KARMA VE YAŞAM DERSİ

5f618ba95fa63dd29afd2e2ea545e31e[1]

Bir türlü geçinemediğiniz, size rahatsızlık veren birisinin (Aile Üyesinin), öyle olması tasarlanmıştır ve sizin onunla tüm bu zaman boyunca dram dansını yapıyor olmanız bir rastlantı değildir…

Şimdi siz, bu dansı bırakmayı seçebilirsiniz ve bu Aile Üyesi, dans partneri bu dansı bıraktığı için çok öfkelidir. Böylece onlar çekip giderler. Karma bu şekildedir. Kadimdir ve yavaştır. Yeni İnsan seçime sahiptir, ama bu seçimin sonuçları vardır. Şimdi sorumluluk olgusu anlaşılmalı ve geliştirilmelidir. Artık kurbanlar yoktur, kazalar yoktur, çevrenizdeki herşey için “Tam Sorumluluk” vardır. Bunlar “YENİ ANLAYIŞLAR”dır…

Öte yandan, yaşam dersleri çok daha kişiseldirler. Yaşam dersi, karmik bir enerjiyle ilişkili olabilse de, siz karmik niteliğinizden kurtulduğunuzda da yaşam dersiniz sizinle kalır. Çünkü yaşam dersi, karmadan daha derin bir niteliktir ve bir gruba ait değil, kendi ruhunuza aittir. Yaşam dersi de tıpkı karma gibi bir yaşamdan diğerine taşınır, ama farklı bir biçimde… Karma, diğer insanlarla yaşanan durumlarla, bitmemiş işle, tamamlanacak hislerle ve bir etkileşim sistemi ile ilgilidir. Yaşam dersi ise tamamen kişiseldir ve sadece siz ile sizin hakkınızdadır. Öğrenilecek tipik yaşam dersleri altta sıralanmıştır. Şunu bilin ki, ancak öyle hissediyorsanız bunlar size ait derslerdir. Herkesin bir ya da daha fazla yaşam dersi vardır ve her insan bir örtü olarak bu dersle gelir. Bir kez insan bu dersi çözdüğünde (öğrendiğinde), bu çözüm bundan sonraki yaşama taşınır ve o dersin bir daha öğrenilmesi gerekmez…

1- Sevmeyi öğrenmek
2- Dinlemeyi öğrenmek
3- Almayı öğrenmek
4- Kendini sevmeyi öğrenmek
5- Kendi gerçeğini söylemeyi öğrenmek
6- Bir Kurban olmamayı öğrenmek
7- Kimsenin seni tanımlamasına izin vermemeyi öğrenmek
8- Kendi Üstadlığını hissetmeyi öğrenmek
9- Diğer İnsanlarla birlikte yaşamayı öğrenmek
10- Başkalarını suçlamamayı öğrenmek
11- Dualitenin dışına çıkmayı (Karmayı bırakmayı) öğrenmek
12- Başkalarından daha çok kendinle ilgilenmeyi öğrenmek
13- Burada Olmayı hak ettiğini, doğuştan kirli olmadığını öğrenmek

Bu derslerin her biri derin bir biçimde kişiseldir.Onlar aileyi, karmik bir rutini ya da bir grup enerjisini içermezler. Kişisel olarak sizindirler ve siz tıpkı karmanızla olduğu gibi, onların üzerinde de yaşamlar boyunca çalışırsınız. Ancak, bu yeni enerjide, bu derslerin hepsi çözülmek üzere masanın üzerindedir.

“Yaşam Dersi” olgusu, yakın zamana kadar kendini Karmadan ayırmamış bir olguydu. Eski Enerji, sizin alışılmış haliniz olarak görünen şeyi değiştirebileceğinizle ilgili her türlü anlayışı gizlemişti. Eğer siz, kimseyi dinlemiyorsanız, mutsuzsanız ve görünüşte diğerleriyle birlikte bir işlev yapamıyorsanız, zor biri olarak etiketlenir ve öyle görülürdünüz. Bu kadardı. Kendinizi değiştirmenin mümkün olabileceği normalde düşünülemiyordu.

Bu zamandan önceki “Yeni Çağ” uygulayıcılarının işi zordu, çünkü çok az kişi bu; “Kendini tümüyle değiştirebilme” kavramını gerçekten anlayabiliyor ve uygulayabiliyordu…
Kryon Kozmik Yolculuk

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VÜCUDUMUZDAKİ AĞRILARIN DUYGUSAL SEBEPLERİ..!

12717306_788489934629144_793067533370926262_n[1]

‘Psycology Today’ dergisinde yayınlanan bilimsel bir çalışmaya göre, vücudumuzdaki ağrıların fiziksel sebeplerinin yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Buraya kadar normal, çünkü hepimiz stresin bir takım ağrı ve acıları tetiklediğini biliyoruz. Ancak bu çalışmada hangi duyguların hangi bölgeleri etkilediğini de ortaya koymuş. Özellikle fiziksel sebebi saptanamayan kronik ağrıların sebebinin çözülemeyen travmalar olabileceği iddia edilmiş.

1. Baş Ağrısı – Stres ve Rahatlayamamak

Hepimizin tahmin edebileceği gibi baş ağrısının en önemli sebeplerinden biri gün içerisinde yaşanan stres, bu stresten kaynaklı kasılmalar ve rahatlayamama, düzensiz nefes almak ve beyne giden oksijenin azalması.

2. Boyun Ağrısı – Affedememek ve Kin

Bu çalışmaya göre kronik boyun ağrısının arkasında insanları affedememek ve kin beslemek yatıyor olabilir. Koy verin gitsin, tatlı canınızdan değerli mi?

Herkesi affettim ama ağrım geçmiyor diyorsanız biraz egzersiz işe yarar belki.

3. Omuz Ağrısı – Duygusal Yükler ve Suçluluk

Omuz ağrısı duygusal bir yükü taşımayı ifade edebiliyormuş. Bu yük bir başkasının size yüklediği yük de olabilir, bir suçluluk duygusu da.

4. Sırt Ağrısı – Duygusal Destek ve Sevgi Eksikliği

Sırt ağrısı çevrenizden beklediğiniz destek ve sevgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilirmiş. Savaşmayalım, sevelim, sevişelim ama biz yine de oturma ve duruş bozukluklarımızı da gözden geçirelim. (buyrun)

5. Bel Ağrısı – Maddi Kaygılar

Bel ağrısının sebebi maddi kaygılar ve gelecekle ilgili dünyevi endişeler (ev, iş, para, geçim derdi) olabiliyormuş. Belini doğrultamamak terimi tesadüf olabilir mi?

6. El Ağrısı – İletişim Eksikliği ve Kendini İfade Edememek

Psikologlar ellerimizin diğer insanlarla olan iletişim araçlarımız olduğunu ifade ediyor, bu sebeple vücut dilimizde en çok ellerimizi kullanıyoruz. Ellerimizde duyduğumuz ağrının kaynağı da iletişim eksikliği, anlatmak isteyip anlatamadıklarımız, kendimizi ifade edemeyişimiz olabilir.

Mouse kullanım alışkanlıklarımızı da gözden geçirmekte fayda var. (Karpal Tünel Sendromu)

7. Kalça Ağrısı ve Dirsek Ağrısı – Değişime Direnmek

Kalçaların ve dirseklerin değişime en çok direnen bölgeler olduğu söyleniyor. Hayatımızda büyük değişiklikler yaşadığımızda, koşa koşa seve seve değiştiğimizi düşündüğümüz zamanlarda bile kalçalarımız ve dirseklerimiz bu değişime direniyor ve düzeni korumak istiyor olabilir, böyle durumlarda ise sinyal veriyorlarmış.

8. Diz Ağrısı – Yüksek Ego

Diz Ağrılarının sebebinin yüksek ego, kibir ve kendini beğenmişlik olduğu düşünülmüş. Biraz tevazu lütfen.

Ayrıca yokuş aşağı koşmamaya da özen gösterelim, 65 yaşında emekli olup da gezmek istediğimizde o dizlere çok ihtiyacımız olacak. (Dikkat: Menisküs)

9. Bacak Ağrısı – Kıskançlık ve Kendine Güvensizlik

Bacak ağrılarının kişinin kendine güvensizliği, yetersizlik duygusu ve kıskançlıkla tetiklendiği düşünülüyor.

10. Ayak Ağrıları – Kötümserlik ve Umutsuzluk

Vücudun bütün yükünün ayaklarımızda birikmesi gibi, kötümserliğimizin olumsuz etkileri de ayakları etkiliyor, umutsuz başın cezasını ayaklar çekiyor.

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

KENDİNİZE NASIL DAVRANIYORSUNUZ..

Dev_aynasi_2a220[1]
Kendinize, başkalarının size  davranmalarını istediğiniz gibi  davranmadığınız sürece,
olayların gidişatını değiştirmeniz  mümkün değil.
Davranışlarınız, etkili düşüncelerinizdir, bu yüzden,
kendinize sevgi ve saygı göstermezseniz, yeterince  önemli, değerli ve iyi şeyleri hak
eden bir insan olmadığınız  sinyalini yayarsınız.
Bu sinyal yayılmaya devam  ettikçe de, insanların size iyi  davranmayacağı birçok durumla
karşılaşacaksınız.

Bu insanların  davranışları sadece sonuçtur;  sebep ise, düşüncelerinizdir.
Kendinize sevgi ve saygıyla  yaklaşmaya başlamalı, bu sinyali  vermeli ve bu frekansa  geçmelisiniz…
Rhonda Bryne…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi izi bırakıyoruz, ayak izi mi akıl izi mi?

c2067f38b1e881fed2f4f8e5ae7c5848_1314784020[1]

Bazıları hayatta herkes gibi ayak izibırakır ve kumsaldaki ufak bir dalga siler süpürür. Sürüden biri daha gitti derler.

Bazıları da akıl izi bırakır. Bu akıl izleri ya cennetten bir parçadır ve dostluklarıyla, iyilikleriyle o kadar şey öğretir ki; onlar her an aklınızda ve kalbinizde yaşar. Ne mutlu ki haberi olmadan bu şekilde bir insanın duasında yer alabilenlere.

.Bazıları ise cehennemden bir ateş parçası; yakarak, altüst ederek öğretir. Kişi eğer yeterince kamil ise, elinden geleni yaparken oluşumlardaki hikmeti yorumsuz seyreder. Ne nefret eder ne de beddua, ama içinde yaşadığımız sistemin de bumerang şeklinde işlediğini bilir ve kişiden çıkan herşeyin kendisine döneceğini de görür.Hepsi parmak izi kadar özeldir.
Özdeki birlikten dolayı sevilir her yaratılan, yaratandan ötürü. Ancak ne var ki özü aynı karbon atomu olmasına rağmen bazılarında kapkara odun kömürü olarak işlevini yerine getirir, aynı karbon bazılarında da pırıl pırıl elmas olarak parlar.
Bazıları sobalara kömür olur, bazıları da kıymetini değerli ellerde bulur. Herkes bir şekilde kendisinden çıkanla layığını oluşturur.
Hayat ne kariyer davası, ne ekmek kavgası, ne de aşk meselesidir; hayat tüm bunları yaşarken ve tüm bu izleri birbirimize bırakırken, ‘insan’ kalabilme mücadelesidir!

Nükhet Kalmuk..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EVİNİZ RUHUNUZUN AYNASIDIR

feng-shui-ile-salon-nasil-duzenlenir-1328091550[1]

Evimiz ruhumuzun aynasıdır Ruh sağlığı ve yaşanılan mekan arasındaki sıkı ilişki, ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir  Obsesif kişilerin evleri çamaşır suyu kokar ya da eşyalar simetrik şekilde dururlar, doğal olan ve akan hiçbirşey yoktur Depresyondaki insanların ruh hali de evlerine yansır, hiç bir şeyin yeri değişmez, bakımsız ve kasvetlidir

“Evin, bedenindir” der Osho “Evine nasıl baktığından, kendine nasıl davrandığını görmen mümkündür” Düzensizliğin her türü, hayatımıza kaosu çeker

Feng Shui: Feng “Rüzgar”; Shui “Su” demektir ve Çinlilerin sağlıklı yaşam için yerleşim sanatıdır Yeni bir ev alırken, bozuk enerjili bir evi düzenlerken, yeni bir eşya alırken, sağlıklı ve huzurlu yaşam için kullanılır

Bu sanatta önemli olanlar:

Temizlik, düzen, sadelik, 5 temel elementin ve renklerin bizim enerjimizle ve birbirleriyle uyumu, son olarak da eşyaların bize enerji olarak uyumdur

Feng Shui’ de 5 Element:

Evimizde 5 element uyum içinde olmaldır Toprak, metal, su, ağaç, ateş Eğer bu elementlerden biri fazlaysa ya da azsa o evde sorun vardır Elementler için her odanızı kontrol edebilir ve sonrasında gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz

Toprak elementi:

Seramik eşyalar, kare ve dikdörtgen formlar, sarının tonları, manzara resimleri Sadakat, sorumluluk, sabır ve dengeyi temsil eder

Metal Elementi:

Paslanmaz çelik, bakır, gümüş, aliminyum, mermer granit eşyalar, doğal kristaller, beyaz ve metalik gri, daire ve oval şekiller Maddi başarıyı ve düşünce netliğini ifade eder

Su Elementi:

Su ile ilgili her türlü dekor (resim dahil), akvaryumlar, cam, ayna vb eşyalar, asimetrik şekiller, siyah, koyu mavi, gri Bilgelik ve duyguları ifade eder
Ağaç Elementi: Ahşap olan herşey (masa, sandalye), yeşilin her tonu, bitkiler ve bitki resimleri (perde, örtü de dahil) Aile bağlarını, yeni fikirleri ve yeni başlangıçları temsil eder

Ateş elementi:

Lambalar, mum, şömine, tütsü, yün, kürk, tüylü halılar, üçgen, piramit, koni, kırmızının her tonu Ün, şöhret, başarıyı temsil eder

Günümüz insanının bir hatası, evinde “metal” elementini fazla kullanmasıdır Metal; soğukluk, kavga, ağız bozukluğu ve duygusuzluk getirir Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, elektromanyetik alan saçan herşey metal elementidir
Ateş, metali eritir Bu nedenle ateş enerjisi içeren kırmızı renk, mum, tütsü, üçgen ya da koni şekiller, insan ve hayvan resmi içeren sanat eserleri, kürk, yumuşak halı vb eşyalar, metal enerjisini yumuşatır İşiniz bittiğinde, elektromanyetik alan yaratan metalleri mutlaka kapatın ya da üzerlerine bir örtü örtün (annelerimiz boşuna TV örtüsü koymazlardı)

Ya da eğer bir evde kıskançlık, öfke, tutku ve tutarsızlık varsa bu “ateş” elementinin fazla kullanıldığı anlamına gelir Ateşi ise, su yumuşatır Bu şekilde enerjileri dengelemek mümkündür

Feng Shui Materyalleri:

Bambu ya da metal çanlar, kristaller (kesinlikle temiz olmalılar), akvaryum ya da su içeren cam materyaller (su ve balık, para demektir, ama temiz tutulmazlarsa para gider) Bagua aynası (Sekizgen ayna), bambu flütler, mumlar, tütsüler, doğru renk ve açıda aydınlatma gereçleri

Bunun dışında sizin ruhunuza huzur verecek tablolar (asla Dali ya da Van Gogh değil, kesinlikle canlı bitkiler (Feng Shuide ölü enerji olduğu için kurutulmuş bitki kullanılmaz), temiz tutulan biblolar

Ama bunlar belirli şekillerde yerleştirilmelidir Ve her eşyayı elinize alarak şöyle sormalısınız: BU ASLINDA NEYİ SEMBOLİZE EDİYOR? HAYATIMA ENERJİ OLARAK KATKISI YA DA GÖTÜRÜSÜ NEDİR?

Feng Shui Önerileri:

1 Gereksiz tüm eşyaları atın Asla kırık, çatlak, bozuk eşya bulundurmayın Ya tamir edin ya da atın gitsin

2 Sizde olumsuz anısı olan ya da size hüzün, kızgınlık vb negatif duygular veren tüm eşyalarınızı atın (giysiler dahil)

3 Ocak ve mutfak bereket sembolüdür Burası düzensiz ve pisse, asla iki yakanız bir araya gelmez Ocağın tüm gözlerini kullanın

4 Kristal, çan, gümüş, cam eşya ve aynalar, pencereler negatif enerji tutarlar Bu nedenle temiz olmalı ya da sık sık yıkanmalıdırlar

5 Mutfakta, bereket sembolü yiyecek resimleri, bakliyattan cam şişeler kullanın Buzdolabı üzerine asla kendi fotonuzu koymayın Hele ki mutfak pisse hiç Bu sizin duygularınızın donmasıyla eş anlamlıdır

6 Klozet kapağınızı, banyo kapılarınızı kapalı tutun Su elemeti para demektir ve paranın akıp gitmesini istemeyiz Banyo ve tuvaletiniz pisse, evde akan enerji “ölüdür” Ruhsal rahatlık ve huzur beklemeyin Akan ve bozuk musluklar da paranın akması ya da gelişinin tıkanması demektir

7 Evinizin eşyaları keskin değil, yumuşak olsunlar Keskin dikdörtgen bir yemek masası yerine, yuvarlak ya da oval seçin Yatağınız ise hiç metal içermesin

Bazı Hatalar:
Aşksızlıktan şikayet ediyorsunuz Ama evinizde hala eski eşinizin fotoları baş köşede duruyorsa, ya da eşyaları hala bir yerlerde saklıysa, bu yeni bir aşka izin yok anlamındadır

Ya da kapınızın girişine koskoca aslan kafası koyduysanız, aslında gayet tehditkar bir hava yaratıyorsunuz ve evinize misafir gelmemesinin sebebi bu olabilir mi? Buna karşın bir köpek biblosu, sizi hırsızlardan koruyacaktır

Çin’de, sevilmeyen komşularla Feng Shui savaşları yapıldığı söylenir Onlar savaş materyalleri olan kılıç, silah vb keskin madeleri ya da metalleri, karşı evin göreceği şekilde koyarlar Bunlara “zehirli ok” derler Zehirli ok hissettiğiniz insanlarla aranıza “ağaç elementi” koyun Bu okları işyerinizde de hissedebilirsiniz, bir canlı salon bitkisi (iyi bakılmak şartıyla) idealdir

Son Söz: Mekanınızı temizlediğinizde, gereksiz olanları attığınızda ve eşyaları sade ve basit şekilde yerleştirdiğinizde, aşk, iş ve maddi yaşamınız yoluna girecek ve hem ruhsal hem fiziksel olarak kesinlikle daha uyumlu olacaksınız Bunun için pahalı eşyalara gerek yok
T Roosvelt’in dediği gibi: “ELİNDE OLANLARLA, BULUNDUĞUN YERDE, ELİNDEN GELENİ YAP”

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızılderililerin Şeref Yasaları;

12733640_679423592200677_299912427454034759_n[1]

1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler..
2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister hayvan veya bitki olsun.
7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
14 – Her zaman dürüst ol.
15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma, – özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
18 – İyi talihini başkaları ile paylaş.
19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
20 – Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 18 Comments »

Sen huzurlu olduğunda, insanlar sana yaklaşır;

mutluluk[1]
Sen huzurlu olduğunda, insanlar sana yaklaşır;
Huzursuz olduğunda uzaklaşır…
Bu o kadar fiziksel bir olaydır ki; kolaylıkla gözlemleyebilirsin.
Ne zaman huzurlu olsan, herkesin sana yakın olm…ak istediğini hissedeceksin;
Çünkü huzur, etrafında bir titreşim yaratır.
Etrafında huzur halkaları hareket edecek ve her kim yaklaşırsa, bir ağacın gölgesine
girip, rahatlamak ister gibi, sana daha yakın olmayı arzu edecek.
Unutma; başkalarına ancak sahip olduğun şeyi verebilirsin.
Sen mutluysan, sadece orada bulunman bile, diğer insanların mutluluğunu tetikleyecek.
Senin müziğin, senin dansın mutluluk dalgaları yaratacak, neşen sana yaklaşan
herkese bulaşacak
* Osho
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kurban Bilinci mi, Kendi yaratma gücüne sahip çıkmak mı ?

sorumluluk-580x330[1]

Hepimiz yaşamışızdır. Hepimizin gün içinde ya da hayatta mutlaka düştüğü bir durumdur kurban psikolojisi. Bazen kısa süreli, bazen ise kronikleşmiş uzun süreli.

Peki nedir Kurban psikolojisi / Kurban bilinci ?

Kurban bilinci, kendi yaratıcı gücümüzden ve yaratma kabiliyetimizden vazgeçmektir. Bunun yerine  sahip olduğumuz / olamadığımız şeylerde, yaşadığımız olaylarda birşeyleri ya da başkalarını suçlu tutmaktır. Kendi gücümüzü onlara vererek, birşeylerin ya da birilerinin hayatımızı kontrol etmesine izin vermektir. Başkalarının kendi bilincimizi ve seçimlerimizi yönetmesine izin vermektir.    

İnsanlar kurban psikolojisiyle doğmazlar, ama öyle büyürler, öyle öğrenirler. Bir insan çevresi tarafından bir gücü olmadığına ikna edilirse; ve büyürken çevresinde örnek aldığı yakınları hayatın adil olmadığını, ve bunda bir suçları olmadığını söyleyerek yaşıyorlarsa, çocuğun da hayatını böyle şekillendirmesi kaçınılmazdır. 

İçindeyken fark etmesi, ve kendine itiraf etmesi zor bir haldir kurban psikolojisi. Fark edene kadar içinde olduğumuzu bile bilmeyiz. Ama fark edip dışına çıkmayı başardığımızda hayatımızda büyük kapılar açar. 

Peki neden bu kadar önemli aslında bunu fark etmek. Çünkü Zen öğretisinin de dediği gibi :

‘Kurban psikolojisi, savaş bilincidir.’

Ve onun içinde olduğumuz sürece, fark etmesek de kendimizle, çevremizle ve hatta dünyayla savaş halinde oluruz. Birşeyleri değiştirme gücünden yoksun olduğumuz inancıyla, kendimizi güçsüz ve çaresiz hissederiz. Ve olan bitenlerle ilgili suçlayacak birilerini ararız. Bazen bununla da yetinmez, suçlu oldukları ve hakettikleri düşüncesiyle onlara saldırmaya başlarız.

Tüm ruhsal öğretiler bizleri kurban bilinci konusunda uyarır.

4JgaBqWmt

Dalai Lama bilmeyenlerimiz için Tibet’in ruhani lideri, aynı zamanda Budizm’i kuran Shakyamuni’nin reankarnasyonu olduğuna inanılan ruhani liderdir. 14. Dalai Lama der ki :

“Eğer herşeyin başkalarının suçu olduğuna inanırsanız, hayatta çok ıstırap çekersiniz. Ama ne zaman ki herşeyin sizden tohum verdiğini fark edersiniz, o zaman hem neşe hem barışı öğrenirsiniz. “

Osho der ki : Hiçbir zaman insanları ya da dış etkenleri suçlamayın. Başkalarını suçlamak bizi kurban psikolojisine sokar; çevremizde gelişen olayların sebebi değil, bir sonucu yapar. Sebep ya da sonuç olma kararını bizden alır. Bizi çevremizde yaşananların sonucu yapar. Sorumluluk almak ise, hatalı olsak da olmasak da, hayatımızın direksiyonunu elimizde tutar. Sonuç olmak yerine, hayatta istediğiniz şeyleri yaratmak için bir sebep olun, harekete geçin. 

Kurban psikoloijisinde olduğunuza dair bazı ipuçları

  • Gün içinde yaşanan aksiliklerde, özellikle sizi üzen olaylarda başkalarını suçlamak
  • Hayat adil değil, herkes bana karşı düşüncesi
  • Hayatında birşeyleri değiştirecek gücü kendinde bulamamak. ( Yakınındaki insanlar yapabileceğini düşündüğü halde)
  • Yanlış yönlendirilmiş öfke, özellikle aile yakınları ve arkadaşlara karşı. “Beni hiç bir zaman anlamıyorlar, duymuyorlar.” cümleleri.
  • Kendini izole, yalnız, yanlış anlaşılmış, terk edilmiş, sevdiği insanlardan ya da tüm dünyadan kazık yemiş, kandırılmış hissetmek.
  • Hayatında yaşadığı olayların aslında kendinden kaynaklandığı düşüncesini, ve yaşananlarla ilgili sorumluluk almayı reddetmek.

Kurban Psikolojisinden sıyrılıp kendi gücünüzü geri almak için tavsiyeler

  • Her tür “biz, onlar” düşüncesini, kelimesini kullanmayı bırakın. Kendinizi tüm insanlarla eşit seviyede görmeye çalışın. Sizinle aynı değerde insanlar olduklarını, aynı saygıyı hakettiklerini, ve hatta sizin gibi hata yapabileceklerini kabul etmeye çalışın.
  • Hayatınızda ufak değişiklikler yapmaya başlayın. Gün içinde her zaman yaptığınızdan farklı seçimler yapın, karar verme ve seçim yapma gücünün sizde olduğunu kendinize gösterin.
  • Size sorumluluk duygunuzu hatırlatan işlere yönelin. Bir işi sahiplenmek ve odaklanmak sorumluluk duygunuzu harekete geçirecektir.
  • Gün içinde ufak korkularınızla yüzleşin; ve üzerlerine gidin. Biriyle düşüncenizi paylaşmaktan mı korkuyorsunuz, sakin ve dengeli bir şekilde kelimelerin ağzınızdan çıkmasına izin verin. Ya da evde yalnızsınız ve kabusunuz bir böcek karşısınızda belirdi. Kimsenin yardımı olmadan gazete yardımıyla böceği pencerenin dışına çıkarın. Yapabilirsiniz. Kendinize yapabileceğinizi gösterin. Ve yaptıktan sonra artık yapabileceğinize inanın.
  • Duygularınızı dinleyin, niye ve nasıl hissettiğinizi anlamaya çalışın. Hangi durumlar sizi nasıl hissettiriyor, gözlemleyin. O duyguların kaynağı neresi, çocukluğunuzdan ve travmalarınızdan gelen duygular mı ? Hala bugün geçerlilikleri var mı ? Yoksa o duyguların hala sizi yönetmesine izin mi veriyorsunuz ? Bunu görmeye çalışın.
  • Üzgün olmak, incinmek, kendini kötü hissetmek, reddedilmek hepimizin, her insanın hayatında yaşadığı normal duygulardır. Ama bu duygulara tutunmak, onlardan beslenmek, onları büyütmek iyi değildir. İncinebiliyor olmak sizi daha az güçlü ya da daha az değerli yapmaz. Aynı şekilde acıyı kaldırabiliyorsunuz ve bir kez yaşadınız diye; hayatınıza daha çok acı ve kötü muamele çekmek zorunda değilsiniz. Ve yaşadıklarınız, dünyadaki herkesin bu sebepten size kötü davranmaya hakkı olduğu anlamına gelmez. Üzgün ve incinebilir olmayı kabul edin. Ama hayatınızdaki her insandan o saygıyı ve özeni talep edin.
  • Her olayda birilerini suçlama ihtiyacını bırakın. Bazen sadece işler yolunda gitmez. Bu kimsenin suçu değildir. Hata yapmak insani birşeydir. Önemli olan hatalardan ders alabilmektir. Çözüm odaklı olun. Kendi tepkilerinize odaklanın. Neler yapabileceğinizi, senaryoyu nasıl değiştirebileceğinizi düşünün.
  • Drama yaratma ve kendine acıma duygularını bırakın. Onun yerine neşeyi, ve güzel şeylere odaklanmayı seçin.
  • Şikayet etmeyi bırakın. Harekete geçin.

Şikayet ettiğimiz sürece, ya da çevremize olumsuz duygular yaydığımız sürece sadece çevremize değil, kendimize de zarar veriyoruz. Çünkü her düşüncede ve hatta yaşamayı seçtiğimiz her duyguda beynimizi ona göre programlıyoruz.

Nörologların yaptığı araştırmalar gösteriyor ki beyinde aslında her düşüncenizde yeni nöronlar ve bağlar, sinapslar oluşuyor. Beyin, kendi içindeki elektrik akışını doğru bir şekilde yönetmek için köprüler kuruyor; ki bir veriyi çağırmamız, yani hatırlamamız daha kolay olsun. Her düşünce tekrarlandığında sinapslar birbirine daha çok yakınlaşıyor, ve zamanla gittikçe birbirine bağlanıyor. Yani düşünceleriniz beyninizi şekillendiriyor, ve hatta düşünceleriniz belirli bir noktadan sonra fiziksel gerçeğe dönüşüyor. Bu oluşturmayı seçtiğiniz köprüler,  stres ya da mutluluk olarak hayatınıza yansıyor.

Beyninizin her düşüncede bunu yapıyor olmasının muhteşemliği bir yana, en çok ve en sıkı bağ kurmuş sinapslar, yani alışılmış köprüler sizin standart kişiliğinizi, düşünce şeklinizi, karakterinizi belirliyor. Çünkü hızlı aktarılan düşünce kazanıyor. 

Bunu daha basite indirgeyip şöyle düşünelim. Üç arkadaş var, A, B ve C. Bunlardan A reseptör. Bir konuyla ilgili karar vermesi gerekiyor.  B ve C ise kararını belirleyecek olan düşünceler. Bunlar birbirlerine top atıyorlar. A ile B nin arasındaki mesafe 2 m; A ile C nin arası 10 m. A bir soru soruyor, ve buna karşılık B ve C aynı anda, aynı hızla A’ya top atıyorlar. A’ya ulaşan ilk top, ilk düşünce, A’nın kararını belirleyecek. Hangisi daha çabuk ulaşır ?  Tabii ki yakın olan.

Düşüncelerimiz de bu şekilde çalışıyor. Daha çok tekrarlanan düşünce zamanla gittikçe birbirine daha çok yakınlaşıyor ve bağ güçleniyor. Ve bilgi çağrıldığında daha kısa sürede veriyi taşıyan düşünce köprüsü kazanıyor. Yani bir noktadan sonra kararlarımızı otomatik olarak vermeye başlıyoruz. Ama bunu değiştirmek, beynimizde sağlıksız kurulmuş bilgi ve düşünce kalıplarını değiştirmek mümkün. Nasıl mı, anda kalarak. Bir sonraki kararınızı ya da tepkinizi vermeden önce derin bir nefes alıp, anda merkezinizde kalın. Ve kendinize sorun, bu seçimi bana ya da çevreme faydası olduğu için mi yapıyorum. Yoksa zihnim böyle alıştığı için mi ? Aldığım karar korku temelli mi, sevgi temelli mi ? Çünkü sevgi temelli kararların, dengeli ve sakin olan kararların, ruhunuzdan gelen kararlar olma ihtimali çok daha yüksektir.  

Hepimiz aslında üzücü ya da korku dolu bir anı, hayatımızda sadece bir kere yaşıyoruz. Bir travmayı, belki gerçekten çaresiz kalıp kurban olduğumuz anı hayatta bir kere yaşıyoruz. Sonrasını kendimiz yaşatıyoruz, kendimiz şekillendiriyoruz.

Naomi Judd’un da dediği gibi : Sadece bir kez kurban oluyorsunuz. Sonrasında gönüllüsünüz.

Peki siz şu anda neyi yaşamayı seçiyorsunuz ?

kynak:hayatıseç

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadın evde ne iş Yapar ??

12705569_1267834216566092_4249122480399943796_n[1]
.
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.

3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.
Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.
Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.
Adam cevaplamış:”Her zaman ki gibi! ”

Ardından şaşkınlıkla sormuş:”Ne oldu bugün böyle?”

Karısı tekrar gülümseyerek;
-“Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin..”
+”Evet”
-“Güzel… Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar…”.. smile ifade simgesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beni TANRININ SEVGİSİ hayatta tutuyor.

12715785_795371160593597_5432503439020565151_n[1]

Burada, bugün ve yarın ve tüm zamanlar boyunca karşılaşacağın her sorunun cevabıdır. Sen Tanrı’nın değil, bu dünyadaki şeylerin seni hayatta tuttuğuna inanıyorsun. Sen en önemsiz ve deli sembollere güveniyorsun: haplar, para, ”korumalı” giysiler, etki, prestij, popülerlik, ”doğru” kişileri tanımak ve sihirli güçlerle donattığın hiç’in şekillerinin sonsuz bir listesi.

Tüm bunlar, senin Tanrı’nın sevgisi yerine koyduğun yedeklerdir. Tüm bunların, bedensel kimliği sağlamak için üzerlerine titrenir. Onlar EGO için söylenen övgü şarkılarıdır. Değersiz olana inancını yatırma. O seni hayatta tutmaz.

Sadece Tanrı’nın sevgisi seni her koşulda koruyacaktır. O, seni her dertten çıkaracaktır ve bu dünyada tüm algıladığın tehlikelerin üzerinden, mükemmel huzur ve güvenlik ortamının içine yükseltecektir. O, seni hiçbir şeyin tehdit edemeyeceği ve hiçbir şeyin TANRIOĞLUNUN ebedi sukunetine zorla giremeyeceği zihinsel bir hale götürecektir.

İllüzyonlara inancını bağlama. Onlar seni hayal kırıklığına uğratacaklardır. Tüm inancını içindeki Tanrı’nın sevgisine bağla; ebedi, değişmez ve sonsuza kadar şaşmaz. Bugün karşılaşacağın her şeyin cevabıdır bu. İçindeki Tanrı’nın Sevgisi sayesinde, görünürde olan tüm zorlukları, çaba sarfetmeden ve kesin güven içinde çözebilirsin. Bunu, kendine sık sık söyle. Bu, putlara olan inancının kurtuluşunun beyanıdır. Bu, senin kendi gerçekliğinin onaylanmasıdır.

Mucizeler Kursu / Ders 50

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlişkilerde çok basit bir kural var.

mutlu_iliski_cift_mnk[1]

İlişkilerde çok basit bir kural var.
Kural basit, uygulaması pek kolay değil.
Ama eğer uygularsak, neredeyse bütün ilişki sorunları çözülüyor.

Karşınızdakinin yapmadıklarına asla odaklanmayın.
Benim başıma, uzun süredir diğer ikisi değil, sadece bu geliyor, ve insanlar yapmadıklarım yüzünden bana kızabiliyorlar.
Karşınızdakinin ya da yanınızdakinin, istediklerinizi yapmıyor olması, sizi ya da aranızdaki ilişkiyi önemsemediğini göstermez.
İstediklerinizi seçmediğini gösterir.
Onları seçmesi için push-ittirme ve zorlama stratejileri çalışmaz, ilişkiye zarar verir.
Eğer pull-çekme ve teşvik stratejileri uygularsanız büyük olasılıkla uyum sağlar.

Eğer karşınızdaki istemediklerinizi yapıyorsa, durum farklı.
O zaman alanlarınıza muhakkak sahip çıkın.
Evrenin yasaları, radikal bir karar vermeden önce 3 kez uyarmayı öneriyor.
Bu uyarılarda, sertlik ve çatışmak yerine, istenmeyen şey yapıldığındaki duygularınızı ifade edin.
Üzüntü, endişe, hatta korku gibi, samimi hislerinizi dile getirin, sınırı sizin duygularınızın çizgileriyle belirleyin.
Büyük olasılıkla, ve iyi niyetliyse, yine uyum sağlar.

Ama eğer karşınızdaki, istemediklerinizi, sizi üzmek, yormak ve en acıklısı olarak sizi denemek için kasten, bilerek ve isteyerek yapıyorsa, ilişkiyi sürdürmenin bir anlamı yok.
İlişkilerde özen ve şefkat şart.
Bazen zamanla da elde edilir.
Ama ilişkilerde kastederek yapılan hareketler, ilişkiye suikasttır.
İlişki ölmese bile yaralanır.

Kural basit.
İstediklerinizi yapmamasını özgür seçime saygıyla kabul edip, değiştirmek için teşvik edin.
İstemediklerinizi yaptığında duygularınızı anlatın, zaman ve şans verin.
Kasten yapıyorsa uzaklaşın.
Huzur ve neşede buluşalım…

kaynak: Korkut Keskiner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Dünyanın Yedi Harikası…

12717302_1717238178531936_1773804253257103908_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİLGE İNSAN, ONA BUNA BAKMADAN ,KENDİ HAYATINI YAŞAYAN İNSANDIR.

BILGE-INSAN[1]
Bilge insan hayatı yaşayandır
Kural 1: Asla kendinden şüphe etme… Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla… Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ordek olmak için uğraşma.
Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme…. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden ayni durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir
Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış.
Kural 5: İnsanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarıniıikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşümüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana deger vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini yada sana zamanla önem vereceğini düşünme.
Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanin kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarina bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan…
Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konusmayı öğren. Her gün kendinle kalmak icin zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir yada duymak istemediklerini söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…
Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran.
Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme… Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kığıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.
Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli oldugunu asla unutma ve bedel ödemek istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örnegin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmedine bakarak kararlarını ver.
Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.
Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mi olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını birakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer kendinin dostu olabilirsen….
Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayatı yaşayandır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanı Yaşıtlarına Göre Daha Olgun Birine Dönüştüren 18 Dönüm Noktası

Daha dün çocuktum, ne ara büyüdüm de olgun bir insan oluverdim diye sorarsın kendine. Bazı insanlara oranla yaşanmışlıkların fazlaysa olduğundan daha büyüksündür aslında. Acılar, insanlar, hayat içinde yoğrulmuştur hamurun.

Bunların etkisinde buram buram kaldıysan da yaşıtlarına göre bir tutam daha olgunsun demektir.

1. Yalnız başına yaşamak…

Yalnız başına yaşamak...

Yalnız başına yaşamayı öğrendiğinde sorumlulukları tek başına üstlenirsin, artık kimseye muhtaç olmayacak kıvama gelirsin.

Hasta olduğun bir günde bir tas çorba yapanın olmadığında hayatın şakası olmadığını anlarsın.

2. Parasız kalmak…

Parasız kalmak...

Parasız kaldığında anlarsın ki hayatın en önemli kurallarından biri de budur, ne yapıp edip para kazanman gerekmektedir.

İşin şakası yoktur; baba parası yediğin, burslarla geçindiğin günler geride kalmıştır.

3. Sevdiğin insandan ayrılmak…

Sevdiğin insandan ayrılmak...

Hayatının geri kalanını onunla geçireceğini düşünürsün, bir de bakarsın ki elleri ellerinden ayrılıp gitmiş.

Sanki hiç ayrılmayacakmışsınız gibi hissedersin ancak her şeyin değiştiği gibi insanlar da değişir.

4. İnsanların güvenini boşa çıkarması…

İnsanların güvenini boşa çıkarması...

Güvendin, güvenmemen gerektiğini anladın. Tekrar güvendin, tekrar neden güvendiğine anlam veremedin. Bu işler böyle.

5. İş hayatı…

İş hayatı...

Görüp görebileceğin en ciddi ortama hoş geldin, artık sistemin bir parçasısın.

Kendini üstün zannedenlerin tavırlarıyla, resmi hitaplarla boğuşurken sen de ister istemez ortama ayak uydurursun.

6. Her tarzdan arkadaşa sahip olmak…

Her tarzdan arkadaşa sahip olmak...

 

İnançlısıyla, ateistiyle, sağcısıyla, solcusuyla arkadaş olabiliyorsan çok daha iyi empati gücün olur.
Etrafındaki insanların mozaiği bir hayli önemli. Her birinden ayrı deneyimler elde edersin.

7. Hastalık…

Hastalık...

Kötü bir hastalığa yakalandığında veya hastalanan bir yakının olduğunda içindeki çocuk bir anda uçup gidiyor.

Sağlığın hayattaki en önemli şey olduğunu anlıyorsun.

8. Abi/abla, dayı/teyze olmak…

Abi/abla, dayı/teyze olmak...

 

Örnek olman gereken bir insan varsa kendine çekidüzen vermeye başlarsın.
En güzel sorumluluk duygularından biridir aynı zamanda.

9. Kitaplar…

Kitaplar...

İyi bir yazarın penceresinden hayata baktığında hayata bakış açın da o derece genişler.

Bambaşka hayatlardır kitaplar.

10. Boşanmış aile çocuğu olmak…

Boşanmış aile çocuğu olmak...

Daha çocukken büyük bir yıkımla karşı karşıya kalırsın, hayat seni erken yaşta yontmaya başlar.

Anne-baba şefkatini bir arada hissedemeyince ister istemez yaşıtlarından daha olgun birine dönüşüverirsin.

11. Haksızlığa uğramak…

Haksızlığa uğramak...

Hayatın her alanında vardır ve böyle yaşamaya bir şekilde alışmak zorunda kalırsın.

Sistem haksızlığa uğratır, insanlar haksızlığa uğratır ve sen karşılaştığın her haksızlıkta biraz daha büyürsün.

12. Olgun bir arkadaşa sahip olmak…

Olgun bir arkadaşa sahip olmak...

En yakın arkadaşın ne kadar olgunsa sen de onunla birlikte yol alıyorsun. Çocuksu bir ruha sahipsen birbirinizi tam anlamıyla dengelersiniz.

13. Anne/baba olmak…

Anne/baba olmak...

Çocuklarını koruma içgüdüsü ve en iyisine layık olmaları için sarf ettiğin çabayla hiç hissetmediğin kadar olgun hissedersin.

Onlar rahat etsin diye gerekirse kendinden kısıtlarsın.

14. Hataların, yenilgilerin…

Hataların, yenilgilerin...

 

Hata yaptın, dibi gördün ve bundan bir ders çıkardın.
Bugünkü aklım olsaydı dün yaptıklarımı yapmazdım, dün yaptıklarımı yapmasaydım bugünkü aklım olmazdı.

15. Yaşadığın aile ortamı…

Yaşadığın aile ortamı...

Karakterinin temelleri atılıyor ne de olsa.

Ailen seni el bebek gül bebek büyüttüyse ileride kendi ayaklarının üzerinde durması kolay olmayacaktır.

16. Öğrenmek…

Öğrenmek...

Hayat, acısıyla tatlısıyla öğretiyor.

Sen öğrenmek istemesen bile hayat bazı gerçekleri tüm çarpıcılığıyla öğretir ve bazen çok ani bir şekilde seni olgunlaştırır.

17. Ölüm…

Ölüm...

Hayatın boyunca yanıbaşında olan biri beklemediğin anda hayata veda ettiğinde hayatın en acı gerçeğiyle başbaşa kalırsın.

Bilirsin bir gün onları kaybedeceğini ama bu kadar vaktinden önce olacağına hiç ihtimal vermemişsindir.

18. Ve bunların tamamını içine alan zaman…

Ve bunların tamamını içine alan zaman...

 
İçinden akıp giderken o kadar çok şey yaşıyorsun ki!
Üflediğin her pastada bir yıl önceki senden bambaşka birine dönüşüyorsun. Hayat işte…

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEYNİNİZİN HANGİ YANINI DAHA ÇOK KULLANIYORSUNUZ (TEST)..

00007beyin[1]

Dr. Yavuz, sağ ya da sol beynin baskın olup olmadığını belirlemek için aşağıdaki testin yapılmasının yeterli olacağını ifade etti.

Cevaplarda ‘A’ şıkkının sayısı fazla ise sağ beynin daha gelişmiş olduğu anlamına geliyor, ‘B’ şıkkı çok ise sol beynin etkin olduğu anlamı çıkıyor.

Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?

a) Türkçe, resim, sosyal vb.

b)Fenle ilgili olanları.

2-Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?

a)Tek başına yapılan sporları

b)Takım sporlarını.

3-Gördüğünüz rüyaları hangi sıklıkta hatırlarsınız?

a)Çoğunlukla hatırlarım,

b)Ender olarak hatırlarım.

4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne sıklıkta kullanırsınız?

a)Çok kullanırım

b)Çok az kullanırım.

5-İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin baş parmağı üstte kalıyor?

a)Sağ

b)Sol

6-Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?

a)On dakikadan fazla,

b)On dakikadan az.

7-Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?

a)İnsanların yüzlerini,

b)İnsanların isimlerini.

8-İki gözünü açık tutarak elinizdeki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?

a)Sağ gözümü kapatınca

b)Sol gözümü kapatınca

SOL ELİ KULLANANLARIN SAĞ BEYNİ BASKIN”

Sağ ve sol el kullanımı ile hangi beynin daha baskın olduğu arasında önemli bir ilişki olduğunu belirten Dr. Yavuz, şunları kaydetti: “Günlük hayatta sol elini kullanan kişilerin sağ beyinleri baskın durumdadır. Eğer kişi sağ elini kullanıyorsa o zaman da sol beyin baskındır. Bu nedenle şunu diyebiliriz ki solak olanlarda sağ beyin baskın durumda olacağı için, bunlarda mimarlık yeteneği ve müzisyenlik kabiliyetleri iyi gelişmiştir.

Sağ ve sol beyni baskın kişiler matematiksel yeteneğe sahip olabilir ancak sağ beyin daha çok matematiğin geometri, sol beyin ise cebirsel bölümü ile ilgilenir. Buradan şu netice çıkıyor ki solak olan bir çocuğun, mimarlığa ya da güzel sanatlara yönlendirilmesi gerekebilir.

Bireyin, fen ya da konuşma becerisi gerektiren avukatlık veya pazarlama gibi bir meslekle uğraşması hata olabilir. Çünkü sol beyin konuşma becerilerinde rol oynar. Eğer solak bir kişi, hukuk mesleğini seçmişse avukatlığı değil estetik muhakeme yeteneğine yönelten sağ beyinden dolayı hakimliği tercih etmelidir.”

ALINTI

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »