MUM İLE AURA GÖRMEK İÇİN DENEY .

4auraimage[1]

Öncelikle aurayı görmek için rahat bir şekilde loş bir odada bir arkadaşınızla beraber yapmanız lazımdır.
1) Mumu yakıyoruz.
2) Muma direk olarak gözleri kırpmadan bakıyoruz. ( 5 ) dakika
3) Muma baktığımızda gözler yaşaracaktır.
4) Anide odanın diğer ucundaki arkadaşımıza kafamızı cevirip onun başının üstüne bakıyoruz. Anlıkda olsa bir renk göreceksiniz.
5) Tebrikler gördüğünüz renk Arkadaşınızın o anki Aura rengiydi

AURA RENKLERİ VE ANLAMLARI

AURA RENKLERİ
Auranın taban renkleri gökkuşağının renklerini içerir ancak aurada gökkuşağına ait olmayan renkler de vardır.

KIRMIZI : Liderlik
Bu güçlü bir renktir.İnsana güçlü bir ego ve başarılı olmak için güçlü bir arzu verir. Pozitif hallerinde taban rengi kırmızı olan kişiler başkalarına esin verecek enerji, karizma ve dürtülere sahip oldukları için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarına otururlar. Sevgi dolu ve sıcak kalpli olurlar ayrıca fiziksel olarak da güçlüdürler. Negatif hallerinde ise asilik, hırçınlık, isyankarlık, öfkeli tutum, kötü niyetlilik, yıkıcı tavırlar hatta nefrete kadar varan özellikleri taşırlar. Fakat kırmızı renk çok koyu tonda ise asil davranışlardan yoksunluk, egoistliğin göstergesidir. Koyu kırmızı renk aynı anda ihtirasında işaretçisidir. Sisli bir görünüm alırsa ihtiras titreşiminin kirli ve sağlık dışı olduğu manasına gelmektedir. Özünde kahverengi ton bulunan kırmızı renk korkunun; kahverengi ton koyulaşarak siyaha döndüğündeyse negatif titreşimli niyetin habercisidir. Kırmızı rengin içerisinde hafif sarımsı tonda bir renk olması halinde istem dışı duygu ve istekleri sergilemektedir. Açık kırmızı renk sinirli bir yapıyı simgeler. Parlak, berrak kırmızı renk tonu ise canlı enerjiyi, eli açıklığı, fizik sağlığı da belirtir. Parlak, gül rengi tonu ise evlat sevgisini, yuva sevgisini simgelerken, kırmızının pembemsi tonu ise, mutluluk, huzur, yumuşak yürekliğin habercisidir.

TURUNCU : Uyum ve İşbirliği
Turuncu şefkatli bir renktir. Genellikle sezgileri güçlü, dokunmayı seven ve anlaşılması kolay insanların rengidir.Bu kişilerin yanında başkaları kendilerini rahat hisseder. Düşünceli, pratik ve ayakları yere basan kişilerdir. Bu renk en berrak tonda bulunduğu zaman taşkın güç potansiyelini ve canlılığı göstermektedir. Turuncunun olumsuz konumu kırmızı tonlarına kaçtığı zamandır ve ben-merkezcilik, egonun habercisidir. Tembellik ve “hiç umurumda değil” tavrının yansımasıdır.

SARI: Yaratıcılık ve zihinsel parlaklık.
Taban rengi sarı olan kişiler heyecanlı, değişken ve heveslidirler. Hızlı düşünürler, başkalarını eğlendirmeyi ve eğlenmeyi severler. Sosyaldirler ve uzun uzun sohbet etmeyi severler. Her türlü konuda konuşabilirler. Parlaklaşıp altın rengi tonuna doğru değişim gösterdiğinde zekada yükselme, ruhsallık aracılığıyla gerçeklenen arınmayı göstericidir. Sisli veya çamurlu gibi olan sarı renk ise cin düşüncelere sahip olmayı, kurnazlığı, açgözlülüğü ve ben merkezci egoistliği gösterir. Bu olumsuz durumda utangaçlığı ve yalan söyleme eğilimini de ortaya çıkarır.

YEŞİL : Şifa
Dengeselliğin rengi olan yeşil aynı anda kalbin de yansıtıcı rengidir. Zümrüt renginin tonlarına büründüğünde şifayı temsil eder. Eğer birinin aurasında zümrüt yeşili rengi çokça bulunuyorsa, o kişinin şifa yeteneğine sahip olduğunu ve şifa sanatıyla alakalı olduğunun habercisidir veya o alan üzerinde uygulamalar yaptığının belirtisidir. Işık tayfının merkezi rengi olan yeşil bir insanın aurasında görüldüğü takdirde ahenk, denge, uyum, esnek davranışların göstergesidir. Yeşilin tüm açık tonları uyumlu olmayı, barışçı yapıyı, yakın alakayı ifade eder, genellikle anlaşması çok kolay insanlardır ama gerekli olduğu zaman son derece inatçı olabilirler. Negatif anlamda ise aşırı bencilliğin, tam bir egoistliğin göstergesidir. Fakat yeşil renk çamurlu veya sisli gibi gözüküyorsa, o kişide üç kağıtçılığı ve açgözlülüğü sergilerken; kahverengimsi bir tona döndüğünde ise kıskanç davranışların habercisidir. Bu negatif çizgiler kişinin katı ve olaylara karşı esneklik olmamasının nedenidir.

MAVİ : Değişkenlik
Bu kişiler genellikle pozitif ve hevesli oldukları için mavi taban rengi olarak harika bir renktir. Bu rengi taşıyan kişilerin auraları geniş ve parlaktır. Herkes gibi iniş ve çıkışları çok olmasına rağmen zorlukları kolaylıkla aşarlar. Yürekleri her zaman genç kalır. Samimi ve dürüst olup akıllarındakini söylerler. Oldukça eski zamanlardan itibaren dini duygu ve sezgisel anlayışın sembolü olarak kabul gören mavi rengi en yüksek seviyede Üçüncü Gözle, yaratıcılık, ilham ve zekanın daha yüksek formsal titreşimi ile ilişkilidir. Mavi renk şifacının ilk görebildiği renklerden biridir.

ÇİVİT MAVİSİ : Başkalarına karşı sorumluluk
Aurada mavi, çivit mavi tonda renge doğru koyulaştıkça sadık bir kişiliğe, dini inançları olan birinin karşımızda olduğunu haber verir.Sıcak, şifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi çivit mavisi olan kişiler genellikle insanı yardım konularıyla ilgilenirler. Başkalarına yardım etmekten ve sevdiklerini çevrelerinde görmekten hoşlanılırlar. Sevdikleriyle beraber çok mutludurlar. Hayır demeyi başaramazlar ve bu yüzden de çok istismar edilirler. İşlere başlama konusunda çok iyidirler ve heveslidirler ancak bitirmeleri aynı azimle gerçekleşmez. İçerisinde kahverengi tonları veya siyah tonlarına yakın renkleri barındıran mavi rengin negatif tarafıyla dini duygularda, ruhsallığın karanlık yönlerine doğru bir sapmanın belirtisidir.

MENEKŞE MORU : Tinsel ve Entelektüel gelişme
Kırmızı rengin ve mavi rengin karışımlarının oluşturduğu mor menekşe rengi çok yüce ruhani hedefleri ve ruhsal gücü simgelemektedir. Ruhsal tekamül yolunda çok ilerlemiş birinin aurasında menekşe rengi ağırlıklı olarak görülür. Taban Rengi menekşe moru olan kişiler yaşamları boyunca tinselliklerini geliştirirler. Öğrenmeye ve bilgelikleri arttıkça auraları da genişler ve parlar.O hep asil bir kişilik yapısını, kraliyet rengini temsil ettiği gibi, aura üzerinde bir yalıtıcı ve arıtıcı olarak da işlev yapar. Ortak bir renk olmadığı için her aurada gözükmeyebilir. O yüksek alemlerden yansıma yapan bir renktir, sadece spiritüel üstatlarda görülmektedir. Eflatun tonuna doğru kaçtığında yüksek ruhsallığı ve canlılığı, leylak rengi tonuna doğru derinleştikçe de şefkati ve özverili bir kişiliği simgeler. Üstadın tekamülü esnasında pozitife doğru ilerleme oldukça da oradan yayılarak ışık aracılığıyla bütün aurayı doldurarak, kendini hissettirir. Bu rengin negatif çizgisi başkalarına itici gelen bir üstünlük taslama olarak ortaya çıkabilir.

KAHVERENGİ : Sağlık sorunları
Renk çarkı içerisinde yer almayan, fakat tüm renklerin karışımından oluşan bir renktir. Bazı kişilere göre ona işadamlarının rengi de denilmektedir. Lakin genelde fiziksel hastalıkları algılattıran bir renk olduğu için aurada görülmesinde olumsuz etkileri hissedilebilir. Şifacıların çoğu kahverengi renk ile negatif beşeri özellikler arasında bağlantı kurmaktadır. Bu renk gözüktüğünde cimriselliği, açgözlülüğü ve alt düzeydeki maddi içgüdüleri simgeler. Bir şekilde titreşimsel etkileri en üst seviyeye ulaşır. Bu da altuni kahverengi tonda olduğu zamandır ve o zaman çalışkan, organize ve yöntemli bir karakteri simgelemektedir.

SİYAH : Yaşamı reddetme
Her cins seviyede karanlığın habercisi olan siyah aynı anda ışığın yokluğu anlamına da demektir. Tek istisna hali ise fizik bedenle eterik beden arasında dar bir bant şeklinde görüldüğündeki halidir. Buna fiziksel aura demekteyiz. Bu, aurayı doldurduğunda yaşamı, yaşamın kendisini yadırgamak hatta reddetmek manasın gelmektedir. Başka bir şekilde aura içinde çizgiler halinde gözüktüğünde pozitif yönleri öldürür.

GRİ-GÜMÜŞ : Sıradanlık
Gri-Gümüş aurada pek rastlanan bir taban rengi değildir. Bu kişilerin hayal güçleri kuvvetli olup büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazık ki bunları hayata geçiremezler. Yeterli motivasyonları yoktur.Bu renk ise durgunluğu, donukluğu, alışılagelmiş bir karakteri sergileyen bir renktir denilebilir. Fiziki seviyede de donukluğu, durgunluğu belirttiği gibi, pek çok zaman hastalıklarla beraber gözüken insanın canlılıktan yoksunluğunu da simgelemektedir. Koyu ve kurşuni tonlarda hale gelmesi ise korkulara, karmaşalara hatta hastalık derecesine varan karamsarlığa habercidir. Bu renk aura içerisinde gözüktüğünde ise, güven eksikliğini hatta beraberinde aldatıcı kişiliği simgelemektedir. Ancak bir kez motive olma şansını yakalarlarsa, bu kişilerdeki gelişmeler sevinç verici başarılar haline dönüşebilir.

ALTIN : Sınırsız
Bu taban rengi açısından en güçlü renktir. İnsanlara geniş boyutlu projeleri ve kafalarına koydukları her şeyi gerçekleştirme gücü verir. Karizmatik, çok çalışkan, sabırlı ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yaşamda en büyük başarılarını geç kazanırlar.

PEMBE: Finansal ve maddi başarı
Bu narin görünümlü renk inatçı ve kararlı insanların auralarının taban rengidir. Bu kişilerin çıtaları yüksektir ve sarsılmaz bir karalılıkla amaçlarının peşinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren mevkilere gelmeleri rastlantı değildir. Aslında derinliklerinde alçakgönüllü, sakin, sevgi dolu, nazik, ve şefkatli bir kimlik barındırırlar. Sevdikleri çevresinde olduğu zaman çok mutlu olurlar.

BRONZ: İnsancıllık
Bu sonbahar renkli taban rengi, neredeyse paslı olan görünümüyle çok çekicidir. Taban rengi bronz olanlar başkalarına özen gösteren, insancıl ve yardımsever insanlardır. Yumuşak kalpli ve cömerttirler. Hayır demeyi bilemezler ve istismara çok uğrarlar.

BEYAZ : Aydınlanma ve esin
Beyaz saflığın rengidir ve taban rengi olarak çok az görülür. Tüm renkler beyazdan geldiği için diğer anlamda ışığın rengidir. Bu kişilerin egoları neredeyse yok gibidir.Kendilerinden çok başkalarının iyiliği için çalışırlar. Ruhsal anlamda ise mükemmeliyet, birliğe ve bütünlüğe ulaşmanın, aydınlanmış erdem sahibi varlıkların kendisini anlatma şekli beyaz rengin ortaya çıkması neticesinde olmaktadır.

ŞİFA SEANSINDA AURA’YA RENKLE TEDAVİDE BULUNMA

Şifa düzeylerini ilerletmiş şifacılar enerji gönderimi esnasında enerjinin rengini de seçebiliyor ve bu renk enerjilerini aura alanına göndererek çeşitli rahatsızlıkları bu yolla tedavi edebiliyorlar.
KIRMIZI : Alanı yüklemek, kanseri iyileştirmek, soğuk bölgeleri ısıtmak,
TURUNCU: Alanı yüklemek, cinsel potansiyeli arttırmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek,
SARI:İkinci şakraya yükleme yapmak, dumanlı zihni temizlemek,
YEŞİL: Dördüncü şakraya yükleme yapmak, dengelemek, genel şifa vermek,
MAVİ: Sakinleştirme, huzur vermek, korumak,
MOR: Ruh ile bağlantı kurmak,
ÇİVİT: Üçüncü gözü açmak, zihni temizlemek,
LAVANTA: Alanı zararlı maddelerden arıtmak,
BEYAZ: Alanı yüklemek, barış ve huzur sağlamak, acıyı dindirmek,
ALTIN: Alanı güçlendirmek,
GÜMÜŞ: Alanı temizlemek
SİYAH: Hastayı lütuf, sessizlik ve Tanrı ile barış haline sokmak
MAVİ_MOR:Derin doku ve kemik çalışmasında acıyı dindirme ve aura alanını geliştirmek amacıyla kullanılır.

* Alıntı. sonsuz şifa sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

BrendAnt[1]

Bu yaşanmış hikayeyi okuduktan sonra fikriniz değişecek!

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..

Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca..
Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mi?” diye bağırdı. Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. 
Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım…”

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

* Alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşlılıktan Ve Yaşlanmaktan Korkmayın…

10449517_1616157801948019_6076468066390264582_n1[1]

ABD’li ünlü komedyon George Carlin’in ilginç önerileri var:

1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy…

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara
yaklaşmayın.

3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz
atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da,
Alzheimer’dir.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş,
balık, müzik, bitkiler… Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını
çıkarın!…

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa,
düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin.

9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi ve
yabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusuna
kapılmayın.

10. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta
sevdiğinizi hissettirin.

11. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HİÇBİR ŞEY OLDUĞU GİBİ KALMAZ ”BU DA GEÇER YA HU..!”

picture[1]

Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, Böyle zengin olduğun için hep şükret der. Şakir ise şöyle cevap verir: Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer…

Derviş, Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder. Haa o Şakir mi? der köylüler, O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor. Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir, bu kez Derviş son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme… Unutma, bu da geçer…

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır:Bu da geçer…

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer” Derviş, “Ölümün nesi geçecek? “diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…

O aralar ülkenin sultanı Mahmut, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “BU DA GEÇER YA HU” yazmaktadır.

kaynak: sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Uykuya Dalarken Niye Aniden İrkiliriz…

11229690_895534827166998_2690826520827265836_n[2]

Uykuya dalarken gelen ani irkilme; Beyninizden, bir elektrik dalgasının omurilik üzerinden tüm vücudunuza yayılması sonucu ulaşır…

Bunun tam olarak nedeni, beyninizin sizi hareketsiz görüp öldüğünüzden şüphelenmesi sebebiyle olur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En İyi Arkadaşlarına Sırt Çevirenlerin Yeri Neresidir…

imagesTR9MVU21

Cennet ve Dostluk
“Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış,güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler;kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın köşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.
Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş.
“iyi günler”
“iyi günler” diye yanıt vermiş bekçi.
“Burası harika bir yer, adı ne?”
“Burası cennet ”
“Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok susadık.”
“İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz”, demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.
“Atımla köpeğim de susadılar”
“Kusura bakmayın”, demiş bekçi.
“Buraya hayvanlar giremez”.
Yolcu çok üzülmüş, çok susamış,köpeği içmeden içmek istememiş..
Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş.
Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü, küçük bir kapıya varmışlar, kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş.
Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi yatan bir adam varmış.
“İyi günler”, demiş yolcu.
Adam başını sallamış.
“Atım ,köpeğim ve ben çok susadık.”
“Şurada taşların arasında bir pınar var”,diyen adam eliyle orayı işaret etmiş.
“İstediğiniz kadar içebilirsiniz.”
Yolcu ,atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler.
Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.
“İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz”, demiş bekçi.
“Buranın adı ne?”
“Cennet.”
“Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu söyledi.”
“Orası cennet değil cehennemdi.”
Yolcunun aklı karışmış.
“Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz?Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!”
“Hiçte değil Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar.
“En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SON ZAMANLARDA GÖRDÜĞÜM EN ANLAMLI ESERLERDEN BİRİSİ…

12074490_928645533873082_5167379103846206282_n[1]

Ukraynalı sanatçı Alexandr Milov tarafından yapılmış. İki yetişkin birbiriyle kavga edip sırtlarını dönseler bile içlerindeki çocuk iletişim halinde. Eğer; telafisi imkansız bir hata değilse öyleyse bağışla sev içindeki çocuk öyle yapardı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sol Tarafınızda Uyumanın Yararları

 uyku01[1]

Sol tarafınızda uyuduğunuz zaman organlarınızın işlevini kolaytırdığınız için çok sağlıklı bir şey yapıyorsunuz. Bu işlevlerin yanısıra kan dolaşımını ve sindirimi de geliştirir.

Genelde vücudunuzun hangi tarafında uyuyorsunuz? Ya da sırtınızda yatarak mı uyuyorsunuz? Uzmanlar en iyi uyuma şeklinin sol tarafınıza yatarak uyumak olduğunu söylüyor. Şimdi açıklayacağız. 

Sol tarafınızda uyumanın 5 Yararı

Bu makalenin başlığı sizi şaşırtabilir. Bugüne kadar herhangi bir pozisyonda uyumanın vücuda yararları olabileceğini hiç düşünmemiş olabilirsiniz. Ama durum şu ki, evet, yararları var.

Doğu tıbbı bize zaten sol tarafımızda uyumanın sağlıklı olduğunu söylüyor. Yakın zamanlarda Klinik Gastroenteroloji Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmaya göre Dr. John Doulliard bunu anlamamız için bize yardımcı oluyor. Şimdi sizlere bu öğüdü uygulamak üzerine kısa bir yazı sunacağız. Bunu okuduktan sonra ikna olacağınıza eminiz.

1. Düzenli Lenfatik Süzülme için

Dr. Doulliard bizlere sol tarafımızda uyumanın en doğal uyuma şekli olduğunu söylüyor. Bu taraf lenfatik sistemin baskın olduğu taraf. Burada lenfatik süzülme gerçekleşiyor ve lenfatik sistem protein, glukoz ve metabolit gibi öğelerin taşınmasını sağlayarak bunların lenf bezelerinde filtrelenmesini sağlıyor, ve doğal olarak bunların sol tarafta süzülmesi gerekiyor. Dolayısıyla unutmayın, ilk nedeni lenf sistemimiz.

2. Anatomi için

Şu an hatırlamayabilirsiniz ama mide ve pankreas vücudun sol tarafında yer alıyor. Eğer bu tarafa doğru uyursak sindirim sistemi daha iyi çalışıyor. Bu şekilde gastrik sıvılar daha kolay yönlendiriliyor ve pankreatik enzimlerin salgılanması kolaylaşıyor. Bu da sindirimin sağ tarafınızda uyuduğunuzda bir anda gerçekleşmesi yerine yavaş yavaş daha işlemesine yarıyor.

3. Kalp Sağlığı için

uyku02

Şaşırtıcı mı? Kesinlikle. Bu çalışma bizlere kalbin %80’inin vücudun sol tarafında olduğunu söylüyor ve sadece vücudun sol tarafında uyuyarak, kalbin bundan doğal ve basit bir biçimde yararlanacağını belirtiyor –bunu sağlayan da lenf sisteminin daha iyi süzülmesi. Düşünülmesi gereken bir diğer öğe de şahdamarının kalpten ayrılarak bir kıvrım ile karın bölgesine ulaşması. Eğer sol tarafımızda uyursak kalbimiz daha rahat ve kolayca kan pompalıyor. Not aldınız mı?

4. Şekerleme yapan birisi misiniz?

Eğer her zaman şekerleme yapan birisiyseniz veya çok yemek yedikten sonra şekerleme ihtiyacı duyuyorsanız sol tarafınızda uyumayı unutmayın. Bu hem sindirimize iyi gelecek hem de daha atik ve az yorgun biçimde karın ağrısı olmadan uyanacaksınız. Bir deneyin ve sol tarafınızda uyuyarak şekerlemenizden sonra ne kadar iyi hissettiğinizi gözlemleyin.

5. Dalağın Sağlığı için

uyku03

Dalak vücudun sağ tarafında yer alır. Bu organ aynı zamanda lenf sisteminin bir parçasıdır ve kanın temizlenmesi ve lenf fonksiyonlarının düzenli işlemesi için gereklidir. Sol tarafımızda uyuduğumuz zaman sıvılar dalağa daha kolay iletilir ve bu da vücudun yer çekimini doğallaştırır. Lenf sisteminin çoğunlukla işlevi sol tarafta gerçekleşir.

Şimdi, sağlığınız için sol tarafta uyumanın neden önerildiğini biliyorsunuz. Bu akşam deneyecek misiniz?

kaynak: sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İSTEKLERİNİ TEZAHÜR ETTİRMEK İÇİN 8 KURALI KULLAN

rose[1]

Pozitif düşünce, Çekim yasası, Olumlama, Kuantum düşünce tekniği… İsteklerimizi tezahür ettirmek için kullanabileceğimiz birçok başlık var. Ben de tüm bu konularla ilgili 8 ki hepsi aynı konudur kısa bir kullanım kılavuzu hazırlayayım dedim. Sonuç olarak ortaya şu çıktı:

1 ) Öncelikle küçük isteklerle başla. Böylece zihnini isteklerinin gerçekleşeceğine ikna edersin. Hiç bir şey başarının kendisinden daha başarılı bir etki bırakmaz zihninin üzerinde. Başarı ise hayatına yeni başarıları çeker. Böylece başlangıç adımın kolay netice verir ve daha da büyük isteklerinin gerçekleşeceğine inanır.

2 ) İsteklerini doğru formüller halinde evrene sunmalısın. Şimdiki zamanda istemek tek doğru kuraldır. “Ben sağlıklıyım”, “Ben zenginim”, Benim mükemmel bir ilişkim var”, Ben sevdiğim bir ortamda, sevdiğim işi yapıyorum” gibi cümleler olmalı. “…olacak”, “…sevecek” gibi cak/cek ‘le biten cümlelerden uzak dur. Aksi takdirde sadece isteme durumunu istemiş olursun ki, bu da sana sürekli isteme halinden başka bir şey getirmez.
Olmuş gibi davranmalısın. İstediğin her neyse, ona sahipmiş gibi yaşamalısın. İsteğinin gerçekleşeceğine dair olumlu bir ruh hali içinde olman önemli. Böyle davranırsan motivasyonun artar. Hayatına doğru olayları da beraberinde çekmiş olursun.
Olumsuz ekler içeren cümlelerden kendini arındır. Engel olmaya çalıştığın şeyleri andıkça onları da hayatına çekiverirsin. Enerjini sahip olmak istemediklerine değil, sahip olmak istediklerine yönlendir. Unutma korkular, korktuklarını hayatına çeker. “ hasta olmak istemiyorum” dediğin an hastalığı çekersin. Ağzından dökülen kelimelerin bilincinde ol. “Ben sağlıklıyım!” de.
Bir şeyi var etmemeyi değil, bir şeyi var etmeyi becerebiliyorsun. Bu yüzden sadece var etmek istediklerine odaklan, var etmek istemediklerine odaklandıkça içini korkuyla doldurursun.
Sakın ola, bir şeyi önlemek adına kurulmuş cümleler kullanma. Bunu yapamazsın. Tam tersini ise uygulayabiliyorsun. Demek ki yalnızca olumlu cümleler kuracaksın. Hiçbir cümlen yok etmeye yönelik olmayacak.
“Ben sağlıklıyım!” cümlesi kısa ve öz bir emirdir. Böyle bir emirle evrene hastalığına ilgilendiğini değil, sağlığınla ilgilendiğini gösterirsin.

3 ) İsteklerini yaz. Yazdıkça onları beyan etmiş olursun. Yazdığın andan itibaren isteğin maddeye dönüşmüştür. O senin sabit ve kesin isteğin haline gelmiştir. Yazınca isteğin sarsılmaz ve kesim bir forma bürünmüştür.
Yazılmış isteğin gerçekleştiğinde onu kolayca takip de edebilirsin. Gerçekten istediğini mi elde ettin? Yoksa onu tekrar formüle mi etmelisin? Bunu sadece yazdıysan görebilirsin. Yazarak tüm bunları uygulaman daha kolay olacaktır. Bunun için ister bir ajanda, ister bir defter kullanabilirsin.
Formüllerin kısa, öz, net ve kesin olsun. İsteklerini ne kadar doğru iletirsen, karşılığını o kadar doğru alırsın. Kısa ve öz formüller üretirken, isteğin üzerinde düşünmek zorunda kalırsın ve bu sayede onun özüne inebilirsin. İsteğinin özüne inmek onun gerçekleşme süresini hızlandırır.

4 ) Muhakkak teşekkür etmelisin. Teşekkür ederek iyi olan her şeyi çoğaltırsın, hayatına bolluk bereket gelir. Teşekkür ederek hayatını gözden geçirirsin ve hayatındaki güzel gelişmelerin farkına varabilirsin. Bu sayede elde ettiklerine ve sahip olduklarına hak ettikleri dikkati ve değeri vermiş olursun. Dikkatini neye verirsen, enerjin peşinden gider. Hayatındaki tüm iyiliklere ve güzelliklere teşekkür ettikçe dikkatin enerjin o yöne akar. Şükredeceğin, teşekkür edeceğin şeyler artar.
Teşekkür ettikçe isteğini şimdiki zamanda tutarsın. Nasıl ki duanın sonundaki “amin” duayı doğrulayan ve kesinleştiren bir şeyse, isteklerinde de teşekkür ve şükretmek aynı etkiyi yaratır. Dua etmek ya da bir istekte bulunmak birbirinden çok farklı konular değildir. Her iki koşulda da dünya üzerinde beş duyunla tanıdığın “sen”den daha yüce bir mertebeye sesleniyorsun.
Ayrıca unutma teşekkür etmek endişeleri ve korkuları ortadan kaldırır. Kendine güvenin artar. Unutma arkadaşlarından bir istekte bulunduğunda bile, daha isterken yapacağından emin bir şekilde teşekkür ediyorsun. Teşekkür ederek siparişini teyit etmiş olursun. İsteğini mühürlersin, imzalarsın.

5 ) Endişe etmeyi bırak ve yüreğini güven duygusu ile doldur. Endişe her zaman kesin bir istektir. Bir istekte bulunduktan sonra endişe duyarsan, evren o isteğini istemediğini düşünecek. Yani birinci siparişin isteğin iken, ikinci siparişin isteğini iptal etmen olacaktır. Her zaman başarılısın, sadece hangi isteklerinin daha baskın olduğunun farkına var. İstediğin her hangi bir şey mi, yoksa endişen mi daha baskın bir istek?
Başarıya inanmazsan başarılı olamazsın. Başarısızlığa değil, başarıya odaklan. Başarısızlığa odaklandığında da başarılı olacaksın tabii ki. Fakat bu durumda ödülün başarısızlık olacak!

6 ) Sessiz olmayı öğren. Bir istekte bulunduysan bunu kendine sakla, onun enerjisini kimsenin ağzına sakız etme. Sırrını saklayabilirsen onu başkalarının olumsuzluklarından, şüphelerinden, hatta kıskançlıklarında uzak tutmuş olursun. Bırak başkaları gerçekleşene kadar isteğinden haberdar olmasın.

7 ) İsteğini unut! Böyle yaparsan siparişini iptal edebilecek endişelerinden de kurtulmuş olursun. Ayrıca unutursan o yüce mertebeye güvendiğini de göstermiş olursun. Geçenlerde “Var mısın? Yok musun?” programına 50 Cent konuk olmuştu. Acun ona “artık çok paran var, paraya karşı yaklaşımın nasıl?” gibilerinden bir soru sormuştu. 50 Cent ise, fakir olduğu zamanlarda en çok parayı düşündüğünü, fakat insan çok paraya sahip olunca parayı değil, hayatta neler yapmak istediğini düşündüğünü söylemişti. Bu söz sana örnek olsun. Eğer zengin olmak istiyorsan zenginmiş gibi davran, paraya sahip insan (eğer bankacı değilse) zamanını parayı düşünerek geçirmez.

8 ) Tesadüflere gözün açık olsun. Evrenin isteklerini hangi yollarla gerçekleştireceğini bilemezsin. Hatta çoğunlukla senin aklına bile gelmeyen bir yolu kullanacaktır. Gözünü, kulağını dört aç ve uyanık ol. Böyle yaparsan seni isteğine götürecek tüm bilgilere kavuşursun. Sezgilerinin seni yönlendirdiği tarafa doğru git. Sana mantıklı gelmese bile, evren sana senin tanımadığın bir yol ile ulaşmaya çalışıyor olabilir.

9 ) Gerçekten ne istediğini, yani büyük isteğinin ne olduğunu bulmak için çaba sarf et. Sana, senin doğana hiç uymayan bir istekte bulunmanın hiçbir mantığı yoktur. Sadece başkaları sahip diye istekte bulunma! İsteğin sana uygun olsun. Senin GERÇEKTEN istediğin bir şey olsun. Seni daha mutlu, daha sevgi dolu kılacak bir şey olsun. Her gerçekleşmiş istek senin hayatını değiştirecektir. Bu yüzden isteklerinde dikkatli ol! Onlar seni gerçekten gitmek istediğin yolda ilerleten ve yardımcı olan istekler olsun.

10 ) Birlikten kuvvet doğar. Kendine bir arkadaş grubu edin. Bu grupla birlikte her hafta bir gün ve saat tayin et. Bir arada olmasanız bile, isteklerinizi aynı anda evrene yollayın. Bir birinizin isteklerini merak etmeyin. Sadece birlikte istemenin gücünü hissedin. İşe yaradığını göreceksin.

*Alıntı

kaynak: sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çin Tıbbında k ullanılan Ağrı Kesme Noktaları…

Günlük yaşantımız da, gerek stres kaynaklı olsun, gerekse hastalık kaynaklı olsun vücudumuzun çeşitli yerlerinde, farklı şiddetlerde ağrı hissedebiliriz. Mutlaka doktor tavsiyesi en önemli olan şeydir, fakat vücudumuz da bazı ağrıların kesilebileceği noktalar olduğunu biliyor muydunuz?. Cevabınız “hayır” ise, bu yazımız işinize yarayacaktır. Hepsinin Çin Tıbbında kullanılan yöntemler olduğunu belirtelim. Bilinçsiz ilaç kullanmak yerine, parmaklarınızın sihrine güvenebilirsiniz.

1) Baş Ağrısı için “Yindang” Noktasına Baskı

Yindang Noktası, tam olarak iki kaşımızın arasındaki boşluktur. Baş ağrısı hepimizin gerek stresten gerekse bazı hastalıklardan kaynaklı yaşadığımız bir durumdur. Gereksiz ilaç kullanmak yerine “ yindang” noktasına baskı uygulamayı denemelisiniz.

yintang[1]

2) Sırt Ağrısı için Belinizi Ovun

Yorucu bir günün ardından sırt ağrısı çekmeniz neredeyse kaçınılmaz. Eğer sırtınız ağrıyorsa günde iki defa böbrek hizanızdan kuyruk sokumuna kadar olan bölgeyi, belinizi ovmanız ağrınızı dindirecektir. Bunu her seferinde 50-100 defa yapmalısınız.

3) Diş Ağrısı için “Hegu” ve “Xiaguan” Noktalarına Baskı

Hegu Noktası, işaret ve Baş parmaklarımızın birleştiği noktadır. Xiaguan Noktası ise kulağınızın girişindeki kıkırdağın çukur kısımdır. Diş ağrısı çektiğiniz zaman bu iki noktaya baskı uygularsanız derdinize çare bulabilirsiniz.

xiaguan[1] 1212191840172518220[1]

4) Omuz Ağrısı için “Jianjing” Noktasına Masaj

Jianjing noktası, göğüs ucumuzdan yukarı doğru çıktığımızda omuz hizamızı kesen bölümdür. Bu noktaya yapacağınız baskılı masaj omuz ağrısı ve göz yorgunluğunun atlatılmasına yardımcı oluyor. Yüksek tansiyon, kalp ve beyin hastalıkları yaşayanlar bu noktaya uzun süreli baskı uygulamamalılardır.

thermi2[1]

5) Kalp Ağrısı için “Neiguan” Noktasına Baskı

Neiguan noktası, kolumuzun iç kısmında ve el bileğimizden 3-4 parmak yukarısıdır. Bu noktaya yapacağınız 5 dakikalık baskı kan akışınızı hızlandırıp kalp sıkışmasını azaltacağı için kalp ağrınıza iyi gelecektir. Bu uygulamanın sadece yardımcı ve ilk yardım uygulaması olduğu ve kalp ağrılarında mutlaka bir doktora başvurulması gerektiği unutulmamalıdır.

G20078219362210[1]

6) Mide Bulantısı için “Neiguan” Noktasına Baskı

Neiguan noktasının vücudumuzun neresine denk geldiğinden bir önceki maddede bahsetmiştik. Bu bölgeye bir süre bastırmak mide bulantınızı kesecektir.

G20078219362210[1]

7) Adet Sancısı için “Taichong” Noktasına Baskı

Taichong noktası, ayağımızın üst kısmında baş ve ikinci parmaklarımızın V şeklinde birleştiği noktadır. Sağ elinizle sol ayağınızdaki Taichong noktasına ve sonra sol elinizle sağ ayağınızdaki TAichong noktasına yapacağınız 1 dakikalık baskı sancınıza iyi gelecektir.

Taichong[2]
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İLİŞKİLERİNİZİ İYİLEŞTİRMEK İÇİN ATILMASI GEREKEN 3 ADIM…

552601_detay[1]

Herhangi bir ilişkiyi iyileştirmek adına geliştirdiğim bir yöntemi paylaşmak istiyorum. Bu üç aşamalık sürecin en iyi yanı kendi kendinize yapıyor olmanız. Başka bir insanın aktif bir şekilde olaya dahil olması gerekmiyor. Yani olay tamamen sizde.

Bir ilişkiyi iyileştirmek için en önemli şey, ilişkilerin ardında yatan dinamikleri anlamaktır. İlişkilerdeki kopukluklar, iki kişinin farklı olması veya anlaşamaması gibi sorunlar yüzünden oluşmaz. İnsanların anlaşabilmesi için, sürekli olarak aynı fikirde olmaları veya benzer olmaları gerekmez. Sorunlar bir tarafın yada iki tarafın da yargılaması sonucu oluşur. İlişkilerin sorunlarının esas sebebi “yargılamaktır”. Yargı olmadan, ilişkiler gelişir ve büyür. Yargılamayı bıraktığınızda ise ilişkiler iyileşir.

Yargılamak ilişkilere neden zarar verir? Yargılandığımızı hissetmek, bizde bir reddedilme duygusu uyandırır. Bu yüzden ya kendimizi kaparız yada kendimizi korumak adına karşımızdakini geri yargılarız. Ama bu iki reaksiyon da araya mesafe ve uyuşmazlık sokar.

Yargılayan taraf biz olduğumuzda ise, diğer tarafı sırf kendi yargımızı haklı çıkarmak adına uzaklaştırırız. Yargınızda haklı olmanız veya gerçekten daha iyisini bilmeniz, aslında hiç önemli değil. Yargılamak bir arkadaşı, sevgiliyi, partnerinizi, ailenizi, çalışanınızı veya çocuğunuzu “yabancılaştırmanın” en iyi yoludur.

Yargılamamızı sevgi adına veya birini önemseme adına bile yapıyor olsak, bu hala yargılamaktır, ve her zaman niyetlendiğimizin zıddını bize verecektir. Eğer birini kaybetmek istiyorsanız, onları yargılayın.

Birini hem sevip, hemde yargılayamazsınız.

Birilerini yargılamayı bırakmanız ilişkinin iyileşmesine katkı sağlayacaktır, ama tüm hikaye bu değil. Bu iyileştirme sürecinde ufak birşey daha var. Eğer aşşağıdaki üç adımı takip ederseniz, herhangi bir ilişkiyi iyileştirecek güce erişebilirsiniz.

Birinci adım. Kendini -yargılama için bir tedavi

Bütün dünya senin bilincinin ve bilinçaltı inanışlarının bir yansıması, Bu sebepten, biri seni yargılıyorsa, onun bu yargısı, senin aslında kendi kendine yaptığın bir yargılamanın yansımasıdır. Kendi kendini yargılarken, bir başkasından seni yargılamayı bırakmasını isteyemezsin. Buradaki esas nokta, karşı tarafın seni nasıl yargıladığını tespit etmen, ve kendi içine dönüp kendini nasıl bir benzerlikle yargıladığını bulman olacaktır. Karşılığı direk olarak aynısı olmayabilir, ama bağlantıya odaklanmaya çalışın. Doğru tespiti yaptığınız anda, kendi kendini yargılama döngüsünden bilinçli bir şekilde çıkarsınız.

Bunu kimseyle paylaşmanıza gerek yok, tamamen iç dünyanızda yaptığınız bir hesaplaşma. Kendi kendizini yargılamayı bıraktığınız an farkı anlayacaksınız, çünkü karşı taraf da sizi daha fazla kabullenerek sizi yansıtacaktır. Eğer karşı taraf, yine sizi yargılamaya devam ediyorsa, tekrar içinize dönün ve kalan yargı parçacıklarını da temizleyin.

İkinci adım. Karşı taraf hakkındaki yargılarınızı iyileştirin.

Arkadaşınızı, eşinizi, ailenizi veya çocuğunuzu nasıl yargılıyorsunuz? Şunu unutmayın, yargılamayı birini önemsemeyle karıştırmayın. Umursamak yargılamak değildir. Karşı tarafın hayatında ne oluyorsa olsun, yargılamaya hakkınız yok. Bu kişiyi nelerle yargıladığınız hakkında tek tek maddelerden oluşan bir liste yapabilirsiniz, ve yargılarınızdan vazgeçebilirsiniz. Aynı şekilde, kendinizi nasıl yargıladığınıza da bir bakın, ve o yargıları da bırakın.

İşin aslı, ne kadar bilge olursanız olun, veya karşınızdaki kişiyi ne kadar iyi tanırsanız tanıyın, onun için neyin daha iyi olduğunu bilemezsiniz.

Eğer birini umursuyorsanız ve yardım etmek istiyorsanız, yapacağınız en iyi şey onu desteklemek olacaktır, gerçekten dinlemek, kendisine doğru soruları sormasını sağlamak olacaktır. Bu şekilde daha güçlü kararlar verecektir. Eğer algısı güçlü biriyseniz, onun kendi yolunu açacak soruları ona önerebilirsiniz.

Size sorulmadıysa, tavsiye vermeyin hatta sorulduysa bile, cevabınızda yargı unsurları olmaması konusunda çok dikkatli olun. Eğer yargılarsanız, kendinizi yabancılaştırırısınız, ve yabancılaştığınızda fark yaratma şansınızı kaybedersiniz.

Eğer pozitif bir etkiniz olsun istiyorsanız, büyük bir örnek oluştun. Kendi inançlarınızla bir bütün oluşturun ve bu hareketinizle bir model olun ama vaaz çekmeyin veya başkalarının işine karışmayın. Çünkü diğer taraf bunu yargı olarak deneyimleyecektir ve mesajınız hedeflediğiniz etkiye uğrama yolunda başarısız olacaktır.

Bu yazı ilişkiler ve iyileşmek üzerine, ufak çocuklar bile yargıya negatif, cesaretlendirmeye ise pozitif bir yanıt verecektir.

Yargısız daha güçlü bir aile olabilirsiniz, çocuğunuzu aktif bir şekilde yönlendirebilirsiniz.

Üçüncü adım: Karşı tarafı Kusursuz ve bütün olarak görün

Onun hakkında sevdiğiniz şeylerin listesini yapın. Gün içinde sadece bunlara odaklanın. Dikkatinizi sevmediğiniz yanlarına yada sorunlara vermeyin. Sadece sevdiğiniz şeylere odaklanın. Bu biraz zor olabilir, özellikle de aranızda sorunlar varken, ama devamlı bir şekilde pozitife odaklanıp, negatifi bıraktığınız sürece, bir şeyler değişmeye başlayacaktır- tamamen size kalmış.

Karşı taraf değişecektir çünkü onu görme şekliniz değişecektir. İşin güzel yanı ona hiçbirşey söylemek zorunda olmamanız. Tek yapmanız gereken sessiz sakin pozitife odaklanmak. Siz karşınızdakinin ve ilişkinin değişiminin farkında olurken, onun için herşey çok net olacaktır. Zihinsel ve duygusal açıdan partnerinizin, ailenizin, arkadaşınızın veya çocuğunuzun pozitif yanlarına uyumlanırken, aslında bu kişinin ve bu ilişkinin daha iyi bir versiyonunu çağırıyorsunuz.

Yargıları, mantık değerlendirmelerini ve haklı çıkarma çabalarını bir yana bırakabilirseniz, ilişkinizin bütün sorumluluğunu ve karşı taraf üzerindeki etkinizi üzerinize alabilirsiniz. Böylece, sadece ilişkiyi iyileştircek güce sahip olmazsınız, ilişkinizi hayal edebildiğiniz en iyi haline getirebilirsiniz.

Birini değiştirmek istiyorsanız, onlarda görmek istediğiniz değişim olmalısınız.

Yargılamak çok yanıltıcı olabilir, çünkü çoğu zaman bunu nasıl yaptığımızı bilmeyiz, ama bize yapıldığı her anda hissederiz. Eğer biri size negatif bir tepki veriyorsa, durun ve kendinize bakın, nerede yargılıyor olabilirsiniz? Fiile dökemiyorsanız bile, enerjiniz her zaman düşüncelerinizi ve hislerinizi yansıtacaktır.

İyileşme Süreci Zaman ve Sabır Gerektirir

Şunu unutmayın, yargının sizden (içinizden) çıkmasıyla, dış dünyada bir yansıma olarak gerçekleşmesi arasında her zaman bir vakit aralığı vardır. Yani süreçte sabırlı olmak iyi bir fikir olabilir.

Bu da karşı tarafın hala daha size karşı eleştirel ve uyumsuz olduğu anlamına gelebilir- ona deneyiminde izin verin, ve akışınıza devam edin. Ne kadar vakte mi ihtiyacınız var? Ne kadar gerekiyorsa. Buna bir sınır koymaya çalışmak, sadece işleri uzatır veya sizi hedefinizden alıkoyar. Eğer kendinizi ve karşı tarafı sevdiğiniz akışta kalmaya kararlıysanız, er yada geç büyük bir değişim gerçekleşecektir.

İlk başlarda aranızda daha az gerginlik ve daha önce ortada olmayan bir saydamlık hissedeceksiniz.

Başarınızın ilk adımlarına direk atlamayın, sevmeye, sorumlu kalmaya ve onu cesaretlendirmeye devam edin. Bazen yolda iniş çıkışlar olacaktır, bu sebeple işler tam gelişirken ufak sorunlar çıktığında tepki vermeyin, sadece bu üç adıma odaklanın, ve herşeyin yeniden kusursuzlaşmasını sağlayın.

Eğer akışta kalırsanız, başarı kaçınılmazdır, ama eğer yargılamanızın eski yönlerine dönerseniz, ilişki yine bozulacak, ve başladığınız yere döneceksiniz. Eğer bu olmaya başlarsa yeniden başlayın.

İyileşme adına bu üç adım, sınır koymayacağınız anlamına gelmez. Eğer biri sizi yargılıyorsa, saygılı bir şekilde ona ” pardon ama beni yargılama hakkına sahip değilsin” diyebilirsiniz ve eğer yargılamaya devam ederse ” beni yargıladığını duyabiliyorum” da diyebilirsiniz. Bu sizin tarafınıza bir sınır koyacaktır ve karşı taraf size nasıl davranacağıyla ilgili bir bilgi almış olacaktır. Hareketlerinizin, isteklerinizle uyum içinde olmasına özen gösterin.

İlişkilerdeki bu iyileşme süreci, büyük bir spirituel olgunluk gerektirir. Bunun çalışması için, kendinizi “gurur” dan cehaletten ve kendini üstün görmekten kurtarmanız gerekli. Dış dünyayı suçlamayı bırakıp, her ilişkiniz için gereken sorumluluğu almanız gerekli. Diğerlerinin uyanmasına, sorumluluk almasına, özür dilemesine veya birşeyleri farklı yapmasına gerek yok. Sadece senin bu geçişe ihtiyacın var. Sevdiklerinde görmek istediğin değişim sen olmalısın.

Dünya üzerindeki herhangi iki kişi, yargılamayı bir yana bırakıp, saf şükran duygusuyla bile birbirlerine sarılsalar muhteşem bir ilişkileri olur.

Kaynak: Wakeup-World

kaynak: sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nasıl Bir Kişiliğiniz Var Öğrenmek İsteyenler Buraya…

image[1]

Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz. Aşağıdakilerden hangisini oynardınız?

  1. Avukat
  2. Dedektif
  3. Suçlu
  4. Şahit

Yanıt:

Aktör, sizin sosyal kişiliğinizi ve dış dünyayı karşılayan yüzünüzü simgeler. Oynadığınız rol, bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.

  1. Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek zor. Fakat çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha var. Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlılık ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.
  2. Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor. Başkaları kendilerini kaybettiğinde bile siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler bu özelliğinize saygı duyuyor ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar.
  3. İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zorlaşınca, kaygılanmakla vakit kaybediyor, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için yapılacak en iyi şey olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.
  4. Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görünseniz de başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklarınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kişiliğinin Karanlık Yanıyla Yüzleşmek İstiyorsan Bu Testi Yap…

Ülkede bir canavar ortalığı kasıp kavuruyor, korku saçıyor ve durdurulamıyor. Üstelik size doğru geliyor. Canavar öfkeyle dolu ve onunla konuşmanın ya da ikna etmenin imkanı yok. Ama neden bu kadar öfkeli?

  1. Karnı aç ve yemek bulmak için avlanıyor.
  2. Kaybettiği sevgilisini arıyor.
  3. Çok çirkin olduğu için çok mutsuz.
  4. Tüm dünyaya öfkeli.

Yanıt:

Bu canavar, kişiliğinizin karanlık yanını temsil etmektedir.

  1. Öfkeli canavar kendi iştahınıza açtığınız savaşa tepki vermektedir. Son zamanlarda bir diyetli mi güreşiyorsunuz? Karnınız boşken kafanızı çalıştırmak zordur. Ama ölçülü olmakta da fayda vardır.
  2. Belki de romantik anlamda sorunlar yaşıyorsunuz şu sıralar. Ama unutmayın her aşkta inişli çıkışlı dönemler olacaktır.
  3. Kendi görüntünüzden bir şekilde memnun olmayabilirsiniz. Ama bu dünyanın bizi algılama şeklini de negatif olarak etkileyebilir. Sevilmek için ilk adım aynaya baktığınızda gördüğünüzü sevmekle başlar.
  4. Bu cevabı seçenler karamsarlardır. Sizin için bardağın yarısı hep boş, üstelik suyun tadı kötü. Düzeltilebilecek yanlışlar bulmak iyidir ama hep şikayet ederek dünyayı değiştiremezsiniz. Bu enerjiyi olumluya doğru kullanmak için bir yol bulmaya çalışmalısınız.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aldatılma Nedenlerinden Biri…

12109310_426738054189156_5482071297923860563_n[2]

Kadın seviştikten sonra, ağız kenarı hafif ıslanır ve bu bölgeden bir hormon salgılanır. Eğer karşı tarafa ilgisi bittiyse, bu salgılanmaz. Erkek alt beyninde istenmediğini düşünür. Bu bilinçaltımızın algıladığı, bizim farketmediğimiz aldatma nedenlerinden biridir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudunuz Hakkında Şaşırtıcı 29 Şey

İnsan vücudunun ne kadar şaşırtıcı bir sistem olduğunu zaten bugüne kadar çeşitli kereler görüp duyma fırsatınız olmuştur. Bu karmaşık sistemin hepimizi çok şaşırttığı bir gerçek, ancak vücut bizi her geçen gün biraz daha şaşırtmaya devam ediyor.

1. İnsan kalbi yerinden çıkarıldığında bir süre daha atmaya ve etrafındaki havadan oksijen almaya devam eder çünkü kendi elektrik sistemine sahiptir

İnsan kalbi yerinden çıkarıldığında bir süre daha atmaya ve etrafındaki havadan oksijen almaya devam eder çünkü kendi elektrik sistemine sahiptir

2. Mide asidi o kadar güçlüdür ki vücudunuz her 3-4 günde bir midenizin iç katmanını baştan aşağı yeniler

3. İnsan burnu 50.000 kokuyu tanır ve hatırlar, neredeyse köpek burnu kadar güçlüdür

4. Vücudunuzda 96.000 km uzunluğunda kan damarı vardır. Bu uzunluk Ekvator’un çevresinde 2.5 tur atabilir

5. Kalbiniz her gün bir kamyonu 32 km götürmeye yetecek enerji üretir. Ömür boyunca ürettiği enerji ile bir kamyon aya gidip geri dönebilir

Kalbiniz her gün bir kamyonu 32 km götürmeye yetecek enerji üretir. Ömür boyunca ürettiği enerji ile bir kamyon aya gidip geri dönebilir

6. 70 yıllık ömrü boyunca bir insan kendinden ortalama 48 kilo deri döker

7. Havanın açık olduğu bir gece gökyüzüne bakarsanız Andromeda galaksisini görebilirsiniz, bu gözlerinizin küçücük bir ışık huzmesini yakalayabilecek kadar hassas ve güçlü olduğu anlamına gelir zira bu komşu galaksi 2,5 milyon ışık yılı uzaklıktadır

8. 80 desibel gücünde horlamak mümkündür. Bu seviye bir beton kırıcı hava tabancasının yanında uyumak ile eşdeğerdir. 85 desibelin üzerindeki gürültü seviyeleri insan kulağı için zararlı kabul edilmektedir

9. Bir insan ömrü boyunca 25.000 metreküp hacminde iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük üretir

10. Uyanık olduğunda beyniniz bir ampulü yakmaya yetecek kadar elektrik üretir

Uyanık olduğunda beyniniz bir ampulü yakmaya yetecek kadar elektrik üretir

11. Kemikleriniz aynı ebattaki çelikten daha güçlüdür, buna karşın çelikten 4-5 kat daha hafiftir ve çelikten bile güçlü olan kemiklerinizin %31’i sudur

12. İnsan gözü dijital bir kamera olsaydı, 576 megapiksel olurdu. Piyasada bulabileceğiniz en gelişmiş 80 megapiksel DSLR’nin fiyatı 34.000 dolardır. Ayrıca uzmanlar insan gözünün 10 milyon farklı rengi ayırt edebildiğini tahmin etmektedir

13. Kılıf içerisinde olmasaydı tüm hücrelerinizde yer alan DNA dünyadan Plüton’a gidip geri gelecek kadar esneyebilirdi

14. Ömrünüz boyunca, beyninizin uzun dönem hafızası 1 kuadrilyon (1 milyon x milyar) ayrı bit bilgiyi tutabilir

15. Ortalama bir insan ömründe, kalp yaklaşık olarak 1.5 milyon varil – 200 tankeri doldurmaya yerecek kadar – kan pompalar

16. Vücudunuz saatte 180 milyon kırmızı kan hücresi üretir

17. Hamilelik süresince, eğer annede organ hasarı ortaya çıkarsa, rahimdeki bebek hasarlı organı onarmak için kök hücre gönderir

18. Bir adım atmak için 200 kas çalışır

19. Tek bir hücrede 6 milyar DNA bulunur

20. Bir insan hiç yemek yemeden 2 ay yaşayabilir

21. Tat alma reseptörleri sadece dilinizde bulunmaz, aynı zamanda midenizde, ince bağırsağınızda, pankreasınızda, akciğerinizde, anüste, testislerde ve beyinde de tat alma reseptörleri bulunur

22. Hafızanıza yeni bir şey kaydettiğinizde beyindeki nöronlar arasında yeni bir fiziki bağ oluşturulur. Her yeni kayıt ile beyninizde fiziki bir değişim yaşanır

23. Beyin hücreleriniz ölmeye başlamadan önce oksijensiz 5-10 dakika hayatta kalabilirsiniz

24. Beyninizin %60’ı yağdan oluşur

Beyninizin %60'ı yağdan oluşur

25. Uzun süreli açlık durumunda insan beyni son bir kurtuluş çaresi olarak kendi kendini yiyecektir

26. Fobiler kalıtımsal olabilir

27. Belli uyaranlara karşı önceden otomatik olarak programlanmış şekilde vermiş olduğunuz tepkilere duygu denir. Yüzünüzü bir duyguyu yansıtacak şekilde değiştirdiğiniz zaman o duyguyu yaşamaya başlarsınız

28. insan gözü her defasında yalnızca görüş alanınızdaki küçük bir alanı görebilir, bunları tek bir resim haline geiterbilmek için saniyede 2-3 seğirme (hızlı, otomatik göz hareketi) gerçekleştirir

29. – Beyniniz kendisini aşırı yüklenmeden ve duygusal çöküntülerden korumak için bildiklerini unutur, bu yeni bilgileri daha kolay ve hızlı öğrenmenizde size yardımcı olur

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »