Şekerin zararları…

 

1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.

2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.

3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.

4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.

5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.

6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.

7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.

8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.

9. Şeker böbreklere hasar verebilir.

10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.

11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.

12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.

13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.

14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.

15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.

16. Şeker gözleri bozabilir.

17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.

18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.

19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.

20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.

21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.

22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.

24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.

25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.

26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.

27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.

28. Şeker astıma sebep olabilir.

29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.

30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.

31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.

32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.

33. Şeker apendisite yol açabilir.

34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.

35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.

36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.

37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.

38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.

39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.

40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.

41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.

42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.

43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.

44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.

45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.

46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.

47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.

48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.

49. Şeker DNA yapısını bozabilir.

50. Şeker katarakta sebep olabilir.

51. Şeker amfizeme sebep olabilir.

52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.

53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.

54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.

55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.

56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.

57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.

58. Şeker pankreasa zarar verebilir.

59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.

60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.

61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.

62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.

63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır. 64. Şeker depresyona sebep olabilir. 65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir. 66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.

Şekerin gizli isimleri Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Şekerin vücudunuza zararları • Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor. • Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor. • Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor. • Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.

Her yerde “şeker” var Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.

Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkları n nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor

alıntı

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kokular bilincimizi değiştirmede en etkin araçtırlar…

554711_183835108435920_75804344_n[1]
 
 
Kokular ister bitkisel bir parfüm ya da güzel kokulu bir yağ, ister tütsü olsun fark etmeksizin #bilincimizi değiştirmede ve #meditasyon sırasında #ruhsal teması sağlamada en etkin araçtır. Kokular benzersiz özelliklerine göre çevrenin ve kişinin titreşim frekansını değiştirirler. Ruhsal rehberler için çok çekici olabilirler. Ayrıca çevremizdeki rehberlerin etkinliklerine dair içsel algımızı güçlendirirler.
#Gül
Bu koku, sevgi ve neşeyle ilgili ruhsal rehberleri bize çeker. Psişik yeteneği arttırma ve kehanet konularında yardımcı olacak rehberlerle çalışmak isteyenler tarafından ruhsal meditasyonlar sırasında kullanılabilir.
#Elma Çiçeği
Bu koku, doğa ruhlarıyla temasa geçmede çok faydalıdır. Özellikle kendileriyle efsanevî imgeler aracılığıyla çalışacak rehberleri çağıranlar için etkilidir. Boynuzlu At’ı çeken bir kokudur.
#Karanfil
Karanfil ruhsal özellikle bedensiz varlıklara karşı koruma sağlayan bir kokudur. Elizabeth döneminde bu koku hayaletlerle karşılaşmayı önlemek için kullanılırdı.
#Papatya
Bu koku, Arabistan ve Mısır’la ilişkili mezheplere çekici gelir. Doğa Krallığı’na uyum sağlamanızda yardımı dokunabilir. Aura’yı dengeler ve böylece ruh algısı güçlenir.
Günlük bu koku, aura ve çevre için arındırmadır. Yüksek titreşimi, istenmeyen ya da düşük seviyeli ruhların gelmesini önler. Koruyucudur, arındırıcıdır ve algıyı açar.
Gardenya
Bu koku, özellikle doğa ruhlarını kendisine çeker. Birçok düzeydeki ruhsal âlemlerle iletişimi, telepatiyi güçlendirir. İyi ruhları çağırma ritüellerinde kullanılabilir.
#Lavanta
Bu, stresi azaltan ve farklı bilinç hallerine girmeye yardım eden bir bitkidir. Eskiden hayaletleri görmek isteyen ve bilinçli farkındalığı tetiklemek isteyen kişiler tarafından yanlarında taşınırdı. Vizyon genişletici bir etkisi vardır. Çok çeşitli mezheplerle bağlantıya geçmek için kullanılabilir.
#Limon
Limon, iyi ruhları çeken bir kokudur. Eski zamanlarda medyumlar tarafından yüksek titreşim ve üst düzey ruhsal rehberleri çağırmak için sık sık kullanılırdı.
#Leylak
Leylak, ruhsal âlemlerle temasa geçmede en yararlı kokulardan biridir. Süptil âlemlerin fiziksel vizyonlarını uyarmada faydalıdır. Bireye iyi ruhların çekilim duymasını sağlar. Bazı peri mezhepleri için çok çekicidir. Perili evleri temizlemede kullanılabilir. Medyumluğun üst düzeylerini tetikler.
#Biberiye
Bu baharat ve kokusu Elf Krallığı’nda kutsaldır. İngiltere’de noel zamanı elflere ve diğer iyi ruhlara gelecek yıl yardımlarını esirgememeleri için bir hediye olarak sunulurdu. Günümüzde de kullanılmaktadır. Enerjisi çok koruyucudur. Kişiyi negatif varlıklara karşı korur. Banyoda yağ olarak kullanıldığında Ruh Krallığına karşı bedeninizin duyarlığını arttırır.
#Menekşe
Menekşe, periler kraliçesinin çiçeğidir. Bütün doğa ruhlarını kendisine çektiği gibi onlarla daha fazla telepati ve iletişim imkânı sağlar. Meditasyondan önce alnın bir damla kadar yağlanması ruhlara dair farkındalığımızı arttırır.
#Salkım
Bu koku gizli güçlere inanan kimseler, metafizikçiler ve şifacılar tarafından iyi ruhları ve kişisel durumlarıyla ilgili belirli rehberleri çekmek için kullanılır. Yaratıcı esin kaynağı olarak size hizmet edecek ve şifa enerjisi geliştirmede yardımcı olacak rehberleri size yaklaştırır.
Baharatlar ve kokularla ilgili daha geniş bir çalışma, ruhsal rehberleri cezp etmedeki yetenekleri hakkında çok daha fazla bilgi sağlayacaktır. Kokular, yalnızca mükemmel sağaltıcı kaynaklar olarak algılanmamalıdır. Aynı zamanda ruhsal gelişim ve yüksek farkındalığa ulaşmada etkin bir rol oynamaktadırlar.
Ruhsal Rehberler, Ted Andrews, Kozmik Kitaplar-2005.
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çakralarımızı Düşüncelerimizle Dengeleme

kariyer_testi_th[1]

 #KÖK #ÇAKRA:
Kök çakra güven ve güvensizlik ile ilgili düşüncelerden etkilenir. Yaşamınıza ve yaşamınızdaki insanlara güvenle yaklaştığınızda olumlu etkileşimler çakranızın düzenli çalışmasına yardım eder. Güven sorunu ise kök çakrayı bloke edecektir.
Yaşamınızda bazı zorluklarla karşılaştığınızda bu zorluklara bakış açınız da kök çakrayı oldukça önemli ölçüde etkiler. Eğer zorluklara karşı esnek ve sorunları aşabileceğinize dair güçlü bir inançla bakıyorsanız kök çakra bundan olumlu olarak etkilenirken “ben bu sorunu aşamam, elimden bir şey gelmez” inancınız
kök çakranızı bloke edecektir.
Kök çakranızın olumlu çalışmasına en büyük katkıyı sağlayacak düşüncelerden biri de dünyayı eviniz gibi görmeniz ve evrensel kardeşlik duyguları taşımanızdır.
Toprak ana kavramı buna en uygun tanımlardan biridir.
Yaşamımızı devam ettireceğimiz besinlerin yetiştiği, tüm insanlığa hizmet eden ve ayrım yapmayan toprak bir anne figürüne çok yakındır. Beslenmek ve barınmak insanın en temel ihtiyaçlarıdır ve her ikisi de toprakla bağlantılıdır.
Dünyanın hepimizin evi olduğu ve hepimizin bu evde birlikte yaşayan bir aile olduğu inancını yaşam felsefesinin bir parçası yapmış bir insanın kök çakrayı bundan oldukça olumlu olarak etkilenecektir.

#SAKRAL #ÇAKRA:
Zihinsel olarak kendinizi çeşitli kalıplarla sınırlamamanız ve önyargılardan arınmanız sakral çakranızın çalışmasını olumlu olarak etkileyecektir. Zihinsel olarak keskin görüşlere sahip olmayan, esnek düşünebilen ve olaylara önyargısız yaklaşan insanların sakral çakraları çok daha pozitif bir durumdadır.
Sakral Çakranın direk cinsellikle ilgili olduğunu düşünürsek cinsel olarak saplantılı düşüncelere ve duygulara sahip olmamızda sakral çakranızın olumsuz olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır. Eşinizle aranızdaki cinsel ilişkinin tatmin ediciliği nasıl sakral çakrayı olumlu etkiliyorsa cinselliğe bakış acınızın dengeli olması da sakral çakranızı olumlu olarak etkileyecektir.
Yaşamı doğal akışında algılamanız ve ilerlemekten, değişimden korkmamanız da sakral çakranın dengeli çalışması acısından çok önemlidir. Önüne sürekli set çeken, yeni yaşam deneyimlerinden korkan ve ne olursa olsun durumunu muhafaza etmeye çalışan insanların sakral çakralarında çeşitli blokajlar ve sorunlar oluşacaktır. Yaşamı geldiği gibi yaşamak ve gelecekle ilgili endişelerden yâda abartılı beklentilerden kaçınmak sakral çakranın dengesi açısından önemli olacaktır.

#SOLAR #PLEKSUS #ÇAKRA:
İrademizi ne şekilde kullandığımız ve amaçlarımıza ulaşmaktaki yöntemlerimiz
solar pleksus çakrayı oldukça önemli bir biçimde etkiler.
İrademize hâkim olmamamız ve düşüncelerimizle eylemlerimizin farklı olması
bu çakranın düzgün çalışmasının önündeki en önemli engellerden biridir.
Ayrıca yaşam amaçlarımızı doğru tespit edememiş olmak ve kendimize bir rota çizmeden günübirlik yaşıyor olmamız da solar pleksus çakrayı bloke eden bir diğer etkendir. Otoriteyle olan ilişkilerimizin dengesizliği, aşırı boyun eğen yâda isyan eden yaklaşımlar solar pleksus çakramızın çalışma düzenini olumsuz olarak etkileyecektir. Bir birey olarak değerli olduğumuzu bilmek, toplumsal yaşamın dışında kendimize ait bireysel kimliğimizi benimsemek, kendi değer yargılarımıza ve yaşam felsefemize uygun bir yaşam biçimi oluşturmak, standartlarımızı belirlemek ve bunlara uymak solar pleksus çakrayı dengeli çalışmasındaki en önemli öğeler olacaktır. Ayrıca sorumluluklarımızı ne ölçüde kabullendiğimiz ve zevkle yerine getirdiğimiz de bu çakramızı derinden etkilemektedir.
Sorumluluklarımızı yerine getiriyor bile olsak eğer bunu isteksizce ve sevmeden yapıyorsak solar pleksus çakrayı çok olumsuz olarak etkileyecektir.
Önemli olan bir birey olarak varlığımızı doyumlu ve sevgiyle devam ettirebilmemizdir.
Sevgi ve duygusal tatmin yoksa solar pleksus çakranın bloke olması kaçınılmazdır.
Toplum içindeki yaklaşımlarımız, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve dışarıya nasıl yansıttığımız, hedeflerimizi belirledikten sonra buna uygun hareket edip edemediğimiz ve içsel isteklerimizle dışsal yasam biçimimizin uyumu bu çakranın çalışma şeklinin belirlenmesinde esastır.
Solar pleksus çakrayı en çok etkileyen düşünceler içsel durumuzla dışsal koşullarımızın uyumuyla ilgilidir. Kendimizi birey olarak ne ölçüde benimsediğimiz,
özsaygımız, toplumsal ilişkilerimiz ve iradi kararlarımıza uygun bir yasam sürdürme çabamız bu çakramızın olumlu olarak çalışmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.

#KALP #ÇAKRASI:
Kalp çakrasını en fazla etkileyen şey sevgi anlayışımız ve diğer insanlarla sevgi alışverişimizdir. Sevgi kavramına bakış açımız ya da sevgiyi yaşama şeklimiz
“eğer” ya da “çünkü” türü bir anlayışsa kalp çakramız önemli ölçüde bloke olacaktır.
“Eğer benim dediklerimi yaparsan seni severim” ya da “Seni seviyorum çünkü bana karşı çok hoşgörülüsün” tarzı bir sevgi türü kalp çakrasının olumlu olarak çalışmasına bir katkıda bulunmadığı gibi tam tersi bir etki yapacaktır.
Ancak “RAĞMEN” türü bir sevgi anlayışı kalp çakrasına olumlu etki yapacaktır.
“Seni çok sinirli olmana rağmen seviyorum”,
” Seni beni anlamamana rağmen seviyorum” yaklaşımı kalp çakrası için en doğru sevgi turudur. Evrensel olarak tüm insanların bir bütün olduğunu anlamak ve
evrensel sevgi kavramı içinde yaşamak kalp çakrasının en önemli besinidir.
Affetmek de kalp çakrasının dengeli çalışması için oldukça önemli olan bir kavramdır. Affetmeyi bilmek ve gerçekten affedebilmek insanın üzerindeki negatif enerji yükünü alan ve hatta hücrelerini bile yenileyen duygudur. Başkalarını affetmek kadar kendimizi de affetmek çok önemlidir. Geçmişteki hatalarımız, kendimizi yargıladığımız bazen de artık düşünmek istemediğimiz ancak içimize bir yerlere gömdüğümüz suçluluk duygularını sürekli içimizde taşımamız; hastalıklara yol açan en önemli etkenlerden biridir.
Kalp çakrasının bağışıklık sistemiyle ilgili olduğunu düşünürsek kendimizi ve başkalarını sevgiyle affetmenin hastalıklara karşı direncimizi nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabiliriz. Bencillik duygularından arınmanız ve kendimizi başka insanlarında yerine koyarak düşünebilmemiz kalp çakramızı olumlu olarak etkileyen bir diğer unsur olacaktır.
Karşılıksız sevgi hisleri, fedakârlık ve hoşgörülü olmak kalp çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak bu duyguları içten ve doğal yaşamak, hissetmek gereklidir. İnsanın kalbinden gelen sevgi, merhamet, ilgi, anlayış, affetmek duyguları nasıl kalp çakrasının çalışmasına olumlu etki yapıyorsa kızgınlık, nefret, öfkeyi içinde saklama gibi duygular da kalp çakrasının çalışmasını olumsuz olarak etkiler ve bloke eder.
#BOĞAZ #ÇAKRASI:
Boğaz çakrasını en fazla etkileyen düşünce biçimi dürüstlüktür.
Dürüstlük sadece doğru konuşma, yalan söylememe olarak algılanmamalıdır.
Elbette yalan söylemekten kaçınmak boğaz çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak kişinin kendine karsı dürüst olması da en az başkalarına karşı dürüst olması kadar önemlidir.
Gerçekten istediğimiz gibi bir hayat mı yaşıyoruz?
Bundan sonra ne yapmak istiyoruz?
Kendimizi gerçekten bağışladık mı?
Gerçekten ona kızgın mıyız?
Bu ve bunun gibi birçok soruya çoğu zaman cevaplar vermekten kaçınırız ya da kendimizi kandırırız.
Belki yaşam koşullarımız istediğimiz gibi olmayabilir ve şu anda bunu değiştirmek için elimizden bir şeyin gelmeyeceğine inanabiliriz. Ama bunu kabul etmek yerine
ben hayatımdan memnunum, ne yapalım buda fena değil demek bize çok daha fazla zarar verecektir.
Oysa “ben bu durumdan memnun değilim, aslında şunları istiyorum ve bundan sonra bu durumu değiştirmek için yaşamımda elimden geldiğince değişimler yapacağım” şeklinde bir düşünce boğaz çakramızın dengeli çalışması için çok önemli olacaktır.
Boğaz çakrasını olumsuz olarak etkileyen bir diğer düşünce biçimi gerçek düşüncelerimizi ve duygularımızı açıklamaktan kaçınmamızdır. Bu kendimize verdiğimiz değerle ve özsaygımızla yakından ilişkilidir.
Hayır demeyi bilmemek, kimseyi kırmamak için herkese iyi davranmaya çalışmak ve söylemek istediklerimizi içimize atmak boğaz çakramızın çalışma düzenine zarar veren diğer ve en önemli tutumlardır.
Boğaz çakrasını olumlu olarak etkileyen düşünce biçimde özsaygıyı, duygularını ve düşüncelerini ifade etmek konusundaki kararlılığı ve soruyla iletişimlerimizdeki dengeyi gösterebiliriz.

#ALIN #ÇAKRASI:
İçimizden bazen bir ses gelir ve bize hayır yanılıyorsun doğru olan bu değil der.
Ancak biz bu sesi bir an için duyar sonra aklımızın bize söylediğini yapmayı tercih ederiz. Bu ses ciddiye alınmadıkça kısılır ve sonunda duyulamayacak kadar az çıkmaya başlar.
Bu ses bizim yüksek benliğimizin sesidir ve kendini ifade etme şekli de sezgilerdir.
Yüksek benliğimiz bizimle sezgisel olarak konuşur ve oldukça kırılgandır.
Onu dinlememek ya da anlamaya çalışmadan sadece mantığımıza güvenmek bir süre sonra susmasına neden olacaktır.
Alın Çakramız yüksek benliğimizle irtibatımızın sağlandığı ve sezgilerimizin kaynağının bulunduğu merkezdir. Bu çakranın düzgün ve dengeli çalışması içimizden gelen bu sese kulak vermemiz ve ona güvenmemizle mümkün olacaktır.
Sezgilerimizi takip ettiğimiz ve onlara değer verdiğimiz sürece yüksek benliğimizin sesi daha çok çıkar ve artık onunla bağlantı kurup istediğimiz cevabı almamız çok kolaylaşır. Zihinsel olarak esnek olmak ve kalıpsal düşüncelerden kurtulmakta alın çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde yardım edecektir.
Sadece maddeye dayalı bir yaşam biçimi ve ruhsal yaşamı reddetme alın çakramızı bloke ederken ruhsal olarak da bizi besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmamız alın çakramızın olumlu olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır.

#TEPE #ÇAKRASI:
Kendimizi evrenin merkezinde görmemiz ve evrene sadece kendi bakış acımızdan anlamlar yüklememiz tepe çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde engel olacaktır. Bir Yaratıcı inancı ve Yaradan’a teslimiyet düşüncesiyle sorunlarımızı sıkıntılarımızı üzerimizde taşımamız yerine Yaradan’a havale etmemiz tepe çakramızın dengeli ve düzenli çalışmasını sağlayacaktır.
Evrensel enerjiyi aldığımız yer olan tepe çakrayı yaşamımızdaki dengelerle de ilgilidir. Yaşamımızı belli sınırlarla kapatmamız ve gerçek potansiyelimizin farkında olmamamız bu çakrada çeşitli sorunların çıkmasının başka bir nedenidir.
Yaşama açık, canlı ve en önemlisi umudunu asla kaybetmeyen bir bilinçle hayatımızı idame ettirmemiz bize yepyeni pozitif enerjiler verecek ve tepe çakramızın, ona bağlı olarak diğer çakralarımızın da dengeli çalışmasına yardım edecektir. Umut kavramı tepe çakra için oldukça önemlidir.
Her zaman umudunu içinde taşıyan ve canlı tutan insanların tepe çakraların çok daha sağlıklı çalışmaktadır. Artık her şey bitti hiç umut yok şeklinde bir düşünce kalıbına sıkışan ve bunu kalbiyle de onaylayan bir insanın tepe çakrası bloke olur
ve bu blokaj tüm çakralara olumsuz yansıyarak o kişinin evrensel yaşam enerjisi ile arasındaki bağları zayıflatır. Bu durum uzun bir süre devam ederse kişi için artık gerçekten hiç umut kalmaz.
Ölümcül hastalıkları yenen ya da onlara yenilen insanların arasındaki en önemli fark da budur. Biri umudunu asla kaybetmezken diğeri kaybetmiş ve hastalığına yenilmiştir.
Evreni bir bütün olarak görmek ve kendimizin de bu bütünün çok değerli bir parçası olduğunu bilmek tepe çakranın dengeli çalışması acısında çok önemli olacaktır.
Her birimiz evrende tekiz ve çok önemliyiz. Ancak evrendeki diğer tüm canlılarda bizim gibi tek ve çok önemli. Kendi değerimizin algılanmasını istiyorsak önce başka canlıların değerini algılamalı ve onları takdir etmeliyiz. Yaşamda bir amaç sahibi olmamız ve amacımızın sadece bizi ya da ailemizi değil tüm insanlığın faydasını içermesi de bu çakranın çalışma şekli açısından çok önemlidir.
Bencil ve diğer insanlar için zararlı olabilecek amaç ya da eylemler bu çakranın çalışma dengesine önemli ölçüde zarar verirken evrensel sevgiye dayalı, herkesin iyiliği gözetilerek tasarlanmış amaçlar ya da eylemler tepe çakrasının çalışmasına olumlu olarak etki yapacaktır.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bağırsak-Beyin İlişkisi ve Psikoloji Sendromları

GAPS
​Bağırsak ve Psikoloji Sendromu
İçin Doğal Tedavi Yöntemi 

Bağırsak-Beyin İlişkisi ve Psikoloji Sendromları

1c3d8a98e8e0c05663ade12497f40da9[1]2f63bb51ffb9eb34407ad323312e1104[1]998071f09400b7487669487fc6a1044b[1]
 
 

 

 

Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası ​nedeniyle; toksinler, ağır metaller, katkı maddeleri, iyi sindirilemeyen besinler, bağırsak duvarından kana ve kan yoluyla beyne gider.

Bu yüzden toksinlenen beyin; ​otistik, şizofrenik, epilepsik, depresif, hiperaktif, disleksik, manik vb. semptomlar gösterir.
 

“GAPS’lı (Bağırsak ve Psikoloji Sendromlu) çocuk ve yetişkinlerde, bazen çok şiddetli şekillerde sindirim problemleri vardır. Çeşitli derecelerde kolik, şişkinlik, gaz, ishal, kabızlık, yemek yeme güçlükleri ve yetersiz beslenme; otizm, şizofreni ve diğer GAPS hastalıklarının tipik birer parçasıdır. Aynı şekil​de GAPS’lı çocuğunun normal dışkı yaptığını söyleyen ebeveyn neredeyse yoktur. Yüzlerce otistik çocukla çalışan Dr.Wakefield ve ekibinin bulguları yanısıra, dünya genelinde klinik gözlemleriyle otistik çocuklarda şiddeti kişiye göre değişen sindirim bozuklukları olduğunu destekleyen pek çok doktor var. Şizofreniyi, çölyak gibi sindirim anormallikleriyle ilişkilendiren C. Dohan, R. Cade, K. Rachelt, A. Hoffer, C. Pfeiffer ve başka doktor ve bilim insanları; şizofrenide de bir bağırsak-beyin bağlantısı olduğunu çok ciddi bilimsel bulgularla kanıtladılar. Otizm ve şizofreni dışında; DEHB, disleksi, dispraksi, epilepsi, bipolar bozukluk gibi neredeyse bütün GAPS hastalarının da farklı derecelerde sindirim problemleri yaşadığı biliniyor. Soru şu: Neden GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin sindirim sistemi bu durumda? Bunun, akıl sağlıklarıyla ne ilgisi var?

 
 

Modern tıp, biz insanları farklı sistemlere ve alanlara böldü: kardiyovasküler sistem, sindirim sistemi, sinir sistemi, vb. Bu bölümlere göre her biri insan vücudunun belirli parçalarıyla ilgilenen farklı tıp uzmanlıkları yaratıldı: kardiyoloji, gastroenteroloji, jinekoloji, nöroloji, psikiyatri, vb. Böyle olmasının bir sebebi var. Yıllar içinde tıp bilimiyle ilgili biriken devasa miktarda bilgi var. Dünyada hiçbir doktor hepsini detaylarıyla bilemez. Uzmanlaşmak doktorların belirli bir ilgi alanına odaklanmasını, o alana iyice hâkim olup konularında ustalaşmalarını sağlar.

Ancak doktorlar, uzmanlıklara ayrılarak çalışılmaya başladığından beri bir sorunun farkındalar. Bir alanda uzmanlaşan doktorlar, en iyi bildikleri organları incelemeye eğilimli oluyor, vücudun geri kalanını göz ardı ediyorlar. Her organın vücudun geri kalanıyla birlikte var olduğu ve işbirliği içinde çalıştığı unutuluyor. Her bir sistemin, organın, dokunun ve hatta hücrenin diğerine bağlı olduğu, birbirini etkilediği ve birbiriyle iletişim kurduğu vücudumuz bir bütün olarak yaşar ve çalışır. Hiçbir organ, vücudun geri kalanını hesaba katmadan bırakın tedavi edilmeyi, muayene bile edilmemelidir.

Tıbbın özellikle bir alanı, ilgili organı vücudun geri kalanından ayırarak inceler. Bu alan, psikiyatridir. Akıl sağlığıyla ilgili sorunlar; genetik, çocukluk deneyimleri, psikolojik etkilenimler gibi pek çok açıdan incelenir. Hesaba katılacak son yer hastanın sindirim sistemidir. Modern psikiyatri sindirim sistemini hiç hesaba katmaz. Oysa tıp tarihinde, psikiyatrik hastalıkların sadece bağırsağın “temizlenmesiyle” iyileştirildiğine dair yeterince örnek bulunuyor. Ünlü Japon Profesör Kazudzo Nishi, psikiyatrik vakaların en azından onda birinin, bağırsağın kendi kendini toksinlemesinden kaynaklandığını düşünüyordu.

Psikiyatri hastalarının büyük çoğunluğu sindirim sorunları da yaşar; ancak bunlar genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir. Bağırsak-beyin ilişkisi, çoğu günümüz doktorunun nedense anlayamadığı bir ilişkidir. Milyonlarca antidepresan, uyku hapı ve hastaların beyinlerine etki etmesi için sindirim sistemlerine aldıkları daha bir sürü ilaç reçete etmelerine rağmen, sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantıyı hala göremiyorlar. Alkolün beynimizi nasıl etkilediğini herkes bilir. Alkollü içecekleri nasıl tüketiriz? Elbette içerek ve sindirim sistemimize göndererek. Ama beyinlerimizi etkileyen toksik maddeleri tüketmemiz gerekmez. Sindirim sistemimizde bazı mikropların bulunması, kendi vücudumuzda sürekli bir toksisite kaynağına sahip olmamız için yeterlidir.  Bir önceki bölümde söylediğimiz gibi, GAPS’lı bir kişinin sindirim sistemi, vücudun ana toksisite kaynağı haline gelir. GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin anormal bağırsak floraları, bilinmeyen sayıda çeşitli nörotoksinler üretir. Bu toksinler hasarlı bağırsak duvarından kana geçerler ve böylece beyne ulaşırlar. Hangi toksinlerin bir araya geldiği kişiye özeldir. Bu yüzden her GAPS hastası birbirinden çok farklıdır. Söylediğim gibi, anormal floranın ürettiği toksinlerin sayısı bilinemez. Yine de GAPS’lı çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülen bazı nörotoksinler hakkında elle tutulur bir bilgiye sahibiz. Bu toksinler herhangi bir kişiyi akıl hastası yapabilir. Geçen bölümde bazılarına göz atmıştık. Ne yazık ki incelenecek daha çok hastalık var.

 
 

Etanol ve asetaldehid:
Otizm, DEHB, şizofreni, disleksi, dispraksi ve diğer psikolojik problemler söz konusu olduğunda alkolizm genellikle akla gelmez. Ama aralarında ciddi bir ilişki vardır. GAPS hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patolojik vücut florasının aşırı çoğaldığını biliyoruz. Bu patojenlerin bir grubu da neredeyse istisnasız olarak, aralarında Candida türlerinin de bulunduğu mayalardır. Mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenir. Şeker, karbonhidratların sindirilmesiyle açığa çıkar. Bu biyokimyasal süreçte Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide çevirirler.  Alkol ve yan ürünlerinin moleküler ağırlığı düşüktür. Bu sayede vücuttaki bariyerleri kolaylıkla geçerler. Kana kolayca karışır, plasentayı geçerek anne karnındaki bir cenine rahatça ulaşabilirler. Hamilelik, bağışıklığın doğal olarak baskılandığı bir süreçtir. Bir kadının vücudunda hali hazırda Candida artışı varsa, hamilelik durumu daha da kötüleştirir. Alkolün özellikle de çocuklar için toksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Çok az miktarlarda da olsa, sürekli alkol alımından etkilenmeyecek bir organ yoktur.

Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksiği olarak bilinir. Bu kimyasalın en yıkıcı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Büyük oranda proteinlerden meydana geliriz. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda bulunan sayısız ve çeşitli aktif madde proteindir. Yapıları asetaldehidle değiştiğinde, fonksiyonlarını gereğince yerine getiremezler.  Alkol ve asetaldehid, vücutta pek çok temel besini işe yaramaz hale getirir. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitamininin işlevsel eksikliğine yol açar. İşlevsel eksiklik nedir?
Kişi, besinlerden yeterince B6 vitamini alabilir ama asetaldehid, bu vitaminin proteinler üzerindeki çalışma alanını işgal ederek işini yapmasına engel olur. Böylece vitamin vücutta amaçsızca dolaştıktan sonra dışarı atılır. Bu durum sadece B6 vitamini değil, işlevini yerine getirmek için proteinlere bağlanması gereken daha birçok maddenin başına da gelir.

GAPS hastalarında bir başka yaygın işlevsel eksiklik, tiroit yetmezliğidir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edilmiştir. Sonuç olarak kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, cansızlık, yorgunluk, kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklığın zayıflaması, vb. görülür.

​Glüten ve kazeindeki opiatlar:

Afyon, morfin, eroin gibi madde bağımlılarının yaygın olarak kullandığı uyuşturuculara, opiatlar denir. Peki, bunların GAPS’lı çocuklar ve yetişkinlerle ne ilgisi vardır? Glüten tahıllarda; en çok da buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan bir proteindir. Kazein; inek, keçi, koyun, insan sütlerinde, diğer sütlerde ve süt ürünlerinde bulunan süt proteinidir. GAPS’lı hastalarda bu proteinler gerektiği gibi sindirilemez ve kimyasal yapıları morfin, eroin gibi opiatlara benzeyen maddelere dönüşür. Şizofreni, otizm, DEHB, doğum sonrası psikoz, epilepsi, Down sendromu, depresyon ve romatizmalı atardamar yangısı gibi bazı otoimmün hastalıklarda, hastaların idrarlarında glütenomorfin ve kazomorfin adı verilen glüten ve kazein peptitlere rastlanır. Tahıllarda ve sütte bulunan bu opiatların kan-beyin bariyerini geçip tıpkı morfin veya eroin gibi beynin bazı bölgelerinin işlevini engellediği düşünülüyor. GAPS’lı bağırsakta, kötü sindirim ve kötü emilim tablosu ortaya çıkar. Bu esnada patojen bakteriler, mantar ve virüsler bağırsak duvarına zarar vererek; kazomorfin, gliadomorfin gibi kötü sindirilmiş proteinlerin ve diğer maddelerin kana karışmasına ve beyne gitmesine izin verirler.

Glütenomorfin ve kazomorfinler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda Glütensiz ve Kazeinsiz Diyet (GKD) geliştirildi. Bazı otistik çocuklarda bu diyet sayesinde ciddi gelişmeler kaydediliyor. Ancak çoğu çocukta bir etkisi olmuyor. Çünkü GAP sendromu, glütenomorfinler ve kazomorfinlerden çok daha fazla bileşen içeriyor. Bu yüzden hastaların çoğu diyet uygularken GAPS’ı diğer pek çok açıdan da ele almalı.
Diğer toksinler:
Önceki bölümde Clostridia ailesi ve toksinlerinden bahsetmiştik. Bu ailenin üyeleri oksijensiz ortamda yaşadığı için incelenmeleri çok zordur. Ancak Dr. William Shaw, Clostridia’ya karşı geliştirilen ilaçlarla ciddi ilerleme kaydeden otistik çocukları kitabında detaylarıyla ele almış. Ne yazık ki bu çocuklar ilaç kesilir kesilmez yine otizme geri dönüyorlar. Geçen bölümde bahsettiğimiz gibi Clostridia ve bağırsaktaki diğer patojenlerle başa çıkmanın en iyi yolu, sağlıklı bir bağırsak florası oluşturmak ve yararlı bakteriler sayesinde doğal yollardan kontrol sağlamaktır. Otistik çocuklarda, biyokimya alanında çalışan Dr. Alan Friedman tarafından başka korkutucu toksik maddeler de bulundu. Deltorfin ve delmorfin adlı bu kimyasallar ilk kez Güney Amerika’da, zehirli bir kurbağa türünün derisinde keşfedildi. Yerliler, düşmanlarını felç etmek için oklarının ucunu bu kurbağanın salgıladığı mukusa batırıyorlardı. Deltorfin ve delmorfin, son derece güçlü nörotoksinlerdir. Dr.Friedman bu toksinleri kurbağanın değil, kurbağanın derisinde yaşayan mantarların ürettiğini düşünüyordu. Bu mantarların otistik çocukların bağırsaklarında ortaya çıkması mümkündür. Gelecekteki araştırmaların bu konuyu açıklığa kavuşturacağını umuyoruz. GAPS hastalarında başka bir dizi güçlü toksin daha tespit edildi ve araştırıldı. Bu kitapta bunların hepsini inceleyemeyiz. Ama bilmemiz gereken önemli nokta, GAPS’lı çocukların ve yetişkinlerin oldukça toksik bireyler olduğudur. Bu toksisite sindirim sistemlerinden kaynaklanır. Bu yüzden tedavi için her şeyden önce kişinin sindirim sistemine odaklanmalıyız. Sindirim sistemindeki problemler ortadan kalkmasıyla,  psikoloji sendromları da ortadan kalkacaktır.

 

Kaynak: “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu için Doğal Tedavi Yöntemi” kitabı;
Yazar: Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride,

alıntı

…ve insan uyuyan bir zihne sahip olmanın gerçekte ne demek olduğunu anlasa tek bir ânını uykuda geçirir miydi?

imagesCA08ESJ5

 

 

Acaba anlamsız savaşlarda savaşan askerler, kendilerine gerçekte niçin savaştıkları söylense savaşırlar mıydı? İnsanlar kötü bir sözün ya da kötü bir düşüncenin gerçekte nelere yol açtığını bilseler düşüncelerinde ve sözlerinde halen bu kadar özensiz olabilirler miydi? Küçücük bir cömertliğin neler yaratabileceğini bilselerdi cömertlik yapmadan tek gün geçirebilirler miydi? Fikirlere ve inançlara yapışmanın maliyetini anlasalar fikirlerini ve inançlarını baş tacı yaparlar mıydı? Anlamı ve işlevi kavrasalardı biçime bu kadar özensiz yaklaşabilier miydi? Ölüm ânlarını ölmeden anımsasalar acaba tutundukları şeylere tutunur, yaptıkları şeyleri yapmayı sürdürürler miydi?

…ve insan uyuyan bir zihne sahip olmanın gerçekte ne demek olduğunu anlasa tek bir ânını uykuda geçirir miydi?

Cem Şen

Kullanmadığınız kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz…

Yare varmak hoştur amma, Yaren olmak başkadır başka

imagesCAG6QWYZ

 

Leyla sevmek hoştur amma
Mecnun olmak başkadır başka
Şarap içmek hoştur amma
Ayık olmak başkadır başka

Yare varmak hoştur amma
Yaren olmak başkadır başka
Ateş olmak hoştur amma
Yanık olmak başkadır başka

Talip olmak hoştur amma
Dengin bulmak başkadır başka
Aşık olmak hoştur amma
Sadık olmak başkadır başka

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER ZAMAN BİR ÇÖZÜM VARDIR…

YAŞAMA DÖRT ELLE SARILIN
Bazen yaşamdan korkarız
Hayatta baş edilecek bir çok şeyin olduğunu düşünüp bunalırız.Böyle anlarımızın olması çok normal,önemli olan bu duyguların sürekliliğidir.Bizler yaşam içinde birey olarak kendi koşullarımızda mücadeleler veriyoruz.Yaşamı, gidilmesi gereken bir yol olarak düşünürsek inişlerimizin ve çıkışlarımızın da olabilecegini virajlar dönebileceğimizi unutmamalıyız.Hiç birimizin elinde yol haritası yok.Önemli olan bu yolda giderken sakin ve ne yaptığımızı biliyor olmamız.İçinden çıkılamayan zorluk yoktur.Bizler asla çaresiz değiliz,tam tersine duygularımız bizim rehberimiz olmuştur.Aslında bu rehber içimizdeki bilge ses,
yol haritamızda bizim nasıl ilerliyeceğimizi söyler. Attığımız her adımda bizi bu ses uyarır.Yeter ki o sese kulak verelim.

Serap Özger

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendinizi yalnız ve çaresiz hissettiğiniz zaman bu duyguyu vücudunuzun hücrelerine de komut olarak verirsiniz..


Komutu alan hücreler yenilenmeyi durdurur..Ve hem yaşlanma sürecinizi hem de hastalıkların başlamasını hızlandırır.Tüm hücrelerimiz akıllıdır ve düşünce hepsinin efendisidir..Biz nasıl düşünür hissedersek vücudumuz ona itaat eder..
Böyle durumlarda sakin sessiz bir yere çekilin.Derin nefesler alın.
Elinizi göğsünüzün ortasına koyun..Sesli bir şekilde kendinize şöyle seslenin..ŞİMDİ ŞU ANDA SAKİN HUZURLU VE KENDİ MERKEZİMDEYİM .. SEVGİ BENİMLE ..HER ŞEYİN ÇÖZÜMÜ OLDUĞUNU BİLİYORUM..ŞİMDİ ŞU ANDA YENİ MUTLU DOSTLUKLARA KENDİMİ AÇIYORUM…VE EVRENİN ŞİFA DOLU ENERJİSİNİ KABUL EDİYORUM..ALDIĞIM ŞİFA ENERJİSİ İLE TÜM HÜCRELERİM HUZURA VE MUTLULUĞA AÇILIYOR..KENDİMİ BÖYLE KABUL EDİYOR VE ONAYLIYORUM…
Serap Özger

Ancora Impa ­ro” yani “Hala Öğreniyorum”

images[7]

Michelangelo’nun 87 yaşında söylediği çok değerli iki kelime var; “Ancora Impa ­ro” yani “Hala Öğreniyorum”

İlişkimizde Heyecan Yok Diyorsun…