Pazar Akşamından Beri Yaptığım Barış Meditasyonu… Bu akşam 21.00 de Hep Beraber Yapalım

IMG_0418

 

Cancanlar,

Biliyorsunuz bu akşam  (17 Mart Perşembe 2016) 1. Reiki Festivali düzenliyorum. Festivalin içinde küçük oyunlar, barış meditasyonu ve bol reiki çalışmaları olacak…

Festivale herkesin gelemeyeceği malum, ama fiziki olarak bir arada olamasak da akşam 21.00 de bizimle aynı saate barış meditasyonunu yaparsanız çok mutlu olurum… Böylece yapacağımız çalışmanın etkisi kat be kat artar.

Çalışmayı oturarak, ya da yatarak yapabilirsiniz, mum ve tütsü yakıp yakmamak tamamen size kalmış.

Aynı şekilde reiki müziği açmak veya açmamak da size bağlı…

Bütün bu hazırlıkları bitirdikten sonra yatağa yatın, ya da iskemlenize oturun ve gözlerinizi kapatın.

Ve burnunuzdan nefis alıp nefes vermeye başlayın.

Nefes alın, nefes verin. Nefes alın verin. Nefes alın nefes verin bırakın düşünceler gelip geçsin. Onlara takılmayın. Nefes alıp vermeye devam edin.

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki öfkeyi içinize alın ve içinizde onu dönüştürerek sevgi olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki hırsı içinize alın ve içinizde onu dönüştürerek barış olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki açgözlülüğü içinize alın ve onu dönüştürerek huzur olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki tüm acıları içinize alın ve onu dönüştürerek şifa olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Beş kez burnunuzdan nefes alın verin.

Ve şimdi bunları söyleyerek burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin: Allah’ım ülkemize sevgiyi, barışı, huzuru ve şifayı getirmek için bizlere yardım et. Bu çalışmamıza yardımcı ol. Bizi sevginle KUCAKLA. SENİ ÇOK SEVİYORUZ….

Şimdi nefes alırken ülkemize yaydığımız sevgiyi, barışı, huzuru, şifayı içimize alıyoruz tüm hücrelerimizde tüm organlarımızda ezdiriyoruz ve dışarıya çoğaltarak veriyoruz. Bunu 7 kez yap.

Ve hazır olduğunda gözlerini YAVAŞ YAVAŞ aç,

BİZLERİN VE BÜTÜNÜN HAYRINA OLSUN İNŞALLAH…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Lütfen bunu mümkün olduğu kadar yapalım…

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÜLKEMİZ İÇİN BARIŞ MEDİTASYONU

IMG_0418

Cancanlar,

Biliyorsunuz bu akşam 1. Reiki Festivali düzenliyorum. Festivalin içinde küçük oyunlar, barış meditasyonu  ve bol reiki çalışmaları olacak…

Festivale herkesin gelemeyeceği malum, ama fiziki olarak  bir arada olamasak da akşam 21.00 de bizimle aynı saate barış meditasyonunu yaparsanız çok mutlu olurum… Böylece yapacağımız çalışmanın etkisi kat be kat artar.

Çalışmayı oturarak, ya da yatarak yapabilirsiniz, mum ve tütsü yakıp yakmamak tamamen size kalmış.

Aynı şekilde reiki müziği açmak veya açmamak da size bağlı…

Bütün bu hazırlıkları bitirdikten sonra yatağa yatın, ya da iskemlenize oturun ve gözlerinizi kapatın.

Ve burnunuzdan nefis alıp nefes vermeye başlayın.

Nefes alın, nefes verin. Nefes alın verin. Nefes alın nefes verin bırakın düşünceler gelip geçsin. Onlara takılmayın. Nefes alıp vermeye devam edin.

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki öfkeyi içinize alın ve içinizde onu dönüştürerek sevgi olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki hırsı içinize alın ve içinizde onu dönüştürerek barış olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki açgözlülüğü içinize alın ve onu dönüştürerek huzur olarak  dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Şimdi nefes alırken ülkemizdeki tüm acıları içinize alın ve onu dönüştürerek şifa olarak dışarı verin. Bunu beş kez yapın…

Beş kez burnunuzdan nefes alın verin.

Ve şimdi bunları söyleyerek burnunuzdan nefes alıp vermeye devam edin: Allah’ım ülkemize sevgiyi, barışı, huzuru ve şifayı getirmek için bizlere yardım et. Bu çalışmamıza yardımcı ol. Bizi sevginle KUCAKLA. SENİ ÇOK SEVİYORUZ….

Şimdi nefes alırken ülkemize yaydığımız sevgiyi, barışı, huzuru, şifayı içimize alıyoruz tüm hücrelerimizde tüm organlarımızda ezdiriyoruz ve dışarıya çoğaltarak veriyoruz. Bunu 7 kez yap.

Ve hazır olduğunda gözlerini YAVAŞ YAVAŞ aç,

BİZLERİN VE BÜTÜNÜN HAYRINA OLSUN İNŞALLAH…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Lütfen bunu mümkün olduğu kadar yapalım…

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatıma Hareketi Nasıl Kattığımı Paylaşmak İstiyorum… Belki Size De Faydam Olur…

IMG_0418

 

Biliyorsunuz hareket etmek çok ama çok önemli. Ben de bunu biliyorum ya gittim spor salonuna yazıldım (bu olay yedi-sekiz sene evvel oluyor) baştan da verdim paraları bi güzel. İlk derse gittim (kendimi nasıl tebrik ediyorum nasıl takdir ediyorum anlatamam). Ders çok keyifli geçti duşumu aldım eve geldim. Evde ‘’bu kadar spor yaptım çok kalori yakmışımdır’’ diyerek bi güzel çikolata ziyafeti yaptım. Neyse iki gün sonar tekrar spora gitmem gerekiyor, ben gitmemek için nasıl bin dereden bin su getiriyorum anlatam. Anlayacağınız o derse gitmedim.
Sonraki derslerde de durum şöyle oldu; ‘’hava soğuk, bacağım ağrıyor, bugün gitmek istemiyorum diğer derse giderim, zaten o son hareket hiç bana göre değildi’’ derken derken birdaha hiç gitmedim. Ve verdiğim paralar da bir güzel yandı.
Bu tecrübeye rağmen akıllanmadım ve üç sene önce evime yakın açılan bir spor salonuna bakmaya gittim; gayet güzel bir mekan, kişisel hocan var, aletler yıkılıyo, tamam dedim buraya gelinir. Yaşasın. Bir hızla ucuza gelsin diye dönemlik paket program aldım ve eve döndüm. Ve sonra oraya da bir daha ayak basmadım. Hayır yanlış okumadınız spor salonunu gittim, gördüm, hocayla tanıştım, parayı kredi kartından çektirdim eve döndüm ve bir daha oraya hiç gitmedim. Bir süre sonra üyeliğimi iptal etmek için bile oraya gitmedim telefonla aradım ve üyelikten zar zor çıktım( tabi ki cezasını ödeyerek)…
Sonra dedim ki Anette bu böyle olmuyor, sen bu maceradan vazgeç. Çünkü gitmeyeceksin. Açık ve net. Çözüme odaklan ve ne yapabileceğine bak dedim. Ve yavaş yavaş şöyle bir sitem geliştirdim. Bakkala, markete, yakın yerlere yürüyerek gidip gelmeye başladım. Bir de yürürken şöyle düşünüyorum oh ne güzel tüm vücuduma şu an sağlık geliyor. (Ayakların altı akupunktur noktaları ya , yürüdükçe onlara da doğal olarak masaj yapmış oluyorsunuz)
Ayrıca alışveriş merkezlerinde, metroda, gittiğim mekanlarda asansör yerine merdiven kullanmaya başladım. Yani hayatımın her alaninı spor salonuna çevirdim.
Böylelikle ister istemez çok hareketli bir yaşamım oldu. Çantama da her zaman su koymaya başladım böylece yürüyüş ve su içmek hayatıma girmiş oldu. Çok da faydasını gördüm.
Size de tavsiyem, hayatınızı yürüyüş odaklı yapmaya bakın. Haftada bir Belgrad’a giderim, sahile gidelim yürüyüş yaparım şeklinde de değil (onu yapıyorsun zaten helal sana da), yani yürüyüşü ayrı bir zaman dilimi olarak görme. Her yere yürüyerek git. Arkadaşlarınla buluşmaya, alışverişine, gazete almaya hep yürüyerek git. Ve merdivenleri hep yürüyerek çık. O yürüyen merdivenler ne kadar zararlı anlatamam. Diz ve bacak kaslarını inanılmaz zayıflatıyor. O yüzden hep merdivenleri yürüyerek in çık. İlk başta yorucu oluyor, kabul. Ama sonra ne kadar iyi geldiğini göreceksin ve keyfin yerine gelecek.
Günlük hayatına kattığın yürüyüşün kısa sürede faydasını görmezsen ben de ne olayım…


Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Uyumak İçin, Sakinleşmek İçin Kullandığım Çok Basit Bir Nefes Alıştırması

Tan-Tien-204x300[1]

Bana inanılmaz faydası olan ve hayatımın bir parçası yaptığım nefes çalışmasını sizlerle paylaşmak istiyorum…

Öncelikle bu nefes tekniğini ne zamanlar kullanıyorum yazayım:

  • Beni üzen olaylarda sakinleşmek için
  • Öfkemi azaltmak için
  • Kararsızlık yaşadığımda
  • Uykusuzluk çektiğimde
  • Sakinleşmek için
  • Zihnimi dinginleştirmek için
  • Sabah iyi dinlenmiş kalkmak için

Yani anlayacağınız hemen hemen  bende her durumda işe yarıyor…

Önce yatağa yatıyorum bir elimi akciğerlerime bir elimi göbek çukurumun altına (tantien yani ikinci çakra)yerleştiriyorum.

Burnumdan nefes alırken dörde kadar içimden sayıyorum ve 2. çakramı (tantienimi) şişiriyorum. (O bölgeye balon koymuşuz  da şişiriyormuşum gibi düşünebiliriz)

Sonra dörde kadar o şekilde nefesimi tutuyorum.

Ve sekize kadar burnumdan nefes vererek 2. çakramı (tantieni) iyice boşaltıyorum. (O bölgede doldurduğumuz balonu boşaltıyoruz)

Bunu çalışmaya yeni başladığınız dönemlerde özellikle tam uyumadan önce yapmanızı tavsiye ederim. İnanılmaz iyi bir uyku çekmenize yardımcı olacaktır.

Bu nefes alıştırmasını  10 kez yapsanız müthiş olur… Ama önemli olan devamlılık ve disiplin. İşin sırrı her gün yapmakta…

İnşallah şifasını görürsünüz…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

IMG_3156

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Başucu Yaptığım Kişisel Gelişim Kitapları…

Bunların alıp okumanın bana olduğu kadar sizlere de faydası olmasını dilerim…

1)) DÖRT ANLAŞMA…

dort-anlasma[1]
Kitabımızın adı “Dört Anlaşma , Toltek Bilgelik Kitabı “ Don Miguel Ruiz.

Kitabın sunuş kısmında Türkçeye çevirisini yapan Nil Gün Toltek Bilgeliği’ni şöyle tarif ediyor :

“Toltek Bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikayelerde varolan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından uygulanan canlı bir öğretidir.

Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır. “

Yazar Don Miguel Ruiz ise bir naguel ( kişinin kendi bireysel özgürlüğüne ulaşmasında rehberlik eden öğretici ) olarak yaşamını Toltek bilgisini öğretmeye ve paylaşmaya adamış.

Peki bizi bireysel özgürlüğümüze kavuşturacak bu Toltek bilgileri Dört Anlaşma nelerdir ?

2) EVRENİN İLAHİ DİLİ

select[1]

Hayatımda yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Yıllardır çabalıyordum. Bir türlü hayalini kurduğum yere bırak gelmeyi, yanına bile yaklaşamamıştım. Kontrol etmeye çalıştığım her şey, kontrolümden çıkmıştı.Herkese saçımı süpürge etmiştim, kimse kıymetimi bilmemişti. Hep de beni bulur, hep de benim başıma gelirdi…

Arızalanmaktan yorulmuştum…

Toplumun benden istediği “iyi insan” karakterini elimden gelenin en iyisiyle uygulamaya çalışmama rağmen , kuma batmış araba gibiydim.Gaza bastıkça gömülüyordum ve kendimi çıkmazda hissediyordum. Ne zaman ki fark ettim korktuğum her şey başıma geliyor, işte o zaman benim için uyanış başlamıştı…

Bütüne Işık Olsun

3) TÜM HASTALIKLARIN ZİHİNSEL SEBEPLERİ

hastalıklarınzihinsel[1]

4) DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ

dusunce-gucuyle-tedavi2-350[1]

 

Düşündüğünüz her şeyin, yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu hiç düşündünüz mü?

Louise Hay “Düşünce Gücüyle Tedavi” adı altında kaleme aldığı kitabında bu düşünceden yola çıkarak yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu öyle bir dünya ki sevginin ve özgüvenin temelleri üzerine kuruldu. Ve sevgiyle özgüvenin başaramayacağı hiçbir şey yok.

Kitabı okumaya başladığınız anda, gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark ediyor ve olumlu bir değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu bir tür düşünce tedavisidir. İyi, olumlu ve gerçek… Bugüne kadar başınıza gelen tüm olumsuzlukların ve hastalıkların, kendi kendinize ürettiğiniz olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını söylüyor. Hay. Bundan sonra yaşayacaklarınızın sizi memnun etmesini mi istiyorsunuz?

Bu kitabı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Kendinizi bu dünyaya çile çekmeye ve mutsuz olmaya gelmiş bir zavallı insancık olarak değil; seven, sevilen ve mutlu olmaya layık bir canlı olduğunuz için gönderilmiş bir pozitif enerji olarak düşünün.

Kitap, küçücük bir sivilceden, kansere kadar birçok hastalığın nedenlerinin psikolojik olumsuzluklardan kaynaklandığını satır satır anlatıyor. Hangi hastalık için, hangi olumlu öneriyi düşüncelerinizin besini olarak kullanacağınızı da söylüyor.

5) ŞİMDİNİN GÜCÜ

phpThumb_generated_thumbnail[2]

 

Üstat Eckhart Tolle kısa sürede bir bestseller haline gelen bilgelik dolu bu eserinde bilincimizde ve yaşamımızda mucizevi bir değişiklik yaratabilecek evrensel bir öğreti sunuyor.Tolle,tüm ıstırap,endişe ve korkularımızın dolayısıyla mutsuzluğumuzun gerçek kaynağını çarpıcı bir biçimde gösterip,onu şimdi ve burada nasıl aşabileceğimizi,huzur ve mutluluğa hemen şimdi nasıl kavuşabileceğimizi,bilincimizi hemen şimdi dönüşüme uğratıp nasıl aydınlanabileceğimizi anlatıyor.Eleştirmenler böyle bir kitabın çok nadir olarak geldiği konusunda görüş birliğine varırken,okurlar yaşamlarında olağanüstü değişimlerin meydana geldiğini bildiriyorlar.Şimdi’nin Gücü yaşamımızın her anının bir mucize olduğunu fark etmemizi sağlıyor ve büyük bir yetkinlikle Şimdinin Gücüne nasıl erişebileceğimizi açıklıyor.

6) İYİ HİSSETMEK

0000000202710-1[1]

 

Yİ HİSSETMEK İYİ HİSSETTİRİYOR
İşte size iyi bir haber; kendinizi kaygı, suçluluk, kötümserlik, erteleme, düşük benlik saygısı ve depresyonun diğer “dipsiz kuyu” lardan ilaçsız kurtarabilirsiniz!İYİ HİSSETMEK’te, psikiyatrisst David Burns duygularınızı harekete geçirecek ve hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak, bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunuluyor.
Duygudurumunuzdaki dalgalanmaların nedenlerini anlayın

Olumsuz fikirleri kafanızdan silip atın
Suçluluk duygunuzla başa çıkın
Sevgi ve onay bağımlılığınızın üstesinden gelin
Özgüveninizi arttırın
“Hiç bir şey yapmamak” ile baş edin
Depresyonun acı veren girdabından kurtulun
“Okunacak ve tekrar okunacak bir kitap!”
Los Angeles Times

7) ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK…

uğur%20koşar%20Allah%20de%20ötesini%20bırak[1]

Tasavvuf kitapları ile oldukça fazla tanınan Uğur Koşar’ın son kitabı olan Allah De Ötesini Bırak, okurlarına Allah sevdasını farklı bir şekilde aşılıyor.

Benzer diğer kitaplardaki gibi sadece Allah’ı okurlarına anlatmayan, bunun yanında Allah sevgisinin hayatlarını nasıl değiştirebileceğini gösteren, psikolojik olarak bir rahatlama sağlanmasına da olanak veren bu kitap son zamanların en fazla okunan tasavvuf kitaplarının başında geliyor.

8) YUVAYA YOLCULUK

phpThumb_generated_thumbnail[1]

 

Bir Kryon kitabı. Kitapta mutsuz bir adam olan Michael Thomas’ın öyküsü anlatılıyor. Ölümden döndükten sonra melekler ona ne istediğini soruyorlar o da tek istediğinin Yuvaya dönmek olduğunu söylüyor. Yuvaya dönebilmesi için Michael’in meleklerle, şeytanlarla ve bilge kişiliklerle bir dizi sınava tabi tutulması gerekiyor. Kanal bilgisi sevmiyorsanız bile bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

9)MARTI

marti-jonathan-livingston[1]

Yaşadığımız durum ve şartların bizi hiçbirzaman kısıtlamaması gerektiğini anlatan çok güzel bir öykü. Bu öykü bir martı olan Jonathan’ın öyküsü. Martı olarak sınırlarını zorlayan Jonathan ‘ın bu öyküsü size ilham verecek.

10)Işığı Arayanların Karanlık Yanı

90243[1]

Aydınlanmaya giden yolun sadece Tanrısal olanı aramakla değil karanlık yanımızı kabul etmeyle de gerçekleştiğini anlatan yine çok etkileyici bir kitap. Herkesin içinde karanlık bir yan vardır. Bu karanlık yanımızı kabul etmedikçe ona uygun kişilikleri ve olayları sürekli olarak hayatımıza çekmeye devam ederiz. Bu kitabı okuduktan sonra yargıladığınız insanların özelliklerinin aslında içinizdeki karanlık yanınızı ortaya çıkaran aynalar olduğunu göreceksiniz.

11)DİNGİN SAVAŞÇI

dinginsavasci_3669_50741[1]

 

Dingin Savaşçı, dünya jimnastik şampiyonu Dan Millman’ın yaşam öyküsü. Socrates adını verdiği bilge bir yaşam savaşçısının rehberliği ve Joy (Haz) adındaki gizem ve coşku dolu doğası ismine yansımış bir kadının dayanılmaz çekiciliğinin etkisiyle yazar yaşamı yeniden öğreniyor.Dan, mutlu ve doyumlu bir yaşam sürdürmek için bir savaşçı gibi yaşamayı da öğrenmek zorunda. Bedensel ve ruhsal boyutlarda, sevgiyle korkunun, ışıkla karanlığın dansında, kahkahayla gizemin büyülü dünyasında sınavlar vererek öğrendiği de işte bu. Hümanistik psikoloji ve spiritüel felsefeyi yaşamın içinden deneyimleyerek öğrenen dan Millman içsel serüvenini okurla paylaşıyor.Dingin Savaşçı’da yaşama ilişkin sorularınızın karşılığını bulmakla kalmayacak, bu kitapla belki kendi aydınlanma sürecinizi de başlatacaksınız.Dingin Savayçı, yaşamı derinden sorgulayan serüvenci ruhlar için.

12) DOKUZ KEHANET

phpThumb_generated_thumbnail[1]

 

Romanın ismi, Peru’da _sözde_ Celestine Harabeleri’nde arkeolojik olarak bulunan el yazmalarındaki bilgilere atıfla “Celestine Kehaneti” şeklinde konmuştur. Ülkemizde ise bu isim, romanda bahsedilen “9 Anlayış”, ya da “9 Bilgi”den yola çıkılarak “9 Kehanet” olarak konulmuştur. Gerçekte böyle bir yer yoktur ve böyle kehanetler de bir yerlerde bulunmamıştır. Bazı internet sitelerinin bunları gerçekmiş gibi yazdığını biraz şaşırarak da olsa gördüğüm için bunu belirtmek istedim. Roman, 1993 yılında James Redfield tarafından yazılmış ve çok kısa sürede kendi baskısı olarak yaklaşık 100.000 adetlik bir başarıya ulaştıktan sonra, 1994 yılından itibaren Warner Books tarafından yayın hakları satın alınmıştır. Kitap, New York Times Çok Satanlar Listesi’nde üç yıl devamlı olarak kalmış ve şu ana kadar tüm dünyada 40’ı aşkın ülkede, 23 milyonu aşan bir satış grafiğine ulaşmıştır.

13) KÜÇÜK PRENS

imagesGTHKGAJ1

 

Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York’ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

 

14) TİBETİN GENÇLİK PINARI

select[2]

Bu kitap, “Gençlik Pınarı”nın kadim sırlarını bulmak için uzak ve gizemli Himalaya dağlarına giden ve onu bulan bir adamın gerçek öyküsüdür! Binlerce yıl boyunca yasak Tibet bölgelerinin derinliklerinde gizlenen kayıp manastır, büyük bir özenle korunan gençlik sırlarına sahiptir. Bu sır, uygulaması son derece kolay ama insanın yaşamını sonsuza dek değiştirme gücüne sahip olan beş kadim ayindir. Bu kitap, bu özel manastırda yaşayan Lamalar’dan öğrenilen olağanüstü sır hakkında yazılmış tek kaynaktır. Kitapta açıklanan beş ayin, herkesin kendini çok daha genç hissetmesini ve görünmesini aynı zamanda da daha büyük bir canlılık

 

15) TANRI İLE SOHBET

0000000070555-1[1]

Bu kitap bir umudun kitabı. Sen, ben, o… birlikte dünyayı (kendi dünyamızı ve gezegenimizi) değiştirebilme gücüne sahip olduğumuzu bilmek ne harikulade, ne heyecan verici bir duygu. Hepimizin içindeki Tanrı, Öz, Sevgi bize yaşamımızın ta başından beri hep aynı mesajı veriyor: BİR’siniz. Egomuz ise bunun tam zıddını bağıra bağıra söylüyor: AYRI’sınız. Egomuzun sesini dinleyerek geldiğimiz durum ortada. Bir de Özümüzün minik, ahenkli sesine kulak vermeyi denesek. O zaman her birimiz bir “Tanrı ile Sohbet” kitabı yazabiliriz.

Not: kitapların sıralanışı tamamen rastgeledir ve benim yıllar içinde okuyup beğendiğim kitaplardan oluşturduğum kişisel bir listedir.

Sevipte yazmadığım bir dünya kitabı da dizinin ikici bölümüne sakladım.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ne kadar emek o kadar ödül:)))

IMG_0418

Biz insanoğlu hep istiyoruz, hep istiyoruz ve hep istiyoruz.  Ama karşılığında hiç bir bedel ödemek istemiyoruz.

Zayıf olmak istiyoruz, ama yürüyüş yapmaktan ve az yemekten hoşlanmıyoruz.  Elma günü, sebze günü yapmıyoruz, bol su içmiyoruz aklımız hep baklava da börekte…

İyi bir evliliğimiz- ilişkimiz  olsun istiyoruz ama bunun için gerekli olan sabır, özveri, alttan alma gibi davranışlardan kaçınıyoruz. Hep haklı olalım, hep bizim istediğimiz olsun, hep bize bakılsın, hep biz övülelim istiyoruz.

Çok para getiren bir işte çalışmak istiyoruz, terfi etmek istiyoruz ama akşam mesai yapmak istemiyoruz, iş saatleri içinde deli gibi koşturmak istemiyoruz, o işin büyümesi için mücadele etmiyoruz, onun yerine dedikodu yapıyoruz, face’e giriyoruz, molaları uzun tutuyoruz altı deyince de servisimize binip evimize dönüyoruz.

Şık giyinmek istiyoruz ama bunun için vücudumuza uygun ne renk, ne model kıyafet giyilir araştırmıyoruz. Alışverişe çıkmak yerine vücudumuzun şekline bakmadan internetten her şeyi sipariş edebiliyoruz.

Çok iyi yabancı dil konuşmak istiyoruz ama kursa gitmiyoruz, kitap almıyoruz, özel ders almıyoruz, kelimeleri çalışmıyoruz o bilgiler bize havadan gelsin istiyoruz.

Evrenin alma- verme dengesi üzerine kurulduğunu unutuyoruz…

İşin özü hanımlar beyler ne kadar emek o kadar ödül:)))

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınlar Günü Başlangıç Olsun…

ççççç[1]

Kadın hamile kalıyor. Aradan dört beş ay geçiyor ve cinsiyeti belli oluyor. Eşiyle doktordalar. Heyecanla bekliyorlar. Her erkek gibi adam erkek evladı olmasını istiyor. Bu defalarca evde belirtilmiş zaten. Çünkü soyadının sürmesi gerekiyor.  Doktor kontrolünü yapıyor ve o ‘an’ geliyor. Doktor tereddütlü cinsiyeti söyleyip, söylememekte… Sonra olacakları biliyor çünkü… Ama mecbur söylüyor… Müjde ‘kızınız oluyor’ diyor. Müstakbel babanın ilk tepkisi şöyle; Tekrar deneriz…

İşte bir kadın hayata böyle başlıyor… Cinsiyeti ‘kız mı?‘ Tekrar deneriz… Bu durumun ne eğitimle, ne yaşanılan şehirle, ne de içinde bulunulan kültürle alakası var… Dünyanın üzerinde anlaştığı bir kural bu…

Annem Samsun doğumludur. Annemin döneminde öyle hastane de falan doğurmak yok. Evde ebeyle doğurma dönemi. Annem de ters geliyor. Büyükannemi koyuyorlar bir çarşafa sallıyorlar da sallıyorlar… Sonunda annem düzünü bulup doğuyor. Doğuyor doğmasına da… Ebe bakıyor kız. Eeee babaya haber vermek lazım. Öyle zor bir doğumdan sonra babanın eve gelmesi için küçük bir yalan söyleyiveriyorlar. Müjde, müjde erkek oldu. Çabuk eve gelsin. İşte hayata böyle başlıyor annem. Sonrasında erkek çocukları gibi yaramaz büyüyor. Eminim bunda müjde ‘erkek doğdu’ yalanını doğru çıkartma çabası vardır.

Bebeklikten başlayan bu tercihsizlik büyütülürken uygulanan çifte standartlarla devam ediyor. Okutulmuyor, dışarı bırakılmıyor, istediğini giyemiyor, istediğini konuşamıyor hatta düşünemiyor bile… Pencere önünde hayatı seyretmesi isteniyor. Sonrada baba evinden koca evine hayırlısıyla bir transfer yapıldığında herkes rahat ediyor.

Üstelik evi geçindirse de kimseden saygı gördüğü yok… Eksik etek diye çağrılmak, küçümsenmek, hakarete uğramak üstüne üstlük dayak yemek kabullenmiş olduğu bu yaşamın ağır bedellerinden.

Geçenlerde şiddete uğramış kadınlarla ilgili bir fotoğraf sergisine gittim. Benim içimi acıtan vücutlarda gördüğüm morluklar ya da kırmızılıklar değil gözlerde gördüğüm çaresizlik ve kabullenmişlik oldu.

Aslında çocuk doğuran, evi çekip çeviren, günde yirmidört saat / yılda üçyüz altmış beşgün çalışan kadınlar öyle güçlüler ki…

‘Kariyer de yaparım, çocuk da‘ şarkısı kadının çalışsa bile evdeki tüm görevlerinin aynen devam ettiğinin bir göstergesi…‘Tek taşımı kendim aldım‘ dese de toplum kurallarının azcık dışına çıksa üstüne yapıştırılmayacak etiket kalmayacak olan da o…

Ahhh kadınlar ne zaman gücünüzü anlayacaksınız, ne zaman cesaretinizi toplayacaksınız, ne zaman ben de buradayım diyeceksiniz…

İşte gün bugündür… Dünya Kadınlar Günü… Sadece bu yoldaki başlangıcınız için bir işaret… Bir küçük damla… Haydiiii… Ayağa kalkın…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Küçükken Şifa Enerjisi Kazanına Düştüm…

IMG_0418

Çok uzun bir aradan sonra yeğenlerimle dün bir araya geldik. Sarıldık, koklaştık, arayı kapattık. Sonra onlara reiki yaptım, reiki yaparken bol bol öptüm sarıldım. Doyamadan da ayrılık vakti geldi…

Ama düne dair beni hatırladıkça hala güldüren büyük yeğenim Jef’in yaptığı espri oldu…

Sen küçükken şifa enerjisi kazanına mı düştü dedi? (asteriks okuyanlar buna daha çok gülecek)

Ben gül gül dur eeee sizle paylaşmadan edemedim tabi…

Duyduk duymadık demeyin ben küçükken şifa enerjisi kazanına düştüm :))) O yüzden şifacılık yapmayacağım da ne yapacağım… Di mi ama ???

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Helalleşme Üzerine…

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

IMG_0418

İki yıl kadar önce  yazılarını,  düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi…  O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.

Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.

Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…

Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.

Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…

Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’  diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …

Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.

Yani hata  yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.

Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde,  fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım… Bağları kestim durdum, meditasyonlar yaptım, nefes çalışmaları yaptım ve sonuç olarak çok da rahatladım ve şifa seminerleri vermeye başlayınca bu tecrübemden yola çıkarak ”dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam” ortaya çıktı… Ve ruhum çok daha rahat huzurlu bir hale geldi…

Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ruhunun İHTİYACI Ne? Mücevherini Seç Öğren…

Ruhun her zaman bir mücevher gibi ışıl ışıl parlıyor… Peki ruhunun ihtiyaçlarını bilyormusun? Mücevherini seç ve öğren…

Zümrüt’ü Seçtiysen: Sen ne kadar bereketli ve neşeli bir insansın. Bin kere maaşallah. Yanında olan insan ne kadar şanslı. Ona hem hayat aşılıyorsun hem bereket. Bana soracak olursan seni sırtında taşımalı… (Ruhunun neşeli ortamlarda olmaya ihtiyacı var)

Elmas’ı Seçtiysen: Ruhen ve fiziksel olarak çok sağlıklı ve zinde bir insansın. Doğa yürüyüşlerine ve hayvanlara bayılırsın. İçin o kadar masum ki bütün hayvanlar çevrene toplanır senden şefkat bekler. Bütün ışıltının içinde masumiyetini koruyan bir çocuksun. (Ruhunun masumiyete ihtiyacı var)

Ametisti Seçt.iysen: Çok huzurlu ve dengeli bir insansın. Olanı olduğu gibi yaşıyorsun ve huzurla yoluna devam ediyorsun. İnsan yaydığın huzurun enerjisinde yıkanmak istiyor. Güç ve zenginlik seni bulacak… (Ruhunun huzura ihtiyacı var)

Yakut’u Seçtiysen: Sen tam aşk için tutku yaratılmışsın. O heyecanı ruhunda duymazsan hayattan tat alamıyorsun. İnsanın içini kıpır kıpır yapan hayata bağlayan birisin. Seninle olanın ömrü uzar… (Ruhunun aşka ihtiyacı var)

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ya soruna odaklanın ve çamurda debelenin…

IMG_0418

Bir olay başımıza geldiğimizde ağlamak, sızlanmak, ah vah etmek, kurban psikolojisini oynamak (başkası yüzünden bunlar başıma geldi) inanın bana en kolayıdır ve çok güzel bir kaçış yoludur. Tüm yapman gereken bütün gün halinden şikayet etmek ve herkese ne kadar haklı olduğunu ispatlamaya çalışmaktır.

Halbuki bizler bu hayata büyümeye ve öğrenmeye geldik.

Yani bir olay başımıza geldiğinde ah vah edeceğimize iki türlü hareket etmeliyiz.

1.Bu olaydan nasıl bir ders çıkarmam lazım? Bu olay bana ne öğretmek istiyor?  Hangi duygularımı serbest bırakmalıyım?

Zaten bunu yapmazsak olaylar büyüye büyüye tekrarlanmaya devam edecektir.

2)Bundan sonra ne yapmalıyım???

Her zaman çözüme odaklanmamız gerekiyor. Genelde yaptığımız şey soruna odaklanıp kendimizi iyice kilitlemek şeklinde oluyor halbuki bizler çözüme odaklanıp, başımıza gelen her olayı çözecek güçte  ( Allah’ın yardımıyla) ve sorumluluktayız.

Hepimiz Allah’ın sevgili çocuklarıyız ve çözüme odaklanıp yola devam edersek hayatın bize sunduğu mucizeleri deneyimleme şansımız olur.

Seçim sizin?

Ya soruna odaklanın ve çamurda debelenin…

Ya çözüme odaklanın ve hayatın mucizelerini deneyimleyin.

Ben uzun bir süreden beri hayatımı çözüme odaklayarak yaşıyorum ve bunun da meyvelerini bolca topluyorum…

Size de bunu önermek boynumun borcuydu:) ödedim… Gerisi size kalmış…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sorunlarınıza Değil Çözümlerinize Odaklanın…

IMG_0418

Bir olay başımıza geldiğimizde ağlamak, sızlanmak, ah vah etmek, kurban psikolojisini oynamak (başkası yüzünden bunlar başıma geldi) inanın bana en kolayıdır ve çok güzel bir kaçış yoludur. Ayrıca çok da kolaydır. Tüm yapman gereken bütün gün halinden şikayet etmek ve herkese ne kadar haklı olduğunu ispatlamaya çalışmaktır.

Halbuki bizler bu hayata büyümeye ve öğrenmeye geldik.

Yani bir olay başımıza geldiğinde ah vah edeceğimize iki türlü hareket etmeliyiz.

1.Bu olaydan nasıl bir ders çıkarmam lazım? Bu olay bana ne öğretmek istiyor?  Hangi duygularımı serbest bırakmalıyım?

Zaten bunu yapmazsak olaylar büyüye büyüye tekrarlanmaya devam edecektir.

2)Bundan sonra ne yapmalıyım???

Her zaman çözüme odaklanmamız gerekiyor. Genelde yaptığımız şey soruna odaklanıp kendimizi iyice kilitlemek şeklinde oluyor halbuki bizler çözüme odaklanıp, başımıza gelen her olayı çözecek güçte  ( Allah’ın yardımıyla) ve sorumluluktayız.

Hepimiz Allah’ın sevgili çocuklarıyız ve çözüme odaklanıp yola devam edersek hayatın bize sunduğu mucizeleri deneyimleme şansımız olur.

Seçim sizin?

Ya soruna odaklanın ve çamurda debelenin…

Ya çözüme odaklanın ve hayatın mucizelerini deneyimleyin.

Ben uzun bir süreden beri hayatımı çözüme odaklayarak yaşıyorum ve bunun da meyvelerini bolca topluyorum…

Size de bunu önermek boynumun borcuydu:) ödedim… Gerisi size kalmış…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

 

 

 

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

%100 Doğru Hangi Yönünüzü Geliştirmelisiniz… Resimdeki Üç Şekilden Birini Seçin…

2_460x340scale[1]

Resimde gözüken oturan kadın, arkadaki adam ve cübbeli adamdan birini seçin ve bu haytta neyi geliştirmeniz gerektiğini bulun…

Arkadaki Adamı Görenler: Hayatınızı başkalarına adayarak geçiriyorsunuz, çok fedakarsınız ama artık uyanma zamanınız geldi. Kendiniz için de bir şeyler yapmalısınız. Başlangıç olarak kendinize bir hobi bulun ve iki haftada bir ona gidin…

Oturan Kadın: Her şeyi içinize ata ata yaşamışsınız ve artık patlama zamanınız gelmiş. Kendi potansiyelinizi ortaya çıkarmalısınız. Kendinizi ifade etmeyi öğrenmelisiniz. Bunun için yazı, resim, müzik gibi sanatsal alanlardan destek alabilirsiniz…

Fısıldayan Siyah Cübbeli Adam Görenler: Siz bu dünyaya hizmet için gelmiş seçilmiş kişilerdensiniz. Ne iş yaparsanız yapın yanında mutlaka şifacılık yeteneklerinizi geliştirin ve dünyaya şifayı dağıtmanın elçileri olun…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…

12742813_893915950721388_851131257864406938_n[1]

 

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…

Önemli olan; Hata yapmamak değil, hatalarından ders almaktır…

Önemli olan; Yaşamak değil, yaşamını anlamlı kılabilmektir…

Önemli olan; Nefsine göre değil, nefsini kontrol ederek yaşamaktır…

Önemli olan, Kavga etmemek değil, kavgadan sonra barışabilmeyi bilmektir…

Önemli olan, Geçmişine kızmak değil, geçmişinle barışabilmeyi öğrenmektir

Ve Önemli Olan; Kendini Suçlamak Değil, Kendini SEVMEYİ VE AFFETMEYİ ÖĞRENMEKTİR…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »