Günümüzde 25-40 yaş arasındaki nesil neden büyümeyi reddediyor?

 

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor. Oysa anne-babaları o yaştayken bunların birçoğunu yapmıştı. İngiliz yazar Marianne Power da bu neslin bir örneği olduğunu kabul ediyor. Power’ın DailyMail okurları için kaleme aldığı yazısını Uplifers için derledik:

Geçenlerde babamla yemek yedik. Beni en sevdiği restorana götürdü ve birden, şimdiye kadar özenle uzak durduğu tarzda bir konuşma yapmaya başladı. Kendimi aile kurmaya hazır hissediyor muydum? Para biriktiriyor muydum? Birgün bir ev sahibi olmayı düşünüyor muydum? Kariyerimin bir sonraki adımını planlıyor muydum?

Bu soruları düşünce onun yüzüne boş gözlerle baktım ve tüm dünyadaki ergenlerin en çok kullandığı o cümleyi kurdum: “Bilmem

Ancak tek bir sorun vardı; o da artık ergen olmadığım. 34 yaşındaydım.

Babam benim yaşımdayken altı yaşındaki kardeşimi ve sekiz yaşındaki beni okula götürüyor, oradan işe gidiyordu. Bir evi vardı. Kısacası, o dönem orta halli bir ailenin sahip olduğu her şeye sahipti.

Ben ise kız kardeşimle birlikte kirada oturuyordum ve açıkçası kenarda hiçbir yatırımım yoktu. Evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda düşüncelerim ise sadece birer düşünceden ibaretti ve 23 yaşımdaki düşüncelerimden farksızdı. Benim kariyer planım, babamın dediği gibi bu hafta sonunu idare edecek kadardı. “Bunlara kafa yormayı düşünüyor musun? Artık 20 yaşında olmadığının farkındasın değil mi” diye sordu.

Açıkçası bundan pek de emin değildim. Birçok açıdan bir yetişkindim; vergilerimi ödüyordum, oy kullanıyordum, bazı kuruluşlara bağış yapıyordum ancak umutsuzca yaşımı inkar ediyordum.

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor

 

Hayatımın eşini bulacağımı, hayatımın düzene gireceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bu yüzden 10 yıl önce nasılsa, o şekilde davranmaya devam ettim. Paramı biriktirmek yerine hepsini geldiği gibi harcadım. Arkadaşlarımla bir gece daha dışarı çıkmak için kendimi zorladım. Bir an bile ev almayı düşünmek yerine kiralık evlere paramı harcadım. Hala büyümemiştim. Sorumsuz ve ergen miydim? Evet.

Geçenlerde yalnız olmadığımı ve benim gibi insanlara verilen bir isim olduğunu fark ettim: Peter Pan jenerasyonu. 25-40 yaş arasında olup da uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşayan ve evlilik, ev alma, çocuk sahibi olma gibi sorumluluklardan kaçan bir nesil… Bu konu üzerine çalışan Kent Üniversitesi’nden sosyolog Profesör Frank Furedi “Bugün toplumumuz, ergenlik çağında takılıp kalmış kayıp oğlanlar ve kızlarla dolu” diyor. Bu kişiler genellikle 30 yaşına kadar aileleriyle yaşıyor, evlilikten mümkün olduğunca kaçıyor ve hayatlarına 20’li yaşlarındaymış gibi devam ediyor.

Peter Pan jenerasyonunun ne kadar yaygın olduğunu anlamak için sadece istatistiklere bakmak bile yeterli. Örneğin 1970’lerde erkekler ortalama 24, kadınlar ise 22 yaşında evleniyordu. Bugün ise bu sayı erkeklerde 32, kadınlarda 30’a çıkmış durumda. Son dönemde yapılan çalışmaklar, günümüzde 30’lu yaşlarının sonlarında veya 40 yaşında evlenen kadınların sayısının, 10 yıl öncesinin iki katı kadar fazla olduğunu gösteriyor. Öte yandan birçoğumuz evliliği tümden reddediyoruz. İngiltere’deki istatistiklere bakıldığında 50 yaş altındaki kadınların yarısından fazlasının hiç evlenmediği görülüyor.

Benzer veriler ev alma konusunda da geçerli. 80’li yıllarda ilk defa ev sahibi olanların yaş ortalaması 29 iken günümüzde bu yaş ortalaması 38’e çıkmış durumda. 2025’te ise bu sayının 41’e kadar yükselmesi bekleniyor.

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor.

Peki tüm bu değişiklikler neden kaynaklanıyor? Neden günümüzde 25-40 yaş arasındakiler uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşıyor?

Bunun sorumlusu olarak ilk başta ekonomik gelişmeleri gösterebilirsiniz. Artık ev almak eskiye göre çok daha zor. Örneğin İngiltere’de 20-34 yaş arasındaki 3 milyon kişi ailesiyle yaşıyor. Bu sayı 1997 ile 2011 yılları arasında yüzde 20 artış kaydederek 3 milyona çıktı.

Ancak Profesör Furedi, yetişkinlerin bu “ergenleşmesi” sorunu için ekonomik gelişmeleri suçlayamayacağımızı söylüyor ve bu durumu şöyle açıklıyor:

Geçmiş yüzyılda da birçok ekonomik sıkıntı yaşandı ancak asıl mesele, bu jenerasyonun kendi içinde sıkışıp kalmış olması. Ekonomik zorluklarla karşılaşıldığında, parasız kalırsın. Bugün ise insanlar sadece bahaneler buluyor. İnsanlar kendilerini yetişkin olarak görmekten korkuyorlar. Yetişkin olmanın iyi bir şey getirmediğini düşünüyorlar. Tüm kültürel değerlerimiz gençlikle ilişkili ve bundan uzaklaştıkça, daha gergin bir hale geliyoruz.

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini, Simpsons gibi çizgi filmlerin bu kadar meşhur olmasını, bilgisayar oyunu oynayan yetişkinlerin sayısının artmasını da hep yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor ve şöyle devam ediyor:

İnsanlar çocukça davranışlarını kaygısız olmakla eşdeğer görüyor. Oysa bunların hepsi korkudan kaynaklanıyor. Günümüzde insanların gelecekten ve risk almaktan korktuğu bir kültürün içindeyiz. İnsanlar incinmekten korktukları için başkalarına söz vermekten kaçınıyor. Bunu eve çıkmak veya biriyle hayatınızı birleştirmek için düşünebilirsiniz.

Belki de şehirdeki tüm eğlence mekanlarını gezip, ışıkların yüzümüzdeki çizgileri saklayacağını, genç işi kıyafetlerimizin bizleri 20’li yaşlarda göstereceğini düşünüyoruz. Belki artık büyümenin vakti gelmiştir. Şu yaz ayları geçsin, belki büyürüz…

kaynak: uplifers

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Yazarını araştırmama rağmen bulamadım ama,kesinlikle çok yararlı bulduğum bir  yazı mutlaka okumanızı tavsiye ederim…

large (37)

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Enerji durağanlaştığında dağınıklık yığılır, dağınıklık büyüdükçe de enerji durağanlaşır.

DAĞINIKLIK TIKALI ENERJİDİR
Dağınıklığın karşılığı olan “Clutter” sözcüğü, Ortaçağ İngilizcesindeki donma, pıhtılaşma anlamındaki “clotter” kelimesinden gelmektedir. Arttıkça sizi içine alması, yolunuzu tıkaması da aynı şeye işaret eder.
Dağınıklık arttığı oranda mekana düşük seviyeli enerjiler de çekilmiş olur.
Benzer benzeri çeker, prensibi burada da geçerlidir.
large (33)Bunu her insan bilir; Sokakta yürürken birinin bir kenara bir izmarit veya boş bir sigara paketi attığını görürsünüz. Ertesi gün aynı yerden geçerken bir de bakarsınız, izmaritin/paketin yanında daha başka atıklar da birikmiş. Çok geçmeden burada bir çöp tepesi oluşur. Dağınıklık evlerde de aynı şekilde çoğalır. Başta az bir şeyle başlar, derken büyüdükçe büyür, çevresindeki durağan enerji de ona bağlı olarak çoğalır ve yaşamınız üzerindeki durağanlaştırıcı etkisini hissettirir.
İnsan yaşamında yeni bir sayfa açmak istediği zamanlarda, ya da sıkıntı bastığında kendini, evindeki veya odasındaki dağınıklığı toparlarken ya da bazı eşyaların yerlerini değiştirirken bulabilir.
Fakat insanların büyük çoğunluğu dağınıklıklarıyla yaşamaya alışabilmektedirler. Tıkalı enerji son derece yapışkandır ve gerçekten silkelenip bir şeyler yapmak için esaslı bir çaba gerekir.

DAĞINIKLIK NEDİR?
Oxford sözlüğünde “düzensizce birikmiş nesne kalabalığı” olarak tanımlanan dağınıklık, dört sınıfta ele alınıyor:
* Kullanmadığınız ya da sevmediğiniz nesneler
* Dağınık ya da düzensiz eşya
* Çok küçük bir alanda çok fazla eşya
* Tamamlanmadan yarım bırakılmış her şey

KULLANMADIĞINIZ YADA SEVMEDİĞİNİZ NESNELER
İnsan sahip olduğu her şeye görünmeyen kılcal enerji damarlarıyla bağlanır. O eşyaya verilen değer, yüklenen anlam, onun hakkındaki düşünce ve duygular eşya ile insan arasında bir alışveriş meydana getirir. Pozitif anlamda kullanılan, yararlı olan, bir fonksiyon gören veya sevilen nesneler olumlu enerjinin yayılmasında yararlı olabilir. Bunun tersine evdeki kullanılmayan, bozuk, sevilmeyen, kurtulunmak isteyip de atılmayan, başkasına ait olan, bir kenarda unutulan her şey, enerjinin durağanlaşmasına yol açar.
Sizin için bir anlam ifade etmeyen, önemi olmayan, kullanılmayan şeylerden kurtulunduğunda insan kendini bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak da hafiflemiş hissedecektir.

DAĞINIK YA DA DÜZENSİZ EŞYA
Sadece sevilen ve kullanılan eşyaları evde tuttuğumuzu varsayalım, eğer bu eşyalar dağınık duruyorlarsa, mekan dağınık sıfatını korur, aradığımızı bulmamız zorlaşır.
Neyin nerede olduğunu bildiğinizde yaşam kolaylaşır.
Örneğin hepimiz evimizde yatağımızın nerede olduğunu biliriz. İnsanın yatağıyla arasındaki enerji bağı dolaysız ve açıktır. Bir de ev anahtarınızı veya şemsiyenizi veya başka bir şeyi düşünelim. Yeri genellikle tam olarak biliyor muyuz, yoksa zihinsel olarak ortalığı ayağa kaldırdığımız oluyor mu? Ya yanıtlamamız gereken mektup, ya da zarfa koyup atılmayı bekleyen bir mektup? Bazen haftalar sonra gazetelerin arasından elimize geçebilir.
Neyin nerede olduğunu bilmekten kaynaklanan huzur ve açıklık, bu durumlarda stres ve karmaşaya dönüşür.
Cüzdanımız veya çantamız o an için önemli gelen ama birkaç gün sonra işlevini yitiren telefon, adres ve not kağıtlarıyla, gerekli gereksiz broşürlerle dolup taşıverir.
Ya ani bir itilimle otomatik olarak alınan veya toplanan şeyler…
Eve getirir, “Şimdilik şuraya koyayım da sonra kaldırırım.” deriz. Ancak koyduğumuz yerde kalır. Kimi zaman aylarca kimi zaman yıllarca kalabilirler. Akla geldikçe veya gördükçe zihnimizin bir köşesinde belli belirsiz bir bıkkınlık yaratırlar.
Burada önerilen elbette abartılı bir titizlik veya düzenlilik hastalığı değildir.

large (29)KÜÇÜK BİR ALANDA ÇOK FAZLA EŞYA
Kimi zaman sorun yerden kaynaklanabilir. Aile büyür veya eşyalar çoğalır ama mekan aynı kalır. Dağınıklık zamanla evde nefes almakta güçlük yaratan bir hal alabilir. Çözüm büyük bir yere taşınmak ya da evde ciddi bir ayıklama yapmaktır.

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER
Dağınıklığın bu türünü görmek daha zor, bilmezden gelmek daha kolaydır. Ancak sonuçları birçok alana yayılır. Tamamlanmadan bırakılmış her şey fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanda dağınıklık ve tıkanıklık yaratır.
Evinizdeki veya çekmecenizdeki ele alınmamış şeyler, yaşamınızda ele almadan bıraktığımız şeyleri yansıtır ve sürekli olarak enerjimizi çeker. Kırık çekmecenin tamiri, bozuk bir saatin veya aracın onarımı, damlayan musluğun contasının değiştirilmesi gibi ufak tefek tamiratlar bile mekanın enerji akışında önemli roller görür. Ve mantal alanda da ümit ve uyanıklık hallerine ulaşmada yararlı olabilir.
Dikilecek düğmeler, aranması gereken telefonlar, koparılması gereken ilişkiler ve diğer her tür belirsizlik, dönüp yüzleşmediğimiz sürece ilerlememize engel olur. Eğer istenirse insandaki tevil ve savunma mekanizmaları bunları gayet güzel bastırıp kamufle edebilir, ama bunu yapmak için daima enerji tüketir. Bitmeyen her iş yaşam enerjimizden çalar, adeta bir enerji vampiri gibi bizi sömürür.

DAĞINIKLIK BİZİ NASIL ETKİLER?
Çoğu insan dağınıklıktan nasıl etkilendiğini bilmez. Dağınıklığıyla yaşamaktan memnunluk bile duyabilir. Dağınıklığın etkisi ancak ondan kurtulunduğunda duyulacak rahatlama ve huzur ile anlaşılabilir.

DAĞINIKLIK KENDİNİZİ YORGUN VE UYUŞUK HİSSETMENİZE NEDEN OLUR
Çoğu dağınık insan ortalığı toparlamaya hali olmadığını söyler. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Oysa yorgunluğun nedeni dağınıklığın çevresindeki durağanlaşmış enerjidir.

DAĞINIKLIK SİZİ GEÇMİŞE BAĞLI KILAR
Bütün boş alanlarımız dağınıklıkla dolarsa yaşamımıza girecek hiçbir yeniliğe yer kalmaz. Düşüncelerimiz geçmişe takılıp kalır. Bakışlar ileriye bakmaktan çok geriye çevrilir. Sorunlarla yüzleşip daha iyi bir gelecek yaratmak yerine, geçmişi suçlarız.

DAĞINIKLIK BEDENDE DE TIKANIKLIKLARA YOL AÇAR
Dağınıklık aşırı bir hale geldiğinde evinizin enerjisi tıkanır. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. Dağınık kişilerde kabızlık ve hazım bozuklukları, ciltte donukluk ve bozulmalar gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanır.

DAĞINIKLIK KİLONUZU ETKİLER
Yapılan gözlemler, aşırı kilolu insanların genellikle dağınık insanlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir bayanın dediği gibi;
“Evinizi ıvır zıvırdan arındırdığınızda bedeninizi abur cuburla doldurmak da size artık doğru gelmiyor.”

DAĞINIKLIK ERTELEMEYE YOL AÇAR
Dağınıklık içinde yüzüyorsanız, işlerinizi yarına erteleme eğiliminiz olabilir. Dağınıklık enerjinin hareket yeteneğini azaltarak herhangi bir şeye girişmenizi zorlaştırır.

large (34)DAĞINIKLIK UYUMSUZLUĞA YOL AÇAR
Dağınıklık aileler, ev ve iş arkadaşları arasındaki tartışmaların nedenlerinden biri olabilir. Eğer siz gırtlağınıza kadar dağınıklığa gömülmüş olarak yaşıyor ya da çalışıyorsanız ama çevrenizdekiler sizin gibi değilse onların yaşama biçimi sizi engellemez ama sizinki onları kuşkusuz engeller.

DAĞINIKLIK YILGINLIK YARATIR
Dağınıklık enerjinizi aşağı çekerek kendinizi yılgın, depresif hissetmenize neden olur.
Depresyon türlerinin çoğu Yüksek Benliğinizin sizi, başka bir şey yapmanızın zamanı gelmiş olduğu için yapageldiğiniz şeye devam etmekten alıkoymasından kaynaklanır.

DAĞINIKLIK BAGAJ FAZLASI YARATIR
Eviniz aşırı dağınıksa, büyük olasılıkla yolculuğa çıkarken de yanınıza çok eşya alıyorsunuzdur. Dağınıklık bağımlıları “GEREKİRSE” diye peşlerinden sürükledikleri eşya için fazla bagaj ücreti ödemek durumunda kalırlar. Tatilden dönüldüğünde valizlerden bir yığın hiç giyilmemiş temiz ama buruşuk kıyafetler çıkar.
İnsan duygusal ve zihinsel açıdan da fazla bagaj taşımaya eğilimlidir.

DAĞINIKLIK FAZLADAN TEMİZLİĞE NEDEN OLUR
Dağınık bir alanı temizlemek iki kat daha fazla zaman alır. Ne kadar dağınıksanız o kadar çok toz ve kir birikir, enerji o kadar durağanlaşır, temizlik yapmak isteği de azalır.
Yaşadığımız evin odalarını tek tek dolaşıp dağınıklık yaratan gereksiz ve kullanılmayan giyecek ve eşyaları gözlemleyip bunların evimizdeki fazlalık ve dağınıklıktaki payını ve işgal ettikleri alanı yüzdeye vurduğunuzda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olacaktır.
Uzmanlar ortalama büyüklükteki bir evin odalara göre dağılımını şu şekilde yapmaktadırlar:
* Koridorlar yüzde 5
* Oturma odası yüzde 10 – 15
* Mutfak yüzde 30 – 40
* Yatak odası yüzde 40
* Banyo yüzde 15 – 20
* Kiler, depo, tavan arası, bodrum, kömürlük vs. yüzte 100 -200
Toplam : 220 – 250 Oda başına düşen ortalama dağınıklık yüzde 35 – 45 arasıdır.
Evinize ödediğiniz kira, elektrik, ısınma vs. masrafların neredeyse yarıya yakını boşuna hammallığı yapılan şeylere ödenmektedir. Bu alanları pozitif yönde sağlıklı işlerde kullanmak varken olumsuz enerjilerin çoğalmasında kullanmaktayız.

İNSAN NEDEN DAĞINIK YAŞAR?
Dağınıklığın altında görünenden çok daha derin nedenler yatmaktadır.
Çok meşgulüm, vaktim yok, benim için önemli değil, herkes kendi eşyasını toplasa ortalık dağılmaz? vs. gibi açıklamalar birer bahaneden öteye gitmez.

Lazım Olur Diye Saklamak
İnsanların başlıca biriktirme nedenleri budur. “Nasıl atayım ki” diye yakınırlar, “günü gelir lazım olur”. Bu noktada gerçekten ihtiyacımız olan şeylerle, olmayan şeyleri tüm bağımlılıklarımızı bir kenara atarak ayırdetmek gerekir.
Lazım olur diye eşya saklamak geleceğe güvensizlik işaretidir. Unutmayalım ki düşüncelerimizle kendi geleceğimizi biz yaratırız.
Uzmanların konu ile ilgili rastladıkları gerçek vakalardan birkaç örnek:
* Balık sevmeyen bir adamın tavar arasında on beş yıl boyunca saklanmış beş akvaryum.
* Yirmi yıl boyunca bahçede biriktirilmiş boş şişeler, yağ kapları, kavanozlar, yumurta kutuları.
* Geçmiş yıllara ait onlarca telefon rehberi.
Evimizi bu gözle araştıracak olursak bu listeye ilave edeceğimiz pek çok şey olacaktır.

KİMLİK
Sahip olduklarımıza sıkı sıkı tutunmamızın başka bir nedeni de kimliğimizin onlara bağlı olduğunu hissetmemizdir. Eşkoşmalar da diyebileceğimiz eşyayla olan aşırı bağlar insanın kendi hakkındaki yüzeysel fikrini ve imajını koruma çabalarından biridir. Bazı şeylerle öylesine özdeşleşmişizdir ki, onu attığımızda kendimizden bir parçayı koparırcasına bir hal yaşarız.
Çevremizdeki dağınıklığın görünmeyen nedeni, içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel dağınıklıktır.

DAHA ÇOĞUN DAHA İYİ OLDUĞU İNANCI
Bugün hepimizin evlerinde eksiksiz mutfak setlerimiz var. (Gazeteler bile veriyor) Küçük şeyleri doğramak için küçük bıçaklar, büyük şeyleri doğramak için büyük bıçaklar, sivri uçlu, küt uçlu, hafif, ağır, et bıçağı, balık bıçağı, sebze bıçağı, meyve bıçağı vs. Bu setlere sahip olmamıza rağmen ev hanımlarının çoğu tüm bu işleri bir bıçakla hallederler.
Beynimiz tam tekmil bir bıçak setine ihtiyacımız olduğuna reklam devleri tarafından yıkanmıştır.
Daha çoğun daha iyi olduğu düşüncesi, mallarını satmak isteyen üreticilerin kafamıza nakşettiği bir yalandır.

EVİNİZDEKİ DAĞINIKLIK ALANLARI:

Ana Giriş Kapısı
Evinizin kapısının dış tarafı dünyaya bakışınızı, iç tarafı da kendi yaşamınıza bakışınızı temsil eder. Tıpkı insanlar gibi enerji de bu kapıdan içeri girer çıkar. Giriş kısmındaki darlık ve dağınıklık evinize taze enerjilerin giriş çıkışını engeller. Burası temiz ve düzenli durması gereken en önemli alandır. Askıda duran ve kullanılmayan paltolar vs., yerlerde duran ayakkabı, çizmeler vs., gereksiz kuru veya plastik çiçekler, şemsiyeler, bozuk paralar, fişler, telefon, elektirik faturaları, broşürler, eski gazete dergiler vs.

large (36)Kapıların Arkası
Kanca ya da kapı tokmaklarına asılı şeyler (giysiler, gecelikler, havlular, çantalar) olduğu kadar bütünüyle açılmasını engelleyecek mobilya, eşya, sepet vs. şeyleri de kapsar. Kapılarınız ardına kadar açılmazsa evinizde enerji serbestçe dolaşamaz, giriştiğiniz her iş için daha fazla çaba harcamanız gerekir.

Koridor ve Holler
Buralardaki dağınıklık yaşam taşıyıcı enerjinin evin içinde akışına engel olmaktadır.

Mutfak
Mutfak dolaplarınızın içinde neler gizleniyor? Ya bitmeden alınan yiyecekler…
Bütün dolaplarınızda esaslı bir ayıklama ve temizliğe girişin. Derin dondurucunuzla buzdolabınızı da unatmayın.

Yatak Odaları
Yatak odaları genellikle evde yer bulamadığımız şeyleri koyduğumuz bir odadır. Yatak odalarındaki dağınıklık çocuklar ve yetişkinler için de olmaması gereken bir şeydir.
Yatak odası evdeki en önemli odadır. Çünkü nerede ve nasıl uyuduğunuz yaşamınızı büyük ölçüde etkiler. Yaşamınızın üçte birini yatak odasında geçirirsiniz. Bu nedenle yatak odasının düzenli ve sade olması çok önemlidir.
Yatak altlarına itilen ıvır zıvırlar uyku kalitesine bile önemli etkide bulunmaktadır.
Örneğin tuvalet masalarının üstleri de kullanılmayan pek çok boş parfüm vs. şişeriyle doludur. Enerjinin yumuşak ve uyumlu dolaşımı için yatak odalarındaki yüzeylerin olabildiğince temiz ve boş tutulması önerilmektedir.

Dolap Tepeleri
Dolap tepelerine saklanan ve tıkılan şeyler… Evinizde göz hizasından yukarılara yığılmış dağınıklık genellikle bunaltıcı bir etki yaratır, hatta baş ağrısı bile yapabilir.

Dolap İçleri
Çoğu insan sahip olduğu giysilerinin yüzde 20’sini giyer. Bundan kuşkusu olanlar bir ay boyunca bir test yapabilirler. Bu oran sadece giysiler değil, sahip olduğunuz çoğu şey ve yaşamdaki çoğu etkinliğe de uyarlanabilir.

ZİHİNSEL DAĞINIKLIĞI GİDERMEK

Tasalanmaya Son Verin
Endişe sallanan ata benzetilir. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin hiçbir yere gitmez. Endişe bütünüyle bir zaman israfıdır. Zihinde öylesine bir dağınıklık yaratır ki, hiçbir şeyi açıklıkla düşünemez olursunuz.
Endişelenmeyi bırakmayı öğrenmenin yolu, her şeyden önce dikkatinizi odakladığınız şeye güç kazandırdığınızı kavramaktan geçer. Bu nedenle bir konuda ne kadar endişe düşünceleri üretirsek, o şeyin ters gitme olasılığını da yükseltmiş oluruz.
“Korktuğum başıma geldi”
“Sakınılan göze çöp batar”
gibi sözler de bu mesajı insanlara vermek için söylenmiştir.
Endişe öyle derinlere işleyen bir alışkanlıktır ki, bundan kurtulmak için kendimizi bilinçli olarak eğitmemiz gerekir. Kendimizi endişe halinde fark ettiğimiz an durup düşünüp düşünceleri kontrol edip yönünü değiştirme egzersizleri yapmak gerekir. Bu konuda yakınlarımızdan yardım da isteyebiliriz.
Endişe ve tasa yaratan şeylerin listeleri çıkartılıp bunlar tek tek çözümlenebilir.

Eleştirmeye ve Yargılamaya Son Verin
Eleştiri ve yargılama insanda en büyük enerji kayıplarına neden olur. Biraz incelenirse, özellikle başkalarına yönelik eleştirileri ve yargılarımalarımızın altında merkez noktamızın kendi zevk ve alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca kendimizde olup da hoşumuza gitmeyen yönlerimizi değiştirmek yerine bu memnuniyetsizliğimizi başkalarını eleştirerek hafifletmeye çalışırız.
Aslına bakacak olursak hiç kimseyi eleştirip yargılayacak durumda değiliz. Çünki varlıkların gerçek ihtiyaç ve kapasitelerini bilmediğimiz için yapacağımız değerlendirmeler son derece isabetsiz olacaktır.

Dedikoduya Son Vermek
Başkalarının yüzlerine söyleyemediğimiz düşünce ve yargılarımızı, onların olmadığı ortamlarda dile getirmek, bundan da bir zevk duymak da zihnimizde fazlasıyla dağınıklık ve enerji kaybı yaratır. Başkaların yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi onların arkasından da söylememeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Ağlayıp Sızlanmaya, İsyan Etmeye Bir Son Vermeliyiz
Ağlayıp sızlamak, her şeyi ve herkesi suçlamak, problemlerin kaynağını ve sorumlusunu daima dışımızda aramak da düşüncelerimizide büyük dağınıklık yaratır.

Zihinsel Gevezeliğe Son Vermek
Psikologlar ortalama insanın aklından günde atmış bin düşünce geçtiğini tahmin ediyor. Ve ne yazık ki bu düşüncelerin % 95’i önceki günkü düşüncelerin aynısıdır. Bir önceki günküler ise daha önceki günki düşüncelerle aynıdır. Ve bu şekilde katlanarak sürüp gitmektedir.
Kısacası zihinsel faaliyetimizin büyük çoğunluğu verimsiz, tekrara ve alışkanlıklara dayalı, insanı hiçbir yere götürmeyen zihinsel gevezeliklerden ibarettir.

En son ne zaman farklı ve özgün bir düşünce ürettik?
Bizlere bunlar öğretilmiyor! Genellikle hepimiz belli düşünce kalıplarıyla yaşayıp, zihinlerimizi gündelik yaşamın yüzeysel akımlarıyla doldurmaktayız.

Eğerki gün içerisinde kendimizi tüm düşünce akımlarından uzak tutup çok değil beş on dakika ayırabilirsek, içsel gevezeliği dindirerek, şuurumuzu daha yüksek bir bilgeliğe açık hale getirip, yaşamımızda yol gösterici etkileri ayıklayıp seçebiliriz. Yaratıcılığımızı artırabiliriz.

large (31)Bu Gününün İşini Yarına Bırakmamak
“Bu günün işini yarına bırakma” sözünü yaşamımızda hayata geçirmeliyiz.
Örneğin size bir telefon numarası verecek arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Numara yanındadır ama ertesi gün arayıp vermeyi önerir veya siz onu daha sonra arayıp öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. O an bitmesi gereken bir iş ertesi güne uzamıştır ve başka aksaklıkları da beraberinde getirecektir. Ertesi gün o numarayı aramanız gerektiğinde arkadaşınızı bulamayabilirsiniz. Ve o numara ile ilgili iş ertesi günlerde unutulur. Zincirleme olarak pek çok problem yaşanabilir.
Ertelenen işin akılda tutulması büyük bir enerji kaybıdır.
Telefon numarasını hemen orada alın, yaşamınızda yapılacak işler listesi bir madde eksilmiş olsun.
Yerine getirilmemiş sözler de büyük bir enerji kaybına ve zihinsel dağınıklığa neden olur.
Bir arkadaşımızla hafta sonu için bir program yaparız, fakat günler geçtiğinde o gün bizim için öncelik sırası daha yüksek olan bir durumla karşılaşabiliriz. En doğrusu meseleyi fazla uzatmadan arkadaşımızı aramaktır. Bir bahane bulmak, yalan söylemek ya da isteksizce buluşmak buluşma gününün öncesi ve sonrası ciddi enerji kayıplarına neden olacaktır.

RUHSAL DAĞINIKLIĞI GİDERME
Fiziksel, duygusal ve zihinsel dağınıklığın varlığın gelişimine en önemli olumsuz etkisi üzerinde durarak konuyu toparlamaya çalışalım. Dağınıklığın yaşamımızdaki farklı görünümlerinin sonucunda varlığımız, yaşam amacının farkındalığını yitirir.
Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz özgün amacımızın yeniden yüzeye çıkıp anlaşılabilmesi için dağınıklıklarımızı temizlemeliyiz.
Hemen hemen tüm ruhsal ve felsefi bilgiler, içinde yaşadığımız çağın gezegenimiz tarihinde insan gelişimi bakımından en önemli zaman olduğu konusunda ortak bir noktada birleşmektedir. Dünyanın büyük bilgi kaynakları eskiden pek az insanın elindeydi. Çağımızda ise bu tam tersi durumdadır. İnsan istediği bilgilere küçük bir çaba ile ulaşabilir.
Bugün bulunduğumuz noktaya ulaşana dek varlığımızın yeryüzü okulunda teptiği sayısız yolları ve verdiği büyük mücadeleleri düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durumun değerini anlayabiliriz.
İçsel varlığımızın sesini duyabilecek hale geldiğimizde bütün gereksinimlerimiz karşılanır.
Kendimizde, çevremizde ve yaşamımızda daha uyumlu, esnek, huzurlu ve başarılı olmak istiyorsak, basamak basamak dağınıklıklarımızı düzene sokmalıyız. Bunun aslında hareket noktası zihin olmalıdır. Bu nedenle daha fiziksel ve elle tutulur çözümler çağımız insanları tarafından daha fazla ilgi bulabiliyor.
Odamızın dağınıklığı zihnimizin dağınıklığının bir yansımasıdır. Fakat yapay bir şekilde sadece odamızı toplayarak veya bir yardımcı tutup temizleterek zihnimizdeki çöplerden kurtulabilir miyiz?
Hayır.
İçinde bulunduğumuz ikilemlerden, yargılamalardan, şikayetlerden, hoşnutsuzluklardan, güvensizliklerden ve endişelerden kurtulabilir miyiz?
Hayır. Eğer bu kadar kolay olsaydı, şeklen uygulanan pek çok öğreti dünyayı pozitif bir küreye çevirmeye yeterli olurdu.
Şekil değil öz önemlidir.
Elbette başlangıç için fizik boyuttan başlayabiliriz, fakat bunu o seviye ile sınırlı tutmamak gerekir. Fizikten başlayıp mantal seviyeye doğru hareket edebiliriz.
Günlük yaşam dediğimiz, insana sıradan ve anlamsız gibi gelen yaşamlarımızın içinde fark edilip öğrenilmeyi bekleyen sayısız dersler ve deneyimler saklıdır. Yaşamın bu yönlerini görebilmenin yolu ise bakış açımızı değiştirmeden geçmektedir. Aynı şekilde bakıldığında her şey aynı görünür. Bakış açısı değiştiğinde yaşamın muhteşem akışı ve değişkenliği fark edilebilir.

Alıntı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Gün boyu bu titreşimler arasında gidip geliyoruz ve benzer frekanslı insanları çekiyoruz …Her şey titreşimdir .

 

Gün boyu bu titreşimler arasında gidip geliyoruz ve benzer frekanslı insanları çekiyoruz …Her şey titreşimdir ….Her şey titreşimdir .
“Eğer evrenin sırrını bulmak istiyorsan, enerji, frekans ve titreşim açısından düşünmelisin” –Nikola Tesla
“Titreşimleri duyularımızla algılayabileceğimiz şekilde indirgenen enerjiye madde deriz. Madde diye birşey yoktur.” –Albert Einstein

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum

 

Pembeye inanıyorum
Gülmenin en iyi kalori yakan şey olduğuna inanıyorum
Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum
Her şey ters gider gibi görünürken güçlü olmaya inanıyorum
Mutlu kadınların en güzel kadınlar olduklarına inanıyorum
Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum
Audrey Hepburn

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Haydi Evimizdeki Negatif Enerjiyi Temizleyelim…

 

Birçoğumuz evlerimizde veya işyerimizde negatif enerjiden etkileniyoruz. Bu tür problemlerde işe yarayacak bazı yararlı teknikler:

1) Evlerimizde veya çevremizdeki insanlar, örneğin: sigara içenler, uyuşturucu, hap kullananlar, alkol bağımlıları, yüksek derecede duygusal enerji yoğunluğu olanlar veya kaotik cinsel enerji kullananlar:

a) Etrafımızdaki negatif olan aile üyeleri,

b) Negatif olan iş arkadaşları,

c) Negatif olan işimiz veya uğraşımız – yüksek baskı olan işyerleri,

d) Yüksek derecede duygusal kin, düşmanlık olan yerlerde çalışmak; örneğin itfaiye, polis teşkilatı, tıp departmanı, huzur evi, hapishane, hatta yüksek okul. Para ile ilişkili olan işyerleri veya korkuların, üzüntülerin, acıların, ıstırap çeken bireylerin, aşırı öfkenin olduğu yerler.

Temizleme teknikleri kullansak bile, bu enerjiyi her gün evimize getiriyoruz. Bu tür enerji elbiselerimize, deri eşyalarımıza, takılarımıza, saçımıza yapışabilir.

Toplumumuzda, kutsal mekanlarımızda, mağazalarda, marketlerde, okulda olan bitenleri ve iş kayıpları, iş yerlerinin kapanması, suç, yoksulluk gibi çevreyi etkileyebilen şeyleri bilme gereksinimi var. Bu durumlar sahip olduğumuz şeylere veya kim olduğumuza yerleştirilebilen birçok yansıtmalar yaratabilir. Kıskanç olan bireyler var mı? Kendi işinize mi sahipsiniz ve yönettiğiniz çok insan var mı? Başka insanların yansıtmaları enerjiye sahiptir. Bu enerji evimizi veya içinde yaşadığımız alanı etkileyebilir.

Ayrıca evinize yakın olabilen elektrik hatlarına, trafolara veya diğer yüksek enerji iletkenlerine bakın. Bu tür enerjiyi taşıyabilecek dereler veya mezarlıklar var mı? Uçakların başınızın üzerinden uçtuğu bir hava alanı var mı? Büyük şehirler yoğun nüfustan uzakta olan bölgelerden daha fazla zorlayıcı olur.

Evimizdeki enerji hangi türde olursa olsun bize çekilir. Örneğin, evde çoğu zaman bir sürü cinsel düşünceleri olan bir genç varsa, onun odası başka mekanlara bindirilebilen/örtüşebilen enerji taşıyabilir. Onun okulunun, sınıf arkadaşlarının veya arkadaşlarının enerjisi de kendi mekanının dışında zarar veriyor olabilir. Eski enerji kalıpları evde, apartmanda veya çevrede yaşayan herkesi etkileyebilir.

Hasta olan veya iyi hissetmeyen ve bizimle yaşayan insanlar da evimizin enerjisini etkiler. İklimin, tatillerin, dolunayın, okula geri dönmenin, negatif veya korkutucu televizyon yayınlarının enerjisi – hepsi bizi etkileyebilir.

Evimizde enerjiyi tutabilen eşyalar ve alanlar vardır – mobilyalar (eski ve antik ya da bize başkalarının verdiği mobilyalar), fotoğraflar veya hatta resimler; eski plakları, eski kitapları, kullanılmayan eşyaları koyduğumuz temizlenmesi gereken alanlar; eski yastıklar, yatak takımları, eski minderler. Tüm bu eşyalar ve alanlar temizleyerek ve eşyaların yerini değiştirerek, dağınıklığı toparlayarak kolayca arındırılabilir. Eğer evde bir birey veya hayvan öldüyse, onun yatak takımını ya iyice yıkayın ya da atın. Kuş tüyü yastıklar ve yatak takımları özellikle enerji taşıyabilir – ebediyen.

Anlaşabileceğimiz bir şey: Eğer kendimizi, evimizi, iş yerimizi temizlersek ve etrafımızdaki dinamiklerin farkında olursak, etrafımızdaki enerji değişebilir ve evlerimizde birikmez. Yaşadığımız mekanlarda enerji akışını sürdürmek isteriz. Enerji ne kadar eski ise veya enerji ne kadar ‘yapışık’ ise, etkilenmemiz o kadar kolay olur.

Evlerimizde ve işyerlerimizdeki alanları temizlemenin birçok yolu vardır:

1) Kilimleri, halıları yıkayın ve mobilyaları, kumaşları ve perdeleri iyice temizleyin.

2) Duvarları boyamak enerjiyi temizlemek için etkilidir.

3) Mobilyaları aynı odada başka yerlere taşıyın (bir iki santim bile fark ettirir),

4) Pencere eşiklerine küçük olsa bile aynalar yerleştirilebilir,

5) Dağınık, karışık olan veya son bir yılda temizlenmemiş olan alanları temizlemek,

6) Her ay kristalleri ve taşları temizleyin – işyerinizdeki kristalleri her hafta temizleyin.

7) Bitkiler ve canlı olan şeyleriniz olsun – bunlar alandaki enerjiyi dengelemeye yardım eder.

8) Taktığınız takıları her gün temizleyin, gözlüklerinizi de temizleyin.

9) Size iyi hissettirmeyen takıları takmayın, örneğin, temizlemeden annenizin yüzüğünü takmayın.

10) Müzik sesi ve titreşimi enerjiyi hareket ettirmek için yardımcı olur.

11) Feng Shui teknikleri kullanmak da iyidir.

12)Reiki teknikleri kullanarak temizleyebilirsiniz

Eğer bir ilişkiniz olduysa veya mekanınızı paylaştığınız biri olduysa ve bu ilişki sona erdiyse:

1) Yatak odasındaki mobilyaların yerlerini değiştirin.

2) Yatak takımlarını değiştirin veya temizleyin; yastıkları değiştirin veya yerini değiştirin.

3) Duvarlara veya pencere eşiklerine aynalar koyun.

4) En azından duvarın birini boyayın.

Bu basit bilgileri kullanarak, eğer mekanınızı paylaşan kişi hala sizi düşünüyor veya sizinle ilgili fanteziler kuruyorsa, yatak odanız onların yansıtmalarından etkilenmez. Bu küçük değişiklikler eski enerjiyi özgürleştirebilir. Bu nedenle herhangi bir yansıtma taşıyamazlar. Aynı adımlar evdeki diğer odalara da uygulanabilir.

Eğer bir apartmanda yaşıyorsak ve alt katta ve yan dairelerde yaşayan insanlar varsa, 30 cm x 30 cm’lik bir ayna kullanmak faydalı olur. Ayna duvara doğru baksın, belki daireler arasındaki duvardaki şifoniyerin/rafların arkasına veya diğer mobilyaların arkasına konulabilir. Yatağın altına da bir ayna konulabilir, ayna aşağı bakar şekilde. Ayna yoksa, alüminyum veya yansıtıcı yüzeyi olan herhangi bir şey de kullanılabilir. Enerjiyi veya yansıtmaları yansıtan herhangi bir şey, onları kaynağına veya uzağa geri gönderir. Evimizdeki mekanları temizlerken, sadece duvarlara kadar gitmeliyiz. Kendi dairemizin duvarlarının ötesine gitmek, kendi mekanımızın dışına çıkmak başka birilerinin mekanını işgal etmek olur.

Güvenli olan bir yere sahip olmak çok önemlidir – hiçbir şeyin ellenmeyeceği ve hiç kimsenin izniniz olmadan giremeyeceği size ait olan bir yer. Bu yer kendiniz ile koşulsuz olarak olabileceğiniz ve dinlenebileceğiniz bir yerdir.

Hatırlayın, evimizde olup bitenler bizi etkiler. Enerjinin bizi nasıl etkilediğini izlemek çok önemlidir. Stres seviyelerini kontrol etmeyi öğrenin, çünkü bu negatif enerjinin işgal edebileceği yerdir. Gerçekten iyi olmayan – örneğin alkol, uyuşturucu, sigara – şeyleri kullanırken her zaman ölçülü olun. Bunlar araçtır, yardımcı değil. Yaptığınız şeylerden tamamen keyif alın, herhangi bir şeyi aşırı yapmaya gerek yok. Kendinize kızmadan veya yargılamadan kötü alışkanlıkları dengelemenin başka yollarını arayın. Bağımlılık yaratan enerji insanlara ve olaylara uzanır – geçmişimizi temsil eden ve yoğun duyguya neden olan herhangi bir şey.

Duygularınızı aynı seviyede – ne yüksek ne de düşük – tutmak için elinizden geleni yapın.

Bizi yargılayan insanlar, bizi enerjisel olarak kendi fikirlerinde veya korkularında tutmaya çalışır. Yüksek strese neden olan ilişkilerin değiştirilmesi gerekebilir. Eğer biriyle ilgili kötü hissediyorsak, o ilişkiyi değiştirmeyi düşünmeliyiz. İnkar etmek sadece daha fazla probleme neden olur.

Bize zarar vermemesi için dışsal enerjiyi değiştirdikten sonra, duygusal enerjiyle çalışabiliriz.

* Ken Page

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hatay’da 3 boyutlu mozaik bulundu

Hatay’da bulunan 1800 yıllık mozaiklerdeki esin perisi imgelerine ait giysilerin günümüz giyim modasına yakınlığı şaşırttı.

Hatay’da 3 boyutlu mozaik bulundu

Habertürk’ten Esra Boğazlayan’ın haberine göre; Hatay’daki teleferik çalışmalarında ortaya çıkan ve üzerinde “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazdığı iddia edilen 1700 yıllık mozaik uzun süre tartışılmıştı. İskelet mozaiğiyle ilgili tartışmalar sürerken, Hatay’da yaklaşık 2 bin yıl önceye ait yeni mozaikler ortaya çıktı. Üstelik de bu mozaikler 3 boyutlu ve bazılarının üzerinde yapan sanatçının imzası görülüyor. Örneğin 1800 yıllık bir mozaikte mitolojide destanın ve şiirin esin perisi olan Kalliope ve Hesiodos canlandırılmış. Mozaiğe işlenen Esin perisinin kıyafetlerinin günümüz modasına yakınlığı da oldukça şaşırtıcı…

Arkeolog Can Okkalı, bulunan mozaiklerin özelliklerini şöyle anlatıyor:

“Mozaikler ortalama iki bin senelik. En erken mozaiğimiz milattan sonra ikinci yüzyıl. 17 bin metrekarelik alanda mimari olarak sergilenecek eserler bakımından beş farklı dönemi görüyoruz. MÖ 2. yüzyıldan başlıyor, İslami devre kadar devam eden çeşitli izler var ama çıkan bütün buluntular, 30 bin parça ele alındığında, 13 farklı medeniyete ait. MÖ 2. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar geldiğini görüyoruz. Buradaki en erken döneme ait yapımızın, MÖ 2. yüzyıl Helenistik döneme ait bir liman yapısı olduğu düşünülüyor. Asi Nehri ve iç kısımlar arasında taşımacılığın sağlandığı bir dere üzerinde liman olduğu düşünülü- yor. Tabii bunun diğer kısımlarında arkeolojik eserler olduğu için daha fazla genişletemedik. Bizim alanımızın ortasından bir dere yatağı geçmiş. O yatak olmasa biz bu inşaatı yapamazdık. Daha doğrusu dere yatağı eski yerine geri dönmüş. Yaklaşık 2000 metrekare mozaiğimiz var. Adet olarak dersek 8-10 arasında. Her bölgede değişik ebatlarda mozaiklerimiz var ve farklı dönemlere ait.”

1

“TAŞLAR ELLE KESİLMİŞ”

“Mozaikler, hem bu bölgeden hem de başka bölgelerden gelen değişik renkli taşlarla yapılmış. Bunların hiçbirinde boya kullanılmamış, hepsi elle kesilen taşlar. Zaten ya taş ya pişmiş toprak ya da cam kullanmışlar. Camı daha çok duvarda kullanmışlar, taşlar zeminde. Hepsi elle tek tek yapılmış. Roma dönemine ait bir villanın taban mozaiği de bulundu. Biz buna ‘Kuşlu Mozaik’ diyoruz. üzerinde ‘Büyük ruh’ yazıyor. Geç Roma – Bizans geçiş dönemi figürü. Çok küçük taşlarla, birkaç milimlik teseralarla yapılmış. Koridor üzerinde bir mozaik bulduk. Kuş haricinde birçok farklı hayvan var. Yaban domuzu, aslanlar var, geyik var, yaban keçileri, tavşanlar var. Bunlar çıkarılıp belgelendikten sonra üzerleri koruma amaçlı kapatıldı. Çeşitli koruma katmanlarıyla kapatıldı inşaat nedeniyle. İnşaat bitince bunlar çıkarılarak restore edilecek”

‘160 TANE RENK VAR’

Mozikte,  Antik Yunan mitolojisinin esin kaynaklarının yer aldığını belirten Okkalı :

“Mozaiklerde 160 tane renk var. İlk aşamada yapılan araştırmalarda Japon bir araştırmacı böyle belirledi. Ben bu kalitede bir eser görmedim. Düşünün ikinci yüzyılda üç boyutlu resim mozaik yapmışlar. Etrafında zengin bir hayvan sahnesi var. Mozaiğimiz burada bitmiyor. Bunlar esin perileri. Antik Yunan müzik, tiyatro, şiir, mitolojisinin esin kaynakları.  Bir başka mozaikte destanın, epik şiirin, mitolojinin ilham perisi ve karşısında antik dönem yazarı figürü var. Mitolojileri günümüze ulaştıran eserlerin yazarı bu. Dünyada bu şekilde anlatılan ilk sahne. Hesiodos’un Kalliope’den esin aldığı sahne bu. Hikâyeye göre Hesiodos dağda çobanlık yapan bir kişi, keçilerini otlatırken dağda esin perisi Kalliope ile karşılaşıyor ve o anda şiir yazma yeteneğini alıyor ve bu sahnede o anlatılıyor. Dünyada bir benzeri yok bunun şimdiye kadar çıkanlar arasında. Mozaiklerde gölgelendirmeler ve 3 boyut var” ifadelerini kullandı.

kaynak: sözcü

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

40 Yaşın Üzerinde Bir Kadın Olmanın Güzelliği

40 Yaşın Üzerinde Bir Kadın Olmanın Güzelliği

Sonunda kendinize büyüme izni vereceğiniz, yaşamınızın ilk yarısında çözemediğiniz şeyleri çözeceğiniz ve onaramadığınız yaraları onarabileceğiniz bir noktadasınız.

KAÇ YAŞINDAYIM?

Olayların daha sakin göründüğü bir yaşa eriştim, fakat hala büyümeye devam etmek istiyorum.

Hayallerimin parmak uçlarımda olduğu ve yanılsamalarımın umut haline geldiği bir olgunluktayım.

Bazen aşkın tutku ve arzu tarafından harcanmaya hazır parlak bir alev olduğu, diğer zamanlarda ise sahil kenarındaki bir güneş batışı gibi huzurdan bir sığınak olduğu bir yaştayım.

Kaç yaşındayım? Sayının bir önemi yok, çünkü hedeflerime ulaştım ve kırık yanılsamalardan dökülen gözyaşlarım aldığım yolda geride kaldı…

Bundan daha fazlasına değer gözyaşlarım.

Yirmi, kırk ya da altmış olmuşsam ne olmuş!

Önemli olan tek şey benim kaç yaşında hissettiğim.

Özgür ve korkusuz yaşayacak bir olgunluktayım.

Yoluma korkusuzca devam etmek için, edindiğim tecrübeleri ve amaçlarımın gücünü yanımda taşıyorum.

Kaç yaşındayım? Kimin umurunda!

Arkamda kalan korkuları bırakabilecek olgunlukta, istediğimi ve hissettiğimi yapabilecek bir yaştayım.

– José Saramago

40 yaşının üzerindeki bir kadın kendi içindeki güven ile karakterize edilir.Bedeni aklıyla beraber senelerdir bir öğrenme süreci içerisindedir.

O, bizlerin kavrayamadığı bir yedinci his sayesinde hayat ile nasıl baş edeceğini bilir, yaşamanın diğerlerini sevmekle ilgili olduğunu, en önemlisi de kendini sevmekleilgili olduğunu bilir.

Gençliği boyunca başarıyla elde ettiği tecrübelere sahiptir, bu tecrübeler onun özü ile bağlantı kurmasına yardımcı olur, yıllarına hayat ekler ve yaşamdan zevk almasını sağlar. Aslında, bir kadın 40 yaşına ulaştığında bir amaçla yürümeye başladığı söylenir, duygularını ve karakterini dengelerken kendi kaderinin efendisi olmuştur artık.

jenerasyon kadınları

40 yaşın üstünde bir kadın olmanın büyüsü

Benim neslimdeki kadınlar muhteşemler. Bu bir gerçek. Bugün 40’lı yaşlarında olabilirler ve çok güzeller -gerçekten güzeller- ama aynı zamanda sakin, anlayışlı, duyarlı ve hepsinden önemlisi inanılmaz bir şekilde baştan çıkarıcılar. Bütün bunlar, kırışıklıklarına veya güzel basenlerindeki selülitlerine rağmen gerçektir ve bu da onları daha insan, daha gerçek yapıyor…

Çok güzel bir gerçek.

– Sharon Stone 48 yaşındayken –

40 ve 50 yaşlar arasında olmak şüphesiz ki çok tuhaftır, kendinizi 2 kuşağın arasında bulursunuz ve hayatın gerçekten de ne kadar fani olduğunu fark edersiniz. Bu, hayatınızdaki her şeyi yaratanın da, yok edenin de kendi farkındalığınız olduğunu anladığınız dönemdir.

Aslında, bu sürecin belli bir noktasında, hayatınızda bir önce ve sonra belirlersiniz, gerçekten de takdir edilmesi gereken harika bir noktadır bu. Bu; büyümeyi ve kalan duygusal yaraları sarmayı ya da hayatınızın ilk yarısında bitiremediğiniz işleri bitirmeyi göze alabileceğiniz harika bir zamandır.

yalnızlık

Bu hayatınızdaki en büyük meydan okumalardan biridir, çünkü başarınız kendinize ve etrafınızdakilere verdiğiniz değere bağlıdır. Bu süreç psikolojinizde çözülmeye ihtiyacı olan yerleri derince anlamayı gerektirir.

Bu yüzden, 40’ınıza geldiğinizde etrafınızdaki her bir insanın hayatınızda belli bir role sahip olduğunu anlamaya başlarsınız; bazıları sizi test etmek için, bazıları kullanmak için ve bazıları da sizi sevmek ve size bazı şeyleri öğretmek için oradadırlar.

Karşınıza içinizdeki en iyiyi ortaya çıkaracak aslan yürekli insanlar da çıkacaktır, size ayna olacaklar ve kendinizi daha berrak bir şekilde görebilmenizi sağlayacakalrdır.

Farklı farklı bir çok insan tanıyacaksınız; bunların da ötesinde, yaşamınızın bu anında sizi siz yapan her bir dersi hatırlayacaksınız.

Başkalarına hizmet etme zorunluluğunu hissetmek yorgunluğa ve küskünlüğe sebep olur

Sadece onlardan beklenen bu olduğu için yemek yapan, kahve veya çay hazırlayan veya evi temizleyen bir çok kadın vardır. Aslında, bu kadınlar eğer bu işleri yapmazlarsa kendilerini suçlu hissederler ve hatta bir birey ve özgür bir kadın olarak başarısız olduklarını bile düşünebilirler.

Toplum, pek çok kadının birey olma özgürlüğünü yok etmiştir. Fakat eğer kendinizi iyileştirmek, yaralarınızı sarmak istiyorsanız, 40 yaş tam da sizi hapsetmiş sosyal ve kişisel beklentilere baş kaldırma zamanıdır.

duygularToplumsal değişimde sizin rolünüz çok önemlidir. Gelecek nesillerin kadınlarının da bunlarla karşı karşıya gelmesini önlemek için mevcut durumla savaşmalısınız; çünkü onların da aynı hataları yapıp rollerinin sadece insanların beklentilerini karşılamak olduğunu sanmalarını önlemenin tek yolu budur.

Hayatınızı abartıyla yaşayın, pes etmeyin ve kendinizi hayatın güzelliğini görebilme becerinizi kaybedecek ve duygusal özgürlüğü deneyimleyemeyecek kadar feda etmeyin.

40 yaşını geçince yeni bir soluk alırsınız…

Popüler inancın tersine, bu dönem acı dolu değildir ve zindeliğinizi de yitirmezsiniz. Bütün yaşanmış yıllarınızın toplamı bir çok ders içerir. Bu derslerin içinde, duygusal sağlığınız olmadan fiziksel olarak da sağlıklı olamayacağınız da vardır.

Yılları yaşamınıza eklemeye devam ettikçe, duygularınızı günlük aktivitelerden ve diğerleri ile olan ilişkinizden ayrı tutamayacağınızı unutmayın, çünkü bu kendi kontrolünüzü elinizde tutmanın tek yoludur.

Kendinize, kendine güvenme özgürlüğünü vermek gerçekten korkutucu bir şeydir. Fakat tecrübeli bir kadın, gizemlerin çevremizdeki dünyanın mucizelerinin parçaları olduğunu ve hayat tamamen fiziksel bir bakışla yaklaşarak her şeyi bilemeyeceğimizi çoktan anlamıştır.

40 Yaşın Üzerinde Bir Kadın Olmanın Güzelliği

kaynak: sağlığa bir adım

40 yaşın üzerinde bir kadın olmanın getirilerinden biri de,farkındalığınız sayesinde kendinizi ve etrafınızdakileri destekleyebileceğinizin bilinciyle ılımlı ve bilgece yaşamaktır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Araştırmalarının sonucunda, şifa verme süreci boyunca, şifacıların beyinlerinin sag ve sol kısımlarının dengeli hale geldiği ve aynı alfa ritmini sergiledikleri sonucuna ulaştı.

 

“Dr. Beck, şifacıların beyin dalgalarını ölçerek şifa gücünü
açıklamaya çalışan ve bunun için dünya seyahatlerine çıkan bir
nükleer fizikçidir. Seyahatlerine devam eden Dr. Beck çok geçmeden
sarsıcı bir bilimsel keşifte bulundu.
İyileştirme süreci sırasında, tüm şifacıların beyin dalga frekansları aynıydı, kendi özel şifacılık yöntemleri ne olursa olsun, frekanslar 7.8 ile 8.0 hertz arasında degişiyordu. Rakamlar neden bu aralıkta dolaşıyorlardı?

Bu durum Dr. Beck’in kafasını karıştırmaya devam etti,

ta ki Yerkürenin manyetik alan frekansının 7.8 ila 8.0 hertz
arasında dolaştıgını fark edene kadar.

Bu dalgalar Schumann dalgaları olarak bilinir.

Dr. Beck ayrıca, şifacının beyninin,
bu dalgalarla ve küreselmanyetik alanın dogal frekansıyla
hem frekans hem de faz anlamında
senkronize olduğunu keşfetti.

Dr. Beck şifacıların,
bilinçdışı bir düzlemde,

Dünya’nın manyetik alanından
enerji aldıklarına da inanıyor.

Bu fenomen alan etkileşimi olarak adlandırılıyor.

Beck’in araştırmasına göre,
iyileşen kişinin beyin frekansları
şifacının ve Yerkürenin
7.8-8.0 hertz olan manyetik alan frekansıyla
senkronize işliyor.

Nevada Reno’daki Biyo-Elektromanyetik Enstitüsünden
Dr.John Zimmerman da,
alan etkileşimi fenomeni üzerine çalışma apan bir bilim adamıdır.

Araştırmalarının sonucunda, şifa verme süreci boyunca,
şifacıların beyinlerinin sag ve sol kısımlarının dengeli hale geldiği
ve aynı alfa ritmini sergiledikleri sonucuna ulaştı.

Mistik Hakikatler
Bilimsel Gerçekler
Crystal Love

Kaynak: Hülya Reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Olacak Şöyle Bir Karavan…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pisagor Kupası (Adalet Kupası)

Ünlü Matematikçi Pisagor’un 2.500 yıl önce icat ettiği bu kupa, ilginç bir özelliğe sahiptir. Kupanın altı delik olmasına rağmen içindesi sıvı asla dökülmez, ne zaman ki kupaya doldurulan içecek, kupanın sınır çizgisini aşar işte o zaman içindekiler son damlasına kadar akıp gider. Kupaya adalet kupası ismini veren filozof belki de bu kupa ile şunu söylemek ister; ”İnsan bazen yaşamın sunduklarıyla yetinmeyi bilmeli, zira daha fazlasını arzularken elindekiler de kayıp gidebilir”

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Özgüveni Yüksek İnsanların Yapmadığı 15 Şey;


1. Bahane Üretmezler.
Kendi fikir ve davranışlarının sorumluluklarını alırlar ve arkasında dururlar. İşe geç kaldıklarında trafiği bahane etmezler. Bir hedefe ulaşamadıklarınızda “Ama zamanım yetersizdi”, “Demek ki ben yeterince iyi değilmişim” gibi bahanelere sığınmazlar. Yeterince iyi olana kadar ve yeterli zamanı kullanarak başarana kadar yılmadan denerler.

2. Herkesin Korktuğu İşi Yapmaktan Çekinmezler.
Korkunun kendilerini esir almasına izin vermezler. Bir işi başarmak için sahip olmaları gereken kişiliğe ulaşmanın aslında korkularıyla yüzleşmekten geçerek kendilerini de evriltmeleri sonucunda oluşacağını bilirler.

3. Konfor Balonu İçerisinde Yaşamazlar.
Konfor alanında yaşamazlar, çünkü bilirler ki burada tüm hayalleri ölür. Aksine konfor alanlarından çıkmayı ve zoru başarmayı hedeflerler, çünkü kendileri zorluklarla baş etmeyi öğrendikçe ancak başarıya ulaşabileceklerini bilirler.

4. Bugünün İşini Yarına Bırakmazlar.
Bugün gerçekleştirilen iyi bir planın, herhangi bir gün gerçekleştirecek mükemmel plandan daha iyi olduğunu bilirler. “Doğru zaman” veya “Doğru Koşullar” ın oluşmasını beklemezler, çünkü bu tür beklentilerin arkasında aslında değişim korkusunun yattığını bilirler. Onlar hemen şimdi, burada, bugün harekete geçerler, çünkü ancak bu sayede ilerleme kaydedilebilir.

5. Başkalarının Olumsuz Düşüncelerinden Etkilenmezler.
6. İnsanları Yargılamazlar.
Gereksiz, kendi kendine yaratılan dram hallerine hiç tolerans göstermezler. Kendilerine arka çıkacak insanlara ihtiyaç durmazlar, iş arkadaşlarıyla ilgili dedikodulara prim vermez veya çevresindekilere farklı fikirlerinden dolayı saldırıya geçmezler. Kendi halleriyle, kendini hissettikleri halleriyle barışıktırlar ve kendilerini ispat etmek için kimseye ihtiyaç duymazlar.

7. Kaynak Yetersizliğini Görünce Pes Etmezler.
Ellerindeki kaynak ne ise, o kadarından yararlanmaya bakarlar, azlığına çokluğuna bakmazlar. Her şeyin yaratıcılıkla mümkün olduğuna ve pes etmedikçe sonuca ulaşılacağına inanırlar. Zorluklara dayanarak derdi büyütmektense, çözüme ve çıkış yolu bulmaya odaklanırlar.

8. Kendilerini Başkalarıyla Kıyaslamazlar.
Etraflarındaki herhangi birisiyle yarışmadıklarını bilirler. Ancak bir gün önceki kendileri ile yarışırlar. Her insanın kendi özgün şartlarında kendi hikayesini yaşadığını ve başka insanlarla kıyas yapmanın gerçekçi olmadığını, kolaycılık olduğunu bilirler.

9. Herkesi Memnun Etmeye Çalışmazlar.
Tanıştıkları veya karşılaştıkları her insanı memnun etmeye çalışmazlar. Herkesle iyi olmanın mümkün olmadığını, hayatın gerçeğinin böyle olduğunu bilirler. Bunun yerine mevcut ilişkilerinin sayısından ziyade kalitesine odaklanırlar.

10. Sabit bir Güvenceye İhtiyaç Duymazlar.
Ellerinden tutulmasına ihtiyaçları yoktur. Hayatın herkes için adil olmadığını, olayların her zaman kendileri için iyi olmayacağını bilirler. Hayattaki her şeyi kontrol edemeyeceklerinin farkında olarak hayatta başlarına gelen olayları hayra yorarak ve olumlu yönlerini alarak ilerlemenin yolunu ararlar.

11. Hayatın Acı Gerçeklerini Göz Ardı Etmezler.
Hayatta karşılaştıkları problemlere henüz kökündeyken, büyümeden müdahele ederler, tedbir alırlar. Problemlerin adını koymazlarsa, günler, haftalar ve aylara yayarlarsa her geçen gün katlanacağını bilirler. İş ortaklarıyla, arkadaşlarıyla rahatsız edici bir görüşmeyi yapmayı, problemleri hasır altı etmeye, güven ilişkilerini riske atmaya tercih ederler.

12. Küçük Tümseklere Takılıp İşi Yarım Bırakmazlar.
Her düştüklerinde hemen tekrar ayağa kalkarlar. Bilirler ki düşmek yükselmenin engellenemez bir parçasıdır. Tıpkı bir dedektif gibi her seferinde neden düştüklerinin nedenlerini ararlar, tekrar denerler ancak bu sefer bir önceki düşmelerinden dersler alarak.

13. Harekete Geçmek için Kimsenin Onayına İhtiyaç Duymazlar.
Hiç tereddüt etmeden harekete geçerler. Her gün kendilerine şu soruyu sorarlar: “ben değilsem, kim? Şimdi değilse ne zaman?”

14. Kendilerini Küçük Bir Çerçeveyle Kısıtlamazlar.
Kendilerini tek bir Plan A ile kısıtlamazlar. En az efor ve maliyet ile ile en iyi sonuçlara ulaşmalarını sağlayacak stratejileri bulana kadar ellerindeki tüm ve her kaynağı kullanmaya bakarlar, her adımlarının etkisini ölçerler ve pes etmezler.

15. İnternette Okudukları Herşeye Düşünmeden Körü Körüne İnanmazlar.
İnternette her okudukları makaleye sırf yazar öyle düşündüğü için körü körüne inanmazlar. Kendi özgün bakış açılarıyla okuduklarını mercek altına alırlar. Kendi gerçek hayatlarıyla ilintili olan her türlü bilgiye odaklanıp geri kalanları önemsemeyerek sağlıklı ve gerçekçi bir değerlendirme yapmaya çalışırlar. Bu tür makalelerin düşünce egzersizi ve eğlence amaçlı olduğunu bilirler ve özgüveni yüksek insanların ne yapmayacaklarını yine en iyi onlar bilirler:)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÖN YARGI HATALI KARAR VERMENİZE NEDEN OLUR…


Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve ön yargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran bir Ağacın yanına gidip ona dikkatle bakıp incelemelerini ve yanına gelerek gördüklerini anlatmalarını istemiş.
İlk çocuğunu ağacın yanına Kışın göndermiş, İkincisini İlkbaharda, üçüncüsünü yaz ayında ve sonuncusu sonbaharda ağacın yanına göndermiş.
Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırarak ne görüklerini sormuş.
İlk çocuk Ağacın çok çirkin, yaşlı, cansız ve kuru olduğunu anlatmış.
İkinci çocuk ağacın çiçekleri olduğunu, kokusuyla görüntüsüyle çok muhteşem olduğunu anlatmış. Üçüncü çocuk ağacın yeşil, meyvelerle dolu, çok canlı ve hayat dolu olduğunu izah etmiş. Dördüncü çocukta hepsinin yalan söylediğini ağacın yapraklarının sarı olduğunu, yerlere döküldüğünü ağacın çıplak ve meyvesiz olduğunu belirtmiş.
Yaşlı Adam çocuklarına gülümseyerek hepsinin haklı olduğunu çünkü her birinin ağacın yanına farklı mevsimlerde gittiğini izah ederek, onlara bir ağacı veya bir insanı kısa bir süre gördükten veya tanıdıktan sonra kesinlikle yargılamamaları gerektiğini anlatarak bir görüşte karar vermek ön yargılı olmak sizi hataya düşürür.
Bu nedenle bir insan yada bir olayı iyice inceledikten sonra karar vermelisiniz dedi.
Nasıl ki bir ağacı tanımak için ancak 4 mevsimi gördükten sonra bilgi sahibi oluyorsanız, bir insan yada bir olay hakkında karar vermek için bir süre onu ön yargısız değerlendirip öyle karar vermelisiniz dedi.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EGO VE RUH

Ego der ki ; HAYIR
Ruh der ki ; EVET
Ego der ki; Alamazsın,yapamazsın,başaramazsın.
Ruh der ki; Alabilirsin,yapabilirsin,başarabilirsin.
Ego der ki; Değiştiremem.Değişim korkunç.
Ruh der ki; Değişim sevginin bir göstergesidir.Değişim,yaşamının çeşitliliğidir.
Senin ölümün değil.
Ego der ki; Yetersizim.
Ruh der ki; Yeterlisin seni tanrı yarattı ve sen her şeyi yapabilirsin.
Ego der ki ; Bu senin hatan.
Ruh der ki; Bu başkalarıyla ilgili değil.Karşındaki senin bilincinin yansımalarıdır.
Ego der ki ; Sevgi dışarıda,Sevgi sınırlı ve karşılıklı,Sevgi duruma bağlı,kaybolabilir.
Ruh der ki ; Sevgi içinde,Sevgi sınırsız.Sevgi ölümsüz ve sevgi tek gerçek.
Ego der ki ; Her şey kişisel;iyi ya da kötü.
Ruh der ki ; Hiçbir şey kişisel değil.Her şey ne ise o;iyi ya da kötü yapan senin algılayışın.
Ego der ki ; Zavallı ben.Ben kurbanım.
Ruh der ki ; Kendi gerçeğini sen yaratıyorsun.Yaşadığın her şey ruhunun seni uyandırma çabası.
Ego der ki ; zihnine güven.
Ruh der ki ; kalbine güven.
Ego der ki ; Her şeyi bilmek istiyorum.
Ruh der ki ; Bilmen gerekenler çevrende sen sadece kabul et.
Ego der ki ; Asla yeterli değil.
Ruh der ki ; Her şeyden yeteri kadar var.Her an sevgiyi hisset.

Kendi zihninde kendi kişisel cennetini yarat,
sonra çevrendeki cennetin farkına varacaksın.
(Alıntıdır)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..
Genç ve sağlıklı olmak ve kalmak için Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım.
Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur.
Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık sistemi buradan yönetilir.
Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur.
Anadolu’da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit olmuşsunuzdur.
Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.

Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir.
Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır.
Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır.
Sizde parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs bezini titreştirebilirsiniz.

Yada daha basit bir yolu kullanırsınız. “KAHKAHA” atabilirsiniz.
Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir.
Hani yıllar geçerde aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce “hiç değişmemişsin, ne gamsızsın…” deriz ya, işte timüs bezinin gücü.

Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.

Bir de Google’dan bakalım:

Mutluluk ve Timus bezi ..
“Mutluluk bir seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.”
Mutlu duyguların hissedilmesinde hormonların rolü büyük.Bedenimizde o hormonları salgılayan salgı bezlerinden minicik ama çok güçlü bir salgı bezi var: timus.

Timus uyarıldığında salgıladığı hormonlar kişide haz ve mutluluk duygusu yaratır.Çünkü timus aktive olduğunda bedenin kimyasının değişimine neden olur. Bu değişiklik sinir sistemini sakinleştirir ve beyin fonksiyonları nı hızlandırır. Bu da kişide rahatlama duygusu yaratır.

Avustralyalı Nobel ödüllü kanser araştırmacısı Sir MacFarlane Burnet timus bezinin aktif hale getirilmesiyle insan bedeninin kendisini kanserden koruyabilme yeteneğine sahip olacağını savunuyordu.

Çocuklarda iri olan timus ergenlik döneminde bir ceviz kadar irileşiyor. Ama yas ilerledikçe bir bezelye tanesi kadar küçülüyor, yaşlılıkta ise tamamen köreliyor. Ama bazı insanlarda ileri yaslarda bile hala ceviz büyüklüğünü koruması, bilimin henüz çözemediği alanlardan biri.

Timusun sağlığımız üzerindeki önemli yararlarından biri de T hücrelerini üretiyor olması. T hücreleri denilen lenfositler bedene zarar verebilecek zararlı hücreleri yok ederler. Bu küçük T hücrelerine yaşamımızı borçluyuz. AIDS gibi bağışıklık sistemini çökerten hastalıkların ölümcül olması T hücrelerinin haberleşme hatlarını öncelikle kesmelerinden kaynaklanıyor.

Timus göğüs kafesinin üst kısmının tam arkasında, göğsün tam ortasında yer alıyor. Timusu uyarmanın üç basit yolu var:

Timusu uyarmanın birinci yolu gülmek. Yani gerçek, içten, sıcak bir gülüş, bir kahkaha. Her gülündüğünde timus bezi aktive oluyor. Her aktive olduğunda bedenimize kimyasal dalgalar göndererek kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. 1993 yılında California Üniversitesi’ nde Dr.Paul Ekman tarafından yapılan araştırmada gülmenin timusu ve beynin değişik haz bölgeleriyle bağlantısı olan kasları harekete geçirdiği ve insanda haz duygusu yarattığı kanıtlanmış.

Timusu uyarmanın ikinci yoluiki parmakla timusun üzerine gelen noktaya vurulması, yani elle uyarmak.Timusu uyarmanın üçüncü yolu ise dilin üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi. Dr. John Diamond ve ekibi dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin
küresi arasında denge oluşmasını sağladığını tespit etmiş.Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İŞTE BENİM ÖZETİM…

Bir çok hatalar yaptım şimdiye kadar, inkar etmiyorum, etmemde…
Ders aldıklarım oldu, almaya vakit bulamadıklarım da…
Duyduklarım doğruysa zaferlerim, farklılıklarım, örnek alındığım durumlar da olmuş…
Ahımı alanlar faturasını ödüyorlarmış…
İyiki yapmışım dediğim şeylerde var keşkelerimde…
Şimdi yeni bir hayatım var, yeni insanlarla, yeni yerlerde, yeni zamanlarda…
Eskilerde var hafızamda ama çoğu eski yerlerde, eski zamanlarda…
Geri döndürmek istediğim zamanlarımda var, engellemek istediğim başlangıçlarımda…
Haytımdan seneler çalan insanlar iyiki çalmışlar, iyiki olmuşlar hayatımda, büyütmüşler beni…
Hafızamdan silmek istediğim görüntüler, silemediğim sözler var…
Duymamış olmayı istediğim ama duyduğum, kimilerinin gözüne sokmak istediğim “GERÇEKLERİM” var…!
Bazen saklı kalmasını doğru bulduğum; hepsinin bir yeri ve zamanı olduğunu bildiğim, içimde tuttuğum bir çok şey var…!
Her şeyden öte bunları yapabilecek koca bir yürek var..!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »