KİREÇLENMEYE EN İYİ GELEN BİTKİSEL YAĞ

KİREÇLENMEYE EN İYİ GELEN BİTKİSEL YAĞ

Kireçlenmeye bitkisel yağlar, kireçlenmeye bitkisel çözüm maranki, kireçlenmeye bitkisel çözüm ömer çoşkun, kireçlenmeye bitkisel çözüm ibrahim saraçoğlu, kireçlenmeye bitkisel tedavi bu soruların hepsi bu makalede..

Kireçlenme alçıdan sonra yaşanan en büyük sıkıntı. Kireçlenme problemi ile baş başa kalan bunu yaşayan biri olarak sizlere harika önerilerde bulunacağım okumadığım yazı ve denemediğim bitkisel yağ kalmadı sizler için bu web sitesini kurdum ve bu kireçlenme sonrasında yaşadığım sıkıntıları, nasıl üstesinden geldiğimi sizler ile paylaştım.

Eklem kireçlenmeleri alçının vücudumuzun hareketli kısımlarının kısıtladığından dolayı oluşan bir rahatsızlıktır. Kireçlenmeden kurtulma elinizin, kolunuzun, ayağınızın ne kadar çok süre alçıda kaldığına göre değişir. Ama normal bir kırık dan sonra eğer söylediğim yöntemleri uygularsanız 15 gün içerisinde kireçlenmeden kurtulursunuz.

Kireçlenme için Bitkisel Yağ

Alçıdan sonraki kireçlenmeler için kullandığım bitkisel yağlar saf zeytin yağı ve susam yağı dır. Peki nasıl kullanmalıyız. Arkadaşlar bitkisel yağı uygulayacağımız yeri ilk olarak sıcak su ile yumuşatmamız gerekmektedir. Eğer bu yer eliniz ise sıcak su dolu bir kovaya elinizi soka bilirsiniz, eğer diz kapağı omuz vs. sıcak su sokamıyacağınız bir yer ise o zaman sıcak suyu bir kovaya doldurunuz ve havluyu sıcak suya daldırıp sıkıp uygulamayı yapacağımız yere bastırınız. Bu uygulamayı 10 – 15 dakika kadar yaptıktan sonra kireçlenen bölgeye saf zeytin yağı veya susam yağı ile masaj yapınız. Masaj yapan kişinin biraz sizin canınızın yakmasına izin verin. Masaj ovalar gibi değil biraz hastanın canı yanacak şekilde baskı uygulayarak yapılması çok önemlidir. Aşağıdaki masaj resmi benden bir alıntıdır.

Alçıdan sonra diz kapağına masaj
Alçıdan sonra diz kapağına masaj

Masaj uygulamasını yaptıktan sonra kireçlenen bölgeyi mutlak ama mutlaka hareket ettiriniz. Arkadaşlar biraz canınızın yanmasına izin verin yoksa kurtulamazsınız. Hareketlerimizide yaptıktan sonra kireçli bölgeyi buzdolabı streci ile sarıp bir kaç saat tutmanız fayda sağlıyacaktır.

Moralinizi bozmayınız, zamanla daha iyi olacaksınız sadece dediklerimi uygulayınız ve kireçlenmeden kurtulun. Konu hakkında sormak istediklerinizi lütfen makalemin altında yazınız sizler için memnuniyet ile cevaplarım.

Not: Diğer kireçlenme vak’aları için sitemizdeki şifalı bitkiler kategorimize uğrayınız..

kaynak: şifalı bitkisel

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kahve içmek için en iyi saat

Uzmanlara göre hepimizin bir biyolojik saati var. Bu saat vücudun herşeyini etkiliyor. Bunun için de kahve içmenin de bir saati var. Eğer o saatler dışında içerseniz kahve çok da faydalı olmuyor

BBC’nin haberine göre, kortizol adlı hormonun salgılanmasından da bu saat sorumlu. Buna stres hormonu da deniyor. Zira bu hormon, vücudun “savaş ya da kaç” hallerinde bolca salgılanıyor. Kortizol, gün içindeki uyanıklık haliyle de bağlantılı. Sabah 08.00’le 09.00 arasında vücuttaki kortizol seviyesi zirveye çıkıyor. Bu vücudunuzun sizi uyandırmak için doğal bir mekanizma olması anlamına geliyor. Ve kafeinin bu mekanizmayı tamamlayıcı bir işlevi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Zira uzmanlar kortizol üretiminin en üst seviyeye çıktığı zamanlarda kahve ya da enerji içeceği tüketmenin kafeinin etkisini önemli ölçüde azalttığı ve uzun vadede bu maddeye karşı bağışıklık geliştirdiği uyarısında bulunuyor. Yani hem daha az canlanıyorsunuz hem de gelecekte daha fazla kahve içmeniz gerekiyor.

İŞTE O SAATLER
Kahve içmek için en iyi zaman sabah dokuz. Bilim adamlarına göre, kortizol günün değişik saatlerinde zirveye çıkıyor.

Bunlar, 12.00-13.00 ve 17.30-18.30 arası. Bu nedenle kahve içmek için en iyi zamanlar bunların dışındaki saatler.

Peki aşırı derecede erken ya da geç kalkınca ne oluyor? Hemen kahve içilebilir mi? Hayır. Bilim adamlarına göre, kortizol seviyesi uyandıktan hemen sonra yüzde 50 artıyor.

alıntı
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Magnezyum Eksikliğine Bağlı Oluşan 56 Sağlık Problemi

mg-gebe-884x210[1]

“Basit” [fakat en az 300 farklı biyolojik işlemden sorumlu] bir magnezyum eksikliği yüzünden ortaya çıkmış 56 farklı hastalık tablosu ve bu basit gerçeğin farkında olunmadığı için tedavi amaçlı kullanılan farmasötik ilaçlar ve bunların “yan” etkileri…

Gelin birlikte bakalım, magnezyum eksikliğine bağlı oluşan ve mineral takviyesine yanıt veren bu sorunlar neler:

1. Adrenal Yetmezlik — Bir süre devam eden kronik stres, aksiyete ve panik atakları takiben adrenal yetmezlik başgösterir ki günümüzde salgın boyutuna ulaştığı görülüyor. Adrenalin, noradrenalin ve (kronik stres durumunda yükselen) kortizol, bu üçü magnezyum tüketiyor. Stres yüzünden bir yandan idrardan magnezyum atımı da artınca eksiklik daha da vahim hale geliyor. Günümüzde ağızlardan düşmeyen ve bu yüzden anlamını yitirmiş gibi gözüken “stres” kelimesini yabana atmayalım; hepimiz hergün fiziksel, zihinsel ve duygusal stres altındayız ve bunun her bir gıdımı magnezyum çalmakla meşgul bizden.

2. Alzheimer Hastalığı — Magnezyum beyin hücrelerinde birikme yapan uygunsuz kalsiyum ve ağır metaller yüzünden oluşan sinir sistemi iltihabı (nöroinflamasyon)’u bloke eder. Magnezyum daha iltihap belirmeden görev başındadır zaten; hücre iyon kanallarını bekler, ağır metallerin girişini engeller.

3. Anjin — Anjin ağrısı kalp kaslarındaki şiddetli spazmdan kaynaklanır ki bu da aslında magnezyum eksikliğinden kaynaklı bir durumdur. Kalp karıncıkları vücudumuzda en yüksek magnezyum miktarına sahip yerimiz, ki bu da magnezyumun kalbin pompalama fonksiyonu için neden bu denli önemli olduğunu açıklıyor.

4. Anksiyete ve Panik Ataklar – Normal koşullarda adrenal stres hormonlarını kontrol altında tutuyor magnezyum (Mg). Adrenaller gereğinden az magnezyum yüzünden korumasız kaldığında, vücudun “vur ya da kaç” yanıtı vermesini sağlayan hormonlar olan adrenalin ve noradrenalin çok daha kolay tetiklenir oluyor ve gerçekleşen düzensiz ve ani yükselişler yüzünden de nabzımız yükseliyor, tansiyon çıkıyor ve kalp çarpıntıları oluşuyor. Hatta, magnezyumdan ne kadar eksiksek adrenalin salgısı da o denli abartılı oluyor. Adrenalin deyince, vücutta bir düzinenin üstünde ana metabolik işlemde doğrudan payı var bu hormonun ki bunlardan bazıları kalbin atım hızı, tansiyon, damar büzülmesi ve kas kasılması örneğin. Bunların herbirinin işlevi için magnezyum gerekiyor. Strese bağlı olarak bu belirtiler devam ettikçe vücut magnezyum depolarını boşaltıyor. Magnezyum sinir sistemini yatıştırıyor, kasları gevşeterek gerginliği alıyor, anksiyete/kaygı ve panik atakların azalmasına yardımcı oluyor.

5. Artrit — Ağrı ve enflamasyon (iltihap), artritin magnezyuma yanıt veren iki ana belirtisi.

6. Astım – Mg eksikliği durumunda hem histamin üretimi hem de bronşiyal spazmlar artıyor.

7. Ateroskleroz – Kalsiyum birikintisiyle oluşan damar sertliği — Kalsiyumun çözülmesini sağlamak ve kanda çözülebilir halde tutmak için magnezyum gerekli. Birlikte çalışıp kalsiyumu ait olduğu yere, yani kemiklere yönlendirernler Magnezyum ve K2 vitamini.

8. Bağırsak Hastalıkları – Mg eksikliği durumunda bağırsak hareketleri de yavaşlayarak kabızlığa götürebiliyor, ki bu da toksisite, besleyici ögelerin emiliminin yapılamaması gibi sorunların yanısıra kalınbağırsakta kolit, divertikül iltihabı ve Crohn hastalığı belirtilerinin oluşumunu tetikleyebiliyor.

9. Başağrıları — Boyun ve baştaki kaslarda oluşan gerginlik ve spazm gerek lokal uygulama gerekse ağızdan alma yoluyla magnezyum terapisiyle ortadan kaldırılabilir.

10.. Beyinde İşlev Bozukluğu — Magnezyumun beyne faydalı etkilerinin geniş özeti için Magnesium in the Central Nervous System kitabında sayfa xxxii’ye bakınız.

11. Böbrek Hastalığı – Mg eksikliğinin aterosklerotik böbrek yetmezliği oluşumunda payı var. Mg eksikliği lipid (yağ) seviyelerinde anomaliye ve böbrek nakli yapılmış hastalarda kan şekeri kontrolünün bozulmasına sebep oluyor. Böbrek hastalarının doğrudan hücrelere geçecek şekilde pikometrik birim ölçüsüyle magnezyum almaları son derece önemli.

12. Böbrek Taşları — Özellikle de ortağı B6 vitaminiyle beraber alındığında magnezyumun böbrek taşı oluşumunu önleyici ve tedavi edici etkisine kitabının 11. bölümünde geniş yer veriyor Dr. Dean.

13. Depresyon – Ruh halimizin iyileşmesine, kendimizi iyi hissetmemize yarayan serotoninin oluşumu magnezyuma bağlı. Magnezyum açlığı çeken bir beyin alerjenlere, akıl hastalığına benzer belirtilere yol açabilecek yabancı maddelere de açık hale geliyor.

14. Detoksifikasyon – Magnezyum; cıva, alüminyum ve kurşun gibi ağır metal ve toksik maddelerin vücuttan atılımı için elzem. Kendisi glutatyon üretimi ve karaciğerdeki P450 detoksifikasyon sistemlerinin çalışmasında rol alan bir eşfaktör. MgATP, önemli GSH ve tiyol detoks yollarına enerji sağlıyor.

15. Diyabet – Magnezyum, insülin sekresyonunu destekliyor, karbonhidrat metabolizmasını sağlıyor ve insülinin glükozu hücre içine taşımasına olanak sağlıyor. Bu olmadığı takdirde glükoz ve insülin kanda birikme yaparak çeşitli şekillerde doku hasarı oluşturuyor. Tirozin kinaz, insülinin hücreye girişi için gerekli bu enzim magnezyuma bağımlı çalışıyor. Glükoz metabolizması için gerekli on enzimin yedisi yine magnezyuma bağımlı çalışıyor. Magnezyum olmadan ne insülin yapmak ne de sekresyonunu sağlamak mümkün.

16. Diş çürüğü – Mg eksikliği tükrükte sağlıksız bir fosfor-kalsiyum dengesi yaratır ki bu da dişlere zarar verir.

17. Enflamasyon (Yangı, İltihap) — Time dergisinin meşhur 2004 sayısı halkı şöyle uyarıyordu: “Gizli Katil: Enflamasyon ve Kalp Krizi, Kanser, Alzheimer’s ve Diğer Hastalıklar Arasındaki Şaşırtıcı İlişki”. Çoğu ilaç firması artık kolesterol yerine kalp hastalığına yol açan faktör olarak enflamasyonu benimsemiş durumda. Enflamasyona gerçekte neyin yol açtığını bilmedikleri iddiasındalar, ancak tabii bu onları yine de enflamasyonu baskılayıcı ilaçlar üretmekten alıkoymuyor. Açıkça kabul etmeye yanaşmadıkları şey ise şu: Kalsiyum felaket derecede enflamasyon yapıcı, magnezyum ise tam tersi, son derece anti-enflamatuvar, yangı alıcı, iltihap önleyici mineraller.

Dr. Dean’in derin endişesi ise araştırmacıların enflamasyon reseptörlerini bloke etmeye çalışırken bizzat kendileri enflamasyona yol açan ilaçlar kullanıyor olmaları. Yapmaları gereken William Weglicki ve Terry Phillips’in, enflamasyon silsilesinin birbirini takip eden bütün aşamalarının (P maddesi, interlökinler, tümör nekroz faktörü, kemokinler ve sitokinler) magnezyum eksikliği durumunda ağırlaştığını kanıtladıkları araştırmaları dikkate almak.

Bilinmesi gereken nokta şu: Enflamasyonu tetikleyen magnezyum eksiliği ve rölatif kalsiyum fazlalığıdır.  

18. Halsizlik – Mg eksikliği olan hastalarda sıklıkla karşılaşılan bir şikayet halsizlik, çünkü vücutlarındaki düzinelerce enzim sistemi bu eksiklik yüzünden randımanlı çalışamıyor. Vücutta enerji üretimi için en önemli faktör ATP ve bir magnezyum iyonuna bağlı olmadığı takdirde ATP biyoloijk olarak aktif hale geçemiyor.

19. Hazımsızlık — Mideye girenleri asidifiye eden gastrik proton pompası magnezyumsuz çalışamıyor.

20. Hipertansiyon – Vücutta magnezyum eksik kalsiyum da gereğinden fazlaysa, kan damarlarımızdaki kaslar spazm geliştirip kan basıncının artmasına neden olabilir. Bu arada kolesterol de yükselirse, magnezyum yetmezliğine bağlı olarak gidip kan damarlarındaki kalsiyuma bağlanabilir ki bu da tansiyonun daha da yükselmesini sağlar.

21. Hipoglisemi — Magnezyumun dengeleyici etkisi sayesinde kana birden gereğinden fazla insülin salınması ve buna bağlı olarak kan şekeri düşüklüğü ile bağlantılı belirtilerin ortaya çıkması engellenir.

22. İnsomni – Kaslarda rahat bir uyku uyuyamızın önüne geçebilecek gerginliği alıyor magnezyum. Ayrıca, Mg düzeyi yetersizse, uyku regülasyonundan sorumlu melatoninin üretim aşamalarında aksaklıklar meydana geliyor.

23. İritabl Bağırsak Sendromu — Dr. Dean, IBS for Dummies adlı kitabında IBS’de görülen ağrı ve sancıyı almak için neden magnezyuma ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Biraz daha laksatif formları kullanıldığı takdirde magnezyum ayrıca IBS ile ilintili kabızlığı da ortadan kaldırabiliyor.

24. Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanındaki Problemler – Magnezyum şu sorunların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir:

a. ‘Adet Öncesi Sendromu’

b. Dismonere (adet esnasında kasıklarda şiddetli ağrı/sancı hissedilmesi)

c. Gebelikte erken sancılanma (bu durum magnezyum eksikliğine bağlı kas spazmlarından kaynaklanıyor olabilir)

d. Kadın İnfertilitesi (fallop borusundaki spazmları ortadan kaldırmak yoluyla)

e. Preeklampsi ve eklampsi (derialtı dokularında -ödeme uzanmak üzere- su tutulmasını, yüksek tansiyon ve eklampsi nöbetini geçirir)

f. Serebral Palsi (beyin nöronlarındaki harabiyet nedeniyle ilk yaşlardaki çocuklarda görülen, her iki bacakta spastik sertlik, zaman zaman gelen konvülsiyon nöbetleri, istemli hareketlerde düzensizlik ve zeka geriliği ile belirgin konjenital defekt)

g. Ani Bebek Ölümü Sendromu

h. Erkek İnfertilitesi (sağlıklı meni önemli miktarda magnezyum ve çinko ihtiva eder)

25. Kalp hastalığı – Kalp, özellikle de sol karıncık vücutta magnezyumun en yüksek oranda bulunduğu yer. Kalp hastası olanlarda magnezyum eksikliği sık rastlanılan bir durum ve magnezyum desteği alındığı takdirde kalp hastalığı riski azaltılabiliyor. IV magnezyum, yani damardan magnezyum kalp krizinin başında verildiği takdirde miyokart enfarktüsü hasarını ve kardiyak aritmiyi önlenebiliyor.

Dr. Dean, başından beri sorun magnezyum eksikliği iken çok sayıda insana kalp hastalığı teşhisi konarak çoğu kez en aşağı altı farklı ilaç tedavisine başlatılmadığını ve elbette çok geçmeden bu hastaların kalp yetmezliğine gittiğini, bunun da kendisini son derece endişelendirdiğini söylüyor. Üstelik, kalp hastalarına önerilen ilaçların çoğu da vücuttan magnezyum çalan ilaçlar. Statinler bilhassa hasar oluşturan ilaçlar, zira bunlar çokça magnezyuma bağlanıp vücutça kullanımını engelleyen flor bileşikleri.

26. Kan pıhtıları – Magnezyum kanda pıhtılaşmayı kan inceltici ilaçlardan farklı bir mekanizmayla, kalsiyum fazlasının pıhtı oluşumunu tetiklemesini engellemek suretiyle önlüyor ve gerek olduğunda kandaki pıhtılaştırıcı faktörlerin doğal yoldan dengelenmesini sağlıyor.

27. Kas-iskelet sistemi sorunları – Yetersiz magnezyum diğer yandan kalsiyumda rölatif fazlalıkla birleştiğinde vücudun herhangi bir kasında uzun süreli kasılmaya yol açacaktır. Aşağıda verilen kas-iskelet sistemi sorunlarının hepsi magnezyum terapisine yanıt vermektedir:

a. Kas krampları

b. Fibrozit (bağ dokusunun iltihabı)

c. Fibromiyalji (inatçı adale ağrıları, yorgunluk ve vücutta bazı hassas ağrılı noktalarla karakterize bir hastalık)

d. Gastroentestenal spazmlar, safrakesesi spazmları — bunlar cerrahi müdahale gerektirebilecek durumlardır

e. Ruhsal gerilime bağlı olarak saçlı deri, boyun ve yüz kaslarındaki devamlı kasılma veya gerilme sonucu gelişen baş ağrıları.

f. Kas spazmları, vücudun herhangi bir kasında oluşabilecek çekilmeler.

g. Kronik boyun ve sırt/bel ağrısı.

28. Kolesterol Yükselmesi — Dr. Dean 1970’lerin ortalarında tıp eğitimi alırken normal kolesterol seviyelerinin 245 mg/dL civarında olduğunu söylüyor. Kitabının ilk baskılarında (ilki 2003’te çıkıyor) normal seviye 180-220 mg/dL olarak geçiyor. Şimdi ise tıp kurumları kolesterolün 200 mg/dL’in (5.2 mmol/L) altında olması gerektiğini söylüyor.

Yeterli miktarda kolesterol varken HMG-CoA redüktazının (herhangi bir kimyasal maddenin indirgenmesini kolaylaştıncı enzimin) aktivitesini yavaşlatmaktan sorumlu mineral Magnezyum. Statin ilaçlarının bir yandan magnezyum eksikliği oluştururken diğer yandan hedefe alıp ortadan kaldırmaya çalıştığı enzim de bu.

29. Migren — Serotonin dengesi Mg’ye bağlı. Serotonin eksikliği migren ağrıları ve depresyona yol açabiliyor. Migreni oluşturanın beynin incecik kılcal damarlarını tıkayan kan pıhtıcıkları olduğu söylenir. Magnezyum, kalsiyumun kanı gereğinden fazla pıhtılaştırmasına engel olur. Damardan ve ağızdan alındığı takdirde magnezyum migreni önleyebilir ve geçirebilir.

30. Osteroporoz – İster D vitamini ile birlikte ister D vitaminsiz alınmış olsun, yüksek doz kalsiyum takviyesi yanında dengeleyici miktarda magnezyum alınmadığı takdirde kemik kaybına giden bir dizi biyolojik olay başlatır.

31. Parkinson Hastalığı — Magnezyum, beyinde kalsiyum kalıntılarının yarattığı nöroenflamasyonu (sinir sistemi iltihabını) bloke eder.

32. Raynaud Sendromu – Mg el parmaklarında ağrı ve uyuşmaya yol açan spastik kan damarlarının gevşemesine yardımcı olur.

33. Reflü — Yemek borusunun mideye giriş yerindeki kapakçıkta oluşacak spazm reflüye neden olabilir. Magnezyum yemek borusu spazmlarını ortadan kaldırır.

34. Sinir Sistemi Problemleri —  Magnezyum yetersiz, kalsiyum da göreceli olarak fazla yüksekse vücudun herhangi bir yerindeki sinir hücreleri uzun süreyle aşırı uyarılacak demektir. Magnezyum vücuttaki şu sinir rahatsızlıklarını ortadan kaldırır:

a. Yanma

b. Kas güçsüzlüğü

c. Uyuşma, hissizlik

d. Paralizi ve hassasiyet

e. Karıncalanma, iğnelenme

f. Seğirme

g. Vertigo ve kafa karışıklığı, oryantasyon bozukluğu

35. Sistit — Magnezyum eksikliği varsa enfeksiyon halinde idrar kesesi spazmları oluşur. Spastik mesane sık idrar çıkma durumu oluşturabilir.

36. Spor İncinmeleri — Ağrı, enflamasyon, kas spazmı, kas gerginliği ve yırtık gibi incinmelerin tümü magnezyumla geçirebilir.

37. Spor Sonrası Toparlanma — Magnezyum laktik asit birikimini azaltarak, antrenman sonrası vücutta ağrı-sızıyı engeller.

Bu 56 sağlık sorununun magnezyum eksikliğine bağlı olarak gelişmiş olabileceğini ve takviyeyle düzelebileceğini siz veya doktorunuz fark etmediğiniz takdirde cebinizde ilaçla eve döneceksiniz demektir. Ne yazık ki birçoğu yukarıda verilen tıbbi durumlar için uygunsuz şekilde reçete edilmekte olan ağrıkesiciler, diüretikler, antibiyotikler ve kortizon salt magnezyum değil, diğer mineralleri de vücuttan çaldığından bir süre sonra belirtiler tamamen kontrolden çıkacak demektir. Bugün gelişmiş Batı toplumlarında reçeteli ilaç kullanım istatistiklerine baktığımızda bu tespitin geçerliliğini ve durumun vahametini daha iyi anlayabiliyoruz. Umuyoruz Dr. Dean’in bu müthiş çalışması sağlık sorunlarınızın asıl kaynağının ‘reçeteli ilaç eksikliğine bağlı yaşam’dan ziyade, ‘vitamin ve mineralden yoksun gıda bolluğu’ olduğu yönünde ikna edici açıklamalar sunabilmiştir sizlere.

dean

Bu bilgiler Dr. Carolyn Dean’in 2014 basımı The Magnesium Miracle kitabından alınmıştır.

30 yılı aşkın süredir lisanslı tıp hekimi, naturapat, herbalist, akupunktur uygulayıcısı ve beslenme uzmanı olarak çalışan Dr. Dean’in magnezyum takviyesi için önerdiği ürünleri internet sitesinden görebilirsiniz.

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfasından alınmıştır. Mutlaka sayfaya üye olmalısınız…

Fatoş Pabuccu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

SİHİRLİ FORMÜL: FISTIK EZMESİ

10401513_10155684286315557_7319760356820003991_n[1]
Kalorisi çoktur ama şişmanlatmaz Protein deposu, üstelik home made smile ifade simgesi

Fıstığın Faydaları Yararları
YER fıstığı, içerisindeki protein miktarı ile doping maddelerini aratmıyor. Mevsimlik yetiştirilen yer fıstığı, hem birçok hastalığın tedavisinde ve önlenmesinde etkili oluyor hem de yıllardır kabuğuyla, dalıyla günlük yaşamda yardımcı faktör olarak yerini alıyor. Bu nedenle uzmanlara göre; günde 50 gr yenilen kavrulmuş fıstık, insanları birçok hastalıktan koruyor.

Yer fıstığı, içerdiği zengin sodyum, kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, albümin, B-1, B-2, B-8 ve E vitaminleri ile mide yanması, ekşimesi ve gastriti önler.

Bu bitki 60 yaş üstü kişilerin korkulu rüyası haline gelen el titremesi ve kısmi felce devadır.

Çocukların gelişmesi için iyi bir besindir. Şeker hastaları için mükemmel bir gıdadır. Yer fıstığının zeka üzerindeki olumlu etkileri de kanıtlanmıştır.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda, fıstığın izole edilen diğer bir maddesinde ise yorgun kasların yorgunluğu giderdiği ve kapalı dolaşım sistemi içinde kan hücrelerinin birleşerek topaklar oluşturmalarını önlediği ve bu nedenle de damar tıkanmalarını önlemede rol oynadığı belirlendİ

Kalorisi çoktur ama şişmanlatmaz

Belinizi kalınlaştırmayacak tek bir kalori deposu varsa, o da fıstıktır. Fıstık, kalp hastalıklarına yakalanma riskinizi de artırmaz. Yapılan bir çalışmada, bir grup deneğin günlük yediklerine 8 hafta boyunca her gün 100 kalorilik yerfıstığı da eklendi ve çalışmanın sonunda hiçbirinin kilolarında artış görülmedi. Bunun sebebi yerfıstığında bulunan lif, protein ve sağlıklı yağlardı!

İKİ SİHİRLİ NUMARASI DAHA VAR
Bu besinler sizi o kadar tok hissettirir ki farkında olmadan yediğiniz diğer yiyecekleri azaltmaya başlarsınız. Yerfıstıklarının iki tane daha sihirli numarası vardır:
1- İçerdiği yağ ve kaloriler sindirim sisteminiz tarafından tamamen emilemezler.
2- Patates kızartmasından ya da bir dilim pastadan aldığınız yağı yakmak ne kadar zorsa yerfıstığından aldığınız yağı yakmanız da bir o kadar kolaydır. Vücudunuz yerfıstığının içerdiği tekli doymamış yağları çok hızlı şekilde enerjiye çevirebilir. Yerfıstığı yediğinizde başınıza bir güzel şey daha gelir… Diğer yemekleri yerken olduğu gibi hızla dopamin salgılamazsınız. Bu çok iyidir çünkü; dopamin salgılandığında, kendinizi çok keyifli hissetmeye başlarsınız.

Cinsel arzuyu artırır.
* Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
* Fazlası hazımsızlık yapabilir ve zararlıdır.
* Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.
* Damar sertliği ve kolesterolü olanlar fıstıktan uzak durmalıdır.
* Alergenler listesinde olduğundan bazı bünyeler için sakıncalı olabilir

FISTIK (YERFISTIĞI): Protein, yağ ve E vitamini açısından zengin bir besin olan fıstıkta B grubu vitaminler ile fosfor, magnezyum, potasyum, sodyum ve kalsiyum mineralleri de bulunur.

Fıstığın Faydaları: Yerfıstığı vücuda enerji ve kuvvet verir. Kasların ve kemiklerin güçlenmesini sağlar. Cinsel gücü arttırır. Zihinsel ve bedensel yorgunluğu giderir. Öğrenmeyi kolaylaştırır. Kalp sağlığına iyi gelir. Kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Başta Meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere kansere karşı koruyucudur. Bağışıklık sistemini destekler. Kandaki şeker oranını ayarladığı için şeker hastalarına faydalıdır. Yerfıstığı yağı kabızlığa iyi gelir. Gastrit, Mide yanması ve ekşimesi şikâyetlerini azaltır.

GELELİM TARİFİMİZE:
Malzemeler:

500 gram tuzsuz yer fıstığı (kabukları soyulmuş olmalı)
2 yemek kaşığı dolusu pekmez (bal da olur)
1 Tatlı kaşığı sıvı yağ zeytinyağı
1 Tatlı kaşığı vanilya özütü (toz vanilyada olur)
1 Tatlı kaşığı kakao(isteğe bağlı)

Tüm malzemeyi rondoda iyice parçalanıp krema haline gelene kadar çekin (ben parçacıklı tercih ediyorum o yüzden daha iri parçalı bırakıyorum)

Cam bir kavanoza alıp bir gece buz dolabında bırakıp sonra affiyetle tüketin smile ifade simgesi

Kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası mutlaka üye olun

Fatoş Pabuccu Tuncay

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

VÜCUDUNUZDA HANGİ VİTAMİN EKSİK ÖĞRENİN

1920499_633808116667158_68291879_n[1]

vücudun bazı vitamin ve minerallerin eksikliği sonucu verdiği sinyaller şöyle:
*Çatlayan dudak: B12 vitamini eksikliği
*Kırmızı cilt: B grubu vitaminleri eksikliği
*Kalçada sivilce: B vitaminleri ve E vitamini ile yağ asitleri eksikliği
*Az uzayan saç: Çinko eksiliği
*Kırmızı gözler: B 6 vitamini eksikliği
*Kırılan tırnak: Demir ve kalsiyum eksikliği
*Bacak uyuşması: Demir, B6 vitamini ve folik asit eksikliği
*Dişeti hastalığı: C vitamini eksikliği
*Müzmin yorgunluk: B grubu vitaminlerle C vitamini ve demir eksikliği
*Egzama: Çinko ve C vitamini eksikliği
*Ağızda aftlar: Demir ve folik asit eksikliği
*Regl öncesi şikayetler: Çinko eksikliğini gösterir eksikliği

Hatice Fahrunnisa Kaykı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

HER KAPTA PİŞEN SAĞLIKLI MI?

11229760_10155680693765557_2250552579576507356_n[1]

Daha besleyici, daha sağlıklı, daha vitaminli…Tükettiğimiz besinlerin bu değerleri sadece doğal yapılarından değil, pişirilme yöntemlerinden de geliyor. Kullandığınız tencere, tava ya da fırın kaplarının hangi maddeden yapıldığı, tükettiğiniz yiyeceklerin lezzetini olduğu kadar besin değerini ve dolayısıyla sağlığınızı da etkiliyor.

Tencere imalatı için kullanılan bazı maddeler, pişirme esnasında besinlerdeki maddelerle kimyasal reaksiyona girebiliyor.

Bu nedenle mutfakta, özellikle de ısıya maruz kalan kapları seçerken bilinçli davranmak gerekiyor. Hangi malzeme ne kadar sağlıklı ve hangi tencereyi nasıl kullanmak gerekiyor? Bu bölümde sizlere mutfaklarda kullandığımız pişiricilerin ana maddelerini anlatmak istiyoruz:

Çelik tencereler:
Çelik, demir ve karbona çok az miktarda diğer elementlerin karşılaştırılmasıyla elde ediliyor. Günümüzde mutfaklarda en çok tercih edilen tencere malzemesi olan çelik, yapısı gereği ısıyı eşit dağıtmıyor. Bu yüzden kaliteli çeliklerin tabanı bakır yada ısıyı eşit dağıtan başka bir meteryalden üretiliyor. Pişirme süresi uzun olsada, yiyeceklere herhangi bir toksik madde geçirmeyen çelikte tencereler , aşınmaya ve oksidasyona karşı son derece dayanıklı olduklarından çelik tencereler oldukça sağlıklı gereçler. Besinler çelik tencerelerin içinde risksiz bir şekilde saklanabilir. Çorbadan balığa tüm yemekler lezzetlerini kaybetmeden, kendi bozulma süreleri içinde, çelik tencereler içinde korunabilir. Çelik tencerelerde yemek pişirirken ve temizlerken yüzeyinin metal bir ürünle sertçe ovulmasına yada çizilmemesine dikkat etmek gerekiyor. Çift tabanlı çelik tencereler, normal tencerelere oranla BI vitaminini 1.27 kat, B2 vitaminini % 15-42, C vitaminini % 20-36, demiri ise % 25 oranında daha fazla koruduğundan çift tabanlı çelik tencere tercih edilmelidir.

Teflon Tencereler:
Teflon ya da diğer adıyla ‘politetraflu oroxtilen’, plastik türevi hijyenik bir kaplama maddesidir. En önemli özelliği içinde pişirilen yiyeceklerin tencerenin yüzeyine yapışmaması böylece bu amaçla kullanılan yağın azaltılmasın ya da hiç kullanılmamasına imkan tanımasıdır. Teflon çok kolaylıkla mikroabrazyona uğrayıp aşınıp, besinlere geçebilecek zararlı bir kaplama malzemesidir. Teflonun altında sıklıkla besinlerle temas etmemesi gereken asitli aliminyum malzemesi kullanılıyor.

Teflon ürünlerinin zararlarını artık bilmeyen yok. Kanserden troide kadar birçok zararı bulunuyor. Avrupa’da satışı yasaklanan teflon ürünlerini hayatımızdan çıkartmamız yerinde olacaktır.Teflon tencere ve tava kullanmayarak teflondan bir nebze uzak kalabilsekte, tost makinalarımız, ekmek yapma makinalarımız, çeşitli teflon mutfak gereçlerimizle farkında olmadan teflona maruz kalıyor olabiliriz. En küçüğünden troid hormonun işlevini bozan bu meteryalden uzak durmayı daha fazla dikkate almalıyız.

Alüminyum tencereler:
Bu madde ısıyı kolayca geçirdiğinden ve ucuz olduğundan çeşitli mutfak araçlarının yapımında kullanılır. Alüminyum tencereleri oksidasyona karşı korumak için üzerlerine alümin adlı bir madde sürülür. Bu madde alüminyumu korursa da tencerenin içindeki yiyeceği korumaz. Tıp literatüründe alüminden zehirlenme vakaları kaydedilmiştir. Alüminin, Alzheimer `e ve kanda zehirlenmelere yol açıyor, beyin gelişimini olumsuz etkiliyor.

Bu tür kapların içinde yiyecek piştiğinde veya yiyecek bırakıldığında insanı düşündüren renkler oluşur :

Elma koyu yeşile dönüşür. Kiraz pişirilip 12 saat bırakılırsa kabın içindeki küçük deliklerin çoğaldığı görülür.

Suda pişen sebzeler suyunu tamamen çekince dipte beyaz bir tabaka oluşur.

Kahve birkaç saat sonra acımtırak bir tat alır.

Yumurta akı yeşile çalar.

Süt mavimtırak bir renk alır. Eğer kap eskiyse kaynayan sütün üzerinde alüminyum parçacıklarının ince bir toz tabakası gibi yüzdüğü görülür.

Çay duruluğunu yitirir.

Alüminyum tencereler pişirme ve saklama koşulları açısından önerilmez. Bu tür tencerelerde pişirilen yemeklerin bekletilmesi uygun değildir. Pişirdiniz ve yediniz, yemeyeceğiniz kısmın cam kaplarda buzdolabında saklanması gerekir. Sonuç olarak yiyecekleri alüminyum kaplarda bırakmamalı; özellikle kap eskimişse alüminyum kap kullanmamalıdır. Aliminyum kaplar günümüzde çok rağbet görmese de farkında olmadan pek çok üründe aliminyum karışımlarını görebiliyoruz. Mesela teflon tencere alt katmanları, seramik, döküm tencere alt katmanlarında aliminyum görebiliyoruz. Ayrıca aliminyum folyo ve aliminyum kullan-at sütlü tatlı hazır kaplarının da ana maddesinin aliminyum olduğu unutulmamalı, bu ürünlerden de uzak durulmalıdır.

Bakır Tencereler:
Çok uzun yıllardır pişirme amacıyla kullanılan saf bakır çok yumuşaktır. Bu nedenle diğer metallerle alaşım halinde kullanır. Bakır kolaylıkla okside olabilen bir madde olduğundan, hayvansal ya da bitkisel gıdalardaki proteinlerle kolaylıkla reaksiyona girebiliyor, bunun sonucunda da sindirim sisteminde sorunlara yol açabilecek bakır sülfat oluşuyor. Bakırın bir özelliği de aside temas ettiğinde kolaylıkla çözülebilmesi, İşte bakır kaplar, bu nedenle kalaylanıyor ve bakırın besinlerle teması engelleniyor. İyi kalaylanmayan bakır tencerelerden yiyeceklere kurşun geçme ihtimali vardır.

Bakır tencerelerin kullanılmasında bir sakınca yoktur, yeter ki bakırı yeşil renge dönüşmesin. Kalayı yer yer gitmiş bir bakır tencerede yemek pişirmenin bir sakıncası olmayabilir; yeter ki pişen yemek hemen tencereden boşaltısın. (yinede riske atmamak gerekir). İnsanı zehirleyen, yemeğin bir süre tencerede kalması, yani bakırla temas etmesidir; özellikle yemekte limon varsa. besinlerin asitleri kalayın bozulmasına neden oluyor. (Fransız reçel kitapları en iyi reçelin kalaysız bakır tencerede yapıldığından söz eder; kalay reçelin rengini ve çeşnisini bozar.)

Düdüklü tencere:
Bunlarda ısı 110 dereceyi bulduğundan, sebzelerin bir çok özellikleri yok olur. Diastaslar 45-75, C vitamini 60, A vitamini 90, B ve D vitaminleri 110 derecede yansızlaşır. Düdüklü tencere ancak bir yardımcı olmalı, ya da acele yemek yapmak zorunda kalınca kullanılmalıdır. Yardımcı olarak kullanıldığında, geceden ıslatılan kuru sebze (fasulye, nohut v.b.) düdüklüde bir iki taşım kaynadıktan sonra ateş kesilir ve tencere soğumaya bırakılır. Tencere soğuduğunda içindeki besin maddesi yumuşamıştır. Düdüklüden çıkarılan yiyeceğin pişmesi başka bir tencerede tamamlanır.

Toprak Kaplar:
Çok eski çağlardan beri kullanılan toprak kaplar ısıyı ağır ağır yaydıkları için, uzun sürede ve kısık ateşte hazırlanması gereken yemekleri pişirmek için idealdir. Bu tür çömleklerin toprağında herhangi bir zehir bulunmadığından emin olmalıdır.

Toprak kolaylıkla eriyebilen bir madde olduğu için sırlanır ve bu işleminin doğru ve sağlığa uygun şekilde, toksin olmayan maddeyle yapılması çok önemlidir. Aksi takdirde besinlerle özellikle sinir sistemine zarar verebilecek maddeler geçebiliyor. Kaliteli toprak kaplar satın alarak ve ilk kullanımından önce içinde, 24 saat boyunca su bekleterek bu riskleri yok edebilirsiniz. Toprak kaplar, sebze ve meyvelerin vitaminlerini kaybetmeden pişirmek için ideal. Fakat günümüzde toprak kaplara kurşun kadminyum sürülebiliyor. Bu yüzden yüzeyi parklak olanlardan almamak ve köy usulu olanlar tercih edilmelidir. Kalitesinden emin olduğunuz toprak kapları, asidi olmayan besinleri saklamak için kullanabilirsiniz.

Cam kaplar:
Cam, silisyum dioksit, sodyum ve kalsiyumoksit karışımıdır. Ancak bu maddelerin oranlarına bağlı olarak değişik tür camlar yapılabilir. Cam pişirme tencereleri için herhangi bir sağlık sorunu yaratacak durum söz konusu değildir. Fırında ya da ocakta bu cam pişirme kapları da gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Gayet sağlıklı kaplardır. Cam gözeneksizdir ve asit ve alkaliden etkilenmez. Bu bakımdan pişirme ve saklama kabı olarak uygundur. Bazı cam kaplar ani ısı değişikliklerinden etkilenirler ve kırılırlar. Ancak son yıllarda ani ısı değişmelerine de dayanıklı camlar yapılmıştır. Yine de cam kapları düşük ısıda pişirmekte ve ocaktan aldıktan sonra soğuk yüzeye bırakmamakta yarar vardır. Cam kaplarda yiyecekler yapışabilir, bunlar ıslatarak bekletme veya su konulup hafif ısıtma ile giderilebilirler. Camlar çizilirse temizlenmeleri güçleşir. Bu nedenle telle ovulmamalıdırlar.

Porselen pişirme kapları:
Porselen ana madde olarak killi toprağın bir türevidir bu yüzden pişirmeye elverişli bir malzemedir. Sadece porselen pişirme kaplarında desen verme amacıyla çok fazla süsleme ya da benzeri şeylerle boyalı maddeler kullanılıyorsa bu kaplarda zararlı olabilir. Genelde sade ve daha beyaz olanlar tercih edilmelidir. Porselen pişirme kaplarında da yine boyaların ısı esnasında yiyeceğe geçmesi mümkün olabilir, bu yüzden daha dikkatli olunmalıdır.

Bunların sakıncaları çabuk kırılması, ateşi iyi dağıtmaması, aşırı yakıt harcaması ve yiyeceğin yüzeyini iyi pişirmemesidir. Ateşin iyi dağılmaması ve pişme süresinin uzun olması besinlerdeki B2 vitaminini yansızlaştırır.

Amyant Kaplar:
Ateşin hızını kısmak için tencerenin altına konan bu maddenin üzerinde kesinlikle ekmek kızartılmamalıdır.

Kızarmakta olan ekmeğin üzerine yapışan en küçük bir amyant parçası bünyede, özellikle akciğerde büyük tahribat yapar.

Emaye Kaplar:
Dünyanın en eski kaplama malzemesi olan emaye metalin üzerine sikica yapisan anorganik camsi bir kaplamadir. Emaye kaplamanin amaci yüzeyi korumaktir. Ayrica korozyona karsi korudugu yüzeye çok degerli estetik özellikler katar. Yüzeyi pürüzsüzlestirip camsi bir parlaklik saglar. Ayni zamanda kolay temizlenir ve hijyeniktir. Zamana karsi dayanikli oldugundan renkleri solmaz ilk günkü görüntüsünü korur, dis etkilere karsi dayaniklidir. Emayeler koku ve tat olarak nötr kaldiklarindan, Emaye saklama kaplarinda tutulan yiyeceklerin tatlarinda ve kokusunda bir degisiklik meydana gelmez. Bu nedenle buzdolaplarinin iç kisimlari da emaye kaplanmaktadir. Soguga ve sicaga karsi dirençlidir, ani isi degisimlerinden etkilenmez.

Ancak emayelerin özellikleri tek baslarina yeterli degildir. Çünkü tek baslarina kullanilmazlar her zaman bir madene bagli bulunurlar. Bu nedenle kaplandiklari madenle uyumlari çok önemlidir. Kendilerine en uygun madene baglanmalidirlar. Tek başına emaye olan kaplarda sağlıklıdır ama diğer alaşımları tam olarak bilinmelidir.

Maden üzerine emaye kaplar:
Ateşe konan kapların en sağlıklılarındandır. Emayenin yüzeyi çatlak değilse yemek sağlıklıdır. Çatlak yüzeyli emayede, öbür maden tencerelerde olduğu gibi, emayenin altındaki maden yemeğe sızabilir. Emaye ince bir madenin yüzeyini kaplıyorsa, bu tür tencerenin ömrü uzun olmaz. Bu nedenle kalın bir maden üzerine kaplı emayeleri tercih etmekte fayda var.

Dökme Demir tencereler:
En sağlıklı olan pişirme kaplarıdır. Demir doğada serbest şekilde bulunan bir maddedir. Çok kolay ve çabuk bir şekilde okside olup, çözülebiliyor. Yüksek ısıya karşı çok dayanıklı bir madde olduğundan, demirden yapılmış kızartma kaplarının kullanımı oldukça yaygındır. Demir kapların sağlık üzerinde ilginç bir etkisi tesbit edilmiştir. Bu kaplar ana maddesi olan demiri pişirilen yemeğe aktararak kansızlığa şifalı bir hale getirir. Ancak demirdeki oksidasyon yiyeceklerin lezzetini bozabiliyor. Bu nedenle demir tencere almak isteyenlerin en kaliteli olanları tercih etmesi gerekir. Demir kaplar pişirmede çok iyi bir alternatif olsada, saklamak için hiç uygun değildir.

Döküm tencerelerle ilgili olarak; birçok döküm tencere çeşidi mevcut fakat en ideal olanı %100 demir döküm olan ağır tencereler olup, bunların taşınması da oldukça zor çünkü çok ağırdır. Bu tencerelerde ağır kimyasal temizleyici kullanılmıyor, paslanma olmaması için, Islakta bırakılmaması gerekiyor. Bu yüzden bu tencereleri çok aşırı titiz hanımlara tavsiye etmiyoruz smile ifade simgesi

Demir döküm üzerine emaye kaplar : Yemek pişirmede en iyi alternatiflerden diğeri demir döküm emaye tencerelerdir. Tencerenin dibi ve kendisi kalın olduğundan, emayın çatlaması ve yemeğin dibini tutması olasılığı azdır. Demir ısıyı çok iyi geçiren bir madendir. Bir sakıncası vardır, o da ağır olmasıdır. Demir pişen yemeğe sızar mı? Sızsa da önemi yoktur, çünkü demir zehirli değildir.

Seramik pişirme kapları:
Seramik Tencereler eğer gerçek seramik ise sorun teşkil etmezken, son teknoloji olan nanoteknoloji iseler sağlık açısından riskler taşıyorlar. Seramik tencere ürün segmentinde dikkatli olup, seramik kaplı, cam – seramik kaplı ya da doğal minerallerden üretilen ve içeriğinde kanserojen maddeler bulunmayan ekolojik diye nitelendirilen tavalar, tencereler tercih edilmelidir. Seramik pişirme tencerelerinde herhangi bir çatlak, kırık ya da benzeri bir şey olmamasına özen gösterilmelidir, çünkü kırık ve çatlaklarda oluşabilecek birtakım zararlı maddeler yiyecekle temas edebilir. Çatlak, kırık olmayan ısıya dayanıklı seramik pişirme kapları, özellikle fırınlama yönteminde çok rahatlıkla kullanılabilirler.

Büşra Yaz Ökten

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş pabuççu tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 2 Comments »

Kayısı Alırken Dikkat…

13806_10153476168224391_6122315384316297394_n[1]

Kimyasal işlem uygulanan kayısıyı değil güneşte kurutulan kayısıyı tercih edin…

A,B,C ve P vitaminleri ile pek çok mineral içeren kayısı, bağırsaklara, kalbe ve cilde çok iyi geliyor, kabızlığı önlüyor…

Kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası…Şiddetle öneririm

Fatoş pabuççu tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

SAĞLIKLI BESİNLER – SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİ

1383879_10155670402915557_274125251558847001_n[1]

SAĞLIKLI BESİNLER – SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİ

Sağlıklı besinler sağlıklı yöntemlerle pişirilmedikleri takdirde besin değerlerinde kayıplar oluşabilmektedir.
Örnek olarak:

• Mangalda ızgara yapılan etler, aleve çok yakın pişirilirse kanserojen öğeler oluşabilir, etlerden damlayan su ile B vitaminleri kayba uğrar. Bu nedenle metal çatal yerine tahta maşa kullanılması ve etlerin ateşe çok yakın olmamak koşulu ile sürekli olarak çevrilmeden ızgara yapılması öngörülmektedir.

• Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller iyi pişirildiğinde sindirimi kolaylaşır ve böylelikle protein değeri artar. Öte yandan haşlama sularının dökülmesi veya çabuk pişmesi için soda / maden suyu eklenmesi besin değerini azaltır.

• Yumurta, çiğ olarak tüketilmemelidir. Çiğ yumurtanın sindirimi güçtür ve biotin adındaki bir vitaminin emilimi engellenir. Ayrıca besin zehirlenmesine de yol açabilir.

.Yumurta en fazla 8 – 10 dakika haşlanmalıdır. Uzun süre pişen veya haşlandıktan sonra bekleyen yumurta sarısının etrafı yeşil renk alırsa hem sindirimi güçleştirir hem de besin değeri azalır.

• Sütler de kesinlikle çiğ olarak tüketilmemelidir. UHT teknolojisiyle sunulan uzun ömürlü süt veya pastörize süt alınması daha sağlıklı olacaktır. Bu kapalı sütleri ısıtma veya kaynatma zorunluluğu yoktur, soğuk olarak da içilebilir.

• Süt uzun süre kaynatılırsa vitaminleri azalır. Pastörize ve sterilize edilmemiş süt kabardıktan sonra 4 – 5 dakika karıştırılarak kaynatılmalıdır. Ardından hemen soğutulup cam kavanoz içerisinde buzdolabına konularak 1 – 2 gün içerisinde kullanılmalıdır.

• Makarna ve erişte gibi besinlerin haşlama suları dökülmemeli, çekeceği kadar su ile suyu çektirilerek pişirilmelidir. Haşlama suyu dökülür ve ardından soğuk suyun altında tutulursa B1vitamininde %80’lere varan kayıplar oluşabilir.

• Şehriye, pirinç ve unun kavrulması protein kaybına neden olmaktadır.
• Taze sebzeler önce ayıklanmalı, yıkanmalı, sonra doğranmalı ve yeteri kadar su ile pişirilmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler, hiç su koymadan pişirilebilirler. Sebze yemeğine çok su eklenirse vitamin kaybı artar.

• Sebzeleri pişirirken soda / maden suyu eklemek, yeşil ve sarı sebzelerden yapılan salatalara limon veya sirke ekleyerek bekletmek A ve C vitamini değerini azaltır.

• Patates gibi kabuğu içinde haşlanabilen sebzeler iyice yıkadıktan sonra kabuğuyla birlikte haşlanmalıdır. Piştikten sonra kabuğu kolaylıkla soyulabilir ve besin değeri de korunmuş olur.

• Yağlar yakıldıktan sonra yemeğe eklenirse (Örnek: İskender kebap, mantı, yayla çorba) kanserojen öğeler içerirler.

• Besinleri mümkün olduğunca tekrar ısıtmaktan kaçınmak gerekir.
Diğer yandan en iyi saklama kabı, besinle alışverişi olmayan nötr kaplardır. Kaptan besine, besinden kaba geçiş olması besin kalitesini olumsuz etkiler. Besin saklamada madeni, plastik, toprak ve cam gibi araçlar kullanılmaktadır. Ayrıca yemek pişirme kullanılan (çelik, emaye, düdüklü tencere vs) bir kap, kalan yemeğin saklanması adına da kullanılabilir. Bir dönem bayanlar tarafından, patlama riski taşıdığı için düdüklü tencereler tercih edilmezken şimdilerde yeni geliştirilen tekniklerle kapak kısmı tencerenin de içerisine girdiğinden daha güvenli olarak kullanım kolaylığı ve zamandan tasarruf sağlamaktadır.

kaynak: Fatoş pabuççu tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GIDA MÜHENDİSLERİNİN AĞZINDAN İTİRAFLAR

11033763_10206248901675311_9055618574779239674_n[1]

Okuyacaklarınız pek de iştah açıcı şeyler değil. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış yemek fabrikası, catering şirketi, restoran gibi yerlerde çalışan gıda mühendislerinin tanık oldukları uygulamalardan bahsedeceğiz.

Gıda Mühendisleri Odası aracılığıyla gönderdikleri maillerle, forumlarda yazdıklarıyla çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar ama işin ucunda işlerini kaybetmek de var. Üstelik mimlenip bir daha asla iş bulamamacasına… Çünkü sistem böyle kurulmuş. Tek istedikleri denetimlerin arttırılması ve rüşvetin önüne geçilmesi ve gıda mühendislerinin, vatandaşlarının sağlığına önem veren ülkelerde olduğu gibi, hak ettikleri konum ve koşullarda mesleklerini yapabilmeleri.

Mesela; ismini vermek istemeyen bir Gıda Mühendisi diyor ki:

“Et ürünleri üreten bir firmada tanık olduğum vahim olay: İade edilen ambalajı bozuk, küflenmiş sucuklar tekrar işlemden geçirilip kılıflandıktan sonra yeni parti ürünlerle piyasaya sürülüyor. Üstelik bu ürünler birçok yerde satılıyor.”

Bir başkası; “Reçel üretimi yapan bir firmada kazana bir su bardağı toz kimyasal karıştırılıyordu. Bir gün bu kimyasalı tedarikçiden ben teslim aldım. Hemen faturaya baktım ve eve gidince araştırdım. Bir çeşit antibiyotik. Patronla tartıştık. Zaten iki hafta sonra işten ayrıldım.” diyor.

Yine bir diğeri; “Tahin ve tahin helvası üretilen işyerinde tarım müdürlüğü tarafından alınan numunelerde ürünün kül miktarı yüksek çıktı. Bunu düşürmenin tek yolu, susamı sertleştirmek için kullanılan sönmüş kirecin Ca (OH)2 uzaklaştırılması. Kabul ettiremedim.” diyor.

Başka biri; “İhale usulü hazır yemek hizmeti veren firmalarda o gün çıkan her yemekten numune alınıyor. Bunu bilen bazı firmalar numune kaplarına kokusuz çamaşırsuyu damlatarak tüm mikropları öldürüyor. Çünkü mikrobiyolojik analiz yapılırken kimyasal analiz yapılmıyor. Birkaç kez neticenin ne çıkacağını merak ederek çamaşır suyu damlattırmadım. Her seferinde salmonella bakterisi çıktı.” diyor.

Bir diğeri; “Çocuk işçilerin çalıştırıldığı bir dondurma fabrikasında şekil veren makineden çıkan hatalı dondurmaları bir varilde biriktirip sonra yeniden üretime katıyorlardı. Bu sebeple çocuk zehirlenmeleri meydana geldi. Tarım’a şikâyetler gitti fakat bir şekilde durumun üstü kapatıldı.” diyor

Bir başkası; “Kuruyemiş firmasında, soğuk hava deposu yeterli olmadığından kuruyemişte kurtlanmaların önüne geçemedik. Depo, kurtlanmış ceviz içi ve kelebek kozalarıyla dolu bademle doldu. Kurtlu cevizler, ceviz tozu; kelebek kozalarıyla dolu badem, kayısı çekirdeğiyle yarı yarıya karıştırılarak badem toz haline getirildi ve piyasaya sürüldü.” diyor

Dikkat çeken bir diğeri; “Bir et işletmesine iş başvurusunda bulundum. Bana, “İyi yalan söyleyebilir misin?” diye soruldu. “Hayır” cevabını verdim. Bu, işi kaybettiren cevap oldu. Denetlemede “herhangi bir usulsüzlük yok” demem gerekiyormuş. Şu anda çaresizlikten diplomamı kiraya verdim.” diyor.

Bitmiyor, bitmiyor; “Yemek fabrikasında sulu tavuk yemeklerinden kalan tavuk etleri akşamları yıkanıp ertesi günkü yemeklerde kullanılıyordu. Karşı çıkınca patronla aramızdaki anlaşmazlık büyüdü. Artık dışarda sulu yemek yemiyorum. Bir catering firmasında işe başladım. Catering firmaları gıdanın çabuk tüketildiği bir sektör. Ne kadar sıkıntılı hammadde varsa catering’lere verilir. Çalıştığım firmada artık bozulmaya ramak kalmış tavuk butları, yarı fiyatına alınıp, soslayıp baharatlanarak, müşteriye fırında tavuk olarak veriliyor. Karşı çıktığınızda, patron üzerinize yürüyebiliyor.” diyor.

Dahası, dahası; “Süt ürünleri üreten firmada yapay koruyucuyla yoğurtların ömrü bir ay kadar uzatılıyordu. Bir ay sonra iade gelen yoğurtların küflü kısmının sıyrılarak kalan kısım lokantalara ucuza satılıyordu. Denetime gelenlerin içinde gıda mühendisi yoktu. Çuval çuval katkı maddesini süt tozu zannediyorlardı.” diyor.

Sonrası, sonrası; “Staj yaptığım yer birçok büyük firmaya meyve suyu konsantresi yapıp gönderen bir firma. Kara havuç suyuna vişne aroması katarak vişne suyu olarak etiketliyorlar. Piyasadaki çoğu vişne suyunun içeriği kara havuç suyu + aroma + boya…” diyor.

kaynak: sağlıkla kal

derya öncel

BİZE TAM TERSİNİ SÖYLEMİŞLERDİ frown ifade simgesi DEĞİL Mİ?KEMİK ERİMESİNİN EN BÜYÜK SEBEBİ SÜT

11401440_10155670503800557_2383815799593929886_n[1]

BİZE TAM TERSİNİ SÖYLEMİŞLERDİ frown ifade simgesi DEĞİL Mİ?

 

News Medical’in haberine göre bunun nedeni, vücutta sınırlı sayıda depolanan kemik yapan hücreleri diğer bütün yiyeceklerden daha fazla tüketiyor olması. Yani süt, kısa vadede kemikleri güçlendirse de, uzun vadede kemik yapıcı hücreleri tüketerek kemik erimesi riskini arttırıyor. Bu, bir paradoksu açıklığa kavuşturuyor: siyahi insanların sütteki laktozu sindirmede daha çok zorlandığı biliniyor, bu sebeple daha az süt içiyor ve beyaz ırktan insanlardan çok daha az kemik erimesi hastalığına yakalanıyorlar. Bu yeni araştırma, paradoksu çözüyor çünkü daha az süt tüketerek kemik erimesine yakalanma olasılığı azaltılıyor. Artan bulgular, sütteki kalsiyumun kemik erimesine karşı koruma sağlamadığını gösteriyor. Örneğin, 12 yıl süren ve 78,000 kadın üzerinde yapılan bir Harvard araştırması, günde üç defa süt içen kadınların neredeyse hiç içmeyenlere kıyasla daha fazla kemik kırdığını gösterdi. Benzer şekilde, Sidney, Avustralya’da 1994 yılında yapılan bir araştırma, fazla süt ürünü tüketiminin çatlak riskiyle bağlantılı olduğunu gösterdi: süt ürünü tüketimi en yüksek olanların, en az olanlara göre iki kat daha fazla kalça çatlağı ve kırığı riski var.
Yazar Russell Eaton’ın dediğine göre: “Süt kemik yoğunluğunu arttırıyor, ama bunun korkunç bir bedeli oluyor. Son araştırma gösteriyor ki kemikleri korumaktan çok uzak olmakla kalmayıp, süt aslında kemik yapan hücreleri tüketerek kemik erimesi riskini arttırıyor. Ayrıca, kemik erimesi olan insanların kalp hastalığı ve kanser oranı çok daha yüksek, bulgular ise sütü ortak sebep gösteriyor.”
Beslenme şeklimizdeki zararlı yağların prostat kanserine sebep olduğu düşünülüyordu, ancak bu doğru olmayabilir. Sütteki kalsiyum ve fosfor nanobakterileri besleyerek kanser ve kireçlenmeye neden oluyor.
Görünüşe göre vücuttaki nanobakterilerin sebep olduğu zararlı kireçlenme; eklem iltihabı, böbrek taşı, kalp hastalığı ve inme gibi pek çok hastalığın kökünde var. Bu mikroskobik organizmalar kan dolaşımından kalsiyum ve fosfor ile beslenip, daha sonra kalsiyum fosfat salgılayarak kireçlenmeye neden oluyor. “Sütün Kaçınılmazı” (“The Milk Imperative”) kitabında yazar, sütün nanobakterileri nasıl besleyip pek çok ciddi hastalığa sebep olduğunu gösteriyor.
Kitap hakkında yorumda bulunan Dr. Amy Lanou : “Günümüz hayvansal sütünün, bütün kılıfıyla, hemen hemen hiç bir telafi edici özelliği yok ve sadece hastalık ve kötü bir sağlığa sebep veriyor. Sadece hayvansal sütten bitkisel süte geçiş yaparak sağlığımıza dramatik ve uzun vadeli bir gelişimde bulunuyoruz.

kaynak: sağlıkla kal

Akciğerleri temizleyen 6 mucize besin

1383415_521273557972834_4765100519171624654_n[1]

Zencefil:

Çok kuvetli bir antioksidan olan zencefil, akciğerleri temizlemektedir. Çeşitli toksinleri, mukusu ve istenmeyen parçacıkları akciğerlerden atmaya yardımcıdır. Bu nedenle zencefil çayı veya zencefili direk olarak yiyebilirsiniz.

Sarımsak:

Sarımsak kuvetli bir antioksidan olmasının yanı sıra, içinde bol miktarda bulunana alisin kimyasalı ile akciğerleri temizler.

Okaliptüs:

Okaliptüs doğal bir antibiyotik olmasının yanı sıra içinde yağlar barındırır. Bu uçucu yağlar, akciğer enfeksiyonlarına iyi gelir, kan basıncını arttırarak kanın çoğalmasını sağlar. Öksürük şuruplarında, boğaz pastillerinde bu kimyasal yağ kullanılır. Taze okaliptüs çayı bronşit ve sinüzite iyi gelir. Buharını solumak öksürük ve bronşite iyi gelir.

Ekinezya:

Soğuk algınlığı ve öksürük tedavisinde kullanılır. Bitkinin kökleri çeşitli akciğer enfeksiyonlarında yardımcıdır.

Keçiboynuzu:

Özellikle sigara içenler için keçiboynuzu çok faydalıdır. 5 adet keçiboynuzu 1 litre suda kaynatılır ve aç karna içilirse sigaranın verdiği zararı düzeltmeye yardımcı olur.

Ebegümeci:

Kaynar suda 1 miktar ebegümeci kaynatılır ve 5-6 saat sonra aç karına 1 bardak içilir. Bu uygulama ile, akciğerlerde ki sigara etkileri yavaşlatılır. Ebegümeci, ayrıca balgam attırır, akciğer kanserini engeller.

kaynak: şifalı bitkiler

Muhteşem Meyve; Keçi Boynuzu

10312973_565211626912360_3957588834487241973_n[1]

Keçiboynuzu yaprakları ve dal budakları da kurutulup yada suyla kaynatılarak kullanılabilir. İçerisinde şekerler, karbonhidratlar, yağ, selüloz, tanen ve azotlu bileşenler bulundurmaktadır. Taze meyvesi ishal yapar kuru meyvesi ise kabızlık yapar. Taze meyvelerinde idrar artırıcı etkileri de vardır. Her tür iki meyvede kuvvetli birer besindir.

Şeker hastalığıkeçi boynuzu

Kan şekerinizi ve bunun akabinde şeker oluşumuna etkisi olan kötü kolesterolü azaltarak şeker hastalığına karşı önemli bir antioksidan olacaktır. Aynı zamanda şeker hastalığının getirdiği halsizlik ve sürekli uykunun da önüne geçebilirsiniz.

Kabızlık

Hazımsızlık ve kabızlık mı çekiyorsunuz müshil etkisi sayesinde bağırsaklarınızı hızlı bir şekilde çalıştırarak kabızlığı yok ederek sizi rahatlatacaktır.

Keçi boynuzu Selülit

İçerisinde bulunan A-B-E vitaminleri sayesinde selülit oluşumuna neden olan faktörlere karşı vücudunuzu koruyarak bu oluşumu ortadan kaldırır.

Romatizma

Bulundurmuş olduğu A vitamini sayesinde kemik yapınızı güçlendirip ve kireçlenmenin de önüne geçerek romatizmayı engelleyeceği gibi romatizması olan hastalarında romatizmal ağrılarınızı ortadan kaldırabilirsiniz.

Keçiboynuzunun diğer faydaları

Yaralara karşı oldukça etkilidir
Cildi yumuşak tutarak pürüzsüz bir gönüm katar
Saç kırıklıklarına bağlı saç dökülmelerini önler
Mantar oluşumlarını ortadan kaldırır
Metabolizmanızı güçlendirir
Bağırsaklarınızı çalıştırarak sindirim sisteminizi düzenler

Keçiboynuzunun zararları nelerdir?

Tamamen hassas ciltler de veya alerjisi olanlarda doktor tavsiyesiyle kullanılmalı yoksa alerjik reaksiyonlar ve ciltte ağır tahribatlara yol açabilir bu konuda hassas davranılmalı. Aşırı kullanımlarda cilt de sivilce ve yağlanmalara sebebiyet olabilir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Egzamaya Karşı “DUT” ile Bitkisel Çözüm

10846162_568073946626128_5064497566965997361_n[1]

Hemen hemen her mahallede ve bölgede kendine yer bulmuş olan bir meyvedir dut. Beyaz ve kara dut olarak ikiye ayrılır. Yemesi güzel ve keyifli olmasıyla beraber dutun insan sağlığına faydaları oldukça fazladır. Öncelikle dut barındırdığı vitamin ve minarallerle güçlü bir mikrop öldürücüdür.

Beyaz dut içinde bulundurduğu kimyasallarda ve antioksidanlarla antibiyotik etkisi olan meyvedir. Meyvenin yanısı sıra yapraklarında da kimyasal ve asit etkisi yüksek kimyasallar bulunur. Bilindiği üzere yaprakları kimi böcekler tarafından en çok tercih edilen besin kaynadığıdır. Dut ile ilgili unutulmaması gereken en önemli konu, dutu dalından kopardıktan sonra, içindeki kimyasalların hızlı bir şekilde bozulmaya başlamasıdır. Dutu dalından koparıldığı gibi tüketme daha faydalı olacaktır. Bu nedenden ötürü taze dut ile kurutulmuş dut arasında içerdiği vitaminler ve kimyasallar açısından oldukça fark vardır. Her ikisininde vücuda etkileri farklı boyutlardadır. Dutun insan sağlığına faydaları oldukça fazladır ancak özellikle sıcak günlerine gelmesiyle, sahip olanlarda sık görülen egzama hastalığına karşı oldukça etkili bir meyvedir.

Egzamaya Hastalığına Karşı Panzehir

Uzun yıllar boyu insanlarda bulunan ve kimi zaman sosyal yaşamlarını engelleyen egzama hastalığı, yaşayanların en büyük belası olmuştur. Ellerde oluşan egzamaya bağlı yaralar yüzünden, çevrelerinde istedikleri gibi hareket edemez olmuşlardır. Egzama nedeniyle ellerin ve yüzün sürekli çatlaması açık yaralar oluşması egzamanın en belirgin özellikleridir. Ayrıca kimi egzama yaraları, hastalara sürekli acı çektirebilir. Egzamaya karşı kullanılan tıbbi kremler ve ilaçlar kimi zaman çaresiz olmuştur. Bu yüzden egzama sorunu olanların tercih etmesi gereken bir meyvedir. İçinde bulundurduğu kimyasallarda ve asitle egzamaya karşı güçlü bir panzehir görevi görmektedir. Egzama hastaları dutu kaynatarak yapabilecekleri tedavi yöntemiyle olumlu sonuç alabilirler.

3 su bardağı içme suyunu kaynatın ve içine bir avuç dolusu kurutulmuş beyaz dut atın. Altını kıstıktan sonra 5-6 dakika kadar kaynattıktan sonra ateşten alın. Ellerinizin dayanabileceği sıcaklığa gelene kadar bekleyin. Ilık dut kurusu suyunun içine ellerinizi sokun ve 8-10 dakika kadar bu suyun içinde bekletin. Ellerinizi çıkarttıktan sonra yaklaşık bir saat kadar yıkamayın ve 1 saatin sonunda temiz su ile durulayın. Haftada 3-4 defa yapacağınız bu yöntem sayesinde egzama hastaları ellerinde egzamalarda iyileşme göreceklerdir. Aynı yöntemi ayaklarınıza ya da vücudunuzun diğer bölgelerine de uygulayabilirsiniz. Bir kap yardımıyla sorunlu bölgeye dut kurusu suyunu dökerek de aynı sonucu almanız mümkündür.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KARPUZ KANSERE KARŞI KORUMA SAĞLIYOR

10537038_520146738085516_970941920099657620_n[1]

* Kanser çeşitlerine karşı olan tedavi edici ve koruyucu etkisinin yanı sıra kalp fonksiyonlarının ve kan Basıncının düzenlenmesine de yardımcı olduğu biliniyor.

* Karpuzun, bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan beta-karoten içerdiğini, içerdiği yüksek potasyumun da kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı oluyor.

* Karpuz iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenleyen ve Bağırsak Kanserini önlemede rol oynayan karpuzun çekirdeklerinin de, içinde bulunan cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı oluyor.

* Karpuz, yağ ve kolestrol içermediğinden ve kalorisi de düşük olduğundan yaz aylarında yapılan diyetlerde özel bir yeri bulunuyor.

* Karpuzun tüketilmesi için olgunlaşmış olmasına özen gösterilmesi gerekiyor.

* İçeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi nedeniyle, kansere karşı koruyucu özelliği bulunuyor.

* Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin Sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.

SELÜLETLERİNİZDEN BİR AYDA KURTULUN

10409082_870806746290354_1254940606047605910_n[1]
Cilt soyma ölü hücreleri ortadan kaldırır kan dolaşımını sağlar hücrelerin yeniden yapılanmasını sağlar ve pürüzsüz bir cilde kavuşursunuz..
ev yapımı bu peelıng ile bır ayda selületlerden ve çatlaklardan çok ucız bir şekilde kurtulursunuz ..
Malzemeleri
– Tuz 250 gram,
– Şeker 250 gram ve
– Palmiye yağı 100-150 ml.
Eğer palm yağı yoksa, bunun yerine zeytinyağı veya başka bir bitkisel yağ kullanabilirsiniz. sağlıklı ve iyot ile zenginleştirilmiş olduğu için deniz tuzu kullanmak cildin yenilenmesinde daha etkilidir ..
yoğurt kıvamına gelinceye kadar bu üç malzemeyi karıştırın ..sonra bir kaba koyup bir kaç defalık kullanabilirsiniz..
sorunlu bölgede her akşam dairesel hareketlerle masaj yaparak ovun sonra yıkayın ..Nemlendirici crem veya lasyon sürün ..Neredeyse bir ay gibi sonra farkı göreceksiniz ..
Gül bayrak

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »