Eğer söyleyecek iyi bir şeyin yoksa sus.

hqdefault[1]

 

Eğer söyleyecek iyi bir şeyin yoksa sus.
Eğer söyleyeceklerin karşındakine bir fayda sağlamayacaksa sus.
Eğer söyleyeceklerin yararlı ama karşındaki seni duymayacaksa sus.
Eğer karşındaki seni duyacaksa ama konuşmak için zaman uygun değilse sus.

Eğer söyleyeceklerin faydalıysa, karşındaki söylediklerini duyabiliyorsa ve zamanı gelmişse sakın susma.

Cem Şen

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

TİTREŞİMİN SIRRINI ÇÖZEN KAİNATIN SIRRINI ÇÖZER

Titreşimlerin-Sırrını-Çözen-Kainatın-Sırrını-Çözer[1]

 

Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?

Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü

Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.

Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz

Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.

Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!

Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.
Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.

İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar… İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte.

Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…

* Cem Özüak

Kendine İyi Davran…

13255951_10154204557899106_7775588365582490694_n[1]

Kendine iyi davran…

Çünkü; Sonradan yanında kendinden başka kimse kalmıyor…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DİLİN SÖYLEYEMEDİĞİNİ VÜCUDUNUZ SÖYLÜYOR

ex1[1]

 

Vücudumuz, psikolojik problemlerin aynasıdır. Kendisini ifade edemeyen, sevincini, üzüntüsünü, sıkıntısını içine atanlar, zamanla depresyon, takıntı, kaygı bozukluğu gibi beden kimyasının bozulma durumuyla karşı karşıya kalabiliyor. Bu durum kendini yüzde çıkan sivilce ve yaralarla da gösterebiliyor. Sivilce ve yaraları yolma, psikoloji kaynaklı bir deri hastalığıdır.

Gerçek duygularını, isteklerini dil ile ifade edemeyen veya ifade ettiklerinden daha fazlasını içlerinde veya farkında olmadan bilinçaltlarında saklayan kişilerin kızgınlıkları ve sıkıntıları bedene yansımaktadır. Bir başka deyişle dilin söyleyemediğini beden söylemektedir. Psikolojik problemlerin insanlara ve hayatlarına etkisi farklı şekillerde olmaktadır. Kimisi kişinin iç dünyasını büyük ölçüde etkilerken kimisi ise diğer insanlarla ilişkilerinde, iş veya ders başarısında etkili olmaktadır. Bazı psikolojik problemler ise kişinin bedeninde bazı etkilerini göstermektedir.

Kişi problemden rahatsızlık duydukça kısır, döngü içine girmekte ve problem gittikçe artmaktadır. Ciltte çıkan yaraları yolma, tırnak yeme ve saç yolma problemleri bu süreçte ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber yara yolma yüzde olduğu takdirde çevrenin etkisiyle birlikte sorun daha da artmaktadır.

Hastalığın ortaya çıkmasında ve devamında çevresel şartlar ve kişilik özellikleri birlikte etkilidir. Kişinin kendine güven duygusunun eksikliği, mükemmeliyetçi olması, insanlarla ilişkilerde aşırı duyarlılık, streslerle başa çıkma becerilerinin eksikliği ya da aşırı yük altında olma, bunlar arasında sayılabilir. Depresyon, takıntılar, kaygı bozukluğu beden kimyasının bozulmasına sebebiyet vererek bu tür problemlere yol açmaktadır.

Sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan biri ,kişinin yüzünde sivilcelerin çıkmasıdır. Bu sivilcelerin yolunması ya da kaşınması yaralara, mikrop kapması halinde ise yayılmasına neden olur. Cilt bu sebeple giderek bozulur. Kişinin bu davranışını kontrol edememesi ve görünüşünün gittikçe değişmesi, insanların kendisine acıyan gözlerle bakması, o ferdi daha da sıkıntıya sokar. Bu kişiler bazı ilaçlar kullansa da çözüm geçici olabilir. Yüzde çıkan sivilce ve yaraları yolma ve yaralar oluşturma, psikolojik kaynaklı deri hastalığıdır. Tedavinin şekli, sorunun kaynağına göre değişmektedir. Hastanın profesyonel destek almayı kabul etmemesi ya da fayda sağlayacağına inanmaması, kendi kendine çözmeye çalışması, sıklıkla tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bunda kişisel nedenler olduğu gibi maddi nedenler de etkili olmaktadır. Tedavinin gecikmesi, kişinin dış dünyadan uzaklaşmasına, kendine güvenini kaybederek öğrenim hayatını ya da iş hayatını yarıda bırakmasına yol açmakta, bu da problemin daha da şiddetlenmesine sebep olmaktadır.

Nasıl bir tedavi yolu izlenmeli?

Kişinin çevresindekiler tarafından anlaşılması, sorumluluklarının paylaşılması bu tür rahatsızlıkların ortaya çıkmasını ya önlemekte ya da iyileşmesini kolaylaştırmaktadır. Birkaç günlük tatil, yakın akraba ya da arkadaş ziyaretleri, spor, sağlıklı beslenme, kişinin gevşeyip rahatlaması problemin hafiflemesini sağlar. Kişinin sevdiği meşguliyetlerle uğraşması, iç enerjisini uygun şekilde kanalize etmesi de yararlı olmaktadır. Zorlama ve kınama, problemin daha çok artmasına sebep olmaktadır. Bu süreçte cilt hastalıkları uzmanının tedavisine de devam edilmelidir.

ZAMAN Farika Teymur Artır, Uzman Psikolog

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUCİZE BEKLEMEYİN, MUCİZE OLUN!

10_d[1]

Hepimizin hayatında zor dönemler oluyor ve hepimiz de bunları bir biçimde atlatıyoruz. Ancak aramzıdan bazıları bu dönemleri çok daha hızlı ve kolay atlatıyor. Peki bunun sırrı ne?

1. Olanı olduğu gibi kabul et.
Buda’nın bize söylediği gibi: “Acı çekmenin sebebi ‘olmakta olan’a direncindir.” Bunun anlamını bir düşünün: Acı çekmemizin sebebi olan bitene direnmemizden başka bir şey değil. İçinde bulunduğunuz durumda sizi rahatsız eden olayla ilgili bir şeyler yapabiliyorsanız hemen harekete geçin ve durumu değiştirin! Ama eğer değiştiremiyorsanız yapabileceğiniz 2 şey var: (1) Ya durumu olduğu gibi kabul edip negatif duygu ve düşünceleri bırakacaksınız (2) ya da obsesif biçimde duruma kafayı takıp sefil olacaksınız.

2. Problem, sadece siz onun problem olduğunu düşünüyorsanız problemdir.
Çoğu zaman en acımasız ve kötü düşmanımız yine kendimiziz. Mutluluk dediğinz şey gerçekten tamamen bakış açımıza bağlı. Eğer bir şeyin problem olduğunu düşünüyorsanız duygu ve düşünceleriniz olumsuz olacaktır. Ama eğer bunun sizin bir şeyler öğrenebileceğiniz, sizi büyütecek bir şey olduğunu görebilirseniz, bu artık problem olmaktan çıkar.

3. Bir şeylerin değişmesini istiyorsanız, kendinizi değiştirmekle başlamalısınız.
Dışarıda olan biten her şey (HER ŞEY) iç dünyanızın bir yansımasıdır. Stres dolu kaotik yaşamları olan insanlara bakın, bunun en büyük sebebi iç dünyalarında da kaotik ve karmaşık hissetmeleridir. Sıklıkla düşündüğümüz şey içinde bulunduğumuz koşulları değiştirdiğimizde hissettiklerimizin de değişeceği yönündedir. Doğru olan bu düşüncenin tam tersi aslında: Duygu ve düşüncelerimizi değiştirdiğimiz anda, içinde bulunduğumuz koşullar kendiliğinden değişiverir.

4. Başarısızlık diye bir şey yoktur – Sadece kendimize “öğrenme fırsatı” yaratan deneyimler vardır.
“Başarısızlık kelimesini sözlüğünüzden silin. Önemli şeyler başarmış bütün büyük isimlerin tamamı, defalarca “başarısız” olmuşlardır. Thomas Edison ampulü bir türlü yakamadığında şöyle demiş: “Elektirik ampulünü icat etme konusunda başarısız olmadım; sadece onu yakmadan evvel işe yaramayan yüzlerce yol buldum”. Sözüm ona “başarısızlık” denilen şeyleri alın ve onlardan öğrenecek şeyleri bulun. Bir dahaki sefere nasıl daha iyi yapacağınızı öğrenin.

5. İstediğiniz bir şeye sahip olamıyorsanız bunun tek sebebi çok daha iyi bir şeye sahip olmak üzere olmanızdır.
Biliyorum bazen buna inanmak zor olabiliyor ama bu doğru. Hayatınızı şöyle bir gözden geçirin; olmasını istediğiniz iyi bir şeyin gerçekleşmemesinin çok daha iyi sonuçlar getirdiğine dair sayısız örnek göreceksiniz. Belki de o çok istediğiniz ama giremediğiniz iş, sonradan gelen rahat zamanlı işte olduğu gibi ailenizle daha fazla vkit geçirmenize izin vermeyecekti. Şuna derinden inanın: Her şey olması gerektiği zamanda olması gerektiği gibi oluyor.

6. İçinde bulunduğunuz anı kabul edin ve onurlandırın. Bu an bir daha asla gelmeyebilir.
Her anın içinde çok değerli bir şey vardır. Onu kaybetmeyin. O anda kötü gibi görünen bir şey bile hayatınız için son derece kıymetli bir hazine olabilir: her anı “değerlendirin”.

7. Arzularınızı sevgiyle bırakın.
Birçok insan “aklına takılan” şeylerle yaşıyor. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Gerçekten arzuladığınız şeylere bağlanırsanız, o şeyler gerçekleşmediğinde duygularınız olumsuza döner ve bu tüm hayatınızı etkiler. Bir şeyi istemek iyidir, ama bunu kafaya takmak yerine, istediğiniz şey olsa da olmasa da mutlu olduğunuzu bilmek (mutluluğunuzun o çok istediğiniz şeye bağlı olmadığının farkında kalmak) sizi özgürleştirir ve duygu durumunuz mutlu ya da nötr kalır.

8. Korkularınızı anlayın ve onlara minnet duyun.
Korku muhteşem bir öğretmendir. Ve yendiğiniz her korku sizi muzaffer kılar. Korktuğunuz şey ne olursa olsun (Toplum önünde konuşmak, yüksekli, kedi vb) bilin ki; korkunuzu yenmek için yapmanız gereken şey ısrarla korkunuzun üstüne gitmek ve bu konuda pratik yapmak. Korku bir ilüzyondur ve korkup korkmamak bir seçimdir.

9. Keyif almak için kendinize izin verin.
Birçok insan eğlenmek, rahat hissetmek ve keyif almak konusunda kendilerine izin vermeyecek kadar “problem”lerine ve içlerindeki karmaşaya odaklanmış durumda yaşıyor. Öyle ki o sırunlar olmadan kendilerinin kim olduğunu bile tanımlayamaz durumdalar. Siz mutlu olmak için kendinize izin verin! Çok kısa anlar için bile olsa; olan bitenin zorluğuna değil içinde bulunduğunuz anda ki mutluluk verici olaylara odaklanın.

10. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
Hayatın bir yarış olduğu öğretiliyor bize: Başarı, kazandığınız para, güzellik, sahip olduklarınız… İlla kıyaslama yapacaksınız, sizden daha azına sahip olanlarla, sizden daha başarısız olanlarla, sizden daha az güzel görünenlerle kıyaslayın kenidinizi ve sahip olduğunuz her şeyle ilgili şükredin. Yine de en iyisi sadece ve sadece kendinizle “yarış”tığınızı fark edin. İçinde bulunduğunuz durumdan daha iyi bir durumda nasıl olacağınıza odaklanın, sizden daha iyi olanlara değil.

11. Kurban değilsiniz, kurban rolü oynamayı bırakın ve kendi yolunuzdan çekilin.
“Kurban” olduğunuzu düşünüyorsanız, bilin ki; sadece kendi düşünce, söz ve hareketlerinizin kurbanısınız. Hiç kimse “size bir şey yapmıyor”. Kendi tecrübenizi kendiniz yaratıyorsunuz (Bkz Madde 1, 2 ve 3). Sorumluluğunuzu üstlenin ve zor durumlardan çıkabileceğinizi BİLİN. Sadece düşünce biçiminizi değiştirmek ve aksiyon geçmek yeterli. “Kurban” psikolojisini bir kenara bırakın ve zafere oynayın!

12. Her şey değişebilir ve değişir de!
“Bu da geçer” ne harika bir cümle, değil mi? Kötü bir duruma düştüğümüzde, o durumdan çıkamayacağımızdan korkarız. Asla değişmeyecektir, hep böyle üzüntü içinde kalacağızdır. Ama ne olur? “O da geçer”… Hep geçmedi mi? Neler atlattınız bir düşünsenize! Hepimizin bir gün öleceği gerçeğini bir tarafa bırakırsak hiçbir şey kalıcı değildir… HİÇBİR ŞEY! Bu yüzden de eski “her şey aynı kalacak” düşünce alışkanlığınızdan hemen kurtulun. Bunun için tek yapmanız gereken bir şekilde harekete geçmek, çünkü işler kendi kendine istediğiniz yönde değişmez; sizin bir şeyler yapmanız gerekir.

13. Her şey mümkündür… HER ŞEY !
Mucize dediğimiz şey her gün herkese olur. Terminal hastalıklardan kurtulup sağlığına kavuşanlardan, en ümitsiz anda ruh eşini bulup mutlu mesut yaşayanlara, dibe vurmuş işlerini düze çıkarıp muazzam servet elde edenlere kadar sayısız mucizeye şahit oldum… Siz de olmuşsunuzdur. Hayatınızdaki mucizeleri fark etmeye niyet edin… Her sabah! İşte o noktada yenilmez olursunuz.
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . 2 Comments »

İSTEKLERİNİ TEZAHÜR ETTİRMEK İÇİN 8 ALTIN KURAL

IMG_1810[1]

 

 

Pozitif düşünce, Çekim yasası, Olumlama, Kuantum düşünce tekniği… İsteklerimizi tezahür ettirmek için kullanabileceğimiz birçok başlık var. Ben de tüm bu konularla ilgili 8 ki hepsi aynı konudur kısa bir kullanım kılavuzu hazırlayayım dedim. Sonuç olarak ortaya şu çıktı:

1 ) Öncelikle küçük isteklerle başla. Böylece zihnini isteklerinin gerçekleşeceğine ikna edersin. Hiç bir şey başarının kendisinden daha başarılı bir etki bırakmaz zihninin üzerinde. Başarı ise hayatına yeni başarıları çeker. Böylece başlangıç adımın kolay netice verir ve daha da büyük isteklerinin gerçekleşeceğine inanır.

2 ) İsteklerini doğru formüller halinde evrene sunmalısın. Şimdiki zamanda istemek tek doğru kuraldır. “Ben sağlıklıyım”, “Ben zenginim”, Benim mükemmel bir ilişkim var”, Ben sevdiğim bir ortamda, sevdiğim işi yapıyorum” gibi cümleler olmalı. “…olacak”, “…sevecek” gibi cak/cek ‘le biten cümlelerden uzak dur. Aksi takdirde sadece isteme durumunu istemiş olursun ki, bu da sana sürekli isteme halinden başka bir şey getirmez.
Olmuş gibi davranmalısın. İstediğin her neyse, ona sahipmiş gibi yaşamalısın. İsteğinin gerçekleşeceğine dair olumlu bir ruh hali içinde olman önemli. Böyle davranırsan motivasyonun artar. Hayatına doğru olayları da beraberinde çekmiş olursun.
Olumsuz ekler içeren cümlelerden kendini arındır. Engel olmaya çalıştığın şeyleri andıkça onları da hayatına çekiverirsin. Enerjini sahip olmak istemediklerine değil, sahip olmak istediklerine yönlendir. Unutma korkular, korktuklarını hayatına çeker. “ hasta olmak istemiyorum” dediğin an hastalığı çekersin. Ağzından dökülen kelimelerin bilincinde ol. “Ben sağlıklıyım!” de.
Bir şeyi var etmemeyi değil, bir şeyi var etmeyi becerebiliyorsun. Bu yüzden sadece var etmek istediklerine odaklan, var etmek istemediklerine odaklandıkça içini korkuyla doldurursun.
Sakın ola, bir şeyi önlemek adına kurulmuş cümleler kullanma. Bunu yapamazsın. Tam tersini ise uygulayabiliyorsun. Demek ki yalnızca olumlu cümleler kuracaksın. Hiçbir cümlen yok etmeye yönelik olmayacak.
“Ben sağlıklıyım!” cümlesi kısa ve öz bir emirdir. Böyle bir emirle evrene hastalığına ilgilendiğini değil, sağlığınla ilgilendiğini gösterirsin.

3 ) İsteklerini yaz. Yazdıkça onları beyan etmiş olursun. Yazdığın andan itibaren isteğin maddeye dönüşmüştür. O senin sabit ve kesin isteğin haline gelmiştir. Yazınca isteğin sarsılmaz ve kesim bir forma bürünmüştür.
Yazılmış isteğin gerçekleştiğinde onu kolayca takip de edebilirsin. Gerçekten istediğini mi elde ettin? Yoksa onu tekrar formüle mi etmelisin? Bunu sadece yazdıysan görebilirsin. Yazarak tüm bunları uygulaman daha kolay olacaktır. Bunun için ister bir ajanda, ister bir defter kullanabilirsin.
Formüllerin kısa, öz, net ve kesin olsun. İsteklerini ne kadar doğru iletirsen, karşılığını o kadar doğru alırsın. Kısa ve öz formüller üretirken, isteğin üzerinde düşünmek zorunda kalırsın ve bu sayede onun özüne inebilirsin. İsteğinin özüne inmek onun gerçekleşme süresini hızlandırır.

4 ) Muhakkak teşekkür etmelisin. Teşekkür ederek iyi olan her şeyi çoğaltırsın, hayatına bolluk bereket gelir. Teşekkür ederek hayatını gözden geçirirsin ve hayatındaki güzel gelişmelerin farkına varabilirsin. Bu sayede elde ettiklerine ve sahip olduklarına hak ettikleri dikkati ve değeri vermiş olursun. Dikkatini neye verirsen, enerjin peşinden gider. Hayatındaki tüm iyiliklere ve güzelliklere teşekkür ettikçe dikkatin enerjin o yöne akar. Şükredeceğin, teşekkür edeceğin şeyler artar.
Teşekkür ettikçe isteğini şimdiki zamanda tutarsın. Nasıl ki duanın sonundaki “amin” duayı doğrulayan ve kesinleştiren bir şeyse, isteklerinde de teşekkür ve şükretmek aynı etkiyi yaratır. Dua etmek ya da bir istekte bulunmak birbirinden çok farklı konular değildir. Her iki koşulda da dünya üzerinde beş duyunla tanıdığın “sen”den daha yüce bir mertebeye sesleniyorsun.
Ayrıca unutma teşekkür etmek endişeleri ve korkuları ortadan kaldırır. Kendine güvenin artar. Unutma arkadaşlarından bir istekte bulunduğunda bile, daha isterken yapacağından emin bir şekilde teşekkür ediyorsun. Teşekkür ederek siparişini teyit etmiş olursun. İsteğini mühürlersin, imzalarsın.

5 ) Endişe etmeyi bırak ve yüreğini güven duygusu ile doldur. Endişe her zaman kesin bir istektir. Bir istekte bulunduktan sonra endişe duyarsan, evren o isteğini istemediğini düşünecek. Yani birinci siparişin isteğin iken, ikinci siparişin isteğini iptal etmen olacaktır. Her zaman başarılısın, sadece hangi isteklerinin daha baskın olduğunun farkına var. İstediğin her hangi bir şey mi, yoksa endişen mi daha baskın bir istek?
Başarıya inanmazsan başarılı olamazsın. Başarısızlığa değil, başarıya odaklan. Başarısızlığa odaklandığında da başarılı olacaksın tabii ki. Fakat bu durumda ödülün başarısızlık olacak!

6 ) Sessiz olmayı öğren. Bir istekte bulunduysan bunu kendine sakla, onun enerjisini kimsenin ağzına sakız etme. Sırrını saklayabilirsen onu başkalarının olumsuzluklarından, şüphelerinden, hatta kıskançlıklarında uzak tutmuş olursun. Bırak başkaları gerçekleşene kadar isteğinden haberdar olmasın.

7 ) İsteğini unut! Böyle yaparsan siparişini iptal edebilecek endişelerinden de kurtulmuş olursun. Ayrıca unutursan o yüce mertebeye güvendiğini de göstermiş olursun. Geçenlerde “Var mısın? Yok musun?” programına 50 Cent konuk olmuştu. Acun ona “artık çok paran var, paraya karşı yaklaşımın nasıl?” gibilerinden bir soru sormuştu. 50 Cent ise, fakir olduğu zamanlarda en çok parayı düşündüğünü, fakat insan çok paraya sahip olunca parayı değil, hayatta neler yapmak istediğini düşündüğünü söylemişti. Bu söz sana örnek olsun. Eğer zengin olmak istiyorsan zenginmiş gibi davran, paraya sahip insan (eğer bankacı değilse) zamanını parayı düşünerek geçirmez.

8 ) Tesadüflere gözün açık olsun. Evrenin isteklerini hangi yollarla gerçekleştireceğini bilemezsin. Hatta çoğunlukla senin aklına bile gelmeyen bir yolu kullanacaktır. Gözünü, kulağını dört aç ve uyanık ol. Böyle yaparsan seni isteğine götürecek tüm bilgilere kavuşursun. Sezgilerinin seni yönlendirdiği tarafa doğru git. Sana mantıklı gelmese bile, evren sana senin tanımadığın bir yol ile ulaşmaya çalışıyor olabilir.

9 ) Gerçekten ne istediğini, yani büyük isteğinin ne olduğunu bulmak için çaba sarf et. Sana, senin doğana hiç uymayan bir istekte bulunmanın hiçbir mantığı yoktur. Sadece başkaları sahip diye istekte bulunma! İsteğin sana uygun olsun. Senin GERÇEKTEN istediğin bir şey olsun. Seni daha mutlu, daha sevgi dolu kılacak bir şey olsun. Her gerçekleşmiş istek senin hayatını değiştirecektir. Bu yüzden isteklerinde dikkatli ol! Onlar seni gerçekten gitmek istediğin yolda ilerleten ve yardımcı olan istekler olsun.

10 ) Birlikten kuvvet doğar. Kendine bir arkadaş grubu edin. Bu grupla birlikte her hafta bir gün ve saat tayin et. Bir arada olmasanız bile, isteklerinizi aynı anda evrene yollayın. Bir birinizin isteklerini merak etmeyin. Sadece birlikte istemenin gücünü hissedin. İşe yaradığını göreceksin.

*Alıntı

Hayat Tıkanınca…

d

Buda: Kendi İçine Dön

Mevlana: Sabret

Karma: Bir gün Karşılığını Alırsın

Windows: Yeniden Başlat

Annem: Çık dolaş biraz, açılırsın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Depresyondan Çıkabilmemiz İçin…

13179447_495473817315579_3495313276982296274_n[1]

Depresyonda olduğunuzu hissettiğiniz an; Ayaktaki, gösterilen noktaya en az 3 kere 30-60 sn kadar dokunun lütfen…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ateş olmak hoştur amma… Yanık olmak başkadır başka…

leyla-mecnun[1]

 

 

Leyla sevmek hoştur amma
Mecnun olmak başkadır başka
Şarap içmek hoştur amma
Ayık olmak başkadır başka

Yare varmak hoştur amma
Yaren olmak başkadır başka
Ateş olmak hoştur amma
Yanık olmak başkadır başka

Talip olmak hoştur amma
Dengin bulmak başkadır başka
Aşık olmak hoştur amma
Sadık olmak başkadır başka

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayattan aldığım 45 ders

images0OX2D5S2

 

Plain Dealer, Cleveland, Ohio’lu 90 yaşındaki Regina Brett’in kaleminden:

Bir zamanlar, doğum günümde, “Hayattan aldığım 45 ders” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugüne kadar en çok okunan ve istek alan makalem oldu!

1. Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!!.

2. Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at!

3. Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil

4. Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!

5. Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.

6. Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! . Fikir farklılıklarını kabul et!!.

7. Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır..

8. Tanrıya kızmanda bir mahzur yok! O bunu kaldırabilir! !.

9. İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır..

10. Söz konusu çukulataysa, direnmenin anlamı kalmıyor. .

11. Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!.

12. Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma..

13. Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!

14. Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!.

15. Göz kırpacak kadar bir zamanda herşey değişebilir. Ama merak etme, Tanrı asla göz kırpmaz!!

16. Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.

17. Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at!!

18 Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.

19. Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı!!

20. Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla “hayır” sözcüğünü cevap kabul etme.

21. Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al…. Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!!

22. Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.

23. Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.

24. En önemli seks organı beyindir..

25. Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur! .

26. Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: “Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak??”

27. Daima yaşamı seç.

28. Herkesi, herşeyi affet.

29. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez! .

30. Zaman her imkana sahip.. Zaman tanı!

31. Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir..

32. Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!.

33. Mucizelere inan!!.

34. Tanrı, Tanrı olduğu için seni seviyor. Yoksa yaptıkların ya da yapmadıkların için değil!!

35. Hayatı denetlemeyi bırak!. Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.

36. İki seçeneğin var “Erken ölmek” ya da “yaşlanmak”..

37. Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!.

38. Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır!!.

39. Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler!.

40. Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle birarada görsek, bizimkileri geri toplardık..

41. Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan herşeye sahipsiniz!!

42. Herşeyin en iyisini daha yaşamadın!!.

43. Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!

44. Yol ver!

45. Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir!!.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KARTALLARIN ZAFER UÇUŞU

Kuşlar arasında en uzun yaşayanlarından bir tanesi de kartallardır. Eğer bir kartal, ömrünün son demine kadar yaşamak isterse, 70-80 sene yaşayabiliyor. Tabi isterse…

Kartalların uzun yaşamaları, ömürlerinin yarısında verecekleri bir karara bağlı. 40’lı yaşlara gelen kartallar, yaşamak ya da ölmek arasında bir karar vermek zorundadır. Bu yaşlarda kanatları hantallaşır ve uçamaz olurlar. Tırnakları büyür, avlarını yakalayamazlar. Gagaları genişler ve sertleşir, buda onların yemek yemelerini engeller. Bu nokta, kartallar için ya bir bitiş noktası, ya da yeniden doğuş noktasıdır.

Eğer kartal ölmeyi isterse, zaten hayatı onu ölüme sürükler.Avlanamayacağı için aç kalır. Güçsüzleşir… Kanatlarının hantallığı uçmasını engeller. Yerlerde sürünmeye başlar. Ve zamanla, tıpkı daha önce onun avladığı avlar gibi o da avlanır.

Ama kartal yaşamayı seçerse, onu zorlu bir yol bekler. İlk önce, ona kimsenin zarar veremeyeceği yüksek bir dağın zirvesine yerleşir. Burada, kendisine bir yuva yapar ve o işkenceli günler başlar…

İlk olarak, gagasını kayalara vurarak kırar. Kanlar içinde kalan ağzından, yeni bir gaganın çıkmasını beklemek zorundadır. Yeni gagası çıkmaya başlar ve zamanla sertleşir. Artık en güçlü organlarından birisini yenilemiştir. Sıra kanatlarına gelir… Yeni gagasıyla, kanatlarını tek tek yolmaya başlar. Bu öyle eziyetli bir iştir ki, dayanması gerçek bir güç gerektirir. Zamanla, bütün kanatlarını yolar ve yine çaresiz bekleyiş başlar. Bu sefer, kanatlarının yeniden çıkmasını beklemek zorundadır…

Kanatları da çıktıktan sonra, en eziyetli işe gelir sıra. Tırnaklarını yeni gagasıyla kökünden sökmek zorundadır. Bunu yapabilmek için cesaretini sonuna kadar kullanması gerekir. Bütün tırnaklarını kökünden söktükten sonra kalan manzara, onun için tam bir acıdır. Yıllardır kullandığı tırnaklarının yerinde, şimdi kan öbekleri vardır…

Zamanla, yeni tırnakları çıkmaya başlar. Bu yeni tırnaklar, eskisinden çok daha güçlüdür. Artık kartal yeniden doğmuştur!

Bu yeniden doğuş, tam 150 gün sürer. Acılarla, ızdıraplarla dolu 150 gün… Her günü, her saati acı veren 150 gün! Bu kadar uzun zaman, bu kadar büyük acılara katlanmak ve sonunda başarmak, kutlanması gereken bir şeydir. Kartalda aynen öyle yapar. Bu zaferini kutlamak ister. 150 gün boyunca, hiç yer değiştirmediği dağın etrafından ilk uçuşunu yapmaya başlar… Bu uçuş, tıpkı anasından doğduğunda yaptığı ilk uçuş gibidir. Atik, cesur ve güçlü bir edayla dağın etrafında süzülür.

İşte bu uçuşa, kartalların zafer uçuşu denir.
Gerçek bir zaferin en gerçek uçuşudur…

Yazarı Bilinmiyor

kaynak: Charlotte Gabay Facebook Sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÜÇLÜ kadınlar;

VILMORIN-SEBBOY-CICEGI-TOHUMU__75233673_0[1]

 

 

GÜÇLÜ kadınlar;
Gülümsemelerinin ardına sakladığı YENİLGİLERİNİ,
Ders alınacak olaylar RAFINA koyar..

Tüm YARALARINA pansuman yapmayı öğrenirler..
Hayatlarına, şöyle bir geçerken uğrayan kimse;
Yüzlerinde TEBESSÜMDEN fazlasını göremez..
Kolay değil tabi, DUVARLARIN arkasındakini görebilmek..
Ne zaman duvarın KAPISINI az aralamaya kalksalar,
Karşısındakinin YETERSİZLİĞİ duygusuyla, tekrar kapatırlar..

Birşeyleri PAYLAŞMAK kolaydır,
Ama O’nlar sadece paylaşmak değil;
Gerçek anlamda ANLAŞILABİLMEK istediğinden,
Anlayamayacağını düşündüğü insanlara
O KAPIYI hemen kapatıverirler..!

Arkadaşları, MUTLU anlarda yanlarında olabilir..
Ama O’nlar DÜŞTÜĞÜNDE elinden tutacak
Gerçek DOSTLARLA ilgilenirler..

Tüm çukurlardan çıkabilmeyi öğrenmiş KADIN;
Kadına özgü o muhteşem zerafeti KAYBETMİŞ olsada,
Gerçek bir kadındır..
TOPRAK gibi, DENİZ gibi durur öyle..
Karşısındaki ADAMIN bunu anlayabilmesi için,
GÖKYÜZÜ ve YAĞMUR olması gerekir..
O’nunda kendini KEŞFETMİŞ olması lazımdır..

Güçlü bir KADINI;
Koluna takabilmek için, KADINIM diyebilmek için..
BİYOLOJİK olarak ERKEK olmanın ötesinde,
BİLGELİĞE, gerçeği arayan bir merak duygusuna;
KEŞFEDEBİLME zevkine, sadece bakan değil;
GÖREN gözlere sahip olması gerekir..

Bu tarz ADAMLARIN sayılarının azlığı nedeniylede,
GÜÇLÜ KADINLAR, aşkta mutluluğu en zor yakalayanlardır..
Garip bir SIZI vardır içlerinde..
Ancak RUHLARINA inebilirseniz,
O SIZININ ardında
Ne büyük bir GÖKKUŞAĞINA sahip olduklarını görebilirsiniz..

Ancak kaç kişide,
O muhteşem, o göz alıcı renklere bakabilecek YÜREK vardır ki..?

O yüzden GÜÇLÜ KADINLAR,
Gecenin bir yarısında
Balkonda, yalnızca RÜZGARLA aşka dair sohbetler ederler..
Keza;
Bu hayatta GÜÇLÜ olmanın ÖDÜLÜ,
Hep YALNIZLIK değil midir zaten..??

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer hasta olmak istemiyorsan:Duygularını anlat;

Eğer hasta olmak istemiyorsan:

Duygularını anlat;
Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı ve hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime, çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

Karar Vermelisin;
Kararsız kişi; güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık; sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi, kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler; mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

Olduğundan Farklı Yaşama;
Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi, tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar, sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri; ilaç, hastane ve acıdır.

Kabullen;
Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak, sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler; kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Haklı eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Çözümler Bul;
Olumsuz kişiler, çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Güven;
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz. Açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik, sendeki inancın azlığıdır.

Hayatı Üzgün Yaşama;
Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk…
Bunlar, sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi, yaşadığı çevresini geliştirir.
“İyi mizah, bizi doktorun elinden korur!”
Mutluluk, sağlık ve terapidir…

DR. DRÁUZİO VARELLA

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu’nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
“Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..
Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
“Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler..
İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
“Babalık” demişler.. “Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?..” Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
“Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler..
İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
“Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..”
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kanada’da yaşayan 15 yaşındaki William Gadoury Maya Uygarlığı’nda ait daha önce keşfedilmemiş bir şehri buldu.

page_15-yasindaki-kanadali-kayip-maya-sehrini-buldu_699390745[1]

 

Kanada’da yaşayan 15 yaşındaki William Gadoury Maya Uygarlığı’nda ait daha önce keşfedilmemiş bir şehri buldu.

William Gadoury, teorisini Mayaların kurdukları şehirlerin yerlerini takımyıldızlarına göre seçtiği üzerine kurdu. 23 farklı takım yıldızını inceleyen Gadoury, incelemesi sonucu 117 Maya şehrinin takım yıldızların konumlarıyla eşleştiğini fark etti. 23. takım yıldızını incelerken, bir Maya şehrinin eksik olduğunu fark etti.

Hürriyet’in haberine göre, Kanada Uzay Ajansı’nın uydu fotoğraflarını kullandı ve daha sonra bunları Google Earth görüntüleriyle uydu fotoğraflarını birleştirdi. Sonuç olarak 23. yıldızın gösterdiği yerde kayıp bir şehir keşfetti. Şehir, Meksika’daki Yucatán Yarımadası’nın uzak bir kıyısında bulunuyor.

Şehrin ismi ‘Ateşin Ağzı’ oldu

15 yaşındaki William, Maya uygarlığına ait 86 metre yüksekliğinde devasa bir piramit ve 30 tane antik binayı keşfetti. Yağmur ormanları içinde olduğu için henüz ziyaret edilemeyen şehire “K’aak Chi” (Ateşin Ağzı) adı verildi.

Kanada Uzay Ajansı’ndan Daniel De Lisle kayıp Maya şehriyle ilgili şunları söyledi: “Yoğun bitki örtüsü yüzünen bölgeyi araştırmak zor. Fakat uydu taramalarında, oldukça göze çarpan düz çizgiler bulunuyor. Bitki örtüsünün altında birşeyler olduğunu düşündüren çizgiler var. Burada insan yapımı bir yapı olduğunu akla getirecek kadar çok kanıtımız var”

News Brunswick Üniversitesi’nden Dr Armand La Rocque ise keşifle ilgili şunları ifade etti: “Kare, doğal bir şekil değildir. Genelde insan yapımıdır ve hemen hemen hiçbir zaman doğal bir olaya işaret etmez. Bu yüzden doğal olduğunu düşünmüyorum. Buradaki kare, Maya piramitleriyle benzer büyüklükte gibi gözüküyor – boydan boya 50-100 metre uzunluğunda. Bunların hepsini göz önünde bulundurursak, bu bölgede bir Maya şehri olduğuna dair birçok belirti görüyoruz”

2017’de Brezilya’daki Uluslararası Bilim Fuarı’nda 15 yaşiındaki Gadoury kayıp Maya şehriyle ilgili keşfettiği bulgularını açıklayacak.

Gadoury “Araştırmayı yaparken en parlak yıldızların, en büyük Maya şehirleriyle eşleştiğini gördüğümde çok heyecanlandım ve şaşırdım” diyor.

Eğer 117 Maya şehri, takım yıldızlarıyla eşleştirebiliyorlarsa bu da Mayaların, bugüne kadar sanılandan çok daha ileri seviyede haritalandırma ve topografya bilgisi ve tekniği olduğu anlamına geliyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »