana empoze olan şeyler seni bilinçsiz kılıyor. Evet, ”yapamam” dediğin an yapamazsın.

BAŞARAMAYACAĞIN HİÇBİR ŞEY YOK kendini engellemedikçe.

İnsanların seni yargılamasına izin verme. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilsin.

Senin hayatını ”sen” yaşa çünkü ”hesabı” sen vereceksin

KAYNAK: yİĞİT pENGUEN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

40’lı Yaşların Ortasındasınız ve Yavaş Yavaş Depresyona Sürükleniyorsunuz? İşte 20 Sebebi

1. Olmak istediğin kişi ile olduğun kişi arasında uçurumlar kadar fark vardır çünkü.

Olmak istediğin kişi ile olduğun kişi arasında uçurumlar kadar fark vardır çünkü.

Çünkü sana yıllarca toz pembe gösterilmiştir her şey. Sen bir anda büyük değişimler yapacak bir insan olmayı beklerken herkes gibi sıradan biri olmak zorunda kalmakla yüzleşmek zorunda kalırsın.

2. Bedenin büyüse de içindeki çocuk bir türlü büyümemiştir. Ve bunu başkalarından saklamaya çalışırsın.

Bedenin büyüse de içindeki çocuk bir türlü büyümemiştir. Ve bunu başkalarından saklamaya çalışırsın.

Çünkü içindeki çocuk hiçbir zaman büyümez insanın. Ama bunu insanlara göstermek güçsüzlük belirtisi sayılır. Güçsüz olmak istemezsin…

3. Hatta hala o eski atari oyunlarını oynamak, hiçbir şey yapmadan televizyonun başında akşama kadar çizgi film izlemek istersin.

Hatta hala o eski atari oyunlarını oynamak, hiçbir şey yapmadan televizyonun başında akşama kadar çizgi film izlemek istersin.

Hiçbir şeyi umursamadığın o eski mutlu günler çok uzakta kalmıştır artık…

4. Herkesin kendinden başka kimseyi gerçekten sevmediği şu dünyada, seni sevebilecek birilerini ararsın. Ama nafile, bulamazsın.

Herkesin kendinden başka kimseyi gerçekten sevmediği şu dünyada, seni sevebilecek birilerini ararsın. Ama nafile, bulamazsın.

Sonuçta insan sevilmek istediği için birini sever. Sen de bu en temek ihtiyacını iliklerine kadar hissedersin.

5. Başkalarını hayal kırıklığa uğratma telaşı vardır içinde. Seni okutan ve büyüten ailenin yüzünü kara çıkarmak istemezsin. Ve bu seni mahveder.

Başkalarını hayal kırıklığa uğratma telaşı vardır içinde. Seni okutan ve büyüten ailenin yüzünü kara çıkarmak istemezsin. Ve bu seni mahveder.

Yapamamaktan zordur her zaman, sana güvenenlere yapamadım demek.

6. Sana sunulan her şeyin bir hayal olduğunu anlar ve bununla başa çıkmak zorunda kalırsın.

Sana sunulan her şeyin bir hayal olduğunu anlar ve bununla başa çıkmak zorunda kalırsın.

Bir rock yıldızı, ünlü bir futbolcu ya da, ileride nobel alacak bir bilim adamı olamayacağın gerçeği işte tam da bu yaşlarda yüzüne vurulur. O yüzden sana bu hayalleri kurduran sisteme en ağır küfürlerini tam da bu yaşlarda edersin.

7. Bir anda üstüne bir sürü sorumluluk yüklenir ve bunların altında ezilmemeye çalışırsın.

Bir anda üstüne bir sürü sorumluluk yüklenir ve bunların altında ezilmemeye çalışırsın.

Ve kimse sana bunların altından nasıl kalkacağını anlatmaz. Kendin deneyerek bulmak zorunda kalırsın.

8. Hep aynı monotonluk arasında sıkışıp kalırsın. Her sabah aynı güne uyandığını düşünüp tarifi mümkün olmayan bir bunalıma sürüklenirsin.

Hep aynı monotonluk arasında sıkışıp kalırsın. Her sabah aynı güne uyandığını düşünüp tarifi mümkün olmayan bir bunalıma sürüklenirsin.

Uyan, işe git, köpek gibi çalış, işten eve dön…

9. Zaman daha hızlı akar artık, hiçbir şeye hiçbir zaman yetişemezsin.

Zaman daha hızlı akar artık, hiçbir şeye hiçbir zaman yetişemezsin.

Belki de bu yüzdendir, her yaşın sorulduğunda artık şöyle bir duraksayıp düşünmen…

10. Adımların büyüse de yetişmen gereken şeyler de çoğalır. Bu yolda nefesin çokça daralır. Soluklanamazsın.

Adımların büyüse de yetişmen gereken şeyler de çoğalır. Bu yolda nefesin çokça daralır. Soluklanamazsın.

Sen, Dünya’yı kurtarması beklenen ama özel güçleri de olmayan herkes gibi sıradan bir süper kahramansındır artık.

11. Sen ne olduğunu anlamadan bir savaşın içerisinde bulmuşsundur çünkü kendini. Hayata adımını attığın anda bir ok sıyırır düşüncelerini.

Sen ne olduğunu anlamadan bir savaşın içerisinde bulmuşsundur çünkü kendini. Hayata adımını attığın anda bir ok sıyırır düşüncelerini.

Artık yaşamak için kendi zamanını maaş adı  verilen şey karşılığında satıp, yavaş yavaş kendini öldürmek zorundasındır artık.

12. Hiçbir zaman düşünmediğin kadar çok düşünürsün bu yaşlarda ve hayatın anlamını her gün sorgulamaya başlarsın.

Hiçbir zaman düşünmediğin kadar çok düşünürsün bu yaşlarda ve hayatın anlamını her gün sorgulamaya başlarsın.

Her şeyi düşünmeden hayatına devam eden insanlara gıpta ile bakarsın. Onların sonsuz mutluluğunu tatmak istersin. Ama bir kere düşünmeye başladığın için bunun dönüşü de yoktur bundan sonra.

13. Takmıyorum desen bile, kendindeki en ufak fiziksel kusurlarını bile kafaya takarsın.

Takmıyorum desen bile, kendindeki en ufak fiziksel kusurlarını bile kafaya takarsın.

Saçlarım dökülmeye başlıyor… Yaşlanıyorum… Alnımın ortasındaki bu çukur ne zamandır burada? Neden bu kadar kilo aldım? Halbuki bir şey yemiyorum da… Gözlerimin altındaki bu morluklar? Geçen zamanın oraya yuva yapması ve tüm uykusuzluklarımın orada birikmesi sonucu mu oluştular?

14. Özgür olmayı düşlersin, ama kafesinin sınırları kadar özgürsündür. Bulunduğun coğrafyadan, işten, yaşadığın evden uzaklaşamazsın.

Özgür olmayı düşlersin, ama kafesinin sınırları kadar özgürsündür. Bulunduğun coğrafyadan, işten, yaşadığın evden uzaklaşamazsın.

Görünmez sınırlar içerisinde hapsolursun ve oradan uzaklaşamazsın.

15. Her şeyini bırakıp yollara düşen insanlara imrenerek bakarsın, onlarda olup sende olmayan şeyi sorgulayıp durursun. Ama cevap alamazsın.

Her şeyini bırakıp yollara düşen insanlara imrenerek bakarsın, onlarda olup sende olmayan şeyi sorgulayıp durursun. Ama cevap alamazsın.

Geride bırakacakları bir şeyleri olmaması ya da kafalarına takmamaları belki de…

16. Bir belirsizlik içerisinde sürüklenip durursun, ne olacağın, ne yapacağın, bundan sonra nasıl yaşayacağın evrenin ulaşılamayan noktaları gibi belirsizdir artık senin için.

Bir belirsizlik içerisinde sürüklenip durursun, ne olacağın, ne yapacağın, bundan sonra nasıl yaşayacağın evrenin ulaşılamayan noktaları gibi belirsizdir artık senin için.

Gelecek kadar seni korkutan herhangi bir şey yoktur artık. En büyük korkun gelecek olmuştur.

17. Ertelersin her şeyi, mutlu olmayı bile bazen.

Ertelersin her şeyi, mutlu olmayı bile bazen.

Mutsuz olmaktan korktuğun için mutlu olmaktan bile vazgeçtiğin zamanların olur.

18. Her şey için kendini suçlarsın. Yeri geldiğinde, önceden kurduğun hayaller için bile…

Her şey için kendini suçlarsın. Yeri geldiğinde, önceden kurduğun hayaller için bile...

Yapamadığın ya da yaptığın ne varsa bunların tek suçlusu olarak kendini görürsün. Ama hiçbir zaman bu doğru değildir.

19. Kendine tutamayacağın sözler verirsin, sonra bunları yerine getirmediğin için pişmanlık duyarsın.

Kendine tutamayacağın sözler verirsin, sonra bunları yerine getirmediğin için pişmanlık duyarsın.

Mükemmeli istemenin sonuçlarıdır hep.

20. Ve en önemlisi sürekli kendini başkalarıyla kıyaslarsın.

Ve en önemlisi sürekli kendini başkalarıyla kıyaslarsın.

Seni başkalarıyla o kadar çok kıyaslamışlardır ki, sonunda bu büyük kötülüğü durmadan kendine yaparsın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En tehlikeli insan tipinin 10 özelliği.

kiloÅŸismandietnefes[1]

1. Az okur ama çok inanırlar.
2. Eşyaya, paraya insandan daha çok önem verirler.
3. Yalanı çok rahat söylerler.
4. Çok iyiliğiniz olsa bile bir hatada hepsini unuturlar.
5. Her şey için başkalarını suçlarlar.
6. Ara bozmak laf taşımak konusunda çok beceriklidirler.
7. Bir dedikleri bir dediklerini tutmaz ama ne kadar affediciyim diye övünürler.
8. Gereksiz bir kibirleri ve özgüvenleri vardır.
9. Acındırır, istediğini alır ve fırsatını bulunca yok olurlar.
10. Bencildirler ama farkında değillerdir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaliteli Yaşamak İçin…

11745418_10155815925570557_4126495811298963407_n[1]

AZALTIN :

Yediğiniz yemeği, yemeğinizin tuzunu…

Çayın şekerini, kullandığınız eşyaları…

Harcadığınız parayı, boşa geçen zamanı…

Gözyaşlarını, kafaya taktıklarınızı…

Kıyafetlerinizi, kuruntularınızı…

Bilgisayar başında harcadığınız süreyi…

Telefonla konuştuğunuz süreyi…

İnsanlardan beklentilerinizi, televizyon izlemeyi azaltın.

BIRAKIN :

Şikayet etmeyi, çekingenliği…

Rezil olma korkusunu, mazeret üretmeyi…

Başkaları için yaşamayı, yapamam düşüncesini…

Olumsuz düşünmeyi, olumsuz kelimeleri…

Surat asmayı, ön yargıyı…

Herkesi eleştirmeyi, herkesi düzeltmeyi çalışmaya bırakın.

ÇOĞALTIN :

Gülümsemeyi, sevmeyi…

Olumlu düşünmeyi, dua etmeyi…

Şükretmeyi, ayaklarınızın toprağa temasını…

Renkli giyinmeyi, sizi iyi hissettiren müzikleri…

İçtiğiniz su miktarını, çocuklarla geçirdiğiniz vakti…

Teşekkür etmeyi, selam vermeyi…

Özür dilemeyi, mazur görmeyi…

Alttan almayı, sevginizi hak edene vermeyi…

İstikrarınızı, hayal kurmayı…

Güzel söz söylemeyi, kitap okumayı çoğaltın.

Okuduğunuz sözler çok anlamlı, hiç birini yanlış diye atamazsınız.  Kaliteli yaşamak için kural çok basit, yeter ki uygulayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşam hem iyi hava hem kötü hava,hem zevk hem acı,hem yaz hem kış,hem gece hem gündüz varsa yaşanır.

11891080_10153929395949879_2691145277986926616_n[1]

Bir zamanlar kötü geçen bir hasattan şikayet eden bir çiftçi vardı:”Tanrı hava durumunu kontrol etmeme izin verse her şey daha iyi olurdu.”
Tanrı ona dedi ki:”Bir yıl boyunca havanın kontrolünü sana bırakacağım.Ne istersen hemen yerine gelecek.
Zavallı adam çok mutlu oldu ve hemen dedi ki “şimdi güneş istiyorum” ve güneş çıktı.Sonra dedi ki “şimdi yağmur yağsın” ve yağdı.Bir sene boyunca önce güneş açtı ve sonra yağmur yağdı.Mahsül hiç bu kadar bol,hiç bu kadar yemyeşil olmamıştı.
Sıra hasata geldi.Çiftçi buğdayı biçmeye koyuldu,ama yüreğine indi.Başakların içi bomboştu.Tanrı gelip sordu: “Nasıl mahsülün ?”
Adam şikayet etti:”Kötü efendim,çok kötü”.
“Peki sen havayı kontrol etmedin mi ?İstediğin her şey olmadı mı ?”
“Evet!Ben de işte bundan dolayı şaşkına döndüm.İstediğim güneşi ve yağmuru elde ettim ama hiç mahsül yok.”
“Peki hiç rüzgar,fırtına,kar ve buz istemedin mi ?Bunlar havayı temizleyip kökleri güçlü hale getiriyor.Mahsülün de içi doluyor.Hep iyi havayla olur mu hiç ? Elinde bu yüzden mahsül yok”
Yaşam hem iyi hava hem kötü hava,hem zevk hem acı,hem yaz hem kış,hem gece hem gündüz varsa yaşanır.Hem üzüntü hem mutluluk,hem rahat hem rahatsızlık olmalı.Yaşam işte böyle uçlar arasında güzelleşir..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »