![12705774_10154709733088475_8211336183681384594_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/12705774_10154709733088475_8211336183681384594_n1.jpg?w=437&h=437)
![sukranakgun_135246601556[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/sukranakgun_1352466015561.jpg?w=780)
Öfkenin veya korkunun bir odanın havasını elektriklendirebilme tarzını hissetmişseniz, Sandra Ingerman’ın “zehirli düşünceler” sözüyle neyi kastettiğini anlayacaksınız. Bir aile terapisti ve şaman olan yazar, düşüncelerimizin ve duygularımızın zihinsel ve fiziksel esenliğimizi etkileyen görünmeyen ama hissedilir bir enerji yaydığına inanıyor “Zehirli Düşüncelere Şifa Vermek: Kişisel Dönüşüm için Sade Araçlar” adlı kitabında “psişik yumruklar”ın fiziksel şiddet kadar gerçek olduğunu yazıyor.
Bu makalede, kendinizi negatif düşüncelerden korumak ve pozitif enerji yaymayı öğrenmek için Sandra Ingerman’ın önerdiği on basit yolu okuyacaksınız:
Bir gece, etkileyici bir rüya gördüm. Çalışma arkadaşlarımdan oluşan bir grupta, bir su soğutucusunun etrafında ayakta durmaktaydım. Aramızdaki konuşmalar samimiydi ama çalışanlardan bazısının diğerlerine psişik/görünmez “yumruklar” attıklarını fark ettim. Yumruk yiyen kişiye “İyi misin?” diyor ve diğerine dönüp “Ne yaptığını gördün mü?” diye soruyordum. İnsanların davranışları bakımından böyle bilinçsiz olması beni şoke etmişti.
Rüyam, görünmeyen etkileşimlerin gücünü göstermişti. İnsanların nasıl davrandıklarını gözlemlediğimizde herhangi bir düşmanlık yok gibi görünebilir. Bizi dinlemekte olan kişinin yüzünde bir gülümseme görebiliriz. Ama görünmeyen düzeyde neler olmaktadır? Konuşmamız veya mevcudiyetimiz aracılığıyla karşımızdaki kişide hangi hisleri tetiklemekteyiz?
Ruh dediğimiz görünmeyen bir boyuta; “tenimizin ötesindeki asıl kimliğimiz” dediğim bir unsura sahibiz. Bu yanımızı göremeyiz ama beden ve zihin ile birlikte bu yan bütün varlığımızı oluşturmaktadır. Fiziksel dünyada başkalarıyla ne zaman etkileşime geçsek, görünmeyen bir enerji alışverişi de gerçekleşir.
Başkalarının davranışlarını tarif etmek için kullandığımız bazı yaygın ifadelerden bazıları:
Çok buyurgan.
Kişisel alanımı işgal ediyor.
Adeta dayak yedim.
Düşünce tekmelenmiş.
Sırtımdan bıçakladı.
Bakışları hançer gibiydi.
Tavrıyla grubu adeta esir aldı.
Oda, patlamaya hazır bir enerjiyle doldu.
Bir öneride bulunayım dedim, vuruldum.
Şiddet enerjisi görünmeyen, psişik düzeyde eyleme geçer ama hem fiziksel sağlığı ve hem de psikolojik esenliğimize etki yapar. Enerji, somuttur. Negatif enerjiyle dolu bir ortamda yaşadığımızda veya çalıştığımızda kendimizi ya fiziksel veya psikolojik düzeyde iyi hissetmeyiz.
Yerli kültürlerin hepsi, öfke gibi negatif bir enerjiyi yollamak ile bunu yalnızca ifade etmek arasındaki farkı anlamaktadırlar. Biri öfkesini “zehirli ok” gibi yollamaksızın ifade ederse o kişi öfke hissini tanıyıp kabul etmektedir; bu durumda, öfkenin bir başkasına zarar verebilecek hiçbir kuvveti veya hareketi yoktur. Olanları yalnızca görünür düzeyde tanıyıp kabullendiğimiz kültürümüzde, farkındalığın bu diğer düzeyini inkar etmekte ve bu nedenle, sebep olduğumuz hasarı fark etmeksizin, bilinçsizce “zehirli oklar” atmaktayız.
Duygular taşımanın ve duyguları ifade etmenin insanlık halinin bir parçası olduğunu anlamamız önemlidir. Yürütülen araştırmalardan biliyoruz ki duygularımızı ifade etmediğimizde hastalıklar oluşabilmektedir.
Ruhsal öğretiler, dış dünyamızın; bilincimizin iç durumunun bir yansıması olduğunu, binlerce yıldır öğretmekteler.
Çevre kirliliğine ve günümüzde dünyanın durumuna baktığımızda, içsel dünyamızın bir yansımasını görmekteyiz. Dünyayı değiştirmek istiyorsak kendimizi değiştirme niyetimize odaklanmamız gerekir.
Ruhsal uygulamalar ile çevreyi iyileştirmek ve dünyaya barış getirmek için yapılan dışsal çalışmalar arasında bir köprü oluşturmamızın zamanıdır.
Ruhsal öğretilerin hepsi, fiziksel düzeyde tezahür etmeden önce her şeyin ruhsal düzeyde tezahür ettiğini öğretmektedir. Ruhsal uygulamaları yaşamlarımıza sokmakla, kişisel ve gezegensel değişimi yaratma gücüne hepimizin sahip olabiliriz.
Dünyada nasıl biri olduğunuzu dönüştürmek yoluyla barışın gerçek ifadesi olabilmeniz mümkün. İşte, bunu yapmanın 10 basit yolu:
Kalbinizden Nefes Alıp Verin
Nefes alıp vermek, enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından biridir. Bu alıştırmayı, gün boyunca yapabilirsiniz: Ellerinizi kalbinizin üstüne koyun ve nefes alıp verirken kalbinizin hareketini hissedin. Bu, sakinleştiricidir ve dünyaya sevgi, huzur ve uyum enerjisi yollar.
Aynaya Bakın
Mücadele gerektiren bir duruma tepki vermeden önce bir aynadaki yansımanıza bakarak duygu ayarı yapın. Hiç kimse kendini zehirli bir tarzda hareket ederken görmek istemez. Size aptalca gelebilir ama bu düşüncenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Kendimizi fazla ciddiye almak, negatif düşüncenin nedenlerinden biridir.
İfade Edin; Yollamayın
Stres, daha sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmamıza yol açabilir. Sorunlu duygulara sahip olmak normaldir ve hislerinizi tanıyıp kabullenmek önemlidir. Yalnızca enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir “zehirli ok” gibi göndermemeye dikkat ediniz.
Sevdiğiniz Birinin Yüzünü Düşünün
Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlılara yayılır. Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlı varlıklara yayılır. Sizin için sorunlu olan duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve, size meydan okuyan kişinin siması yerine sevdiğiniz kişinin simasını koymaya çalışın. Örneğin, bir küçük yavru kedinin siması veya sevdiğiniz bir çiçeğin imgesi ile de çalışabilirsiniz.
Sözlerinize Dikkat Edin
Düşünceleriniz ve duygularınız gibi sözleriniz de içinde yaşadığımız dünyayı ve deneyimlerinizi değiştirme gücüne sahiptir. Bu, yüksek sesle başkalarına söylediğiniz sözler kadar sessizce kendinize söyledikleriniz için de geçerlidir. Kendinize iyi bir insan olmadığınızı söylemekteyseniz bu gerçekliği tezahür ettirmeye başlarsınız. Zihninizi olumlu sözcüklerle doldurun ki hayatınız da olumlu yönde açılıp genişlesin. “Abrakadabra” kelimesi, Arami dilinde “Konuştuğum üzere yaratacağım” anlamına gelen “Abraq ad habra” cümlesidir. Çocukken, ne anlama geldiğini bilmeksizin, kimbilir ne kadar sık söylemişizdir bu cümleyi.
Başkalarında Tanrısallığı Görün
Istırap çektiğini algıladığınız kişilere acımayınız; bu, onları yalnızca daha da derin bir ıstıraba sevk eder. İnsanları kendi ilahi ışıkları ve kusursuzlukları içinde gördüğünüzde, zorluklarıyla başa çıkmak için ihtiyaçları olan kuvveti onlara vermeye yardımcı olursunuz. Algılamanın gerçekliğinizi yarattığını unutmayın.
Doğayla Bağlantı Kurun
Bizler doğanın birer parçasıyız. Stres durumunda olduğumuzda doğanın temel unsurlarından –toprak, hava, su ve ateş (güneşteki gibi)– beslenmemiz kesilir ve gerçekten hastalanabiliriz. Doğa, en büyük şifacıdır. Sık sık zaman yaratıp doğal dünya ile bağlantıya geçin.
Suyla İyileşin
Suyun yaşam gücü acılarınızı yıkayıp götürebilir ve en basit faaliyetlerin bile şifa verici bir etkisi vardır. Ellerinizi yıkarken, duş alırken veya yağmur altında ıslanırken negatif enerjinin sizden uzaklaştığını ve ışığa dönüştüğünü imgeleyin.
Kendinizi Işıkla Koruyun
Birinin size psişik açıdan saldırdığını veya enerjetik açıdan düşmanca davrandığını hissederseniz, etrafınızı saran koruyucu bir ışık imgeleyin. Bazıları bunu beyaz bir enerji alanı olarak düşünmektedir; ben ise şeffaf ve mavi bir yumurtanın içinde olmak şeklinde imgeliyorum. Size uygun rengi bulmaya çalışın. Bu sizi, size doğru yollanan zararlı enerjilerden koruyacaktır.
Sevgiyle Yanıt Verin
Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez. Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz. Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir. Şifa veren tek şey sevgidir.
Kaynak: Sandra Ingerman
Merhaba değerli okurlarım.Bu yazımızda 72 saat içinde akciğeri temizleme yöntemi ve toksinlerden arındırma yollarından bahsedeceğiz.Bu yolla birlikte ciğerlerinizdeki rahatlamayı hissedecek sigara,pis hava gibi etmenlerin bir kısmını vücudunuzdan atmış olacaksınız.Bu işlemleri 8 kısma böleceğiz ve kısım kısım uygulayarak daha rahat bir şekilde uygulamaya geçirebilirsiniz.
1.Aşama
Öncelik ile yapmanız gereken bir diyet programı varsa bu programa 72 saatlik kısa bir ara vermek.Çünkü bu esnada tüketmeniz gereken bazı besinler olacak ve bu besinler sizin diyet programına uymayabilir.Ayrıca bu gıdaları tüketirken yan gıdalardan uzak kalarak bu gıdaların etkisini arttırmamız gerekir.Özellikle yağlı gıdalardan uzak kalarak bu işlemi hızlandırabilirsiniz.
2.Aşama
2. aşamamız saflaştırma aşamasıdır.Bu aşamada uykudan önce bitkisel çay içmek gerekir.Bu sayede bağırsak fonksiyonları hızlandırılarak kabızlık etkisi uzaklaştırılır ve toksinlerin uzaklaşması daha hızlı hale gelir.Bu sayede akciğer için yükünün hafiflemesi demektir.Ayrıca kahvaltıdan önce 300ml suya limon suyu sıkıp içmeniz gerekir.
3. Aşama
Bu aşamamızda bol greyfurt ve ananas suyu tüketmemiz gerekir.Bu iki meyve doğal antioksidan açısından oldukça zengindir.Bu antioksidanlar akciğerimiz için oldukça büyük öneme sahiptir.Akciğer temizlenmesi esnasında bolca antioksidanlar görev almaktadır.
4. Aşama
Bu aşamamızda potasyum yüklemesi yapmamız gerekiyor.Potasyum kan basıncını düzenlemede görev almaktadır.Bu sayede vücutta tonik etkisi görmektedir.Özet olarak temizlik toniği görevini potasyum üstlenmektedir.Potasyum açısından zengin olan besinler tüketilmelidir.Özellikle fasülye,ıspanak,mantar,kuru kayısı,yağsız yoğurt,domates,havuç gibi besinler potasyum açısından zengin besinler arasındadır.
5. Aşama
Kahvaltı ve öğle yemeği arasında havuç veya havuç suyu tüketmeliyiz.Yemekten önce içilen havuç suyu kanı alkalileşme adına büyük bir etkisi vardır.Alkalileşme sayesinde kandaki ph değeri ayarlanır ve toksitler daha çabuk uzaklaştırılır.Yüksek alkali seviyesindeki kan akciğere giderek zararlı etkilerin uzaklaştırılmasında büyük etki sağlamaktadır.
6. Aşama
Yatmadan önce kızılcık suyu içmek.Kızılcık suyu akciğerde enfeksiyona neden olan bakteriler ve toksitlere karşı bir savunma görevi üstlenmektedir.Bakterilere karşı bu konuda kızılcık suyunun büyük yardımları dokunacaktır.
7. Aşama
Vücut bakımı ve egzersizler.Günlük yapılacak olan 30 dakikalık bir egzersizle birlikte terleme gerçekleşecektir.Bu terleme esnasında vücuttaki toksinler terle birlikte dışarı atılmada büyük etkiye sahiptir.Mümkün olduğunca bol egzersiz ve belli bir plana göre düzenli olarak egzersiz yapılması önemlidir.
8. Aşama
Okaliptüs meyvesi zor bulunacak olsa da bir şekilde ulaşılmalı ve sıcak suyla 10 damla okaliptüs damlatılarak su soğuyana kadar suyun buharını içimize çekmeliyiz.Okaliptüs akciğer temizliğine olumlu etkisi oldukça fazladır.
Değerli okurlarım.Bu aşamaları yapmadan önce ilk yapmamız gerekenlerden biri de sigara ve alkolden uzak durmaktadır.Bu zararlı zehirleri kullanıp aşamaları uygulasak bile fazla etkisi olmayacaktır.Mümkün olduğunca sigara ve alkolden uzak kalarak akciğer temizliğimizi daha güzel şekilde gerçekleştirmiş olacağız.3 günlük bu işlem sonunda ciğerlerinizdeki rahatlamayı sizde göreceksiniz.Sağlıklı ve mutlu yaşamlar…
KAYNAK: GIDA BİLİNCİ
![10176174_1205922966092337_4649843613752709661_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/10176174_1205922966092337_4649843613752709661_n1.png?w=383&h=383)
DİPLOMASİ
Adamın biri, Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken, kaybolduğunu fark etmiş.
Ne yapacağını düşünürken, bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte!” diye düşünmüş minik köpek…
…
Etrafına bakmış,yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış. Bu arada da, arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken, minik köpek kendi kendine konuşmuş… “Ne kadar lezzetli bir leoparmış! Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?”
Bunu duyan leopar, bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. “Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş leopar.
Bütün bunlar olup biterken, bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak, bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış…
Leopar, köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna… “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş. Ancak minik köpek, neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş!
“Şimdi ne yapacağım?” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine, arkasını leoparın geldiği yöne dönerek kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken, yine kendi kendine konuşmuş…”Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!”
Kıssadan hisse…
Diplomasi böyle bir şey işte. Yapabiliyorsan; hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanını kendi silahı ile yen!
Yazarı Bilinmiyor
CHARLOTTE GABAYIN FACEBOOK SAYFASINDAN ALINMIŞTIR
Hücreler Gerçek Mutluluk ile Sahte Mutluluğu Ayırd Ediyor
Bir çok insan, hayatında mutlu olmak ister. Mutluluğu yakalayabilmek için de çeşit çeşit şeyler yapar. Kimi boğaz kenarında güzel bir yemek yediğinde mutlu olur, kimi de bir hayır işi yaptığında…
Bu sorunun yanıtını, “her ikisi de gerçek” diyerek verebiliriz. Ancak, hücrelerimiz bizimle aynı fikirde değil.
Birleşik Devletler’deki Kaliforniya Üniversitesi ile Kuzey Karolina Üniversitesi’nin işbirliği altında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre; hücrelerimiz bu olaylardan sadece bir tanesini gerçek mutluluk olarak algılıyor.
Yapılan araştırmada, hücreleri yakından inceleyen bilim adamları, her iki duruma karşı, bağışıklık sistemimizdeki hücrelerimizin verdiği tepkiyi incelediler ve hiç beklemedikleri bir sonuçla karşılaştılar.
Araştırmaya göre, güzel bir pasta yemek, iyi bir tatil yapmak, güzel elbiseler giymek ya da hoş bir arabaya binmek insanları yanlız o an için mutlu edebiliyor. Bilim adamları bu hissi, mutluluk değil, “anlık tatmin” olarak yorumluyor.
Aç bir kimseye yardım etmek, ihtiyacı olana yardımda bulunmak, hayır işleri yapmak ise; uzun vadede hücrelerimiz üzerinde son derece pozitif bir etkiye sahip. Nasıl mı?
Bir amaç uğruna yaşamak, hücrede bulunan kronik stresle ilgili genleri büyük ölçüde azaltıyor. Kısa süreli mutluluk anlarıysa, hücredeki stres genlerini arttırdığından, romatizmaya, kalp hastalıklarına neden oluyor ve stres kökenli hastalıklara karşı bağışıklık sistemimizi çökertiyor. Böylece, kendilerine bir amaç edinenler, hem mutlu hem de sağlıklı; bir amacı olmayan ve anı yaşayanlar ise hem mutsuz hem de sağlıksız oluyor.
Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırma ekibinin lideri Barbara L. Fredrickson, elde ettikleri sonucu şöyle tarif ediyor:
“Günlük aktiviteler kısa süreli hazlar sağlasa da; uzun vadede negatif fiziksel sonuçlar doğuruyor. Hücresel düzeyde bakarsak, vücudumuzun tepki verdiği tek bir mutluluk türü var; o da bir amaç uğruna yaşamak ve o amaca bağlı olmak”
Kuzey Karolina Üniversitesi’nin internet sitesi üzerinden yayınlanan araştırmanın sonucuna göre, manen doyucu işlerle meşgulseniz, ne sizin ne de hücrelerinizin mutsuz olması imkansız… Ancak, tek arzunuz güzel bir yemek, lüks bir ev, pahalı bir tatilse, kendinizi mutluymuş gibi hissedeceğiniz anlar yanlızca yemeğinizi yerken, evinizi satın alırken ve tatildeyken geçirdiğiniz anlarınızla sınırlı olacak. Yemek ve tatil bittikten sonra ise; bu “tatmin bulma” hissi ortadan kalkmış olacağı için, bıkkınlık ve sıkılma başlayacak; depresyon ve stres baş gösterecek.
Görünen o ki, hayatlarında uzun vadede mutluluğu yakalamak isteyen ve sağlıklı bir yaşam sürmek isteyenler için mutluluğun anahtarı, “anı yakalamak”ta değil; gerçek bir amaç uğruna yaşamakta saklı.
Kaynak: University of North Carolina at Chapel Hill (2013, July 29). Human cells respond in healthy, unhealthy ways to different kinds of happiness.
![vc3bccudumuz-ve-ac49frc4b1lar[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/vc3bccudumuz-ve-ac49frc4b1lar1.jpg?w=415&h=484)
Vücudumuz deneyimlemekte olduğu duygusal ve bilinçaltı mesajları bize ağrılar ve hastalıklar şeklinde ifade ederek iletişim kurmaya çalışır. Genel olarak hayatımızla ilgili doğru yolda olup olmadığımızı bu mesajlar sayesinde anlarız. Karmaşık hayatlarımız, bazen vücudumuzdan bize gelen mesajlar farketmemizi engeller. Kendi iyiliğimiz için dönüşüm ve berraklık, bu mesajları anlayarak gereğini yapmaya niyet ettiğimizde başlayacaktır. Aşağıdaki listede yer alan bilgiler sezgisel olup, bu listeye bir çok ek yapmak ve onu geliştirmek mümkündür.
Olumlama: Kendime duyduğum sevgi ve anlayış vücuduma ve yüzüme yansıyor.
Olumlama: Aradığım cevapları bulabilmek için içime dönmek ve içime bakmak güvenlidir.
Olumlama: Şu an şimdi de yaşıyorum. Her an benim için yeni. Kendi değerimi görüp farketmeyi seçiyorum. Kendimi şu an seviyorum ve onaylıyorum.
Olumlama: Dünya güvenli ve dostça. Ben güvendeyim. Hayatla barışığım.
Olumlama: Hayattan keyif almayı ve neşeli olmayı hakkediyorum. Hayatın bana sunacağı tüm keyifleri şu andan itibaren kabul etmeyi seçiyorum.
Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Hayatın akışını ve aşamalarına güveniyorum. Güvendeyim. Sevdiklerim güvende.
Olumlama: Bana gelen tüm deneyimlere sevgiyle sarılıyorum ve bu tecrübeleri keyifle kucaklıyorum.
Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Hayat beni her zaman sever ve destekler.
Olumlama: Geçmişi evrene serbest bırakıyorum. Kalbimdeki sevgiyle birlikte hayatımda ilerlemekte özgürüm.
Olumlama: Hayatın tüm aşamalarına güveniyorum. Tüm ihtiyaçlarım hallediliyor. Güvendeyim. Sevdiklerim güvende.
Olumlama: Geçmişi sevgiyle evrene serbest bırakıyorum. Kendimle barışıyorum. Huzura ulaşmayı seçiyorum.
Olumlama: Şu andan itibaren hiç bitmeyecek keyifli bir hayat yaşamayı seçiyorum. Hayatım çok keyifli.
Olumlama: Hayatım için tek otorite benim. Kendim için en iyi olanı en hayırlı olanı seçecek olan kişi de benim.
Olumlama: Ben etrafımdaki herkes tarafından sevilirim. Çevremden gelen sevgi enerjisi beni besler.
Olumlama: Güvende olduğumu ve sevildiğimi bilerek hayatı kucaklıyorum ve ona güveniyorum. Sevmeyi seçiyorum. Sevilmeyi seçiyorum.
Olumlama: Özgür ve tam bir şekilde yaşamak benim doğuş hakkım. Sevmeyi hakkediyorum. Hayatı bana sunduğu hayrıma olan herşey ile tam olarak yaşamayı seçiyorum.
Olumlama: Geçmişi ve geçmişteki yaşadığım tüm üzüntüleri ve bu üzüntülere sebep olan herşeyi affediyorum. Sevgi enerjimle hayrıma olmayan tüm bu enerjileri evrene serbest bırakıyorum. Hayatımın içini keyifle ve mutlulukla doldurmayı seçiyorum. Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.
Olumlama: Farkediliyor ve en pozitif yollarla takdir ediliyorum. Seviliyorum.
Olumlama: Sevgiyi duymaya niyet ediyorum
Olumlama: Hayatımda meydana gelen yeni yönlerin, yeni değişikliklerin akışına kolaylıkla adapte oluyorum.
Olumlama: Ben tam bütünüm ve en önemlisi güçlüyüm. Hayatımda karşıma çıkacak herşeyle başedebilecek güce ve bilgiye sahibim. Kendimi olduğum gibi kabul ediyor ve onaylıyorum.
Olumlama: Kadınlığımdan keyif alıyorum ve gurur duyuyorum. Kadın olmayı seviyorum. Vücudumu seviyorum.
Olumlama: şu an artık rahatım. Hayat rahatlıkla ve kolaylıkla benim içimden akar.
Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Kendimi görüyorum ve etrafımdaki olayları sevgi enerjisiyle kabule geçiyorum. Güvendeyim.
Olumlama: Etrafımdaki herkesle huzur ve barış içinde yaşamayı seçiyorum. Çevremi iyi niyet ve sevgi enerjisi ile sarıyorum. Güvendeyim. Mutlu ve huzurluyum
Sevgiyle
Serkan Sorguç – Kuantumdaben.com
Not: bu yazı Louise Hay ve Caroline Myss’in kitabından özetlenmiş ve kuantumdaben.com tarafından tercüme edilmiştir.
![25635[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/256351.png?w=780)
İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma, beynin çocukluk ve ergenlikten sonra da gelişmeye devam ettiğini ve 30’lar… ve 40’larına kadar da beyin40tam olarak olgunlaşmadığını göstermekte. Bu yöndeki buluşlar, beynin daha erken olgunlaştığına dair mevcut teorilere karşı çıkmakta.
Londra Üniversitesi Koleji’nde Bilişsel Nörobilim Enstitüsü’nde nörobilimci olan Sarah-Jayne Blakemore şunları açıklıyor: “Yaklaşık 10 yıl kadar önce pek çok bilim insanı erken çocukluk döneminde beyin gelişiminin durduğunu düşünmekteydi. Ama yakın zamanda yapılan araştırma, beynin pek çok bölgesinin çocukluktan sonra da gelişmeye devam ettiğini açığa çıkardı.”
Alnın hemen arkasındaki, beynin ön bölgesindeki prefrontal korteks, beynin gelişmeye en uzun süre devam ettiği bölgedir. Bu bölge, planlama, karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonların ortaya konduğu ve ayrıca sosyal davranış, sosyal farkındalık, empati, diğer insanları anlama ve etkileşimde bulunma ve pek çok kişisel özellikler içeren en önemli alandır.
Prof. Blakemore, bireyin kişiliği ile beynin bu alanı arasında kuvvetli bir ilişki olmasından dolayı, prefrontal korteks’in, beynin bizi “insan” yapan kısmı olduğunu belirtir.
Prof. Blakemore, beyin taramasının, prefrontal korteksin, insanlar 30’larına geldiklerinde ve hattâ 40’ların sonlarına kadar şekli değiştirmeye devam ettiğini ve bu bölgenin erken çocuklukta gelişmeye başladığını, ergenliğin sonlarında ve daha sonra da değişmeye devam ettiğini, yeniden düzenlendiğini gösterdiğini dile getirmekte.
Bu araştırma, yetişkinlerin, kendi bildiklerini okuyamadıklarında, surat asıp, küsüp, öfkelenip, bağırıp çağırarak, neden gençler gibi davrandıklarını ve bazı insanların gençlikten çıkana kadar neden sosyal anlamda rahatsız olduğunu da açıklayabilir.
![Butterfly-High-Resolution-Photo703ea1[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/butterfly-high-resolution-photo703ea11.jpg?w=498&h=333)
Adam fısıldadı:
”Allahım konuş benimle”.
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:…
”Allahım konuş benimle”.
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve,
”Allahım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
”Allahım bana bir mucize göster”.
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
”Dokun bana Allahım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!”
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı…
Halil Cibran

Bacakları Kuvvetlendirir
Dengeyi Geliştirir
Düşme Riskini Azaltır
Bacakları Kuvvetlendirir
Koşudan Daha Fazla Yağ Yakar
Glokom Riskini Azaltır
Stresi Azaltır
Vücut Direncini Arttır
Kol ve Omuz Kaslarını Çalıştırır
Kan BASINCINI Arttırır
karın Kaslarını Geliştir
![resim[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/resim1.jpg?w=473&h=330)
Beş yaşındaydım.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
– Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ‘ dedi.
– Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.
Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var
biliyor musun?
*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir insanı
Bir insan tüm evreni…
![s-aee70103caa2f14191eb5491d081a8cb7782264a[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/s-aee70103caa2f14191eb5491d081a8cb7782264a1.jpg?w=503&h=377)
*KOÇ:
Koç’la aynı yolda yürümek zordur, yürek işidir… Kendine güvenmeyenler Koç’a yaklaşmasın !
•BOĞA:
Boğa’nın kalbine girebilmek için önce güvenilir biri olmanız gerekir. Oranız buranız oynuyorsa hiç şansınız yok. “Hiçmi yok” diceksiniz:YOK
•İKİZLER:
İkizler şöyle böyle diyenler bi kendine baksa, çifkeflik ve çam…urlukta rakipsiz olduklarını görürler. İKİZLER candır lan, onu sevmeyen ölsün
•YENGEÇ:
Yengeç en yanlış anlaşılan burçtur: YENGEÇ, güzel şeyler yapmak isterken hep sarpa sarar hayatı
•ASLAN:
Aslan çok sabırlıdır ve sırf karşısındakini kırmamak için genelde salağa yatar alttan alır ama sabrı tükenene kadar.Tükenince ise tmm kestik
•BAŞAK:
Başak ne yaparsan yap yinede olmuyor dimi , işte en zor olanıda bu aksiliklere rağmen içindeki umudu yitirmemeye çalışmak. İşin zor
•TERAZİ:
Terazi herşeyin 4/4’Lük giderken aşk hayatındaki bazı saçmalıklar tüm yaşam sevincinin içine ediyor.
•AKREP:
Akrep candır, baldır, nutelladır. Akrep insanını görüpte ” vay be çok çekici ” demeyen varmıdır lan ? Yoktur tabiki.
•YAY:
Yay o kadar hayatla barışıktır ki uyumadan önce kendisine bile “iyi geceler kendim” der.
•OĞLAK:
Oğlağ’ın sakinliği sizi aldatmasın, kayışları kopardığı zaman kaçacak yer ararsınız valla..
•KOVA:
Kova gibi kendini bilen agır başlı usturuplu biri size yol al GİT LAN” diyorsa yani onun bile agzını bozmuşsanız, bencede yol alın gidin..
•BALIK:
Balık “Bir şeyim yok” diyorsa: % 60 Tepesi atıktır, % 20 Canına okuyacaktır, %19,9 Gıcıktır , %0,1 Bişeyi yoktur
![Ekran-Resmi-2015-04-20-17.15.11[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/ekran-resmi-2015-04-20-17-15-111.png?w=502&h=333)
Yaşlanma vücudu olduğu kadar hafıza ve beyin gücünü de olumsuz etkiler.
İyi çalışmaya devam edebilmesi için beynin de tıpkı makineler gibi yaşı ilerledikçe biraz bakıma ihtiyacı vardır. Ama makinelerin bakım kılavuzu gibi herhangi bir rehber bulunmuyor beyin için. Mevcut veriler ise birbiriyle çelişen ve kafa karıştıran nitelikte. Bu konudaki verileri tarayarak beyin gücünü korumanın en iyi altı yöntemini belirledik.
Yeteneklerinize güvenin
Bir odaya doğru yürüyüp içeri girerken oraya niye gittiğinizi unuttuğunuz oluyor mu? Yaş ilerledikçe hafızanın da zayıflamaya başladığını varsayarız hemen. Oysa bu sadece yaşlıların değil gençlerin de başına gelebilir.
Uzmanlar, gerçekte bir sorun olmasa da yaş ilerledikçe beyinsel becerilerimiz konusunda güven yitirdiğimizi belirtiyor. Bunun sonucu olarak dış desteklere ihtiyaç duyar, arabamızın navigasyonuna, cep telefonumuzun uyarıcısına başvurur hale geliyoruz. Oysa kendi kapasitemizi zorlamadığımız sürece zihinsel beverilerimizin düşüşünü hızlandırmış oluruz. Yani eğer kapıda durup oraya niye gittiğimizi hatırlamaya çalışıyorsak bundan hafızamızı biraz daha zorlamamız gerektiği sonucunu çıkarmalıyız.
Kulaklarınızı koruyun
Duyularımızdan izole olmak beyni olumsuz etkiler. Örneğin işitme kaybı beyni gerekli bir uyarıcıdan mahrum bıraktığı ve dikkat konusunda ekstra yük oluşturduğu için beyindeki gri doku kaybına neden olur. Bir araştırmada, işitme kaybının altı yıllık bir dönemde algı azalması riskini yüzde 24 oranında artırdığı görüldü.
Yaş ne olursa olsun işitme yeteneğini olumsuz etkileyebilecek faktörlere dikkat etmek gerekir. Günde sadece 15 saniye yüksek sesli rock müziği dinlemek işitme duyusunu hasara uğratmak için yeterlidir. Aynı şekilde günde 15 dakika saç kurutma makinesi kullanmak da sesleri algılayan hücrelere zarar verir. İşitme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız daha fazla ilerlemeden doktora başvurmak en doğrusudur.
Dil ya da enstrüman öğrenin
Zihni güçlendirmek için başvurulan beyin jimnastiği programları ve bulmacaların yararları sınırlıdır. Oysa yabancı bir dil ya da yeni bir enstrüman öğrenmek beyni daha fazla çalıştıracaktır. Her iki etkinlik de birçok becerinin bir arada kullanılmasını gerektirir. Yeni notaları ve kelimeleri öğrenirken hafıza egzersizi, dikkat, duyumsal algı ve motor kontrol gibi birçok beceri devreye girer.
Bu tür etkinlikler hafızayı çevikleştirecek ve yararları ileri yaşlarda da görülecektir. Geçen yıl yapılan bir araştırmada, müzisyenlerde bunama (demans) ihtimalinin herhangi bir enstrüman çalmayan insanlara kıyasla yüzde 60 daha az olduğu görüldü. Başka bir araştırma ise yabancı bir dil konuşmanın Alzheimer hastalığını beş yıl geciktirdiğini gösteriyordu.
Kendinizi bu şekilde zorlamak en azından mevcut yeteneklerinizi daha iyi görmenizi sağlayacaktır. Eğer yaptığınız iş bu tür etkinliklere başlamanıza izin vermeyecek kadar yoğunsa yine de şanslı sayılırsınız; çünkü uyarıcı ve dikkat gerektiren işler beyin gücünü korumaya yardımcı olur.
Abur cuburdan kaçının
Obezite beyne birçok yönden zarar verebilir. Damarlarda kolesterol birikmesi beyne giden kan akışını sınırlar ve iyi çalışması için gereken besin ve oksijenden mahrum bırakır. Ayrıca sinir hücreleri (nöronlar) insülin hormonu seviyesine karşı aşırı duyarlıdır. Düzenli bir şekilde şekerli ve yüksek kalorili gıdalarla beslenme halinde insülin sinyalleri kesintiye uğrar ve zincirleme tepkimelere ve beyinde zararlı plakların birikmesine neden olur.
Omega 3 gibi yağ asitleri, D ve B12 vitaminlerinin yaş ilerlemesiyle ilgili beyin hasarlarını azaltıcı etkisi vardır. Akdeniz diyetiyle beslenen yaşlıların kendilerinden 7,5 yaş daha genç insanlarla aynı algısal becerilere sahip olmasının nedeni budur.
Spor yapın
Aslında beyin ile beden arasında ayrım yapmak doğru değildir. Beyni korumanın en etkili yollarından biri de fiziksel aktiviteyle bedeni güçlendirmektir. Böylece beyne kan akışı artacağı gibi, sinir hücreleri arasındaki bağlantıları sağlayan proteinler de harekete geçecektir.
Yürümek ve aerobik gibi hafif egzersizlerden ağırlık kaldırma ve vücut geliştirmeye kadar her türlü fiziksel aktivitenin her yaşta yararı olduğu kanıtlanmıştır.
Sosyalleşin
Beyni korumanın en iyi yollarından biri de sosyalleşmek, kalabalığa karışmaktır. İnsanlar sosyal varlıklardır ve arkadaşlarımız ve akrabalarımızın beyni uyarıcı etkisi vardır; yeni tecrübeler denememizi, stresten ve üzüntüden kurtulmamızı sağlarlar. 70 yaşındakiler üzerinde 12 yıl boyunca yapılan bir araştırmada, sosyal olarak daha aktif olan insanlarda algı azalması ihtimalinin yüzde 70 oranında düştüğü görülmüştür. Başka insanlarla düzenli irtibat halinde olmak hafızayı ve dikkati koruduğu gibi zihinsel işlemlerin de genel olarak daha hızlı yapılmasını sağlıyor.
Kısacası sağlıklı beslenme, uyarıcı fiziksel aktiviteler ve iyi bir arkadaş çevresi sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenin sırrı olduğu kadar beyin gücünü korumak açısından da önemlidir.
![sedir[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/sedir1.png?w=497&h=364)
Celtic astrolojisi agaçlara dayaniyormus. Ona göre dogdugunuz gün, hangi
agaçtan geldiginizi ortaya çikariyor. Iste tarihler ve özellikleriniz…
23-31 Aralik: Elma Agaci
1-11 Ocak: Köknar
12-24 Ocak: Karaagaç
25 Ocak-3 Subat: Selvi
4-8 Subat: Kavak
9-18 Subat: Sedir
19-28 Subat: Çam
1-10 Mart: Salkimsögüt
11-20 Mart: Ihlamur
21 Mart: Mese
22-31 Mart: Findik
1-10 Nisan: Üvez
11-20 Nisan: Akçaagaç
21-30 Nisan: Ceviz
1-14 Mayis: Kavak
15-24 Mayis: Kestane
25 Mayis-3 Haziran: Disbudak
4-13 Haziran: Gürgen
14-23 Haziran: Incir
24 Haziran: Hus
25 Haziran-4 Temmuz: Elma
5-14 Temmuz: Çam
15-25 Temmuz: Karaagaç
26 Temmuz-4 Agustos: Selvi
4-13 Agustos: Kavak
14-23 Agustos: Sedir
24 Agustos-2 Eylül: Çam
3-12 Eylül: Salkimsögüt
13-22 Eylül: Ihlamur
23 Eylül: Zeytin
24 Eylül-3 Ekim: Findik
4-13 Ekim: Üvez
14-23 Ekim: Akçaagaç
24 Ekim-11 Kasim: Ceviz
12-21 Kasim: Kestane
22 Kasim-1 Aralik: Disbudak
2-11 Aralik: Gürgen
12-21 Aralik: Incir
22 Aralik: Kayin
Ve açiklamalar
——————————————————————
Elma: (Ask) Cazibeli, fiziksel olarak dikkat çekici, etkileyici… Hos bir auraya sahip.
Flörtöz ve maceraperest ama hassas ve her zaman asik bir tip. Sevmeye ve sevilmeye merakli.
Sadik ve hassas bir es. Cömert. Bilimsel konulara yetenegi var.
Bugün için yasar. Hayalgücü yüksek.
Disbudak: (Hirs) Farkli bir çekicilige sahip, hayat dolu,talepkar, düsüncesizce hareket eden ve
elestirilere kulak asmayan biri. Hirsli akilli, yetenekli, kaderine hükmetmeyi
seven, egoist olmaya elverislidir. Ama ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine
hükmedebilir.Iliskileri çok ciddiye alir ve sadiktir.
Kayin: (Yaraticilik) Iyi bir zevki vardir. Görünüse ve kendi görüntüsüne önem verir.
Materyalistik sayilir. Hayati ve kariyeri için çok ve düzenli çalisir. Ekonomiktir.
Gereksiz risklere girmez. Makul bir tiptir. Diyet ve sporla fizikine dikkat eder.
Hus: (Esinlenme) Hayat dolu, etkileyici, elegan, arkadas canlisi, gösteristen uzak,
mütevazi, asiriliklardan hoslanmayan, kabaseylerden nefret eden biridir. Dogal ve sakin bir
yasami tercih eder.Fazla tutkulu degildir. Hayalgücü yüksek ve az hirslidir.
Sakin ve uygun ortamlar yaratir.
Sedir: (Güven) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven, sagligina dikkat eden,
kendine güvenen, baskalarina da biraz yukaridan bakan biridir. Kararli, sabirsiz ve baskalarini
etkilemeyi sever.Iyimserdir ve beceriklidir. Tek ve gerçek askini bekler. Çabuk karar verir.
Kestane: (Dürüstlük) Alisilmadik bir güzelligi vardir ama insanlari etkilemek gibi bir derdi yoktur.
Adil ve neselidir. Dogustan diplomattir. Çok kolay huzursuzluga kapilir
ama her türlü iliskisinde hassastir. Bazen olagandisi davranir. Sevgili bulmakta güçlük çeker.
Selvi: (Sadakat) Güçlü, fiziksel olarak kasli, her ortama uyabilen, hayatla fazla ugrasmayan, hosnut, iyimser, paraya meraklidir. Yalnizliktan nefret eder. Kolay kolay tatmin
edilemeyecek kadar tutkuludur. Ama sadiktir. Moodu çabuk degisir. Kurallara
boyun egmez. Biraz da ukala ve ilgisizdir.
Karaagaç: (Asil) Müsfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat eden, taleplerinde asiriliga
kaçmayan, insanlara nese verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisi altta olmayi
sevmeyen biridir. Dürüst ve sadik bir estir. Baskalari için karar vermeyi sever.
Cömerttir. Pratik zekasi güçlü ve iyi bir espri anlayisi vardir.
Incir: ( Hassasiyet) Çok güçlü, bagimsiz, tartismalara ve zitliklara fazla izin vermeyen, aile hayatina düskün, iyi bir baba ve hayvanseverdir. Sosyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylakligi ve tembelligi de sever. Bencilligi vardir. Akilli ve pratiktir.
Köknar: (Gizem) Siradisi bir zevki vardir. Sofistike ve kadirsinastir. Güzel olan her seyi sever.
Dikbasli, çabuk mood degistiren,bencil olmasina ragmen kendisine yakin olanlarla ilgilenen biridir.Çok mütevazi oldugu söylenemez. Hirslidir. Memnun edilmesi zor bir sevgilidir.
Çok arkadasi vardir. Çünkü ona güvenebilirsiniz.
Findik: (Olaganüstü) Çekici, anlayisli, insanlari nasil etkileyecegini bilen, fazla talepkar olmayan,
sosyal hayatta aktif ve girisken hatta dövüsken biridir. Popülerdir.
Psikolojik durumu çabuk degisir. Kaprisli bir asiktir. Ama dürüst ve esine toleransli
davranir. Kusursuz bir yargi yetenegi vardir.
Gürgen: (Zevk sahibi) Çok bir güzel. Dis görünüsüne ve bakimli olmaya dikkat eder. Zevk
sahibidir. Baskalarini kendinden fazla düsünür. Hayati mümkün oldugunca kolay bir hale
getirmeye çalisir. Disiplinli bir hayat için kilavuzluk eder. Iliskilerinde kibardir. Farkli
sevgililer bulmak ister. Duygulariyla ilgili olarak mutlulugu yakalamasi kolay
olmaz. Çogunlukla da baskalarina güvenmez. Kararlarindan da asla emin olmaz.
Ihlamur (Süphe) Hayatin ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve tartismadan nefret eder.
Çaliskandir, tembelligi ve bencilligi hiç sevmez. Streslidir. Yumusak huylu
ve merhametlidir. Arkadaslari için çekinmeden fedakarlik yapar. Becerikli
olmasina ragmen bunlari degerlendirmesini bilmez. Mizmizdir. Kiskanç fakat vefalidir.
Akçaagaç: ( Özgür zeka) Hayalgücü ve orjinalliklerle dolu hiç de siradan olmayan biridir.
Utangaç, hirsli, gururlu, kendine güvenli,yeni deneyimlere aç biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapisi vardir. Hafizasi kuvvetlidir. Çok kolay ögrenir. Ask hayati biraz
karmasiktir. Baskalarini etkilemeyi sever.
Mese: (Cesaret): Saglam yaradilisli, cesur, güçlü, bagimsiz ve giriskendir. Acima duygusu çok yoktur. Isini sansa birakmayi sevmez. Ayaklarini yere saglam basmak ister. Hareketlidir.
Zeytin: (Erdem):Günesi, sicak havalari sever. Makul biridir.Kibar duygulari vardir!
Agresyon ve siddetten kaçinir. Sakin ve toleranslidir. Adalet duygusu gelismistir. Hassas,
kiskançliktan uzak bir yapisi vardir. Okumayi ve sofistike insanlarla muhatap olmayi sever.
Çam: (Titiz) Uyumlu iliskileri sever. Dinç ve güçlüdür.Nasil rahat edilebilecegini bilir.
Dogal ve hareketli biridir. Iyi bir partnerdir. Çok arkadas delisi degildir. Çabuk asik
olur ama atesi çabuk söner. Her seyden kolay vazgeçebilir. Ideali bulana kadar her sey geçicidir.
Güvenilir ve pratiktir.
Kavak: (Tatminsiz) Fazla kendine güvenmeyen, sadece gerektigi zaman cesaretli olan biridir.
Arkasinin güçlü olmasini ve sýký insanlarla muhattap olmasini sever. Çok seçicidir.
Genellikle yalnizdir.Artistik bir dogasi vardir. Kin tutar. Iyi bir organizatördür. Felsefik
takilmayi sever. Ama her durumda güvenilebilir biridir. Iliskilerini de çok önemser.
Üvez: (Hassasiyet) Dikkat çekici, nese verici, bencillikten uzak, dikkat çekmeyi seven biridir.
Hayata baglidir. Yerine ve duruma göre hem bagimli hem bagimsiz olabilir.
Zevklidir. Duygusal, hassas, tutkulu ve artistik özellikleri vardir. Iyi bir es olur ama çok zor affeder.
Ceviz: (Tutku): Garip ve zitliklarla dolu biridir. Egoist ve agresiftir. Beklenmedik tepkiler
gösterir. Asil bir ruhu vardir. Spontandir. Çok hirslidir ve hiç esnekligi yoktur. Zor ve alisilmisin
disinda bir estir. Çok zor begenir. Sadece takdir eder. Çok kiskanç ve
tutkuludur. Uyum göstermek için fazla fedakarlik etmekten de hoslanmaz.
Ilginç stratejiler üretir.
Salkimsögüt: (Melankoli) Güzel ve çok melankoliktir. Etkileyicidir. Güzel ve zevkli seylere meraklidir. Seyahat etmeyi sever.Hayalperesttir. Kaprisli ama dürüsttür. Baskalarinin duygularina önem verir.Çabuk etki altinda kalir ama beraber yasanmasi zordur. Talepkardir.
Sezgileri de kuvvetlidir. Asikken aci çeker ama demir atabilecegi birini bulabilir
Kaynak: Charlotta Gabay
![12742499_893916027388047_305432262873106053_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/12742499_893916027388047_305432262873106053_n1.jpg?w=484&h=363)
Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir. “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.
Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anatomy ofConsciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.
Bilinç Haritası
Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.
Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .
Tablo şöyle :
300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.
Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…
Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır. Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır.
Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.
500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.
Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?
Kaynak : Power vs Force
Begüm Karace
Kaynak : Power vs Force
Dr. David Hawkins
Bu yüzden titreşim seviyemizi yükseltmek ve önce kendimizi sonra başkalarını ve dünyayı şifalandırmak için Reiki şifa enerjisi ve Access bilinçaltı temizliği eğitimlerime sizi bekliyorum.
Rezervasyon telefon: Anette İnselberg 0536 798 68 68
![gurultu_ve_titresim_olcumleri_main[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2016/02/gurultu_ve_titresim_olcumleri_main1.jpg?w=780)
Meksika Körfezinde ses dalgalarıyla yapılan bir çalışma ile körfezin pis suyu büyük ölçüde ve hatta 1 günde temizlenerek tekrar yunusların geldiği ve balıkların çoğaldığı görülmüştür.
Sevgi frekansı olarak adlandırılan 528 Hz titreşimleri, varolan herşeyin kalbine dokunabiliyor. Tüm varlıkların kendine has titreşimleri var, hatta içimizdeki organların da ayrı ayrı titreşimleri olduğu hesaplanmış durumda. Qigong’un ileri seviye ses tonlaması çal…ışmalarında bu organlara “chanting” dediğimiz ses dalgalarıyla titreşim gönderiyoruz ve bu organlardaki hücrelerin titreşerek iyileşmesini sağlıyoruz. Ses tonlamasına destek olarak dinlediğiniz müziklerin de uygun frekansta olması şifaya destek olabiliyor.
Nedir bu titreşimler?
337 Hz: Kan dolaşımını düzene sokar
537 Hz: Endokrin sistemini düzene sokar (büyüme, gelişme, cinsellik, metabolizma ile alakalı hormonal denge)
625 Hz: Böbrek fonksiyonları
635 Hz. Hipofiz bezi (pituary)
654 Hz: Pankreas
662 Hz: Epifiz bezi (pineal)
696 Hz: Kalp
751 Hz: Karaciğer
763 Hz: Tiroid
764 Hz: Sinir sistemi
835 Hz: Bağışıklık sistemi
1335 Hz: Adrenalin, stresle mücadele
1565 Hz: Ruhsal şifa
528 Hz frekansı tüm evreni şifalandıracak kapasitede mucizevi titeşimlere sahiptir. DNA onarıcı gücü vardır. 396 Hz korkulardan arınmamıza, 741 Hz farkındalığın artmasına ve uyanışa geçmemize, 582 Hz ruhumuzla bağlantıya geçmeye yarar.
Duygularınız ve düşünceleriniz titreşimlerinizi gün boyu etkileyecek güce sahip. Korku ve korkunun türevleri olan endişe, kaygı, öfke gibi duygularla bir anda nefes alış verişiniz değişir ve tüm bedeniniz farklı bir frekansta titreşmeye başlar. Bunu organlar bazında incelerseniz, duygularınızla alakalı organın titreşimi bundan en çok nasibini alan yer olduğunu görürsünüz. Yani öfkelendiğiniz zaman bir anda karaciğerinizin ve safra kesenizin frekans ayarları şaşar. Endişe ve kaygılar mide asidinin tavan yapmasına yol açar. Neden? Çünkü frekansı değişmiştir. Ani üzüntü akciğerlerin, aşırı heyecan kalbin titreşimleriyle oynar.
Titreşimlerinizi beta seviyesinden daha yüksek seviyelere taşıdığınızda artık sezgilerinizle, kalbinizle, iç sesinizle ve karnınızdaki ikinci beyin ile hareket etmeye başlarsınız.
Alıntı: Kuraldışı/ Ersin İpek