Kendi Doğal Enerji İçeceğinizi Hazırlayın

yeşil-içecekler[1]

 

Günümüzde “enerji içecekleri” olarak bilinen içecekler oldukça moda. Bunlar kafein veya torin gibi belirli uyarıcıların yanı sıra yorgunlukla mücadele etmenizi sağlamak için şekerler içeren alkolsüz içeceklerdir. Ama bunlar sağlığınızı nasıl etkilerler? Bu makalede size yan etkisi olmayan bazı doğal enerji içeceklerini hazırlamayı öğreteceğiz.

Bu içecekler gazlı içeceklere göre de oldukça farklıdır. Bunlar uyarıcı görevi görür ve aynı zamanda çeşitli yan etkileri vardır. Aşırı tüketilmeleri durumunda bazı hastalıklara da neden olabilir. Şimdi bu içecekleri biraz daha yakından inceleyelim.

Enerji İçeceklerinin Sağlık Riskleri

içecek-1

  • Yakın bir süre önce EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu), yürüttüğü araştırmanın sonucunda, enerji içeceklerinin doğru şekilde tüketildiği sürece tehlikeli olmadığını belirtti.
  • Enerji içeceklerinde risk oluşturan iki madde var: torin (beyninizi etkileyebilir) ve böbreklerinizi etkileyebilen d-glukoronolakton. Yukarıda anılan rapora göre riskler bu ürünleri her gün tükettiğinize görülmeye başlar. Eğer sıkça enerji içeceği tüketiyorsanız, o zaman günde 125 ml üzerinde tüketmemeye özen göstermek gerekir. Ancak bu miktarı kendinize göre ayarlamanızda da yarar var.
  • Enerji içecekleriyle ilgili başlıca sorunlardan biri onların içerisindeki aşırı kafein ve kalori miktarıdır. Örneğin, bu içeceklerdeki kalori miktarı kola içeceklerinden daha yüksektir. Sürekli olarak kafein tüketimi de sinir sistemini aşırı uyarır ve baş ağırlarına neden olur.
  • Eğer sıkça enerji içeceği tüketiyorsanız, aritmi ve bağırsak sorunlarıyla da karşılaşırsınız.
  • Bazen bu içecekler içerlerinde doğal maddelere sahip olduklarını belirtirler. Uzmanlara göre gerçekte bunlar aslında güçlü idrar söktürücüleridir ve bu nedenle çok dikkatli olmak gerekir.
  • Torin, eferdin, guanin ve arjinin bazlı bir bileşim özellikle kalp sorunu olanlar için oldukça tehlikelidir.
  • Araştırmalara göre, eğer günde iki veya üç kutu enerji içeceği içiyorsanız sıkça baş ağrısı, anksiyete, konsantrasyon eksikliği ve ruh hali değişiklikleriyle karşılaşırsınız.

Kendi Doğal Enerji İçeceğinizi Hazırlayın

Hindistan Cevizi ve Spirulina

hindistan-cevizi-1

Malzemeler:

  • 500 ml Hindistan cevizi suyu
  • 1 kapsül toz spirulina (Bu kapsülleri bitki ürünleri satan doktorlarda, eczanelerde ve hatta bazen marketlerde bile bulabilirsiniz. Kapsülün üzerinde miktarı yazacaktır).

Hazırlama:

Hindistan cevizi suyunu içeceği içeceğiniz şişeye boşaltın. Ayrıca, spirulina tozu ekleyin ve ardından şişeyi kapatın çalkalayın. Bu oldukça yüksek enerjili bir içecektir çünkü hindistan cevizi suyu bolca potasyum içerirken, spirulina magnezyum, aminoasitler ve B vitaminleri (B1, B2 ve B6) içerir.

Portakal ve Keten Tohumu

portakal-suyu

Malzemeler:

  • İki adet portakalın suyu
  • 2 çorba kaşığı keten tohumu yağı

Hazırlama:

İlk olarak, iki adet portakalı sıkın. Ardından portakal suyunu iki çorba kaşığı keten tohumu yağı ile karıştırın. Bunun sonucunda daha homojen bir karışım elde edilir. Bunun ardından bunu eğer soğuk içmek istiyorsanız karışımı on dakikalığına buzluğa koyun. Bu içecek yüksek miktarda magnezyum, potasyum ve C vitamini içerir. Keten tohumu yağı da portakalın kandaki şeker içeriğini azaltma yeteneğine sahiptir ve bu nedenle sağlığınız için çok yararlıdır.

Muz ve Ispanak

muz-ve-ıspanak-içeceği

Malzemeler:

  • 1 adet muz
  • 3 adet ıspanak yaprağı
  • 1 bardak soğuk su

Hazırlama:

İlk olarak ıspanakları bir güzel yıkayın. Ardından muzları soyun ve bunları ıspanak ve bir bardan soğuk su ile birlikte blendırdan geçirin. Homojen bir karışım elde etmeye çalışın. Aruz etmeniz durumunda birkaç adet buz küpü ve hatta bir çay kaşığı bal da ekleyebilirsiniz. Bu içecekten çok iyi miktarda potasyum, fosfor ve magnezyum elde edersiniz.

Zencefil ve Zerdeçal

zencefil-3

Malzemeler:

  • 1 dilim taze ve kıyılmış zencefil
  • 1 tutam zerdeçal
  • 1 çay kaşığı bal
  • 1 bardak soğuk su

Hazırlama:

İlk olarak zencefili yıkayın ve kıyın. Ardından zencefil ve zerdeçalı bir infüzyon elde etmek için bir bardak kaynar suya atın. Bunun on dakika pişmesine izin verin ve ardından süzün. Daha taze bir içecek elde etmek için arzu ederseniz buna bir bardak taze su ve buz küpleri ekleyebilirsiniz. Bu baharatlar bolca enerji içerir ve çok sağlıklıdır. Bu içecek ilginç bir tada sahip olacaktır ve kan dolaşımınızı iyileştirerek size doğal bir şekilde enerji sağlayacaktır.

alıntı

 

Yeşil Çayın Harika Faydaları

yesil-cayin-faydalari[1]

Yeşil çay, siyah çayla aynı familyaya ait camellia sinensis yapraklarından üretilmektedir. Yeşil çay mayalanma işleminden geçmediği için yararlı polifenol oranı yüksektir.

Yeşil Çayın Faydaları

  1. Yeşil çay zengin ve doğal bir antioksidan kaynağıdır.
  2. Şeker ilave etmeden tüketilmelidir.
  3. Yeşil çay insan ömrünü uzatır.
  4. Diyet yapanlar ve kilo sorunu yaşayanlar rahatlıkla tüketebilir.
  5. Yediğimiz yemeğin üzerine hemen yeşil çay içilmemelidir. Aç olarak içilmesi tavsiye edilmektedir.
  6. Kalori yakımını hızlandırdığı için kilo vermeye yardımcı olur.
  7. Düzenli yeşil çay tüketenlerde kanser görülme riski daha azdır. Kansere karşı koruyucu etkisi kardır.
  8. Kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olmaktadır.
  9. Vücutta biriken ödemi atar. İltihabı engeller.
  10. Obeziteyi engellemede kullanılır. Obezite ile savaşır.
  11. Alerjiye karşı etkilidir.
  12. Diş çürüklerini engelleyici etkisi vardır.
  13. Vücuttaki mineral yoğunluğunu arttırır ve bundan dolayı kemiklere iyi gelir.
  14. Şeker hastalığına iyi gelmektedir.
  15. Migreni hafifletir.
  16. Vücutdaki yağların yakılmasına yardımcı olur.
  17. Damar sertliğine karşı korumaktadır.
  18. Parkinson ve Alzheimer rahatsızlıklarında fayda sağlar.
  19. Deriyi besleme özelliği vardır.
  20. Vücuda zindelik verir. Yorgunluğu önler. Vücuda direnç verir.
  21. Kan basıncını düzenler.
  22. Ağız kokusunu giderir. Ağza ferahlık verir.
  23. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  24. Berberi hastalığının tedavisinde kullanılır.
Sponsorlu Bağlantılar

Yeşil Çayın Zararları Nelerdir?

  1. Fazla içilen yeşil çay sık idrara çıkarır.
  2. Bulantı ve kusmaya neden olur.
  3. Yeşil çayın içinde kafein olduğu için çok içildiğinde uykusuzluk yapabilir.
  4. Yeşil çay asla çok sıcak içilmemelidir. Yemek borusu kanserine neden olabilir.

Yeşil Çayı Kimler Tüketmemelidir?

  1. Hamilelerin ve çocuk emziren annelerin yeşil çay tüketmemesi gerekir.
  2. Sağlık sorunları olan kişiler doktora başvurduktan sonra yeşil çay tüketmelidir.

Yeşil Çay Nasıl Tüketilmelidir?

  1. Yeşil çay günde en fazla 2-3 bardak içilmelidir.
  2. Hazır yeşil çay kullanmak yerine, attarlarda bulunan yaprak halindeki yeşil çay tüketilmelidir.
  3. Yeşil çayı hazırlarken, 1 büyük fincan içine kaynar suyu koyalım ve üzerine 1-2 tatlı kaşığı yeşil çay ilave edelim.
  4. Daha sonra demlenme süresi 6 dakikayı geçmeyecek şekilde çayımızı demleyelim ve ılık olarak tüketelim.
  5. alıntı
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nanenin 10 farklı kullanımı…!

11074307_435659546600663_7996539839813386254_o[1]

Araba tutmasından güneş yanıklarına, akne ve sivilcelerden hıçkırığa kadar pek çok soruna karşı naneden faydalanabilirsiniz.

Nanenin 10 farklı kullanımı
Salatalarınıza, içeceklerinize ve yemeklerinize tat katan naneyi başka nerelerde kullanabileceğinizi biliyor musunuz?

Nanenin böylesine farklı yerlerde kullanılabileceği aklınızın ucundan geçmeyebilir ancak gerçekler böyle!

İşte nanenin farklı kullanım alanları…

– Akne ve sivilcelerden kurtulmanızda yardımcıdır: Yarım su bardağı şekerin içine 1 yemek kaşığı nane yağı ekleyin. İyice karıştırdıktan sonra yüzünüze uygulayın. 10-15 dakika beklettikten sonra durulayın ve nemlendiricinizi sürmeyi unutmayın.

– Güneş yanıklarını rahatlatır: Şekersiz soğuk çay hazırlayıp buzdolabında soğuyana bekletin. İçine 1-2 damla nane yağı ekleyin. Hazırladığınız karışımı soğukken temiz bir pamuk yardımıyla güneş yanıklarının üzerine sürün. Bu işlem cildinizin ferahlamasına yardımcı olacak.

– Sinüslerinizin açılmasını sağlar: Yarım litre suyu kaynatın ve içine nane yaprakları atın. Ardından hazırladığınız bu suyu soluyun.

– Doğal oda parfümü görevi görür: Yarısına kadar su doldurduğunuz bir bardağın içine saplarıyla birlikte naneleri koyun. Eviniz mis gibi koksun.

– Mide kramplarını önler: Hastalanınca annenizin hemen hazırladığı nane-limon çayı, mide kasılmalarınızı önler.

– Ağzınızın ferah kokmasını sağlar: 3 tane nane yaprağını alın ve yavaş yavaş çiğneyin.

– Hıçkırığı yok eder: 1 bardakılık suyun için bir tutam tuz atın ve çeyrek limon sıkın. Ardından 4-5 adet nane yaprağı ekleyin ve bu karışımı için.

– Diş macunu görevi görür: Evinizde 1 yaprak nane, 1 çay kaşığı karbonat, yarım çay kaşığı iyice öğütülmüş deniz tuzu ve 1-2 damla su ile doğal bir diş macunu elde edebilirsiniz.

– Mide bulanmasına iyi gelir: Nane koklamak farklı nedenlerle ortaya çıkan mide bulantısını bastırır. Özellikle araç tutması ya da deniz tutmasına karşı birebirdir.

– Migrene karşı savaşır: 2 damla nane yağını parmak uçlarınıza damlatın ve şakaklarınızı ovun. Böylece ağrılarınız hafifleyecektir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Boza: Öksürüğü Bıçak Gibi Kesiyor…

10801668_798525720204997_4925071322370931059_n[1]

 

Belki biliyorsunuzdur ama ben ilk defa duydum! Geçen gün oğlumu geçmeyen öksürüğü için doktora götürdüm, doktor yokmuş biz de konuşarak eve giderken bir bayan yanımıza geldi, bana oğlunuz öküsürüyor boza içirin bakın faydasını göreceksiniz dedi. Tabii hemen boza aldık. Gerçekten 2 haftadır geçmeyen öksürük 2 günde 1 çay bardağı kadar boza ile geçti. Eşimin de aynı şekilde öksürüğü 3 günde bitti, biraz önce boza bitti deyince aklıma sizinle paylaşmak geldi. Daha pek çok da faydası varmış, çocuklara boşuna ilaç,antibiyotik vermekten bin kat iyidir. Tarçını iyice karıştırarak içeceksiniz yoksa daha çok gıcık yapabilir…

– Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri de bulunuyor. Mayalanması sırasında ürettiği laktik asit ise ender gıda maddelerinde bulunuyor ve bu değerli asit türünün hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye ediliyor. İçinde ilk başta yüzde 20 şeker olsa da daha sonra yüzde 8’lere kadar düşüyor. İçindeki yağ oranı da sıfır. Bağırsak florasını düzenler. İçindeki aktif mayalarla probiyotik özelliği vardır. Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur. Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

alıntı

İçimizdeki Dünya ” MİKROBİYOM “

11045410_686305728158705_7701851751665384715_n[1]
Ne kadar “İnsan” (?) olduğumuzun bir başka sorgulama sebebi…

İnsan vücudu sayı olarak aslında %90 mikroorganizma hücrelerinden
ve sadece %10 insan hücrelerinden oluşuyor.
Yani vücudumuzdaki her bir hücreye karşılık on adet bakteri hücresi taşıyoruz.

Bunlara virüsler de eklenecek olursa sayı çok fazla artmaktadır.

Başka bir ifade ile ;İnsan mikrobiyomu insan genomundan en
az 100 kat daha büyüktür

Vücudumuz, sağlığınız, kilonuz ve hatta ruh haliniz üzerinde derin etkilere sahip bakterilerin trilyonlarcası için adeta bir liman

Onlar da bizim çevremizin bir parçası olduğundan yeri geldiğinde bizim vücudumuz da onlara uyum sağlamaya çalışıyor.

Bu yüzden mikroplarımızın insan evriminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı da düşünülüyor

“Mikrobiyom” adını verdiğimiz ve birlikte simbiyotik bir yaşam sürdürdüğümüz
bu mikroorganizmalar bir yandan sindirime yardımcı olup ihtiyacımız olan fakat
vücudumuz tarafından üretilmeyen besin maddelerini bize sağlarken diğer yandan
bizleri hastalık yapıcı mikroorganizmalara karşı koruyorlar.

Ve vücutta bulunan mikrobiyal DNA’nın insan DNA’sındaki gibi kişiselleşmiş olması söz konusu

Bu yüzden içimizdeki mikropların insan ekosistemindeki rolü gittikçe daha fazla konuşuluyor ve “genom” gibi “kişisel mikrobiyom” terimi de hayatımıza giriyor.

Dr. Makedonka Mitreva, konuyla ilgili olarak şunu ifade ediyor:

“Bu organizmaların birçoğu bizde küçükken kolonileşmiş, büyümüş
ve tüm yaşamımız boyunca bizimle gelişmiştir.”

Bugüne kadar “Biz kimiz” sorusuna biyolojik bir cevap aradığımızda
önce insan genomuna bakıyorduk,
insan yaşamının bir taslağı olarak 3 milyar baz çiftine..

Artık sadece genomumuzdan ibaret olmadığımızı biliyoruz.
Maternal etkiler, imprinting, gen silencing gibi epigenetik faktörler olmadan genetik materyalin sonunda ortaya ne çıkaracağını bilemeyiz.
Tüm bunlara ek olarak, içimizdeki mikropların da
göz önünde bulundurulmasının vakti geldi.

Sonuçta bedenlerimiz insan ve bakteri hücrelerinden hatta virüslerden oluşuyor.

Bu mikropların oynadığı roller açığa çıktıkça, onları “kendimiz” olarak tanımladığımız gen havuzundan dışlamak imkansız hale geliyor

ve insan vücudu da bir “süperorganizma” olarak tanımlanmaya başlıyor,

bu da onun karmaşıklığının
tek bir genomda kodlanandan fazlasını içerdiğini ifade ediyor.

Bir superorganizmanın fizyolojisinin
geleneksel insan fizyolojisinden epey farklı olacağı açıktır

Yani aslında vücudumuz ve bu baktariler iç içe,

hatta çokluk açısından değerlendirildiğinde
hücrelerimiz bakteri hücrelerinin misafiri konumundalar.

◄►●══════════◄►═══════════●◄►

Vücudumuzun bu ayrılmaz parçası hakkında detaylı bilgiler elde etmek
ve bu mikroorganizmaların gen haritalarını çıkarmak üzere

İnsan Mikrobiyom Projesi (İMP)

2007 yılında NIH tarafından başlatıldı
300 gönüllünün 5 vücut bölgesinden değişik zamanlarda, toplam 11.700
örnek toplandı

İnsan Mikrobiyom Projesi (Human Microbiome Project, HMP) adlı projenin amacı, insan vücudunda yaşayan trilyonlarca bakteri ve virüsün bir “haritasını” çıkartmak ve haritanın coğrafyaya göre nasıl değiştiğini anlamaktı

Başlangıç safhasında olmasına rağmen
proje şimdiden olağanüstü bilgiler sunmaya başladı.

Tarihte ilk defa canlı bakteri ile yapılan bir tedavinin gerisindeki esrarı çözdük.
Mikrobiyom Projesi’nin sonuçları günlük yaşantımızı da etkileyeceğe benziyor.

◄►●═══════●◄►

Projenin amaçlarını söyle sıralamak mümkün:

İnsan vücudundaki tüm mikroorganizmaları belirlemek

İnsanlar arasında mikrobiyom farklılıklarını saptamak

İnsan mikrobiyom değişikliklerinin hastalıklarla
ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini araştırmak

Mikrobiyomun saptanmasında kullanılacak yeni
biyoinformatik program ve yaklaşımların geliştirilmesini sağlamak

İnsan mikrobiyomu belirlenirken etik ve sosyal değerlere
özen göstermek

◄►●═══════●◄►

Projenin tamamlanmasının insan sağlığının ötesinde de
önemli uygulamaları olacağı muhakkak.

Mikrobiyom Projesi ile elde edilecek bilgi ve teknoloji dünyamızı çok
daha iyi anlamamızı sağlayacak.

İnsan Mikrobiyom Projesi için ilk etapta insan vücudunda mikroorganizmalarca zengin olan beş farklı bölge hedef alındı;

burun, ağız, deri, sindirim sistemi ve kadında üro-genital bölge.

Mirobiyom Projesi henüz başlangıç aşamasında olsa da şimdiden çok önemli bilgiler sunmaya başladı.

Örneğin araştırmacılar çok sayıda denek üzerinde yaptıkları çalışmalarda vücudumuzun değişik bölgelerinde yerleşmiş olan mikroorganizmaların
farklı bir bileşim gösterdiğini buldular.

Hem sayı ve hem de taşıdığı mikroorganizma çeşidi açısından
örneğin bağırsak ile insan derisinin
veya ağız içindeki mikroorganizmalar ile akciğerlerde bulunanların
birbirlerinden farklı oldukları keşfedildi.

Farklı türler arasındaki bezerlik ve farklılığı bulmak üzere yola koyulan, Stanford
Üniversitesi’nden David Relman ve grubu insan, fare, sığır ve domuzun bağırsaklarında bulunan mikroorganizmaların DNA dizilimlerini belirleyip
bu mikroorganizmaların soyağaçlarını çıkardılar.

Sonuçlar, birbirinden çok farklı olan memelilerin
bağırsak mikrobiyomlarının şaşırtacak düzeyde benzerlik gösterdiğini ortaya koydu.

Genelde soyağaçlarının şekli büyük benzerlik gösterdi
ama detaylara inince farklılıkların olduğu bulundu.

Uzun bir süredir derimizde çok sayıda farklı bakterinin yaşadığını biliyorduk
ama bu bakterilerin kişiye özel bir bileşim sergilediği,
Colorado Üniversitesi’nden bir grup bilim insanının yaptığı
çalışmayla su yüzüne çıktı.

Noah Fierer önderliğinde, Colorado Üniversitesi’nde yapılan
bir çalışmada bilgisayar mausları üzerinden numune alınarak DNA izole edildi
ve DNA analizinden hangi bakterilerin bulunduğu belirlendi.

Çalışma her bir insanın parmaklarında
farklı bir bakteri topluluğunun yaşadığını gösterdi.

Şimdiye kadar suçluların belirlenmesinde hep insan DNA’sı kullanılıyordu.

Bu sonuçlar bakterilerin de dedektiflikte kullanılabileceğini gösteriyor.

Çünkü araştırmacılar kullanıcı ayrıldıktan iki hafta sonra bile bilgisayarlarının mausu üzerinden örnek alıp o kişiye ait bakteri analizini başarıyla gerçekleştirdiler

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom Projesi sayesinde gerçekten içimizde var olan
yepyeni bir dünyayı keşfetmiş gibiyiz.

Fakat daha önemlisi, insan mikrobiyomunun
insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu
ve mikrobiyomdaki değişikliklerin hastalık ve sağlıkla
doğrudan ilişkili olduğunu öğrenmemiz oldu.

Mikrobiyom Projesi tamamlanıp normal mikrobiyomun ne olduğu
ve hastalıkların onu ne şekilde değiştirdiğini öğrendiğimizde
onu istediğimiz yönde değiştirebilmenin
yollarını da aramaya başlayacağız.

Şüphesiz bu arayışlar bazı hastalıklar için yepyeni tedavilerin geliştirilmesini de olası kılacak.

◄►●═══════●◄►

Projenin ilk çıktısı, söz konusu bakterileri ve gen yapılarını belgeleyen
bir dizi veritabanı. Hemen hepsi de internet ortamında yayınlanmış.

http://www.hmpdacc.org/resources/data_browser.php/

Tabii tıp veya mikrobiyoloji okumadıysanız,
verilerden bir şey anlamanız pek mümkün değil.

Ama araştırmacılar, bu verileri alıp, belirli bir hastalığı olan kişilerde aynı verinin nasıl değişim gösterdiğini tespit edebiliyorlar.

Örneğin, normal kilodaki insanlarla obez insanların bağırsak bakterileri arasında önemli farklar olduğu belirlenmiş.

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/bioproject/89411

Söz konusu farklılıklar nedeniyle mi obez olunuyor,
yoksa bu farklılık obezitenin bir sonucu mu, belli değil.

Bilinen, obezitenin belirli bir bağırsak bakteri yapısıyla bağdaştığı.

İşte bu bakteri yapısına obezitenin biyoişareti (biomarker) deniyor.

Yani belirtinin bir çeşit “imzası.”

Bu imzayı tanıdığınızda, kişiyi henüz belirti göstermiyor olsa bile
yakın takibe alabiliyorsunuz. Böylece sağlık sorunlarını çok önceden, daha hastanın kendisi bile farkında olmadan yakalama şansınız oluyor.

Özetle, koruyucu hekimlik yapabiliyorsunuz.

Koruyucu hekimlik, Doğu tıbbında binyıllardır biliniyor.

Batı tıbbı insanı “bozulduğunda tamir edilecek” bir makine olarak görür
ve hastalık belirtilerini baskılamakla yetinirken, Doğu tıbbı,
insanı hem iç hem de dış dünyasıyla denge içinde yaşaması gereken,
karmaşık bir varlık olarak görüyor.

Hastalıkları iyileştirmenin yolu, belirtilerin bize ne söylemek istediğini anlamak. Onları görmezden gelmek ya da baskılamak daha büyük sorunlara yol açıyor.

Aşağı yukarı herkes bilir, antibiyotiklerin en sık görülen yan etkilerinden biri ishaldir. Bunun nedeni, antibiyotiklerin sindirim sürecine yardımcı olan bazı bağırsak bakterilerini de öldürmesidir.

Vücudumuzdaki bakterilerin, bildiğimiz ya da henüz bilmediğimiz
pek çok işlevi olduğunu düşünürsek,
antibiyotik kullanmanın aslında nasıl bir “kör uçuş” olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Uzun süreli antibiyotik tedavilerinin sonunda
insanın vücudundaki “faydalı” bakteriler de azaldığından
bağışıklık sistemi daha zayıf hale gelir.

Dr. Metin Hara bir röportajında

“İnsan bedeninin kendi kendini iyileştirmesi doğaüstü de,
ilaçla iyileşmesi mi doğal?” diyor.

Dr. Hara, yukarıda belirtilen pek çok şeyi şu birkaç cümlesiyle özetlemiş:

Yani öyle bir noktaya geldik ki; ilaç olabilir, makine olabilir, ışın olabilir biz sadece dışarıdan müdahalelerle iyileştiğimizi düşünüyoruz artık.

Ama unutuyoruz; insan bedeninin bağışıklık sistemi bugün modern tıbbın geldiği noktanın çok ötesinde.

Parmağınızı kestiğiniz zaman elinizle tutarsınız, suya koyarsınız, iyileşir. İnsan bedeni zaten sürekli olarak iyileşmeyi hedefler, dengeyi hedefler.

◄►●═══════●◄►

İnsan Viromu

Barsak ve diğer vücut bölgelerinde çok sayıda virüs
bulunmakta
Bunların büyük çoğunluğu bakteriyofaj
Antibiyotik direnç genleri, toksin genleri gibi genleri
transdüksiyon ile aktarabiliyorlar

İnsan Viromunda
Değişkenlik
En fazla kişiler arasında değişkenlik görülüyor.
Bakteriel mikrobiyoma paralel değişkenlik ön
planda.
Diyet ile virom da değişiyor.

◄►●═══════●◄►

Barsak Mikrobiyomu ve Kolorektal Kanser veya
Barsak Mikrobiyomu ve Şişmanlık ilişkisi gözlenmiştir.

Yine Hipertansiyon ve Kardiyovasküler
Hastalıkların Mikrobiyom ile İlişkisi ile ilgili olarak:

Farklı gıdalar ile beslenen toplumlarda barsak
mikrobiyomu farklılıklar gösteriyor.
Bazı mikrobiyom üyelerinin barsakta ürettiği maddelerin
kan basıncını yükselttiği ve böylece kalp ve damar
hastalıklarına yol açabildiği gösterilmiş

◄►●═══════●◄►

Bakteriler sağlığı nasıl etkiler?

Mikrobiyom araştırması emekleme dönemindedir, ancak bağırsak mikroplarının dengesizliği mide bağırsak sorunlarına, örneğin irritable bowel sendromu ve Crohn hastalığına neden olabileceğinin halihazırda kanıtları vardır. Bakteriler ayrıca bazal metabolizmamızı ayarlamaya yardımcı olabilir. Obez insanlar kilo kaybetmek için mide baypas ameliyatı oldukları zaman, bilim adamları, bağırsak bakterilerinin zayıf insanlar tarafından barınılan bakterilere daha çok benzemeye başlayarak kilo kaybına katkı sağladıklarını gözlemlemişlerdi. Mikroplar, bağırsak içerisindeki nöronların hormon seviyelerini değiştirmek için beyne sinyal göndererek ruh halini etkileyebilir. Fare üzerindeki çalışmalar bağırsak bakterilerindeki değişiklikler depresyon ve anksiyeti hastalıklarını hafifletebileceğini gösterdi. Ayrıca sık sık mide bağırsak sorunları ile karşılaşan otistik çocuklar çoğu zaman otistik olmayan çocuklarda olmayan çeşitte bir bağırsak bakterisi taşıdıklarını göstermiştir.

◄►●═══════●◄►

Bakterilerdeki farklılığın nedeni?

İnsanların sindirim sisteminde yaşayan mikropların %80 kadarı kendisi ya da annesinden gelir. Yeni doğmuş bir bebek, doğum kanalından geçerken annenin vajinal bakterilerinden oluşmuş kolonilerin olduğu ana rahminden çıkar. Bunun aksine sezaryen ile doğmuş bebekler, hayata tamamen farklı bir şekilde ve daha az çeşitli bakteri koleksiyonu ile hayata geliyorlar. Bu da onların neden artan oranda astım, obezite ve tip-1 diyabet hastalıkları riskini taşıdıklarını açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca anne sütü, bağışıklık sisteminin gelişmesine yardımcı olan anneye özgü bakterileri taşıyor.

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom değişebilir mi?

Evet, iyi ve kötü olmak için. Diyet, insanların hangi bakterileri taşıdıklarını belirlemek için başlıca rol oynar. Son yapılan bir çalışma, belirli bir bağırsak bakterisi kırmızı et ya da yumurta sarısı bileşimi ile beslendiği zaman, TMAO olarak isimlendirilen arter damar-sertleşmesi bileşimi ürettiğini buldu. Nadiren kırmızı et ve yumurta sarısı yiyen insanlar TMAO-üreten bakterileri taşımaz ve böylece kalp hastalıkları riskleri artırmaksızın bunları ara sıra yiyebilirler. Ayrı olarak yaşayan yaşlı insanlar bakım evlerinde yaşayan diğer yaşlılardan daha fazla çeşitte mikrobiyoma sahip olmaya eğilimlidirler -belki de farklı diyetlerden kaynaklı olabilir– ancak daha dar bir mikrobiyomu taşımak sağlıklı olmayı azaltmanın bir nedenimidir ya da onun bir sonucumudur açık değil. Ayrıca antibiyotik kullanımı sindirim sistemi mikroorganizmaları azaltabilir. Colorado Üniversitesi biyokimyacı Rob Knight, araştırmacılar “kötü yöne karşı iyi bir yol içinde mikrobiotayı (bir bölgeye ait ancak mikroskopla görülebilen hayvan ve bitkilerin tümü) düzenleyebilecek” faktörlerin neler olacağını belirlemek için hala çalışıyor.” Dedi “Sebebin ve etkinin bilindiği bir kaç durum var.”

◄►●═══════●◄►

Bakteriler bir hastalığı iyileştirmek için kullanılabilir mi?

En az bir durum içinde, bağırsağı ele geçiren bakterilerden kaynaklı, her yıl 14 bin Amerikalının öldüğü C. difficile enfeksiyonun neden olduğu ölümcül ishal var . C. difficile bilindiği gibi antibiyotikler ile yok edilmesi zordur. Ancak, araştırmacılar sağlıklı bir kişinin dışkı örneklerinden bir tüp yardımı ile hastanın midesine yerleştirmenin, sağlıklı bakteriler ile hastanın mikrobyomunu tekrardan nüfusunu artırdığını ve enfeksiyonu aniden iyileştirdiğini keşfettiler. C difficile enfeksiyonları etkili bir şekilde çoğu zaman bir kişinin alakasız bir durumu tedavi etmek için antibiyotik aldığında başlıyor. Bazı uzmanlar, hedeflerindeki zararlı bakterilerle beraber yararlı bakterileri öldüren etki alanları geniş antibiyotik kullanımı, astım, obezite ve otizm gibi hastalıklarının birden yükselmesini açıklamaya yardımcı olabileceğini öneriyor.

New York Üniversitesi mikrobiyolojist Martin J. Blaser,

“Her ne zaman kullanılırlarsa, yan etkiler olacaktır. Şimdi bu hasarın ne kadar ölümcül olduğunu tam olarak öğreniyoruz.” Dedi. Bilim adamları şimdi sağlıklı bir mikrobiyomun neler içerdiğini bulmaya çalışıyorlar. Onların, kişinin bakteriyel türlerinin karışımını düzenleyerek sağlık sorunlarını tedavi edebilecekleri umuluyor. Blaser, “Burada beklentiler sonsuzdur. Bu yaşamımın en önemli ve heyecan verici çalışmasıdır.” Dedi.

◄►●═══════●◄►

Probiyotik yükseliş.

Yale Üniversitesi bilim adamlarının bir probiyotik araştırma incelemesi,
belirli bakterilerin irritable bowel syndrom adlı bağırsak hastalığını
ve ishali azalttığını buldu.

Diğer araştırmalar onların soğuk algınlığını kısaltabileceğini gösterdi.

◄►●Probiyotikler ile «İyi» Barsak Mikrobiyomu Yaratabiliriz.

Gıdaların mikrobiyom üzerindeki etkilerine
en güzel örneklerden biri de şüphesiz,
Türklerin dünyaya tanıttığı,
Türk mutfağının vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olan
yoğurdun bağırsak mikroflorası üzerindeki etkisidir.

Fermente süt kullanımının MÖ 4500 yıllarına kadar uzandığıyla ilgili kayıtlar
olsa da bu ilk yoğurdun insan eliyle eklenen de , Iowa Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatri Bölümü, Çocuk Nörolojisi Kürsüsü öğretim üyesidir.

Yazılı kaynaklarda yoğurda ilk olarak 11. yüzyılda yaşamış Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lugat-it Türk’ü ile Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserlerinde rastlıyoruz.Bu eserlerde Türklerin yoğurdu yaptıkları ve tükettikleri bildiriliyor.

Fransız tıp tarihi kitaplarında da Fransa Kralı I. François’nın (1494-1547) bir
türlü geçmeyen ishale yakalandığını ve o sırada padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) gönderdiği bir doktorun kendisini yoğurtla tedavi
ettiği bildiriliyor

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

KAYA TUZU LAMBASININ FAYDALARI…

imagesS92OQ4C7

Kullanım Şekli

Tuzlamba, içerisinde bulunan ampül’ün yanması ile ısınır. Isınan tuz, havaya (-) eksi iyon dağıtır. Eksi iyon, havanın vitaminleri olan moleküllerdir. 2-3 kilogramlık bir tuzlamba, yeterli ısıya ulaştığında 10m² lik bir mekanın havasını %300 oranında daha temiz hale getirir.

Faydaları

Tuzlambanın yaydığı negatif (-) iyonlar, havadaki tozları, polenleri ve bakterileri temizler. Bunun yanı sıra alerjik rahatsızlıklara, astım hastalarına, bağışıklık sistemi zayıf olanlara, soğuk algınlığına,  migren sorununa, saman nezlesine, mevsimsel rahatsızlıklara ve horlama problemlerine de bire bir faydaları bulunmaktadır. Havadaki koku ve nemi azaltır, rahat bir uyku ortamı sağlar, sigaranın etkilerini azaltır ve ayrıca yaraların iyileşme sürecini hızlandırır.

NEGATİF İYON

Negatif iyonlar bizim soluduğumuz, kokusu ve tadı olmayan moleküllerdir. Yüksek konsantrasyonlarda doğada dağ, şelale, deniz kenarı ve ormanlarda bulunur. İnsanların kendilerini yenilenmiş hissetmelerine, daha enerjik olmalarına yol açar ve bu da stresi, depresyonu azaltır.

Bugün içinde yaşadığımız evler ve ofisler negatif iyonları içeriye alamıyor. Bilgisayarlar, florasan ışıklar havalandırma sistemlerinden gelen suni hava ve modern bina yapımında kullanılan malzemeler yoğun bir pozitif iyon üretimine yol açıyor. Pozitif iyonlar bizim kendimizi yorgun, depresif ve sinirli hissetmemize sebep olabilir.

Bilimsel araştırmalara göre negatif iyon içeren ortamlar saman nezlesi, astım, mevsimsel depresyon, yorgunluk ve baş ağrısı belirtilerini hafifletiyor. Ayrıca negatif iyon içeren ortamlarda hareket kabiliyeti artıyor, iş performansı yükseliyor, zihinsel fonksiyonlar düzeliyor ve hata oranları düşüyor.

Columbia Üniversitesi ve New York Eyalet Psikiyatri Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalarda yüksek yoğunlukta negatif iyon içeren ortamlar mevsimsel depresyon SAD, hastalığında antidepresan etkisi yapıyor.

Mevsimsel Depresyon yaşayan 25 kişi bir ay boyunca her sabah havaya negatif iyon yayan bir aletin önünde yarım saat oturmuş. Deneklerin yarısı alçak dozda negatif iyonlu bir ortamda, diğer yarısı ise yüksek dozda negatif iyonlu bir ortamda oturmuşlar. Yüksek düzeyde negatif iyon tedavisi görmek Prozac ve Zolof gibi ağır antidepresan almak kadar etkili oluyor ve ilaçların doğurduğu hiçbir yan etki olmuyor.

Negatif iyonlar solunum yollarına bağlı hastalıkları önlemede etkili.

İsviçre de bir tekstil üretim tesisinde yapılan araştırmada iki 60m² lik odaya negatif iyon makineleri yerleştirilmiş. Her odada 22 çalışan bulunuyormuş. Bir odada çalışma süresince negatif iyon makinesi açık konumda çalışır haldeyken diğer odadaki makine çalıştırılmamış. Ancak ikinci odadaki çalışanlar kendilerinin negatif iyonu arttırılmış bir odada olduklarına inanıyorlarmış. Altı ay süren bu araştırma sonunda negatif iyon makinesinin çalıştırıldığı odadaki çalışanlarda toplam 22 iş günü kaybı olmuş. Diğer odada ise toplamda 64 iş günü kaybı yaşanmış. Bir ay süren grip salgınında birinci grupta toplam 3 gün iş kaybı olurken, ikinci grupta toplam 40 gün iş kaybı yaşanmş. ( Stark, 1971).

Sigaranın etkileri negatif iyonla azalıyor.

Boğazımızda bulunan ve toksinlerin solunum yollarındaki hassas organlara geçmesine engel olan tüylerde sigara dumanının bıraktığı etkiyi yüksek dozda negatif iyon ile nötrilize edebiliyoruz. Bu tüyler ne kadar hızlı hareket ederlerse o kadar etkili oluyorlar. Ancak sigara dumanı bunları yavaşlatıyor ve bedenin kansere yol açan kirlerden korunmasına engel oluyor. Yapılan testlerin sonucunda yüksek düzeyde negatif iyon içeren hava bu tüylerin hareketini tekrardan normale dönüştürüyor. ( Soyka, 1991 )

Negatif iyonla pozitif bir enerji ve olumlu bir yaklaşım.

Ev içi ortamlarda yoğun bir şekilde bulunan pozitif iyonlar aşırı serotonin salgılanmasına yol açar. Seratonin bedenin zihinsel, duygusal ve fiziksel stres ile baş edebilmesini sağlayan bir nöroiletkendir. Aşırı üretildiğinde öncelikle hiperaktivite yaratır ki bu da anksiyeteye yol açar ve bazen depresyona da sebep olabilir. Negatif iyon tedavisinin aşırı seratonin salgılanmasını önlediği ve bazı vakalarda depresyonu hafiflettiği görülmüştür. ( Krueger, 1957 )

Negatif iyonlar bizim daha iyi bir uyku uyumamıza yardımcı olur.

1969 yılında Fransız bir araştırmacı seratoninin aşırı üretilmesinin uykusuzluğa ve kabuslara yol açtığını göstermiş. Uyku bozukluğu yaşayan bir grup insanda negatif iyon yaratan bir hava temizleme cihazını kullandırmanın daha rahat uyumalarını sağladığını görmüştür. ( Soyka, 1991 ).

Bilim adamları ve doktorların görüşleri;

  • Dr. Krueger : Günün birinde, bugün kapalı alanlardaki sıcaklık ve nemliği düzenlediğimiz gibi iyon seviyesinde düzenleme ihtiyacında olacağız
  • Dr.E.R. Holiday : Eksi iyonlar havanın vitaminleridir.
  • Dr. Komblueh : Eksi iyonlar çok acı çeken hastaları sakinleştirdi.
  • Dr. Roberth Me Gowan : Eksi iyonlar yanıkları daha çabuk kurutup, daha az yara iziyle kısa sürede iyileştirir.
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsanda Ödem ve Şişkinliğin Zerresini Bırakmayan 8 Yiyecek

Yaz hazırlığına diyet, meyve suları ve detoksla devam ederken gün içinde kendine çok fazla vakit ayıramayan çalışanları da düşünmek gerekiyor. Bu yüzden evde daima bulabileceğiniz, satın aldığınızda cüzdanınızı yakmayan ancak kısa sürede etkisini görebileceğiniz, ödem ve şişkinlikleri yok eden yiyecek ve içecekleri sizin için bir araya getirdik.

Bakımlı olmanın zor olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Kilo verme yolunda ise atacağınız her doğru adım size eksi kilo olarak yansıyacaktır. Yalnızca sabırlı olun ve acele etmeyin. Aceleyle yaptığınız her işe şeytan karışabilir. Bu şeytan da kilo aldıran yiyecekler olabilir.

Dikkatler buraya toplansın, ödem ve şişkinlikleri yok eden yiyecek ve içecekleri sıralıyoruz.

Her zamanki gibi: Su

ödem söktüren yiyecekler nuflowtech – ödem söktüren yiyecekler

Vücudunuzdaki şişkinliklerden ve ödemlerden kurtulmanızın en temel yolu günlük beslenmenizin içine yüksek miktarda su eklemektir. Günlük olarak 1,5 litre ve üzerinde içeceğiniz su, ödemlerin atılmasına yardımcı olur. Ancak dikkatli olun, art arda tüketilen su vücudunuz için zararlı olabilir. Su içiminizi güne yayın.

Evin olmazsa olmazı: Yoğurt

bbc - ödem atan yiyecekler 

Az yağlı olarak satın alacağınız ya da evde hazırlayacağınız yoğurt, prebiyotik etkisiyle doğal bir ödem söktürücüdür. Detoks içecekleri ve smoothielerde de kendisine bolca yer bulan yoğurt, ödem ve şişkinliklerin yok olmasında büyük etkiye sahiptir.

Taptaze olacak: Salatalık

myhealthtips - ödem söken yiyecekler  yiyecekler

Salatalığın sağlık adına hazırlanan listelerde bulunmadığı şimdiye kadar görülmedi diye düşünüyoruz. İçerdiği su miktarıyla günlük su ihtiyacınızı da karşılamaya niyetli olan salatalık, taze olduğunda midenizi rahatlatmak üzere de aktif rol oynar.

Yarım kase, tazecik: Maydanoz

naturallyhealthytips - şişkinlik karşıtı yiyecekler naturallyhealthytips – şişkinlik karşıtı yiyecekler

Yeşil bitkilerin ödem söktürücü ve şişkinlik giderici özelliğini yavaştan görmeye başlamışsınızdır. Sabahları tüketeceğiniz yarım kase maydanoz en etkili besinlerden bir tanesidir. Çekinmeden afiyetle yemeniz gerekenlerden yani.

Günde bir bardak: Yeşil çay

pinetribe - ödem atıcı çaylar pinetribe – ödem atıcı çaylar

Yeşil çay, bitki çayları arasında tercih etmeniz gereken ve ödem söktürücü özelliğiyle öne çıkan bir çaydır. Şişkinliğin yok olmasına da yardımcı olan yeşil çayın tansiyonu yükseltebileceğini unutmamanız gerekiyor. Aksi halde yüksek oranda tükettiğiniz yeşil çay, size kalp çarpıntısı olarak geri dönebilir.

Marketlerde hep var: Ananas

pineapplepodcast - ödem atıcı meyveler pineapplepodcast – ödem atıcı meyveler

Doğal detoks olarak da adlandırabileceğimiz ananası her mevsim bulabilmeniz mümkün. Bu nedenle markette gördüğünüzde almaktan sakın çekinmeyin. Parçalara bölüp su haline getirdiğiniz ananası afiyetle içmenizi öneririz.

Kıpkırmızı: Nar ya da nar suyu

aliveandwell - ödem attıran yiyecekler 

Nar suyu olarak bahsettiğimiz suyun doğal mevye suyu olduğunu unutmamanız gerekir. Taze nardan sıkılmış bir nar suyu, ödem attırıcı etkiye sahip olacaktır. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey ise kanınızdaki şeker oranı. Daha doğrusu şeker hastalarının doktoruna danışarak hangi oranda tüketmesi gerektiğini öğrenmesi.

Potasyum zengini: Muz

justinapexfitness - ödem atıcı yiyecekler justinapexfitness – ödem atıcı yiyecekler

Vücuttaki ödemin atılmasına yardımcı olmaya niyetli bir diğer meyveden bahsedelim. Muz, içerdiği potasyum ile vücuttaki ödemleri yok etmeye kararlıdır. Aynı zamanda vücudunuz ihtiyacı olan doğal şekerin alınmasını sağlar. Son olarak muz, vücudunuzun güzel kokmasına yardımcı olur.

Bonus olarak dikkat etmeniz gereken konular

– Kızartmalardan uzak durun.

– Kafein tüketiminizi dengeleyin, mümkünse minimuma indirin.

– Gazlı içecekleri tercih etmeyin.

– Hazır soslar kullanmaktan kaçının.

– Tuz ve sodyum tüketimini azaltın. Unutmayın ki 1 gram tuz 200 ml. suyun vücutta tutulmasına neden olur.

kaynak: yemek

Kahvenin Mükemmel Faydaları

images[6]

Kahve Hakkında Bilinmeyen Gerçekler
Kahve sadece tadı için değil, oluşturduğu etki için de sevilen bir içecektir.

KAHVEDE NEYDEN OLUŞUR?

Bir fincan kahve içerisinde su, protein, şeker, tanik asit, alkoloitler ve kafein barındırır.

KAHVENİN FAYDALARI

1- Kahve uyanık kalmanızı sağlar: Kafein ise adenozin maddesine direnir ve resptörleri bloke eder. Böylece daha uzun süre uyanık kalırsınız.

Peki, kahve neden uykuyu kaçırır hiç merak ettiniz mi? Bu sorunun cevabı ise net olarak kafeindir. Kahve içerisinde bol olarak kafein bulunur ve bu da uykunuzun kaçmasına yardımcı olur. Aynı şekilde aynı miktarda kafein elmada da bulunmaktadır. Yani sabah elma yerseniz de uykunuz açılacaktır. Uyku kaçırmanın yanı sıra kahveyi pasta, şekerleme ve içecek şeklinde de bolca tüketiriz.

2- Kahve strese iyi gelir: Sabah tüketilen kahve, tasa ve stresi yok eder

3- Kahve konsantreyi artırır: Düşünce akışını tetikler, dikkati arttırır, morali düzeltir. Kahve içerek geç saatlere kadar konsantre olmuş bi şekilde çalışabilirsiniz.. Ve bunları sağlayansa kahvedeki kafeindir.

4- Kahve kan basıncını yükseltir: Spor öncesinde içilen bir fincan kahve, vücudu yeni rekorlar kırmaya teşvik edebilir.  Kahve kan basıncını, vücut ısısını, kalbin kan pompalama kapasitesini yükseltir.

6- Kahve doping etkisi yapar: Bronşlar genişler ve yağ yakma hızı yükselir. Hızlanan kan dolaşımının etkisiyle kas ağrıları baskılanır. Performans sporlarında 1 lt idrarda bulunan 12 mg lık kafein konsantresi doping olarak kabul edilir. Bu da 4-5 fincana denk gelmektedir.

7- Kahve Safra taşlarını düşürür: Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

8- Kahve bağırsakları çalıştırır: Kahvenin bir diğer faydaları ise böbrek damarlarını genişletmesidir. Böylece küçük idrar yapmada sıkıntısı olanlar kahve içtiklerinde bu rahatsızlıklarından kurtulacaklardır.

9- Kahve zehirlenmelere karşı etkilidir: Kahvenin pek bilinmeyen bir diğer faydası da zehirlenmelere karşı etkili olmasıdır. Kahve uyuşturucu madde alıp da kendinden geçmiş kişileri uyandırmak ve kendine getirmekte son derece etkilidir.

10- Kahve öksürüğe iyi gelir: Sizi boğacak şekilde rahatsız eden öksürüğe karşı da kahve büyük bir silahtır. Bu işlevi de solunumu hızlandırarak yapar. Daha fazla akciğer aktivitesi oluşturarak solunumunuzu hızlandırır


KAHVE İLE ZARARLI BÖCEKLERİ YOK EDİN!

Kaynatılmış kahveyle çiçeklerin diplerine musallat olmuş solucanları bertaraf edebilirsiniz. Kafein bir sinir gazıdır son derece hızlı etki eder, zararlı böcekleri 24 saat içinde çiçeklerden uzaklaştırır.

KAHVENİN CİLDE FAYDALARI

Kahveden sadece içecek olarak değil güzellik malzemesi olarak da faydalanabilirsiniz. Kahve yüze uygulandığında kan dolaşımını hızlandırır ve kırışık oluşumunu engeller. Tüm süper modellerin sırrı kahve tervesini selülite karşı kullanmasıdır. Üst baldır bölgesine masaj yaparak uygulandığında ve strech filmle sarıldığında cildi sıkılaştırır ve temizler.

SAÇINIZI KAHVE İLE DURULAYIN!

Saçınızı kahveyle durularsanız, banyodan sonra saçlarınız çok gür görünüm kazanır. Saç kökleri güçlenir ve uzamaları hızlanır.

EVDEKİ KÖTÜ KOKULARI GİDERMEK İÇİN KAHVE KULLANIN!

Kahve sadece içmek için değil kötü kokuları bastırmak için de kullanılır ve pratik ev malzemesi olarak da kullanılabilir. Örneğin kötü kokuların çabucak giderilmesinde kullanılabilir. Ocağınızı ısıtıp toz kahve dökdükten sonra, güzel kahve kokusunun hemen evinize yayıldığını fark edeceksiniz.

Kafeinsiz Kahve Belleği Güçlendiriyor
New York’taki Mount Sinai Üniversitesi araştırmacıları, kahvenin beyin hastalıkları ya da yaşlanmaya bağlı unutkanlıktan muzdarip kişilerde belleği güçlendirebileceğini ve hatta semptomların ortaya çıkmasını engelleyebileceğini ileri sürdü.

Araştırmalarını fareler üzerinde deneyen bilimadamları, Tip 2 diyabeti olan farelerin ilk grubuna kafeinsiz kahve, ikinci gruba ise plasebo verdi. Diyabetin beyinde glikoz seviyesini düşürdüğü için bellek ve diğer beyin fonksiyonlarında gerilemeye yol açtığını belirten bilimadamları, beş aylık kahve tedavisinin ardından ilk gruptaki farelerin glikoz seviyesinde önemli oranda artış olduğunu belirledi.

Araştırmayı yöneten Giulio Maria Pasinetti, Tip 2 diyabet, yaşlanma ve nörodejeneratif hastalıklar gibi nedenlerin yol açtığı bilişsel gerilemenin önlenmesi ve tedavi edilmesinde kafeinsiz kahvenin önemli bir role sahip olduğunu ifade etti.

kaynak: gündemin nabzı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İlaç gibi zayıflatan çaylar

ilac-gibi-zayiflatan-caylar-5334756[1]

İncecik bir vücuda sahip olmanızı sağlayacak diyet, sağlıklı ve zinde görünmenizi sağlayan egzersiz programlarının yanına bir de bitkisel yöntemlerle uygulayacağınız tedavi ve kürleri de eklediğinizde istediğiniz sonuca ulaşmanız hayal değil.

Kilosuna dikkat edenler arasında metabolizmayı hızlandırmak günümüzün en merak edilen konuları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Büyük çoğunluk fazla kilolardan kurtulmaya çalışırken gündelik koşturmaca nedeniyle düzenli egzersiz yapmak için yeterince vakit ayıramıyor. Bu nedenle diyet sürecini destekleyici mucizevi iksirler peşinde koşuyor.

Bu noktada metabolizmayı hızlandıran çay veya yiyeceklerin devreye girdiğini söyleyen Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslıhan Küçük, “Bitki çaylarının metabolizmayı hızlandırma etkisi sayesinde kilo vermeye yardımcı olduğu bilimsel çalışmalar tarafından kabul ediliyor. Ancak bitki çayları kilo vermeye sadece yardımcı olur. Kilo almanıza veya verememenize neden olan beslenme biçimini değiştirmeden, fazla hareket etmeden sadece yağ yakıcı bitki çaylarını içerek kilo vermek pek mümkün değil.

Ama bitki çayları zorlu bir süreç olan diyet sırasında size çok fazla yardımcı olabilir” dedi ve istediğiniz sonuca ulaşmanızda yardımcı olacak tarifleri paylaştı:

Metabolizmanızı hızlandıran çay karışımı:

    1 tatlı kaşığı dağ kekiği
1 tatlı kaşığı biberiye
1 tatlı kaşığı yeşil çay
1 tatlı kaşığı mate çayı
1 tatlı kaşığı funda yaprağı

Yapılışı: Yarım litre sıcak suda bütün malzemeleri demliyoruz üzerine yarım litre soğuk su ilave ederek ve elma ve limon dilimleriyle karıştırıp içebilirsiniz.

İştah kapatan çay karışımı:

    4-5 adet gülhatmi
3 adet ardıç tohumu
1 kahve kaşığı mate yaprağı
3 yemek kaşığı ebegümeci
2 yemek kaşığı kuşburnu
1 adet zencefil
1 adet kabuk tarçın
1 yemek kaşığı melisa
2 yemek kaşığı sinameki
2 yemek kaşığı civanperçemi
2 çay kaşığı tere tohumu
3 yemek kaşığı ıhlamur
3 yemek kaşığı elma kurusu

Yapılışı: Malzemelerin hepsini karıştırıp mikserden geçirin. Elde etiğiniz tozdan her sabah 2 yemek kaşığı kadarını 2 su bardağı kaynar suyun içine atıp karıştırın. 5 dakika demlenmesini bekleyip aç karnına içebilirsiniz.

Gazdan kurtaran çay karışımı:

    1 yemek kaşığı rezene
1 yemek kaşığı kekik
1 tatlı kaşığı tane kimyon
1 tk anason

Yapılışı: Bütün malzemeleri sıcak suyla demleyin. Yemeklerden sonra birer fincan içebilirsiniz.

Greyfurtlu zayıflama çay karışımı:

    1 tatlı kaşığı tarçın
1 Greyfurt
2 çorba kaşığı maydanoz tohumu
2 çorba kaşığı rezene
1 tatlı kaşığı bal
1 litre kaynamış su

Hazırlanışı: Malzemeleri 1 litre kaynamış suya koyup 10 dakika demlendikten sonra içebilirsiniz

Yağ Yaktıran enerjik çay karışımı:

· 1 yemek kaşığı kırmızı çay
· 1 yemek kaşığı mate çayı
· 1 tatlı kaşığı yasemin çayı
· 1 çubuk tarçın
· 4 top karabiberi
· 1 litre su
· Portakal dilimleri
· Nane Yaprakları

Hazırlanışı: Malzemelerin üzerine yavaş yavaş sıcak su dökülerek ağzı kapatılır, 5 dakika beklenir. Süzerek gün boyunca içebilirsiniz.

kaynak: msn

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

EN AĞIR GRİP DURUMUNDA BILE, BUNU DA DENEYİNİZ!

10342457_10153211836361052_4456423424488274214_n[2]
Bir küçük demliğe temiz musluk suyu koyup 80 dereceye kadar kaynatınız.

Sonra o suyu ocaktan indiriniz.

Kaynar suyun içine;
1 yemek kaşığı kekik ile
1 yemek kaşığı oğul otunu koyunuz.

10 dakika demini alması için kıyıda bekletiniz.

İçerken; tatlandırmak için çok az bal,
bir-iki damlada limonu sıkıp,
limonun kendi suyundan koyup içiniz, şifa olsun.

Kaynak: Ahmet Maranki

En çabuk yaşlanan 5 organ

AA9SrM7[1]

Yıllar ilerledikçe kalp ve beyin başta olmak üzere birçok organımızda değişiklikler yaşanıyor. Sağlıklı beslenmek, stresten uzak kalmak, düzenli spor yapmak ya da sigara ve alkol gibi zararlı maddelerden uzak durmak gibi bazı kuralları alışkanlık haline getirmek yaşlanmayı geciktiriyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ, yaşla birlikte vücudumuzda yaşanan değişimler ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

30 yaşından sonar beyin hücreleri yavaş yavaş ölüyor ve beyin dokusunda küçülme başlıyor. Bu olay 50’li yaşlarda beyin ağırlığında azalmaya yol açıyor ve her 10 yılda yüzde 2-3 oranında azalma meydana geliyor. Bu değişikliklere bağlı olarak da yeni bilgi öğrenme hızı azalıyor

Ancak eski bilgiler özenle saklanıyor. Kitaplığın üst rafları yani yeni bilgiler en ufak bir sarsıntıda yıkılırken, eski bilgilerin saklandığı alt raflar daha sağlam kalıyor.

Beyin yaşlanmasını belli bir ölçüde geciktirmek elinizde. Haftada en az iki defa balık yemeli, sigara ve alkolden uzak durmalısınız. Ayrıca zihin çalıştıran egzersizler, bulmaca çözümü veya günlük haberleri ayrıntılı takip etmek de beyin sağlığı için oldukça faydalı.

40 yaşından itibaren kalbiniz de yaşlanmaya başlıyor. Kalp ağırlığında bir miktar artış meydana geliyor. Çünkü sol karıncık duvarı kalınlaşıyor ve karıncıklar arası bölme hafif büyüyor. Kalbin dakikada pompaladığı kan miktarında belirgin azalma görülüyor.

Bu azalma her yıl yüzde 1’dir. Ayrıca yüzeysel damarlar da belirginleşiyor. Tüm bu yaşanan değişiklikler sonrasında kalbiniz sorunlara açık hale geliyor.

Kalp sağlığınızı korumak için mutlaka sigarayı bırakın. Yağ tüketimini azaltın. Potasyum kalbin yapısını koruyan mineraller arasında yer alıyor. Bu nedenle potasyumdan zengin muz, kayısı ve patates gibi gıdalarla beslenebilirsiniz. Bol miktarda sarımsak tüketebilirsiniz. Yağ, tuz, kalori ve kolesterolden düşük yiyeceklerle beslenin. Ayrıca düzenli egzersiz ve yürüyüş yapmak da kalp sağlığınızı koruyor.

Yaşlanma ile görme duyusu da değişiyor. 40 yaşından sonra göz merceğinin sertliği artıyor. Bu sebeple gözün nesnelere odaklanması için gereken şekil değişikliği gerçekleştirilemiyor. Sonucunda da 50 santimden daha yakını görmede zorluklar yaşanıyor.

Normal bir göz 40 yaşında +1, 50 yaşında +2, 60 yaşında +3 numara yakın gözlüğe ihtiyaç duyuyor. Burada kabul edilmesi gereken eksiklerinizi fark edip, kabul etmek ve çözüm sürecini bulmaktır.

Görme duyunuz çok önemli işlevlere sahiptir. Yakın gözlüğü kullanmayı reddetmeyin ve dünyada görülecek pek çok şey olduğunu unutmayın. Göz sağlığını korumak için C ve E vitaminleri açısından zengin besinler tüketilebilir, çinko takviyesi alabilirsiniz. Ayrıca düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırmayı da ihmal etmeyin.

Yine 30’lu yaşlardan itibaren yaşlılığa bağlı olduğu düşünülen işitme kayıpları başlayabiliyor. Çünkü kulağa giden ve kanlanmayı sağlayan damarlar, kan taşıma görevini tam olarak yerine getiremiyor.

Ayrıca işitme siniri yaşlanıyor ve beyindeki işitme merkezinin yaşla birlikte işlevi yavaşlıyor. Dış kulak kanalındaki salgının miktarının artması kulak kirinin çoğalmasına yol açıyor. Bu da işitme kalitesini azaltıyor.

Çok yüksek sesli müzik dinlememek özellikle gençken işitme sağlığınızı korumak için alınacak önlemler arasında yer alıyor. Duymanızda sorun yaşıyorsanız mutlaka KBB uzmanına başvurun.Vücudun en önemli yapı taşlarından biri olan D vitamini özellikle menopoz sonrası kadınlarda azalıyor. D vitaminde yaşanan bu düşüş de özellikle kadınlarda kemik erimesini beraberinde getiriyor.

Kemik erimesinden korunmak için güneş ışınlarından yeterli miktarda faydalanmalısınız. Ancak özellikle 11:00 ve 16:00 arası güneşe maruz kalmamaya dikkat edin. Kemik erimesi sorunu her zaman aklınızda olsun ve mutlaka düzenli kontrollerinizi yaptırın.

kaynak: msn

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Böbrek Taşını Düşürmeye Hindistan Cevizi Birebir…

images[2]

TANIMI:

Anavatanı Fas olan yaprağını dökmeyen bir ağacın olgunlaşmış kuru tohumlarıdır.Bizde küçük Hindistan cevizi olarak bilinir..Fındıkla ceviz arası büyüklüğündeki baharat rendelerek toz halinde kullanılır..

KULLANILDIĞI YERLER:

Çorbaların,çeşitli sosların,özellikle graten edilen yiyeceklerin,kroketlerin,et,dolma ve sarmaların lezzetlendirilmesinde kullanılır,yiyeceklere tat ve koku vermek amacıyla kullanılır.Rendelenerek toz haline getirilip kullanılır.Fazlası beyin ve sinir sistemini olumsuz etkilediğinden yemeklerde çok az kullanılması önerilir

VİTAMİNİ:

Kurutulmuş hindistan cevizinin enerji değerleri oldukça yüksektir. Her 100 gram Hindistan Cevizi 662 kalori içerir. Tek bir hindistan cevizinin suyu vücudun günlük beslenmesi için gerekli olan C vitaminini yeterli bir oranda karşılar. Ayrıca, B grubu vitaminlerinide içerir. (Niasin, pantotenik asit, biotin, riboflavin, folik asit, tiamin, pyridoxin).
Suyu ayrıca sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, fosfor, sülfür ve klorda içerir. Olgunlaşmış kuru bir hindistan, cevizi midedeki fazla asit problemlerinin tedavisinde de etkilidir ve hastada rahatlama sağlar.

C vitamini, A ve B vitamininin tüm türlerini içermektedir. Bu vitaminlerin haricinde Mango’da bol miktarda Beta Karotende bulunmaktadır. Beta karoten Cildin güzelleşmesini, çeşitli enfeksiyonların tedavisini vede gece görme zorluklarına karşı bağışıklık sistemini güçlendirir. Bunun yanında Mango potasyum, lif ve kuvvetli bir anti-oksidan deposudur.

HİNDİSTAN CEVİZİNİN FAYDALARI :

* Reflü hastalığına iyi gelir.
* İdrar söktürücü bir besin olan Hindistan cevizi kabızlığı gidermekte faydalıdır.
* Böbrek taşlarını ve kumunu düşürmeye yardımcı olur.
* Mide ağrılarını hafifletir.
* Balgamı keser.
* Ağız kokusunu giderir.
* Felce ve titremeye iyi gelir.
* Şekerle birlikte yenirse hem vücuda fazla ağırlık vermez hem de cinsel gücü arttırır.
* Hindistan Cevizi çok besleyici, güçlendirici ve şişmanlatıcı bir besindir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Havayı temizleyen 5 bitki

havayi-temizleyen-5-bitki-5432573[1]

Bitki beslemeyi şüphesiz hepimiz seviyoruz. Hem gözümüz gönlümüz açılıyor hem de emek verdiğimiz bir şeyin büyümesini izlemek oldukça zevkli. Sizler için bulunduğu ortamdaki havayı temizleyen bitkileri araştırdık.

1. Aloe vera

Kısa köklü ve etli yapraklı aloe vera, yüzlerce yıldır alternatif tıpçılar tarafından kullanılıyor. Aloe vera jelinin iyi gelmediği sorun neredeyse yok. Özellikle hafif yanıklar ve yaralara iyi geldiği söyleniyor. Tek faydası da bu değil. Aloe vera bulunduğu ortamdaki havayı temizliyor. Çok az su ile bakabileceğiniz aloe verayı ofiste veya evde kolaylıkla yetiştirebilirsiniz

2. Sarmaşık

Sarmaşığı genellerde bahçelerde veya binaların dışında görmeye alışkınız ancak kapalı ortamda da yetiştirebilirsiniz. Her daim yeşil kalan sarmaşık bulunduğu ortamın hayasını da temizleyen bir bitki

3. Yelken çiçeği

Yelken çiçekleri fazla ışık ve su istemeyen beslemesi oldukça kolay çiçeklerdir. NASA tarafından yapılan bir araştırmaya göre yelken çiçekleri ortamdaki formaldehit, benzen ve amonyağı tezmielemektedir.

4. Patos sarmaşık

Her zaman yeşil kalan bir başka bitki olan patos sarmaşık formaldehit, benzen ve ksilen gibi kimyasal bileşikleri temizler.

5. Kurdele çiçeği

Kurdele çiçekleri fazla bakım istemeyen bitkilerdir. NASA’ya göre bulundukları ortamı formaldehit, ksilen ve tolüen gibi kimyasal bileşiklerden arındıran bu bitkiyi hem evinizde hem de ofisinizde kolaylıkla besleyebilirsiniz.

kaynak: pembenar
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Masanızdaki tehlike: Midye

masanizdaki-tehlike-midye-5451813[1]

İstanbul sahillerindeki iskele, mendirek, liman hatta tersanelerden toplanan midyeler yüksek oranda ağır metal barındırma riski taşıyor.

  •  Tek bir noktada, Eşek adası çevresinde ruhsatlı avcılığına izin verilen bu midyeler boğaz dahil İstanbul sahillerinin her noktasında toplanıyor. Ancak avcıların seçtikleri liman ve iskelelerde yetişen midyeler ağır metal taşıma riski nedeniyle insan sağlığı açısından da ciddi bir tehdit. Çok sayıda kaçak avcı yakalandı, midyeler denize döküldü Kaçak midye avcılarının peşine düşen Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekipleri denizdeki midye tekneleriyle köşe kapmaca oynuyor. Ya kaçan ya da yakalanmamak için teknedeki midyeleri denize atan kaçak avcılara bin 55’er lira ceza kesiliyor, topladıkları midyeler de denize dökülüyor

 

  • Deniz denetimlerini sürdüren ekiplerin suçüstü yakaladığı Kaçak avcıların sağlık açısından ciddi risk oluşturabilecek midyelerin yetiştiği yerleri seçtikleri görüldü. İstanbul İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekiplerinin kaçak midye avcılarını yakalamaya yönelik denetimlerinde İstanbul sahillerinde çeşitli yöntemlerle toplanan midyelerin yüksek oranda ağır metal taşıma riski barındırdığı görüldü. Haydarpaşa Gümrük Limanı, Pendik Marina hatta Tuzla Tersanesi’nin içinde midye çıkaran kaçak avcılar yakalandı. Hem kaçak, hem sağlıksız Kara-Kıllı Midye olarak adlandırılan midyeler restoranlarda işlenerek, ağırlıklı olarak da sokak satıcılarının tezgahlarında tüketicinin önüne geliyor. Ticari değeri nedeniyle avcılığı yapılan bu midyelerin toplanması aslında neredeyse il genelinde yasak.

kaynak: pembenar

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Beyniniz için faydalı gıdalar:

16920_490857000947787_1177576512_n[1]
Havuç, lahana, zencefil, soğan, ceviz, fındık, çilek, ananas, muz, limon, karides olarak özetleyebiliriz. Bunların bir bölümünün etkilerini sıralayacak olursak:

Havuç hem görmeye karşı etkili hem de unutkanlığa karşı çok etkilidir. Beynin çalışma hızını artırır.

unutkanlığa karşı ananas da çok etkilidir. İçinde bulunan mangan hafıza için çok yararlıdır. Manganı da başka meyvelerden alma şansınız yok. Çünkü sadece ananasta bulunuyor.

Lahana sinirleri yatıştırıyor. Sakin bir şekilde düşünüp yaşamanızda faydalı oluyor. Tiroid bezlerinin faaliyetlerini yavaşlatır. Böylece hızlı sinirlenmezsiniz.

Soğan kanı sulandırır ve beyne daha çok oksijen gitmesini sağlar. Bu sayede yorgun olan vücudunuz daha hızlı dinlenir ve toparlanır.

Ceviz ve fındık zihnin gücünü artırır. Uzun konferans ve seyahatlerde zihninizin daha dinç olmasını sağlar.

Muz beyne seratonin hormonunu salgılattırır. Sizi mutlu eder.

Çilek ise stresin yan etkileri yok eder.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »