Az Tüketilen 11 Faydalı Gıda…

11831784_897527966980872_568527334139741984_n[1]

Az tükettiğimiz veya bazen hiç yemediğimiz besinlerin birçok faydası bulunuyor. New York Times, internet sitesinde yemekten kaçındığımız ancak sağlığa en faydalı 11 gıdayı açıkladı.

Bu besinleri göz ardı etmeyin!

Pancar: Folik asit bakımından zengindir. Kırmızı rengini veren pigmentler kansere karşı savaşır.

Lahana: Kanserle savaşan enzimleri harekete geçiren “sulforaphane” isimli kimyasalı içerir.

Pazı: Yapraklarında, gözleri yaşlanmanın etkilerinden koruyan karotenoid maddesi bulunur.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterolü kontrol etmeye yardımcı olur

Nar suyu: Antioksidan bakımından zengindir. Tansiyonu düşürür

Kuru erik: İçeriğinde yüksek miktarda Antioksidan içerir.

Kabak Çekirdeği: Yüksek mineral oranı erken ölüm riskini azaltır.

Sardalya: Demir, magnezyum, bakır, çinko, fosfor, potasyum, manganez içerir

Zerdeçal: Vücutta iltihaplanmayı önler ve kansere karşı koruma sağlar

Yaban Mersini: Hafızayı kuvvetlendirir.

Kabak: Kalori değeri düşük, lifler bağışıklık sistemini güçlendiren A vitamini bakımından zengindir. Uzun süre tok tutar.

Başkalarının okumasınada vesile olmak için lütfen paylaşın

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyaz saçlar için 11 doğal çözüm


  1- İlk ulaştığım bilgi Folic asit kullanımı oldu. Günlük 400-800 mcg kullanılması öneriliyor. Bu tür ürünlerde genelde güvendiğim Solgar markasını tercih ediyorum. Folic asit aynı zamanda kalp krizi, damar sertliği, felç ve bunama gibi hastalıklara karşı da koruyucudur. Gıda olarak ise koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, fasulye, buğday, bezelye, fındık, baklagiller, kepekli ekmek, karaciğer, yumurta, balık, muz, portakal, limon, çilek, kiraz, patates ve mısırda vardır. Günlük ihtiyaç 400 mikrogram kadardır.



2- Chlorella besin takviyesi… Damarları korur, enerji verir ve cildi gençleştirir. mavi-yeşil bir yosun çeşididir. Güçlü bir folic asit ve B12 vitamini kaynağıdır, ve özellikle vejeteryan beslenenler için önemli bir destektir. Saç beyazlamasını yavaşlatıığı söyleniyor, dikkat ettim, bunun da içinde Folic asit var, demek ki Folic asit önemli…


3- Gelelim en önemlilerinden birine… Kombu çayı… Ben bunu ilk kez duydum açıkçası, ve faydalarını görünce ulaşmak için araştırmalarım başladı.
Kombu çayı ile ilgili ulaşabildiklerim:

KOMBU ÇAY NEDİR?
Kombuçay, 2200 yıllık geçmişe sahip bir maya enzim çayıdır. İlk kullanımı kayıtlara göre, Çin İmparatorunun Tsin Hanedanı olduğu dönemlere(M. Ö 221) dayanmaktadır. O zamanlar da ismi ‘Ölümsüzlük İlacı’ya da ‘Divine Tsche’olarak bilinen tonik, daha sonraları Kombu’nun Çay’ı olarak anılmaya başlanmıştır. M. S. 414 yılında Koreli Dr. Kombu, Japon imparatoru Inkyo’yu tedavi etmek için bu toniği Japonya’ya getirmiş ve bu tarihten sonra da Dr. Kombu’nun Çay’ı olarak anılmaya başlanmıştır.

Kısa süre içerisinde dünyanın farklı bölgelerine yayılan, etkileri ile son derece dikkat çekici olan Kombuçay ile ilgili, geniş ve  kapsamlı araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kanser araştırması yapan bilim adamları Rusya’da bazı bölgelerde hiç kanser vakasına rastlanmadığını, insanların yaş ortalamasının yüksek(130) olmasına rağmen gözle görülür ciddi yaşlanma belirtileri taşımadıklarını farketmişlerdir. Araştırmalar sonucunda bu bölgede her evde ‘Tea Kvass’denilen fermante bir çay içiliyor olması sağlıklı ve uzun ömürlü olmalarının, bunun yanında son derece enerjik ve genç görünmelerinin nedeni olarak rapor edilmiştir.
Gelelim faydalarına:
Tüm salgı bezlerini ve hormon savunmasını uyarır.
Vücutta sağlıklı bir pH dengesi sağlar.
Vücuttaki atık madde ve zehirleri suda çözünebilir hâle getirerek atılmalarını sağlar.
Kan dolaşımını hızlandırır.
Metabolizmayı uyarır.
Kalp ritmini düzenler.
Kanı temizler.
Sinir sistemini düzenler.
Yüksek tansiyonu düşürür, huzursuzluğu yatıştırır.
Sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını sağlar ve mide düzensizliklerini giderir.
Astımı tedavi eder, astım krizlerini giderir.
Kan şekeri seviyesi sabitleyerek, şeker hastalığını tedavi eder.
Alerjileri hafifletir ve zamanla giderir.
Sertleşmiş karaciğeri yumuşatır ve yeniler.
Böbrek faaliyetlerini geliştirir.
Kanseri önler ve tedavi eder.
Antioksidan yapısıyla, oluşan radyasyona karşı koyar, serbest radikallerle savaşır.
Hücre duvarının yeniden oluşumunu sağlar.
Doku sertleşmesini (multiple sclerosis; MS) tedavi eder.
Damar sertliğini (arteriosclerosis) tedavi eder.
Elastikiyet sağlar ve gevşek eklemleri kuvvetlendirir.
Mafsal iltihabını (arthritis) ve romatizmaya iyi gelir.
Gut hastalığına iyi gelir.
Böbrekler ve idrar yollarındaki kumu döker, safra kesesi taşlarını düşürür.
Vücuttaki ürik asit ve kolestrolü suda erir hâle getirerek vücuttan atılmasına yardımcı olur.
Peklik (kabızlık) problemini giderir.
Hemoroiti (basur) tedavi eder.
Yorgunluk, bitkinlik ve sinirliliği giderir.
Herpes virüsünün soğuk algınlığı ve uçuk oluşturmasını engeller.
Siğilleri, dysplastik lekeleri yok eder.
Ülser sıkıntılarını giderip tedavi eder.
Anjine çaredir.
Epstein-Barr virüsüne bağlı yorgunluk hissini ve mononükleoz iltihaplanma (öpüşme hastalığı)’yı iyileştirir.
Kan değerlerini normalize eder.
Bronşit, öksürük ve balgamı giderir.
Bademcikleri tedavi eder .
Kan damarlarını genişletir, kardiyak kasları uyarır, kalp problemlerini giderir.
Adale ağrılarını giderir.
Baş ağrılarını yok eder.
Uykusuzluğu giderir.
Mikrobik ishali durdurur.
Koliti tedavi eder.
Koruyucu bakterilerle sağlıklı bağırsak ve kolon oluşturur.
Saç uzamasına yardım eder, kelliği engeller, gri saçın rengini koyulaştırır.
Görüşü kuvvetlendirir.
Korneada oluşan deformasyonları ve kataraktı giderir.
Vücut ağırlığını düzenler, yağları yok eder.
Susuzluğu giderir ve egzersizlerde performans arttırır.
Mantar tipi enfeksiyonlara (candida gibi) karşı savaşır.
Bünyesindeki antivirütik ve antibiyotik özellikler sayesinde iltihabî oluşumları yok eder.
Cinsel potansiyeli canlandırır.
Menopoz rahatsızlıklarını giderir.
Derideki yaraları onarır.
Ciltteki kırışıklıkları, çilleri ve kahverengi lekeleri yok eder.
Deriye spreyle ya da sürülerek haricen uygulandığında antibakteriyel koruyucu tabaka oluşturur.
Elbette, bütün bunların sonucu olarak da “ömrü uzatır”…
Uzun zaman alan araştırmaların sonucunda çayın düzenli ve tutarlı kullanımı sonucunda yukarıda bahsedilen tüm bu etkileri gösterdiği, bugüne kadar hiçbir yan etkisinin bulunmadığı kanıtlanmıştır.
KOMBUÇAY NASIL İÇİLMELİ?
Kombuçay’ı sabahları aç karına bir bardak (200 ml) içerek kullanmaya başlayabilirsiniz. Vücudun ilk defa kullanılan bir maddeye nasıl reaksiyon vereceğini gözlemlemek ve yavaş yavaş buna alıştırmak için bir hafta boyunca sabahları aç karına bir bardak içmenizi öneriyoruz. Kahvaltıdan yarım saat önce içilen Kombuçay ile güne daha zinde, daha enerjik ve sağlıklı başlayacaksınız.

İkinci haftadan itibaren öğlen yemeklerinden de yarım saat önce içmeye başlamanızı tavsiye ediyoruz. ( sabah + öğlen)

Üçüncü haftadan itibaren  akşam yemeklerinden önce de içebilirsiniz. (sabah+öğlen+akşam)
Dördüncü haftadan sonra,sadece sabahları aç karına bir bardak (200 ml) içerek kullanmaya devam edebilirsiniz.
Önemli olan sürekli olarak içmek, vücudun bağışıklık sistemini ayakta tutabilmektir.
Tadına alışıncaya kadar bir miktar taze sıkılmış meyve suyuna karıştırarak içmenizde bir sakınca yoktur. Bunun yanında Kombuçay’ın tüketilmesinde belirli bir yaş sınırı da yoktur.

Gün içerisinde ihtiyaç duyduğunuz her an tüketebileceğiniz bir içecek olan Kombuçay, öğleden sonralarınız için güzel bir aperatif, spor ve egzersiz sonrası için de iyi bir enerji kaynağıdır.
Şişeleri, buzdolabında soğuttuktan sonra açmanız, açılan şişeleri yine buzdolabında muhafaza etmeniz gerekmektedir. Kapalı şişeleri evin ışık almayan serin bir yerinde bekletmenizi tavsiye ederiz.
Soğuk içiniz.

KAYNAK
Şimdii gelelim asıl meseleye, Kombu çayı epey yüksek fiyatlarda satılıyor, oysa biz eğer Kombu mantarına ulaşabilirsek kendimiz çok ucuza maledebiliyoruz. O zaman da hazırlanışı şöyle:

* 3 Lt temiz su,
* 1,5 su bardağı toz şeker,
* 10 paket siyah çay,
* 4 poşet şeftali aromalı(ya da herhangi bir meyveli) poşet çay,
* Kombucha mantarı
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ : Paslanmaz çelik ya da cam bir tencernin içine suyu koyun ve kaynatın. Kaynadıktan sonra, şekeri ilave edip karıştırın ve 5 dak daha kaynatın. Poşet siyah çayı ve şeftali çayını içine ekleyip, 15 dak. demlendirin. Çay poşetlerini çıkarın. Ocağın altını kapatıp, çay oda sıcaklığına gelene kadar bekletin. Karışımı, geniş bir borcama koyun. Kap ne kadar geniş olursa çay o kadar çabuk, yararlı mantar üretir. Yani fermante olur.Demleme çayın içine, Kombucha mantarını ekleyin. Kombu çayı yapılırken, mantarın daha açık renkli olan kısmının yukarı doğru bakmasına dikkat ediniz. Bazen mantar kavanozun dibine çökecektir. Yukarıya doğru genellikle kendi kendine çıkar. Bu işlem bir gün içinde gerçekleşmezse temiz ellerinizle mantarın ters yüz olup olmadığına bakınız ve tekrar yüzeye yerleştiriniz. Kabın ağzını, bir tülbent veya örtüyle örtün. Kenarına lastik geçirin. Ilık ortamda saklayın. 23 derece ideal sıcaklıktır. Tat tercihinize göre, 4–8 gün arasında bekletin. İçine bira veya haif şampanya tarzı, alkollü bir içecek ilave edin. Alkol bu karışımın sirkeye dönüşmesini sağlar.

4- Her gün bir avuç yaban mersini yenecek. Eğer tazesini bulamazsanız aktardan kurutulmuş alın, yiyeceğiniz kadarını kaynayan suya atıp 10 dakika bekletin, sonra yiyin. Beyaz saçlar için birebir olduğu söyleniyor.

 
 

5- Amla yağı kullanmak… Amla yağı nedir ona bakalım:

 
 
Hindistan’da saç bakımı için yüzyıllardır kullanılan yağın üretimi, Amla ağacından toplanan yemişlerin kurutularak işlemeye hazır hale getirilmesiyle başlıyor. Kuruyan yemişler daha sonra Hindistan cevizi yağına batırılıyor ve suda çözünen vitaminler, mineraller ayrıştırılıyor. Yağın besleyici özellikleri toplandıktan sonra süzülüyor ve koyu renkli Amla yağı elde ediliyor. Amla yağı, besleyici özelliğini koruması için genellikle güneş ışığını filtreleyen koyu camlı şişelerde satılmaktadır.
Amla yağı üretiminde kullanılan yöntemler bölgelere ve üreticiye göre farklılıklar gösterdiğinden piyasada farklı renklerde, kokuda ve ambalajda amla yağı bulunabilir. Kaliteli amla yağının şişesi genellikle koyu renkli olur. Kokusu meşemsidir ve yağın rengi de koyu olmalıdır. Bazı üreticiler amla yağını zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı veya uçucu yağlar ile karıştırarak satışa sunmaktadır.
Amla yağı kullanmanın beyazları yok ettiği söyleniyor, denemekte fayda var, aktarıma soracağım.
6- Bitkisel yağlarla bakım…30 ml havuç yağı–20 ml ceviz yağı–10 ml ısırgan tohumu yağı–10 ml çörek otu yağı karıştırıp tüm saça sürün ve stretch filmle sarın. 1 saat sonra yıkayın, haftada 2 kez uygulanmalı
Aslında içindeki yağlar da saça faydalı yağlar, özellikle ceviz ve çörek otunun saçı koyultma özelliği de var, mantıklı, denenebilir.
7- Çörek otu yiyin. Her gün bir avuç çörek otu yemenin saçların rengini kendi renginize çevirdiği söyleniyor.
 
8- 3 litre suda karanfili kaynatıp saçı her sabah bu suyla yıkamanın beyazları koyulttuğu söylenmiş.
9- Paba vitamininin beyaz saçları koyultmada harika olduğu söyleniyor. Aynı zamanda vitiligo tedavisinde de faydalıymış.  Açıklaması şöyle:
PABA Suda çözünen B grubu bir vitamindir.
Kimyasal olarak p – aminobenzoikasit dir.
 

PABA NIN FAYDALARI

DERİYE FAYDALARI
Dermatitleri iyileştirir.(günde 1000 mg)
Egzemayı iyilestirir.
Derinin görünümünü,sağlığını düzeltir ve cildi pürüzsüzleştirir
(merhem olarak ve daha az tesirli oral olarak) günes yanıklarında faydalı olur.
Merhem olarak sürüldügünde UV – B radyasyonunun aşırı etkisinden deriyi korur.

VİTİLİGO ya faydalıdır.
 Cilt kırışıklıklarının oluşmasını geciktirir.
Ozon zehirlemesine karşı belirgin bir koruma sağlar ve karaciğeri ozonun toksik etkilerinden korur.

İmmün sistem :
Herpes simpleks virüslerini engeller ve acyclovir in herpes simpleks virüslerine karşı yeteneğini arttırır.
Herpes simpleks virüs tip 1 i engeller ve acyclovir in herpes simpleks virüs tip 1’e karşı yeteneğini arttırır.
İltihaplanmayı (özellikle artrit iltihapları) azaltır.
Günes kremi olarak sürüldüğünde veya oral olarak kullanıldığında deri kanserini önlemeye yardımcı olur.İskelet kas sistemi :
Scleroderma hastalarında (deri yumuşamaları ve eklem hareketlerinde rahatlamalar sağlayarak) iyileşmeye yardım eder.
Kalp dolaşım sistemi :
Alyuvar hücrelerinin oluşumunu kolaylaştırır.
Thrombosis i önlemede yardımcı olur.
Metabolizma :
Antioksidan özelliklere sahiptir.
Tekli oksijen radikallerini nötralize eder.
Paba  eksikliği yorgunluga sebep olur.
Saçlar :
PABA bazen  gri veya beyaz saçın kendi orjinal saç rengine dogru koyulasmasına  sebep olabilir.
1941 de yapılan bir çalışmada 2 ay boyunca, günde 200 mg PABA alan 30 gri saçlı hastanın saçlarında renk koyulaşması görülmüştür.
SİNDİRİM SİSTEMİ
Paba vücuttan koku yapan maddeleri uzaklaştırmada yardımcı olur.Paba eksikliği kabızlığa sebep olabilir.Bağırsak sağlığını geliştirir.
SİNİR SİSTEMİ
Paba eksikliği depresyona sebep olabilir.
SOLUNUM SİSTEMİ
Astımda iyileşmeler sağlar ve bazan de tamamen iyileştirebilir.
 
10- Zeytin yağı sütü diye bir şey varmış, ben de yeni duydum, beyazlayan saçları koyultuyormuş. Tabii gene pek çok faydası da var. 
Nasıl elde edilir?
Edremit körfezinde yüksek yayla havasında elle tek tek toplanan zeytinlerin taş değirmenlerde ezilmesi ve daha sonrasında liften yapılmış torbalara konulması ve bu torbalara hiçbir pres uygulanmadan kendi kendine damla damla sızması beklenip, sızma işlemi bittikten sonra su ilave etmeden kuru sıkım yapılarak oldukça zahmetli bir yöntemle elde edilen bir iksirdir zeytin sütü. 100 kilo zeytinden birkaç kilo elde edilerek hazırlanan zeytin sütü, zeytin meyvesinden doğal olarak elde edilen hem suyu hem de yağını içeren uzun sürede ortaya çıkartılan kıymetli bir üründür.
Yararları nelerdir?
Aslında eskiden beri kullanılan ama şimdilerde ünü daha çok duyulan bu iksir; açık yaraların tedavisinde, burkulmalarda, vücuttaki ağrıların tedavisinde, kalp-damar hastalıklarında ve tüm kanserlerde, hücrelerin yenilenmesinde, cilt ve saç bakımında kullanılan çok özel bir yağdır.
11- Adaçayının demlenip saça sürülmesinin beyazları yavaş yavaş boyadığı söyleniyor, özellikle biberiye ile birlikte kaynatılırsa daha etkili oluyormuş.
Ben adaçayını papatya ile kaynatıp denedim, saçımda bir renk değişimi olmadı, daha doğrusu beyazlar hafif sarardı. Şimdi biberiye ile deneyeceğim, sonuçları yazarım.
 
Şimdilik bu kadar, araştırmalarım devam edecek…
kaynak: belgin güven blog sayfasındandır
sitenin adresi belgin-ce.blogger’dır…
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Spordan Sonra Yenmesi Gereken 17 Şey

Diyet diyet diye ağladığımız bu yaz aylarında aslında önemli olan şey spor! Düzenli spor ve hafif beslenme ile ancak istediğiniz vücuda sahip olabilirsiniz.

Bütün uzmanların da uyardığı gibi spor öncesi ve sonrası aç kalmak vücudunuz için oldukça zararlı bu nedenle diyette olmak ile aç kalmayı asla karıştırmamalısınız.

Spora aç karnına gitmek uzmanlarca da önerilmiyor en azından taze meyve suyu ya da filtre kahve tüketmeniz metabolizmanızı hızlandıracaktır. Spordan 30 dk ya da 1 saat kadar önce muz, yulaf, light süt gibi besinler tüketebilirsiniz.

Aynı zamanda spordan önce 500-700 ml kadar su tüketmeniz gerekmekte.

Özellikle kaslarınızı çalıştırdıktan sonra protein ağırlıklı bir öğün kaslarınızın erimemesini sağlayacak. Çünkü çalıştırdığınız kaslarınız besinsiz kaldıklarında erimeye ve yok olmaya başlıyorlar.

Spordan sonra 45 dk içinde yemek yemiş olmanız kaslarınız zayıflamaya başlayacaktır.

1. En kolayı yumurta!

En kolayı yumurta!

Dilerseniz menemen yapın, dilerseniz haşlayıp üzerine baharat dökün ya da fotoğraftaki gibi sebzeli yağsız peynirli bir omlet hazırlayın. Özelikle sabah sporundan sonra oldukça besleyici ve doyurucu olacaktır.

2. Buzdolabından eksik olmayanlar listesi 2 numara: yoğurt.

Buzdolabından eksik olmayanlar listesi 2 numara: yoğurt.

Buzdolabının vazgeçilmezlerinden yoğurt yüksek oranda protein içerir. Spor sonrası yoğurdu dilediğiniz gibi tüketebilirsiniz.

Ben genel olarak evdeki taze otları ve sebzeleri yoğurdun içine doğrayıp salata ya da meze gibi tüketiyorum. Ama spor sonrası canınız tatlı çekiyorsa özellikle kırmızı meyveleri yoğurdun içine koyarak ve az bir miktar bal ekleyerek de tüketebilirsiniz.

3. Miss gibi ayran ya da kefir!

Miss gibi ayran ya da kefir!

Yoğurt yemekten sıkıldıysanız ayran ya da kefir o anlık protein ihtiyacınızı karşılayabilir. Üstelik oldukça doyurucu olan bu iki içecek zamandan kazanmanızı sağlayabilir.

4. Portakal ya da greyfurt suyu

Portakal ya da greyfurt suyu

Narenciyelerden greyfurt ve limon yağ yakıcı ve metabolizma hızlandırıcı besinlerdendir. Ama ikisinin de tadını sevmiyorsanız portakal ile karıştırıp tüketebilirsiniz.

5. Merhaba ben Kinoa!

Merhaba ben Kinoa!

Kinoa yavaş yavaş hayatımıza giren bir besin. Karbonhidrat miktarı oldukça düşük olan bu besin aslında bulgur ya da siyah pirinç gibi yapabileceğiniz salatalarda kullanılabiliyor. Tadı sandığınızdan daha güzel spordan sonra doyurucu ve besleyici olabiliyor.

Kinoa’lı tariflere buradan ulaşabilirsiniz.

6. Ben ekmeksiz yaşayamam diyenlere az ekmekli bol malzemeli bir lezzet.

Ben ekmeksiz yaşayamam diyenlere az ekmekli bol malzemeli bir lezzet.

Sporcuların en yakın arkadaşı ton balığı ile tanışın. Yorgun argın spordan geldiğinizde bir çırpıda hazırlanacak en güzel şey, iki buğday ekmeği arasına yağsız ton balığı ve biraz yeşillik.

Dilerseniz sandviçinizi yağsız peynir ya da tavuk ile hazırlamanız da mümkün.

7. Spor yaptık diye tatlısız mı kalalım yani!

Spor yaptık diye tatlısız mı kalalım yani!

Fıstık ezmesi de metabolizma hızlandırıcı yiyeceklerden. Muz hem besleyici hem doyurucu. Spordan çıktığınızda canınız daha çok tatlı şeyler istiyorsa ta tahıllı bir lavaş arasına biraz fıstık ezmesi biraz muz koyup yiyebilirsiniz. Ya da muz ve fıstık ezmesi ikilisini süt ile birlikte tüketebilirsiniz.

8. Ben balıksız yapamam derseniz spordan sonra en güzeli Somon Izgara

Ben balıksız yapamam derseniz spordan sonra en güzeli Somon Izgara

Somon yağ oranı en düşük ve protein oranı en yüksek besinlerden. Somonun üzerine biraz zeytinyağı, tuz, karabiber ve taze otlardan oluşan bir marine yapıp ızgarada pişirip kendinize kocaman bir öğün yaratabilirsiniz.

9. Çilek severlere müjde!

Çilek severlere müjde!

Dedim ya diyet, spor diye ölecek değiliz işte size spordan sonra yiyebileceğiniz şeyler listesinin en tatlı en güzel yiyeceği. Çok aç değilseniz fazla abartmamak şartıyla çilek yiyebilirsiniz.

10. Ve tabi ki salata!

Ve tabi ki salata!

Spor ve diyetin vazgeçilmez sponsoru taze otlar! Dilerseniz içerisine tahıl koyun dilerseniz ızgara çeşitlerinden. Keyfinize göre hazırlayacağınız çıtır çıtır salata spordan sonra size çok iyi gelecek.

11. Izgara her şey hem güzel hem kolay.

Izgara her şey hem güzel hem kolay.

Ay biz de ızgara mı var demeyin aynısını teflon tavanızda ya da fırınınızda da yapabilirsiniz. Sebzeleri ve tavukları biraz tuz, zeytinyağı, karabiber ve biberiye ile bir sos hazırlayıp pişirin spor sonrası bir ziyafet çekin.

12. Avokado sandığınızdan daha lezzetli bir tercih.

Avokado sandığınızdan daha lezzetli bir tercih.

İşte bir başka spor sonrası uydurmasyon Mignon tarifi. İlk olarak tam tahıllı lavaşı alıp içerisine yağsız peynir ve hindi füme koyup üzerine bol bol karabiber koyuyorsunuz. Ardından fırında 3-5 dk pişirip çıkardığınızda üzerine avokado doğruyorsunuz. Tahmininizden daha doyurucu ve lezzetli oluyor.

Ayrıca avokadoyu limon, zeytinyağı ve tuz ile harmanlayıp salata olarak da tüketebilirsiniz.

13. Kuruyemiş ve kuru meyve!

Kuruyemiş ve kuru meyve!

tüketmeniz televizyon karşısındaki bir şeyler atıştırma ihtiyacınızı giderebilir.

14. Ananasa buzdolabında yer ayırın.

Ananasa buzdolabında yer ayırın.

Ananas şeker ihtiyacınızı büyük ölçüde gideren ve yağ yakımını hızlandıran meyvelerden spor sonrası 1-2 dilim yediğiniz ananas sizi sandığınızdan daha fazla tok tutacak.

15. Tabi ki bütün baklagiller mükemmel ama humusun yeri ayrı!

Tabi ki bütün baklagiller mükemmel ama humusun yeri ayrı!

Protein ihtiyacınızı etten karşılamak istemezseniz sizin için güzel seçeneklerden biri de baklagiller. Humus içlerinde en kolay hazırlanan ve yemesi zevkli olanlardan.

Çeşit çeşit humus tariflerine buradan ulaşabilirsiniz.

16. Bir diğer basit hazırlanan şey de köfte!

Bir diğer basit hazırlanan şey de köfte!

İster etten, ister tavuktan, isterseniz de hindiden köfte hazırlayabilirsiniz. Hatta et sevmeyenler fasulyeden bile köfte hazırlayabilirler.

17. Son meyvemiz de kivi!

Son meyvemiz de kivi!

Yüksek C vitamini oranı ve az miktar da içerdiği şeker ile spor sonrası menüsünün vazgeçilmezlerinden biri de kivi.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Probiyotiklerle tedavi edilen psikolojik hastalıklar

images[1]

Bilimdeki şaşırtıcı yeni gerçeklerden biri de bağırsaklarımızdaki bir takım mikropların sinir sistemimiz üzerindeki etkisi. Bir süredir bilim insanları bir takım bağırsak mikroplarının oluşturduğu birleşimin nasıl olup da sinir sistemimiz üzerinde etkili olduğunun sırrını çözmeye uğraşıyor. Her gün en az 40 bin mikroorganizmanın bağırsaklarımıza girdiğini biliyor muydunuz? Bu mikroorganizmalara probiyotikler deniyor. Probiyotiklerin bir kısmı insanları sağlığa zararlı organizmalardan korurken bir kısmı da, bağışıklık sistemini güçlendirip, sindirim sisteminin işleyişine yardımcı oluyor. Fakat yeni araştırmalar gösteriyor ki bağırsak mikropları sadece sindirim fonksiyonlarında değil aynı zamanda sinir sistemi fonksiyonunda da önemli rol oynuyor. Ve bu mikroorganizmalardan bir tanesi (lactobacillus) sofralarımızın baş dostu yoğurtta bulunuyor.
Probiyotikler insan beyni ve dolayısıyla davranışı üzerinde önemli etki gösteriyor. Özellikle depresyon, anksiyete ve sinirsel bağırsak rahatsızlıklarının tedavisinde. Mide ve bağırsak sorunları genellikle paket program olarak kronik duygusal bozuklukları da beraberinde getiriyor. Ya da tam tersi psikolojik bozukluklar mide -bağırsak rahatsızlıklara neden oluyor. Kısaca yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan pek bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki; o da ninelerimizin altın değerinde gıda diye tavsiye ettiği yoğurdun hakikaten altın değerinde olduğu! Ve bu türlü rahatsızlıkların tedavisinde son derece olumlu etkide bulunduğu…
Bu faydalı mikroplar beyinde serotonin düzeyine etki ederek depresif ruh hali üzerinde olumlu etki gösteriyor. Bilim adamları probiyotiklerin psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde olumlu etkilerini araştırmaya devam ederken, bulgular bu faydalı mikropların stresin cilt üzerinde yaptığı tahribatı iyileştirmede de etkili olduğu yönünde. Probiyotikler saç foliküllerini canlandırıyor ve dökülen saçların yerine yenilerinin çıkmasında da etkili oluyor.
Elma beyinde tahribatı önlüyor
Yapılan araştırmalar uzun bir süre önce elmada bulunan pektin adlı lifin kolesterolü azalttığı ve kan şekeri düzeyini dengelediğini göstermişti. Emory Üniversitesi’nde bir grup araştırmacı elmanın hünerlerinin bu kadarla da kalmadığını ortaya koydu. Araştırma elmada bulunan flavonoid dıhydroxyflavone adlı birleşimin, BDNF (Beyin Kökenli Nörotrofik Faktör) olarak bilinen beyin proteininin işleyişini taklit ettiğini gösteriyor. Bu protein beyinde nöronlarda tahribatı önleyen bir salgı. Bilim adamlarının bir sonraki hedefi bu maddeyi konsantre hale getirip beyni koruyucu ilaç olarak kullanabilmek…
Aytül Farquharson

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BU TESTİ YARIN SABAH UYANDIĞINIZDA MUTLAKA YAPIN!

10624948_342983449200609_3192211753528119787_n[1] 10563164_342983582533929_1844733278240096601_n[1]
YAZIYI SONUNA KADAR OKUYUN!
Bağırsaklarınızın florası ne durumda?
Bağırsaklarınızda CANDIDA (kandida) maya mantarının arttığını basit bir testle anlayabiliriz. Bir bardak içme suyuna sabah aç karnına tükürün ve 15 dakika izleyin. Eğer tükürük suyun üstünde kalıyorsa sağlıklı bağırsak florasına sahipsiniz. Eğer tükürük dibe çöküyorsa, saçak gibi aşağıya iniyorsa, kar yağmış gibi oluyorsa veya suya rakı konmuş gibi bulanıyorsa candida bağırsak floranızı bozmuş demektir. Evdeki herkes testi yapsın..
Bir parça yeseniz bile karnınız şişiyor ve ağrıyorsa, yaptığınız bütün diyetlere rağmen karnınızın şişliğini ve sertliğini gideremiyor, lifli besinler tükettiğiniz halde çoğu zaman kabızlık sorunu yaşıyorsanız, yeme krizlerinize care bulamıyorsanız sebebi büyük ihtimalle candida maya mantarıdır.

Candida mantarları gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürür. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülür. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik ve sertlik oluşur.
“CANDIASIS, 21. yüzyılın insanlara hediye ettiği hastalık!”
Son elli yılda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı ve tetkiklere, testlere bol bol para harcanırken yanlış teşhisler yanlış ilacların kullanılmasına ve çok daha kötü sonuçlara yol açtı. Kimse bağırsaklarından tüm vucuduna geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarı ve onun yol açtığı Candiasis (Kandiyasis) hastalığından şüphelenmedi.
Kandiyasis hastalığı ile mücadele Aşmanya’da son on yılda sağlık bakanlığı politikası haline gelmişken maalesef ülkemizde adını duyan çok az insan var.
Kandiyasis’in sebep olabileceği hastalıklardan obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi. Çocuklarda alerjik hastalıklar, akıntılar, tıkanıklıklar, otizm, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu giderek artıyor.
Yorgunluk, unutkanlık, asabiyet, cinsel isteksizlik, tahammülsüzlük, durumlarında psikyatrlar ilaçlar yazdı, eklem ağrıları ve ödemler için avuç avuç romatizma ilaçları içildi. Zihinsel ve fiziksel performansı artıracak besin takviyelerini kullanmayan kalmadı, cinsel gücü arttırmak için her yol denendi, saç dökülmesi ve cilt sorunları için derkozmetik ve kozmetiğe harcanan parayı biliyorsunuz…
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda varolduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

Peki Kandiyasis nedir?

Bağırsaklarda 100 trilyon bakteri bizimle birlikte yaşar. Normal bağırsak florasında bu bakterilerin %90’ının faydalı bakterilerden olması gerekir. Altta saydığımız nedenlerle yararlı bakteriler azalır, zararlılar çoğalır. Bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla bağırsak florasındaki denge candida (kandida) lehine bozulur.

Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri (kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı katkı maddeleri, ayçiçeği, mısır özü, soya ve margarinlerin omega-3,/omega-6 dengesini bozması, östrojen tedavileri, yanlış diyetler, laksatifler, asitli beslenme sonucu oluşan asidoz, yediğimiz hayvanlar ve bitkilerde kullanılan ilaçlar faydalı bakterilerin azalmasına ve bağırsaklarda kandida mantarı nufüsunun patlamasına yol açtı.

Kısaca gıda ya da ilaç zannederek aldıklarımız, önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu. Bağırsak geçirgenliğini arttırdı, kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri ile birlikte kandida maya mantarı kılcal damarlara kadar ulaştı ve organlarımıza zarar vermeye başladı.
Kısaca nedenleri:
• Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
• Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
• Sezaryen ile yapılan doğumlar.
• Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
• Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
• Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
• Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.

Neden olduğu enfeksiyonlar ve belirtileri:

Sıklıkla şeker hastalarının şikâyetlerine benzer şikâyetlere yol açar.
Enfeksiyonunun klasik bir belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi, karaciğerde bozukluktur. Çünkü mantarlar aynı zamanda alkol de üretir. Bağırsaktaki maya mantarları şekeri alkole dönüştürür. Oluşan alkol, özellikle karaciğer için çok toksiktir
Mantar enfeksiyonu olan birçok kişi eklem ve kas ağrılarından yakınır. Bu şikâyetler muhtemelen mantarların çoğalması sırasındaki metabolizma ürünlerine bağlıdır. Bu durumda uygulanan romatizma tedavisinin yararı olmaz.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan birçok kişide sürekli olarak burun ve sinüs mukozasında şişme ve tıkanıklık olur. Bağırsak mukozalarında mantarların yaptığı tahriş, diğer mukozalara da (doğrudan mantar enfeksiyonu olmaksızın) yansır.
• GAz/şişkinlik
• Kabızlık ya da ishal
• Kolit
• Makatta kaşıntı ve kızarıklık, hemeroid
• Adrenal/Tiroid yetmezliği
• Mide yaraları
• Ruhsal ve fiziksel yorgunluk görülür.
• Uyuşukluk/tembellik
• Allerjiler
• Uykusuzluk
• Düşük kan şekeri
• Mide yanması
• İntihar eğilimleri
• Bağırsak ağrıları
• Anti-sosyal davranışlar
• Ağız kokusu ve mide ağrısı
• Pamukçuk
• Kuru ağız
• Parmak/ayak tırnağı mantarı
• Akne ya da pul pul dökülen cilt
• Üşüme/ titreme
• Kimyasallara hassasiyet
• Dişlerde pas benzeri tabaka ve dilde beyazımsı bir görüntü
• Açlık hissi ve aşırı derecede tatlı yeme isteği.
• Burun tıkanıklığı ve nefes darlığı
• Kulaklarda iltihaplanma ve kulak çevresinde kaşıntı, çınlama
• Sırt, ense ve omuz ağrısı
• Eklemler ağrıları, eklemde şişmeler
• Ciltte sivilce, akne, kızarıklık, kaşıntı, saç dökülmesi
• Küf benzeri koku
• Şeker ihtiyacını karşılamak için, aşırı derecede yemek yemek ve ayrıca candidanın ürettiği aside bloke etmek için yağ hücrelerinin çoğalması bölgesel yağlanmaya, kilo artışı, obezite
• Gözlerin önünde noktaların uçuşması gibi görme bozuklukları, yaşarma, yanma..
• Şiş gözler
• Hormonal dengesizlik
• Kronik vajina ve mesane iltihabı
• Konsantrasyon bozukluğun ve hafıza zayıflığı
• Alkol içilmese de alkol kokan nefes
• Aşırı yorgunluk , bitkin, tükenmiş hissetmek.
• Depresyon,
• Uyuşukluk, yanma, karıncalanma, hissizlik
• Kas ağrıları, Kas güçsüzlüğü, uyuşma
• Eklemlerde ağrı, şişme, artrit, artroz
• Karın bölgesinde ağrı
• Kabızlık, ishal, rahatsız edici gaz
• Sorunlu vajinal akıntı, vajinal yanma ya da kaşıntı
• Prostatitis
• Iktidarsızlık
• Cinsel arzu kaybı
• Endometriosis
• Kramp ve regl düzensizlikleri, regl öncesi aşırı gerginlik
• Uykulu olma hissi, koordinasyon bozukluğu
• Sık ruh hali değişimleri
• Huysuzluk ya da çok sinirli olmak
• Konsantre olamamak
• Baş ağrısı
• Sersemlik, denge kaybı
• Kulakların üstünde basınç, şişkinlik ya da karıncalanma hissi.
• Kaşıntı ve kızarıklıklar
• Mide ekşimesinden dolayı boğazda yanma
• Sindirimsizlik, geğirme ve bağırsaklarda gaz
• Dışkıda sümüksü madda
• Dışkının çok kuru ve küçük parçalar halinde olması
• Hemoroit
• Ağız kuruluğu, ağızda kızarıklık ya da kabarcık
• İdrar yaparken yanma
• Postnasal akıntı
• Göğüste ağrı ya da gerginlik
• Nefes darlığı hırıltı
• Öksürük
• Sık ya da acil idrara çıkma ihtiyacı, idrar yaparken yanma

Vucudu nasıl ele geçirir?

Candida maya mantarlarının oksijene gereksinimleri yoktur. Bu bakımdan ideal yerleşim yerleri ince bağırsaklardır. Burada mantarlar her zaman bol miktarlarda bulunan besin içerisinde yüzerler. İlk önce kendileri en önemli besin maddelerini alırlar. Artıkları asalak oldukları kişiye bırakırlar. Yani yaşadıkları vucudu asalak (çürükçül) hale getirirler.

Eğer vücut bağışıklık sistemi güçlü değilse ve bağırsakta beslenmeleri yeterli olmazsa, mantarlar bağırsak duvarının derin tabakalarına kadar iner, kan damarları içine kadar girerler. Böylece dolaşımla tüm vucuda ve her organa yayılırlar. Burada kandaki şeker ile beslenirler.

Mantarların kurnazca uyguladıkları bir yöntem, dış görünüşlerini insan bağışıklık sisteminin yabancı kabul etmeyeceği bir biçime sokabilmeleridir. Böylece bağışıklık sistemi mantarları kendi öz hücreleri sanır ve bunlarla mücadele etmez. Ayrıca candidas maya mantarları mide asidine de dayanıklıdır.

Beyaz şeker ve beyaz unla beslenen mantarlar, oldukça hızlı çoğalırlar. Zaten candida mantarının çoğaldığı ve bğırsak flolasının bozulduğuna dair en net belirti tatlı besinlere karşı bağımlılıktır. Bu mantarların yararı olmadığı gibi, insanları ölüme götürecek özellikleri yoktur. Yaşamlarını sürdükleri ortamı korumak istediklerinden, kişilerin zarar görmesini istemezler. Yavaş bir şekilde geliştiklerinden, genelde çoğalma yapmazlar. Çoğalma gösterdiklerinde ise, vücutta bulunan yararlı bakterilerin azalmasına sebep olurlar. Mantarlar alkol ve çeşitli kimyasal toksinler üretirler. Bu maddeler kana karışarak, temizlenmek üzere karaciğere giderler. Karaciğer bunların temizlik aşamasında daha fazla efor sarf eder. Temizlenmemiş kimyasal maddeler baş ağrısı, kronik yorgunluk, eklem ağrıları gibi farklı şikayetlere neden olurlar. Bağışıklık sistemi zayıflar ve beden alerjik tepkiler vermeye başlar. Bunun sonucunda kişilerde akne, egzama, astım gibi rahatsızlıklar gelişir.

Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler nedeniyle vücudun pH değerini bozar, asidoza sebep olur. Kanın hafif bazik pH=7,40 değerinde % 0,2 bir asitlenme dahi hayati tehlikeye sebep olur. Asit minerallerle asidik baz’a (curuf) dönüştürülerek vücudun zayıf noktalarına depolanır. Depolanan bu curufa önce ölü mikroplar ve hücreler yapışarak büyür ve sonra içerisine canlı mikroplar yerleşir ve toksik madde üreten merkezler oluşur. Sadece mantarlar değil, tatlı, hamurlu (beyaz un mamüleri), şarkuteri (sucuk, salam, sosis), çay, kahve, kola ve katkı maddesi içeren hazır yiyecek ve içecekler ve de fastfood asidoza sebep olur. Bozulan pH dengesini sağlamak için alkali beslenme önerilir. Asitli ortam (asidoz) bağışıklık sisteminin zayıflaması ve mikropların çoğalması ve hastalıkların tedavi edilemez bir hal alması demektir.
Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle barsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor. Siroz tehlikesi var.

Asetaldehid; kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücrelerarası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor.

Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor.

Kandida, barsak geçirgenliğini arttırarak (Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor.

Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler.

Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık gelişim süreci daha da hızlanır.

Barsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması sonucu gelişen yakınmalar, 50’ye yakın madde halinde sıralanabilir. Kısaca; beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-barsak sistemini bozarak İBS( spastik kolon, kolit), distansiyon(karında şişlik), kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzema, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü allerjik yakınmalar.

Bilindiği gibi kaşıntı, kurdeşen, polen, ve besin alerjisi, akne, sedef, ekzema vb. deri hastalıkları, nefes darlığı, astım, faranjit, behçet, romatizma, ankilozan spondilit, saçkıran, kabızlık, ishal, kolit vb. mide bağırsak rahatszılıklarının ana sebebi mantarlardır. Hatta kanserin sebebinin de mantarlar olduğunu onkolog Dr. Simoncini ispatlamış ve yıllardır tedavi edilemeyen kanser hastalarını 3-4 günde tedavi etmiş ve 100 yıldır kanser üzerine yazılıp çizilenlerin mesnetsiz olduğunu belgelemiştir.Peki mantarlar bu kadar çok hastalığa sebep oluyorda neden teşhis ve tedavi edilemiyor, çünkü tahlillerde mantar görünmüyor. Doktorlar da herhangi bir bakteri, virüs veya mantar yok o halde sizin rahatsızlığınız tamamen piskolojik nedenlerden kaynaklanıyor, bunun sebebi ailevi, stres, depresyon vs diyebiliyorlar. Bu sebeple antidepresan kullanan pek çok insan var.

Bağırsak mantarı tedavisi nasıl yapılır?
Unutmayın ki kandidadan kurtulmak zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte beslenme kurallarına uymanız ve sabırlı olmanız gerekir. Hücrelerinize kadar yerleşmiş ve yaşam formunu oluşturmuş kandidadan bir ilaçla iki günde kurtulmak mümkün değildir. Önce bozulmuş olan bağırsak florasını, kan Ph değerini düzeltmeniz, faydalı bakterileri çoğaltmanız, toksinlerden kurtulmanız , zarar görmüş bağırsak çeperini onarmanız ve candida oranını kontrol altına almanız gerekir. Kandidanın artıklarıyla beslenen ve verdiği zararlarla yaşayan vucudunuzu sağlıklı hale getirmeniz ve bunu devam ettirebiliyor olmanız gerekir.

Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet (şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.

Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.

Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu gözardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol(arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir. Ancak rutin laboratuvar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.

Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.
Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.

Kandida tedavisinde ilk hedef, beslenme tarzını değiştirmek olmalıdır. Rafine ya da sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolu ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir.
Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin barsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Önceki yazılarımda da sıklıkla kaynak gösterdiğim bir yayında, son 10 yıl içinde şeker ve unlu mamüllerin diyetten çıkartılması ve yağ oranlarının arttırılmasıyla ilgili yapılan yayınların gözden geçirildiği makalede; beyin, kalp ve diğer hastalıklarda belirgin düzelmenin olduğu saptanmıştı. Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.

Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamüller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kurumeyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı, süt ürünleri kullanımı kısıtlanmalıdır.

Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.

Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.

Uygun beslenme ile önce kandidanın çoğalması önlenilmeli ve ardından bir doktora danışılarak mantar tedavisi için önerilen mantar ilacı kullanılmalıdır (kendi başınıza almayın).

Normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır.

Haftada bir kez tükrük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.

Beslenme kurallarına dikkat etmek, bol su içmek, ilaç ve besin takviyelerinin draje formatında alınması, bitkisel formüller ve yaşam şeklini tedaviye gore şekillendirmek, detoks ile arınma.. Bunların hepsine dikkat etmek kandida mantarından kurtulmanızı ve süresini etkileyecektir.

Öncelikle kendinize bir kandida diyeti hazırlayın. Bu diyette yiyebileceğiniz besinleri listeleyin. Asla yememeniz gerekenler listesi de yapın. Açlık ve şeker krizlerini bastıracak alternatif çözümler bulun (tarçın serpilmiş yogurt, kefir, şekersiz prebiyotik tozlar, ürünler, bitkisel çaylar vs)

Alkali beslenmeye ve kanın Ph’sını dengede tutmaya özen gösterin. Tedavi süresince şeker ihtiva eden her şey ve beyaz un kesinlikle çıkartılmalıdır.

Kontrolsüz olarak ilaç kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle antibiyotikler, hormon ilaçları ve kortizon ilaçlarının kullanımına dikkat etmek gerekir.

Bağırsaklardaki mantarları besleyecek mayalı ve şekerli ürünleri kullanmamak gerekir. Şekerli ürünler sadece baklava, çikolata, dondurma değildir; kavun, karpuz, üzüm ve tüm kuru meyveler de tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.

Alkol ve sigara kullanmaktan sakınmak gerekir.

Üzerinde küf barındırabilecek olan kuru yemişler, eski peynirler tüketilmemelidir.

Bağırsak florasının dengesini sağlamak için, yoğurt, kefir prebiyotikler tüketilmelidir.

Vücuttaki toksinlerden kurtulmak için, bol miktarda su içilmelidir.
Asitli gıdalardan sakınmak, peynir ve et tüketimini azaltmak ve şarküteri tüketmemek gerekir. Bağırsak florasını düzenlemeye faydası olan sakatat tüketimine yer verin. Tabi yediğiniz etlerinde candida mantarı etkisinde olmaması gerekir. Hayvanların doğal ortamda yetişmiş olması, antibiyotikler verilmemiş olması gerekir. Bu açıdan keçi eti ve ürünleri tavsiye edilir. Tavuk yerine balık özellikle somon (ızgara, buharda, çorbası yapılarak) tüketilmelidir.
Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir. Yatmadan 2-3 saat öncesine kadar bir şey yemeyin, bitki çayları içebilirsiniz.

Fermente gıdaları bol miktarda tüket: Kefir (günde 1-2 bardak) ve prebiyotikler faydalı bakterilerin kağnağıdır. Boza, şalgam, meyankökü, şalgam, evde yapılan turşular (özellikle lahana turşusu;lahana turşusu ve suyunda bulunan bir maddenin kanseri önlediği konusunda çalışmalar var.)

Sarmısak, soğan, taze kekik, tarhutotu, fesleğen, çörekotu, çemen, toz zencefil bağırsak florasını düzenleyen bitkilerdir.

Kaşar peyniri, Hollanda peyniri, ev yapımı peynirler ve beklemiş peynirlerden bir sure uzak durun. Süt ve süt ürünlerini minimum indirin, hatta tüketmeyin.

Her öğünde bol miktarda yeşil sebzeler ve otları çiğ veye pişmiş (bakteriyel flora, proteinlerin hazmı ve bağırsak kimyasının düzenlenmesi, ayrıca bitkisel besin yoğunluğunu arttırmak için) yiyin.

Kekik, ekinezya, mate, taheebo çaylarından gün boyu istediğiniz kadar için.

Alkali beslenme ve candida diyetleri hakkında bilgi edinin. Bağırsak florası ne kadar asitli olursa o kadar mantar ve zararlı bakteriler artar.

Beslenmede iyi yağları arttır: zeytinyağı, tereyağı, ve özellikle Hindistan cevizi yağı (günde bir çorba kaşığı) ve avakado tüketin.

Ayrıca kan şekerini dengelemek ve insülin metabolizmasını dengeleyerek hormonal ve bağışıklık sistemlerine desteği arttırmak için öğün aralarında ve geceleri atıştırmayı kesin ve ara öğünleri minimize edin.

Tedavi sırasında kandida yok olurken bazı semptomlarla karşılaşılabilir. Maya organizması candida içlerinde zehir (toksin) taşır. Yok olurlarken zarları yırtılır ve toksinler sisteme yayılır. Bu aşamada kendinizi iyi hissetmezsiniz. Bu toksinler bağışıklık sisteminizi daha da zayıflatabilir; enfeksiyon, allerji, kronik hastalıklar ve aşırı yorgun olma hissi ortaya çıkar. Bunlar aslında iyileşme krizleridir. Sakın vazgeçmeyin!

Bu sırada bağışıklığınızı destekleyecek doğal takviyelere devam edin.

Kandida mantarının ölümünü takiben bu toksinleri atmak için detoks yapılmalıdır. Karaciğer, böbrek ve bağırsakların temizlenmesine yardım edecek vitamin ve mineral kombinasyonlarının bitkilerle birlikte kullanıldığı bir program uygun olur. Temizlik ve detaks işleminin ardından vucuda faydalı bakterileri yenilemek gerekir.
Bağışıklığı arttıran multi-vitaminler ve germanium minerali ile omega3 kullanılmalıdır. Antioksidan, beta karoten, B vitamin olan biotin iyi gelir. Kandidanın bağırsakta yarattığı hasarı gidermek gerekir. Besinler iyi absorbe edilemez. Bu yüzden manganez, çinko, potasyum, selenium, silis, bor, molibden, bakır mineralleri diyete eklenmelidir.

KANDİDE DİYETİ İÇİN ALIŞVERİŞ LİSTESİ

ET
• Sığır
• Keçi eti
• Sakatat

KANATLI
• Tavuk organik
• Kaz
• Hindi
• Devekuşu
• Ördek
• Bıldırcın
• Sülün

BALIK VE DENİZ ÜRÜNLERİ
• Hamsi
• Kabuklu deniz ürünleri
• Sockeye Somon

HUBUBAT
• Amaranth
• Karabuğday
• Darı
• Yulaf Kepeği
• Kinoa
• Kahverengi pirinç

ÇEKİRDEK VE KURUYEMİŞ
• Badem
• Kestane
• Keten Tohumu
• Fındık
• Macadamia fındığı
• Çam Kuruyemiş
• Kabak Çekirdeği
• Ayçekirdeği
• Ceviz

SEBZELER
• Enginar
• Kuşkonmaz
• Avokado
• Brokoli
• Brüksel Lahanası
• Lahana
• Havuç
• Karnabahar
• Kereviz
• Pazı
• Hindiba
• Taze soğan
• Karalahana
• Salatalık
• Patlıcan
• Hindiba
• Sarımsak
• Yeşil Soğan
• Kale
• Kim Chi (mayalanmış kırmızıbiber ve sebzelerden özellikle çin lahanasından yapılan, geleneksel bir Kore yemeği )
• Pırasa
• Marul
• Bamya
• Zeytin
• Soğan
• Turp
• Rutabaga (bir tür şalgam)
• Lahana turşusu
• Yosun
• Kar Bezelyesi
• Ispanak
• Pazı
• Tomatillos (yeşil meksika domatesi)
• Domates
• Şalgam Yeşiller
• Şalgam
• Taze zencefil
• Kabak
• Kohlrabi
• Dereotu

CANLI KÜLTÜRLER
• Yoğurt (ev yapımı ya da organic, sade, şekersiz)
• Probiyotikler
• Kefir

SÜT
• Yumurta
• Badem Sütü (tatlandırılmamış)
• Coconut Milk (tatlandırılmamış)
• Hindistan cevizi Krem

YAĞLAR
• Tereyağ
• Zeytinyağ sızma

MEYVE
• Kayısı
• Böğürtlen
• Kızılcık
• Kivi
• Limon
• Yeşil limon
• Kavun
• Şeftali
• Erikler
• Çilek

BAHARATLAR
• Tarçın
• Karanfil
• Kekik
• Toz zencefil
• Çörekotu
• Zerdeçal
• Kimyon
• Tarhun
• Kişniş
• Rezene

ÇAYLAR
• Ekinezya
• Mate
• Isırganotu
• Dereotu
• Rezene

ASLA ALMAYIN YEMEYİN
• Şekerler
• Ayçiçeği ve mısırözü yağları
• Bal / Şurup
• Çikolata
• Meyveler
• İşlenmiş Gıda
• Deniz
• Sirke
• Maya
• Peynir
• Süt
• Krema
• Alkol
• Kafein
• Baklagiller
• Fasulye
• Fıstık
• Kaju
• Soya
• Mantarlar
• Salata sosları
• Ketçap
• Hardal
• Mayonez
• Buğday
• Çavdar
• Arpa
• Yulaf
• Kılçıksız buğday
• Mısır
• Patates
• Havuç
• Pancar
• Bezelye
• Kabak
• Karpuz
• Üzüm
• Kavun
• Kahve, siyah çay (çok içilirse faydalı bakterileri öldürüyor)
• Mayalar
• Mayalı yiyecek ve içecekler
• Mantarlar
• Glutenli yiyecekler

kaynak: Esin Bozdoğangil

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 24 Comments »

KEFİR İLE YOĞURT ARASINDAKİ FARKLAR!

11898754_766506620125737_4905659395335073504_n[1]

Ev yapımı yoğurt mutfağımızın vazgeçilmezlerindendir. Pek çok yemek ve salata tarifinde yoğurt bulunmaktadır. Ancak Dünya’da probiyotiklerin önemi anlaşıldıkça son okuduğumuz kitap ve makalelerde kefirin daha zengin probiyotik ve prebiyotik içeriğiyle ön plana çıktığını gördük.

Biz daha önce iki defa kefir yapma girişiminde bulunduk ama daneleri maalesef yaşatamadığımız için kefir sevdasından vaz geçmiştik ta ki Sevdanem ile tanışıncaya kadar. Bugün ilk defa kefir içtik ve tadını da beğendik. Sanırım bundan sonra her gün bir litreye yakın kefir içeceğiz.

Tabii ki yoğurt yapımımız devam edecek ama yaptığımız yoğurtlarda da probiyotik + prebiyotik takviyesi kullanmaya başladık. Çünkü hangi soruna baksak altından bağırsak floramızdaki probiyotik dengesinin bozulması çıkıyor.

Kefir konusunu biz daha yeni yeni öğreniyoruz. Prof. Dr. Zeynep Banu Güzel Seydim’e yoğurt ile kefir arasındaki farkları sorduk. O da bize aşağıdaki metni gönderdi. Biz de bu metne istinaden bu tabloyu ve fotoğrafı yaptık.

Şimdi Zeynep Hocanın yazısını hep birlikte okuyalım.

“Yoğurt ve Kefir Arasındaki Önemli Farklılıklar:

1. Probiyotik İçerik: Doğal kefir mayasından üretilen kefirde çok çeşitli ve yüksek sayıda mikroorganizma bulunur. Bilimsel araştırmalarda kefir danesinde tespit edilenler:

Doğal Kefir Tipik Bakterileri: Lactobacillus kefir, Lactobacillus kefiranofaciens, Lactobacillus kefirgranum.

Tespit Edilmiş Diğer Önemli Mikroflora: Lactobacillus brevis,Lactobacillus plantarum, Lactobacillus helveticus, Lactobacillusacidophilus, Lactobacillus delbrueckii, Lactobacillus rhamnosus,Lactobacillus casei, Lactobacillus paracasei, Lactobacillus fructivorans,Lactobacillus hilgardii, Lactobacillus gasseri, Lactobacillus fermentum,Lactococcus lactis subsp. lactis, Leuconostoc mesenteroides, Lc. lactissubsp. lactis biovar. diacetylactis, Streptococcus salivarius subsp. thermophilus, Acetobacter aceti, Saccharomyces cerevisiae, Kluyveromyces lactis, Kluyveromyces marxianus

Yoğurt içeriğinde normal olarak sadece iki çeşit Streptococcus salivarius subsp. thermophilus ve Lactobacillus bulgaricus bulunur. Doğal kefirin probiyotik özelliği yoğurttan daha yüksektir. Uluslararası yapılan çalışmalarda da kefirde bulunun mikroflorada önemli probiyotikler olduğu ayrıca sağlık etkilerinin önemi güncel yayınlarla da vurgulanmaktadır. Doğal probiyotikler bağırsaklarda yerleşerek sindirim sisteminin sağlığının korunmasından/iyileştirilmesinden, bağışıklık sisteminin güçlenmesine, alerji düzeyinin azalmasından, zihin sağlığının olumlu etkilenmesine kadar etki etmektedir.

2. Prebiyotik İçerik: Kefir içeriğinde doğal prebiyotikolarak mikroorganizmaların sentezlediği polisakkaritler ve kefiran bulunur. Yoğurdun prebiyotik içeriği kefir kadar yüksek değildir.Prebiyotikler, bağırsaklarda seçici olarak probiyotiklerin gelişimini teşvik eder.

3. Besleyici Değer: Yoğurt yapılırken sütün kuru maddesini yükseltmek amacıyla daha konsantre edilir yani fazla suyu uzaklaştırılır. Sütün kuru madde içeriği %12 (süt %88-89 su içerir)civarındayken, tekstürün iyi olabilmesi için yoğurt sütünün kuru maddesi %15 civarına ulaştırılır. Kefir üretiminde ise böyle bir kuru madde fazlalığına gereksinim yoktur.
Bundan dolayı protein, kalsiyum gibi süt bileşenleri içeriği yoğurtta kefire göre nispeten daha yüksektir. Aynı miktarların vereceği enerji değerleri de farklıdır, yoğurt daha yüksek kilokalori sağlayacaktır.

4. Sütte önemli miktarda bulunan Riboflavin ve Vitamin B12 kefirde ve yoğurtta bulunur; kefirin mikroflora yüksekliğinden dolayı Vitamin K2 yoğurda göre daha yüksek içeriktedir.

5. Kefir, yoğurttan farklı olarak mikroflora avantajıyla birçok bakteriyel sentezlenen enzimleri bulundurur; bundan dolayı hem genel olarak gıdaların daha rahatsindirimine destek olabilmekte hem de bu özelliğiyle laktoz intolerans bireylerde olumlu faydalar sağlamaktadır.”

Prof. Dr. Zeynep Banu Güzel Seydim

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası Fatoş Pabuççu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hücreleri İncir İle Yenileyin…!

11231691_489093967923887_4550149688672117872_n[2]

İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besin. İncir, diğer meyvelerle karşılaştırıldığı zaman kalsiyum, bakır, magnezyum, potasyum ve kükürt bakımından birinci sırada yer alıyor.

Tazesinin yaz aylarında, kurusunun ise her zaman bulunabileceği incir, özellikle sindirim sistemi için çok faydalı bir meyvedir.

İncirin, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir, ayrıca incir, lif deposudur ve gut hastalığını iyileştirici bir enzim olan fisin içerir. Çok hafif bağırsak çalıştırıcı özelliği olduğu da bilinmektedir. İncirin anti-kanserojenik etkisi üzerinde de çalışmalar bulunmaktadır.

Japonya’da yapılan bir araştırmanın deri altında tümör geliştirilmiş farelere enjekte edilen incir özünün, tümörleri 11 günde yüzde 39 oranında küçülttüğünün tespit edildiği, ayrıca kemik sağlığı, kan pıhtılaşması ve sağlıklı sinir sistemi için gerekli kalsiyumun en yoğun bitkisel kaynağı olduğu bilinmektedir. Anında enerji sağladığı ve krampları engellediği için sporcular için oldukça faydalı bir besindir. Özellikle kuru incir, demir ve potasyum açısından besin değeri yüksek bir meyvedir.

İncirin, içerdiği bazı asidler dolayısıyla doğal bir sakinleştirici özelliği taşımaktadır. Besin değeri yüksek bir ürün olan kuru incir, kolay sindirilebilen fruktoz ve glikoz içerir. Protein miktarı birçok kuru meyvenin iki katından daha fazladır. Diğer meyvelerle karşılaştırıldığı zaman kalsiyum, bakır, magnezyum, potasyum ve kükürt bakımından birinci, enerji, pantotenik asit, riboflavin, tiamin ve piridoksin bakımından ikinci sırayı aldığı görülmektedir. İncir, içeriğindeki pektin nedeniyle, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi gibi yararlar sağlamaktadır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SAĞLIKLI BİR BEDEN İÇİN EN ÖNEMLİ ŞEY PH DENGESİ.

11900064_411394325723529_5740983142754535296_n[1]
Bedenimizin fonksiyonları en iyi ph değeri alkali (bazik) olduğu zaman çalışıyor.Pişmiş yemekler ve bir çok ambalajlı gıdanın alkali değeri düşük,asiditesi yüksektir.
Bu sebepten besinleri hiç işleme tabi olmadan tüketmeye çalışalım.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zamanı Olanlar Okusun Lütfen, Kansere Karşı Alınabilecek Önlemler…

11836916_10200675029873406_1734026046059373351_n[1]

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.
1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini,
yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.

Bu, o kadar önemli bir buluştur ki,
Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.

Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun,
oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?

Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon)
süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..

Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.

Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan
değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi
mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.

Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.
Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.

Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle
bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle
ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.

Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran
hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.

İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.

Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine
“Sağlığa zararlıdır.Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin
konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri
nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.

(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına
yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.
1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda
100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.
Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin.

* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)

* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).

* Stresten uzak durun.

* İyi uyuyun.

* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!

* Alkol kullanmayın.

* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!

* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?

kaynak: Gülistan İnal

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaparinin MS Hastalığında Yüzde 80 Çare Olduğu Saptandı

11053409_469969809836303_2917397446318049049_n[1]
Türkiye’de yetişmesine rağmen çok fazla bilinmeyen kapari bitkisinin, Multipl Skleroz (MS) hastalarına çare olduğu bildirildi.
Pamukkale Üniversitesi(PAÜ) tarafından yapılan çalışmalarda, konsantre kapari çayı verilen MS hastası farelerin yüzde 80 oranında iyileştirildiği belirlendi. MS hastalığı, beyindeki ve omurilikteki sinirlerin yıpranması ve bozulmasıyla ortaya çıkan, görmede bulanıklık, geçici görme kaybı, kolda veya bacakta güçsüzlük, yürüyüşte dengesizlik, ellerde titreme, konuşmada bozukluk gibi belirtiler gösteren, bağışıklık sisteminden kaynaklanan ve doğrudan merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık. PAÜ Fen Edebiyat Fakültesi Genel Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alaattin Şen, MS hastalığının tedavisinde kapari bitkisinden yararlanabilme yönündeki çalışmayı 1,5 yıldır yürüttüklerini söyledi.
Kapari ürünlerini kullanan hastalarla da temasa geçtiklerini anlatan Şen, çalışmanın ilerleyen bölümünde fareler üzerinde deney yaptıklarını söyledi.
‘FARELER MS’DEN KURTULDU’
Geliştiren ve üretilen ürünlerin deney sonuçlarını aylık takip eden Prof. Dr. Şen ve ekibi, MS’li farelerin hastalıktan kurtulduğu sonucuna vardı. Deneylerde elde edilen sonucun MS hastaları için çok olumlu olduğunu vurgulayan Şen, “MS hastalığında kullanılan ilaçlar var ama daha çok hastalığın ilerlemesini durdurmak ve hastaları bir nevi rahatlatmak için. Çünkü MS hastalığının dünyada bilinen bir tedavisi yok. MS tedavisi için çok büyük ümit vadeden bir çalışma yürüttüğümüze inanıyoruz.” dedi.
‘TEDAVİ BEKLEYEN 40 BİN HASTA VAR’
MS hastalığının sebebi ve kesin tedavisi bilinmezken Türkiye’de yaklaşık 40 bin hasta olduğu tahmin ediliyor. Pizzaya tat vermesi amacıyla kullanılan kapari, yapılan araştırmalar sonucu tedavi bekleyen MS hastalarına umut oluyor. Kapari ürünleri üreten Burdurlu Murat Mıhladız, birçok MS hastasının bu bitki sayesinde sağlığına kavuştuğunu belirtti.
MS hastalığıyla 15 yıl mücadele ettiğini belirten Aysun Tok, kapari kullanarak şifa bulduğunu belirtti.
Hastalığın başlamasıyla ilaç tedavisine başladığını belirten Tok, “İlaç tedavisi fayda vermedi. Sonra kapariyi duyduk. Kapari salamurası, karpuzu ve çayını kullanmaya başladım. Hastalığın yavaş yavaş azaldığını fark ettim. Şuan hiçbir etki kalmadı. MS hastalarına tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı

kaynak: herşeyden önce sağlık facebook sayfası

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 19 Comments »

Uyku sorunu çekenlerlere bitkisel tarifler…

Uyku-Sorununa-Bitkisel-cozum-Papatya-cayi-880x320[1]

Suna Dumankaya, rahat bir uyku uyuyabilmek için papatyalı çayı tavsiye ediyor…

Hafif ve orta dereceli uykusuzluk sorunları, kasları rahatlatan ve sinirleri sakinleştiren bitkisel çaylar ile hafifletmek mümkün. Bu çaylar bunun yanı sıra daha kaliteli ve derin bir uyku sağlayarak gün içerisinde enerjinizin yüksek kalmasını sağlamaktadır.

Sakinleştirici etkisi bulunan papatya, sarı kantaron, kediotu, şerbetçiotu gibi bitkilerden elde edilen çayları içerken dikkat edilmesi gereken nokta aşırıya kaçmamak ve bilhassa depresyon, uyku ilaçları ile beraber kullanmadan önce hekime danışmaktır.

Eğer bu çayları gereğinden çok içerseniz gece uykunuz bölünebilir. Uykuya geçişi kolaylaştıran bitki çaylarını yatağa gitmeden 1 saat kadar önce içmeniz gerekir.

Papatya Çayı

Uykusuzluk için Türkiye’de en fazla tüketilen çaylar arasında bulunan papatya çayı hazmı kolaylaştırır, kas spazmlarını hafifletir, ağrı kesici ve antiseptiktir. Hafif dereceli uyku problemleri için olabildiğince etkili olan papatya çayı eşit oranlarda şerbetçiotu bitkisiyle karıştırılabilir.

Papatya çayının Tarifi;

Malzemeler;  1 tatlı kaşığı papatya ve 500 ml kadar su

Nasıl Yapılır; Su iyice kaynatılır. Papatyalar kaynamış suya eklenir ve çay gibi demlenmesi sağlanır. 6-10 dakika kadar demlenmesinin ardından afiyetle içilir.

Papatya Çayına Alternatif Olarak

Uykusuzluk ve Rahatlatıcı Kür

1 çorba kaşığı kafuru,
1 kahve fincanı deniz tuzu,
4 yemek kaşığı susam yağı,
1 limonun suyuyla karıştırın.

Yukarıdaki karışımı 1 kova sıcak suyun içerisine koyun. Ayaklarınızı ortalama 15 dakika süresince bu suyun içinde bekletin. Kuruladıktan sonra, evin içerisinde 2-3 tur atarak ayaklarınızı hareket ettirin. Siz değerli Bilgi Doktoru okurlarıma bu benzersiz formülden haftada 2 sefer yapmanızı öneririm.

kaynak: bilgi doktoru

Ayrıca yıkanmadan önce ılık suyla yıkanmak ve nefes çalışması yapmak da çok etkili oluyor Anette

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocuklarınıza Meyveli Yoğurt Aldığınızda İçinde Meyve Değil Meyve Resmi Var…

safe_image[2]

Çocuklarına Türk Pediatri Kurumu tarafından da tavsiye edilen markette satılan meyve yoğurt yediren ve böylece onları hem meyve hem yoğurtla beslediklerini sanan anneler yanılıyor.

Haber, Almanya’ nın meşhur dergisi Stern’ den (1):

“Tüketiciler meyveli yoğurtlara çok dikkat etmeliler: Yoğurt kutusun üzerinde meyveler olabilir ama genellikle içinde meyve yoktur. Ve aroması da mutlaka paket üzerinde resmedilen meyveden kaynaklanmak zorunda değildir.

Çünkü “tabii” diye nitelendirilen aromaların ürünün paketinin üzerinde resmi olan meyveden değil, tabii hammaddelerden elde edilmesi yeterlidir.

Mesela, yoğurtta çilek resmi varsa, bu aramanın çiçekten elde edildiğini göstermez, sadece tadının çilek gibi olduğu manasına gelir.

Meyveli yoğurtlarda genellikle çok az meyve bulunur. Böyle olunca da o yoğurttan çilek tadı hissetmek mümkün olmaz. Çilekli yoğurdun  çilek tadı verebilmesi için aromalardan faydalanılır.

Size bir örnek verelim: 6 sente 100 kilo yoğurda ahududu tadı kazandırılabilir; oysa bu iş gerçek ahududu ile yapılmaya kalkıldığında 30 Euro harcanması icap eder.

Kaynak: stern dergisi

Alınan sayfa: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Domates Detoksu ile Vücudunuzu Yenileyin!

Domates Detoksu ile vücudunuzu yenilemeye ne dersiniz? Özellikle de uyku düzenine dikkat etmeyen, sigara ve alkol tüketen, sürekli hayvansal gıdalarla beslenen ve kimyasal ilaç kullanan kişilerin domates detoksu yapması doktorlar tarafından tavsiye ediliyor.

Meyve ve sebzeyi az tüketip, stresli ve gergin günler geçirenleri rahatlatan ve vücudu tazeleyen domates detoksu nasıl yapılır bu yazımızda sizlere bundan bahsedeceğim.

Detoks Nedir?

Detoks, kısaca vücudun kendi kendini onararak yenilemesi demektir. Detoks, hücrelerin normal çalışmalarına engel olan toksinlerin vücuttan atılmasını sağlayan bir sistemdir.

Detoksun Faydaları Nelerdir?

Detoks ile organların fonksiyonlarının tam kapasite ile çalışması ve performansının arttırılması sağlanır. Yani sağlığımızın devamı sağlanmış olur. Sizde domates detoksu yaparak vücudunuzu yenileyebilirsiniz.

Domates Detoksu

Domates Detoksu Tarifi

Malzemeler:

  • 2 tane dilimlenmiş domates
  • Yarım küp şeklinde doğranmış soğan
  • 1 tane 4 parçaya bölünmüş ve soyulmuş limon
  • 1 çay kaşığı toz veya rendelenmiş zencefil
  • 1 tane soyulmuş sarımsak

Domates Detoksu Hazırlanışı:

  1. Domates, soğan, limon, zencefil ve sarımsağı meyve sıkacağından geçirin.
  2. Üzerine karabiber serpiştirin ve hemen tüketin.

Kaynak: pembenar.com

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Astım ve alerjiye karşı bezelye yiyin…!

11870784_488746651291952_6199489682347529282_n[2]

Bezelye, içeriğindeki zengin folat ve çinko sayesinde astım ve alerji sorunlarını azaltıyor.

Astım ve alerjiye karşı bezelye yiyin
Yüksek kaliteli protein, doğal diyet lifi ve faydalı nişasta bakımından güçlü bir besin kaynağı olan kuru bezelye, içeriğindeki çinko sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Aynı zamanda astım ve alerjinin etkilerini azaltmaya da yardımcı oluyor.

İHA’nın haberine göre, tahıl tanelerindeki protein miktarının iki katına sahip olan kuru bezelyenin 1/4 su bardağında şaşırtıcı şekilde 8 gram yüksek kaliteli, düşük yağlı ve tamamen bitkisel protein bulunuyor. Lisin açısından da zengin olan kuru bezelye ve bezelye unu, tahıl tanesindeki proteinleri tamamlayan bir amino asit dengesine sahip. Bezelyenin protein miktarı ve kalitesi bunun dünya genelindeki açlıkla mücadele programlarında hatırı sayılır bir ürün olmasını sağlıyor. Bu durum ayrıca, bezelye ununu ve bezelye proteini izolatlarını, günümüzde talep edilen protein açısından zenginleştirilmiş unlu ürün ve atıştırmalıklarda kullanıma son derece uygun kılıyor.

Düşük bir glisemik endekse (GE) sahip olan kuru bezelye kompleks ve yavaş sindirilen nişasta ve karbonhidrat öğünleri kan şekerindeki sert artışları da önlüyor.

Folat ve çinko yönünden oldukça zengin
Bezelye, hem folat hem de çinko açısından doğal bir kaynak. 1 su bardağında yaklaşık 125 mcg folat bulunan bezelye, bu sayede tavsiye edilen günlük folat miktarının yüzde 37’sini karşılıyor. Folat zenginleştirmesi doğum kusurlarının önlenmesindeki önemli rolü nedeni ile artık ABD’de ekmek dahil olmak üzere pek çok unlu ürün için bir zorunluluk haline getirildi.

Folat tüketimi astım ve alerji sorunlarını azaltıyor
Yapılan yeni bir araştırmanın sonucu, folat tüketiminin astım ve alerji sorunlarını azaltabileceğini gösteriyor. Bilimsel veriler, çinkonun hastalığa direnç ve bağışıklık konusundaki önemli rolünü vurgulamaya devam ediyor. Kuru bezelye unu gibi bakliyatlar, hem folat hem de çinko zenginleştirmesi açısından “doğal” bir seçenek teşkil ediyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Boş Mideye Sarımsak Yemek Neden Yararlıdır?

garlic-01[1]

Boş mideyle sarımsak yemek hakkında pek çok farklı görüş var. Pek çok kişi bunun işe yaramayan bir kocakarı tarifi olduğunu söylese de, aslında çeşitli hastalıkları tedavi etmek hatta önlemek için çok faydalıdır.
” sarımsağı kürdanla delip yutun ”
Mideniz Boşken Sarımsak Yemek Neden Yararlıdır?
Sarımsağın, mideniz boşken yediğinizde çok güçlü doğal bir antibiyotik olduğunu gösteren pek çok çalışma var. Hatta eğer kahvaltınızı yapmadan önce yerseniz çok daha etkili olacaktır, çünkü açığa çıkmış bakterilerin kendilerini sarımsağa karşı korumaları mümkün olmayacaktır.
Yüksek tansiyondan şikayetçi pek çok kişi, sarımsağın onlara iyi geldiğini bilirler. Sarımsak dolaşım sistemine iyi gelmesinin yanı sıra, karaciğer ve mesanenin de çalışmasına yardımcı olur. İshal gibi sindirim ve mide sorunlarına da iyi gelir. Boş mideye sarımsak yemenin sinir sorunlarına da iyi geldiğini söyleyenler vardır.
Ayrıca sarımsak pek çok mide sorununa da iyi gelir, sindirim ve iştahı tetikler. Ayrıca stresli olduğunuzda da, mide asidini önleyerek rahatlamanızı sağlar.
Sarımsağın şifalı özellikleri dünya çapında bilinmektedir. Bu yüzden şifalı yiyecekler arasında yerini almıştır.
Alternatif Bir İlaç Olarak Sarımsak
Sarımsak, alternatif tıpta bedeni arındırmak için kullanılan en güçlü yiyeceklerden birisidir. Bu alanda çalışan uzmanlar sarımsağın, parazit ve kurtları ortadan kaldırıp tifo, diyabet, depresyon ve bazı kanser türlerini önleyebileceğini söylüyorlar.
sarimsak-2
Sarımsak, sağlığınıza iyi gelecek çok önemli iki madde içermektedir: alisinin ve diallildisülfid
Sarımsağa alerjisi olanların dikkat etmesi gereken önemli iki şey var; sarımsağı çiğ yememelisiniz ve eğer cildinizde kabarma, ateş yükselmesi veya başağrısı gibi yan etkiler görürseniz, sarımsak yemeyi anında kesmelisiniz. Sarımsak tüketmenin HIV/AIDS ilacı alan kişilerde yan etkiler ortaya çıkmasına neden olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Bu nedenle, çok dikkatli olmalı ve sarımsak yemeye devam etmeden önce bu belirtilere dikkat etmelisiniz.
Eğer sarımsağın keskin kokusu sizin için dayanılmaz bir hal alır ve yemeye devam edemezseniz, bu yüzden onun sunduğu şifadan mahrum kalmanıza gerek yok. Hap şeklinde alabileceğiniz doğal takviyeleri kullanabilirsiniz.
Sarımsağın Diğer Faydaları
Solunum hastalıkları için sarımsak: tüberküloz, zatüre, soğuk algınlığı, bronşit, kronik bronşit, akciğer tıkanıklığı, astım ve boğmaca gibi hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde kullanılır.
Alıntı:

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »